KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?

DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
Verfügbare Informationen zu "KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?"

  • Qualität des Beitrags: 0 Sterne
  • Beteiligte Poster: dersim
  • Forum: DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
  • Forenbeschreibung: Dersim-Zaza Platformu
  • aus dem Unterforum: KAMİYE: KİMLİK
  • Antworten: 2
  • Forum gestartet am: Dienstag 05.12.2006
  • Sprache: türkisch
  • Link zum Originaltopic: KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?
  • Letzte Antwort: vor 15 Jahren, 3 Monaten, 3 Tagen, 10 Stunden, 39 Minuten
  • Alle Beiträge und Antworten zu "KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?"

    Re: KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?

    dersim -

    KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?


    KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?




    Kırmanc ile Kurmanc “aynı” şey midir?

    Bu terimleri kullananlar aynı halk değil, iki farklı halk, iki ayrı dildir. Bir halkın dilinde geçen bir kelime, başka bir halkın dilinde pekala ayrı bir anlama gelebilir. Mesela “vas” Zazaca’da “ot” demek iken, Almanca’da “Was” (okunuşu: vas) “ne” anlamına; Zazaca'da “her/r” eşek demek iken, Almanca’da “herr” “bay” anlamına gelmektedir. Soruyu kısaca, Kırmanc ile Kurmanc neden aynı şey olsun ki şeklinde kestirmeden de cevaplayabiliriz.


    Kırmanc terimini biz Zazaca (Kırmancki) konuşan Dersimliler kullanıyoruz, Kurmanc terimini ise Kürtçe (Kurmanci) konuşan Kürtler; genel olarak da Sünni Kürtler kullanıyor. Eğer iki farklı dili konuşuyorsak ve iki ayrı halk isek ve kullandığımız terimler farklı anlamlara geliyorsa ama kullanılan kelime aynı veya benzer ise, yine “aynı” demek değildir. Çünkü Dersim’de kullanılan “Kırmanc” terimi anlam olarak “Zaza” demektir; oysa Kürtlerin ve yabancıların da kullandığı “Kurmanc” terimi ise Kürt demektir.

    Dersim Zazacacasında Kürt anlamında kullandığımız terim, Kurmanc değil; “Khur” kelimesidir. Zazaca konuşan Dersimliler, “Kurmanc” diye bir kelime bilmez ve kullanmazlardı. Bazıları bunu “kıro” ile ilişkilendirip hakaret anlamında kullanıldığını iddia etse de bunun gerçek ile alakası yoktur. Dersimli Zazalar’ın kullandığı “Khur” teriminin anlamı, Sünni dine mensup Kürt demektir, çoğulu da “Khuri”dir . Bu terimde geçen “r” harfi Zazaca telaffuzda vurguludur, bunu “Khurr/i” şeklinde yazmak da mümkündür. Bazıları tarafından Kürtler için rastgele kullanılan “Kur”, “Qur” ve benzeri şekillerde yazılan biçimlerin Zazaca telaffuz ve yazım kurallarına göre yanlış ve hatalı olduklarını belirtmeliyim.

    Bu terimin nereden geldiği, etimolojik kökeni, vs ayrıca tartışılabilir. Kürtçe’de “Khur” (onlar Bedirxan alfabesine göre ‘Kur’ şeklinde yazıyorlar) oğul demektir. Ayrıca “Kur” adlı bir nehir, “Gur” adlı bir aşiret adı vs de vardır. Daha çarpıcı bir örnek de şudur: Adnan Gerger “Khurri” adlı bir halktan, onların başşehri olan “Khurri” adlı bir şehirden söz eder, (Dağların Ardı Kimin Yurdu, sf.147). Bu şehrin şimdiki Urfa’ya tekabül ettiğini belirten Adnan Gerger’in “Khurri” şeklinde yazdığı halkın, başka yazarların yazımlarında “Hurri” vb şekillerde geçen halk olduğu anlaşılmaktadır. Hurri-Kürt ilişkisi ayrı bir araştırma ve tartışmanın konusu olabilir ama Adnan Gerger’in bu yazım biçiminin, bugün bizim Zazaca’da telaffuz edip yazdığımız biçim ile çakışmasının ilginç olduğunu ve yabana atılmaması gerektiğini söyleyebilirim. Bilinen şudur: Bu terim, yani “Khur” Dersim Zazacasında adıl (isim) bir kelimedir ve “Sünni Kürt” anlamında kullanılır.


    Alevi dinine mensup Kürtler için bu terim kullanılmaz. Onun yerine Kırdas/Kırdaşi ve çoğul halde de Kırdaşi terimleri kullanılır. Aynı şekilde bunların dilleri de Zazaca’da (Kırmancki’de) farklı olarak adlandırılır. Alevi Kürtler’in -(bu terimi kullanıyorum, çünkü Kürt Alevileri bu terimi benimsemiş ve kendileri için açıkça kullanıyorlar)- yani Kırdaşların konuştuğu dile “Kırdaşki” denir. Sünni Kürtlerin kullandığı dile ise “zonê Khuru“ denirdi.

    Yeri gelmişken belirtmeliyim ki, bizim Kırdas/Kırdaşi dediğimiz Alevi Kürtler bugün kendilerini doğrudan “Kurd” (Kürt) olarak nitelendiriyorlar. Özellikle de Dersim kökenliler kendilerini şöyle tamımlamaktadırlar: “Ez Kurd ım” (ben Kürdüm, genel), “Ez Kurmanc ım” (ben Kürdüm veya Kurmancım ama pek kullanılmıyor) ile etnik kimliklerini; “ez Elewi me” (ben Aleviyim, genel), veya “ez Qızılbaş ım” (ben Kızılbaşım, pek kullanılmıyor) ile de dinsel/inançsal kimliğini tanımlamaktadırlar. Bu durumda “ez Kurdeki Elawi me” dediği zaman “ben Alevi Kürd”üm demiş olur.

