Verfügbare Informationen zu "Zeka,Akıl,IQ Üzerine"
Qualität des Beitrags: Beteiligte Poster: alibutto Forum: WORLDNET Forenbeschreibung: paylasim aus dem Unterforum: Felsefe Antworten: 1 Forum gestartet am: Dienstag 16.01.2007 Sprache: türkisch Link zum Originaltopic: Zeka,Akıl,IQ Üzerine Letzte Antwort: vor 16 Jahren, 1 Monat, 21 Tagen, 23 Stunden, 55 Minuten
Alle Beiträge und Antworten zu "Zeka,Akıl,IQ Üzerine"
Re: Zeka,Akıl,IQ Üzerine
alibutto - 03.02.2007, 21:10Zeka,Akıl,IQ Üzerine
Zeka,Akıl,IQ Üzerine
Ansiklopedi ve sözlükler zekâyı şöyle tanımlıyor:
Bilgi edinmeye yönelik işlevlerin tümü. Öğrenme, anlama, ilişkileri kavrama gücü, ayırt edebilme, algılama, yeni durumlara uyma, çözümleme, eleştirme yeti ve yeteneklerinin tamamı.
Descartes zekâ için: ‘İyi hüküm vermek ve doğruyu yanlıştan ayırmak yetisidir ’ der.
Peki akıl nedir? Bilip tanımayı, yargılamayı ve belirli ilkelere göre davranmayı sağlama becerisi.
Hegel ‘Bilmenin yüksek biçimi olan akıl zekânın ortaya çıkardığı farklılıkları kavramaktır ’ der.
Descartes ‘Akıl, zekânın tam olarak tasarlayamadığı soyut nesnelerin, mantıkla kavranışıdır ’ diyor.
Emmanuel Kant ise ‘bütün bilgilerimiz duyularımızla doğar oradan zekâya geçer ve akılla tamamlanır ’ der.
Duyudan akıla akıldan duyuya gidip gelen uzun bir yol, uzun bir yolculuk. Bu süreci çok iyi anlatan bir atasözümüz var: Göz bakar, gören ise akıldır.
Evren bilgi deposudur. İnsanoğlu bilgilerine önce duyu organları ile ulaşmıştır. İlk aşama işte bu duyular, duygular aşamasıdır. Oxford sözlüğü duyguyu şöyle açıklar: herhangi bir zihin, his, tutku çalkantısı ya da devinimi.
Duygulara hakim olmak, üzüntü, öfke ve benzeri duyguları gizlemeyi veya belli etmemeyi başarmak değildir. Tersine istediği zaman istediği duyguyu yaşayabilmek, istediği duyguyu yok edebilmektir.
Romalılar duygusal aşırılıkları sınırlamaya dengelemek demişler. Amaç duyguları bastırmak değil, dengedir, çünkü her duygunun kendine özgü bir değeri ve önemi vardır.
Düşüşler en az çıkışlar kadar hayata bir tat katar. Kendi duygularını tanıyan ve idare edebilen, başkalarının duygularını okuyup onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilir. Bunu yapabilen kişiler hayatın her alanında avantajlıdır.
Aristo duygusal hayatımızı akıllıca yönetmeye çağırır bizi. Tutkularımız; düşüncelerimizi, değerlerimizi, yaşam mücadelemizi yönlendirir ve iyi kullanıldığında bir bilgelik içerir. Ancak kolayca yoldan çıkabilirler. Çoğu zaman olan da budur. Aristo’nun da gözlemlediği gibi sorun duygusallıkta değil, duyguların ve ifadelerin uygunluğundadır. Sorulması gereken soru ise şudur: duygularımızı akılla nasıl birleştirebiliriz?
Kant’ın ifadesini hatırlayalım: Bilgilerimiz duyularımızla doğar oradan zekâya geçer, akılla tamamlanır.
Zekânın en önemli işlevi aklı tetiklemek, ona işlerlik kazandırmaktır. Böylece akıl yeteneğini kullanan insan bireysel gelişimini sağlayacaktır.
