Verfügbare Informationen zu "Tarihten Günümüze Dersim Kimliği"
Qualität des Beitrags: Beteiligte Poster: dersim Forum: DERSİM-ZAZA ARŞİVİ Forenbeschreibung: Dersim-Zaza Platformu aus dem Unterforum: KAMİYE: KİMLİK Antworten: 2 Forum gestartet am: Dienstag 05.12.2006 Sprache: türkisch Link zum Originaltopic: Tarihten Günümüze Dersim Kimliği Letzte Antwort: vor 15 Jahren, 3 Monaten, 3 Tagen, 10 Stunden, 19 Minuten
Alle Beiträge und Antworten zu "Tarihten Günümüze Dersim Kimliği"
Re: Tarihten Günümüze Dersim Kimliği
dersim -Tarihten Günümüze Dersim Kimliği
Tarihten Günümüze Dersim Kimliği
Sait Çiya
Kimliğin bir çok tanımı var. Aynı şekilde bir kişi, grup birden fazla kimliğe sahip olabilir. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin ulusal ve ondan tümüyle ayrı düşünülemiyecek inançsal ve kültürel kimlikleridir. Tarihten günümüze dediğimize göre, kimlik her şeyden önce süreklilik oluşturur. Süreklilik değişimi de birlikte getirir. Bir dönem önde olan özellikler, başka bir dönem geri plana itilebilirler. Bu duruma siyasal koşullar, yanısıra toplumun bünyesinde meydana gelen öteki değişimler etkide bulunurlar. Değişim şu anlama da gelir. Kimlik iki ucu kapalı düz bir çizgi değildir. Yatay ve dikey geçişleri vardır. Etkilenir ve etkiler. Kimliği oluşturan bazı öğeler zamanla geriler veya unutulurlar. Başka bazı öğeler kimliğin parçası haline gelebilirler.
Genel olarak bir toplumun kimliğini belirleyen nedir? Toplumsal kimlik denildiğinde, toplumsallığı ifade eden dil, tarih, toprak, inanç öğeleri öne çıkar. Bazı durumlarda siyasal eğilimler de kimlik tanımında öne geçebilir. Şunu da mutlaka unutmamak gerekiyor: Bir toplumun kimliğini belirleyen, başkalarının o toplum hakkında düşündükleri değildir. Belirleyici olan o toplumun kendisi hakkındaki düşünceleridir. Toplumun ortak tanımlarıdır.
Bu yazıda geçen genellemeler belli yanlışlıkları da içinde barındırıyor. Çünkü, her genelleme aynı zamanda farklı olanı genelin içine almaktır. Bir anlamda yok saymaktır. Kimlik ise daha belirsiz ve değişken bir olgudur. Siyasal, dinsel, ulusal çekişmelerin, çelişkilerin sonucudur. Bunu unutmadan, Dersim ve Dersimli üzerine bir kimlik tanımlaması yapmaya çalışacağım.
Son yıllardaki çalışmaları saymazsak, Dersimliler tarihlerini yazılı hale getiremediler. İlk ciddi deneme, Nuri Dersimi´nin "Kürdistan Tarihinde Dersim" ve "Hatıratım" isimli çalışmalarıdır. N. Dersimi´nin çalışmaları Dersim tarihi ve kimliğine yönelik önemli bir katkı olmasına rağmen, bazı yönleri ile de başka bir yanlışlığın, yanlış eğilimin başlangıcı sayılabilirler. Nitekim, N. Dersimi´nin yaklaşımına Seyfi Cengiz[1] ve Mustafa Düzgün[2] ciddi eleştiriler getirmişlerdir.
1980´den sonra ise Avrupa´ya çıkan Dersimli aydınlar yeni çalışmalara başlamışlardır. Dersim´in dili, tarihi, dini, genel olarak kimliği üzerine ayrıntılı incelemeler yapılmış, yazılı kültür ve tarih çalışması başlamıştır. Burda dikkate alınması gereken bir başka olgu da, bu çalışmaların her hangi bir yabancı grubun himayesine girmeden yapılmış olmasıdır. Şüphesiz, bu çalışmalar ve sonuçları da eleştiriye muhtaçtırlar.
Kısaca örnekleyelim. Ayre, Piya, Raştiye, Desmala Sure, Ware, Tija Sodıri, Pir, Kormışkan dergileri Dersim tarihi, dili, inancı, toplumsal yaşamın çeşitli görünümleri üzerine etraflı incelemeler yapmışlardır. Bu dergilerden Tija Sodıri ve Kormışkan tamamen Zazaca yayın yapmaktadır. Avrupa´da 1995´den itibaren vakıf ve cemaat çalışmaları da başlamıştır. Türkiye´de de Tunceli Derneklerinin yaklaşık 25 yıllık tarihi var. Bunların çalışmalarını küçümsememekle birlikte, en önemli gelişme İstanbul Derneği´nin çıkardığı Dersim dergisidir. Kimlik sorunu tartışılırken bu çalışmalar mutlaka dikkate alınmalıdır.
Dersimlilerin dışında öncelikle Türk milliyetçilerinin (ki bu bir devlet milliyetçiliğidir) ve son yıllarda da Kürt siyasal hareketlerinin Dersim ve Dersimli tanımlaması da vardır. Bu iki yaklaşımın ayrı ve ortak yanları dikkat çekicidir. İki yaklaşım da dışardan yapılmışdır. Amaçları Dersim´in doğal yapısını, kültürünü değiştirmek, kendine benzetmektir. Türk milliyetçileri Dersimlileri gerçek Türk, Kürt siyasileri de gerçek Kürt görmektedir.
Türk milliyetçiliği Dersim´in ulusal kimliğini inkar etmiştir. Öncelikli olarak Dersim´i siyasi ve ulusal yapısıyla tasviye etmek istemiş, bunu yapamadığı yerde de Türk kimliğine adepte etmek için her yolu denemiştir. Zamanın Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak´ın hazırladığı bir raporda bu siyaset en açık şekilde dile getirilmiştir.
"D- Yerli memurların tamamen çıkarılması, Dersime en iyi memurların tayini,
E- Yüksek idare memurlarına adeta sömürge idarelerindeki yetkinin verilmesi,
F- Propagandaya kuvvet verilmesi ve Türklüğün telkini,
G- Kürtçe yerine Türk dilinin ikamesi için ilmi ve idari tedbirlerin alınması. (büyük kız çocuklarının okutulması)
3- Dersim önce Sömürge gibi nazarı itibara alınmalı, Türt camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve aşamalı olarak öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır".[3] Dersim´in yakın tarihi bu eksende gelişen devletin resmi siyasetine karşı direnişle geçmiştir. T.C. bu sürece yönelik tepkileri, direnişleri şiddetle bastırmış, 1937-38 yılında ise Dersim´i toptan ortadan kaldırma siyasetini pratiğe geçirmiştir. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen, bunu tartışmak dahi yasaktır. Dersim kendine biçilen tunç elbisenin içinde ezilip-dönüştürülmek, bitirilmek istenmektedir. Türk milliyetçiliği bu amacına ulaşmak için, dışardan yürüttüğü saldırıyı, içerden destekleyecek işbirlikçi bir kesim yaratmak istedi. Bu kesimi kendine dayanak yaparak, askeri-siyasi egemenliğini ilerletmek istiyordu.[4] Askeri şiddetle birlikte denediği bu yol, daha başında esas olarak iflas etmiştir.
1938´den sonra Dersimlilerin önemli bir bölümü Batı´daki Türk nufüsu içine sürgün edilmiştir. Yaklaşık 10 yıllık sürgün döneminden sonra yeniden geriye dönüşün serbest bırakılması sonucu, sürgüne gidenlerin önemli bir bölümü tarihte eşine az rastlanır bir yurtseverlik örneği göstererek geriye dönmüşlerdir. Dönüş Dersim´de yaşamı yeniden canlandırmış, ama Türkçe´yi de Dersim´e taşımıştır. Sürgünde doğanlar ve çocukluğunu orada geçirenler, Türkçe´yi öğrenmiş ve onu Dersim´e birlikte getirmişlerdir. Aynı dönemde devlet zorla kız ve erkek çocukları toplayarak birer askeri kışla görünümünde olan Yatılı Bölge Okulları´na göndermiştir. Bu okullardan mezun olanlar öğretmen ve memur olarak Dersim´e geri gelmiş, yerli misyonerler olmuşlardır. Yeni misyonerlerin yerli olması ve çoğunun da rejime muhalefet eden sol guruplardan olması, Dersim kültürünün direncini kırmış, Türk kültürüne yumuşak geçişi hızlandırmıştır. Cumhuriyet´den sonra Zazaca ve Kürtçe´nin her alanda, basın-yayın, çarşı-pazarda yasaklanması da bu süreci hızlandırmış, dilimiz toplumsal yaşamın dışına itilmek istenmiştir.
1938´den günümüze gelindiğinde Dersimlilerin bir kesimi kendi tarihine, diline, dinine, genel olarak kültürüne yabancı hale gelmişlerdir. İlginç olan, bunun ilericilik, solculuk adına yapılmış olmasıdır. Bunun, yapanlar açısından bir paradoks olması işin bir yönüdür. Öteki yönü ise, bu sürece itiraz edenlerin ideolojik terörle susturulmalarıdır. Bu kesimle rejim arasında siyasal bir kapışma, uzlaşmazlık olmasına rağmen, sol eğilim siyasal alanda gösterdiği direnç ve mücadeleyi, kültürel alanda, ulusal gerçeklik boyutunda gösterememiştir.
Kürt Ulusal Hareketi ise 1970´den sonra içine girdiği yükseliş döneminde Dersim´i genel Kürt kimliğinin içine çekmek istemiş, bu yönde ciddi çalışmalar yapmıştır. Dersimli Kürtlerin de bu çalışmaların içinde olması ve iki kesimin de rejim tarafından inkar edilmesi kısmi bir taraftar kitlesi yaratmıştır. Son yıllarda ise başka bir yanılsama yaratılmıştır. Dersimlilere Türk yada Kürt kimliğinden birisini seçme alternatifinin dışında yol bırakılmamıştır. Kendisine Kürt demeyen herkes Türk sayılmış, öyle propaganda edilmiş, yaratılan yanılsama ile Kürt kimliği kabul ettirilmek istenmiştir. Kürtlerin rejimin mağdurları olması, rejimin Kürtlere ve Dersimlilere birlikte saldırması da doğal bir yakınlık yaratmıştır. Bu yakınlığı fırsat bilen bazı Kürt Hareketleri, "uluslaşma süreci" adı altında Kürt kimliğini tek kimlik olarak Dersim´e dayatmıştır. Neticede daha çok gençlik içerisinde olmak üzere, kendini Kürt gören bir kesim oluşturulmuştur. Şu söylenebilir. Dersimli ve Dersim kimliği, Türk ve Kürt kimliği arasında sıkışıp kalmıştır.
Şimdi tarih, dil, inanç ve kültürün öteki unsurlarından hareket ederek, Dersimlilerin kimliğini tanımlamaya çalışalım. Dersimli kavramı da tam net değil. Zira Dersim çok dilli, çok dinli bir coğrafyadır. Dersim´de Alevi Zazalar[5], Alevi ve Sunni Kürtler, Türkler ve Ermeniler birlikte yaşıyorlardı. Ermeni sürgün ve kırımında Ermeniler yok edildiler. Çok az sayıda Ermeni kaldı. Bunların da ulusal bir topluluk olarak varlıklarını devam ettiremediklerini görüyoruz. Türkler, Kürtler Dersimli diye alevi olup Zazaca konuşanları kastederler. Zaten Zazaca´ya yörede Dersimce de denilmektedir. Dersimli denildiğinde, Alevi inancı ve Zaza dili birlikte akla gelir. Kürt Aleviler de, Zazaca konuşanlara Dersimli demektedirler. Aynı şey Dersime komşu müslüman Türk ve Kürtler için de geçerlidir. Ben de Dersim kimliğini Alevi olup Zazaca konuşanlar açısından ele aldım.
SÖZLÜ HAFIZADA TAŞINAN TARİH
Dersim tarihi yazılı hale getirilemediği için, bugüne aktarılanlar esas olarak sözlü anlatım ve geleneğin içinde kalmıştır. Kürt, Türk ve öteki halkların yazılı basınında kısmi olarak Dersim´e değinilmiştir. Ancak bu yeterli değildir. Hatta ciddi yanlışlıkları içinde barındırmaktadır. Sözlü hafıza ise istenilen ölçüde derlenip düzenlenmemiştir. Daha çok 1938 sürecine ilişkin derlemeler yapılmaktadır.
Dersimliler köken olarak Horasan´ı referans göstermektedir. Fakat bu söylence düzeyindedir. Horasan kökeni sözlü kültürde de derlenmemiştir. Yine de sözlü kültürü destekleyen bazı belgeler bulunmaktadır.
Herşeyden önce Horasan´dan göç meselesi tarih ve kapsam bakımından karmaşıktır. Acaba, tüm göçler bir tarihte mi olmuştur? Göç ve köken meselesi, inanç anlamında bir yol bağlılığı mı ya da nüfus göçü mü? Tüm bunlar bölge tarihini de içine alan araştırmaları zorunlu kılıyor. Anadolu´daki yer isimleri, kültürel olgular ve dil kalıntıları aynı kökenli bir halkın öteden beri bu coğrafyada yaşadığı görüşünü güçlendiriyor. Göç de tek yönlü değil. Moğol´un önünden Anadolu´ya sürülenler, kaçanlar, daha önce İskender´in önünden İran yaylalarına sığınmış olabilirler. Kaldı ki İran kökenli kültür ve nufüsun Anadolu´daki serüveni ve zaman zaman sağladığı hakimiyet çok eskilere dayanıyor. Bugünkü veya 300-400 yıl önceki sınırlarla tarihi açıklamak mümkün değildir.