    Dersim inancına mensup Alevi Zazalar, kendilerini Kırmanc olarak nitelendirirken dillerini de Kırmancki (Kırmanci) olarak adlandırırlar. Oysa hem Sünni ve hem de Alevi Kürtler’in dilini farklı adlarla nitelendirirler. Alevi Kürtlerin (Kırdaşi’lerin) diline “Kırdaşki” derken, Sünni Kürtler’in diline “zonê Khuru“ derlerdi. („Derlerdi” diyorum, çünkü ben “Khurki” şeklinde bir telaffuz duymadım). Yani burada dil bazında görülen şey de, Kırmancki (Zazaca) ile “zonê Khuru“ (Sünni Kürtler’in dili) ve Kırdaşki’nin (Alevi Kürtler’in dili) aynı olmadıklarıdır.

    Dersimli Zazalar, kendi dillerine „Kırmancki veya Kırmanciki“ (Zazaca) derken; Sünni Kürtler kendi dillerine „Kurmanci“ diyorlar. Kırmanc/Kurmanc terimlerinde var olan tek ses, tek harf farkı, dilleri adlandırırken, ikiye hatta doğrusu üçe çıkmaktadır. Yani Kürtler „Kurmancki“ demiyorlar, „Kurmanci“ diyorlar. Zazaca’da ise sona „ki“ şeklinde ayrı bir ek (son-ek) gelmektedir. Dilbilim açısından bakıldığında bunun hiç de önemsiz bir fark olduğu söylenemez. Çünkü kelimeler, zaten bu „küçük“ farklılıklardan oluşur. Bunlara „küçük farklılık“ deyip yok sayanlara daha küçük bir farklılığı örnek verebiliriz. Kürt ile Türk arasındaki fark sadece „bir“ harf veya sestir. „T“ ile „K“ nın yer değiştirmesi, bir halkın başka bir halk olarak tanınmasına yol açmaktadır.

    Şunu da biliyoruz ki, Sünni Kürtler’in tümü kendilerine „Kurmanc“ ve dillerine de „Kurmanci“ demez. Özellikle Güney Kürdistan Kürtleri’nin bir kesimi kendilerine „Kırmanc“ ve dillerine de „Kırmanci“ diyorlar. Bu, durumu daha da karmaşık hale getirmektedir. Burada görülen şudur: Bizim Dersim Zazacasında etnik kimlik anlamında kullandığımız „Kırmanc“ terimi, Güney Kürtleri’nin bir kesimi tarafından da aynı anlamda kullanılmaktadır. Sadece dilin adlandırılmasında Dersim Zazaları „Kırmancki“ biçimini kullanırken, Güney Kürtleri „Kırmanci“ biçimini kullanıyorlar. Bu ilginç bir tesadüf mü? Güney Kürdistan’da kendilerine Kırmanc, dillerine Kırmanci diyenlerin genellikle, bizim „Soran“ adıyla tanıdığımız kesim olduğu analşılıyor. Buradan kalkarak her iki kesimin, yani Dersimli ‚Kırmanclar’la (Zazalar), Güneyli ‚Kırmanclar’ın (Soranlar) bir ve aynı halk olduğunu iddia edebilirmiyiz? Bunu iddia edenler var ama bence bu zorlama bir iddiadır.

    Yabancı araştırmacı ve yazarların da Kürtler için „Kurmanc“ ve „Kirmanc“ ve dilleri için de „Kurmanci“ ve „Kirmanci“ terimlerini kullandıkları biliniyor. Daha doğrusu Kürtler bunların sayesinde „Kurmanc“ veya „Kirmanc“ olarak tanındılar. Tersi de doğrudur. Yabancı dillerde Kurmanc veya Kirmanc terimleri Kürt anlamında kullanılmıştır veya „Kürt“ anlamına gelmektedirler. Bunlar arasındaki yazım farkı araştırılabilir ama sonuç olarak Kırmanc veya Kurmanc biçimleri, yabancılar tarafından aynı halk için yani Kürtler için kullanılmıştır ve aynı anlamdadırlar. Burada „Kirmanc“ ve „Kirmanci“ şeklinde yazılan biçimler, batı dillerinde yalnızca „i“ harfinin kullanılmasından ötürü noktalı olarak geçmektedir, yani yabancılarda „Kırmanc“ şeklinde bir yazım yoktur.

