Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR

DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
Verfügbare Informationen zu "Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR"

  • Qualität des Beitrags: 0 Sterne
  • Beteiligte Poster: dersim
  • Forum: DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
  • Forenbeschreibung: Dersim-Zaza Platformu
  • aus dem Unterforum: ALEVİLİK ÜZERİNE YAZILAR
  • Antworten: 3
  • Forum gestartet am: Dienstag 05.12.2006
  • Sprache: türkisch
  • Link zum Originaltopic: Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR
  • Letzte Antwort: vor 15 Jahren, 1 Monat, 20 Tagen, 14 Stunden, 37 Minuten
  • Alle Beiträge und Antworten zu "Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR"

    Re: Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR

    dersim -

    Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR



    Alevilerin Ermeniliği Konusu





    Yazarımız Naki Bakır'ın güncel gelişmeler hakkındaki makalesini aktarıyoruz: Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun, Kürtler'in Türkmen, Alevilerin bir bölümünün ise "Ermeni dönmesi" olduğu yönündeki sözleri, en çok Alevi kesimden tepki gördü.



    Halaçoğlu'nun "ırkçı, şoven, ayrımcı" olup olmadığı da 20. yüzyılın başlarında yaşanan ihtida olaylarına ilişkin bu açıklamayı hangi amaçla yaptığı da ayrı bir konudur. Bunun üzerinde duracak değiliz. Halaçoğlu'nun açıklamalarıyla ilgili illa bir şey söylemek gerekirse, o da bunun sadece tehcir süreciyle, yani yakın tarihle ilgili olduğudur. Söylenenler de gerçek payı elbette vardır. Ancak tehcir sırasında ihtida edenlerin büyük bölümünün, zaten horlanan, aşağılanan Alevilik yerine Sünniliği (İslamı) seçtiği de bir gerçek.

    Asıl burada üzerinde durulması gereken konu ise Aleviler'in verdiği tepki; bu sözlerden alınarak savunma pisikolojisine girmeleridir. Bu tepkileri verenlerin bilinç altını okumaya çalıştığımızda, "İslam iyidir-Hıristiyanlık kötüdür; ya da Türk-Kürt iyidir, Ermeni kötüdür" koşullanması karşımıza çıkıyor. Son dönemde artan "Biz İslam'ın özüyüz" çıkışlarında da bu koşullanmanın etkisi, cemaat dışılıktan kurtulma çabası görülüyor. Daha da kötüsü; "Sonradan Müslüman bile olsa Ermeni kötüdür" gibi ilkel bir anlayışın bu insanlarda yer ettiğini düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Yani bir "suçlama" (Ermenilik) ile karşı karşıya kaldığını hisseden Alevilerin verdiği tepki, ırkçı, şoven kesimin Ermeni düşmanlığına ve Ermeni olmayı adeta suç sayan anlayışına katılır nitelikte.

    -Din değiştirmek mi suç, buna zorlamak mı?

    Üzerinde durulması gereken belki daha önemli bir konu da din değiştirenler suçlanırken, onları buna zorlayan unsurların göz ardı edilmesidir. Milyonu aşkın insan, yaşadıkları toprakları terk etmeye zorlanırken, öldürülürken, her an yaşamını yitirme korkusuyla yaşarken, son derece doğal insanı gerekçelerle ve kendini güvenceye alma düşüncesiyle egemenlerin dinine geçmek zorunda kalmış. Biz bu olayda illa bir suçlu arayacaksak, ihtida edenleri mi yoksa onları buna zorlayan kişi, toplum, devlet ya da diğer koşulları mı suçlayacağız? Sonuçta bugün Müslüman olan halkların tümü tarihinde bu süreci yaşamadı mı? Türkler, Kürtler ve diğerleri bir tarihte kendi dinlerini bırakarak İslam'a geçmediler mi? Bunu gönüllü mü yaptılar? İslam tarihi kılıç zoruyla Müslüman edilen toplulukların tarihi değil midir? Daha Peygamber döneminden itibaren öyle olmamış mıdır?

    -Aleviler tarihini ne kadar biliyor?

    Aleviler'in bir kesiminin verdiği agresif tepkiler, onların bilinç altındaki koşullanmaları yanında, tarihlerini ne kadar bildikleri sorusunu da gündeme getirdi.

    Öncelikle söylemek gerekir ki Alevilik inanç alanıyla ilgili bir kavramdır, bir etnisite belirtmez. Yani her etnik kökenden Alevi inançlı insan olabilir. Geçmişte de olmuştur. Bize göre bugünkü Anadolu Alevileri de birilerinin iddia ettiği gibi saf Türk, ya da saf Kürt olmayıp, zaten etnik anlamda tamamen karışmış kaynaşmış bir topluluktur. Araştırmacı Yazar Erdoğan Çınar'a göre Anadolu Aleviliğinin "serçeşmesi" kabul edilen Battal Gazi 8. yüzyılda (Türkler gelmeden 300 yıl önce) yaşamıştır ve Paulikien (Pavliken, Paflikyan, Pavlaki) diye adlandırılan Batıni inançlı Anadolu halkına mensuptur. Malatya'yı alarak Bizans sınırlarına dayanan İslam ordularıyla ittifak yapan bu halk, Araplarla bir olup, kendisini sistemli olarak kıran, kıyımlara uğratan Bizans'a karşı savaşmıştır. İri cüssesi nedeniyle Arap kaynaklarında Battal Gazi olarak geçen ve Arap asıllı olmadığı vurgulanan bu zat, Bizans kaynaklarında Chrysocheir olarak yer alır. Babası Hüseyin Gazi de aslında, Bizans'a karşı savaşırken Ankara yakınlarında şehit düşerek bir tepeye gömülen (Bugünkü adıyla Hüseyin Gazi Tepesi) Carbeas'tan başkası değildir. Bizans'a göre Paulikienler "sapkın Hıristiyanlar" dır, bunlar "mum söndü" yapar, kiliseye gitmez, kendi dua (cem) evlerinde ibadet ederler, "katli vacip" bir halktır. Hıristiyan Batılı kaynaklarda Paulikienler "A heretic Armenian sect" olarak tanımlanır.
    Bize göre de bu insanlar daha sonra Anadolu'da egemen olan İslam'ın tabiyetine girip, Arap adları alsalar da, kendi inançlarını sürdürmüş, Müslümanlık sadece (zahiri) görüntü olmaktan öte gitmemiştir bunlar için. Sonraki yüzyıllarda gelen ve yine Batıni inanç çizgisindeki bazı Türkmen ve Kürt aşiretleriyle kaynaşan Paulikienler, büyük ölçüde bugünkü Anadolu Aleviliğini ve Alevilerini oluşturmuştur.
    Paulikienler'e "Heterodoks Hıristiyan" deniliyordu, bugün de Aleviler'e "Heterodoks İslam" deniyor. Ne tesadüf ki Paulikienlerin en yoğun olarak yaşadığı yerler de Malatya, Sivas, Dersim... Sırasıyla Arguvan ve Divriği'yi başkent yapmışlar, Divriği kalesini onlar inşa etmiş. Bogomiller, Albigenler, Tundrakiler...bunların değişik coğrafyalara sürülen akrabalarına verilen isimler.

    -Dersim tarihi-Pavlikanların tarihi

    "Dersim Tarihi" adlı kitabın yazarı Seyfi Cengiz, Manesçi akımın başta gelen kollarından biri olan ve Pavlakiler (Paulikanlar) adıyla bilinen hareketin, M.S. 6.-7. yüzyıl ile 10.-11. yüzyıl arasındaki Dersim, Zaza (ve Malatya) tarihi bakımından taşıdığı büyük öneme işaret ediyor.

    History Of The Byzantine Empıre (1952) adlı kitabın yazarı A. A. Vasiliev, Pavlaki hareketinin M.S. 3. yüzyılda Samosatalı Paul tarafından kurulduğunu ve 7'inci yüzyılda reforme edildiğini düşünüyor. (Bk. Vasiliev, a.g.e., s. 383).

    Samosata (Samsat) ve Adıyaman 1954 yılına kadar Bizans çağında olduğu gibi Malatya'ya bağlı yerleşmelerdi. Iwanov, bu harekete adını verdiğini düşündüğü Samsatlı Paul'un başlangıçta Antakya papazı olup M.S. 269/272 yılında bu görevden alındığını ve kovulduğunu yazıyor. Buna göre o, Manes'le çağdaştır. Antakya ve çevresinde bir Süryani/Asuri mezhebi olan Nasturilik güçlüydü. Pavlaki (Paulikan) adının orijini ve kurucusunun kimliği konusunda değişik görüşler var.
    Bu sözcüğün Paul adlı bir kurucudan ileri geldiği ve Paul'un İzleyicileri anlamı taşıdığı yaygın bir görüş. Hareketin isim babası olduğu iddia edilen Paul, bir teze göre Pavlaki kilisesinin üçüncü başı olan bir Ermeni'dir. O'nun da Samosatalı olduğu söyleniyor. Konuya ilişkin en eski kaynak olarak bilinen Sicilyalı Petros'un yazdıklarına dayanan bir diğer teze göre de, Pavlaki (Paulikyan) adının kaynağı, hatta kurucusu Havari Paul olmalıdır. Sicilyalı Peter, 867 yılında Pavlakiler'in Efes'i zaptetmeleri üzerine 869 yılında Bizans tarafından Pavlakiler'e elçi olarak yollandı. Barış çabaları sonuç vermeyen Sicilyalı Peter, elçiliğinin avantajlarından yararlanarak Pavlakiler'in doktrini üzerine History Of The Manichees adında bir kitap yazdı (Bk. The Cambridge Medieval History, IV, s. 191-192). Pavlaki adını bilinmeyen bir yerli öğreticiyle ilişkilendirenler de var.