Horasan denildiğinde de bugün anlaşılan ile geçmişte anlaşılan bir değil. Urfalı Mateos´un 952- 1136 dönemine ilişkin Vekayi- Nâmesi´ne yazdığı notda Fransız editör Edouard Dulaurer Horasan´ın o günkü sınırlarını bugünden tamamen farklı veriyor. "Ermeni tarihçileri, Horasan adıyla yalnız bölgeyi değil, bütün İran´ı ve umumiyetle onun garbinde İran Selçuklularının imparatorluğunu teşkil eden Azerbeycanı, Ermenistanı ve hatta Mezopotamyayı kastetmişlerdir"[6] Öyle görünüyorki Horasan sorunu oldukça karmaşık.[7] Dersimliler bugün yaşadıkları çevreye veya yakın coğrafyaya geçmişte Horasan demiş olabilirler. Ne varki Moğol Hulagü´nün önünden kaçan-sürülen halkların arasında Zazaların da sayılması bizi yine İran coğrafyasına götürüyor. Minorsky İslam Ansiklopedisi´ne yazdığı Şehrizur maddesinde Moğol Hülagü´nün önünden Kûsa Kürtleri denilen (-kendisi Zazaca´nın Kürtçe´nin lehçesi olmadığını aynı yazı içinde belirtiyor-) Zazaların Mısır ve Suriye´ye göçtüklerini, A. von Le Coq´un Şam´da 1901 yılında bunlardan birisiyle Zazaca konuştuğunu da yazıyor. Minorsky, Daylamastan´ı da bu coğrafya içinde sayıyor[8]
Hülagü 1258 yılında Bagdat´ı işgal ediyor. Oysa bölgede ondan önce de Zaza nüfusü yaşıyor. Moğol işgalinden 300 yıl önce Mervanilerin Diyarbakır´ı ele geçirdikleri dönemde, Diyarbakır çevresinde Zazaca´nın geliştiği kaydediliyor.[9] Ki, Mervani Devletini kuran kabileler dışardan değil, bölgenin dağlık alanlarından inerek hakimiyeti ele alıyorlar. Bu bağlantı bugün İslamı benimseyen Zazalar ile Dersim Alevi Zazaları arasındaki tarihsel etnik köken ilişkisini güçlendiriyor. Şunu da dikkate almamız gerekiyor. Dersim´de "Saro Khan" (Eski Halk) diye yerleşik halktan bahsedilmektedir. Bu olgu göçten önce de Dersim´de Zazaca konuşan yerli nüfusun olduğu tezini güçlendiriyor. Benim için Batı Dersimliler(Şıx Hesenu) ile Doğu Dersimliler( Dêrsımu) arasındaki şive farkı da yerleşimde tarih farlılığına gerekçe gibi görünüyor.
Dersim(Dêrsım)´in sınırları da tartışmalı. Onu bugünkü Tunceli Vilayeti´nin içine sıkıştırmak, ancak Tunceli Kanunu´nu yazanlar için geçerli olabilir. Bundan yüzsene önce dahi Dersim Sivas´ın bir bölümünü, Erzincan´ı, Varto-Xınıs´ı, Kığı ve Bingöl´ün bir kısmını[10], hatta Kürecik- Adıyaman´ın bir bölümünü kapsıyordu. Dersim´in siyasal ve kültürel etkisinin kırılmadığı yıllarda bu görüş resmi çevreler tarafından da dile getirilmiştir. 29 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Y. Mazhar Aren´in söylediklerini aktarmamız yeterli olacaktır. "Ben Dersim´i herkesin anladığı gibi anlamam,
Benim nazarımda:
Bir çekirdek Dersim,
Bir et Dersim,
Bir kabuk Dersim,
Vardır ki, hücre böyle hayatlanmış, Dersimli böyle canlanmıştı. Halbuki herkes yalnız çekirdeğe Dersim diyor...
Bununla beraber çekirdek kırılırsa et çürür, kabuk kurur... Ben Kuruçay´da, Kemah´ın bazı köylerinde, hatta Refahiye ve Zara´da, Akçadağ´da Dersim kabuğunu seçtim ve Kuzucan ve Tercan, Palu ve Çapakçur´da ve benzerlerinde Dersim´in etine değdim".[11]
Cevdet Türkay´ın, "Başbakanlık Arşivlerine (Belgelerine) Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak ve Aşiretler" incelemesi Dersimlilerin yaşadıkları yerleri çok geniş bir çoğrafyada gösteriyor. "Dirsimli/lü: Erzincan, Erzurum, Kığı Sancakları, Kuruçay Kazası(Dersim- sancağı), Kemah kazası(Erzurum Sancağı), Çemişgezek sancağı, Arapkir sancağı, Malatya Sancağı, Antakya Kazâsı(Halep Sancağı), Kilis Sancağı.
Suriye´nin Lazkiye Sancağı havalisine iskan olan "Akbucak ve Bucak" türkman Aşireti de bu aşiretin bir bölümüdür.
Disimli/lü: Çarsancak kazası(Diyarbekir sancağı) Kığı sancağı, Çemişgezek (Diyarbakır Sancağı), Erzincan Kazası(Erzurum Sancağı), Kilis sancağı, Antakya Kazası(Halep Sancağı)"[12] Belgeler aşiretin altın ve gümüş işleri ile uğraştığını da yazıyor.
Yalnız defterlerdeki yazım hatasından olacak, "Dirsimli" ve "Disimli" iki ayrı aşiret olarak gösterilmiştir. Gerçekte ise sadece bir yazım farklılığıdır. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin neredeyse Zaza coğrafyasının tüm yerleşim bölgelerine dağılmalarıdır. Bu bilgi Alevi Zazalar ile Müslüman Zazalar arasındaki tarihsel bağa katkı sunuyor.13 Yanısıra Dersim coğrafyasının Osmanlı ve müttefiki Kürt Beylikleri karşısındaki gerilemesine ve toprak kaybına da işaret oluyor. Osmanlı ve müttefiki Kürt Beylikleri karşısında Dersimlilerin İç Dersim´e yerleşmek zorunda kalmalarına en iyi örneklerden birisi, Batı Dersimlilerin (Şıx Hesenenlerin) Gerger-Adıyaman-Malatya´dan bugünkü topraklarına göç etmek zorunda kalmalarıdır. Osmanlı belgeleri de bu göçün 1704 yılında gerçekleştiğini doğruluyor.[14] Sözlü kültürde de göçe ilişkin anlatımlar canlılığını koruyor.
Dersimlilerin kökeni sorunu tartışılırken Deylem-Dersim ilişkisini de unutmamak gerekiyor. Bu konuda fazla bir belge bulunmuyor. Dil, kültür açısından somut çalışmalar yapılmamıştır. Bir tez olarak tartışılmaktadır. Deylemi de geniş Horasan coğrafyasından ayrı düşünemeyiz.[15]
Yaşayan bir halkın kimliğini tarihin karanlık labirentlerinde dolaşarak açıklamak mümkün görünmüyor. Bu doğru da değildir. Yaşayan her dil, inanç ve halk aynı zamanda yeni bir olgudur. Değişmiştir. İçine yeni unsurlar girmiştir. Eski orjinin ana hatları korunsa da dil, kültür ve nüfus yapısı yeni etkileşim ve katılımlarla kendini yenilemiştir. Tarihi bağlantıyı unutmadan, yaşayan olgular üzerinden değerlendirmelerde bulunmak daha doğrudur. Zira tarih, tüm bilimsellik iddialarına rağmen efsane ve masalla iç içedir.
HER DİL BİR ULUSTUR
Her dili bir ulusa eşitlemek pratikte doğru olmayabilir. Dini, siyasi ve kültürel bölünmeler aynı dili konuşan insanları farklı ulusal topluluklar haline getirebilir. Yine de dil bir halkın yaşayan ortak hafzasıdır. Dil iletişim aracı olarak ortak kimliğin, aidiyet duygusunun kendisi olmakla kalmaz, tarihten taşıyıp getirdiği efsane, masal, atasözü, deyim ve destanlarla bir halkın sürekliliğinin de garantisi olur. "´Dil´ dediğimiz iletişim aracı, toplumu bir arada tutan harç; kültürü taşıyan ortak bir hazine, toplumu yansıtan bir ayna; bireyler, gruplar ve kümeler arasındaki ilişkileri düzenleyen hakem, hakim veya hekim oluyor".[16] Dili yok edilen bir halkın tarihsel refaransı, düşünme tarzı, kültürü de yok edilmiş olur. Kimlik biz ve onlar ayrımına tekabül ediyorsa, çoğu kere bunu dil belirler. Böyle olduğu içindir ki işgalciler, asimilatörler dilin yasaklanıp yok edilmesine büyük önem verirler.
Dersimliler konuştukları dile kendi dillerinde Kırmancki diyorlar. Bu terim daha çok İç Dersim´de kullanılıyor. İçerden çepere doğru ilerledikçe dile Dımılki deniliyor. Dersime komşu olan Kürtler de bu dili Dımıli veya Zazai olarak adlandırıyorlar. Dersimliler dışarda, yabancı olanlarla diyalogunda ise dillerine Zazaca yada Dersimce diyorlar. Yabancı araştırmacılar da bu dile Zazaca ya da Dımılice diyor.
Zazaca geçen yüzyılın sonunda ve bu yüzyılın başında kısmi olarak yazılı hale getirildi. Zazaca´ya yönelik ilk ciddi ve ayrıntılı inceleme Oskar Mann ve Karl Hadank´ın incelemesidir.[17] Daha sonraları Terry Lynn Todd[18], C. M. Jacobson ve M. Sandanato[19], Almanya Göttingen Üniversitesi´nden Ludwig Paul[20] Zaza dili ve grameri üzerine ayrıntılı çalışmalar yaptılar. Buna son olarak Frankfurt Üniversitesi´nden Prof. Gippert´i de eklemek gerekiyor. Önceleri yabancıların ilgi alanıyla sınırlı kalan Zazaca, 1980´den sonra Avrupa´da Kırmanc- Zazaların kendileri tarafından edebiyat alanına taşındı. Zazaca edebiyat-kültür ve siyaset dergileri çıkartıldı. Gramer ve sözlük çalışmaları yapıldı. Dikkati çeken en önemli araştırmacılardan birisi Zılfi Selcan´dır. 1970´in ortalarından itibaren Zazaca müzik ve dil çalışmaları yapan Z. Selcan´ın yayınlanmış iki eseri bulunuyor. Z. Selcan´ın bu yıl yayınlanan Zaza Grameri önemli bir boşluğu dolduruyor.[21]
Türkiye´de Cumhuriyet´le birlikte Zazaca´nın da içinde olduğu Türkçe dışındaki diller yasaklandı. Her tarafa ´Vatandaş Türkçe Konuş´ pankartları asılmıştı, bu kurala uymayanı para cezası, hapis, sürgün bekliyordu.[22] Merkezi eğitim ve askerlik aracılığıyla kerkese Türkçe dayatıldı. Türkçe dışındaki diller ticari sürecin, okul sisteminin, resmi sürecin dışına itildiler. Dersim´de ise daha özel uygulamalar yapıldı. Kırım ve sürgünden sonra yatılı Bölge Okulları ve giderek her köye yapılan okullarla asimilasyon hayli ilerledi. Zazaca da öteki diller gibi Türkçe´nin lehçesi ilan edildi. Ancak ´lehçe´nin yarı-resmi kurumlarda araştırılması dahi engellendi. Bir ara Halk Evleri´nde Zazaca araştırma yapmak istiyorlar. Resmi ideolog Hasan Reşit Tankut denetimden çıkarlar korkusuyla olacak bir genelgeyle bunu yasaklıyor.[23] İnkar teorisi tarihte eşine ender rastlanan bir yöntemle yapıldı. Türkçe´nin lehçesi sayılan Zazaca, Kürtçe konuşmak, yazmak yasaklandı. Böylece T.C ´kendi lehçesini´(!) yasaklayan ilk devlet ünvanını da kazanmış oldu.
Şimdi lehçe teorisi iflas etmiştir. Resmi ideologlar dahi yüksek sesle savunamıyorlar. Lehçe teorisi kapıdan kovulmadan pencereden benzeri içeri girdi. Kürt siyasi akımlarının hemen tamamı Zazaca´yı Kürtçe´nin lehçesi ilan ettiler. Onlar da bazı kelime yakınlıklarını gerekçe gösterek, Zazaca´yı Kürtçe´nin içinde asimile etmek istiyorlar. Lehçe teorisi öylesine katı bir politikayla yürütülüyor ki, bu konuda tartışmak dahi engellenmek isteniliyor.
Gerçekte sorun oldukça basitdir. Kürtçe konuşanlarla, Zazaca konuşanlar birbirini anlamamaktadır. Bu durum bazı çok bilir cahillerin dediği gibi Kürtlerin farklı ülkeler arasında bölünmesinin sonucu da değildir. Kürtler 1514´de İran ve Osmanlı arasında[24], Lozan anlaşmasıyla da Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında dört parçaya bölündüler. Ancak Kürtler ve Zazalar en azından iki bin yıldır yan yana yaşıyor. Yüzyıllardır aynı köyde yaşamını sürdürenler de var. Birbirlerinin dilini anlamıyorlar. Kürtçe ve Zazaca´nın birbirine nispi olarak yakın olduğu doğrudur. Ama bu tüm İrani diller ve hatta Hint-Avrupa dil gurubu için geçerlidir. Yakınlık lehçe (- burda diyalekt kastediliyor-) teorisine kanıt olsaydı, Farsça, Paştunca, Osetçe, Kürtçe, Zazaca bir dil olarak değerlendirilebilinirdi. Kaldı ki Kürtçe´nin Zazaca´ya yakınlığı, Farsça´ya yakınlığından daha az değildir. Elbetde şenlik olsun, dostlar alış verişde görsün diye lehçe teorisi uydurulmadı. Amaç, Kırdaşki merkezli tek dil yaratmaktır. Bu yönde çok sayıda yazılı belge var. Hatta bazı Kürt Partileri bunu Parti proğramına da geçirmiştir. Sürgünde Kürt Parlementosu da Kürtçe´yi (-Kurmancça´yı) Zazaca karşısında resmi dil ilan etmiştir[25].
Biz yine gerçeğe, halkın kendi belleğine dönelim. Dersimliler Kürtlere iki şekilde hitap ediyorlar. Alevi Kürtler için Kırdas, Hanifi-Şafii Kürtler için Khurr terimi kullanılıyor. Kürtçe´ye ise Kırdaşki yada Here-Were deniliyor. Khurr kavramı da küfür, aşağılamak anlamında kullanılmıyor. Türkçe´de kullanılan Kıro kelimesinin, Khurr kelimesi ile bir ilgisi yok. Kürtler büyük çoğunlukla kendi dillerinde kendilerini Khurrmanc olarak adlandırıyorlar. Büyük bir ihtimalle Khurr terimi, Khurrmanc´ın kısaltılmış hali olabilir. Bu terimle aşağılama ve hor görme gündeme gelmiyor. Fakat, bir güvensizliğin olduğu doğrudur. Bunun eski nedenleri bir yana, öncelikle Kürt Beylikleri ve Osmanlı arasında kurulan ittifak ile Hamidiye Alaylarını anmak yeterlidir.
Lehçe teorilerinin etkisinde kalanlar kendi dillerine önemli ölçüde yabancılaştılar. Lehçe teorisi ne Türk halkının ve ne de Kürt halkının belleğinde bulunmuyor. Zaza ve Kürt halkı birbirlerinin dilini, aynı dil ya da bir dilin lehçesi olarak görmüyor. Bu teori milliyetçi aydınların kendi uydurmalarıdır. Siyasal olarak gericidir. Toplumsal alanda halkları birbirine yabancılaştırmaktadır. Gereksiz tartışmalardan, yeni güvensizliklerden kurtulmanın en kısa ve doğru yolu, bütün dillere eşitliği savunmaktır.
