ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian

DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
Verfügbare Informationen zu "ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian"

  • Qualität des Beitrags: 0 Sterne
  • Beteiligte Poster: dersim
  • Forum: DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
  • Forenbeschreibung: Dersim-Zaza Platformu
  • aus dem Unterforum: ERMENİ KAYNAKLARINDA ZAZALAR ve DERSİM
  • Antworten: 2
  • Forum gestartet am: Dienstag 05.12.2006
  • Sprache: türkisch
  • Link zum Originaltopic: ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian
  • Letzte Antwort: vor 14 Jahren, 9 Monaten, 31 Tagen, 15 Stunden, 41 Minuten
  • Alle Beiträge und Antworten zu "ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian"

    Re: ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian

    dersim -

    ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian


    ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ



    GARNIK ASATIRYAN çeviren: Murat BOCALYAN aktaran Sako Zulalyan

    Garnik Asatiryan'nın bu makalesi Türkçe olarak Rastiye Dergisi'nin 1992 yılında yayınlanan 7. sayısında gün ısığına çıkmıştır. G.S. Asatiryan -(G.S. Asatrian, nb)- Zaza diliyle ilgili çalısmalarının Türkçe'de toplu olarak kitapçık halinde yayınlanmasını o yıllar arzu etmesine rağmen, olanaksızlıklardan dolayı dileği maalesef bu güne dek gerçekleştirilemedi.

    Bu çalışmaların ilgili okuyucu kesimlere ulaşabilmesi, düzeyli ve olgun tartışmalara vesile olması dileğiyle Dersim Site'ye aktarıyoruz.

    İstemimiz dışındakı dizgi hatalarından dolayı arastırmacıdan ve ilgili okuyucudan şimdiden özür dileriz.

    Sako Zulalyan

    ....................................................................................................................................................................................................................



    ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ


    G.S. Asatrian


    Kürtler’in menşeiyle ilgili sorunların çözümü tarihlerinin ilk aşamasında işgal ettikleri toprakların (etnik arazinin) ve göç yollarının belirlenmesi büyük ölçüde tarihsel diyalektoloji ve dil tarihine bağlıdır(1). Bu nedenle de gerek uzman İranistlerin, gerekse (içte ve dısta) Kürt dilinin senkron gramerini inceleyen Kürt yazarların bu konulara gösterdikleri ilgi bir rastlantı değildir. Bunlara Kürt aydınlarının çeşitli temsilcilerini de eklemek gerekir.


    Kürt asıllı arastırıcı Z.A.Yusupova "Istoriko-filologiçeski jurnal" dergisinin 1990'da çıkan üçüncü sayısında yayımladığı "Kürt dilinin lehçeleri" başlıklı yazısında İranistlerin ezici çoğunluğunca ayrı diller olarak kabul edilen Zazaca ve Guranice'nin Kürt dilinin lehçeleri olduğunu ispalamaya çalısıyor. Şimdi, doğal olarak, kimileri: "Ne olmuş yani, haklı olmasa bile, bir yazarın kendi görüşünü açıklamaya hakkı yok mu?" diye sorabilirler. Ama sorunun özü şu ki, Yusupova bazı İran dillerini, uzun uzadıya düşünmeden, doğal olarak her hangi bir ciddi araştırma yapmadan, Kürt dilinin lehçeleri ilan ediyor. Bu durumda, haksız yere Kürtleştirilen halkların, özellikle ulusal bilinçlenme sürecinde bulunan ve ulusal birlik ve beraberlik için savaşım veren Zaza halkının tepki göstermesi doğaldır.


    Bilindiği üzere, Batı Avrupa'da oldukça kalabalık bir Zaza diasporası vardir, Zaza dilinde gazeteler, dergiler, brosürler çıkmakta ve bir çok edebiyat eseri basılmıstır. Zaza diasporası'nın bu çalışmalarına ve ürünlerine rağmen, Zaza diline bir lehçe demek, en hafif tabir ile kabalık olmaktadır.(2)


    Vaktiyle D.N.Mackenzie tarafından kaleme alınan bir eserde bu dillerin Kürtçeyle hiç ilişkisi olmadığı itiraza yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmıştı. Oysa Yusupova dünyaca ünlü Doğubilimci'nin savlarını çürütmek için yabancı yazarlardan Kürt asıllı T. Vehbi'nin (hemde bir albayın) ve Sovyet Kürdologlarından K.Kurdoyev, K.R Eyyubi, I.A.Smirnova, M.Khamoyan ve Z.A.Yusupova'nın (yani kendi şahsının) eserlerinden yararlanıyor. Ama, sorun şu ki, Smirnova dışında hepsi de Kürt olan bu araştırmacıların, incelenen konuda tarafsız olacaklarını düşünmek en azından saflık olurdu. Smirnova dışında Zaza dilinin, Kürtçe'nin bir lehçesi olduğunu savunan İranistler arasında Kürt asilli olmayan rastlıyamazsınız.(3)


    Yusupova'nın makalesinin bir özelliği de bilimsel değerlerini ya çoktan yitirmiş yada bizi ilgilendiren konuya ancak inter alia değinen eserlerden yararlanmış olmasıdır. Örneğın: V.A.Jukovski'nin tamamen baska bir konuyu, Gerçek İnsanlar Tarikatı'nı ele alan incelemesini, Yusupova sadece bu incelemede "Gurani Kürtleri" tabirine rastladiğindan dolayı kullanmış. V.F.Minorski'nin öğrencilik yillarında yazdığı "Kürtler" adlı kitabı da sık sık anımsamasının bir nedeni de bu olsa gerekir. Minorski bu eserni 1915 yılnda Lazaryan Doğu Dilleri Enstitüsünde okuduğu sırada İrana yaptığı bir yolculuktan sonra yayınlanmıştı. Oysa Zazalar’ın, Daylamit kavminin devamı olduklarını, F.Andreasa atfen(4) ilk vurgulayan Minorski'nin kendisi olmuştur. Bu da Yusupova'nın işine gelmiyor.


    Onun Zazalar’ın kendilerine verdikleri "Dimli" adının da "dun/nibuli"nin fonetik bir varyantı olduğu yolundaki iddiasının da aslı yok ve olamaz, çünkü bu kuzey İran'da yasayan ve 19. yüzyıl sonlarında Türkleşen bir Kürt aşiretinin adıdır. Dunbuli aşireti Kurmanci dilini konusuyordu. Daha sonra, Yusupova Zaza dilini Kürtçe'nin bir lehçesi sayan araştırıcıların adlarını sıralıyor, ama ne hikmetse, kaynak olarak sadece iki Kürt tarihçisinin eserlerini gösteriyor. Bunlardan biri C.Bedirhan, ikincisi ise K.K.Kurdoyev (o da basılmamış bir el yazması). Yusupova'nın temel yaklaşımı da iste bu. Şu da var ki, onun sunduğu liste ancak konuya yabancı olanları etkileyebilir. Gerçekte bu listede yer alanların hiç biri Zazalar ve Zaza dilinin problemleriyle özel olarak uğraşmamıştırlar. 19. yüzyılın birinci yarısında yaşayan Ermeni aydını Khaçatur Abovyan bunlardandır (Zazalar ve Kürtler hakkında bazı notlar dışında hiç bir yazı bırakmamıştır). Ayrıca bu yazarlar 19. yüzyılda yaşadıklarından dolayı Zazalar hakkında yeterli bilgiye sahip değillerdi. Diğer yandan, İranolojinin o zamanki düzeyi konuya daha ciddi yaklaşma olanağı vermiyordu.(5)


    Yusupova ve meslektaşları bilimsel savların yetersizliğini, genelde geçen yüzyılda yaşayan ama Zaza ve Gurani dilleri hakkında tek kelime etmeyen ve ayrıca Kürtçe'nin lehçeleri hakkında dahi ikna edici temel bilgiden yoksun araştırmacıların yardımıyla gidermeye çalışmaktalar. Arasıra ise daha inandırıcı olabilmek amacıyla Zaza Dilini konuşan Kürtleşmiş kimi Zazaları örnek gösteriyorlar. Yusupova da Nuri Dersimli, K.Badilli ve Malmisaniç'ın adlarını sıralarken böyle bir amaç izliyor,(6).