Akla işlerliğini kazandıran zekâ üzerinde son yıllarda yapılan araştırmalar iki çeşit zekâ olduğu tezini ortaya koymuştur. Bilişsel zekâ, duygusal zekâ. İngilizce Intelligence Quotient kelimelerinin baş harfleri olan IQ ile ifade edilen bilişsel zekânın doğuştan var olduğu, değiştirilemeyeceği, seviyesinin yükseltilemeyeceği, Emotional Quotient’ın baş harfleri olan EQ ile ifade edilen duygusal zekânın ise zaman içinde geliştirilebilmesinin mümkün olduğu ifade edilir.
Duygusal zekâsı yüksek olan insanların ortak özellikleri şöyle sıralanıyor:
Empati kurma yeteneği, zorluklar karşısında pes etmeme, hayal kırıklıklarını objektif değerlendirebilme, geçmişle ilgili pişmanlık duymama, bunu hatalardan ders alma haline dönüştürebilme, pratik ve politik olma, vb.
California Üniversitesi’nden psikolog Jack Block ergenlik yaşlarında yüz kadar kadın ve erkek üzerinde yıllar boyu süren bir çalışmanın verilerini analiz etmiş ve istatistikî yöntemlerle duygusal zekâdan bağımsız olarak yüksek IQ düzeyinin kişilik ve davranışlarla ilintilerini, IQ’dan bağımsız olarak duygusal zekâyı değerlendirmiştir. Bulduğu farklar şöyledir:
Saf yüksek IQ tipi (yani, duygusal zekâdan ayrı tutulmuş olan), adeta, zihin dünyasında uzman, ancak kişisel dünyada yetersiz bir entelektüelin karikatürüdür. Profiller kadın ve erkeklerde hafif farklılık göstermektedir. Yüksek IQ’lu erkek, bekleneceği gibi, geniş bir entelektüel ilgi ve yetenekler dizisine sahiptir. Hırslı, üretken, istikrarlı, sebatkar ve kendi sorunlarını dert etmeyen birisidir. Ayrıca eleştirici, tepeden bakan, titiz, duygularına gem vuran, cinsellik ve duygusal deneyimler konusunda tutuk, kendini açmayan, mesafeli, duygusallık açısından ise kayıtsız ve soğuktur.
Buna karşılık, duygusal zekâsı yüksek erkekler, sosyal açıdan dengeli, dışa dönük ve neşeli, korkaklığa veya derin düşünmeye yatkınlığı olmayan kimselerdir. İnsanlara ve davalara bağlanma, sorumluluk alma, etik bir görüşe sahip olma özellikleri dikkat çeker. İlişkilerinde başkalarına karşı sevecen ve ilgilidirler. Zengin, ama yerli yerinde bir duygusal yaşamları vardır. Kendileriyle, başkalarıyla ve yaşadıklarıyla sosyal dünyayla barışıktırlar.
Salt yüksek IQ’lu kadınlar kendilerinden beklenen entelektüel güvene sahiptir. Düşüncelerini akıcı bir şekilde ifade edebilir, entelektüel konulara değer verir ve geniş bir entelektüel ve estetik ilgi alanına sahiptirler. Bu tip kadınlar aynı zamanda kendi kendilerini tahlil edebilen, kaygıya, derin düşünmeye, suçluluk duymaya yatkın, ayrıca öfkelerini açıkça belli etmekten kaçınan (dolaylı yoldan bunu yapan) kişilerdir.
Duygusal zekâsı yüksek kadınlar ise, aksine kendini ortaya koyabilen, duygularını doğrudan dile getiren, kendi kendilerine olumlu bakan, hayatta bir anlam bulan insanlardır. Ayrıca, erkekler gibi onlar da dışa dönük, neşeli, duygularını uygun bir biçimde ifade edebilen (örneğin, sonradan pişmanlık duyulan patlamalar halinde değil) strese kolay uyarlanabilen kimselerdir. Sosyal tavırları, yeni insanlara kolayca ulaşmalarını sağlar. Kendileriyle barışık olmaları, oynak içtenlikli ve duygusal deneyime açık olmalarına yol açar. Saf IQ kadınlarının aksine, ender olarak kaygı ya da suçluluk hisseder veya derin düşüncelere dalarlar.