Alevi olsun Şafi ya da Hanifi olsun Zazaca konuşan bütün kesimler birbirlerini anlamaktadırlar. Bu dilin uzun yıllardır baskı altında olduğunu, yazılı alanda serbestçe gelişmediğini de unutmamamız gerekiyor. Zazaca konuşan kesimler bir dille anlaşmalarına rağmen, kendi aralarında tek-bölünmez bir kimlik oluşmamıştır. Bunun nedenlerini tartışdığımızda, önce karşımıza din ayrılığı çıkar. Din ayrılığı siyasal süreçleri belirlemiş, kültürü etkilemiştir. Bu, Dersim kimliğinin üçüncü boyutudur.
DERSİM İNANCI
Din ve ulusal kimlik ilişkisi de çok karmaşıktır. Kimi halklarda farklı dini inanışlar tek ulusal kimliğin önünde ciddi bir engel teşkil etmezler. Bazılarında ise din öteki etmenleri etkileyip, ulusal kimliğin oluşmasında öne geçer.
Dersim inancını tek başına din olarak tarif etmek de mümkün görünmüyor. Bunun için biz buna Dersim İnancı diyoruz. Ki, bu Zazaca´da İtiqatê Ma (-İnancımız-) ya da İtiqatê Kırmanciye (-Kırmanciye İnancı-) diye dile getirilir. Yabancı araştırmacılar Dersim İnancı´nı genel olarak Aleviliğin içinde değerlendirmişlerdir. Yine de büyük çoğunluğu "Dersim Kızılbaşlığı" diye bir ayrıma gitmişlerdir. Dersim İnancı´nı genel olarak Alevilik içinde değerlendirmek doğru olmakla birlikte, yeterli değildir. Bu genel ilişki Osmanlı şeriatına karşı siyasal bir ittifak olarak anlaşılabilinir.
Dersim İnancı´nın en önemli ayırıcı özelliği ibadet dilinin Zazaca olması, inancın tarihsel ve etnik olarak yerli olmasıdır. Ki, kutsal yerlerin, dini efsanelerin tamamına yakını Dersim tarihi ile ilgilidir. Dersim´de inanç sonunda kişiyi insana ve doğaya bağlar. İnanç tarımdan, hayvancılıktan, sosyal yaşamdan ayrılmamış, onun bir parçası, tamamlayıcısı durumundadır. Bu anlamda Dersim İnancı milli özellik gösterir.[26]
Osmanlılar döneminde tek tanrılı dinler(Müslümanlık, Hrıstiyanlık ve Musevilk) dışındaki inançlar gayri meşru görülüyordu. Bu durum tek tanrılı dinlerin dışındaki inançlara yaşam hakkı tanımamıştır. Aleviler başta olmak üzere tüm öteki inançlar ya takkiye yoluna ya da sürekli direnişlere mecbur bırakılmışlardır. Dersimliler hem direnmiş ve hem de takkiye yapmak zorunda kalmışlardır. İslami motiflerin Dersim İnancı içine girmesi, bir yönüyle böyle olmuştur. Öte yandan İslam içi çatışmalar ve islami muhalefetin öteki dinlere hoşgörülü davranması sonucu belli bir sentez de oluşmuştur. Yine de Dersim İnancı´nda İslami motifler sorunun sadece bir yönüdür. İnancın ana yönü İslam dışıdır. Dersim İnancı´nı Kerbela ve Ehl-i Beyt sevgisine indirgemek, O´nu islami açıdan asimile etmektir. Öyle olsaydı, İslam şeriatının en koyu temsilcisi haline gelmiş Şiiliği de Alevilik olarak değerlendirmemiz gerekirdi. Konuyla ilgili Munzur Comerd´in halk anlatımlarına dayanarak yaptığı kapsamlı araştırmalar gerçeği önemli ölçüde açığa çıkarmıştır.[27]
Dersim´in Osmanlı şeriatına karşı direnişin kalesi olması, bir yönüyle O´nu tüm Alevilerin kıblesi haline getirmiş, öte yanıyla da Alevilik kimliğin önde gelen özelliklerinden birisi haline gelmiştir. 1514´den itibaren Türk ve Kürt egemenlerinin islami temelde kurdukları birlik, Zazaların da bu birliğin bileşeni haline gelmesi, tersinden Dersimlilerin Alevilik temelinde Kürt, Türk Alevileri ile aradığı ittifak, kimliğin oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Dersimliler biz ve onlar ayrımını yaptıklarında genellikle Alevilik ve Müslümanlık ayrımı yaparlar. Türk ve Müslüman çoğu kere aynı anlamda kullanılır. Bu durum Cumhuriyet döneminde de değişmemiştir. Modern Türk kimliğinin bileşenlerinden birisi İslamiyetdir. Bu sonraları geliştirilip Türk-İslam sentezi diye formüle edildi. Laiklik, devlet müslümanlığı anlamına gelir. Sunni İslam ayrıcalıklıdır. Buna devlet dini de diyebiliriz. Alevilik ise sürekli asimile edilmek istenmiştir. 12 Eylül Cuntası döneminde Vali Kenan Güven´in köylere Cami yaptırma girişimleri biliniyor. Ancak bunun tarihi eskilere gider. Osmanlılar Tanzimat´dan itibaren Dersim´de denetim kurmak istediklerinde, Aleviliğin yerine Müslümanlığı geçirmek istemişlerdir.[28]
Şunu söyleyebiliriz. Aleviliğin yasaklanıp asimile edilmek istenmesi, inançtaki ulusal temel, kimliğin oluşmasında ve toplumsal süreklilikte temel bir yer edinmesine yol açmıştır. Dersimlilere "biz" dedirten, dil, toprak, tarih olgusunu unutmadan inançtır. Ki, Dersim İnancı dilin, tarihin, toprağın ayrılmaz parçasıdır. Düzgün Baba, Sultan Baba, Çewres Asparê, Munzur Baba, Jêle, Khures, Gaxant, Xızır, Hawtemal, Güneş ve Ay´ın kutsallığı ve benzerleri toplumu bir arada tutan en güçlü bağdır. Bunlardan hangisini yok edip toplumun bağrından çıkarıp atsanız, "biz" ortaklığının da bir parçasını kopardığınız anlamına gelir. İnanç, bu yönüyle dışarıya karşı doğal sınırdır. Önce rejimin ideolojik-siyasi saldırısı, sonra ona sol cepheden verilen destek, "biz" ortaklığından önemli parçalar koparmıştır.
KİMLİĞİN İKİ YÖNÜ: DİL VE İNANÇ
Kısaca anlatılan süreç de gösteriyor. Dersim kimliğinin iki yönü öne çıkıyor. Dil ve inanç. Bunlardan birisini tek başına belirleyici olarak göstermek, toplumsal yaşamın bir bölümünü görmezlikten gelmektir. Zazaca da, Alevilik de yasaklanıp engellenmiştir. Yukarda belirtildiği gibi, bu iki yön; dil ve inanç birbirinden tamamen ayrı da değildir. Bir anlamda birbirini tamamlamaktadır. Öte yandan iki özelik Dersimlileri öteki toplumlara bağlayan yolun da başlangıcıdırlar. Dil, Zazaca konuşan Müslüman Zazalara, İnanç; Alevi Kürtlere ve Türklere bağlanmaktadır.
İnanç boyutunda da dikkate değer gelişmeler var. Türk Alevileri geçmişten beri Türk kimliklerini inkar etmiyorlardı. Hatta, Zazaca ve Kürtçe konuşan Aleviler üzerindeki baskıyı görmezlikten geliyor, bunu dile getirenleri "bölücü" olarak değerlendiriyorlardı. Şimdi, Türk kimliğinin kemalist versiyonuna daha çok vurgu yapıyorlar. Kürt Alevileri de, Kürt ulusal kimliği ile birleşme sürecine girmişlerdir. Zazaca konuşan Aleviler ulusal kimliklerine kayıtsız kalamazlar. Henüz zayıf olmasına rağmen, kayıtsız kalınmadığına yönelik davranışlar oluşuyor.
Sürecin tümünü dikkate alan Dersim aydınlarının önemli bir bölümü, kimliği Kırmanc-Zaza halkı[29] şeklinde ifade etmektedir. Kırmanc-Zaza tanımı, inanç ve ondan ayrılamıyacak kültürel boyuttaki farklılığı, aynı şekilde kültürün ortak yönlerini, dil birliğini, etnik sürekliliği birlikte ifade ediyor.
Kimliğin oluşmasında öne çıkan etmenlerden birisi de her zaman toprak olmuştur.[30] Dersim halk kültüründe ülke bilinci güçlüdür. Dersimliler yaşadıkları coğrafyaya, ülkeye Kırmanciye, Welatê Kırmanciye diyorlar. 1994 köy boşaltmalarından sonra onbinlerce insanın zorunlu sürgüne gönderilmesi, Kırmanciye´nin insansızlaştırılması, Kırmanciye´ye dönüş ve toprak sorununu kimliğin önemli bileşkelerinden biri haline getirmiştir.
Dersim ve kimlik sorununu tartışıdığımızda, Dersim´in siyasal tarihi ve kültürünü de mutlaka dikkate almak gerekiyor. Alevilik, tarih ve dil bağlamında buna kısmen değinildi. Gerçekte ise daha geniş bir incelemeye ihtiyaç var.
Anadolu bir mozaik olarak adlandırılıyor. Ancak bu mozaiğin Türk rengi dışındaki renkleri koyu bir karanlığa gömülmek istendi. Bu istem bitmiş de değildir. Son yıllarda mozaiğin Kürt rengi, üstündeki karanlığı biraz yırtdı. Alevi inancı da karanlığı yarıp, ışığı yakınlaştırdı. Dersimliler ya da genel olarak Kırmanc-Zazalar henüz bir iki adım atabildiler. Bu dahi mozaiğin güzelliğini göstermeye yeterli oldu. Tüm karanlık yırtılsa, ışık halelerinden eşsiz bir çiçek açacaktır.
Sonuç yerine şunu söyleyebilirim. Toplumlara tek tip elbise misali, kimlikler biçilemez. Ağaç budar gibi bir toplumu oluşturan öğeler kesilip atılamazlar. Bunun denendiği her yer savaşlar ve kırımlara sahne oluyor. Böyle toplumlar birliğini de koruyamazlar. Tersine, özgürlük ve eşitlik birlikte yaşamanın da, barışın da ön koşuludur.
Kaynaklar
[1]Seyfi Cengiz, Dersim ve Dersimli, sf. 30-33, Desmala Sure yayınları-1995
[2] Mustafa Düzgün, Kürdistan Tarihinde Dersim Adlı Eserde Geçen Bazı Olaylar Üzerine, Berhem, sy. 5, sf. 16-28, Ankara-1993. Mustafa Düzgün bu eleştirilerini daha sonra da devam ettirdi. Kendisiyle 1995´de yaptığım bir ropörtajda görüşlerini daha da netleştirdi. Sait Çiya, Dersim Yazıları, sf. 184-190, Tij Yayınları 1998- İstanbul
[3] DERSİM, T.C. Dahiliye Vekêleti JANDARMA UMUM KUMANDANLIĞI Yayını, sf. 218-219. Rapor´da Zazaca da Kürtçe içinde değerlendirilmiştir. Ordu bu çalışmayı muhtemelen 1932 yılında gizli yapmış ve kayıt altında 100 tane basmıştır. Rejimin Dersim´e yönelik en etraflı raporu olan çalışma, 1937-38 kırım ve sürgünün anlaşılması için de önemli bir belgedir. 1970´den sonra Dersim kökenli sol akımlar sömürge tartışmaları yaparlarken, resmi ağızlardan yapılmış böylesi itirafları yok saymışlardı.
[4] TC. Bakanlar Kurulu 4 Mayıs 1937 tarihli, Tunceli tenkil harekâtına dair "Gayet Gizli" ibareli kararında bu siyasetini şöyle ifade ediyordu. "Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lâzımdır". Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları-2, sf. 317
[5] Alevi Zaza tanımlaması da yabancıların yaptığı ve Dersimlilerin kendi aralarında kullanmadığı bir terimdir. Zazaca konuşan bazı Aleviler kendilerini böyle adlandırmakla birlikte, büyük çoğunluk kendisini bu şekilde isimlendirmemektedir. Ben Alevi Zaza tanımını, Zazaca konuşan Aleviler anlamında kullandım.
[6] Urfalı Mateos Vekayi-N âmesi(952-1136) Ve Papaz Grigor´un Zeyli (1136- 1162), sf. 80, 195 nolu dipnot, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1987
[7] Martin van Bruinessen´in yazdığına göre, ters yönden, Dersim´den de Horasan´a nüfus göçü oluyor. Şah Abbas 1600´de Özbek ve Türkmen akınlarına karşı savunma gücü olarak bazı aşiretleri Çemişgezek´ten Horasan´a yerleştiriyor. M. v. Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet, sf. 213, Özge yayınları
[8] V. Minorsky, İslam Ansiklopedisi, Cilt.11, Şehrizûr Maddesi, sf. 397
[9]Mukrimin H. Yınanç, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3, Diyarbakır Maddesi, sf. 611
[10] E. Dulaurier Genc´i de Dersim´de bir bölge olarak görmektedir. Urfalı Mateos Vekayi-Namesi, sf. 11, 30. nolu dipnot
[11] Bu yazı yurtdışında çıkan Raştiye´nin 9. sayısında (1995) yeniden yayınlandı.
[12] Aktaran Dr. Mahmut Rişvanoğlu, Saklanan Gerçek, Kurmançlar ve Zazaların Kimliği -2-, sf. 892, Tanmak-Ankara, Bu kitap Türk resmi ideolojisinin propagandasını tekrarlıyor. Cevdet Türkay´ın özgün çalışmasını inceliyemedim. Bizi Osmanlı belgelerinde Dersim aşiretlerinin yaşadığı yerler iligilendiriyor.
[13] Zazaların arasında islamiyetin güçlenmesinin de daha çok 1514´den sonra gerçekleştiğini düşünüyorum. 1613 yılında Palu´yu ziyaret eden Polanyalı Simeon, "Şehirde ermenilere âid sekiz adet kârgir güzel kilise, kürdlere âid de damı otla örtülü ve çit duvarlı çok adi bir mescid vardı" demektedir. Hrand D. Andreasyan, Polonyalı Simeon´nun SEYAHATNÂMESİ (1608-1619), sf. 92, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No. 1073, 1964. Müslümanlığın etkisinin o tarihlerde dahi çok sınırlı olduğu görülüyor.