    Bu arada sayın Yusupova benim "Istori-filologiçeski jurnal Akademi Nauk Armeni" dergisinde basılan iki makaleme değinmeyi de unutmuyor.(7)

    Özellikle bu yazılardan birinde, Mackenzie'nin Kürt diyalektleriyle ilgili çalısmalarından söz ederken, bu görüşlerin Sovyet İranistlerince genelde tartışılmadığını belirtiyorum ki, sayın Yusupova bunu hazmedemiyor. Ancak, ben bu sözlerimin altına imzamı basmaya bugün de hazırım, çünkü onların doğruluğundan süphem yok. Gerçekten günümüzde Zaza ve Gurani dillerini Kürtçe'nin bir lehçesi sayan, bu alanda bilimsel çalışmalarda bulunmuş dolayısıyla bilimsel kanıtlara sahip ciddi bir bilim adamını mumla arasanız dahi bulmanız mümkün olmıyacaktır.(8)


    Yusupova, benim Zaza diline Ermenice'den geçen sözcükleri konu alan makalemi de eleştiriyor ve bu yazıyı kaleme alırken senkron ve tarihsel yaklaşımları birbirine karıştırdığımı iddia ediyor. Bu arada "Ermenice'den geçen sözcükler" kavramını tırnak işareti içine alarak, gerçekleri tersyüz ettiğimi göstermeyi amaçlıyor. Peki ama, bu sözcüklerin Ermenice olduklarından gerçekten süphesi mi var? Eğer varsa, o zaman niçin bu iddıasını bilimsel savlarla savunmayı denemiyor da, makalemde sözü geçen sözcüklerden en az altmışının Kurmanci dilinde de var olduğunu belirtmekle yetiniyor? Haklı bile olsa, aynı sözcüklerin bir dilden bir defada birkaç dile geçmis olması mümkün değil mi?
    (Zaten bu sözcüklerin Kurmanci'de aldıkları şekillere makalemde ben de değinmiştim). Yoksa Zaza dilinde Ermenice sözcüklerin yokluğunu kanıtlamak için Yusupova, V.F.Minorski'nin yukarıda sözü edilen öğrencilik yıllarında yazdığı makaleden seçtiği "Zazaca ile Ermenice'nin benzerliği yolundaki iddiaların hiç bir asli yok" cümlesine mi dayanıyor? Bütün bunlar bilimsel savlardan tamamen yoksun boş laflardır.


    Sözkonusu inceleme yazısının diğer sayfalarında Yusupova herkesçe bilinen gerçekleri (kuzey ve güney Kürt ağızlarının ayırıcı özellikleri, Guranca ile güney Kürtçesi arasındaki fonotik benzerlikler vs.) sıralamakla yetiniyor ve bu arada hatalarını tekrarlamaya devam ediyor.

    ZAZA DİLİ

    Kuzeybati İran dilleri, diğer İran dillerinden, Güneybatı gurubunda olduğu kadar belirli farklılık göstermez.(9) Güneybatı ve kuzeybatı İran dillerini birbirinden ayıran bazı tarihsel-fonetik özellikleri gözönune alırsak, kuzeybatı ile doğu İran dilleri arasında bazı ortak özellikler olduğunu görürüz
    (ör., eski Farsça'dan gelen 'xs', 'xz' sessizlerinin korunması gibi). Kuzeybatı grubunda rastlanan tarihsel-diyalektolojik ilişkiler de oldukça karmaşıktır. Bunların hangi ortak ana dilden kaynaklandıklarını belirlemek, maalesef mümkün olamıyor. Sadece çağdaş kuzeybatı dilleri ve diyalektlerinin (Kürtçe, Belucice, Hazar denizi kıyılarında konusulan Gilan, Mazanderan, Taliş ve bunlara yakın halkların dilleri, Zazaca, Guranice, Vasfi) ve orta İran diyalektlerinin eski ve orta Farsça'nın bazı ana kollarından geliştiğini tahmin edebiliriz.


    Kuzeybatı İran diyalektlerinden biri olan Zaza dili özelikle Gurani ile Hazar kıyılarında konuşulan İran lehçelerinden Harzani , Gilani, Talişi ve Mazandaran dillerine yakınlık gösterir. (10)


    Zaza dilini konuşan halk günümüzde genellikle Dersim'de (T.C.'nin Tunceli il-çes-i), Fırat'ın iki kolu arasında yer alan arazide, kuzeyde Erzincan kenti ve güneyde Murat su arasında kalan bölge ve çevresindeki coğrafya üzerinde yaşamaktadır. Bununla birlikte Zazalar’ın bu bölgeye X-XII yy'da Hazar Denizi'nin güney kıyılarında bulunan dağlık Gilan ilinden, daha doğrusu Daylam'dan gelip yerleştikleri anlaşılmaktadır. Bu olgu, Zaza dilinin adı geçen İran diyalektlerine yakınlığı ile de ispatlanmaktadır. Bu halkın kendisine verdiği "Dimli" adı da "Delmik"ten doğmustur ki, İran'nın Delâm (Daylam) ilinin sakinlerine verilen "Daylamit" (Daylamli) adının aynısıdır.(11)


    Gurani gibi Zaza dili de koşullu olarak Hazar kıyılarında ve Azerbaycan'da (12) konuşulan lehçelerden biri sayılabilir. Bunlar da daha geniş bir alan kaplayan kuzeybatı İran lehçelerinden Naini, Sivandi, Semiani ve Gazi diyalektlerine akraba sayılabilir.


    Bu diyalektlerin tanımlamasını yapmak için kullanabileceğimiz en önemli kriter leksik izoglaslar sistemidir. Bunu söylerken genelde ya da ekseriyetle sözkonusu dili arealinin (alanının, nb. ) çağdaş gelişme açısından kullandığı söz hazinesini kastediyoruz. Bu söz hazinesine, kuşkusuz, şu yada bu derecede diğer İran dillerinde de (doğu İran dilleri dahil), gelişmelerinin çesitli evrelerinde rastlanmaktadır. Bu nedenle sözcük seçimi yaparken aşağıdaki ilkelerden yola çıktık:


    1-Senkron durum (sözkonusu dillerin eski ve orta Farsça dönemiyle ilgili verilerini hesaba katmıyoruz. (Bunlar sadece eski Iran köklerine isaret etmek için kullanılıyor);
    2-Yayılma areali (alanı) (sadece batı İran);
    3-Kullanış nitelikleri (genelde marjinal. Örneğin, eski Farsça "kata" ve "kanya" bazı yeni İran dillerinde de, orta Farsça "kad" (ev), Kürtçe "kadi" (kirin) evcilleştirmek (xkatakik), (orta Farsça "katakik" "evcil"); Farsça "kaniz" (hizmetçi), "kanyal" (fahişe), Kürtçe "Jin" (ik), (kadın) vs. Ancak Farsça ve Kürtçe'de bu şekiller çoktan eskimiştir ve nadiren kullanılmaktadır (sözkonusu dillerde bu kavramların karşılığında kullanılan temel sözcükler: Farsça'da hane, zan, doxtar; Kürtçe'de mal, zin, qiz, kac,kiç/ç (ik)'tir.


    Biz genellikle Hazar kıyılarında ve Azerbaycan'da kullanılan söz hazinesinden seçtiğimiz sözcüklere yer verdik. Kürt ağızları İran dillerinin bu grubuna girmemektedir.