    Zazalar ve Zazaca için yabancı dillerde „Kırmanc“ (Kirmanc) ve Kırmanci (Kirmanci/Kırmancki) terimleri kullanılmamıştır. Çünkü bu terimlerle „Kürt“ ve „Kürtçe“ kast edilmiştir. Denebilir ki, madem ki Dersimli Zazalar eskiden beri kendilerini Kırmanc ve dillerini Kırmancki olarak nitelendiriyorlardı, yabancılar neden bunu göremediler? Bunun bir çok nedeni olabilir. Yabancı yazar, araştırmacı veya bilim adamları, genellikle Dersimlilerle doğrudan ilişki kurmamışlardır, kuramamışlardır. Mesela Zazaca üzerine ilk araştırmacı olarak kabul edilen dilbilimci Peter Lerch, Dersimli Zazalar ile temas kurmadan eserini yazmıştır. Aynı şekilde Avusturyalı Dr. Oskar Blau „Dusik Kurden“ (Tujik/Tuzik Kürtleri; Zazaca Thuzık) adlı makalesini yazarken, Dersimliler ile hiç bir temasta bulunmamıştır. Keza Oskar Mann ve Karl Hadank’ın da Dersimliler ile bir teması olmamıştır. Dersimliler ile doğrudan temas kurmuş gezgin veya araştırmacılar da söz konusudur. Örneğin Erzurum’da Britanya konsolosu olarak görev yapmış olan ve 1866 yılı içinde bütün Dersim’i baştan başa gezen J. G. Taylor, 1911 yılında Dersim’de bir geziye çıkan İngiliz Yüzbaşı L. M. Seel, Dersimliler’le doğrudan temas kurmuş ve Dersim üzerine önemli bilgiler vermişlerdir. Ancak Dersimliler’in kendilerini ve dillerini „ne“ olarak adlandırdıkları noktası bunların dikkatini çekmemiştir. L. M. Seel, Dersimliler’in dilleri için doğrudan „Zaza“ terimini kullanır. Dini inançları gibi, dil meselesi de L. M. Seel’in dikkatini çeker. Ancak bu konuda sağlam ve doyurucu bilgilere ulaştığı söylenemez. Unutmamak gerekir ki, Dersimliler ile doğrudan temas kurmuş olan bu yazarların bilgi kaynakları arasında en önemli unsurlardan biri olan „tercüman“ ve „tercüme“ esaslı bir sorun oluşturmuştur. Genellikle kullanılan tercümanlar Türk veya Türkçe konuşan memurlardır. Bunların yaptığı tercümelerin ve verdiği bilgilerin sağlamlığı ve doğruluğu oldukça tartışmalıdır. Bu durumun Mark Sykes’in "The Kurdish Tribes of the ottoman Empire" (Osmanlı İmparatorluğu'nun Kürt Aşiretleri) adlı çalışması için de geçerli olduğu söylenebilir. Ayrıca yazarlar, araştırmacılar ve özellikle bilim adamları, bir bilim adamının çalışmasında yaptığı tespitler az çok tutarlı veya genel kabul görmüşse, o tespiti aynen almış ve kullanmışlardır. Denebilir ki, bilimsel anlamda „Zaza“ terimi ilk defa Peter Lerch tarafından kullanılmış ve daha sonraki yazarlar tarafından da benimsenerek devam ettirilmiştir. Bu da belli bir karışıklığı engellemiş ve engellemektedir.

    Kırmanciye

    Dersim’de Kırmancki konuşan Zazalar’ın kullandıkları terimlerden biri de „Kırmanciye“dir.

    Kırmanciye ne demektir? Bu konuda ilk yorumlarda bulunanlardan biri Mustafa Düzgün’dür. M. Düzgün, Dersim’de „Dımıli“ (Zazaca) konuşanların kendilerine „Kırmanc“ ve „welatê xo ra ki vanê Kırmanciye“ (memleketlerine de Kırmanciye) dedikleini yazmaktadır (Tayê Lawıkê Dersımi, sf. 79-82/Sahan ağıdının dip notu). Kırmancki (Zazaca) konuşan Dersimliler’in memleketlerine „Kırmanciye“ dedikleri doğru mudur?

    Kırmanciye nedir? Dersim‘de Zazaca konuşanların kendilerine Kırmanc ve dillerine Kırmancki (Kırmanciki) dedikleri genel kabul gören bir durumdur. Kırmanc, etniksel; Kırmancki ise dilsel kimliği ifade etmektedir. ‘Kırmanc’lar, (Zazalar) ‘Kırmancki‘ (Zazaca) konuşurlar. (Zazaca: Kırmanci, Kırmanciki qesey kenê). ‘Kırdaşi’ler/‘Kırdaş’lar (Alevi Kürtler) ‘Kırdaşki‘ (Kürtçe) konuşurlar. (Zazaca: Kırdaşi, Kırdaşki qesey kenê). Ve Tırki (Türkler) ‘Tırki‘ (Türkçe) konuşurlar. (Zazaca: Tırki, Tırki qesey kenê). Kırmanciye, ‚Kırmanc’tan türemektedir. Bazılarının iddialarının tersine ‘Kırmanc’ terimi esas olarak etnik bir anlam ifade etmektedir. Kırmancki şeklindeki dilsel türev (biçim) bunun açık bir ispatıdır. Ama şu da bir gerçek ki hiç bir etnik kimlik, kültürel kimliğinden bağımsız değildir. Bu anlamda kültürel kimliğin bir parçası olan ‘dinsel‘ kimliği içermesi de pek muhtemel ve doğaldır. Ama „Kırmanc“ dinsel bir kimliğin ifadesi değildir, çünkü dinsel kimlik „Raya Heqi“ ve bugün Alevilik olarak tanınmakta ve anılmaktadır. O halde ‚Kırmanciye’yi bütün bu etniksel, dilsel, kültürel ve -özel olarak belirtmek gerekirse- dinsel özelliklerin bir toplamı olarak tanımlamak mümkündür. Peki yurt ya da memleketi de içermez mi? Tabii ki içerir. Bir bütün olarak Kırmanc’ların (Zazaların), Kırmanciki dilini (Zazaca) konuşanların, aynı kültüre ve aynı inanca sahip insanların yaşadığı coğrafyayı kapsar. Ama sadece onların yaşadığı „yurt“ un (vatan, memleket) adıdır demek, eksik, hatalı ve yanlıştır.