[14] Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu´nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, sf. 49-50, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1991
[15] Deylem bağlantısı için bakınız, Seyfi Cengiz, Dış Kaynaklarda KIRMANCLAR- KIZILBAŞLAR VE ZAZALAR , Desmala Sure Yayınları-1995, Ahmet Ateş, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3, Deylem maddesi, sf. 567-573
[16] Bozkurt Güvenç, Kültürün ABC´si, sf.47, Yapı Kredi Yayınları-1997
[17] Oscar Mann- Karl Hadank, Mundarten Der Zaza, Berlin-1932, Prusya Bilimler Akademisi
[18] Terry Lynn Todd, A Grammer of Dimili ( Also Known as Zaza), An Arbor, Michingen, U.S.A-1986
[19] C. M. Jacobson, Rastnustena Zonê Ma (Handbuch für Die Rechtschreibung der Zaza Sprache) Bonn-1993 ve ZAZACA Okuma-Yazma El Kitabı, Bonn-1997 kitapları ortak alfabe ve yazım kuralları bakımından Kırmanc-Zaza çevrelerinde en geniş kabul gören çalışmalardır. Ki bu çalışmalar Zazaca konuşan ve okuyup-yazan çevrelerle birlikte hazırlanmıştır.
[20] Ludwig Paul, Zazaki(Gramatik und Versuch einer Dialektologie), Wiesbaden 1998
[21] Zılfi Selcan, Zaza Milli Meselesi Hakkında (dili, tarihi, siyasi, dini ve kültürel yönleriyle), Zaza Kültürü Yayınları, Ankara-1994, Zılfi Selcan, Grammatik der Zaza-Sprache Nord-Dialekt(Dersim Dialekt), Berlin-1998.
[22] Bazı durumlarda bunun tersi de doğrudur. "Diyarbakır Halkevi´nin... köycülük kolu çeşitli kurslar açardı. Bir köy örnek olarak, üs olarak seçilirdi. Orada mesela Türkçe konuşma müsabakaları açıyor. Vatandaşa Türkçe öğretiyor, Türkçe bilmeyenlere. Onlara hediye olarak mesela bir öküz veriyor...". Şevket Beysanoğlu, Anılarımda Diyarbakır Halkevi, Kebikeç, Sayı. 3, sf. 163, 1996
[23] Türk Dil Kurumu´nun Lengüistik-Etimoloji Kolbaşı´sı Hasan Reşit Tankut´un Varto Halkevi´nin yaptığı dil çalışması nedeniyle 9.6.1939´da yaptığı genelge niteliğindeki açıklaması buna iyi bir örnektir. "Uzak ve küçük Halkevlerinin Kürt ve Zaza dilleri üzerinde çalışma sahası açmalarını faydasız ve politika bakımından zararlı görürüm. Onların mesaisini faydalı kılmak için usul ve vasıta hazırlamak daha uzun zamana bağlı oldugundan, bu dil araştırma işini bırakmalarını münasip şekilde kendilerine anlatılması iyi olacağı kanaatini arzeder, saygılar sunarım". Belgenin tam ve orijinal halini kişisel arşivinden Ömer Türkoğlu Kebikeçte yayınladı. Kebikeç(İnsan bilimleri için kaynak araştırmaları dergisi), sy. 3, sf. 105- 106, Ankara-1996
[24] 1514 Çaldıran savaşı ile başlayan süreç 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla resmiyet kazanmıştır.
[25] Günay Aslan, Sözde Devlet, Özgür Politika, 17 Nisan 1995
[26] "Alevi Zaza dini milliyet ifade eder", diyen Hasan Reşit Tankut bir şekilde bu gerçekliğe işaret etmiştir. M. Bayrak, Kürdoloji Belgeleri, sf. 442, Öz- Ge Yayınları-1994
[27] Munzur Comerd araştırmalarını Berhem, Pir, Ware ve Tija Sodıri´nin çeşitli sayılarında Türkçe çevirisiyle birlikte Zazaca olarak yayınladı. M. Comerd, Dersim İnancı´na yönelik araştırmalarını kısa sürede kitaplaştırıp yayınlayacak.
[28] Osmanlı Sadrazamlığı Anadolu Umum Müfettişi Müşür Şakir Paşa´dan Dersim´de şiddet ya da idare siyasetinden hangisi izlenmelidir diye görüşünü soruyor. Müşür Şakir Paşa 11 Ağustos 1899 tarihli cevabında, öteki önlemlerin yanında "Dersim´de Nakşibendi tekkelerinin açılmasını" da önermiştir. DERSİM, Jandarma Umum Kumandanlığı Yayını, sf. 136
[29] Dersimliler kendilerine Kırmanc, dillerine Kırmancki, üstünde yaşadıkları toprağa, coğrafyaya da Kırmanciye diyorlar. Ancak, bu adlandırma daha çok İç Dersim´de geçerlidir. İç Dersim´de de kendini Kırmanc olarak adlandırmayanlar vardır. Öncelikle Khuresu aşireti Pir ve Rayber olmayan, Ocak kökenine dayanmayan aşiretleri Kırmanc görmekte, kendilerini ise kutsal tabaka, dini soylular olarak görmektedirler. Kırmanclık burda yönetici olmayan halka verilen isimdir. Ayrım ağa-köylü ayrımına uymaz. Ağa olsun, yoksul yada zengin olsun, tüm kutsallık dışı aşiretler Kırmanc olarak adlandırılmaktadır. Ancak, Khuresu aşireti de konuştuği dile Kırmancki, yaşadığı coğrafyaya Kırmanciye demektedir. Yine Varto-Xınıs´ta Zazaca konuşan Aleviler kendilerine Kırmanc demiyorlar. Onlar için Kırmanc ismi Khurmanc kelimesine yakınlığıyla Kürtleri çağrıştırıyor. Kendilerine sadece ´Ma` ya da ´Elewi´ diyorlar. Sivas´da Zazaca konuşan Lolan, Çarekan ve Ginan Zazaları da kendilerine Kırmanc demiyorlar. Kendilerini Elewi, Dımıli veya Alevi Zaza olarak adlandırıyorlar. Zazaca konuşan Alevi, Şafi ve Hanefi kesimlerin kendilerini nasıl tanımladıkları konusunda tüm bölgeleri kapsayan ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Aslında bütün halklar da istisnasız herkesin üstünde birleştiği tek bir kimlik yoktur. Kimlik ortalama birliğe tekabül eder. Bu bakımdan genel olarak Kırmanc-Zaza terimi, aleviliği, tarihi, dini, dili ve toprağı birleştiriyor.
[30] Kemalist dönemin önde gelen ideologlarından Hasan Reşit Tankut, Zazalar Hakkında Sosyolojik Tetkikler isimli çalışmasında, alevilik ve yurtseverlik arasındaki ilişkiye değinmiştir. H.Reşit Tankut Zazaları Türkleştirmenin yolunu aramaktadır. Çalışmasını eleştirel olarak ele almak gerekiyor. Alevilik, yurt ve yurtseverlik arasında kurduğu bağlantı gerçeğe yakındır. "Yurt Severlik Dersimliler tıpkı Şamanlılar gibi din köküne dayanır. Bir vatana severlik sahibidirler... O zalim Dersim´in kısır toprakları uğrunda çok şeye katlanırlar. Ölürler, öldürürler, fakat Dersim´i bırakmazlar" dedikten sonra daha ilerde ise Dersim yurtseverliğinin sınırlarını kendince çizer. "Dersim´de dini bir vatanseverlik hüküm sürdüğünü yukarıda okumuş öğrenmiştik. Vatanseverliğin hududu bütün Aleviliği kucaklamak ve sarmak ister, fakat ancak ve yalınız Sivas içlerinde kabul ve hürmet görebiliyor. Başka yerlerde Dersim´in Alevi milliyeti his ve hareket uyandırmaz". Mehmet Bayrak, Kürdoloji Belgeleri, sf. 442-446
http://f25.parsimony.net/forum62148/messages/23781.htm
Re: Tarihten Günümüze Dersim Kimliği
dersim -ZAZA YURTSEVERLİĞİ
ZAZA YURTSEVERLİĞİ
Sait Çiya
Zaza Ulusal Sorunu Ebubekir Pamukçu´nun Ayre ve Piya dergilerini çıkarmasından sonra gündemleşti. Önce Kürt Milliyetçileri aktif olarak bu harekete karşı çıktılar. Yanlış hatırlamıyorsam, zamanın Türk gazeteleri de "şimdi de Zazaistan belası" çıktı diye tavır belirlemişlerdi. Ama Kürt milliyetçileri her zaman saldırılarını gündemde tuttular. Zaza Yurtseverliğine karşı yalan-yanlış saldırılarına ara vermediler. Gerektiginde fiziki saldırıda bulundular. Kamer Özkan´ı "Zazacılık yapıyor" diye katlettiler. Ki, Kamer Özkan henüz Kürt hareketinden tam olarak kopmamıştı. Avrupa´da Geceleri engellediler. Bunun nasıl olduğunu Sayın Selim Çürükkaya açıkladı. Kendisini kutlarım. Keşke bu konuda bilgisi olanlar onun kadar samimi olabilseler.
Burada bir anımı anlatmak istiyorum. Sanıyorum 1992 yılıydı. KAWA Almanya´nın Frankfurt kentinde bir gece düzenlemişti. Ben de Gece organizasyonunda bulunuyordum. Gece´de bir Zaza Gurubu da stand açtı. PKK´liler de stand açmışlardı. Her ne kadar KAWA da öteki Kürt gurupları gibi Zazaları Kürt olarak görüyorsa da saldırgan bir çizgi izlemiyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde PKK adına stand açanlar, "Eger Zaza standını kapatmazsak kendilerinin saldırıp dağıtacaklarını" söylediler. O dönem Kürt grupları zaten PKK karşısında sinmişlerdi. Zaza standını kapattırdık.
Zazaların ulusal-demokratik davalarını engelleme çabası her alanda yürütülüyor. Avrupa Birliği Istanbul´da Azınlıklarla ilgili bir toplantı düzenliyor. Zaza aydını Faruk Eren de bu toplantıya katılıyor. Faruk Eren istiyorki Azınlıklar sorunu tartışılırken Zaza sorunu da konuşulsun. Ama Kürt milliyetçileri Faruk Eren´in konuşmasını engelliyorlar. Avrupalıların Zaza sorunundan haberdar olmasını, Zazaların Kürt olmadıklarını duymalarını istemiyorlar. Saldırılar, tehtidler, hedef göstermeler hep devam etti. Tek tek arkadaşlarımız tehtid edildi. Fiziki saldırıya uğradılar. Almanya´nın Bremen kentinde yurtsever bir arkadaş ölesiye dövüldü. Kürt Gazete ve Dergilerinde "Zazaların halis-muhlis Kürt oldukları" yönünde ardı-arkası kesilmeyen yazılar tefrika edildi. Bunu sadece PKK değil, hemen hemen bütün Kürt Parti ve Örgütleri yaptılar. Son zamanlarda bu saldırılarda nispi bir azalma var. Ancak iddialarından vazgeçmiş değiller. Arada sırada tekrarlıyorlar.
Türk milliyetçileri ise Zazaların Türklüğünü ispatlamak için yaptıkları çalışmalara hiç ara vermediler. Türk milliyetçiliği Zazalara karşı çok sinsi bir politika izliyor. Zazalara karşı bir devlet siyaseti olarak, Zazaların Kürt olmadığı tekrarlanıyor. Ama her vesile ile Zazaların Türklüğü savunuluyor. Kürtleri asimile edemiyecegini anlayan Türk devleti Zazalara yönelik asimilasyon politikasını sistemleştirdi. Müslüman Zazaları İslamcı-Türkçü parti ve guruplar aracılığıyla, Alevi Zazaları Bektaşilik aracılığıyla Türkleştirmek istiyor. Hikaye uzun....
Zaza Yurtseverliği homojen bir hareket değil. Bu çok normal. İçinde farklı eğilimleri barındırıyor. Aslında Ulusal-demokratik Zaza hareketi henüz oluşum aşamasında. Örgütlenme ve politik talepler alanında zaman zaman sağlanan gelişmeler kalıcı olamadı. Öte yandan Zazaların farklı inanışlara sahip olması başlangıctan itibaren ortak ulusal-demokratik mücadelenin önünde aşılmaz bir sorunmuş gibi gösterilmek istenildi. Yurtsever Zaza hareketi de bu konuda kendi içinde istenilen düzeyde bir açılım geliştiremedi. Burada iki eğilimden bahsedebiliriz. Bir eğilim, Alevilik, Müslümanlık o kadar önemli değildir. Hepimiz Zazayız. Zazaların kendilerini değişik isimlerle adlandırmalarını unutmalıyız. Türkler, Kürtler böyle yaptı. Bizde aynı yoldan yürümeliyiz, diyor. İkinci eğilim ise başlangıcta Desmala Sure tarafından temsil ediliyordu. Sonradan farklı kesimler de benzeri bir rotaya girdiler. Bu görüşe göre ise, Müslümanlık-Alevilik bölünmesi çok önemlidir. Öncelikli sorun budur. Etnik köken, aynı dili konuşmak bir yakınlıktır. Ama ortak politik örgütlenme için yeterli değildir. Aleviliğin esas olarak Dersim´de temsil edilmesinden hareketle bu kesim kendini Dersim´le de özleştirmek istiyor.
Bu iki kesimin dışında üçüncü bir anlayış gelişti. Politik tartışma ve hazırlıkların sonucu ifadesini Serbestiye´de buldu. Serbestiye´nin görüşlerini kendi Internet sitesinden takip edebilirsiniz. Serbestiye yeni bir ulusal-demokratik çizgi geliştirmek istedi. Bu çizgiyi şöyle özetleyebiliriz. Zazalar iç kültürel-inanç farklılıklarını inkar etmemelidirler. Halkın kendini isimlendirmesini esas almalıyız. Farklılıkları kaldırmak yerine, farklılıklarla birlikte yürümeli, dini, kültürel farklılıkları ulusal bileşenlerimiz olarak görmeliyiz. Serbestiye bu anlayış çerçevesinde politik talep olarak da Alevi ve Müslüman Zazalar için İç Otonomi önermişti. Başlangıçta önemli bir destek gören Serbestiye, sonradan bu desteği yitirdi. Gelinen yerde politik çalışması çok zayıflamıştır. Ortak politik örgütsel çalışmanın yerine, bireysel-bölgesel insiyatifler öne çıkmış bulunuyor.
İlk yıllarda Zaza Yurtsever Hareketine daha çok Kürt milliyetçileri saldırıyordu. Kürt partileri daha çok da Zaza kökenlileri kullanarak bize karşı akla hayale sığmayacak saldırılarda bulundular. Bunların saldırılarına gerekli cevaplar verildi. Artık Zazalara yönelik eski teorilerini yüksek sesle savunamıyorlar. Lehçe teorisi iflas etti. Şimdi tartışmadan kaçarak, Zaza sorununu unutmak istiyorlar. Böylesi onlar içın daha iyi. Internet´in yaygınlık kazanmasıyla birlikte yeni saldırılarla karşılaşmaya başladık. Bu seferki saldırı çok ilginc. Zaza karşıtlığı yapanların bir kısmı eski arkadaşlarımız. Bazıları da şimdi saldırdıkları arkadaşların çalışmalarının sonucu olarak Türk ve Kürt siyasetinin yörüngesinden çıktılar. Tam olarak çıktıkları da söylenemez. Bunlar Zazalara yönelik güçlü önyargılarını terk etmiş değiller.