    1- Eski Farsça "arma" el, kol; Zazaca "arm", "harma", "armay" el, kol; Talisçe "am"; Farsça "arm"; Osetçe "arm",(13).
    2- Eski Farsça "aus" (Farsça ender rastlanan köklerden) yanmak; Zazaca "vash", "vesh", Harzanice "vash", Talisçe "vash", Tat'ça "vash", Ermenice "atrushan"/ atra-aushana. (14)
    3- Eski Farsça "bram" ağlamak, bağırmak; Zazcaca "barm", "bav" (barvish-bağırmak); Mazanderanca "barm"; Harzanice "beram" ağlamak; Talisçe "bame"; Tatça "beram"; Gilanca "barma"; Nainice "biremba"; Avesta "bram"; Partça "brm'd", "brmg". (15)
    4- Eski Farsça "kanya" kadin, kiz; Zazaca "kanya", "keyna", "çene"; Harzanice "kina"; Talisçe "kina"; Tatça "kina"; Avesta "kainya", "kaini"; eski Hintçe "kanya". (16)
    5- Eski Farsça "kata" (ev), Zazaca; "ka, kaya, ke, kiya, çe", Talisçe; "ka", Harzanice "kar,çar", Hunsarice; "ki(y)a", Nainice; "kiya". (17)
    6- Eski Farsça "migda (meyva). Zazaca'da bu sözcükte "g" sessizi yerini "y" ya bırakıp "mayva" şeklini almış, Ermenice'de ve Orta Farsça'da "mirg" şeklini korumuştur.
    7) Eski Farsça "ragu" (eski Hintçe; "raghu", Avesta; "rayu") (hızlı). Zazaca; "rau", Harzanice; "rav", Talisçe; "ra", Tatça; "rav", Semanice; "rayk", Ermenice; "arag/erag (hızlı) da bu kökten kaynaklanmktadır. Ayrıca bak: Partça ray (hızlı), Osetçe rav, rog (hafif). (18)
    8) Eski Farsça "uxşya" (waxşa) -mah-ka- ay, dolunay, Zazaca; "aşma","asme" asma, Tatça; "uşma", Talişçe; "ovşimi, Harzanice; "öşma" (19). Orta Farsça "ayişm" vs.
    9) Eski Farsça "uz-ayara" dün, Zazaca; "vizer","vizeri", Harzanice; "zir", Tatça "zir", Talişçe; "azira", Osetçe; "izar" akşam, Sogdice; "py'r" dün gece (vj,3). (20)
    10) Eski Farsça "xşvipta" süt, Zazaca; "şet", "set", Guranice; "şet", "şifte", Talişçe "şet", Harzanice; "şet", Tatça "şe(r)t, Partça "şift", Sogdice "xşit", "şyt, Avesta; "xşvipta" (21).
    Ancak İran dillerinin çoğunda, Kürt de dahil, "süt" sözcüğünün eski Farsça "xşira", orta Farsça "şir" ve Kürtçe "şir"den kaynaklandığı söylenebilinir.
    11) Olumsuzluk anlamı veren "çini" hayır, yok'da önemli leksik izoglas'lardandir, ki sadece Zaza, Harzani dillerinde, bir de İran'ın Azerbeycan eyaletinin eski sakinleri Azar'ların dilinde rastlanır. Örneğin: Zazaca "çinya", "çinyo", Harzanice "çini(ya), Azarice "çin" (22). Eski Farsça "çit-nai" (?).


    Görüldüğü gibi, kendisini çevreleyen akraba dillerden yüzyıllar önce kopmuş olmasına rağmen, Zaza dili, kendisinin İran dilleri sistemindeki yerinin belirlenmesine ve geçmişte bu halkın Hazar denizinin güneyinde yaşadığını kanıtlamaya olanak sağlayan Leksik izoglas'ları muhafaza etmektedir.


    Zaza ile Kürt dilleri için ortak olan gramer özelliklerine gelince (ki bunlar diğer İran dillerinde rastlanan ortak özelliklerden başka bir şey değildir), bunlar sözkonusu dillerin aynı anadilden kaynaklanmasıyla değil, iki halk arasındaki yüz yıllık temaslarla açıklanmaktadır.

    Kürtçe ve Zaza dili arasındaki morfolojik, fonotik ve leksik ayrılıklara isaret eden bazı örnekler gösterebiliriz:
    1) Zaza dilinde ki "iş" eki (Orta Farsça "işn"den)'nin yerine Kürtçe'de orta Farsça "tan", Eski Farsça "tana" (23) ekinden gelen (t)in.
    2) Kürtçe "çün" gitmek fiilinden süppletif temeli olan "har-a" sadece Zaza ve Guranice'de değil, batı İran dilleri'nin hiç birinde rastlanmamaktadir. Ancak bazı doğu İran dillerinde bu fiil kipinin benzerine rastlıyoruz. Örneğin: Sogdice "xr-/xar gitmek, "xrt'k" geçmek, Eski Farsça; "har" yükselmek vs.
    3) Eski Farsça; "hw" eki Zaza diline "w" şeklinde geçmiştir. Kürtçe'de ise muhafaza edilmiştir.
    Örneğin: Zazaca ve Guranice; "waş" iyi, güzel, Kürtçe; "xwaş", Eski Farsça "xwaşa"dan gelmektedir. Benzeri olgulara Zazaca; "wal" kül, Kürtçe; "xwal" toprak, Farsça "xval" (is) sözcüklerinde de rastlanmaktadir, ki bunlarin kökeni de eski Farsça "hwarda'dır".(24)
    4) Sözcüklerin başlangıcında Zazaca'da muhafaza edilen "w", Kürtçe'de "b" yada "g" ye dönüşmüştür. Örneğin: Zazaca "varan", Guranice; "waran", Talişçe; "voş", Hunsarice; "varun" yağmur, Kürtçe'de "ve" Farsça'da "baran" seklini almıştir. Yağ manasını taşıyan Zazaca "vazd"ın Kürtçe karşılığı "baz", Eski Farsça karşılığı ise "wazda" dir.(25)
    5) "Ş" seslisi Zazaca'da korunmuş veya "s" şeklini almışken, Kürtçe'de "h" ye dönüsmüştür. Örneğin: Zazaca "goş/s" Kulak, Guranice; "göş", Kürtçe "guh" Eski Farsça'da ise "gauşa". Kürtçe "duh",dün sözcüğünün eski Farsça kökü ise "dauşa" dir, vs.(26)
    6) Eski Farsça "wahuni", kan sözcüğü Zaza ve Guranice'de olduğu gibi korunmuşken, Kürtçe'de "xwahuni" şeklini almış, yani "xw" ön ekini almıştır. Örneğin: Zazaca; "gön", Guranice; "wun", "xini", Farsça ve Kürtçe'de ise "xün". (Zazaca "goni" kan, nb).
    7) Siya veya kara sözcüğünün karşılığı Zaza dilinde "syav" yada "sa" (eski Farsça - syava -) / Kürtçe - ras (eski Farsça - raxsa-). (Zazaca şia, nb).
    8) Zazaca'da içmek anlamına gelen "sim"-, eski Farsça "çyam" (yutmak)'dan kaynaklanmaktadır. Kürtçe'de ise bu kavram yemek anlamına gelen x(w)arin fiiline Kurmanci'de "va"-, güney Kürtçesinde ise "aw"a kipinin eklenmesiyle ifade edilmistir.örneğin, vaxarin-awa.
    9) Zazaca'da güvercin anlamında kullanilan "bauran" sözcüğünün benzerine İran dillerinden sadece Osteçe'de, o da "balon" şeklinde, bir de Litvanyalıların dilinde "balandi" (27) şeklinde rastlanmaktadır. Bu sözcüğünün Kürtçe karşılığı "k'otir'"dir, ki orta Farsça "kabutar"'dan kaynaklanmaktadır.
    10) Zazaca "res" (pirinç), Sogdice "ryz" ve Kürtçe birinc'in ilk şekli eski Farsça "wrinça"'dir. (28)
    11) Zazaca'da tuz anlamına kullanılan "söl" sözcüğünün Kürtçe kar şılığı "xwe", eski Farsça karşılığı ise "hwad"'dir. (Kuzey Zazacasında tuz, “sole“ demektir, nb).
    12) Hazar kıyısı dialektlerinden bazıları gibi Zaza dilinde de fiil köklerinin şimdiki zamanı -(i)n-, an/-nd ekiyle oluşturulmaktadir ki, bunun da eski Farsça -nt- şimdiki zaman ekinden geldiği söylenebilir. (29)
    13) Ve nihayet Zazaca'da -"ri/a"(Harzanicede -"ri", 30) şeklinde kullanılan ablatif ek Kürtçe'de "ra" şeklini almıştır. Zaza dili Kürtçe'den kendine özgü fonetik yapısıyla da farklıdır.
    Zazaca'da kullanilan j(dz) (Ermenice dz), c(ts) ve c'(t's) seslilerine Kürtçe'de rastlanmaz. Bu seslilere diğer batı İran dillerinde de rastlanılmadığına göre, bunların Ermenice'den geçmis olması mümkündür. (31)


    Görüldüğü gibi Zaza dili hiç bir şekilde Kürtçe'nin bir diyalekti olarak gözetilemz. Gerek dil özellikleri, gerekse Zazalar’ın ulusal bilinci bu savı çürütmektedir. Zaza dili kendi tarihiyle ve kendine özgü kültürüyle küçük bir halkın dilidir. İran dil ailesine giren bu dilin Kürtçe'nin bir lehçesi yada diyalekti olduğu yolundaki iddiaların bilimsel açıdan aslı yoktur.


    Zaza dilinin yanısıra haksız yere Kürtçe'nin lehçeleri ilan edilen Gurani ve Luri dillerine gelince, bunun da iki açıklaması vardır.
    1) Guraniler Kürtlerle temas ettiklerinde Kürtlerle Kürtçe konuşuyorlardı,
    2) Ortaçağda merkezi ve güney diyalektlerinde konuşan Kürtler edebi eserlerini ve folklor değerlerini Gurani ve Luri dillerinde yaratıyorlardı.