    Kırmanciye teriminin diğer bir varyantı „Kırmancêni“dir. Zazaca‘da raştiye, raşteni (doğruluk); haştiye, haşteni (barış/ıklık), dostiye, dosteni (dostluk) gibi bir „kavram“lar sistemi vardır. Almanca’da buna „Abstrak“ denir. Türkçe’de bunu „kavram“ veya „kavramsal“ değere sahip terim olarak nitelemek mümkün. Kavramlar, kelimelere göre daha gelişmiş bir içeriği ifade ederler. Örnek vermek gerekirse, Türk (Tırk), Alman (Alman/Alaman), Zaza birer „etnik“ addırlar. Türklük (Tırkêni), Almanlık (Almanêni), Zazalık (Zazaêni) ise bu terimlerden (kelimelerden), -burada söz konusu olan etnik kimliklerden- türeyen ve bu kimliklere ait bütün özellikleri kapsayan daha geniş anlamlara sahipdirler ki, bunlar birer kavramdır. Türkçe’de bu tip kavramlar, yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi sonlarına -lık, lik, lük, luk- eklerini alırlar. Almanca’da bu sınıfa girenler „tum“ diye bir soneke sahiptirler. Mesela „Deutschtum“ (Almanlık); Türkentum (Türklük); Zazatum (Zazalık). Dersim‘deki telakkiye göre yorumlarsak, Kırmanciye, Kırmancêni bu sistemde, „Kırmanclık“ anlamına gelir. Görüldüğü gibi Kırmanclık ya da bunun Türkçe karşılığı olarak Zazalık hiç de „yurt“ demek değildir. Ama o halkın yaşadığı toprakları (yurdu) da kapsayan ve o halkın bütün özelliklerini yansıtan bir üst kavramdır.

    Kırmanciye (Kırmancêni) terimi, Kırmanc orijine sahip, Kırmancki konuşan kesimi kapsar. Kırdaşki (Kürtçe/Kurmanci) konuşanları yani Kırdaşları (Alevi Kürtleri) kapsamaz. Aynı şekilde Alevi inancına sahip olan Türk veya Türkmenleri de kapsamaz. Tersi iddialar tamamen zorlamadır. Çünkü, Kırmanc, Kırmancki, Kırmancêni (Kırmanciye) gibi, Kırdaşi, Kırdaşki, Kırdaşêni ve Tırk, Tırki, Tırkêni terimleri Zazaca’da var ve kullanılmaktadır ve bu kavramlarla farklı şeyler anlatılmakta veya kastedilmektedir. Peki, biz Kırdaşki konuşanlar yani Kırdaşlar, „Kırmanciye“ teriminin içinde değildir derken onları dışlıyor muyuz? Evet, onları „dış“lıyoruz, onları terimin „dış“ında tutuyoruz. Ama bu düşmanca bir „dışlama“ değildir. Bu tamamen dilsel, etniksel kriterlere dayanan bir dışlamadır. Eğer bir halk belirgin olarak „ayrı“ veya „farklı“ özelliklere sahipse, bu halkı kendi „özgün“ kimliği ile tanımlamak, doğru bir yaklaşımdır. Bu hem objektif (doğru) bir tespittir ve hem de domokrat bir yaklaşımdır.

    Bazıları, Kırdaşça (Kürtçe) konuşanların, Kırmancki (Zazaca) konuşanlar ile „aynı“ inanca sahip olmalarından kalkarak, hepimiz „biriz“ veya biz „aynı“yız, hepsi Kırmanciye’nin içindedirler diyerek kendilerini „birlikçi“ bunun doğru olmadığını söyleyenleri ise „bölücü“ olarak değerlendirmektedirler. Bunun gerçekçi bir yaklaşım olmadığı ortadadır. Kırmanclar (Alevi Zazalar) ile Kırdaşların (Alevi Kürtler) iki ayrı etnik kökene sahp iki farklı halk olduğunu söylemek, neden bölücülük olsun ki? Tersine, bunların arasında fark olduğunu görmemek veya farkı reddetmek inkarcılıktır, dahası asimilasyonculuktur. Bu yaklaşım sahipleri,‘ mezhepçi’dir. Olgulara, objektif olarak değil,yalnızca kendi pencerelerinden (subjektif) bakan din bezirganlarıdır. Alevi Kürtler (Kırdaşlar) ile dostça, barış içinde bir arada yaşamak farklı bir şeydir; ki bu onları olduğu gibi kabul etmeyi gerektirir ama onlarla hiç bir farkımız yoktur demek ayrı bir şeydir, ki bu gizli bir inkarı içinde barındırmakdır. Nitekim Zaza milliyetçiliği penceresinden yaklaşanlar, bunların aslında asimile olmuş „Zaza“ olduklarını iddia edebilmektedirler. Bu da göstermektedir ki , hem milliyetçi ve hem de mezhepçi değerlendirmeler uç değerlendirmelerdir, gerçekçi değildirler ve karşıt olsalar bile tersinden de olsa aslında birbiri ile çakışmaktadırlar.

    Doğru tavır, Kırmanclar (Alevi Zazalar) ile Kırdaşlar’ın (Alevi Kürtler) birbirini olduğu gibi kabul etmeleri, karşılıklı olarak birbirine saygı duymaları ve barış içinde, dostluk içerisinde yaşamayı sindirmeleridir. Bu konuda aydın ve demokrat insanlara özellikle daha ağır görevler düşmektedir. Kürt Alevisi dostlarımızın, bu konuda Kürt milliyetçilerinin ağır baskıları altında kabul etmek gerekir. Kürt milliyetçilerinin Zazaları inkar yönündeki düşmanca yaklaşımları, Kürt demokrat ve aydınlarının, Zazalar’ın „ayrı bir halk“ olarak varlığı noktasındaki düşüncelerini kısıtlamakta, sekte vurmaktadır. Bunların bir kısmının tehdit altında olduklarını ve „bölücülük“le suçlandıklarını da söyleyebilirim. Buna rağmen Hüseyin Dedesoy, Adil Duran, Hasan Kaya gibi sınırlı sayıdaki aydın Kürt dostlarımızın cesur ve demokrat tutumlarını taktire değer görüyorum.

    Kırmanc ve Zaza terimlerine yaklaşım nasıl olmalıdır?