    -Bektaşilikte'ki "Balı, balım" unvanları

    E. Honigmann'ın imzasını taşıyan Enc. Of Islam'ın Malatya maddesinde Araplar'ın Pavlakiler'e "al-Bailikani (al-Bayalika)" dedikleri kaydediliyor. Bu adlandırma Pavlaki adının kökeninin Paul değil de Bal (Balan, Palu, Palan) olabileceğini akla getiriyor. Cengiz'e göre bu adın bir aşiret adı olarak da karşılaştığımız Bal sözcüğünden (veya Belh adından geldiği sanılan Pahlav kavramından) türetildiği büyük olasılık.

    Cengiz, Bektaşi Tekkesi postnişinlerinden bazılarının adlarında karşılaştığımız "Bali" veya "Balım" gibi unvanlar ya da adların da aynı kökten gelebieleceğine işaret ediyor.
    M.S. 660-880 yılları arasındaki dönemi işlediği bölümde Pavlakiler'e değinen The Decline And Fall Of The Roman Empire (1737-94) adlı eserin yazarı Edward Gibbon da Pavlakiler'in adlarını St. Paul'dan aldıklarını düşünüyor, ancak Pavlakiler'in kendilerinin bu görüşleri reddettiklerini ve kendi gerçek kurucularının Silvanus (Constantine Mananali) adlı biri olduğunu söylediklerini de kaydediyor. O'na göre hareketin kendisi büyük ihtimalle bu adı kullanmıyordu (Bk. Gibbon, a.g.e., cilt 6, 54. Bölüm, s. 110-129).

    -Pir Sultan mı Pir Silvan mı?

    Silvanus'u Bizans kaynaklarından araştıran Erdoğan Çınar'a ise O'nun Aleviler'in Pir Sultan olarak bildiği kişi olduğunu, kanıtlarıyla ortaya koyuyor. (Alevilerin Bir Kayıp Efsanesi) Dünyanın en sağlam devlet arşivi olan Osmanlı kayıtlarında Pir Sultan'a ilişkin tek bir kayıt yokken, O'na ilişkin anlatılanların tümü Silvanus'la ilgili Bizans kayıtlarında yer alan olaylarla birebir örtüşüyor. Öyle anlaşılıyor ki bu halk, hafızasında yer eden olayları daha sonraki yüzyıllara uyarlamış.

    -7. yüzyılda Kalmen ocağından çıkmış bir pir

    Armenia-Cradle Of Civilisation adlı eserin yazarlarına göre de bu hareketin kurucusu M.S. 6.-7. yüzyılda yaşayan ve sonraları Silvanus adını almış olan Constantine Mananali'dir. Mananali, Dersim'in bir diğer adı olan halk dilindeki Mamekiye'nin (Kalmem Ocağı) Ermenice kaynaklardaki şeklidir.

    Bütün bunlara göre Pavlakiler'in anavatanı Ermenistan'ın (Kırmanciye) Bizans sektörü, başka deyişle Dersim ve çevresiydi. Bu hareketin kurucusu Constantine (Silvan), bir Dersimli'ydi (Mamekiyeli). Onların esas üsleri de Dersim (özellikle Doğu Dersim ve Divriği) ve Malatya'da bulunuyordu. Başkentleri Divriği (Tefrike) idi. Ancak Pavlaki sekti Anadolu'da genişçe yayılabildi. Onlar Kapadokya, Pontus, Lycaonia ve Frigya gibi bölgelerde de varlardı. Divriği, en önemli kalelerinden biriydi. Pavlaki önderlerinden Chrysocheir liderliğindeki Divriği direnişi bu kent imha edilerek bastırılabildi. Cengiz, Pavlakiler'le onların bir kolu olan Tondrakiler'in Dersimli (Eski Dersimliler) olduklarını düşünüyor.

    -Ezidiler'le bağlantı

    Enc. Of Islam'ın "Yezidilik" maddesinin yazarı Th. Menzel şöyle diyor:

    "Yezidiler kendilerine Dasin, Dasni, Daseni (çoğ. Dawasin, Duasin, Dawashım) derler...Süryaniler arasında Yezidiler'e Dasnaye, Ermeniler arasında ise Yezidiler'e Tondrakiler ve Pavlakiler (Polikyanlar) adı verilir".(Bk. Menzel, a.g.y).

    Seyfi Cengiz, Dersimliler'le Zazalar ve Yezidiler arasındaki akrabalığa değinirken, pek çok araştırmacının Dersim ve Yezidi (Ezidi, Ezdai) inançları arasındaki paralelliğe işaret ettiğini belirtiyor. Bu paralelliğin köklerinin Pavlakiler ve
    -"Çıra-mum söndürenler"?

    Tondrakiler döneminde ve daha gerilerde yattığını düşünen Cengiz, eski kaynaklarda yer yer "Çıra Söndürenler (sonraları Türkler tarafından Mum Söndürenler denmiştir) veya Güneş'in Çocukları (Ermenice'de Arevorti) olarak referans verilenler de Dersimli, Zaza ve Yezidi adlarıyla bilinen topluluktur" diyor. Antranik, Dersim adlı kitabında (1901) iki cinsin de katıldığı gece toplantılarından dolayı Kızılbaşlar'a aynı zamanda Çıra Söndürenler dendiğini kaydediyor.

    Bütün bunlar da bugünkü Kızılbaşlar ve Yezidiler'in çekirdek olarak eskiden Pavlaki, Tondraki, Çıra Söndüren veya Güneşe Tapanlar gibi adlarla bilinen topluluk menşeli olduğuna işaret ediyor. Bu toplulukların Müslüman olmadığı veya Müslümanlar tarafından Müslüman olarak görülmediği bilinen bir gerçek.
    Menzel'in sözleri de Seyfi Cengiz'in, Pavlaki ve Tondrakiler ile Dersimliler arasında kurduğu ilişkiyi doğruluyor.
    Cengiz, Sincar Yezidileri'nin Dicle'nin kuzeyindeki bir ülkeden geldiklerine ilişkin bir geleneklerini aktaran Mark Sykes'ın, Sincar Yezidileri'nin fizik bakımından Dersimliler'e benzediklerini söylemesini de dikkate değer bir gözlem olarak aktarıyor. (Bk. M. Sykes, The Kurdish Trıbes Of The Ottoman Empıre, 1908. Türkçesi için bk. Dış Kaynaklarda Kırmanclar-Kızılbaşlar ve Zazalar, Desmala Sure Yayınları, 1995, s. 112-140).

    -Malazgirt savaşı ve Rafizi Ermeniler

    Fransız Mareşali Horace Sebastiani, Türkiye Ermenileriyle ilgili 1814 tarihli raporunda Ermenileri normal Ermeniler ve "Rafiziyyun/Rafiziler" olarak ikiye ayırıyor. Ermeni asıllı Türk Yazar Levon Panos Dabağyan, "Osmanlı İmparatorluğunda Şer Akımlar" kitabında bu raporu değerlendirirken, Fransızların Türkiye'deki etnik yapıya daha 1800'lü yılların başında bile ne kadar hâkim olduklarının anlaşıldığını ifade ederek şöyle diyor:

    "Selçuklular devrinde, Alparslan'ın saflarına geçerek, Bizans'a karşı savaşan ve sonradan İslam dinini kabul eden Ermenilerin büyük bir kısmı, bilAhere 'Alevi Mezhebi'ne geçmiş ve öyle kalmışlardır. (...) Demek ki, Mareşal Horace Sebastiani, Fransa'nın Türkiye üzerinde taşıdığı gizli emellerin tahakkuk sahasına aktarılacağı zaman, Osmanlı topraklarında yaşayan bilumum unsurlardan istifade edebilmek için Anadolu topraklarında yaşayanları da iyiden iyiye tetkik etmiş veya ettirmiş!"

    Ermeni asıllı Türk vatandaşı yazar Torkom İstepanyan ise Pakradunilerle ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: "Türk-Ermeni kardeşliğinin başlangıcı 11'inci yüzyıl ortalarına dayanır. 1064'te Pakraduni Ermeni Krallığına Bizanslılar tarafından son verilince, Bizans zulmüne dayanamayan Ermeniler Türklerin himayesine sığındılar. Bu devre onlar için huzur oldu. Vatanlarına sımsıkı bağlandılar. Türkler tarafından bunlardan' bazılarına 'Amiral'lik unvanı verildi. Böylece ilk Türk-Ermeni dostluğunun temeli atılmış oldu. Bu kardeşliğin en güzel kanıtı da bugün dünyanın dört bucağına serpilmiş olan Ermeni toplumunun günümüze dek varlığını sürdüren Türkçe kökenli soyadlarıdır. Örneğin, Romanya doğumlu olduğu halde dünya Ermenilerinin Ruhani Reisi Gatogigos Vazgen I'in soyadı 'Balcıyan'dır." (Sorun olan Ermeniler/Suat Akgül, Ali Güler, Türkar Yay. İst. 2003. s: 402)

    Son söz: Tarihini bilmeyen bugünü anlayamaz, bugünü kavrayamayan geleceğini kuramaz.