    KAYNAKLAR

    1- G.S.Asatiryan, V.A.Livşits. Kürt dili ve Kürtlerin doğusu (Dil tarihinden halkın etnik tarihine geçiş). -Drevniy Vostok- 7, Erivan (baskıda)

    2- Bak: Koyo Berz. Na xumxum a... Upsala. 1988; Malmisanij. Herakleitos. Upsala, 1988, Zilfi; Lavikê Pir Sultanj, 1987 vs.
    3-Smirnova dışında Kürt asıllı olmıyan hiç bir Sovyet İranisti'nin bu görüşü paylaşmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yazarın tezini savunmak için I.M. Oranski'nin ünlü "İran Edebiyatına Giriş" adlı eserindeki bu tanıklığa işaret etmeye hakkı yoktu, çünkü sonraları Oranski Zaza ve Gurani problemlerine başka açıdan yaklaşmaya başlamıştı (Bak, onun ölümünden sonra basılan "Tarih Işığı altında İran dilleri", Moskova, 1979, s. 43-46.
    4-Kys.: "...on peut toujours esperer que les recherches reveleront un jour des ilot dailamites tant leur ancienne metropole que dans ses colonies. Il suffit de mentionner ici l'ingenieuse thèorie de F.C. Andreas sur l'orginine dailamites des Zaza (Dimla)" (V. Minorsky, Daylam. La Domination des Dailamites, Paris, 1932, p,17; V. Minorsky. Daylam. in: El, p,193).
    5-Bu nedenle de adı geçen kişiler, Zazalar ve Guranilerin Kürtlerin bir kanadı olduğu yolunda ciddi savlar ileri süremezlerdi. Örneğin, Zazalar üzerine tek kelime bile yazmayan Haçatur Abovyan ya da "Kürtçe-Fransızca sözlük"ün yazarı, Rusya'nın Erzurum konsolosu A. Jaba bu konuda nasıl ciddi bir söz söyleyebilirlerdi? Aynı sav Yusupova'nin listesinde yer alan V. Streker ve F. Just için de geçerlidir.
    6-Zazalar’ın başka türlü düşünduklerinin bir kanıtı da Zaza aydınlarının bu makalenin yazarına gönderdikleri sayısız mektuplarda öne sürdüğümüz görüşleri hararetle desteklemeleridir. İlginçtir ki, Zaza dili üzerine Ermenice olarak yayınladiğımız yazılar bir süre önce Türkçeye çevrilerek, Avrupa'da Zaza aydınlarıca çıkarılan "Piya" dergisinde basılmıştır.

    7-G.S. Asatiryan. Eski dönemlerde Ermeniceden Kürtçeye geçen sözcükler. Istoriko- Filologiçeski Jurnal, 1986, No:2 s,168-175 Ibid.: Zaza dili ve Ermenice (ön notlar). - Aynı yerde, 1987, No: 1 s, 159-171
    8- SSCB ve yurtdışında akademi düzeyinde incelemeler yapan İranistler kural olarak D.N. Mackenzie tarafından Kürt diyalektleri üzerine yapılan sınıflamadan yararlanmaktadırlar. Kys.: J. Blau, Le Kurde. in: Copendium Lignaurum Iranicarum, Wiesbaden, 1989, p. 327-335; Eadem. Gürani et Zaza. Ibid. p.336-340.
    9- Bu konu üzerine ayrıntılı olarak bak.: I.M. Oranski. Tarih Işığı Altında İran Dilleri, s. 166
    10-Konu üzerine var olan edebiyat için bak.: G.S. Asatiyan. Zaza dili ve Ermenice, s.160; G.S. Asatiryan, N.Kh. Gevorgian. Zaza Miscellany: Notes on some Religious Customs and Institutions. in: A Green Loaf (Acta Iranica No.8), Leiden 1988, p. 499-508.
    11-Bak.: G.S. Asatiyan, op.cit., p, 160.
    12-Büyük bir olasılıkla bugün artık unutulan Azari dili (İran Azerbayca'nın yerli halkının dili) de Iran dialektleri'nin bu gurubuna giriyordu. Bak.: G.S. Asatiryan. Azarbayca'nın yeryüzünden silinen Azeri dili üzerine notlar.- Voprosi istoriki i kulturi Kavkazskoy Albanii i Armeni, Erivan.
    13-Kys.:H.W. Bailey. Dictionary of Khotan Saka. Cambridge, London, 1979, p.23
    (Dersim Zazacasında “herme“ kol ve “hermey/i“ kollar, nb).
    14-Kys.:H.W. Bailey. Op. cit.,p.316; Y. Zoka. Güyes-e Karingan. Tehran,1953, s.50; L.A. Pireyko. Op. cit., s. 32. G.S. Asatriyan, F.Vahman. Op. cit., p.269; W. Eilers. Die Mundarten von Chunsar. Wiesbadan, 1976, s.346. (Dersim Zazacasında "vês", "vês/aene“: yanmak, nb).
    15- A. Karang. Tati ve Harzani. Tahran, 1955, s.52; K.Hadank. Mundarten der Zaza, hauptsachlich aus Siwerek und Kor. Berlin, 1922, s.291; T. Nawata. The Masal Dialekt of Talishi. -in: Monumentum G. Morgenstierne 11. Leiden, 1982, p. 112; Y. zoka. Op. cit., s.61. (Kuzey Zazacası “berbis“: ağlayış, nb);
    16- K. Hadank. Op. cit., s.290; W. Lenz. Neu-Iranishe Sprachen., -in: Hbo IV/I, Leiden, 1958, s. 174; A. Karang. Op. cit., s.52; T. Nawata. op. cit., p. 110; Y. Zoka Op. cit., s. 60; W. Eilers. Op.cit., s.363. (Zazaca "keyna" ve “keyneke“ (güney); "çêna" ve “çêneke“ (kuzey): kız, nb).
    17-Armanc, June-July 1987, No: 73-74, s.7.
    18- W.B. Henning. Two Manichaean Magical Texts. -BSOS, vol. XII/I, p.56; H.V. Bailey. Armeno-Indoiranica. -TPHS- 1956, p. 117-118. (Zazaca; "rew", hızlı, çabuk, erken, nb).
    19- A. Christensen. Contirbution a la dialectologie Iranienne II. Kobenhavn, 1935, p. 21; K. Hadank. Op. cit., s. 165-1//; A. Karang. Op. cit., s.61; Y. Zoka Op. cit., s. 29; V.I. Abayev. Istoriko etimologiçeski slovar osetingkogo yazika T.I, Moskava, 1958, s. 561.
    20- F. Vahman, G.S. Asatiryan. West Iranian Dialect Materials form the Collection of D.L. Lorimer, vol. I, Copenhagen, 1987, p.115.
    21- K. Hadank. Op. cit. s. 168; A. Karang. Op. cit., s. 66; T. Nawata. Op. cit., p. 109; Y. Zoka. Op. cit., s. 30,58; K. Hadank. Mudarten der Güran. Berlin, 1932, s.282. (Zazaca "sıt": süt, nb).
    22- Bak.: K; Hadank. Op. cit., s.32; W. Henning. Op. cit., p. 175; G.S. Asatiryan. Zaza dili ve Ermenice, s. 169. (Zazaca "çinya", "çinyo", bugün “çino“: yok olarak kullanılmaktadır, nb).
    23- Bak.: G.S. Asatiryan. Orta Farsça ve Part dillerinde fiilimsi adlar. Yerevan, 1989, s.64
    24- K. Hadank. Mundarten der Zaza, s.17; İran dillerinde bu sözcük üzerine daha ayrıntılı olarak bak.: A. Christensen, K. Barr. İranisch Dialektaufzeichnungen aus dem Nachlass von F.C. Andreas. Berlin, 1939, s. 309-310. (Zazaca "waş" iyi, güzel ve "wal" kül terimleri, Kuzey Zazacasında „“wes“ iyi, tatlı , ve “wele“ şeklinde olup kül, toprak demektir. K. Hadank’ın örnekleri ise Güney Zazacasına aittir, nb).
    25- Daha ayrıntılı olarak bak.: G.S. Asariryan, V.A. Livistis, Op. cit., paragraf 3. 2, XVIII, 1,3. (Kuzey Zazacasında “vazd“ değil ama “vozd“ olarak kullanılmakta ve anlamı genelde „yağ“ değil fakat „iç yağı“ demektir. “Vozdın“ -iç yağı bol anlamında- yağlı. Yağ ise „run/ron“ demektir).
    26- Daha ayrintili olarak bak.: G.S. Asatiryan. Eski dönemlerde Ermenice'den Kürtçe'ye geçen sözcükler, s.171
    27- Bak.: G.S. Asatiryan, F. Vahman. Op. cit., p. 269. (Zazaca'da güvercin "gorgeçine" demektir, nb).
    28- Bak.: W.B. Henning. Corlander, - Asia Major, X/2, 1968, p. 196-197.
    (Zazaca’da pirinç, “pırınc“ olarak kullanılmakta ve bunun ilk şekli eski Farsça "wrinça"' olabilir, nb).
    29- A.V. Lo Qoq Kurdisch Texte. Teil II. Berlin, 1908, s.112; K. Hadank. Mundarten der Zaza, s. 299.
    30- Fr. Müller. Bettrage zur Kenntniss der Neupersischen Dielekte. lll. Zaza Dialekt der Kurdensprache. Wien, 1865, s. 17-18; K. Hadank. Mundarten der Zaza. s.86-87; W.B. Henning. The Ancient Languge of Azerbaijan, p. 175; A. Christensen, K. Barr. Op. cit., s.163, Anm. 1; G.S. Asatiryan. Zaza dili ve Ermenice, s. 166-167; J. Blau. Gürani et Zaza, p. 339.
    31- Fr. Müller. Op. cit., s.16; W. Henniig, ibid.
    32- Ayrıntılar için bak.: G.S. Asatiryan. Zaza dili ve Ermenice, s. 159; G.S. Asatiryan, F. Vahman. Op. cit., p. 268.