    Dersimliler açısından Kırmanc, Kırmanciki, Kırmanciye terimlerini kullanmamız kadar doğal bir şey olamaz. Bunlar asırlardan beri sürüp gelen atalarımızdan kalan mirastır. Ama hiç bir şekilde bu terimleri Zaza karşıtlığı temelinde ele alamayız, almamalıyız. Çünkü Kırmanc terimi gibi Zaza terimi de bize aittir, bizi ifade ediyor. Kırmancki (Zazaca) konuşup yazarken Kırmanc terimini kullanmakta hiç bir sakınca görmüyorum. Çünkü neyi kast ettiği anlaşılıyor. Yerine göre parantez içinde bunun Zaza demek olduğu belirtilebilir. Ya da doğrudan Kırmancki yerine Zazaki ve Kırmanc yerine de Zaza terimleri kullanılabilir. Ancak Türkçe dahil bütün yabancı dillerde konuşur veya yazarken, mutlaka Zaza (Zazaca, Zazaki) terimini ve türevlerini kullanmalıyız. Çünkü ne yazık ki, bizim irademiz dışında, Kırmanc terimi Kürt olarak biliniyor ve bunun izah edilmesi de mümkün görünmüyor. O halde Zaza terimine antipati ile yaklaşmanın, onu reddetmenin aslında kendi kendini inkar etmek olduğunu kavramak ve bilince çıkarmak gerekiyor. İnsan, bindiği dalı kesecek kadar aptal olmamalıdır.

    11.07.07

    M. Hayaloğlu


    http://f25.parsimony.net/forum62148/messages/24111.htm



    Re: KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?

    dersim -

    Zazalar, Kırmanclar, Dımıliler ve Aydınlarımız


    Zazalar, Kırmanclar, Dımıliler ve Aydınlarımız




    Dersimlilerin Kırmanc dediği ama uluslararası alanda Zaza olarak bilinen halkın geçmişi hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz. Ancak, bu halkın bugün de hala yoğun olarak yaşadığı yaşadığı coğrafyada, sonraları Alevilik ve Sünnilik şeklinde somutlaşan kesimler arasında büyük bir kapışma ve mücadele yaşanmıştır. Bu bir ölüm-kalım, var olma-yok olma savaşıdır. Geçmişi daha önceki dönemlere dayanan bu çatışma ve mücadeleler, Babai İsyanları ile en üst boyutlara ulaşmış, sonra Celali direnişleri şeklinde yüz yıllarca devam etmiş ve nihayet 16. yüzyılda Şah İsmail-Yavuz Sultan Selim kapışmasıyla, 1514’de Çaldıran’da Alevilerin genilgisi ve hezimeti ile sonuçlanmıştır.


    Bu mücadele ve çatışmalar, on yıllara ve giderek yüzyıllara dayanmıştır. Kırmanc/Zaza olarak bilinen halk ayrımları, bu dönemde ortaya çıkmış ve farklılıklar giderek büyüyerek bugüne ulaşmıştır. Bu dönemi incelemek ve olanları gün ışığına çıkarmak, ayrı bir incelemenin ve tartışmanın konusudur. Ama gerçek şudur ki, Alevi-Sünni çatışması sonucunda şekillenen bölünme açısından bu dönem, bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde sadece Zaza olarak bilinen halk bölünmemiş, diğer halklar da bölünmüş ve ayrışmışlardır. Mesela Kürtler, Türki kökenli Türkler ve Türkmenler, ve diğerleri. Belki de daha öncesine dayanan bölünme ve ayrışmaların, kesin bir sonuca uluştığını ve Sünni olarak da bilinen Müslüman kesimin zaferiyle sonuçlandığını söylemek daha doğru olacaktır. Sonuç da Alevi-Sünni ayrımı, Türk/Türkmen, Kürt/Kırdaş ve Zaza/Kırmanc şeklinde somutlanmış ve sonuçlanmıştır.


    Zaza/Kırmanc adlarının ayrışmasının temellerinin bu döneme dayandığı kanısındayım. Bu adların etimolojik ve bilimsel analizlerinin yapılması ayrıca yapılabilir. Ama bir gerçeklik vardır ki, bu adlar, ister benim belirttiğim şekilde, Kırmanc/Zaza şeklinde olsun, ister halkın kendi adlandırmaları ile Kırmanc/Dımili şeklinde olsun ve isterse Alevi-Müslüman şeklinde olsun, net ve ayrı bir kimliği ifade ediyorlar. Yani Dımililer (Dımıliler) ve Kırmanclar, her ikisi de aynı etnik kökene dayansalar ve Zaza olarak da adlandırılsalar veya nitelenseler , iki ayrı halk, iki ayrı kültürel toplulukturlar. Bu sadece Zazalara özgü bir durum da değildir. Bugün Hırvat ve Sırp, Kuzey Irlanda’da Katolik ve Protestan kesimleri, Kosovalılar ile Arnavutluk Arnavutları, vs gibi aynı kökene (etnisite) ve aynı dile sahip halklar, pekala ayrı halklar ve hatta ayrı uluslar olarak şekillenebilmişlerdir.


    Zazalar olarak kabul edilen Kırmanclar ve Dımililer, uluslaşma sürecini henüz tümüyle tamamlayamamış ve tamamlayıp tamamlayamayacakları şüpheli olmasına rağmen, ortak dil dışında, temel ortak özelliklere sahip değillerdir. Uluslaşmak için dil birliği şarttır ama dil tek başına ulusu belirleyen kıstas veya özellik değildir. Bugün Almanlar ile Avusturya ve İsviçre’de Almanca dili konuşanlar, aynı dili, üstelik standart olarak yüksek Almanca’yı (Hoch Deutsch) resmi anadil olarak konuşmalarına rağmen, tek bir ulus teşkil etmezler, tersine ayrı ayrı halklar ve uluslardır.