    Naki BAKIR
    14.9.2007

    http://www.alevionline.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2903

    http://haberler.alevionline.com/arsiv/15_Eylul_2007/haberler/Alevilerin_Ermeniligi_Konusu/2903.html




    Re: Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR

    dersim -

    'Kürt- Alevi'ler Ermeni dönmesi' davasında karar


    'Kürt- Alevi'ler Ermeni dönmesi' davasında karar


    'Kürt- Alevi'ler Ermeni dönmesi' davasında karar

    06 01 2008

    'Kürtler aslında Türkmen Kürt-Alevi olarak bilinenler de Ermeni'diyen Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Halaçoğlu hakkında açılan dava sonuçlandı.

    18.07.2007 tarihinde Avşar Elleri Sempozyumuna katılarak Kayseri İl Kültür Müdürlüğünde yapmış olduğu konuşmasında"...... araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında Türkmen asıllı olduğunu, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşların ise Ermeni kökenli olduğunu gördük, ülkeyi bölmeye çalışan TİKKO ve PKK terör örgütlerinin içinde yer alan insanların birçoğu Ermeni dönmesi Kürtlerden oluşuyor, TİKKO ve PKK hareketi bizim bildiğimiz Kürt hareketi değildir..." şeklinde sözler sarf eden Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu hakkında 13 kurum ve vatandaştan gelen 'Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, Hakaret, Görevi Kötüye Kullanma' gibi suç duyurularını inceleyen Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı herhangi kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
    İşte suç duyurusunda bulunan kurumlar ve vatandaşlarla beraber karar: T.C.
    KAYSERİ
    CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI

    Soruşturma No : 2007/22683
    Karar No : 2007/14419

    KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR

    DAVACI :K.H.
    MÜŞTEKİ :1- KENAN AKPINAR, oğlu'den olma, doğumlu, Cumhuriyet Mah. Sultan Hamam Cad. Turan İş Merkezi Kat: 5 Merkez/KAYSERİ ikamet eder.

    2- ABBAS TAN, ZEKİ Oğlu FAHRİYE'den olma, 10/05/1952 DOĞUMLU, Erciyes Evler Mh. 30 Ağustos Bul. Huzur Sit. A/9 Kocasinan/KAYSERİ ikamet eder

    3- ALİ ALTI, AZİZ oğlu İPEK'den olma, 01/06/1977 doğumlu, 5. Etap Blokları Sakarya Ap. Kat:9 No:33 Anayurt Talas/KAYSERİ ikamet eder.

    4-İSMAİL ASLAN, HIDIR Oğlu GÜLÜZAR'den olma, 20/10/1959 doğumlu, Tudef Tunceli Dernekleri Federasyonu İstiklal Cad İmam Adnan Sok No 6/4 Beyoğlu/İSTANBUL ikamet eder.

    5-HALDUN ÖZKAN, Oğlu'den olma, doğumlu,Eğitim-Sen İstanbul 8 Nolu Şube Başkanı İSTANBUL ikamet eder.

    VEKİLİ : Av. METİN İRİZ Millet Caddesi, No: 11 İnan İş Hanı, Kat: 6/613 Aksaray/İstanbul

    6- EMİN EKİNCİ, Oğlu'den olma, doğumlu, Eğitim-Sen İstanbul 7 Nolu Şube Başkanı Merkez/KAYSERİ ikamet eder.
    VEKİLİ : Av. METİN İRİZ Millet Caddesi, No: 11 İnan İş Hanı, Kat: 6/613 Aksaray/İstanbul

    7- HACI BEKTAŞ VELİ KÜLTÜR VE TANITMA DERNEKLERİ GENEL MERKEZİ,'den olma, doğumlu, Sokullu Mehmet Paşa Caddesi İğdeSokak No: 24 Dikmen ANKARA ikamet eder.

    8- ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU,'den olma, doğumlu, Sokullu Mehmet Paşa Cad İğde Sok No: 24 Dikmen ANKARA ikamet eder.

    9-MAHMUT YAMAÇ,Oğlu'den olma, doğumlu, Petrol Mah. 40 Affet Evleri J Blok Kat: 1 No: 2 Merkez/ADIYAMAN ikamet eder.

    10-İBRAHİM AVCI, Oğlu'den olma, doğumlu, TORENSTRAAT 21 6711 AN EDE HOLLANDA ikamet eder.

    11-MEHMET NURİ ÖZEN, MEHMET Oğlu'den olma, 1976 doğumlu, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünde hükümlü BOLU ikamet eder.

    12-HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI GENEL MERKEZİ, 'den olma, doğumlu, Sokullu Mehmet Paşa Caddesi İğde Sok No: 24 Dikmen ANKARA ikamet eder.

    13- BARIŞ YILDIRIM, CAFER Oğlu, HANIM'dan olma, 10.07.1980 doğumlu, Tunceli ili, Merkez İlçesi, Sarıtaş Köyü, 29 cilt, 43 aile sıra no nüfusuna kayıtlı, Moğultay Mahallesi, İnönü Caddesi, Arslan Center Kat:1 Tunceli adresinde ikamet eder.

    ŞÜPHELİ : YUSUF HALAÇOĞLU, Oğlu'den olma, doğumlu, ili, ilçesi, köy/mahallesi, cilt, aile sıra no, sıra no'da nüfusa kakyıtlı Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ANKARA ikamet eder.

    SUÇ : Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, Hakaret, Görevi Kötüye Kullanma


    SUÇ TARİHİ : 18/07/2007


    SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ:


    Yukarıda kimlikleri yazılı müştekiler ile ünvanları yazılı dernekler, yazılı dilekçelerle veya bizzat başvuruda bulunarak halen Türk Tarih Kurumu Başkanı olarak görev yapan şüpheli Yusuf Halaçoğlu'dan şikayetçi olmuşlar ve şüphelinin aynı eylemini kastederek birbirlerine benzer mahiyetteki şikayetlerinde özetle; şüphelinin Kayseri ilinde düzenlenen Dadaloğlu şenlikleri sırasında 18.07.2007 tarihinde Avşar Elleri Sempozyumuna katılarak Kayseri İl Kültür Müdürlüğünde yapmış olduğu konuşmasında "......araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında Türkmen asıllı olduğunu, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşların ise Ermeni kökenli olduğunu gördük, ülkeyi bölmeye çalışan TİKKO ve PKK terör örgütlerinin içinde yer alan insanların birçoğu Ermeni dönmesi Kürtlerden oluşuyor, TİKKO ve PKK hareketi bizim bildiğimiz Kürt hareketi değildir..." şeklinde sözler sarf ettiğini, Ermenilikten Alevi-Kürtlüğe dönenlerin birçoğunun samimi olmayıp kilise kurma çabasında olduğunu, ellerinde Ermeni dönmesi olanların listesinin bulunduğunu, 1936-37'de devletin bu dönmeleri ev ev tesbit ettiğini, kendi elinde de liste olmakla birlikte açıklayamayacağını, Ermeni dönmelerin 1920'deki sayısının 90-100 bin civarında olup bugünkü sayılarını söyleyemeyeceğini beyan ederek Alevi yurttaşlar bakımından "hakaret" suçunu işlediği gibi toplumun bu kesimini terörist olarak nitelendirilip hedef gösterdiğini, bu haliyle de eylemin "ırk ve mezhep ayrımcılığı yaparak halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek" suçunu oluşturduğunu iddia edip şüphelinin cezalandırılmasını talep etmişlerdir.

    İddialara konu eylemin görev sırasında ve görevden dolayı işlenmeyip gorevinin gerektirdiği zaruret olmaksızın Kayseri ilinde düzenlenmiş olan bir sempozyuma katılarak yapmış olduğu konuşma sırasında gerçekleşmiş olması ve isnat olunan suçun niteliği karşısında eylemin 4483 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaatine varılarak resen soruşturma yapılması uygun görülmüştür.

    Mevcut iddialar nedeniyle Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığı gibi müştekiler tarafından değişik yer Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılan başvurular nedeniyle başlatılan soruşturma sonucu suç yerinin Kayseri ili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik karalarıyla gönderilmiş olan soruşturma evraklarının aynı eyleme ve şüpheliye ilişkin olduğu tespit edilip evraklar birleştirilmek suretiyle soruşturmaya Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/22683 Hz sayılı evrakı üzerinden devam olunmuştur.