    Kaynak: http://www.dersimsite.org/zaaziran.html

    ....................................................................................................................................................................................................................



    Not: Raştiye dergisinden Dersim Siteye aktarılan bu makalenin çevriri dilinin, oldukça hatalı ve bozuk olduğunu, makaleyi okuyanlar görecek ve karar vereceklerdir. Gramer kuralları çerçevesinde, kavramların anlamlarını bozmadan bazı düzeltmeler yaparak yeniden yayınlıyorum. Bu arada, makalede açıklık getirilmesi gereken bazı noktalar vardır. Yazarı tarafından yeterince notlar düşüldüğünden, yeni notlar eklemek yerine, var olan notlara parantez içinde ve “nb“ (not benim) ibaresiyle kısa açıklamalar eklemekle yetindim.

    13.05.08

    M. Tornêğeyali



    Makalenin Linkleri:

    http://www.iphpbb.com/board/ftopic-33096965nx69579-138.html


    Çıme (Kaynak): http://www.dersimsite.org/zaaziran.html






    Re: ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian

    dersim -

    ZAZALAR’IN ULUSAL DÜNYA GÖRÜŞÜ_Garnik Asatrian


    ZAZALAR’IN ULUSAL DÜNYA GÖRÜŞÜ

    G. ASATRIAN çeviri: M. BOCALYAN aktaran: S. ZULALYAN

    "Zaza" kimliği ile ilgili tartışmalara yapıcı
    katkıda bulunması dileğiyle ve de G. Asatiryan'ın
    Türkçeye çevrilmiş makalelerinin geniş okuyucu
    kitlesine ulaşması hedefinin devamı olarak
    bu makaleyi de Site'ye aktarıyorum. (S. Zulalyan)

    http://www.dersimsite.org/zazalarinulusal.html

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------


    ZAZALARIN ULUSAL DÜNYA GÖRÜŞÜ


    Garnik Asatrian


    İsan mırano, name maneno
    Ga mırono, poste maneno.

    (İnsan ölür, adı kalır. Öküz ölür, postu kalır),(1).

    "Bir Zaza atalar sözü"

    Kürtlerden farklı olarak Zazalar, göçebe hayvancılık dışında, bağcılıkla da uğraşırlar. Trotter 1882 yılında Tiflis'te yayınlanan "Asya Türkiyesi Üzerine Belgeler" adlı Rusça kitabında yer alan bir yazısında “Zazalar’ın ezici çoğunluğu bir çoban kavmidirse de, belki sert iklim koşulları yüzünden devamlı olarak köylerde yaşarlar" der (s.5).

    Zazalar’ın dini, aşırı Şiiliğin akımlarından biridir ve bu inanç önemli ölçüde yerel ve hıristiyanlık dinlerinden etkilenmiştir,(2). Buna karşılık Türkler ve Kürtler Sünni Müslümanlardır (Kürtler şafi, Türkler ise Hanefi'dir).

    Bazı araştırıcılar (örneğin Gordlevski) Zazalardan söz ederken "Kızılbaşlar" terimini kullanırsa da, bu yanlış bir tanımlamadır, (3). Zazaların "Kızılbaş" olduklarını iddia etmek hatalıdır, çünkü bu kavram, dini inançlar dışında, Türk kökenli olmayı gerektirmektedir. Bu nedenle de Zazalar’ın "Kızılbaşlar" gibi aşırı Şiilik akımlarından birini temsil ettiklerini, bununla birlikte etnik açıdan "Kızılbaşlardan farklı etnik bir birim olduklarını söylemek daha doğru olur. Kaldı ki, dini inançlar sisteminde de altı çizilmiş farklar gözetilmektedir ve bu inançlar aşırı Şiiliğin yerel etno-kültürel ve din elamanlarının kaynaşması sonucu ortaya çıkmıştır. Böyle olmakla beraber Dersim Zazaları arasında pek az sayıda Sünnilere de rastlandığını belirtmeliyiz, (4).

    Zazalar Türkler’e pek iyi gözle bakmazlar. Bu olumsuz yaklaşım sadece bugün ülkede devam eden siyasal gerginlikten değil, daha çok etnik ve dinsel nedenlerden kaynaklanmaktadır. Çağımızın başlangıcında yaşayan Ermeni ünlülerinden N.Dagavaryan, 1914'te İstanbul'da basılan "Hıristiyanlıkta Protestanlık ve "Kızılbaşlar" tarikatının ortaya çıkması" adlı eserinde (s.79) bu konuya değinerek şöyle der: "Zazalar Türkleri hor görür ve onlara yiyecek vermek zorunda kaldıklarında, mutlaka herhangi bir pislik katarlar. Türkler de, bunu iyi bildiklerinden, Zazalar’ın yemeğini yemezler" (*) Türklere karşı Zazalarca beslenen olumsuz duyguların izlerine folklor eserlerinde de rastlanır. Örneğin, Dujik dağının övgüsünü yapan bir şarkıda dağın Türklere düşman olduğu özenle vurgulanmakta ve "Koye Dujik - dişman t'irkan" denilmektedir, ki G.Halacyan'ın "Dersimden etnografya notları" adlı eserinden alınan bu sözler Türkçeye "Dujik daği Türkler’e düşmandır" şeklinde çevrilir. M.Molino Sili tarafından kaleme alınarak günümüze kadar gelen Dersimli bir Seyid'in, yani Zaza ruhbanının şu sözleri çok anlamlıdır: "Bir Türk öldüren, otuzaltı Hıristıyan öldürenden daha çok Tanrıya yakındır". Yine aynı Seyit gezgine, Zazalar’ın her gün şafakta bütün Türklere lanet okuduklarını anlatmış, "Onlar bizim gerçek dinimizi tahrif ettiler" demişti, (5).


    1915-1920 Büyük Ermeni Soykırımından önce Zazalar ile Ermeniler arasındaki ilişkiler köklü dostluk geleneklerine dayanmaktaydı ve bu husus Avrupalı bilgin ve gezginlerin gözünden kaçmamıştı. Ermeniler sık sık sünnet düğünü sırasında Zaza çocuklarının "kirva'si" olurlardı. Yukarıda adı geçen Dagavaryan, "kirva" ile sünnet olan çocuğun ana-babası arasında, akrabalıktan da öteye giden bir yakınlık kurulduğuna işaret ediyordu.


    Zazalarda dini ayinler ve Tanrıya ibadet sadece bu amaçla özel olarak yapılan tekkelerde değil, aynı zamanda evde ve Ermeni kilise ve manastırlarında yapılırdı. Sözü yine Dagarvaryan'a bırakıyoruz: "Hükümet tarafından önemli sayılan köylerde yaptırılan camilere, "Bunlar müslümanlara aittir" diyerek gitmezler. Bazen çocuklarına bu camileri taşa tuttururlar. Hangi camiye girseniz içi taş yığınıyla doludur. Bazen de camileri ahır veya kiler yerine kullandıkları olur.