    Zazalar’ın, Kırmanclar ve Dımililer olarak ortak bir dil olan Zazaca’yı konuşmaları, tek bir ulus olmaları için yeterli sebep değildir. Kaldı ki, son altı yüzyıldır ayrı olan bu halkların konuştukları Kırmanciki ve Dımiliki dilleri arasında da oldukça farklar vardır. Bazı dezavantajlarla beraber değerlendirildiğinde, anlaşma güçlüklükleri yaşandığıdığı da bilinen bir gerçektir. Bu halklar otantik olarak da kendilerini Kırmanc ve Dımili ve dillerini de Kırmanciki/Kırmancki ve Dımilki/Dımiliki olarak nitelediriyorlar.


    Altı yüzyıllık ayrı bir tarih söz konusudur. Altı yüzyıldır ortak bir tarih yaşanmamıştır. Altı yüzyıldır ortak bir kültür ve ortak bir ruhi şekillenme yoktur. Ya da diğer bir değişle altı yüzyıldır, ayrı bir tarih, ayrı bir kültür, ayrı bir ruhi şekillenme yaşanmıştır. Altı yüzyıl ayrı yaşayan halkların, farklılaşmamaları, değişmemeleri doğanın yasalarına aykırıdır. Kaldı ki, bu ayrı yaşama zoraki bir ayrı yaşama olarak da değerlendirilemez. Her ne kadar dış etkenler hesaba katılsa da, esas olarak kendi iradeleriyle bu yaşam tarzlarını benimsediklerini söyleyebiliriz. Nedir bu benimsenen yaşam tarzı ya da felsefe? Bu tamamen bugünkü deyimlerle Alevilik-Sünnilik şeklinde ifade edilen dindir. Evet, din, bu halkların bölünmesinde ve ayrı halklar olarak şekillenmesinde esas ve belirleyici rol oynamıştır.


    Dinin, tek başına bir halkın uluslaşmasında belirleyici bir kıstas olduğu kanısında değilim. Aynı dine sahip ayrı ulusların olduğu, olabileceği bilinen bir olgudur. Aynı şekilde ayrı dinlere sahip olan tek bir ulus da olabilir. Daha doğrusu bu sonuncusu, zordur ama imkansız değildir. Kırmanclar ve Dımililer açısından durum, iki ayrı dine sahip olmalarıdır. Bu aynı dinin mezhepleri olarak nitelendirilse de, sonuç değişmez. Tek bir ulus ya da tek bir kültürel-etniksel topluluk olarak hareket edebilmek için, gönüllü bir birliktelik şarttır. Bölgemizde Araplar’dan başlayan ve sonra Türkler’de ve Kürtler’de süren dinsel bölünme, Zazaca konuşan etnik kökenli halka da yansımıştır. Bölünme, belirsiz ve toleranslı değil, keskin ve kesindir. Bu iki inanca mensup kesimler birbirini boğazlamış ve düşman kamplara ayrılmışlardır. Sonuç genelde Sünnilerin lehine ve Alevi olanların aleyhine olmuştur.


    Bu olguya gözlerimizi kapayamayız. Bu olguyu yok sayamayız, görmemezlikten gelemeyiz. Bunu kabul etmek zorundayız. Mesele bu şekilde ortaya konduktan sonra, çözüm yolları kalmaktadır. Ayrı halklar olmak, düşman olmayı gerektirmez. Tersine karşılıklı olarak birbirini kabullenmek, birbirine saygı göstermek, dahası birbirini olduğu gibi kabul etmek gerekir. Bunun adı toleranstır, hoşgörüdür, demokrasidir. Kaldı ki, tek ulus olarak kabul edilse bile, ayrı özelliklere veya farklılıklara sahip olan iki kültürel topluluğun, ayrı ayrı örgütlenme hakkının olduğu kanısındayım. Sanıyorum, sorun burada başlamaktadır. Biz genelde çevremizdekileri, en başta da Türkleri ve Kürtleri örnek aldığımızdan, hemen tekçiliği öne sürüyoruz. “Tek ulus, tek devlet, tek ses” vs. “Tek örgütlnme” teorisi de bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Durum böyle olunca farklılıklara tahammül edemiyoruz. Çünkü her şeyin, tek tip ve onun da bizim istediğimiz gibi olmasını istiyoruz.


    Bu nokta aşıldığında sorunlara daha farklı bir pencereden bakılabilinir. Ben açıkça Kırmanclar (Dersimli Zazalar) ve Dımililer (Güney Zazaları) ayrı örgütleneblilir diyorum. Objektif durumdan ve mevcut gerçeklerden hareket ederek, adı ne olursa olsun, bu iki ayrı kültürel topluluğun ayrı örgütlenmesi gerekir, ayrı örgütlenmesinde yarar var. Zaten pratik olarak ayrı yaşandığı da objektif bir olgudur. Ayrı örgütlenildiğinde düşman olmak gerekmediği gibi, dayanışma içinde bulunmak ve bazı şeyleri beraber yapmak veya ortak davranmak pekala mümkündür.


    Hamideye Alaylarınn komutanlarından Cibranlı Halit Bey ile Gökdereli Şeyh Şerif’in 1908 ve 1916 yıllarında Dersim’deki çatışmalara ve katliamlara karıştıkları bilinen bir gerçektir. Cibranlı Halit Bey Kürt’tür. Gökdereli Şeyh Şerif ise Zaza’dır. İkisi de Sünni-Müslüman’dır. Bu ikisi daha sonra, Şeyh Sait isyanı olarak bilinen 1925 yılındaki İsyan ve direşin önderlerindendir. Direnişin esas önderi Cibranlı Halit bey’dir. Ancak daha önce yakalanmış olduğundan isyan günlerinde cezaevinde öldürülür. Gökdereli Şeyh Şerif ise Şeyh Sait İsyan’nın en önemli komutanlarından biri olarak yakalanır ve idam edilir.