    Soruşturma sırasında şüphelinin talimat yoluyla ifadesine başvurulmuş, şüphelinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğu ifadesinde, müsnet suçlamayı kabul etmediğini, konuşmasında suç unsuru olmadığını, kendisinin hakaret, ayrımcılık ve görevi kötüye kullanma gibi bir kastının bulunmadığını belirtirken yazılı olarak sunmuş olduğu savunmasında özetle; konuşmasında 12 yıllık bir çalışmayla Osmanlı arşivlerindeki 250 ye yakın Tahrir, Maliyeden Müdevver ve Kuyud-ı Kadime tasnifine ait her biri ortalama 500 sayfa olan defterlerde tespit etmiş olduğu Anadolu'da mevcut 41297 aşiretten bahsettiğini, öte yandan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Rusya ve İran arşivlerinde sürdürdükleri 7 yıllık bir çalışma sonucunda 1921'de halen hayatta olan Ermenilere ait 1 milyon 300 bin nüfusu kaynaklarıyla ortaya koyduğunu, yine Peter Alfrod Andrews tarafından hazırlanan ve 1989 yılında Wiesbaden'de basılmış bulunan "Etnic Groups in the Republic of Turkey" adlı eserde Türkiye'de var olduğu iddia edilen 47 etnik grupla ilgili bir araştırma yapma gereği gördüğünü, Kayseri'de gerçekleştirilen "Türk Tarihinde ve Kültüründe Avşarlar Sempozyumu"'nda da bilimsel bir sempozyum olması dolayısıyla bu konulara değindiğini, ancak konuşmasının gazetelere tamamen yanlış ve çarpıtılmış olarak yansıtılıp yansıtılan biçimini temel alan bazı kesimlerin haksız eleştirilerde bulunduğunu, tamamen bilimsel bir toplantıda ve elde edilen sağlam bulguları sunmasının bilimsel çalışma özgürlüğünün gereği olduğunu ve suçlamaları kabul etmediğini beyan ettikten sonra konuşmasında belirtmiş olduğu fikirlerin dayanaklarından söz ederek ABD arşivlerinde yapılan araştırmalarda başta 1919'da ABD'nin Diyarbakır Konsolos Yardımcısı Thomas Mugeritchian tarafından hazırlanan raporda hangi Ermeni aşiretinin hangi isimle Kürt aşireti olarak isim değiştirdiğinin ayrıntılı olarak kaydedilmiş olduğunu, ayrıca yine ABD'li araştırmacı Prof. Dr. David Magie'nin de devletin görevlendirmesiyle "Osmanlı İmparatorluğu'nda Kürtler" adıyla bir araştırma yapmış olduğunu, bütün bu kitap ve yazılarda bugün ülkemizi ilgilendiren konularda ciddi tahliller yer aldığını, öte yandan Alevilik üzerine dünya çapında bir otorite olan Prof. Dr. İrene Melikokff'un "Hacı Bektaş Efsanede Gerçeğe", "uygur idik Uyardılar, Cem Yayınları, İstanbul 1994" ve "Tarihi ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiye'de Aleviler Bektaşiler Nusayriler, İstanbul 1999" gibi kitaplarında yıllar öncesinden kendilerini Alevi-Kürt olark tanıtanlar hakkında bilgi verilmiş olup bu kitapların Türkiye'de basıldığını, yine Martin Van Bruinessen'in "Alevi-Kürtlerin Etnik kimliği Üstüne Tartışma" ve yine aynı yazarın "Kürtlük, Türklük, Alevilik Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri" başlığı altında kaleme aldığı kitabında da Alevi-Kürtlerle ilgili tahliller yapılmış olduğunu, belirtmiş olduğu bu araştırmaların Türk ve dünya bilim alemine sunulduğunu, bunlar hakkında da bugüne kadar herhangi bir soruşturma açılmamış olduğunu, kendisinin yaptığı araştırmanın kişilerin soyu sopu ile ilgili olmadığını, kişilerin kimliklerinin kendilerini ilgilendirdiğini, nitekim konuşması incelendiğinde bölge ve kişilerle ilgili bir ifadede bulunmadığı gibi kişileri sınıflandırarak mozaik biçimine sokulmaması gerektiğini söylediğinin görüleceğini, ayrıca herkesin kendi kimliğini öğrenmek hakkına sahip olduğunu belirttiğini, öte yandan Ermeni nüfusu ile ilgili söylediklerinin de 1919-22 yılları arasını kapsadığını ve günümüze ait bir araştırma olmadığını, o döneme ait bilgileri ise genel olarak ABD arşivlerinden temin ettikleri belgelere göre vermekte olduğunu, bu araştırmaların tabii olarak Türk tarihinin birer parçası olup Türk Tarih Kurumunun ve tarih araştırmacısı olarak şahsının böyle araştırmalar yapmasının bilimin bir gereği olduğunu, ülkemizde de bilimsel araştırma ve bunu ifade özgürlüğünün bulunduğunu, özellikle bu günlerde ülkemize ve milletimize Ermeni soykırımı iddialarıyla bir suç yüklenmeye çalışıldığını, bu iddialara siyasi bir nitelikte kazandırılarak bazı parlamentoların 1915 de Türkiye'de bir soykırım yapıldığını kabul ettiklerini, bir Türk bilim adamı olarak bu konularda araştırma yapmalarının kimse tarafından yadırganmaması gerektiğini, özellikle bu konuda Ermeni diyasporası veya taraftarlarının 1915 olayları sırasında 1.500.000 Ermeninin öldürüldüğünün dolayısıyla bir soykırımın gerçekleştirildiğinin sıkça iddia edilmekte olduğunu, keza yine çoğu çevreler tarafından şayet öldürülmemişse bu nüfusun nerede olduğu yönünde sorular sorulduğunu, dolayısıyla gerçekleştirilen nüfus araştırmasının 1914'te yaşayan Osmanlı Ermenilerinin ne kadarının savaş sonrasında hayatta olduğunu tespitine yönelik bulunduğunu ve dolayısıyla günümüzü değil 1914-1923 yılları arasını kapsadığını, nitekim yapılan nüfus tespitlerinde 1914'te Osmanlı İmparatorluğunda ortalama 1.600.000 Ermeni nüfusunun bulunduğunu, 1921-22 yıllarında ise 1.300.000 ulaşan bir Ermeni nüfusunun hayatta olduğu şeklinde bir sonuca ulaşıldığını, bu durumda 1. Dünya Savaşı ve sonrasında tüm Ermeni kayıplarının 300.000 civarında olup bunların akıbetlerinin de tespit edildiğini ve bütün bu çalışmaların arşiv belgeleriyle ortaya konulduğunu, konuşmasında yer alan "araştırmalarımızda şunu gördüm ki pek çok Kürt dediğimiz insanlar Türkmen asıllı.....hatta hatta şöyle söyleyeyim Kürt-Alevi olarak bilinen birçok insan da maalesef Ermeni dönmeleri..." şeklinde kullandığı ifadeyle sadece Anadolu'da yaşayan ve Kürt asıllı olduklarını söyleyen vatandaşlarımızla nasıl iç içe bir kaynaşma olduğunu vurguladığını, öte yandan bu cümleyle Ermenilere ne olduğu gerçeğini ortaya koymaya çalışıp bir genelleme yapmadığını, bu sözlerinde ne Ermeni olmaya ne de Alevi ve Kürt olmaya karşı bir hakaretinin söz konusu olmadığını, kaldı ki yukarıda belirttiği söz konusu araştırmacıların kitaplarında da bu konunun işlendiğini, yani konunun bilinmeyen bir şey olmadığını, kullandığı cümlelerin gazeteler tarafından "bütün Kürtler Türk'tür, bütün Alevi-Kürtler Ermenidir" şeklinde yansıtıldığını, kendisine ait olmayan bu cümleyi kabul etmesinin mümküm olmadığını, bunun tamamen kasıtlı bir hareket olduğunu, daha sonradan bazı gazetelerce konuşmasının aslı deşifre edilip metinleri yayınlandığı halde hakarete varan saldırıların devam ettiğini, bunlara karşı hukuki hakkının muhafaza ettiğini, konuşmasının tümü okunduğunda ayırmak yerine birleştirmeye yönelik bir anlamın bulunduğunun görüleceğini, cümledeki "maalesef" kelimesinin ise verilen bilginin kamu oyumuzca bilinmeyen bir konu olması sebebiyle kullanıldığını, bu sözlerden kimseye hakaret anlamı çıkmasının mümkün olmayıp kimseyi aşağılamanın da söz konusu olmadığını, bu nedenle tüm suçlamaları reddettiğini savunduğu ve savunmasının ekinde iddialarına dayanak olarak "Ethnic Group in the Republic of Turkey" adındaki eserin içindekiler bölümünün fotokopisini sunduğu görülmüştür.