    Bir gün bir Zazaya: "Niçin dini ayinlerinizi camilerde yapmıyorsunuz? diy sorduğumda: "Allah büyüktür, öyle değil mi?" dedi. Benden olumlu cevap alınca: "O halde bu dört duvarın arasına nasıl sığar" dedi. "Ama Tanrı her yerdedir" diye itiraz edecek oldum. "Demek ki ayni zamanda bizim evimizdedir. İşte bu yüzden bizler Tanrıya evimizde dua ederiz" cevabını verdi.


    G.Halacyan'ın tanıklığına göre, Ermeniler ve Zazalar sokakta karşılaştıklarında birbirlerinin omuzlarını öperek selamlaşır ve: "Ma bi kher di" (hoş gördük) derlerdi, (6). İki halkı temsil eden din adamları da sokakta karşılaştıklarında aynı şekilde selamlaşırlardı. Sıradan bir Zaza ya da Ermeni sokakta diğer halkın din adamına rastladığında saygı ile eğilir ve onun elini öperdi.


    Çağımızın otuzlu yıllarına gelene kadar Zazalar’ın çoğu genelde üç dil konuşur, öz dili dışında Ermenice ve Kürtçe bilirdi. Bugün Ermenice’nin yerini Türkçe, kırsal kesimde ise Kürtçe almıştır.


    Zazalar olağanüstü yiğit ve gözü pek halktır. Korkakları sevmez, yüksekten bakarlar. Konukseverlik ve dostluk en büyük meziyetler sayılır, ki bu özellikler atasözlerine geçmiştir: "Meyman meymane haki" (Konuk Tanrınındır) ve "Haval bıray ra ravaro" (Arkadaş kardeşten değerlidir) vs. Zazalarda dosta ve dostluğa ihanet eden ölüm cezasına çarptırılır. " Kamo dost dano naval, mordam ne, piro da bi-kişa" (Arkadaşına ihanet eden er kişi değildir. Böylesini vurup öldürmek sevaptır) diye bir atasözü vardır. Ağzi bozuklar, yani küfürbazlar da hiddetli bir şekilde cezalandırılır. Bazen böylelerinin dilini kızgın bir demirle dağladıkları bile olursa da, çoğu kez para cezası vermekle yetinirler. Zazalar silaha tapar, er kişinin daima silah taşıması gerektiğine inanırlar. " Be-çak mordam avras ra tirsana" (Silahsız adam tavşandan daha korkaktır) derler, (7).


    Yaşadıkları bölgenin iklim koşulları, din ve ahlak konularında ölçülü olmaları nedeniyle Zaza kadınları müslüman kadınlardan daha özgürdür. Onların dünya görüşünde kadın narin bir yaratık, hem anadır dolayısıyla saygıyı hak etmiştir. Bunun ifadesini de yine ata sözlerinde buluyoruz: "Jena bedivata, jena maa, kâm ne-şona yardıme jenikan, dişmana mordaman" ( Kadın narin kirilgandir, kadın anadır, kadını korumayan insanlık düşmanıdır).


    Her iki cins için de eşine ihanet büyük bir günah sayılır. Özellikle ihanet eden kadın şiddetle cezalandırılır, bazen ölüm cezasına çarptırıldığı bile olur. Evli bir kadınla cisel ilişki kuran erkek ise, hasmının gazabından kurtulmak için çoğu kez "kan bedeli" ödemek zorunda kalır. Zazalarda boşanmak yasaktır. Yedi yıl karısından ayrı yaşayan erkek kabileden kovulur. Eş cisellik de büyük bir günah sayılır ve sitlari (sırları, nb) ortaya çıktığında böylelerini şiddetle cezalandırırlar. Zazalar uyur-gezerlik ve benzeri hastalıklara insanın içine yerleşen kötü ruhların neden olduğuna inanır, bu hastalıkları dualar ve büyülerle iyleştirmeye, yani kötü ruhu kovmaya çalışırlar.


    Dersim Ermenileri gibi Zazalar da domuz ve tavşan eti yemezler. Onların nazarında tavşan bir kedi türüdür. Fransız gezgini T. Gilbert 1870 de yayınladığı "Journal Asiatique"de Zazalar’ın kara köpeklere de taptıklarına tanık olduğunu iddia eder, (8).


    Şarap içmekten hoşlanır, kadehi iki elle tutarak dudaklarına götürürler. Bununla birlikte sarhoşları ayıplarlar.


    Çok yaygın olan bir inanca göre, Tanrı her insani ya da canlıyı yaratırken onun kısmetini de, geçim hakkını da beraber yaratmıştır. Dolayısıyla bu ölümlü dünyada her canlının payına düşen bir şeyler vardır. Kedi ve köpeğin aileye kısmet getirdiğine inanırlar. Kırlangıçlar çatı altına ya da leylekler bahçedeki ağaçlara yuva yaptıklarında çocuklar gibi sevinir, "Başımıza kısmet kuşu kondu" derler. Karıncaların mutluluk getirdiğine de inanırlar. Evin bir köşesinde karınca yuvası bulduklarında ailece bu yuvayı koruma altına alır, karıncaları incitmemek için ellerinden geleni yaparlar.


    Kem göze de inanir, kimi insanlarin iyi, kimilerinin de kem gözlü olduğunu iddia ederler. Bu özelliğin de kişinin iyi yada kötü kalpli, adil ya da kıskanç olmasından kaynaklandığına inanırlar. Kem gözden korunmak için giysilerinin belirli bir yerine mavi boncuk takarlar. Genelde iyi gözlü saydıkları insanlara hürmet eder, kem gözlü saydıklarıyla karşılaşmamaya çalışırlar.


    Yarasalar kötü ruhların habercisi sayılır. Eve yarasa girdiğinde kapıları, pencereleri örter, ocağı yakarak dumanıyla yarasayi boğmaya çalışırlar. Ermeniler gibi Zazalar da baykuşların uğursuz olduğuna inanır, evin bacasına konan baykuşları kovalar, yaylalarda baykuşa rastladıklarında hemen sürülerini başka yere naklederler. Horoz gibi öten tavukları uğursuz sayar, hemen oracıkta keserler.
    Hemen her evde iyi bir perinin yaşadığı kabul edilir, bunların evi kötü ruhlardan koruduklarına inanır. Bundan dolayı iyi ruhlara zarar vermemek için güneş battıktan sonra evi süpürmezler. Yine aynı nedenle güneş battıktan sonra evden çıkan, köprüden geçen, köşeyi dönen, ahıra ya da ağıla girenler "bismillah" çekmek zorundadır.


    Zazalar yaylalar, otlaklar, dağlar ve ormanlar da "pirler" (pire: cadı, nb) yani ruhların yaşadığına inanır, geceleyin ormanda, ovada, bağlar ve bahçelerde ve dağlarda bir ses işittiklerinde, bu ses yaprak hışıltısı bile olsa bunu ruhlara atfeder, gece-yarısından sonra ruhların sohbete koyuldukları veya şarkı söylediklerine inanırlar.


    Ağaçlara ve genelde bitki dünyasına karşı saygı beslemek de Zazalar’ın bir başka özelliğidir. Tomurcuklanan ağaçlar veya fidanları kesmek çok ağır suç sayılır. Bu yüzden ilkbaharda ormanda ağaç kesmez ama çok darda kaldıklarında kuru dalları kırmakla yetinirler. Yaş odunların yanarken çıkardıkları çıtırtıların ağacın içinde yaşayan ruhların şikayetini dile getirdiğine inanır, bunları incitmemek için en az üç yıl önce kesilmiş odunlari yakarlar. Genelde her ağaç ve fidan Zazalar’ın nazarında canlı bir varlıktır ve orman perileri bunların aracılığıyla soluk alırlar. Ormanda ağaç sonbaharda, ekinler biçildikten hemen sonra kesilir ve uzun zaman yakılmaz, kurumaya bırakılır.
    Ormana kasıtlı olarak zarar vermek, hele orman yangınına neden olmak günahların en büyügü sayılır. Ormanı ateşe veren insanlık ve Tanrı düşmanı ilan edilerek yargılanır ve kural olarak, ölüme mahkum edilir. Orman yangınını çıkaranı öldürmek her Zaza’nın kutsal görevidir. Dersim'in dağlık bölgelerinde en çok rağbet gören ağaçlar çam, bir de sağlamlığın sembolü sayılan meşedir. Çoğu kez ziyaret yerleri meşe ağaçlarının altında bulunur. Örnegin, Fırat ırmağının kıyılarında, Hindzorek (Xınzoriye, nb) ve Puta köyleri arasında yer alan dağlık arazide, G.Halacyan'ın tanıklığına göre, iki kalın gövdeli meşe ağacı vardı ki, bunlar "Aziz Minasin meşeleri" adıyla ünlüydüler. Bunların yıldırım çektiği ve fırtına sırasında insanları kurtardığı söylenirdi. Ağaçların çevresinde ki arazi de kutsal sayılırdı. Düşman tarafından takip edilenler, hatta kız kaçıranlar bu araziye ayak basınca dokunulmazlık elde ederlerdi. "Aziz Minasin meşelerinin" gölgesine sığınanlara el sürmeye kimsenin hakkı yoktu. Sözkonusu meşelerin mucizeler yarattıkları söylenirdi.Harman zamanı sona erdikten sonra yakın ve uzak köylerden Ermeni ve Zaza köylüleri bu ağaçları ziyarete gelirlerdi.