Palavra Meydanı´ndan Internet Meydanı´na
1975-80 arasında proleterya, sosyalizm, Marks-Lenin ve ötekiler üzerine Mameki´i Çarşında çok hareretli tartışmalar yürütüldü. Devrim modelleri çizildi. Arka mahellelerde kurulan örgüt ve hizipler çarşıdaki meydanda yürüyerek yüksek- alçak sesle kitleye sunuldu. Bu tartışma proletarya adına yapılıyordu. Bildiğim kadarıyla içinde ne bir sendikacı ve ne de bir işçi vardı. Tartışmalar çok hayali ve genellikle uzak ülkeler örnek verilerek yapılıyordu. Kenardan, sağdan-soldan geçenler ilk başlarda bu durumu gülerek izlemişlerdi. ( Xo mabên de vatêne, axıri domanê maê.) Sonradan politik atışlar iyice tırmanınca, halk bu Meydana Palavra Meydan´ı ünvanını verdi. Uzun uzun yapılan devrim hazırlıkları, her aşaması ayrıntıyla çizilmiş devrimci savaş modelleri, Cunta´yla birlikte tatlı bir düş olarak kaldı. Hayellerin yerini gerçeklik aldı. Yanlış analaşılmasın, amacım o döneme hakaret etmek değil. O döneme yönelik eleştirilerim, aynı zamanda kendime yöneliktir. Bu satırların yazarı da Palavra Meydanı´nın müdavimlerinden birisiydi.
Şimdi Palayra Meydanı internet aracılığıyla tekrarlanmak isteniyor. Bir farkla: bu seferki tartışma tamamen hayal aleminde yürütülüyor. Ama içerik aynı. Türkiye yerine Dersim, proletarya-sosyalizm yerine alevilik, çeşitli milliyetlerden halkımızın yerine Dersim´in Kırmanc, Khurmanc ve Türkmenlerini geçirmişler. Enternasyonalistler ya, sadece Kırmanc ve Khurmanc olsa olmaz. Türkmen´i de ekliyorlar. Dersim´de Türkmen yoktur desen, bin dereden su getirir, aşiret secerelerini açarlar, Türkmen´i de yaratırlar. Yoksa da ithal ederler.
O zaman ezilen halklar çok modaydı. Şimdi Zazalar tarafından yok sayılan, hakları inkar edilen Dersim´in Khurmancları moda. Gülmeyin. Adı dahi inkar edilen, Kürt ve Türk milliyetçiliği tarafından bastırılan Zaza yurtseverliği Dersim´in Khurmanc halkını inkar ediyormuş da, bizimkiler de demokrat, her türlü baskıya karşılar ya, Khurmancların haklarını Zazalara karşı savunuyorlar. Büyük demokratlık!
Hangi Zaza ne zaman, nerede, nasıl Dersim´in Khurmanclarının hakkını inkar etmiş? Böyle bir şey var mı? Böyle bir talep mi var? Khurmancları istemiyoruz, onların hakları yok, onlar Zaza olmak zorundalar diyen mi var? Khurmancların dahi böyle bir iddiası yok. Olsun, bizimkiler uyanık insanlar. Khurmanclar uyuyorsa, uyandırmak gerekiyor. Zazaistan devletini kurup, Khurmancları ezmeye müsade etmezler.
Palavra Meydanı´nın en muteber ilkelerinden birisi de her türlü milliyetçiliğe karşı olmaktı. Zamanında Kürt Meselesi vesilesiyle gündeme gelen "ayrı örgütlenme modeli", işçileri bölmek olmaz, Konyalı işçi de eziliyor, Tuncelili ( o zaman genellikle böyle isimlendirilirdi) işçi de eziliyor. Sermayeye karşı bir partide örgütlenmeleri gerekiyor. Devrim olunca dünya cennet olacak, o zaman ulusal farklılıklar da kalkacak, denilerek "milliyetçiler" mahkum edilirdi. Şimdi de Alevi ve Müslüman Zazanın ulusal-demokratik özgürlüğü için birlikte örgütlenmesi gerekiyor denildiğinde, Alevileri bölmeyin, Dersimlileri bölmeyin, Zaza milliyetçiliği yapmayın denilerek geçmiş tekrarlanıyor.
Enteresandır, eskiden çeşitli milliyetler adına, işçiler adına Dersim´in lise öğrencileri, öğretmenleri, üniversite okumuş abileri konuşurdu. Ne çeşitli milliyetler vardı, ne de işçi. Şimdi de aleviler adına, Dersimli Khurmanclar adına, bizim Dersimli Alevi Zazalar (onlar bu kavramı sevmezler. Dersimli Kırmanclar diyelim) konuşuyor.
Alevi Kürt Kürtlüğüne, Alevi Türk Türklüğüne sahip çıkıyor. Bu iki milletin devletleri var. Kürtlerin yok demeyin. Güneyde devletleştiler. İyi ki de devletleştiler. PKK de halkımızın karşısında Kürt devleti anlamına gelir. Alevi Zazaların dili yasaklı. Dini yasaklı. İki yönlü baskı altında. Tekrar olacak ama, yok olmanın eşiğinde. Türk ve Kürt siyaseti Müslüman Zazanın da, Alevi Zazanın da üstünde hegomanyasını kurmuş, özgürleşmesini engelliyor. Bizimkiler hala daha Alevileri bölmeyin, Dersim´i bölmeyin diyerek ultra demokratlık oynuyorlar.
Kişi önce kendine bakmalı. Kendini tanımalı. Sorunlarını dillendirmeli. Çözüm yolları aramalı. Kendisi olmayan, kendi hakkını arayamayan kişi zaten ciddiye alınmaz. Borçlunun borcundan kaçması gibi kendi sorunlarımızdan kaçmamız gerekmiyor. Başkasının yerine ağlamaya gerek yok. Bu durum bana, kerpiç duvarın, yağmur yağarsa, taş duvarın hali ne olacak diyerek ağlamasını hatırlatıyor.
Geçmiş Tekrarlanabilir mi?
Uluslaşma hakkında çok değişik tezler var. Kimilerine göre uluslar yok. Ulusu, milliyetçiler yaratıyor. Ulus ötesine geçmek gerekiyor. Ne kadar tartışılırsa tartışılsın, ulusal devletler var. Uluslar arasında eşitsizlikler, ulusal işgaller var. Ulus ötesi tartışmayı yapanların çoğu ezilen ulusların bireyleri. Ulusal baskıya maruz değiller. Bu tartışmaların akademik olarak bir anlamı olabilir. Ama bizim gibi ezilen halklar için biraz lükstür.
Uluslar belirgin olarak son iki yüz yıldır arenadalar. Önceleri dil temelinde, etnik temelde birlikler yerine, genellikle büyük imparatorluklar ve dinsel temelde cemaatlar vardı. Aynı dinden, aynı mezhepten olanlar çoğu durumda birlikte hareket ediyor, politik ittifaklar gerçekleştiriyorlardı. Ulusal hareketler ve ulusal devletlerle beraber bu durum zayıfladı. Dinsel yakınlık önemli olmakla beraber, eski tür cemaatlar parçalandı.
Zazalar iki dinliler. Müslüman Zazalar daha çok Müslüman Kürtlere kendini yakın gördüler, birlikte hareket ettiler. Alevi Zazalar öncelikle Alevi Kürtlerle, zaman zaman da Alevi Türklerle birlikte hareket ettiler. Osmanlının Müslüman olması, devamcısı TC´nin de Müslümanlığı resmi devlet dini haline getirmesi, Alevi Zazaları bu kesimin hedefi haline getirdi.Osmanlıdan başlayarak Alevi Zazalar sürekli saldırıya uğradılar. Saldırıya karşı kendini koruyan Alevi Zazalar Dersim´de bir direnç noktası, relatif bir özgürlük yaratabildiler. Bütün eksikliğine rağmen bir genelleme yaparsak, Dersim Zazalığı 1514´den 1938´e kadar özerkliğini koruyabildi. Dersim´in etkisi, sınırları değişmekle beraber, bu dönemde statüsünü koruyabildi. Dersim´in özerkliği Kürt ve Türk Alevileri için de bir çekim merkezi, barınak oldu. Kürt Alevileri de Dersim´in bileşeni oldular. Türk Alevileri genellikle sınır bölgelerinde varlıklarını korudular. Kürt Alevileri ise İç Dersim de dahil Alevi Zazalarla birlikte yaşadılar. Ama bölgenin ana halkı, belirleyici unsuru Alevi Zazalardı. Hala da öyledir.
Son yüzyılda önemli değişiklikler oldu. Türk Alevileri, aleviliğini Türk kimliği ile birleştidi. Kürt Alevisi de esas olarak Kürt kimliğini öne çıkardı. Kendini hem Kürt ve hem de Alevi olarak görmeye başladı.
Alevi Zazalar bu gelişmeyi yaşayamadılar. Burada kendimizi suçlamıyoruz. Müslüman Zazalar da bu gelişmeyi yaşayamadı. Zazalar nüfus olarak Türk ve Kürtlerden azlar. Politik güçleri çok zayıf. Türk'ün ve Kürd'ün hem baskısı ve hem de etkisi altındalar. Cemeattan ulusa geçemediler. Ne cemaat varlıklarını koruyabildiler. Ve ne de tam olarak uluslaşabildiler. Bugünkü reel dünyada politik bir güç olamayınca ya Türk ve Kürd'ün yörüngesine giriyorlar, ya da cemaat döneminin nostaljisi öne çıkıyor.
Ne var ki geçmiş eski haliyle tekrarlanamaz. Şimdi ne , "Açılın Kapılar Şaha gidelim" diyen bir hareket var, ve ne de Erdebil´de yaşayan bir Şah var. Şah, şiileşmiş, Anadolu´dan Şah´a gidenler yönünü Ankara´ya çevirmişler.
Türkler Dersim Aleviliğini Bektaşileştirmek istiyor, Kürtler de Zerdüştlük, Yezidilik, vs. Diyerek Kürtleştirmek istiyor.
Ne yapabiliriz? İki taraf da ne kültürümüzü ve ne de dilimizi korumamızı istemiyor. Türkler ve Kürtler gibi yapmak zorunda değiliz. İç kültürel farklılıklarımızı korumalı, ulusal bileşenlerimiz olarak ele almalıyız. Başka halklara düşman olmamıza gerek yok. Biz de ulusal-demokratik haklarımız için mücadele etmeliyiz. Dilimizin de, dinimizin de özgürlügünü istemeliyiz. Türk ve Kürt yolunun dışında demokratik uluslaşmayı savunmalıyız. Bir dinin öne geçtiği, adeta devlet dini olduğu bir ulus modeli değil, çok dinli, çok bölgeli uluslaşmayı savunmalıyız. Ulusal-demokratik hareket başından itibaren böyle bir çizgi izlerse, demokratik uluşlaşmanın önünü açabilir. Farklılıklarımız sorun değil, ulusal değerlerimiz olarak görülmelidir. Başka halklar da benzeri sorunları yaşadılar. Mesela Almanlar eski bölünmüşlüklerini iç federasyonla hem korudular ve hem de aştılar. Dini bölünmüşlüğü de devleti demokratikleştirip, dini sivilleştirerek çözdüler.
Alevi ya da Müslüman olarak aynı dinden olanlara yakınlık duyabiliriz. Ama bu ulusal kimliğimizden vazgeçmemiz anlamına gelmemelidir. "Din kardeşlerimize" şunu demeliyiz. Senin dilin serbest ya da imkanların fazla. Gücün var. İyi bir kardeşsen, yardım et, ben de özgürleşeyim. Benim ülkemde de işgal ordusunun çizmesi olmasın. Sen nasıl kendini Kürt ya da Türk olarak görüyorsan, ben de kendimi Zaza olarak görüyorum. Buna saygılı ol. Ol ki kardeşliğin değeri olsun. Hiç bir şey yapamıyorsan benim için dua et. Bunu kabul etmeyen birisi, nasıl bir kardeştir? "Din kardeşlerimiz" bunu bize çok görüyorlarsa, Xızır, Homa, Duzgın u Çewres Asparu bizi bunların kardeşliğinden korusun.
Hep söyleniyor. Ülkesi özgür olmayanın, dini de özgür olmaz. Senin dilin özgür değilse hangi dille dua edeceksin. Hangi dille öteki ibadetlerini yapacaksın? Ulusal özgürlükten kopartılmış bir dinsel özgürlük olmaz. Ulusal kimlik unutularak din adına ber şeyler yapılmak isteniliyorsa, sonuçta bu egemen ulusa yarayacaktır.
Din Sivilleşmelidir
TC´nin laik olduğu çok tekrarlanır. Cumhuriyet tarihinin en büyük yalanlarından birisi budur. TC´de başlangıçtan itibaren Müslümanlık devlet dinidir. Bu zaman zaman müslümanlığa yönelik bazı kısıtlamalar olmadı anlamına gelmiyor. Devlet Müslümanlığı çerçevesinde hareket edildikçe sorun olmamıştır. Devletin üç büyük örgütlenmesi var. Diyanet, Eğitim, ve Askeriye. Diyanet aracılığıyla Müslümanlık, eğitim aracılığıyla Türklük korunup yayılıyor, Askeriye aracılığıyla da demokrasi istemleri, ulusal özgürlük talepleri bastırılıyor.
Bu ne biçim laik devletdir de, herkesten toplanan vergilerle müslümanlık korunuyor. Onbinlerce din görevlisi, Okul ve Cami; Alevi´den, Hıristiyan´dan, Dinsiz´den, Yezidi´den toplanan vergilerle korunup besleniyor.
Alevi ibadet yerleri resmen yasak. Hıristiyanlar Lozan Antlaşması´nın kendilerine tanıdığı Azınlık statüsüne rağmen kiliselerini onaramıyor, vakıflarına el konuluyor, Din görevlisi yetiştiren okullarına müsaade verilmiyor.
Türkiye Laiktir, Laik Kalacaktır diye bağıranlar istiyorlarki yukardaki tablo hiç değişmesin. İçerden ve dışardan gelen itirazlar, politik güç dengelerinin değişmesi, vb. nedenlerin sonucu olarak devletin siyasetinde belli bir esneklik görülüyor. Alevilerin Cem Evleri açması engellenmiyor. Ama Cem Evleri yasal olarak ibadet yeri görülmüyor. Resmi siyaset korunarak alevilik, bektaşileştirilmek isteniliyor, oradan da Diyanet´e bağlanmanın hazırlıkları yapılıyor. Öyle görünüyor ki bazı Aleviler bu siyasetin unsuru olmak istiyorlar. Bu aleviliğin tam olarak bitirilmesidir. Türk-Islam Sentezi´nden sonra Türk-Alevi Sentezi´dir.