Bu portreler tabii ki uc örneklerdir; hepimizde IQ ve duygusal zekânın farklı bir karışımı vardır. Ancak her bir boyutun kişiye ayrı ayrı ne gibi özellikler kattığını görmemizi sağlayan bir bakış açısı sunmaktadır. Bir kişide hem bilişsel hem duygusal zekâ olduğu ölçüde, bu portreler örtüşür. Yine de insanı insan yapan niteliklerin çoğu, duygusal zekâdan gelmektedir.’
IQ’su yüksek olup okul hayatını en yüksek derecelerde tamamlayan bireyin EQ’su düşükse iş hayatında ve sosyal yaşamda problemler yaşayacağı ifade edilir. Hatta bu konuda Howard Gardner çok iddialı bir görüş ileri sürer ve IQ’nun hayattaki başarıya katkısı en fazla yüzde yirmidir, der.
Kalan yüzde sekseni ise IQ dışında kalan, sosyal sınıftan şansa kadar uzanan tüm etkenlerdir.
Sözgelimi yüksek IQ’lu birinin başarısız olmasında ve vasat IQ’lu bir diğerinin ise başarılı olmasında acaba hangi etkenler rol oynuyor? İşte bunu meydana getiren farkın duygusal zekâ denilen yeteneklerde yattığı ileri sürülür.
Özdenetim, azim, sebat, kendi kendini harekete geçirebilme, empatiyle dinleme, anlaşmazlık çözme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, umut besleme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme ve işbirliği gibi temel insan becerileri.
Konuyu hem biraz daha pekiştirmek hem de zekânın liderlikteki önemini vurgulamak için, duygusal zekâ konusunda dünyanın önde gelen isimlerinden Prof. Richard Boyatzis’e sorulan sorular ve onlara verdiği cevaplara bir göz atalım.
Liderde olması gereken en önemli özellikler nelerdir?, diye sorulmuş kendisine, verdiği cevap şu; Analitik akıl yürütme, geniş açılı düşünme, vizyon gibi entelektüel zekâ özelliklerinin liderlik için bir dereceye kadar rolü vardır. Ancak sıradışı, büyük liderleri ayırt eden şeyler duygusal zekâya dayalı yetkinliklerdir. Kişinin, yönetici mevkiine gelebilmesi için IQ açısından zaten bir elemeden geçmesi söz konusudur. Dolayısıyla yüksek mevkilerde bulunanların IQ’ları arasında göreceli olarak fark düşüktür. Üstün liderlik performansı söz konusu olduğunda ise duygusal zekâ özelliklerine sahip olmak gerekir.
Liderde olması gereken duygusal zekâ özellikleri nelerdir?
Bunları öz-bilinç, özyönetim, sosyal bilinç ve ilişki yönetimi başlıkları altında toplayabiliriz.
Mesela öz-bilinç, kendi duygularını, öz-değerlerini, yeteneklerini, güçlü ve sınırlı yanlarını bilmek ve etkilerini fark etmektir. Öz-yönetim, rahatsızlık verici duyguları denetim altında tutmak, saydam olmak, uyumlu olmak gibi özellikleri ifade eder. Sosyal bilinç ise başkalarının duygularını sezmek (empati), başkalarının düşünce ve duygularıyla yakından ilgilenmektir. İlişki yönetimi yol gösterici, motive edici, ikna edici olmak, başkalarını geliştirmek, anlaşmazlıkları çözmek, ilişkiler ağını kurmak, işbirliği oluşturmak gibi özelliklerden oluşur. Bu özellikler, insanları ortak hayallere çeker, kişilerin beklentileri ile örgüt hedefleri arasında bağlantı kurarak, insanlar arasındaki ilişkileri olumlu yönde etkiler, insan girdisine değer vererek, bağlılık sağlar, organizasyonlarda ahenk yaratırlar.