    Müştekilerin şikayetlerinde ve şikayet dilekçelerinin ekinde sunulan gazetelerde, şüphelinin sarf ettiği iddia olunan sözler arasında kısmi farkılıkların bulunduğu görülmüş, şüphelinin belirtilen sempozyum sırasında yapmış olduğu konuşmanın emniyet görevlilerince CD'ye alındıktan sonra çözümünün yapılması sonucu düzenlenen CD Çözüm Tutanağına itibar edilmesinin doğru olacağı düşünülerek anılan çözüm tutanağı incelenmiş, eylemin suç teşkil edip etmeyeceğinin ya da şüphelinin suç kastıyla davranıp davranmadığının belirlenmesi bakımından konuşmanın bütünlüğünün dikkate alınması zarureti karşısında tamamının açıklanması uygun görülen çözüm tutanağına göre şüphelinin konuşmasında "...... Osmanlı İmparatorluğunun varisidir ve onun....(Anlaşılmadı) devamıdır. Dolayısıyla bir imparatorluğun çöküşü ile birlikte bütün imparatorluk topraklarında içe doğru yani ana topraklara doğru bir göç olur ve bu göç bugün Türk demografisini Türk nüfusu yapısını ortaya çıkarmaktadır. Mesela Balkanlardan ve Kafkasya'dan Anadolu'ya göç edenlerin yaklaşık sayısı yüzde kırktır Türk nüfusunun. Bugün Türkiye Cumhuriyetindeki nüfusun yüzde kırka yakını Balkanlardan ve Kafkasya bölgesinden Anadolu'ya olan göçlerden meydana gelmektedir. Şimdi bir şeyi çok iyi değerlendirmemiz ve bilmemiz gerekir. Böylesine bir yapı ve imparatorluk bakiyesi olmamız tabi ki pek çok farklı milleti, milletten olan insanı da bünyemizde barındırıyor olmamız anlamına gelir. Burada siyasetçilerin özellikle dikkat etmesi gereken bir konu vardır ki, bu da böyle bir yapıyı böyle bir nüfus grubunun mozaik olarak nitelendirilmemeleri gerekir. Çünkü o insanlar o bölgelerden çekilirken zaten çok büyük bir bölümü Türk'tür, Türk asıllıdır. Ama müslümanlığı kabul etmiş ve kendini Türk olarak hisseden insanlar Anadolu'ya geri dönmüştür. Dolayısıyla bunları ayırt etmek ve bunları bir mozaik şeklinde nitelendirme aslında farkına varmadan ülke içerisinde birtakım gruplaşmalara da yol açma anlamına gelir. Dolayısıyla bu konularda siyasetçilerin özellikle çok dikkat etmeleri gerekir. Nitekim biz zaman içerisinde geçmiş dönemlerde Türkiye'de özellikle Almanya'da yapılan bir araştırmada kırk yedi etnik gurup olduğu iddia ediliyordu. Son zamanlarda da geçmişteki bazı Başbakanlar da dahil olmak üzere yirmi sekiz, yirmi yedi etnik gurup olduğu iddia ediliyor. Bir defa böyle bir iddia söz konusu değil. Hangi araştırmaya dayanıyorsunuz ve ne yapıyorsunuz, neye göre konuşuyorsunuz. Yani siyasetçiler de konuşlarken adımlarını çok dikkatli atmak zorundadır. Hele hele ülkeyi yöneten insanlar. Şimdi ben burada demin arkadaşımızın Atilla beyin söylediği bir şey vardı. Siz Avşarcılık mı yapıyorsunuz. Etnik bir çatışmaya meydan verecek bir araştırma içerisindemisiniz veya tavır içerisinde misiniz deniyor dedi. Evet bazı kesimlerde böyle bir sözler söz konusu ediliyor. Benim şu anda size biraz sonra sunacağım. Anadolu'daki Türk aşiretleri ile daha doğrusu tüm aşiretlerle ilgili çalışmamda da aynı sorularla muhatap oldum. Siz ülkeyi bölmez misiniz bu çalışmalarla dediler. Şimdi insanların kimliğine sahip olması veya kimliklerini öğrenmeleri kadar güzeli bir şey yoktur. Kim olduğunu bileceksiniz. Bugün mesela Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır deniyor. Kürtlerle ilgili bir takım şeylerden sözler sarf ediliyor. Araştırmalarımızda şunu gördüm ki, pek çok bugün Kürt dediğimiz insanlar aslında Türkmen asıllı. Yapısal olarak söylüyorum. Ama bununla beraber bir şey daha ifade ediyorum. Bu bunlar fantezi değil söyleyeceğim şey. Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta şöyle söyleyeyim. Kürt-Alevi olarak bilinen bir çok insan da maalesef Alevi dön şey, Ermeni dönmeleri ve TİKKO'nun içerisinde yer alan, PKK'nın içerisinde yer alan insanlarda bir çoğu bunlardan. Yani bizim zannettiğimiz gibi bir Kürt hareketi değil PKK veya TİKKO hareketi. Bütün bunları yabancı arşiv belgeleriyle, o tarihlerde yapılmış bir takım araştırmalarla söylüyorum. Şimdi dolayısıyla Avşarları araştırmakla Avşarların kim olduğunu ortaya koymak bana göre herhangi bir ayırım veyahut da bölücülük olarak görülmemelidir. Tam tersine Türk Milletinin kendi özüne dönüşünü, kendisini tanımasını sağlayacak önemli bir araştırma çalışmasıdır. Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor. Kültürünü kaybeden milletler başka milletlere....(Anlaşılmadı) olur, avı olur. Şimdi biz Türk Milleti gerçekten şöyle bir bakın etrafımıza ilk aile yapımız ki bizim bana göre dünyanın en medeni aile yapısıdır, Türk aile yapısı. Bundan ne kadar büyük bir yozlaşma olduğunu görebilirsiniz. Ben şahsen rahmetli oldu babam. Babamın karşısında hiçbir zaman ayaklarımı uzatarak veyahut da ayak ayak üstüne atarak oturduğumu hatırlamam. Herhangi bir şekilde yüksek sesle konuştuğumu hatırlamam. Ama günümüzde bakın aile yapımızda nasıl büyük değişiklikler meydana geldi. Ama bütün Anadolu içerisinde ilginçtir ki bazı kesimler haricinde çok büyük kültür yozlaşması var. Gençlerimiz geçmişi unutuyor, radyo istasyonlarına bakın radyo istasyonlarında neredeyse Türk Sanat Musikisi hiç kalmadı ve Türk Halk Musikisi nerdeyse bu radyolarda çalınmaz hale geldi. Ötesine bakın, tabelalara bakın, ne kadarı Türkçe, ne kadarı yabancı dilde. Bütün bunlar aslında kültürümüzdeki yozlaşmayı çok açık ve net bir şekide ortaya koyuyor. Kendimize dönmemiz lazım, bir şeyleri ortaya koymamız lazım. Geçenlerde Bitlis'ten bir arkadaş geldi bana. Bize hocam biz Kürdüz, Hasaniler derler, aşiretimi görmek öğrenmek istiyorum dedi bana. Biraz sonra bilgisayardan size resmen göstereceğim. Hasaniler yazdım sadece ve düğmeye tekrar tıkladığımda, karşıma eski il yani Konya Karamana da bağlıdır. Eski ilden Döğer boyundan çıktılar. Şimdi kendisine de verdim. Ama buna benzer o kadar çok insan çıkıyor ki. Şimdi bu ne demektir. Aslında Türkiye'nin tam tersine birliğini bozmak değil, birlik ve beraberliğini sağlamaya yönelik bir çalışma olarak nitelendirebilirsiniz bunu. Evet Avşarlar sempozyumu inşallah çok başarılı geçecek ki bu başlangıç olacak. Dulkadirli Türkmenleri, Bozulus Türkmenleri demiştir. Bunların hepsinin içerisinde farklı Türk boyları vardır. İşte bu boyların ilk böylesine büyük parçalanmaya başladığı dönem on beşinci, on altıncı yüzyıldır. On beşten başlamıştır ama on altıncı yüzyıldır. Bu sebepten o defterlerden yaptığımız araştırmalarda belli ölçüde cemaatlerin hangi boya mensup oldukları ortaya çıkarılabilmektedir. Böylece her bir cemaatin veya bugün...(Anlaşılamadı) olarak ailelerin veya aşiretlerin veya köylerin adlarından kişilerin kendilerinin hangi aşirete mensup oldukları ortaya çıkarılabilecektir. İşte böylesine bir araştırma sonrasında şu ana kadar elde ettiğim ki biraz sonra göreceksiniz pek çok daha aşiret hangi boya mensup olduğu belirlenememiştir, belirlemeye çalışıyorum onu belirlediğimde sayı daha da yükselecektir. Avşarlar bütün Anadolu'da Anadolu'da yerleşik olmayanlar olarak söylüyorum4439 aşiretin, cemaatin mensup olduğu çadır sayısı, hane veya çadır sayısı 117732'dir o tarihte. Yüz on yedi bindir. Yani en asgari olarak beşle çarpsanız her çadırda ...(Anlaşılamadı) bulunuyor deseniz ki çoğu ailelerde on kişi vardır. Biliyorsunuz hele çadır hayatında biz bile on aileyiz. Yani on kişiden meydana geliyoruz anne baba dışında şu an. Dolayısıyla böyle beş bile deseniz altı yüz bin yapıyor Avşarların o tarihteki sayısı. Yani 1500 ile 1600'lü yıllar arasındaki sayısı. Günümüze kadar getirirseniz bunu en az yani altı yedi milyon on milyon civarina getirebilirsiniz demografi hesaplamalarıyla. O tarihte bile 35904 erkek eli silah tutabilecek genç nüfusa sahip aşiret. Şimdi bunlar nerede yerleşmişler. Adana 930 cemaat aşiret var. Ayas, Perendi, Dündarlı, Kınık, Hacılar, Karaisalı....(Anlaşılamadı) Payas, Sarıçam, Yüreğir gibi bölgelerinde bugün ilçe olmuştur bunların her biri. 910 cemaat halindedir. 25746 çadırdır Adana'daki Adana bölgesine Kozan'ı dahil etmedim. Kozan çünkü o tarihte sancaktır. Sancak olduğu için bugün ilçe anlamında değildir daha müstakildir. Mesela kozan'da da bugün Adana bölgesidir. 373 cemaat vardır ve 10787 çadıra sahiptir. Yine karşı Maraş olarak adlandırılan Kadirli'de bugün ki Kadirli bölgesinde 216 Avşar bunların hepsi Avşar cemaati yalnız Türkmen değil Türkmenlerin sayısı çok daha fazla göstereceğim. 216 cemaat vardı dedik. İçel'de ki İçel dediğimiz bugün ki Mersin değildir. Silifke merkezli olmak üzere hocamın da dediği gibi Mut, Ermenek her tarafı içerisine alan Gülnar o bölgeleri alan bölgedir. Karataş, Mut, Silifke, Silindi, Kosun, Ulaş yani bugünkü Tarsus'a bağlı yerler de buraya girmektedir. 322 Avşar aşireti vardır. Tarsus'ta 124 Avşar aşireti vardır. Antakya'da 23, Maraş'ta ki en çok buradadır, 1370 Avşar aşireti vardır. 28594 çadırdır ki buraya Dulkadirli ulusu dediğimiz Dulkadirli Türkmenleri içerisinde olanlar da dahildir bunun içine. Elbistan, Belkız, Camuslubel ve işte Güvercinlik,....(Anlaşılmadı) Kurupınar, Pazarcık, Zamantı, Zeytun gibi bölgelerde Avşarlar yaşıyor. Antep'te 32, Ankara'da 91, Alanya'da 2, Aksaray'da 11, Akşehir'de 2, bunların bazıları işte Konya'ya bağlı, işte Karaman'a bağlı ama ben bugün müstakil olduğu için öyle ayrı aldım. Aydın'da 34, Adıyaman'da 8 ki 199 çadır halinde. Anamur'da 21, Beyşehir'de 7, Balıkesir'de 5, Biga'da 5, Birecik'te 15 Urfa Birecik, Bolu'da 43, Bozok'ta Yozgat bugün ki 102, Bursa'da 7, Divriği'de 5, Diyarbakır'da 66..." şeklinde beyanlarda bulunduğu tespit edilmiştir.