Devlet´in laikligini nasıl anlamalıyız?
Devlet dinler karşısında tarafsız olmalıdır. Hiç bir dine destek vermemelidir. Burada azınlık ya da çoğunluk olmanın bir anlamı yoktur. Din kişinin vijdanına bırakılmalıdır. Kişi neye inanıyorsa, nasıl istiyorsa öyle yapmalıdır. Devletin kişilere doğru din budur, doğru ibadet budur deme hakkı olmamalıdır.
Demokratik bir devlet, din adına kişi hak ve özgürlükleri kısıtlanıyorsa, öteki inançlara baskı yapılılıyorsa, dini bir rejim kurulmak isteniyorsa devreye girmelidir.
Ama din de siyasetten elini çekmelidir. Somut konuşalım. Müslümanlar şeriat rejimi isteklerinden vazgeçmelidirler. Devletin dini kontrol etmesi, baskı altına alması ne kadar sakıncalı ve yanlışsa, dinin devleti kontrol etmesi de o kadar yanlıştır. Müslüman kesimin "Baş örtüsü" vesilesiyle gündeme getirdiği haksızlık desteklenmelidir. Ama bu kesime şunu demeliyiz: Devletin size tanıdığı ayrıcalıklara karşı çıkmıyorsunuz. Hatta bu ayrıcalıkların genişletilmesini istiyorsunuz. Tutarlı iseniz, gerçekten demokratik bir anlayışa sahipseniz, size tanınan ayrıcalıklara da karşı çıkmalısınız. Ayrıca öteki dinlere yapılan baskılara da karşı çıkmalısınız.
Devletin dini olmaz. Aslında siyasetin de dini olmaz. Din kişinin, toplumun manevi dünyasına bırakılmalıdır. Belli bir grup ya da kişi dininden dolayı baskı görüyorsa, bu baskıya karşı çıkmak gerekir. Din ve kimlik ilişkisi de her durumda aynı değil. Ezilen halklarda din çoğu durumda halkın kimliğiyle iç-içe geçmiştir. Alevilerde bunu görebiliriz. Yanılmıyorsam Ermeniler, Asur-Süryaniler de bu konuma sahipler.
Bizim aleviligimiz de kültürümüzle, dilimizle iç-içedir. Kimliğimizin önde gelen unsurlarından birisidir. Dualarımız, dinsel söylencelerimiz, ziyaretlerimiz yerlidir. Dilimizdedir. Zaza olarak kimliğimizi Aleviliğin dışında görürsek, Zazalığın tarihsel, kültürel temellerinden birisini inkar etmiş oluruz. Halkımız bunun bilincinde olarak Zazaca´ya Xızır Dili demiştir. Öte yandan Aleviliğimizi Zazalıktan ayrı düşünürsek, kendi elimizle Bektaşi-Müslüman karması, Cemal Sener-Reha Camuroğlu çizgisinde Alevilikten başka her şeye benzeyen Müslümanlığa ve Türklüğe giden yolun taşlarını döşeriz.
Ulusal Kimlik
Zazaların varlığını kabul etmeyen çevreler haliyle ulusal kimliğimizi de kabul etmiyorlar. Zazalar hep Kürt ve Türk kimliği içinde gösterilmek isteniliyor. Türk tezi fazla taraftar toplayamadı. Nihayetinde bu bir devlet milliyetçiliğidir. Zazaların Türklerle ne etnik, ne tarihsel, ne dilsel ve kültürel hiç bir ortak yanı yok. Zazalar yakın tarihte Türklerin ağır saldırılarına maruz kaldılar. 1921, 1925, 1937-38 de Zaza bölgeleri yakılıp yıkıldı. Halkımız sürgün edildi. Zaza önderleri katledildiler. 1921 de, 1925 de büyük katliamlar yapıldı. Türk Devleti 1937-38 de Dersim´de onbinlerce insanımızı katlederek Ermeni Soykırımından sonra Zaza Soykırımını gerçekleştirdi. Dersim´i yasak bölge ilan etti. Geriye kalan halkımızın büyük bir bölümünü sürgün etti.
Kimlik tartışmaları yapılırken bu olgular da mutlaka dikkate alınmalıdır. Kürtlerle yan yana, iç-içe yaşıyoruz. Dillerimiz birbirine yakın. Kürt ülkesinin de Zaza ülkesi gibi Türkler tarafından işgal edilmesi halklarımız arasında belli bir yakınlık yaratmıştır. Ulusal kimlik temelinde Kürtler, Zazalardan önce örgütlendiler. Bu durum çok yönlü olarak tartışılabilinir. Ama bana göre Kürtlerin ulusal kimliklerinin belirginleşmesinde Osmanlılar döneminde sahip oldukları ayrıcalıkların büyük rolü var. İdris-i Bitlisi döneminde kurulan Kürt-Osmanlı ittifakı Kürtlere yerel otonomi sağlamıştı. Kürt Beylikleri kendi bölgelerinde tek yöneticiydiler. Bu gelişme Kürtleri öne geçirdi. Kürtlerde kimlik bilincini güçlendirdi. Kürtler, Asur-Süryanilere, Ermenilere, Zazalara göre egemen konumundaydılar. Osmanlı, Kürt beyliklerini sınırlayıp, tasviye etmek isteyince Kürtlerin direnişiyle karşılaştı. Modern Kürt ulusçuluğunun kaynağı burasıdır.
Zazalar benzeri bir ayrıcalığa sahip olamadılar. Zaza bölgeleri Osmanlının direkt yönetimi altındaydı. Ya da Osmanlı adına buraları Kürt Beylikleri yönetiyordu. Beyliklerin kalkmasından sonra bunun yerini Hamidiye Alayları aldı. Zazaların nispeten özgür yaşayabildigi tek yer Dersim´di. Osmanlının işgal edemediği Dersim´i TC. 1937-38 katliamı ile işgal etti.
Kürt aydını, politikacısı Osmanlı döneminden kendisine miras kalmış ayrıcalıklarını Zazalara karşı korumak istiyor. Bütün çabalarımıza, iyi niyetli önerilerimize rağmen ısrarla "Zaza Kürdü" görüşünden vazgeçmek istemiyorlar. Irak´da Kürt Devleti kuruldu. Kürtler açısından tarihi bir gelişmedir. Ezilen ulustan, özgür ulusa geçiştir. İçi boş anti-emperyalizm masalını dikkate almamak gerekir. Hemen hemen bütün ulusal hareketler neticede dış güçlerin yardımı sonucu başarıya ulaşmışlardır. Yardım edenin Amerika ya da Sovyet Rusya olması işin özünü değiştirmez.
Kürt Devletinin kurulması bölge halkları için de iyidir. Bölgede güç dengelerini değiştirmiştir. Önümüzdeki yıllarda daha da değiştirecektir. Öte yandan bölge ülkeleri eskisi gibi inkar ve imha politikalarını sürdüremezler. Politikalarını esnekleştirmek zorundalar. Bölge halkları da Ortadoğu´nun ceberrut rejimlerine karşı başarıya ulaşılabileceğini gördüler. Önümüzdeki dönemde Beluclerin, Zazaların, İran´da Azerilerin, bölgenin öteki ezilen halklarının mücadelesi ivme kazanacaktır. Güney´de Kürt Devletinin kurulmasıyla beraber Kürt milliyetçiliği Zazalara karşı devlet milliyetçiliğine dönüştü. Zaten PKK objektif olarak bu konumdaydı. Kürt Devleti geçen yıl Avrupa´dan, Türkiye´den kendini "Zaza Kürdü" gören bazı hemşerilerimizi Güney´e çağırdı. "Zazaların halis-muhlis özbe öz Kürt oldukları" tezini çağırdıklarına tekrarladı. Benim bildiğim kadarıyla Güney´de Zaza yok. Bu telaş niye. Anlaşılan bunlar gelişmenin yönünü görüyorlar. Zazaların giderek kendi ulusal kimliklerine sahip çıktıklarını, örgütlendiklerini görünce, kendince önlem alıyorlar. İlginc olan, Güney´e giden "Zaza Kürtleri" Kurmanci´nin Soranca karşısında ikinci konuma düşürülmesine çok üzüldüler. Ama kendi ana dillerinin yok sayılmasına, inkar edilmesine seslerini çıkartmadılar. Ne diyelim, kişi bir kez bağımsız kimliğini kaybettimi, ulusal kimliğini küçük görüp, başka bir kimliğin parçası haline getirdimi, kolay kolay kendine gelemez.
Zazalarda ulusal kimlik bilinci güçlü değil. Başkalarının ulus ötesine geçmeyi tartıştığı bir dönemde biz yeni yeni sorunlarımızı tartışıyoruz. Geç kaldığımız zaten biliniyor.
Zaza ulusal kimliği üç tez üzerine kurulabilinir. Zazalar herhangi bir halkın parçası, alt bölümü değildirler. Zazalar göçlere, sürgünlere rağmen kendi tarihsel topraklarında yaşıyorlar. Zazaların da bir ülkesi var. Zaza sorunu bu anlamda toprak sorunudur. Bu objektif temelden şu çıkar. Zaza halkı kendi kendini yönetmelidir.
Zaza Ülkesi
Her halkın ülkesi, vatanı var. Göçmen halklar, toprak bütünlüğü olmayan halklar hariç (mesela Çingeneler, Diasporadaki Yahudiler, Avrupa´daki Göçmenler), yerleşik halkları ülkeden ayrı düşünemeyiz. Halklar ister egemen, isterse ezilen konumda olsunlar yaşadıkları bir toprak parçası var. Bu ülke, anavatan olarak adlandırılıyor. Kimliğin oluşmasında tarihsel toprağın çok önemli bir yeri var. Direnişler, yenilgiler, kahramanlıklar hep ülkeyle birlikte anılıyor. Aslında belli bir toprakla birleşmemiş ulusal özgürlük, hemen hemen mümkün görünmüyor. Ülke, ulusun da, özgürlüğünün de olmazsa olmazıdır.
Halkımız bölgenin yerleşik halklarından birisidir. Binlerce yıldır biz bu topraklarda yaşıyoruz. Bu toprakların her karışında bizim izlerimiz var. Kabaca Gerger´den Gümüşhane´ye, Varto´dan Sivas´a uzanan topraklar Zaza Ülkesi´dir. Ben harita çizmiyorum. Elimde kesin sınırlar yok. Yaşadığımız toprakların yaklaşık bir resmini vermek istedim.
Zazalar kendi dillerinde yaşadıkları yere Welatê Ma, Hardê Ma, Welatê Dımıliyan diyorlar. İç Dersim´in Alevi Zazaları yaşadıkları yere Kırmanciye diyor. Kırmanciye aynı zamanda bir dönem, Türk işgalinin olmadığı Kırmanclar'ın kendi kendilerini yönettikleri zaman dilimi anlamında da kullanılıyor.
Türkçe´de Zazaların yaşadığı yere Zaza Ülkesi denilebilinir. Bazı arkadaşlarımız Farsça´dan hareketle Zazaistan da diyorlar. Bana göre yanlış değil.
Neden yanlış olsun?
Fars´ın, Kürd´ün, Türk´ün ülkesi oluyor da, Zaza´nın niye ülkesi olmasın?
Zazaların yaşadığı bir toprak parçası yok mu?
Bazıları Zazaistan, Zaza Ülkesi, Zaza Land demeyin diyorlar.
Peki siz söyleyin! Siz ne diyorsunuz?
Hadi diyelim sizin köyünüz, aşiretiniz Zaza Ülkesine dahil değil.
Palulu, Çewlikli, Gergerli, Çermikli ya da Piranlı Zaza´nın bir ülkesi yok mu?
Onların yaşadığı yere ne ad veriyorsunuz?
Anlamadığım bir şey var. Kürdistan, Arabistan, bilmem ne istan oluyor da, Zazaistan neden olmasın? Bu isime neden bu kadar tepki duyuluyor? Benim görüşümce tepki Zazaistan´ın sözlük anlamına değildir. Bunların tepkisi Zaza´nın da bir ülkesinin olmasınadır. Zaza sorunu ülkeden ayrı düşünüldüğünde, sorun kişisel haklara iner. Zaten rejimin yapmak istediği de budur. Bu resmi dilde şöyle açıklanıyor. Üniter devleti bozmaya gerek yok. Kişisel hakları tanıyalım. İsteyen özel dil kursları açsın. İsterse kendisine Zaza ya da Kürt desin. Türkiye üst kimliğinde Zaza, Kürt, Laz orjinli vatandaş olarak yaşasın. Bunun bir çözüm olmadığı, aksine eski yapının yeni koşullarda yaşatılmak isteği olduğu yeterince açıktır. Uluslar özgürleşip, kendi yönetimlerini kuramadıkları müddetçe ulusal sorun çözülemez.
"İstan" Farsça toprak parçası, ülke, belli bir özelliği, türü içinde birleştiren yer anlamında kullanılıyor. Mesela Farsça´da Daristan, orman anlamına geliyor.
Kürtlerin yaşadığı yer Kürdistan, öteki halkların ülkesi Belucistan, Loristan, Afganistan, vb. olarak adlandırılıyor. Zazaların yaşadığı yere, tarihsel topraklarına Farsça´dan hareketle Zazaistan demek yanlış değildir.
Siz bunun neyine itiraz ediyorsunuz?
Kulağınıza mı hoş gelmiyor? Zazaistan´a karşı çıkanlar, Kürdistan´a, Türkiye adlandırmalarına pek karşı çıkmıyorlar. Mesela Dersim Forumu´nda Zaza yurtsever çevrelerinin astığı bir yazı, "içinde Zazaistan geçiyor" diye kaldırılmıştır. Ama aynı sitede Dersim´e Kürdistan diyen yazılara hoşgörü gösteriliyor. "Kurdistan Welatê Mao, Dersim Warê Mao" gibi tezleri müzik eşliğinde tekrarlayan Ali Kılıç´ın yazısı duruyor. Dersim´i Kürdistan´ın bir parçası olarak gören, Zazaları Kürt yapan, Dersim´in çoğunluğunun Kurmanci konuştuğunu yazan Sayın Evin Çiçek´in yazısı da bu sitede korunuyor.
Zaza Ülkesine, Zazaistan´a karşı çıkanların bir başka itirazları da şu. Bu topraklarda sadece Zazalar yaşamıyor. Daha çok da İç Dersim´deki bazı Kürt aşiretleri örnek verilerek, Kürtlerin de yaşadıkları, bunun için Zaza Ülkesi denilemiyeceği öne sürülüyor.