    Kutsal ağaçlardan biri de ardıçtı. Halacyan, yukarıda adları geçen meşelerin batısında, Surp Hovhan manastırının çan kulesinin bitişiğinde bir ardıç koruluğu bulunduğunu anlatıyor. Bu koruluğa "Aziz Hovhan'ın ardıçları" denilir, bunların civar bölgeyi kuraklıktan kurtardığına inanılırdı. Yağmur duası okumak için köylüler bu korulukta toplanır, kurban keserlerdi. Koruluktaki kuru ağaçların odunu ancak kurban eti pişirmek için yakılır, bunları eve götürmek günah sayılırdı. Bu tabuyu bozanların hemen oracıkta Tanrının gazabına uğrayacağı söylenirdi. Halk arasında çok yaygın bir rivayet vardır. Muş civarındaki köylerden birinde din değiştirerek müslümanlığı kabul eden bir Zaza yaşamaktadır. Savaş meydanında hasmını öldürmüş, sonra da yakınlarının öç alacağından korkarak kaçıp Dersim'e gelir ve Hindzorek köyüne sığınır. Yerli halk Aziz Hovhan'nın koruluğunda odun toplamaması için onu uyarsa da, o bu uyarılara kulak asmaz, öküzleri arabaya koşup koruluğa gider, topladığı odunları yükleyip köy yolunu tutar. Çok geçmeden öküzlerden biri çatlar. Köye yaklaştığında ise küçük oğlunun ölüm haberini alır. Dehşete kapılan köylüler arabayı gerisin geriye koruluğa sürer ve odunları oraya boşaltırlar.


    Şunu eklemeyi unutmayalım ki, kutsal ağaçlar ve çalılıkları ziyarete gelenler sadece dua okuyup kurban kesmekle yetinmez, ağaç dallarına renkli kumaş parçaları bağlarlar.


    Zazaların dünya görüşü ve dini inançlarında tatlı su kaynakları, göller ve ırmakların da önemli yeri vardır. En çok rağbet gören ırmaklar ise Fırat ve Alazani (Karasu) idi.


    Bunlarla ilgili türlü inançlar vardır:
    1- Fıratı ya da Alazani'yi yüzerek geçen bir adam eliyle gebe kadının dudaklarına dokununca doğum sancılarını hafifletir, doğumu kolaylaştırır;
    2- İki ırmaktan birini yedi kez yüzerek geçene savaş meydanında kurşun işlemez;
    3- Yine aynı adam su perilerine dua okuyarak yağmur yağdırabilir;
    4- Irmaklarda su perilerinin yaşadığı kesime yılda bir kaç kez gökten kutsal ışık iner. Bu ışığı gören müminler Fırat ve Alazani'den kendi elleriyle doldurdukları testinin suyunu hastaların yüzüne ve göğsüne serpe-(leye)-rek en ağır hastalıkları bile iyileştirebilirler;
    5- Eğer günahkarlar yaptıklarına pişman olup bu ırmaklardan birinde yüzerse, suçları bağışlanır;
    6- Kısır kadınlar Fırat ve Alazani'de yaşayan su perilerinden yardım umar, bu ırmaklarda yüzdükten sonra hamile kalacaklarına inanırlar.

    Dersim'in kutsal dağları gibi, Fırat ve Alazani de kollarıyla dağlı halkları kucaklıyarak dış düşmanlardan korur, onlara güç ve yiğitlik bahşederdi. Kutsal ırmakların suyunu kirletmek suçların en büyüğü sayılırdı.


    Bazı ziyaret yerleri de pınarların çevresinde bulunurdu. İçlerinde en ünlüsü, Surp Sarkis manastırı yakınlarındakı Kapiye Hazreti Hizir veya Surp Sarkis pınarıydı. Dujik baba dağının yalçın tepesinden fışkıran bu pınarın her hastalığa şifa olduğu söylenirdi.


    Zazalar’ın dini inanç sisteminde dağ tepeleri, iri kayalar, dağ oyukları ve mağaraların da ayrı bir yeri vardır. Zazalar’ın en çok saydıkları tepeler Dujik baba, Minzur (Mindzur), Silvus (Sulvis), Bagir baba ve Mal'dır, (9).


    Dujik baba Dersim'in batısında bulunur. Kötüleri cezalandırdığı ve düşmanları taşlıyarak yok ettiğine inanılır. Dağın tepesinde Hazreti Hızır'ın (Surp Sarkis'in) atının ayak izleri kalmıştır. Genelde Dujik baba Dersim'in sembolüdür ve bölgede yaşayan Ermeniler'de ondan saygıyla söz ederler.


    Silvus daği Dersim'in en yüksek tepesidir ve yamacından fışkıran "Ölümsüzlük pınayıla" ünlüdür. Her yıl mayıs'ta ve eylül'de civar köylerin halkı bu kutsal pınarı ziyarete gelir. Sivus (Silvus) çoban kavimlerin koruyucusu sayılır. Şunu söylemeyi de unutmayalım ki, Dersim ve komşu illerdeki yer adlarının çoğu gibi, Sivus (Silvus) da Ermenice kökenli bir sözcüktür. Doğubilimci Molinin-Sil'in yorumlamasına göre, Ermenice "Surp luys" (kutsal ışık)'tan kaynaklanır, (10).


    Dersim'in kuzeyinde yükselen Bağir baba dağının da fırtınalar kıralı olduğu söylenir. Yerel inançlara göre, düşman Dersim'e saldırıpta Dujik baba alarm çanı çalınca, bu çağrıya ilk tepki Bağır baba'dan gelir. Ardından Minzur, Silvus ve Mal dağları elele vererek düşmanı yok ederler.


    Mal dağı da Hozat'in kuzeybatısında yükselir ve Hıristiyanların koruyucusu sayılır. Bu dağın eteklerinde yüzlerce Ermeni kilisesinin harabelerine ve binlerce haçkarlara (haç şeklinde ki taş anıtlar, haçlı taşlar) rastlanır.



    Böylece Zazaların dini ve sosyal yaşamı üzerine yaptığımız kısa araştırı bu bir avuç dağ halkının geleneksel dünya görüşünün, kural olarak, kendilerini çevreleyen doğadan ve maddi durumlarından etkilendiğini gösteriyor. Ön Asya halklarının çoğu gibi, Zazalar’ın dünya görüşünün çesitli katmanları (felsefi, dini ve sosyal) birbiriyle içiçe kaynaşmış bulunuyor. Şunu da vurgulamak gerekir ki, İslam’ın ana akımlarından biri sayılan Şiiliğin temsilcileri olmalarına rağmen, Zazalar’ın dünya görüşü kısmen Hıristiyanlık (Ermeni) katmanlarının geleneklerini de içine almıştır. Zazalar’ın kültürel, sosyal ve tinsel yaşamlarında Hıristiyanlık geleneklerinin izlerine rastlanmaktadır.


    Bu makalede biz, kasıtlı olarak, Zazalar’ın dini ayinleri ve kurumları üzerınde durmadık, çünkü bunlar bizi ilgilendiren dünya görüşü problemlerinin dışında kalıyor. Bu problemlere de bu kitapta yer alan bir başka yazıda değineceğiz.


    * Burda vurgulanan "Türk" kimliği, Osmanlı otoritesini temsil eden memur, asker vd. olarak algılanmalıdır. Alevi Türkmenlerle otorire karşıtlığından dolayı sıcak ilişkilerini korumuşlardır. (S.Z.)