    Müştekilerin iddiaları, şüphelinin savunması, soruşturma evrakı kapsamındaki deliller ve eylemle ilişkili mevzuat değerlendirilmiş, Türkiye'nin taraf olduğu ve iç mevzuatın ayrılmaz bir parçası haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa insan Hakları Mahkemesinin kararları ve uygulamaları incelenmiş, mevcut eylemin bilirkişi incelemesini gerektirmeyip tamamen hukuki bir değrlendirmeyle sonuca ulaşılabileceği düşünülerek bilirkişi incelemesine gerek görülmemiştir.

    Şüphelinin eyleminin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 24, 25, 26, ve 27. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılarak bu doğrultudaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararların incelenmiş, anılan makemenin ifade özgürlüğüne bakışını gösteren karalarla birlkte özellikle Türkiye ile ilgili karalarına bakıldığında ifade özgürlüğüne ileri derecede hoşgörü ile yaklaştığı, anılan mahkemenin ifade özgürlüğünü demokratik bir toplumun temel unsurlarından birisi olarak kabul ettiği, Türkiye'de mahkemelerce verilen kararlara karşı yapılan başvurularda savunulan görüşlerin ve ortaya konulan düşüncelerin bazen "sanatsal bir ifade tarzı" (AİHM Karataş/Türkiye Kararı), bazen "akademik bir çalışma" (AHİM Başkaya-Okçuoğlu/Türkiye Kararı), bazen "bir sosyologun toplumdaki gelişmeleri ve devletin köklerinin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışması" (AİHM Erdoğdu/İnce Türkiye Kararı) gibi gerekçelerle suç olarak kabul edilmemesi gerektiği sonucuna varırken bazı karalarında da kamu düzeni ve ülke bütünlüğüne zarar verici ifadelerin "edebi bir eserle açığa vurulması nedeniyle etkisinin sınırlı olduğu" (AİHM Polat/Türkiye Kararı), aynı mahiyetteki konuşmaların sınırlı bir dinleyici gurubuna karşı sarf edilmesi nedeniyle yine "kamu düzeni veya ülke bütünlüğü üzerindeki etkisinin kısıtlı bulunduğu" (AİHM Gerger/Türkiye Kararı), "düşük tirajlı bir gazeted yayınlanmış olma nedeniyle olumsuz etkilerinin asgari düzeyde kaldığı" (AİHM Okçuoğlu/Türkiye Kararı) gibi gerekçelerle söylenen sözlerin, söylendiği ortam, hitap edilen kitle, sözleri sarf edenin konumu ve ortaya konulan fikirlerin kamu düzeni ve ülke bütünlüğüne etkisi gibi hususlara da dikkat edilmesi gerektiğini belirtmiş hatta Sürek4/Türkiye davasına konu olayda "Haberde Gerçek Yorum" isimli dergideki haber yorumunda Kürtlerin duygusunu uyandırmaya çalışan ve "şimdi hesaplaşma zamanıdır, asıl terörist Türkiye Cumhuriyetidir" şeklinde ifade kullanan yazarın bu sözlerini edebi bir üslup olarak değerlendirip şiddete başvuru çağırısı olarak nitelendirmediği tesbit edilmiştir.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uygulamaya ışık tutacak nitelikte olan ve bazı yerel mahkeme kararlarında emsal alınan Handyside-İngiltere kararında, ifade özgürlüğünün sadece itibar gören, zararsız ve önemsiz haber ve fikirler bakımından değil, aykırı, kural dışı, şaşırtıcı ve endişe verici cinsten olan fikir ve düşünceler için de geçerli olup, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereğinin bu olduğu görüşünü belirtmiş, benzer şekilde kanaatini Oveschlik/Avusturya davasında da tekrarlayarak "...ifade özgürlüğünün yalnız toplumda beğenilen fikir ve düşünceler açısından değil, toplumu sarsan ve şoka uğratan fikirler açısından da geçerli olduğu...." nu belirten mahkemenin ifade özgürlüğüne karşı yapılan müdahalenin "demokratik toplumda mutlak bir gereklilik olup olmadığı" ve "orantılı" olup olmadığına özellikle dikkat ederken yerel mahkemelerce verilen cezanın aşarı yüksek olmasını bile bu özgürlüğe müdahale olarak görmüş, genel bakış açısı olarak "bir düşünce ne kadar zararlı, tehlikeli olarak görülse de yasaklama ile değil fikri doğuran gerçeklerle mücadele edilir" mantığıyla olayları değerlendirdiği, ifade özgürlüğünü demokratik bir toplumun asli temellerinden biri olarak gören mahkemenin bu özgürlüğü toplumun ilerlemesinin ve bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturduğunu kabul ettiği tesbit edilmiş, toplumda itibar gören, zararsız, olumlu karşılanan, kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği fikir ve görüşlerin korunmaya ihtiyacı olmayıp fikir özgürlüğünün özellikle de başkalarının çıkarlarına zarar verme tehlikesi taşıyan ya da fiilen zarar veren, çoğunluğu ya da belirli bir topluluğu sarsıcı gelecek türden olan, ağır ve abartılı bir dille ifade edilmiş olan kanaat ve fikirleri koruduğu dikkate alındığında mahkemenin anılan karalarının isabetli olduğu sonucuna varılmıştır.

    Şüphelinin mevcut sözleri "ırk ayrımcılığı yaparak halkı kin ve düşmanlığa tahrik" ve "hakaret" suçlarını işlediği iddia olunduğundan mevcut iddialara göre eylemin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüş, sözlerin hakaret oluşturduğu yönündeki iddianın kabulünün mümkün olmadığı zira toplumun bir kesimine "Ermeni dönmesi" şeklinde hitabın muhatap kesim açısından hakaret olduğunun kabulü halinde, varılan bu sonuç tartışmaya açık olacakken, özellikle bu kez Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olup üniter yapı içerisinde hiçbir ayırıma tabii tutulmadan yüzyıllardır yaşadığı ülke olan Türkiye'nin sevinç, keder ve acılarına ortak olmuş olan Ermeni kökenli vatandaşlar açısından açık bir hakaret olacağı, soy olarak Ermeni kökenli olmasa da bir kimseye Ermeni kökenli ya da Ermeni'den dönme şeklinde sözleri hakaret kabul etmenin işte bu durumda tartışmasız bir hakaret olacağı, terör örgütlerine katılımın toplumun belli bir kesiminde daha yoğun olduğunu iddia etmeyi hakaret kabul etmenin de makul bir sonuç olamayacağı, zaten şüphelinin belli bir toplum kesiminin tamamını hedef almadığının belli olduğu sonucuna varılmıştır.