Lider olmak için neden duygusal zekânın yüksek olması gerekir?
Lider olmak için değil ama iyi ve sıra dışı lider olmak için duygusal zekânın yüksek olması gereklidir. Liderlerin birincil görevi kolektif duygulara olumlu bir yön vermek ve zehirli duyguların yarattığı olumsuzluğu yok etmektir. Bu görev yönetim kurulu odasından fabrikadaki lidere kadar her seviye için geçerlidir.
Duygusal zekâsı yüksek lider, insanları nasıl etkiler?
Gurubun hedeflerine ulaşması, liderlerin diğerlerinin duygularını ne derece iyi yönetip yönlendirdikleri ile bağlantılıdır. Yani duygusal zekâ düzeylerine bağlıdır. Duygusal zekâlı bir liderin altında çalışanlar fikirlerini rahatlıkla paylaşır, birbirinden ders alır, birlikte kararlara varır ve işlerin yapılmasını sağlarlar.
Büyük bir değişimin ve belirsizliğin ortasında bile hedef odaklı kalmalarına yardımcı olan duygusal bağ oluştururlar. Çalışanların hislerine uyum sağlayamayan, empati göstermeyi, ya da grubun duygularını doğru okumayı başaramayan liderler ise, duygusal zekâdan yoksun başarısız liderlerdir.
Peki demokrasi ile ‘Duygusal Zekâ’ arasında bir ilişki var mıdır? Francis Moore Lappe ve Paul Martin Du Bois böyle bir ilişkinin var olduğunu hatta bu ilişkinin sıkı bir ilişki olduğunu ifade ederler. Onlara göre bireylerin duygusal zekâ düzeyleri ne derece yüksek ise, demokrasi o topluma o ölçüde mal olmuştur.
Çünkü bireyler ben merkezli odaklandıklarından uzaklaşmış ve dürtülerini bir kenara bırakmışlardır. Empatiye, olaylara başkasının açısından bakmaya başlamışlardır.
Bilindiği gibi empati ilgiye, hayırseverliğe, ve şefkate yol açar.
Bir şeyi başkasının açısından görebilmek, önyargılı kalıpları kırar, hoşgörüyü ve farklılıkların kabulünü sağlar. Bunlar giderek çoğulcu bir nitelik kazanan toplumda, insan!arın karşılıklı saygı içinde yaşamalarını ve verimli bir toplumsal diyalog yaratmalarını ortaya çıkarır.
Ve bunlar demokrasinin temel sanatlarıdır.
Aydınlanma çağı düşüncesinin bazını aklı işler kılma ve yüceltme oluşturur. İşte bu çağda doğmuş masonluk da; işler aklı, ürün veren aklı hep ön planda tutmuştur. Ürün veren her mükemmel çalışma özgürlük içinde oluşacağına göre, akla işlerlik kazandıran zekânın da özgür olması gerekir. Eğitimsizlik, cehalet, bağnazlık, kişisel çıkarlar, kişisel tutku ve aklın emrinde olmayan hırs, haset, kıskançlık, olumsuzluk, yıkıcılık, bozgunculuk, olaylara negatif yaklaşma ve benzeri unsurlar zekâyı kilitlemekte, aklı ürün vermez hale getirmektedir.
Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken
Weitere Beiträge aus dem Forum WORLDNET
Ähnliche Beiträge wie "Zeka,Akıl,IQ Üzerine"
Draft von OVW zu FCW - Angel (Dienstag 19.02.2008)
DOSTLUK ÜZERINE .... - Turbi (Freitag 18.05.2007)
Arkadaslik Üzerine - close (Samstag 16.04.2005)
Zeka (Temel) - Resul (Dienstag 03.01.2006)