    Dersimliler, öncesini bir yana bırakırsak Yazuz Sultan Selim döneminden beri Osmanlı-Türk-Sünni egemenliğine karşı direniyorlar. Bu yuvarlak olarak altı yüzyıllık bir direniştir. Bu mücadeleler sırasında Sünni Kürtler ile Sünni Zazalar’ın yeri neresi olmuştur? Yani hangi saflarda yer almışlardır. Açık ve net olarak söyleyebiliriz ki, Sünni-Türk ve Osmanlı’nın yanında ve saflarında yer almışlardır. (Alevi Kürtler, yaşadıkları coğrafyadan yani iç içe, yan yana olmalarından ötürü Alevi Zazalar ile beraber hareket etmiştir. Aynı şekilde Alevi Türk ve Türkmenler’in, Alevi Zaza ve Kürtlerle komşu olanları aynı ortak kaderi paylaşmışlardır. Batı da olanları ise nispeten ayrı hareket etmek zorunda kalmışlardır). Ama gün gelmiş, Sünni Zazalar ve Sünni Kürtler de Sünni-Türk egemenliğine baş kaldırmışlardır. İşte Şeyh Sait baş kaldırısı, böyle bir direnişe örnektir.


    Sünni Zazalar (ve Sünni Kürtler) geçmişte yanlış yapmıştı diyebilir miyiz? Evet, bence yanlış yapmışlardır. Sadece uzak geçmişte değil, yakın geçmişte de bu hatalarını devam ettirmiş, 1908 ve 1916 Dersim direnişlerinde olduğu gibi tekrarlamışlardır. Sanıyorum, biz Dersimliler olarak bu durumu eleştirebilir ve onların torunlarının özeleştiri yapmalarını isteyebiliriz. Ya da onlar, yani Sünni Kürtler ve Sünni Zazalar, atalarının bu hatalarını kendileri görür ve kabul ederek, kendileri özür dileyebilirler. Ben bunu demokrat olmanın gereği sayıyorum. Ermeni soykırımı ile ilgili bir değerlendirmemde de bu yaklaşımımı ortaya koymuştum.


    Peki, Sünni Zazalar’ın veya Sünni Kürtler’in Dersimlilerden özeleştiri isteme veya özür bekleme hakları var mıdır? Bence var. Teorik olarak bu mümkündür. Pratik ve somut olarak da, nerede, ne zaman ve nasıl bir hatanın ne oranda yapıldığının tespit edilmesi gerekir. Ama asıl önemli olan bizim kendi açımızdan, bir demokrat ve bir insan olarak hatamızı görmemiz, onu ortaya sermemiz ve gerekli doğru tutumu takınmamızdır.

    Hakkı Çimen arkadaş, bence olumlu bir adım atmıştır. Kendi adına, özür dilemiştir. Bence bu erdemli ve onurlu bir tavırdır. Sadece insani ve hümanist değil, aynı zamanda demokrat ve çağdaş bir yaklaşımdır. Kimseye de iftira atmamıştır. Bizzat isimlerini vererek, kendi tanıdıklarının isimlerini saymıştır. Olaya katılanların, yani Şeyh Sait güçlerine arkadan vuranların tek tek kişilerle sınırlı olmadığı bilinmektedir. Hem Varto ve Bingöl’ün Xormek ve Lolan aşiretleri ve hem de Mazgirt ve çevresinin Dersim aşiretleri Şeyh Sait kuvvetlerine arkadan vurmuşlardır. Örneğin Zazaca konuşan Khuresu (Kureyşan), Şixmemedu (Şeyhmemedan) ile Kurmanci (Khurmanci/Kırdaşki) konuşan Sadu/Sadızu (Şadiyan) ve Xırancıku (Hıran) aşiretlerinin bazı kesimleri Şeyh Sait kuvvetlerine karşı savaşmışlardır. Dersimlilerin ve Dersim aşiretlerinin ezici çoğunluğu Şeyh Sait İsyanına karşı tarafsız kalmış, bir kısmı da sempatiyla yaklaşmıştır. Ancak küçük de olsa bir kesimi, bu isyana karşı savaşmıştır. Bu bilinen bir olgudur. Bunun hata olduğunu kabul etmek ve özeleştiri yapmak, özür dilemek erdemli bir davranıştır.


    Peki bu yaklaşıma karşı çıkanlar neyi savunuyorlar? Eğer Şeyh Sait kuvvetlerine karşı savaşmalarının doğru olduğunu savunuyorlarsa, buyursunlar, yaklaşımlarını ortaya koysunlar. Biz de bilelim ki, kim neyi savunuyor. Şeyh Sait kuvvetlerine karşı savaşmanın doğru olduğunu savunanlar kimlerdir? Türk devleti ve Türk milliyetçileridir. Bunu anlıyoruz, çünkü ayaklanma, niteliği ne olursa olsun, Kemalist Türk devletine karşı düzenlenmişti. Peki Dersimlilerin bu ayaklanmaya karşı çıkmalarını veya savaşmalarını gerektirecek bir neden var mı? Denebilr ki aradaki ilişkiler iyi değildi, soğuktu, limoniydi. Ama yine de Sünni Zazalara –ve de Sünni Kürtlere- karşı savaşmak için geçerli bir neden göremiyorum. Tersine Sünni Zazalar’a ve Kürtler’e karşı savaşmanın doğru olduğunu savunan bir Dersimlinin, ilkel bir mantığın, ilkel bir mezhepçiliğin esiri olduğunu belirtmek istiyorum.


    Alevilik ve Sünnilik (Müslümanlık), tıpkı Hıristiyanlık veya Yahudilik ve diğerleri gibi birer dindir, birer inançtır. Her din veya inanç farklı aşamalardan geçerek benimsenmiştir. Biri gönüllü, diğeri zoraki, biri kılıç zoruyla öteki barışçıl bir şekilde benimsenmiş olabilir. Bu dinleri eleştirebiliriz. Şahsen ben, öteki yaklaşımlar gibi, din ve inanç meselesine her zaman eleştirel yaklaşılmasından yanayım.