    Şüphelinin eyleminin "ırk ayrımı yapmak suretiyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunu tartışırken şüphelinin uzmanlık alanı, yapmakta olduğu görevin niteliği, mevcut konuşmanın yapıldığı ortam, hitap edilen kitle, konuşmanın kamu düzeni ve ülke bütünlüğü üzerindeki etkisi, konuşmanın tamamına hakim olan fikir bütünlüğü ve ortaya konulan fikirlere müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, tarihçi olan şüphelinin "Türk Tarihinde ve Kültüründe Avşarlar Sempozyumu"nda konuşmacı olarak bulunmasının doğal ve sempozyumun amacına elverişli olduğu, Türkiye Cumhuriyetinin sürekli ifade edilen üniter yapısı, sarf edilen görüşlerin ülkenin uzun yıllardır devam eden mücadele, terörün kaynakları, terörü teşvik ve tahrik eden güçlerin toplumdaki gruplaşmaya uygun farlılıkları büyütme ve keskinleştirme gayretleri, her yönden ilişkili bulunan Avrupa Birliği ve diğer ülkelerle ilişkilerde Türkiye'ye karşı güncelliği devam ettirilen iddia ve ithamlarla birlikte değerlendirme yapıldığında şüphelinin fikirlerinin kamuyu derinden ilgilendirdiği ve bu durum karşısında şüphelinin beyanlarının kendi uzmanlık alanına ilişkin olup akademik çalışma ürünü olduğunu kabul etmek gerektiği, bu bağlamda yapmış olduğu görevin niteliği de dikkate alındığında şüphelinin halkı bilgilendirme görevini yerine getirip halkın da bilgilenme ihtiyacının karşılandığı, şüphelinin beyanlarının yalan ve kasıtlı olduğunun müştekilerce iddia edilmediği gibi karşı fikirlerin de ileri sürülmediği, esasen şüphelinin konuşmasında ileri sürdüğü görüşlerin doğruluğu kanıta başvurularak ortaya konulamayacak nitelikteki değer yargıları olmaktan öte kanıtlamaya müsait bir olgu olduğu, en azından şüphelinin iddalarının bu doğrultuda bulunduğu dikkate alındığında şüpheliye iddialarını ispata yönelik hiçbir delil sorulmadan doğrudan suçlayıp, suç kastıyla davrandığını ileri süremenin ön yargılı bir davranış olarak değerlendirilebileceği gibi iddiaların dayanaklarıyla ilgilei olarak deliller ileri süren şüphelinin mevcut iddialarını ispatlayamayacağının kabul edilmesi halinde bile kendisinin buna inanmış olması karşısında suç kastıyla davrandığını ileri sürmenin mümkün olamaycağı, şüphelinin konuşmasının tamamı incelenerek konuşma bütünlüğü dikkate alındığında toplumda ayrışmayı değil bütünleşmeyi ve birleştiriciliği savunduğu, en azından toplumu kin ve düşmanlığa teşvik ve thrik etmek düşüncesiyle davrandığını düşünen dava açmayı haklı gösterecek delillerin mevcut olmadığı, süphelinin sınırlı bir topluluğa hitap ettiği dikkate alındığında hakarete maruz kaldığı iddia olunan kitlenin büyüklüğüne rağmen kamu düzeni ve ülke bütünlüğü aleyhine dikkate değer bir etkisinin olamaycağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin karalarında belirttiği gibi etkinin sınırlı olup müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" kabul edilemeyeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

    Açıklanan gerekçe karşısında müsnet suçlardan dolayı şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına, emanetin 2007/2383 sırasında kayıtlı bulunan bir adet CD'nin soruşturma evrakı içerisinde muhafazasına, kararın birer suretinin müştekilere ve savunmasına başvurulan şüpheliye tebliğine, şüphelinin Başbakanlık Makamına bağlı kurumda görev yapmakta olması nedeniyle kararın bir suretinin Başbakanlık Makamına gönderlmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük itiraz süresi içerisinde Boğazlıya Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na itiracda bulunulabileceğine, CMK 172 ve devamı maddeleri gereğince itirazı kabil olmak üzere karar verildi.30.10.2007

    İSMAİL DALAN 32634

    Cumhuriyet Başsavcı vekili

    (mühür ve imza)

    GÜNEYPORT (Özel haber)

    http://aleviyol.com/de/index.php/content/view/832/2/




    Re: Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR

    dersim -

    Kürt Alevi yoktur_Rıza Zelyut



    Rıza Zelyut : Kürt Alevi yoktur



    10 09 2007

    Kürt Alevi yoktur

    Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu, bir hafta önce Kayseri’de bir konuştu pir konuştu. Prof. Halaçoğlu; “Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta söyleyeyim; Alevi Kürt olarak bilinen insanlar maalesef Ermeni’den dönmedir” demişti. Onun sözleri; günümüzün önemli bir sorununun tartışılmasının da önünü açtı.

    Şimdi soru şudur: Türkiye’de Kürt Alevi var mıdır? Ermenilerin bazıları 1915 sürgününden sonra Alevi olup Kürt Alevisi haline mi gelmişlerdir?

    RESMİ TARİH GİZLİYOR

    Bugün resmi tarihçi Yusuf Halaçoğlu’nun da PKK çizgisindeki Kürtçülerin de ‘Alevi Kürt’ veya ‘Kürt Alevisi’ gibi terimlerle anlattığı kesim; özbeöz Türk’tür.

    1501 yılında, Anadolu’dan giden Türkmenler, İran’da Safevi Devleti’ni kurdular. Bu devleti daha 15 yaşında kuran Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla şiirler yazıp deyişler söylüyordu. O, bugün bile Anadolu Alevileri için çok kutsal bir kişiliktir. Cem törenlerinde Hatayi’nin üç nefesi okunmazsa tören yürütülemez.

    Şah İsmail, İran’daki devleti, Anadolu’da bulunan şu Türkmen boylarının yardımı ile kurmuştur: Ustaclu, Şamlu, Bayat, Afşar, Beğdili, Döğer, Yüreğir, Kınık, Bayındır, Salur, Eymir, Halep Türkmenleri, Rumlu, Çepni, Musullu, Tekelü, Bayburdlu, Karadağlu, Çapanlı, Turgutlu, Karamanlı, Dulkadırlı, İspirli, Hınıslı, Tokaçlı, Varsaklar... Bu aşiretlerin büyük bölümü Alevi idi. (Bu konudaki ayrıntılar için Bakın: Prof. Faruk Sümer; Safevi Devleti’nin Kuruluşunda Anadolu Türklerinin Rolü, TTK Yayını)

    1514 yılında Çaldıran Ovası’nda Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim ile İran’daki Türk Safevi Devleti’nin sultanı Şah İsmail kapıştılar. Savaşı; Osmanlı kesimi kazandı.

    Bu çatışmada Anadolu’daki göçebe Türkmenler (Alevi Türkmenler), Şah İsmail’in yanında yer almışlardı.

    Kürt aşiretleri ise Osmanlı Devleti’nin tarafında kılıç sallamışlardı. Kürtlerin bu yardımı yüzünden Yavuz Sultan Selim; Doğu Anadolu’yu aşiret reislerine taksim etti. Kürt beyleri artık bulundukları şehrin hakimi olacaklar; bu mülkiyet hakkı babadan oğula kalacak ve dışarıdan kimse onlara karışamayacaktı.

    Fakat; Yavuz Sultan Selim’in bir isteği vardı: Kürt aşiretleri; Şah İsmail adlı Kızılbaş’a yardım eden bu Türk aşiretlerin hakkından gelecekler; onlara aman vermeyeceklerdi.

    ŞU AŞİRETLERE BAKIN

    Bugün Alevi Kürt denilen aşiretlerin büyük bölümünü işte bu Osmanlı Devleti ile Kürt aşiretlerinin ezdiği; Alevi Türk aşiretleri oluşturmaktadır. Örneğin, Afşarlar’ın Doğu’da kalan kolu; zaman içinde Kürtleşmiştir. Afşarlar; Türk, Fars ve Arap kaynaklarında geçen ve padişah çıkartan çok büyük bir Türk boyudur. Afşarların bu özelliğini öğrenmek isteyenler Prof. Faruk Sümer’in ‘OĞUZLAR (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanlar’ isimli kitaba bakabilirler.

    Hülya Avşar, eğer ailesi Afşar boyundan ise, kesinlikle Türktür. Ailesinde Kürtçe konuşuluyor olması, sözünü ettiğimiz bu tarihsel değişimin ürünüdür.

    Diğer bir örnek de Beğdili (Beydili: Badıllı) aşiretidir. Alevi olan bu aşiret de Oğuz boylarından birisidir. Bu aşiretin Balaban Kolu tarihsel kayıtlarda 100 aile olarak yer almaktadır. İşte bu Balabanlı kolundan olan ve DTP’den milletvekili seçilen Sabahat Tuncel de bugün kendisini Kürt sanmaktadır. Kürt Alevisi denilen bu insanlar aslında Türk Alevisidir.

    Bugün Doğu Anadolu’daki kolları Kürtleşmiş olan Iğdır, Bayat, Eyva (Yıva) gibi boylar da hakiki Türk topluluklarıdır.

    Bugün Kürt sayılan Şikak aşireti, Kürt tarihi Şerefname’de, Türk aşireti gösterilmiştir. Bu aşiretin sol kolunu oluşturan ve Hakkari yöresinde bulunan Ertuşiler de Türk’tür. Ertuşlu demek olan bu isim; İrtişli anlamına gelir. İrtiş, Türklerin anayurdundaki ırmaklardan birisidir.

    Günümüzde Tunceli yöresinde yaşayan Aleviler ise Türklerin Hun kolundandır. Tunceli halkı ile Kürt halkı arasında ne dil, ne kültür ne tarih bağı vardır.