Benim bildiğim kadarıyla ülkemizde Zazalar'ın dışında Kürtler, Ermeniler, Türkler de yaşıyorlar. Bu sadece Zaza ülkesine özgü bir durum da değildir. Hemen hemen her ülkede farklı halklar birlikte yaşıyorlar. Saf ülke yoktur. Olamaz da. Sadece faşistler, ırkçılar böyle hayellerin peşinde koşuyorlar. Yahudiler, Ermeniler bu tip faşist ırkçılığın hedefi oldular. Halkımız da Türk ırkçılığının hedefi oldu.
Bu topraklarda halklar da, ülkeler de iç içe geçmiş. Asur ülkesinin, Kürt ülkesinin, Ermeni ülkesinin, Zaza ülkesinin kesin, değişmez, mutlak sınırları yok. Kürd´ün Kürdistan dediği yere, Asurlar Asur ülkesi ya da Ermeniler, Ermenistan diyebilmektedir. Zaza ülkesi de Kürt ve Ermeni topraklarıyla iç içe geçmiş. Bundan rahatsızlık duymaya da gerek yoktur. Saf ülke, mutlak yönetim, ele geçirme bizden uzak olsun. Halklar özgürce kendini yaşayabilir, kendini yönetebilirlerse aynı topraklarda yan yana yasayabilirler.
Bizim anlayışımız kısaca şudur. Zaza ülkesinde yaşayan herkes özgürce dilini-dinini, kendini yaşamalı, örgütlenmeli, bulunduğu alanlarda yönetimde temsil edilmelidir. Bu sadece Alevi Kürtler için değil, bizimle birlikte yaşayan bütün halklar için geçerlidir. Herkes ne ise, o olmalıdır. Kimseyi ne zorla ve ne de "iyilikle" Zaza yapmak istemiyoruz.
Zazacı mıyız?
"Zazacılık" bizim kendimizi adlandırmamız değildir. Dışımızda bize takılan bir isimdir. Dersim kökenli Türk solcularının ve Kürt milliyetçilerinin Zaza yurtseverliğini tanımlamasıdır. Aslında bunlar kendi milliyetçiliklerini, Zazalarda arıyorlar.
Ulusal-demokratik Zaza hareketinin bütün kesimleri demokratik bir çizgiye sahip. Öteki halklara karşı, küçümseme, inkar, düşmanlık yok. Zaza aydınları, Zaza Çevreleri, Zazaların özgürlüğü mücadelesini veriyor. Ezilen, inkar edilen bir halkın mücadelesini böyle adlandırmak, en azından dostça değildir. Zaman zaman kişisel düzeyde bazı Zaza aydınları, "Zazacı" terimini kullanıyorlar. Bunun bilinçlice kullanıldığı kanaatinde değilim. Bu biraz da tepkiselliğin sonucudur. Kendini savunmak güdüsüyle, başkalarının bize atfettiği "Zazacılık"a da sahip çıkılıyor.
"Cılık, Culuk" Türk milliyetçiliğinin mirasıdır. Türk milliyetçileri kendilerini Türkçü görüyorlardı. Hala da aynı çizgideler. Türk milliyetçiliği ırkçıdır. İnkarcıdır. Yayılmacı, emperyalisttir. Bunlar Türkten başka herkesi kendilerine düşman görüyor. Öteki halkları Türkleştirmek istiyorlar. Türk milliyetciliğinin sicilinde Ermeni, Asur, Rum, Kürt, Zaza halklarının inkarı, katliamı var. Türkçülük bunlara yakışıyor.
Türkçüler, Kürt ulusal hareketine "Kürtçü" dediler. Böylece ezilen bir halkın haklı ulusal davası aşağılanıp, ırkçı gösterilmek istendi. Ama benim bildiğim kadarıyla ne Kürtler ve ne de öteki halkların demokrat-ilerici kesimleri bu tanımlamayı kullanmadı. Tüm yanlışlıklarına, halkımıza yönelik inkarcılığa rağmen, Kürt hareketi "Kürtçü" olarak adlandırılamaz.
Kürt milliyetçilerine yönelttigimiz eleştiri, Kürtlerin özgürlük mücadelesini haklı görmediğimiz anlamına gelmez. Kürtlerin özgürlük mücadelesi tüm zaaflarına rağmen bütün halklar için bir kazanım olarak görülmelidir. Bizim eleştirimiz Kürt milliyetciliğinin, Türk milliyetciliğinin yoluna girme eğiliminedir.
Biz Zaza yurtseverleriyiz. Sosyalistiyle, demokratıyla, dindarı, dinsizi ile halkımızın özgürlüğünün mücadelesini veriyoruz. Kimsenin ülkesinde ya da toprağında gözümüz yok. Başka halkların kültürüne, tarihine, bugününe saygılıyız. Mücadelemize "Zazacılık" damgasının vurulmasını hakaret sayarız.
Zaza Dili
Dilimiz yaşayan tarihimizdir. Neredeyse elimizde sadece dilimiz kaldı. O da yaralı, baskının, inkarın sonucu olarak eskisi gibi aktif olarak kullanılamıyor.
Zazaca´ya yönelik araştırmalar nispeten arttı. Zazaların kendileri dillerine sahip çıkmaya başladılar. Bu sadece aydınlar düzeyinde olsa da, giderek halka yayılacaktır. Nitekim müzik alanında kitlesellik yaşanıyor. Gençlerimiz Zazaca müziğe büyük ilgi gösteriyorlar. Bu gelişme umutlarımızı artırıyor. Ama dilimize yönelik Türk ve Kürt iddiaları devam ediyor. Dillerin özgürlüğü tartışılırken hep Kürtçe öne çıkarılıyor. Zaman zaman Zazaca´nın özgürlüğüne de vurgu yapılmakla birlikte, Zazaca Kürtçe´nin lehçesi bağlamında gündeme geliyor. Türkiye´nin anlı şanlı demokratları, Kürt sosyalistleri, demokratları, kendilerine enternasyonalist, bilmem ne diyen Marksist solcular bu konuda ya susuyorlar, ya da "Kürtçe´nin Zazaca lehçesi masalı"nı tekrarlıyorlar.
Dilimize biz kendimiz sahip çıkmalıyız. Başka dillerde de yazabiliriz. Ama siyasetin dili, edebiyatın dili, iletişim dili temelde Zazaca olmalıdır. Tekniğin ilerlediği bir çağda dilimizde yazılı ve görsel yayın yapmalıyız. Bunu başkaları bizim yerimize yapacak değiller. Bu bizim işimiz. Politik farklılıklarımız olabilir, bunları koruyabiliriz. Farklılıklarımız ortak ulusal projelerin önünde engel olmamalıdır. Dilimiz bizi birleştirip devamlılığımızı sağlayabilecek tek araçtır.
Dilimiz kimliğimizin de vazgeçilmez temelidir.
Zazaca´yı bütün dillere eşitlik istiyorum, herkes nasıl istiyorsa öyle konuşsun anlayışı ile de koruyamayız. Sorun bütün dillere eşitlik istemek soyutluğunda ele alınamaz. Elbette bütün dillere eşitlik istemeliyiz. Ama biz Zazayız. Bizim dilimiz öteki dillere göre tehlikede. Koruma altında değil. Kürtçe, Ermenice, Süryanice kendini kurtardı. Ya da kurtarabilir. Kürtçe ve Ermenice devlet dilleridir. Süryanice ibadet dilidir. Kilise varlığını korudukça Süryanice, konuşulan bir dil olarak kalacaktır.
Zazaca´nın durumu öyle değil. Eskiden dilimiz Dersim´de ibadet diliydi. Bu Zazaca için iyi bir temeldi. Şimdi öyle değil. Zazaca´yı koruyan bir devlet de yok. Zazaların neredeyse hepsi Zazaca´nın dışında başka bir dili de kullanıyor. Hatta Zazaca Türkçe ve Kürtçe´nin karşısında ikinci konuma gelmiş dersek yanlış olmaz.
Soyut belirlemeler üzerine politika yapılıp, mücadele verilemez. Yapılırsa da istenilen sonuç elde edilemez. Zazalar ister Cami´ye, ister Cem Evi´ne gitsinler bu durumu unutmamaları gerekiyor.
Dilimizi korumak istiyorsak, dilimize yönelik "lehçe" iddialarını red etmeliyiz. Bunu bir hakaret, aşağılama, dilimizi hor görme, küçük düşürme olarak ele almalıyız. Bu konuda esneme olmaz.
Dilimiz kimliğimizdir, tezine garip itirazlar geliyor. Internet´te okudum. Deniliyor ki, "Dersim´in Kürtçe konuşan köylüsü, Zazaca konuşan Dersimli'ye dilinden dolayı bir şey demiyor." Nispeten doğru bir tespit. İyiki demiyor. Aslında demiyordu. Dil ulusal hareketle birleştikçe, iktidara yöneldikçe sorun belirginleşiyor.
Kürt köylüsü bir şey demiyor(du), ama Kürt siyasetçisi en azından son yüz yıldır dilimize yönelik "lehçe" iddiasını tekrarlıyor. Bunu sadece Diyarbakır ya da Muş kökenli Müslüman Kürt siyasetcisi yapmıyor, Dersim´li sosyalist Kemal Burkay da yapıyor.
Kürtler arasında Zazalar üzerine oluşmuş geniş bir ortaklık var. "Zaza´nın Kürt, Zazaca´nın da lehçe" olduğunu Kemal Burkay´da, Şerefettin Elçi´de, Hizbullah´dan ayrılan Menzil grubu da, Öcalan´da, Yasar Kaya´da savunuyor. Kürt köylüsü ve halkı Kürt ulusal hareketi ile birleştikçe aynı yörüngeye giriyor, aynı görüşün savunucularına dönüşüyor. Kürt Ulusal Hareketi Kürt ve Zaza halkı arasındaki yakınlaşmayı, dostluğu engelliyor. Halklar arasında yakınlık, dostluk isteniliyorsa, halkların diline, kültürüne karşı saygılı olmak gerekiyor. Bir halkın varlıgı, özgürlügü inkar edilerek ne dostluk kurulabilinir ve ne de karşılıklı destek aranabilir.
Kırmanc-Dımıli-Ma-Zaza
Halkımız kendini degişik bölgelerde farklı isimlerle adlandırıyor. İç Dersim´de Kırmanc, Güney´de Dımıli, Palu´da, Sivas´da, Kars´da Zaza, Varto´da Ma ya da Alevi olararak adlandırıyor. Ayrıca bazılarının iddia ettiğine göre Çewlig´de de kendine Kırd diyor. Bu isimlendirmeler hepsi de bizim isimlerimizdir. Bize aittir. Oluşumları, nedenleri araştırılıp tartışılabilinir. Neticede bu bizim gerçekliğimizdir.
Halkımızın kendini farklı adlandırması vesile edilerek bunun üzerinden halkımıza karşı politika yapmak isteyenler var. Zazalar'ın bağımsız ulusal kimliklerini inkar eden "Kürt Zazalar" Kırmanc ismini öne çıkarıyorlar. Neden Dımıli veya Zaza değil de Kırmanc? Çünkü, Kırmanc, Khurmanc´a yakın. Bunlar bir kere kafalarına koymuşlar. Ne olursa olsun, Zaza´yı Kürtleştirmek istiyorlar. Kırmanc´ı sevmeleri de burdan geliyor. Aslında Kırmanc´ı değil, Khurmanc´ı seviyorlar. Kırmanc bunlar için bir geçiş oluyor.
Bazıları da Zaza olmasında ne olursa olsun mantığıyla sadece Kırmanc´ı alıyorlar. Son dönem de Kırmanc´ı bir ayrıntıya indirgediler. Bunun yerine Dersim diyorlar. Dersim diye Kürtleri, Türkmenleri, Kırmancları hep beraber yeni bir millet yapıyorlar.
Bunlara göre de etnik köken, dil o kadar önemli değil. Önemli olan bir dine ait olmak. Farklı etnik kökenleri, ayrı dilleri olanları bir millet olarak görmek ne kadar doğrudur, diye bunlara soramazsınız. Neymiş, Aleviler yetmiş iki millete de bir gözle bakıyorlarmış.
İnsanın sorası geliyor. Siz hangi gözle bakıyorsunuz? Etnik kimlik veya dil önemli değildir demek, asimilasyon sürecindeki Alevi Zazaları Türk ya da Kürt kimliği içinde eritmektir. Türk'ün devleti var. Türkçe'nin, Türkler'in ulusal açıdan bir sorunları yok. Kürtler de giderek özgürleşiyorlar. Ulusal kurumlarını oluşturdular. Güney´de Kürt Devleti de kuruldu. Etnik kimlik, dil önemli değildir demek, Alevi Zazaları bitirme söylemidir.
Alevi olmak bir ulus olmak için yeterli ise, o zaman sadece Dersimli Aleviler değil, Tokatlı, Yozgatlı, Amasyalı, Balıkesirli ve öteki Alevileri de hep birlikte bir ulus olarak görmelisiniz. Sizin mantığınızla bulunduğumuz bölgede en fazla üç ulus var. Müslüman ulusu, Alevi ulusu, Hıristiyan ulusu.
Ama olgular böyle mi?
Aynı dine ait olmak insanları birbirine yaklaştırabilir. Toplumların yaşamını sadece din belirlemiyor. Etnik köken, dil, ekonomik çıkarlar gibi olgular da var. Hatta din ikinci plana düşmüştür, dersek yeridir. Ayrıca farklı etnik kökenlere sahip olan Müslümanlar da, Aleviler de dinsel kimliklerini, ulusal kimliklerinin yerine geçirmiyorlar. Bu Kürt Alevisi için de, Türk Alevisi için de geçerlidir. Türk ve Kürt müslümanlar da bu konumdalar.
Zazaların alevi ya da müslüman olsun kendi ulusal kimliklerine sahip çıkmaları gerekiyor. Farklı isimlendirmeler bir sorun olarak görülemez. Ayrıca bu isimlendirmeler birbirine karşı da çıkartılamaz. Önemli olan içerde ve dışarda halkımızın kendini tanıtabilmesidir. Zaza isminin öne geçmesi ve daha çok tanınması, bilinmesinden dolayıdır. Birlikte yaşadığımız halklar, bölgeye ilgi duyan araştırmacılar, uluslararası kamuoyu bizi Zaza olarak tanıyor. Bizim de kendimizi böyle adlandırmamız çok normaldır.
Buna rağmen isteyen, istediği ismi kullanabilir. İstiyorsa kendine sadece Kırmanc ya da Dımıli der. Öyle zannedildiği gibi Alevi Zazalar kendine her yerde Kırmanc demiyorlar. Varto´da Ma ya da Alevi, Kars´da Zaza, Sivas´da, Kayseri´de Zaza ya da Dımıli diyorlar. Kırmanc ismi sadece İç Dersim´e aittir. İç Dersim´de de Bamasuru, Kuresu, Dewres Cemalu aşiretleri kendini Kırmanc görmez. Kendi dışındakilere Kırmanc der.