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    Makale Üzerine Kısa Notlar

    Sayın Prof. Dr. Garnik Asatrian’ın, M. Bocalyan tarafından yapılan çevirisi, S. Zulalyan tarafından Dersim Site/Foruma aktarılmıştı. Bu çeviride, yazarın adı dahil bir çok hatalı yazım vardır. Bunlardan bazılarını parantez açarak ve nb (not benim) ekiyle beraber doğrudan düzelttim. Bazılarının yanına ise not düşerek açıklamaya çalıştım. Aynı şekilde yazarın kendisinden kaynaklanan bazı yaklaşımlarına da açıklık getirmeye çalıştım. Bu notlar, yazının orijinalinde yoktur. Yazarının ve çevirmeninin hoşgörüsüne sığınarak, konunun daha iyi anlaşılması niyetiyle bu notlar tarafımdan eklenmiştir.

    25.05.08 M. Tornêğeyali

    Notlar:

    1). Bu atasözünün doğrusu ve çevrisi şöyledir:
    Mordem mıreno, name maneno. Ga mıreno, poste maneno.
    “Öküz ölür, postu kalır. Adam ölür adı kalır.
    Orijinalde doğru olarak yazılmış olmasına rağmen, çeviride, ga (öküz) terimi yanlış olarak “inek“ diye yazılmıştır. Oysa Zazaca’da inek teriminin karşılığı “manga“ demektir. Çevirmen ve aktarıcısının Zazaca’yı bilmediği anlaşılıyor. Metinde, özdeyişi düzelterek yazdım.

    2). Dersimli Zazalar’ın dini, “ aşırı Şiiliğin akımlarından biri“ midir? Tabii, bu da bir görüştür. Dersim İnancı olarak da nitelendirebileceğimiz Dersim Aleviliği, Şiilikten belli oranlarda etkinlenmiştir. Ama Şiiilik, tıpkı Sünnilik gibi yüzyıllara dayanan devlet dindir, yazılı kaynaklara ve Kuran esaslarına dayanır. Oysa Alevilik ve özel olarak da Dersim Aleviliği, esas olarak sözlü geleneğe dayanır ve geleneksel ve eski doğa inançlarını korumuştur.

    3). Yazar, "Kızılbaş" teriminin etnik bir orijini ifade ettiğini ve bunun “Türk“ olmayı gerektirdiğini iddia etmektedir. Bu yargı, Dersim ve Anadolu’daki yerleşik anlayışa ters düşmektedir. Kızılbaş terimi, etnik değil, dinsel bir terimdir ve bugünkü Alevi terimine tekabül etmektedir. Ortaya çıkışı döneminde, Şah (İran) yanlısı olmayı dile getirmiş ve zamanla negatif bir anlam yüklenerek hakaret amacıyla kullanılmıştır. Kızılbaşlar Türk/Türkmen olduğu gibi, Zaza, Kürt veya başka etnik bir kökene de sahip olabilir.

    4). “Dersim Zazaları arasında pek az sayıda Sünnilere de rastlandığını“ söylerken yazar, aslında bu makaleyi yazdığı dönemde Zazaları yeterince tanımadığını, bu görüşünde emin olmadığını ele vermiş oluyor. Ama bugün, G. Asatiryan’ın daha sonraki çalışmalarıyla bu yetersizlikliklerini giderdiğini söylemek mümkün. Doğrusu, Zazalar -tıpkı Türkler ve Kürtler gibi- Alevi ve Sünni olmak üzere iki kesimden oluşmaktadır ve nüfusları da aşağı-yukarı birbirine yakındır. Ayrıca, Zazalar’ın yerleşme alanları sadece Dersim ile sınırlı değildir.

    5). Yazarın, "Bir Türk öldüren, otuzaltı Hıristıyan öldürenden daha çok Tanrıya yakındır" şeklinde, Dersimli bir Seyitten aktardığı bu yargının, Dersimliler’in “genel“ yargısı olduğunu söylemek oldukça abartı olur. Bunun, Sünnilerin “Kızılbaş öldüren cennete gider“ mantığına verilmiş tepkisel bir cevap olduğu ama aynı mantığı yansıttığı da söylenmelidir.

    6). Türkçesi ‘hoş gördük‘ olan "Ma bi kher di" ifadesini bugün, “Ma ve xêr di“ veya “Ma be xêr di“ şeklinde yazıyoruz ki, burada “ma“ (biz) kelimesinde sonra gelen “ve (be)“ aslında “eve (ebe)“ (ile) biçiminin kısaltılmışı, daha doğrusu ‘e‘ seslisinin düşmesinin sonucudur. Bunu “Mave xêrdi“ veya “Mabe xêrdi“ şekinde bileşik yazanlar da vardır.

    7). "Meyman meymane haki." Bu özdeyiş bugün Zazaca’da “Meymanê Heqi“ (Tanrı misafiri) ve “Meyman, meymanê heqiyo“ (Misafir, tanrının misafiridir) şekinde telaffuz edilir ve yazılır.
    "Haval bıray ra rava ro" (arkadaş kardeşten değerlidir); "Heval (alvaz) bıray ra ravê ro" şeklindedir.
    "Be-çak mordam avras ra tirsana" (Silahsız adam tavşandan daha korkaktır): “Bê çheke (bêçheke) mordem, awreşi ra tersenıko“ -(Mordemo bêçheke, awreşi ra tersenıko)- ya da „“Bêçheke mordem, awreşi ra tersono“ (Silahsız adam, tavşandan -bile- korkar; silahsız adam, tavşandan daha korkaktır).

    8). “kara köpeklere tapmak“ gibi bir iddianın aslı yoktur. Dersim’de, doğa inançları gereği bazı yılanlar “kutsal“ sayılır ama kara köpeklerin kutsal sayıldığına hiç bir yerde rastlanmamıştır.

    9) Dujik baba: (Thuzık Bava/baba) dağı; Minzur (Mindzur), “Muzur“ (Munzur) baba dağı ve gözeleri; Silvus (Sulvıs) dağı, ‘Bagir baba‘ olarak yazılmış olanın doğrusu ise “Bağıre“ şekindedir. “Bağıre“ eril değil, dişildir ve bazılarının “Bağır baba“ veya “Bağır paşa“ olarak yazması, hem bir asimilasyon belirtisi ve hem de Dersim inancını tanımamak veya onu çarpıtmaktan kaynaklanmaktadır.


    10). “Silvus dağı Dersim'in en yüksek tepesi“ değildir ama en yükseklerinden biridir. Dersm’in en yüksek noktaları, Munzur dağlarının doğu ucunda bulunan “Akbaba“ tepesi (3463 m) ile Pülümür’ün doğusunda Bağıre dağı üzerindeki “Mêrav“ tepesidir, (3287 m).

    25.05.2008

    M. Tornêğeyali

    Kaynak: http://www.dersimsite.org/zazalarinulusal.html




    Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken



    Weitere Beiträge aus dem Forum DERSİM-ZAZA ARŞİVİ

    Meleklerin Dersim dansı - gepostet von dersim am Sonntag 20.01.2008
    Miandonike - gepostet von dersim am Freitag 11.05.2007
    AIHM'in Içyer Karari ve Köye Dönüs Sorunu... Hüseyin AYGÜN - gepostet von dersim am Sonntag 17.06.2007
    VILIKE_ÇIGDEM_KROKUS_(lat. Crocus, Mz. Krokusse) - gepostet von dersim am Samstag 26.05.2007
    Öcalan da Ergenekon'un adamı ve bu Görevi sürüyor!" - gepostet von dersim am Samstag 16.02.2008



    Ähnliche Beiträge wie "ZAZA DİLİNİN İRAN DİLLERİ SİSTEMİNDEKİ YERİ_G.S. Asatrian"

    Ernte der Agrarfrüchte im Winter - Fluch oder Segen? - Marko (Sonntag 24.12.2006)
    Gigs im Herbst und Winter - Matt (Mittwoch 27.09.2006)
    2. Shetty Winter-Spiel- und Spaßtag - Brise2000 (Montag 18.12.2006)
    Musso, Guillaume - Ein Engel im Winter - Salome (Montag 25.06.2007)
    20.10.2007, der erste Schnee im kommenden Winter - drohne (Samstag 20.10.2007)
    Winter nicht nur bei uns... - Josef D. (Mittwoch 26.01.2005)
    tieferlegung im winter - MaNDraxXXx (Mittwoch 25.10.2006)
    Winter = Platz schaffen... - hannoi75 (Donnerstag 26.10.2006)
    Der Kalte Winter... - sheila (Mittwoch 06.12.2006)
    Sims 2 Nightlife - Winter Pack - Dennis3 (Montag 31.10.2005)