    Ünlü Türkmen boylarından Karakeçili aşiretinin Batı’daki kolu Türkçe konuşurken Urfa bölgesindekiler Kürtçe konuşmaktadırlar. Küresinliler; Samsun bölgesinden Van civarına yerleştirilmiş Türkler olmalarına karşın zamanla dillerini yitirmişlerdir. Kürt kökenliler ile sonradan Kürtleşenler arasında bir statü farkı bile oluşmuş idi. Van çevresindeki Kürt aşiret reislerinden Kinyas Kartal; Kürtleşmiş Türkler ile ilişki kurmadıklarını, onlara kız vermediklerini dile getirmiştir. (Bakınız: Macit Gürbüz; Kürtleşen Türkler, s. 149)

    Örneğin, Türkan adı Türkler anlamına gelen aşiret bile Kürtleşmiş bulunuyor. Kürdili oymağının da Barak Türkmenler’ine bağlı olduğu biliniyor. Öz Türk boyu olduğu adından bile anlaşılan Döğer aşireti de Urfa bölgesinde Kürtleşmiştir.

    Ayrıca Gaziantep ve Kilis dolaylarında Musabeyli, İlbeyli, Okçu İzzeddin boyları; Şanlıurfa’da Torunlar; Sincar Dağı çevresindeki Saçlılar; Sekiz Büklüler, Amik Ovası’ndaki Kırıklar ve hatta Akkoyunlu, Karakoyunlu gibi büyük Türk boyları bugün Kürtleşmiş durumdadır.

    Sivas yöresinde Koçgiri diye bilinen büyük aşiret de bazılarınca Kürt sayılıyor. Gel gör ki dünya çapında bir otorite olan Türkiyatçı İrene Melikoff bu bölgede yaptığı araştırmada bunların Türk kimliğini net biçimde tespit etmiştir.

    MİLLET-İ SADIKA: ERMENİLER

    Ermeni halkı, milattan öncesinden beri Kuzeydoğu Anadolu ile Kafkas hattında yaşamaktadır. En eski Hıristiyanlar’dan birisi Ermeni halkıdır ve bunlar dinlerini asla terk etmemişlerdir. Türkler bölgeyi ele geçirdikten sonra Ermenilerle dost olarak yaşamaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti, Türkmenleri topluca katlederken; Ermenileri “Millet-i Sadıka (Sadık Millet)” ilan etmiş, devletin yönetim katında bunlara her türlü olanağı tanımıştır. Meşhur 1915 sürgünü; Ermenilerin devlet içinde olay çıkarmaması için yapılmıştır.

    Bu sürgünden kaçanlar, kendilerini gizleyenler, hemen hemen yok denecek kadar azdır. Kalan Ermeniler, devletin ve halkın bilgisi dahilinde kalan ailelerdir. Bunları, Alevilerin içine gizlenmiş olarak göstermek; tarihi çarpıtmaktır.

    Kürtler ise tarihte, adı çok az geçen bir kavimdir. Bunlar; Doğu Anadolu’nun dağlık kesiminde yaşayan göçebelerdir. Bir devlet kuramamışlardır. Ancak 1514’ten sonra aşiret reisleri güç kazanmışlardır.

    Kürtler; inanç olarak İslam’ın Şafii kolundandır. Tarikat olarak da büyük ölçüde Nakşibendiliği seçmişlerdir. Bu yönüyle de Alevilerle Kürtler arasında derin uçurum bulunmaktadır.

    ANADOLU ALEVİLİĞİ

    Anadolu’daki Alevilik; özü itibarıyla Türk kimliklidir. Bu topraklardaki Aleviliğin kendisini anlatma aracı, ‘bağlama’dır. Bu saz Türk’e özgüdür. Aleviler, bağlamayı kutsamış; ona “Telli Kuran” denilmiştir. Kürtlerde bağlama olmadığı gibi onun kutsanması da yoktur.

    Anadolu Alevileri’nin ibadeti olan cem töreni de Türkçe ibadet biçimidir. Bu topraklarda asla Kürtçe cem yapılmamıştır. Bugün Kürt Alevi diye bilinen veya kendilerini öyle sananlar bile cemlerini Türkçe yapmaktadırlar. Sadece bu olgu bile Kürt Alevi’nin, Türk Alevi olduğunu göstermeye yeter.

    Yine Anadolu Aleviliği’nin “Yedi Ulular” diye kutsadığı ozanların tümü Türk’tür. Seyyit Nesimi, Hatayi (Şah İsmail), Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal, Fuzuli, Kul Himmet Türkçe yazan ozanlardır. Günümüzde bile Kürt kökenli bir Alevi ozanı yoktur. Anadolu Alevileri’nin kutsal kişileri arasında Kürt kökenli kimse bulunmamaktadır.

    Kürtlerde kadının durumu ile Aleviler’de kadının durumu birbirine hiç benzememektedir. Ayrıca sivil yaşam modeli de birbirine taban tabana zıttır.

    Bu yüzden Anadolu’da dikkat çekecek bir kitle olarak Kürt Alevisi veya Alevi Kürt olmamıştır. Bu terimler, son yirmi yılda ortaya çıkmıştır. Bir taraftan Osmanlı zihniyetindeki resmi tarihçiler; bir taraftan, Alevileri de Kürt göstermeye çabalayan PKK’lılar; Alevi Kürt terimini icat etmişlerdir.

    Bazı Alevi’nin Ermeni olduğu iddiası da tamamen yanlıştır. Çünkü; Ermeni milleti, Hıristiyan olarak kalmıştır. Bunlardan İslam’ı seçenler de çok azdır. Bu gibi Ermenilerin Alevi nüfus içinde belirleyici olduğunu düşünmek, tarihi tersyüz etmekten başka şey değildir.




    --------------------------------------------------------------------------------



    HAMİDİYE ALAYLARI DARBESİ

    1826’da Osmanlı padişahı 2. Mahmut, Yeniçeri Ordusu’nu kaldırdıktan sonra bütün Alevi dergahlarını yıktırıyor; Bektaşi babalarını astırıyor; dedeleri sürüyor; imparatorluk içinde Aleviler’i yeniden dağlara kaçırıyordu. Dağ başlarına sığınan çaresiz insanlar, meşe ağacının palamutlarını öğütüp yiyerek hayatta kalmaya çalışıyorlardı.

    Aleviler’e yönelik yeni bir saldırı dalgası da Hamidiye Alayları ile geliyordu. Padişah 2. Abdülhamit, 1894 yılında Doğu Anadolu’da; Kürt aşiret reislerine 26 kadar alay kurdurttu. Bu alaya girenler; uzun ve tehlikeli askerlik hizmetinden ve vergi vermekten kurtuluyorlardı. Ayrıca bölgede astığı astık, kestiği kestik hale geliyorlardı.

    Ermeniler’e karşı kurulduğu iddia edilen Hamidiye Alayları, bulundukları yerde direnen son Alevi aşiretlerini de bastırıp yağmaladılar... Çünkü bu aşiretler Şafii Kürtler’den oluşturulmuştu. Bugün Kürt gösterilen Alevi aşiretlere bu hak verilmemişti. Hamidiye Alayları’na ilişkin ayrıntılı bilgiler, o günleri yaşayan M. Şerif Fırat’ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adlı kitabında bulunmaktadır.

    En az 500 sene süren bu ezme politikası sonucunda Alevi Türkmenler dillerini unutup Kürtçe konuşmaya başladılar. Özbeöz Türk olan bu Aleviler zamanla kendilerini Kürt sandılar.



    --------------------------------------------------------------------------------



    “EŞEK TÜRK(!)”

    Osmanlı Devleti’ni yönetenler zamanla bu devleti kuran Türk’ün düşmanı haline gelmişti. İstanbul yönetimi, Türkmenleri, “Eşek Türk, Akılsız Türk, Kaba Türk” diye aşağılıyordu. Şehirden beslenen Osmanlı şairi de şöyle söylüyordu Türkmen’e:

    “Türk’ün dilberidir gayetle inat

    Şehir dili bilmez lisanı kubat

    Lisanından eyler Türklüğün isbat

    Hayvan gibi gözün diker samana”

    Türkmen ise Osmanlı zorbalarına şöyle cevap veriyordu:

    “Şalvarı şaltag Osmanlı

    Eyeri kaltag Osmanlı

    Ekende yok biçende yok

    Yiyende ortag Osmanlı”

    Halk; kendisini sömüren Osmanlı’ya karşı onun en güçlü olduğu dönemde isyan ediyor; bu isyana da Bozoklu (Yozgatlı) eşkıya Celal’in adından dolayı ‘Celali İsyanları’ adı veriliyordu. Bu Celal dahi Alevi idi. Osmanlı şeyhülislamları da Türkmenler için “ Bu Kızılbaş taifesi Müslüman olmadıklarından öldürülmeleri dine uygundur!” diye fetva veriyorlardı. Bunun belgelerini arşivlerden bulup “Osmanlıda Karşı Düşünce ve İdam Edilenler” isimli kitabımda vermiş bulunuyorum.



    http://aleviyol.com/de/index.php/content/view/154/28/

    http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=89107,1




    Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken



    Weitere Beiträge aus dem Forum DERSİM-ZAZA ARŞİVİ

    AIHM'in Içyer Karari ve Köye Dönüs Sorunu... Hüseyin AYGÜN - gepostet von dersim am Sonntag 17.06.2007



    Ähnliche Beiträge wie "Alevilerin Ermeniliği Konusu_Naki BAKIR"

    Alevilerin Dergahında 1,2 - nasahgunes (Samstag 06.01.2007)
    merak konusu, - ~Dj Akinci~ (Mittwoch 24.05.2006)
    1.Bölümün Konusu - korkusuz (Dienstag 03.07.2007)