Farklı isimlendirmeleri çok tartıştık. Bir dönem Kırmanc-Zaza isimlendirmesi üzerine geniş bir konsensus da oluştu. Kırmanc-Zaza tanımlaması da bazı karışıklıkları birlikte getirdi. Kırmanc-Zaza dediğimizde dışımızdaki kesimler bunu Kürt-Zaza ittifakı olarak anladılar. Bazıları da bunu Alevi Kürtlerle, Alevi Zazaların birliği olarak anladı.
Kendimizi rahatlıkla tanıtabilmek, aynı etnik kökene sahip, aynı dili konuşan toplumu ifade etmek için Zaza demek doğrudur. Farklı isimlendirmelere gelen garip itirazlardan birisi de Hakkı Çimen´e ait. Hakkı Çimen´e göre Kırmanc´ı Kürt seyyar satıcıları, hayvan tacirleri, Sait Kırmızıtoprak ve Nuri Dersimi İç Dersim´e getirmiş. H. Çimen´in zaman zaman böyle garip iddiaları oluyor. Bir kaç satıcının ve bazı politik şahsiyetlerin bir topluma isim taşıyabileceklerini söylemek akıl mantık işi değil. Defelarca söylendi, yazıldı. Hakkı Çimen'ín de olduğu toplantılarda dile getirildi. Kırmanc denildiğinde genellikle Zazaca konuşan aleviler anlaşılır. Bu terim her zaman aynı anlama da gelmeyebilir. Ama şurası kesin. Kırmanc´ın Kürtle hiç bir ilgisi yoktur. İç Dersim de Kürtlere Khurr, dillerine de Kırdaski denilir.
Kırmanc, Dımıli, Zaza adlandırmalarının anlamları, ortaya çıkmaları, zaman içinde değişime uğramaları araştırılmak isteniliyorsa soruna ciddi olarak yaklaşmak gerekiyor. Tarihsel gelişme etnik ve dini boyutuyla araştırılmalı, birlikte yaşadığımız halkların gelişmesi de incelenmelidir. Bizi bu kelimelerin sözlük anlamları, nasıl ortaya çıktıkları fazla ilgilendirmiyor. Konuyu uzmanlarına bırakmak gerekiyor. Bilgi ve belge olmadan kuru iddialar ortaya atmak yanlıştır.
Dersim
Dersim´i Tunceli yapmak isteyen TC. amacına ulaşmak üzere. TC. Tunceli Kanunuyla iki şeyi gerçekleştirmek istemişti. İlki Dersim´i ele geçirmek, ikincisi Türkleştirmekti. Ele geçirmeyi soykırımla gerçekleştirdi. Türkleştirmeyi ise sürgün, okul ve kışla eliyle gündeme koydu. Dersim´in kadim dilini zaten yasaklamıştı. Her köye bir okul açtı. İç Dersim´i askeri kışlaya çevirdi. Dersim´in etnik kimliğinin değiştirilebilmesi için Dersim´in dininin de değiştirilmesi gerekiyordu. Aleviliği de yasakladı. 1925 Şıx Sait Direnişi vesilesi ile çıkartılan Tekke ve Zaviyeler kanunu ile Alevilik yasaklanmıştı. 1937-38 Direnişi ve Soykırımının üzerinde 70 yıl geçti. Bugünü anlayabilmek için 38 öncesi ve sonrasınını karşılaştırmak gerekiyor. Buna ben eski ve yeni Dersim´in karşılaştırması diyorum.
Kısaca eski Dersim nasıldı?
Dersim (iç Dersim) fiili olarak özerkti. Devletin etkisi kasaba merkezleri ile sınırlıydı. Buralarda da pratikte karşılıklı bir anlaşma vardı. Devletin hükmü karakolların kapısının dışında bitiyordu.
Dersim kendi içinde aşiretlere bölünmüştü. En büyük sosyal-askeri örgütlenme aşiretti. İç ve dış politika genellikle aşiretlerin çıkarlarına göre şekilleniyordu.
Dersim hukukunu Cemaatlerde Pir-Rayver ve aşiret liderleri belirliyordu.
Dersim´in iletişim ve ibadet dili Zazaca´ydı. Dersim´de yaşayan Alevi Kürtler, hatta Müslüman Türkler de Zazaca´yı en azından görüşmelerde, ticarette kullanıyorlardı. Dersim´in dili çevreye de yayılıyordu. Nitekim Fevzi Çakmak 1930´daki bir raporunda önlem alınmazsa Dersim´in dilinin (O, dili Kürtçe olarak adlandırıyor) Erzincan´da da birinci dil olacağını söylüyordu.
Bugünkü Dersim nasıl?
Dersim´in her noktası işgal altında. Devletin işgalinin yanısıra öteki askeri güçler de Dersim´de belli bir kontrol kurmuşlar. Biliniyor, ama yine de adıyla belirtelim. PKK ve Türk Solu´nun da askeri güçleri var.
Aşiretlerin eski örgütlenmesi ve gücü kalmamıştır. Bir aşirete ait olmak fazla bir şey ifade etmemektedir. Aşirete ait kollektif kimliğin yerine, büyük oranda kişisel tercihler öne geçmiştir. Aşiretin dağılmasının ardından yeni kollektif bir kimlik oluşmamıştır. Bugünkü problemlerin, yabancılaşmanın kökeninde başka şeylerin yanında bu etmen belirleyicidir.
Dersim´in hukukunu devlet, Kürt Hareketi ve Türk Solu etki ve güçleri oranında belirliyor. Dersim´de Karakol-Kürtkol-Solkol yönetimi var.
Dersimín iletişim dili hemen hemen Türkçe olmuş. İbadet dili olarak Zazaca kullanılmıyor. Son yıllarda Zazaca dualar, dinsel söylenceler yazılı hale getirildi. Aleviliğin Dersim rengi biraz açığa çıktı. Burada özellikle Munzur Comert´in çabalarını övgüyle anmam gerekiyor. Zaman zaman Zazaca Cemler düzenleniyor. Ancak bunlar çok sınırlıdır. Tunceli Kanununu yazanların yolundan gidenler bunu engellemek istiyorlar.
Dersim hemen hemen boşaltılmıştır. Dersim köyleri yeniden yakılıp yıkıldı. Dersimliler bir kez daha sürgüne mecbur edildiler. Savaş, her türlü terör ekonomik hayatı felce uğratmış, İç Dersim, toplama kampını andırır bir hale gelmiştir.
Dersim´in sorunları, çözüm yolları tartışılırken bu tabloyu göz önüne getirmeliyiz.
Soyut bir Dersim tartışmasının anlamı yoktur. Tarihi Dersim´i eski haliyle yaşamamız mümkün görünmüyor. Tarihsel hafızayı canlı tutarak geleceği bugünden kurmanın yollarını aramalıyız. Bununla ilintili olarak Avrupa´da kurulan Dersim Cemaatlerini önemsemeliyiz. Cemaatler dilimizi, kültürümüzü yaşatmanın, örgütlemenin merkezleri haline gelmelidir. İç Dersimliler üzerinde etkisi zayıflayan Türk Solu´nun ve Kürt milliyetçilerinin Cemaatler üzerinden güç toplama ve gündem değiştirme çabalarına karşı çıkmalıyız.
Şıx Sait Direnişi ve Dersim
Şıx Sait Direnişi 1925´de gerçekleşti. Direniş üzerine her kanattan islamcılar, Kürt milliyetçileri, bazı yabancı araştırmacılar yazıp konuşuyorlar. Fakat direniş´in ana gücünü oluşturan Zazalar konu üzerinde yoğunlaşmıyorlar. Tarihimizi dışımızdakilerden öğreniyoruz dersem, yanlış olmaz.
Direnişe ait hafıza kaybolmadan yerinden orijinal derlemeler yapılmalıdır.
Dersim ve Şıx Sait ilişkisi nasıldı?
Dersim Direniş´de ne yaptı?
Önce şunu belirtmeliyiz. Bütün resmi belgelerde Dersim´den çok korkulduğu yazılı. Türk Devleti Direniş´e Dersim´in de katılma ihtimalini göz önünde bulunduruyor. Askeri önlemlerinin yanında, siyasi yöntemleri de devreye sokuyor. Dersimlilerin alevi, Direniş güçlerinin müslüman olmasını kendi lehine kullanmak istiyor. Malatyalı Doğan Dede´yi görevli olarak Dersim´e gönderiyor. Bütün propagandalarına rağmen Dersim Direnişe karşı harekete geçmiyor. Mazgirt- Palu sınırında küçük çaplı çatışmalar yaşanıyorsa da, bunun ne askeri ve ne de siyasi olarak fazla bir önemi görülmüyor. Ki çatışmaya taraf olan esas olarak Şadili Necip Ağadır. Dersimliliği tartışmalıdır. Sınırda yaşamaktadır. Dersim´in değil, dışarının etkisi altındadır.
Devletin Direnişe karşı aldığı önlemler Dersim´i de kapsıyor. Direniş bölegesinde ilk iş olarak sıkıyönetim ilan ediliyor. Dersim de sıkıyönetim bölgesine dahil ediliyor.
Direnişin dini motifi vesile edilerek Tekke ve Zaviyeler yasaklanıyor. Dersim Aleviliği de bu yasağın içine alınıyor.
Devlet, Palu-Piran´a saldırırken aslında Dersim´e saldırıyordu. Ankara´nın gözünde Dersim´le Piran arasında bir fark yoktu. Devletin Dersim- Palu´ya nasıl baktığını anlamak için TC. Hükümetlerinde Bakanlık da yapmış birisinin bakış açısını aktarmak yeterlidir.
"Şeyh Said´in Dersim dağlarında yükselttiği mistik sada aslında Cumhuriyet´in canına kastetmiş bir eşkiya narasından farklı değildi. Bu ses, önce hilafeti geri istiyor; sonra, eteğine kapanacağı saltanatın lütfunu özlüyordu. İsmet Paşa, Dersim´i kana boyamıştı. Mor Dersim´in kanı uzun süre koyu aktı." (Yılmaz Karakoyunlu, Üç Aliler Divanı, sf.209, Simavi Yayınları)
Şıx Sait Dersim´in de Direnişe katılmasını istiyor. Bu konuda en azından Varto aşiretlerine yapılan çağrılar var. Varto´nun durumu değişik. Varto´da Şıx Sait´in öncü kolu Cibranlılar. Cibranlılarla Varto´nun Alevi Zazaları arasında geçmişten gelen çatışmalar var. Cibranlılar Hamidiye Alaylarına dahildiler. Bölgede Osmanlı´nın idari ve askeri temsilcisiydiler. Varto´daki Alevi Zazaların Şıx Sait´i desteklememelerinin en önemli sebebi budur.
İç Dersim Direniş karşısında sessiz kalmıştır. Bunun ana nedeni Direniş´in taleplerinden birisinin de Şeriat olmasıdır. Yine de Qocan (Semku, Resku, Qocu) direnişe destek için 22 Şubat 1925´de Çemişgezeg´e saldırmıştır. Hesen Xeyri de Elazığ´da Direniş önderleri ile görüşmelerde bulunmuş ve bunu Xozat Aşiretlerine bildirmiştir. Hesen Xeyri Direnişi destekleme taraftarıydı. Nitekim İstiklal Mahkemesi onu da Elazığ´da idam etti.
Dersim Direnişe katılmamıştır. Ama Direnişe karşı da çıkmamıştır. Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi, Direnişin islami rengidir. Dersim Alevidir. Şeriat Aleviliği dışlamaktadır. Şıx Sait´in kendisi Alevi karşıtı değildir. Zaten Dersim Aleviliğiyle de ittifak yapmak istemiştir. Yine de Şeriat istemi Dersimliler için kabul edilmesi mümkün olmayan bir istemdir.
İkincisi, Direnişe Cibranlıların da ortak olmasıdır. Cibran Hamidiyesi ile sadece Varto´da değil, İç Dersim´de de çatışmalar yaşanmıştır. Cibranlı Xalit Beg Osmanlı adına Dersim´e de saldırmıştır.
Zaza Sorunu
Zaza sorunu ulusal sorundur. Zazalar ulusal özgürlüğe kavuşmadan bu sorun çözülemez. Ulusal özgürlüğün biçimi her zaman ve her yerde bir değildir. Otonomi, Federasyon, Bağımsızlık ulusal sorunda denenmiş siyasal çözümlerdir. Bu çözümlerden hiç birisi de mutlak, değişmez biçim olarak görülemez. Döneme ve koşullara göre ulusların istemleri de değişebilir.
Bizim koşullarımızda doğru olan Federasyondur. Kürtler, Zazalar, Türkler federatif bir yönetim altında birlikte yaşayabilirler. Öteki halkların ulusal-kültürel özgürlükleri de bu federasyonda gerçekleşebilir. Halkların birliğinde üst kimlik, alt kimlik olmaz. Üst ve alt varsa, orada eşitsizlik vardır. Bu yeni sorunları da beraberinde getirir.
Türkiye´nin demokratlaşması da sorunu çözmez. Ama çözümün önünü açabilir. Çözümü kolaylaştırabilir. Demokrasi ulusal sorunlarda tam çözüm olamıyor. İngiltere ve Fransa´da sağlam demokratik rejimler var. Yine de ulusal eşitsizlikler demokraside de varlığını korudu. İspanya´yı da buna örnek gösterebiliriz. Aynı şekilde İsrail de demokratik bir ülke, ama Filistin´i işgal etmiştir.
Zazaların sorunu sadece dil ve kültürel haklarla da çözülemez. Ki bu hakları da gerçek demokrasilerde olduğu gibi uygulamak istemiyorlar. Ulusal sorun, toprak sorunudur. Ulusların kendi kendilerini yönetmeleri sorunudur.
Zaza sorunu da Zazaların ulusal-demokratik iktidarı kurulmadan çözülemez.
Zazalar sorunun etrafında dönüp-dolaşıp yarım yamalak cevaplarla oyalanmayı bırakmalıdırlar. Çözüm için ondan-bundan icazet almak gerekmiyor.
Özgürlüğe bizim ihtiyacımız var.
Onun için mücadele etmeliyiz.
http://f25.parsimony.net/forum62148/messages/23941.htm
Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken
Weitere Beiträge aus dem Forum DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
POLITIKA, YASAM ve GÜNCEL SORUNLAR - gepostet von dersim am Mittwoch 06.12.2006
EZ PULEMORIYÊ RA ALI HEYDER - gepostet von dersim am Freitag 15.12.2006
Ähnliche Beiträge wie "Tarihten Günümüze Dersim Kimliği"
Tarihten Günümüze Dersim Kimliği_Sait Çiya - dersim (Freitag 15.12.2006)