    Din, siyasetin bir biçimidir. Din, kılık değiştirmiş siyasettir. Bazen, din kisvesi altındaki siyasetler de tarihsel olarak olumlu bir rol oynamış olabilirler. Ama genel anlamda belirtmek gerekirse din, sömürücü hakim sınıfların veya egemen güçlerin ve onların temsilcilerinin kitleleri aldatmak için kullandıkları gizemli bir silahtır. Esrardır, halkı uyuşturan afyondur. İnsanı yaratan tanrı değildir ama tanrıyı ve dolayısı ile dini yaratan insandır. Bilmem bunu başkaları söylemiş midir? İlk söyleyenin ben olduğumu sanmıyorum. İnsan, kendi yarattığı şeye tapmakta veya inanmaktadır. İşte ilkellik buradadır.


    Bazen zalim güçler, din kisvesi altında, din düşmanları diyerek başka mazlum inanç veya din mensuplarını katliamlara uğratmış veya imha etmişlerdir. Bazen de aynı dine ve inanca mensup güçler, kendi dindaşlarına zulüm yapabilmişlerdir. Şeyh Sait Sünni Zaza’dır. Türk egemen güçlerinin resmi ve hakim dini de Sünni Müslümanlıktır. Ama Sünni Türkler, Sünni Zaza ve Kurmançlar’a zulüm yapmışlar, yapabiliyorlar ve yapıyorlar.


    Unutmamak gerekir ki, özünde bütün dinler ve bütün inançlar aslanda kaba bir ilkelliktir. Günümüzün değerleri meselelere, dinsel açıdan bakmaya izin vermez. Laiklik denilen olgu, böyle bir ihtiyacın ve zorunluluğun sonucu ortaya çıkmıştır. Dine ve inanca saygılı davranılabilir. Gerçeklik bunu gerektiriyor. Aynı şekilde, genel anlamda bütün düşüncelere karşı belli bir tolerans da şarttır. Ama bir dinin başka bir dine karşı tahammülsüzlüğü, bir mezhebin başka bir mezhebe karşı düşmanlığı, çağdaş demokrat bir tavır değil, olsa olsa ilkel-mezhepçi bir tavır olabilir. Tıpkı, bir ulusun, başka bir ulusa karşı düşmanlığının, ırkçı ve ilkel düşünüşlü bir milliyetçilik olması gibi.


    Ermeni Soykırımını sorgularken, sadece Türklerin ve Kürtlerin değil, aynı zamanda Zazalar’ın ve Dersimliler’in de kendilerini sorgulamalarını belirtmiştim. Sadece Sünni-Müslümanlar’ın değil, Alevi inanç mensuplarının da kendilerini sorgulamalarını vurgulamıştım. Bazıları bu durumu Kürt düşmanlığı yapmak olarak değerlendirmişti. Bunu anlıyorum. Çünkü bunların ataları, Türklerle beraber Ermeni katliamlarına karışmıştır. Bunu gizlemek için, Türk devletinin inkar politikasına sarılıyorlar. Ama gerçekleri uzun süre gizlemek mümkün değildir. Er geç bir gün ortaya çıkacaklardır.


    Bazı Dersimli kişi ve aşiretlerin, Ermeni kıyımında rol aldığını veya oynadığını belirtmiştim. Bazıları beni, “mobal” altına altına girmekle, altından kalkamayacağım şeyleri söylemekle eleştirdiler. Bazıları, açıkça Dersimliler’e iftira attığımı savladılar. Bazıları ise, Ermeniler’den özür dilediğim veya dilememiz gerektiğni savunduğum şeklinde meseleyi alaya aldılar. Ama bu durum hiç bir şekil de, Türkler’in yanında Kürtler’in Ermeni katliamının mimarları ve suç ortakları olduğu olgusunu ortadan kaldıramaz. Aynı şekilde bazı Dersimli aşiretler ve şahsiyetler ile Sünni Zazalar’a mensup bazı aşiret ve şahsiyetlerin, şu ya da bu biçimde, Ermani katliamlarında rol aldığı olgusunu da yok sayamaz. Tabii ki, bunların etraflıca ortaya konulması ve katılma oranlarının belirlenmesi gerekir. Ama küçük ve kısmi de olsa, genelleştirilmese de, bu durumun bir hata olduğu açıktır. Bence hatalarımıza karşı cesur ve doğru bir tavır takınmak, demokrat olmanın bir geregidir.



    M. Hayaloğlu

    04. Temmuz 2006


    http://f25.parsimony.net/forum62148/messages/23578.htm




    Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken



    Weitere Beiträge aus dem Forum DERSİM-ZAZA ARŞİVİ

    2007 SEÇIMLERI ve DERSIM YURTSEVERLERI - gepostet von dersim am Donnerstag 31.05.2007
    DERSIM DIRENISLERI ÖZGÜRLÜK ICIN YÜRÜTÜLMÜS MÜCADELELERDIR - gepostet von dersim am Freitag 15.12.2006
    Dersim’e Savasi Dayatanlarin Hedefi Nedir? - gepostet von dersim am Mittwoch 24.10.2007
    Koê Milpeti_Milpet Dagi - gepostet von dersim am Sonntag 23.09.2007
    Nükleersiz Türkiye, Barajsiz Muznur için! - gepostet von dersim am Sonntag 27.05.2007
    Veyva Wusivê Ale Koyî - gepostet von dersim am Dienstag 31.07.2007



    Ähnliche Beiträge wie "KIRMANC ile KURMANC AYNI ŞEY MİDİR?"

    SİZCE HER KADIN ÇİÇEK MİDİR??? - lavinya (Dienstag 22.05.2007)