YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ

Www.RadyoTurkuler.de.vu
Verfügbare Informationen zu "YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ"

  • Qualität des Beitrags: 0 Sterne
  • Beteiligte Poster: BEDOCAN - -sevtap- - bulut70 - GüLoC@N
  • Forum: Www.RadyoTurkuler.de.vu
  • Forenbeschreibung: Www.RadyoTurkuler.de.vu
  • aus dem Unterforum: Siirler
  • Antworten: 4
  • Forum gestartet am: Samstag 23.09.2006
  • Sprache: türkisch
  • Link zum Originaltopic: YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ
  • Letzte Antwort: vor 16 Jahren, 3 Monaten, 6 Tagen, 8 Stunden, 32 Minuten
  • Alle Beiträge und Antworten zu "YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ"

    Re: YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ

    BEDOCAN - 25.09.2006, 20:46

    YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ
    AH ULAN RIZA

    Neden halâ gelmedi, yoksa
    Saati mi şaşırdı hıyar?
    Gerçi hiç saati olmadı ama
    En azından birine sorar.

    Cebimde bir lira desen yok,
    Madara olduk meyhaneye!
    Ah eşşek kafam benim,
    Nasıl da güvendim bu hergeleye!

    Gelse, balığa çıkacaktık,
    Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
    Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
    Enteresan hayâllere dalacaktık.

    Bu sandalı geçen hafta denk getirip
    Çalıntıdan düşürdük.
    Arkadaşlar ısrar etti,
    Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

    Saat sekizde gelecekti,
    Bana birkaç milyon borç verecekti.
    Yoksa o nemrut karısı kaçtı da
    Onun peşinden mi gitti?

    Eğer öyleyse yandık,
    Gudubet gene yaptı yapacağını!
    Geçen sene de merdivenden itip
    Kırmıştı Rıza'nın bacağını.

    Abi, kadında boy şu kadar;
    Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
    Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
    Ya horlarken Rıza'yı boğacak!

    Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,
    Ben olsam, vallahi baş edemem!..
    Hele beş tane velet var ki boy-boy,
    Allah'tan düşmanıma dilemem!

    Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,
    Herkesin suyuna gider.
    Yoksa, kalıba vursan hani,
    Tek başına on tane adam eder!

    Bir keresinde, hiç unutmam
    Üç-beş zibidi haraca dadandı;
    Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
    Herifleri hastaneye kadar kovaladı!

    Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
    Aynı kafadaydık.
    Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
    Biz, başka havadaydık.

    Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
    Aynı takımı tutardık.
    Fener'in her maçına iddialaşıp
    Millete az mı yemek ısmarladık!..

    Bir tek askerde ayrıldık,
    Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.
    Döner dönmez evlendirdiler,
    En büyük salaklığı da bu oldu!..

    Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.
    Hep tek tabanca gezdim.
    Benim beğendiğimi anam istemedi,
    Onun gösterdiğini ben sevmedim.

    Neyse, bunlar derin mevzu...
    Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
    Ufaktan yol alayım
    Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek!..

    Gittim, vurup kafayı yattım;
    Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
    Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
    Hastaneye kavuşmadan can verdiğini!..

    Vay be Rıza!..
    Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!
    Dün, boşuna günahını almışım,
    Ne olur, kızma bu kardeşine!

    Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler
    Ne kolay söylediler!
    Sanki dev bir taş ocağını
    Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

    Ah dostum... o kocaman gövdene
    O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
    O zalim tabutun tahtalarını
    Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

    Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
    Yani bir daha olmayacak mısın?
    Yani bir daha borç vermeyecek,
    Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

    Peki, beni kim kızdıracak,
    Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
    Peki, beni bu köhne dünyada
    Senin anladığın kadar kim anlayacak?

    Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
    Ne acayip şeyler yapacaktık...
    Totoyu bulunca dükkân açacak,
    Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.

    Talih yüzümüze gülecekti be!..
    Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
    Hafta sonu iki yavru kapıp
    Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!

    Ah ulan Rıza... bu mahallenin,
    Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
    Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
    Benim en kıral arkadaşımdın!..

    Ah ulan Rıza... ben şimdi,
    Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
    Senden ayrılacağımı sanma,
    Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim!..


    AYRILIK HEDİYESİ
    Şimdi saat sensizliğin ertesi
    Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın
    Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
    Bir ben kaldım tenhasında gecenin
    Avutulmamış bir ben...

    Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
    Ki bu yaşlar
    Utangaç boynunun kolyesi olsun
    Bu da benden sana
    Ayrılığın hediyesi olsun

    Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
    Ekmek çalmadan doyurabilmek
    Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
    Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
    Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun...
    Şimdi iyi niyetlerimi
    Bir bir yargılayıp asıyorum
    Bu son olsun be... bu son olsun!
    Bu da benim sana
    Ayrılırken mazeretim olsun!

    Şimdi saat yokluğunun belası
    Sensiz gelen sabaha günaydın!
    İşi-gücü olanlar çoktan gitti
    Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
    Hiç uyumamış bir ben...

    Şimdi dişlerimi sıkıp
    Dudaklarıma kanamayı öğrettim
    Ki bu kızıl damlalar
    Körpe yanağında bir veda busesi olsun
    Bu da benden sana
    Heba edilmiş bir aşkın
    Son nefesi olsun...

    Kafamı duvara vurmadan
    Tanıyabilmek seni
    Beyninin içindekileri anlayabilmek
    Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
    Bütün saatleri öylece durdurabilmek için
    Çıldırasıya paraladım kendimi
    Lanet olsun!
    Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
    Olsun be! ne olacaksa olsun!
    Bu da benim sana
    Ayrılırken şikayetim olsun

    Gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun
    Her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun
    İsterim sen de yan ömrüne hep ağla
    Hep ağla bu benden son dua
    Bu benden ayrılık hediyesi olsun


    BAŞIM BELADA

    Bugün, düşünemeyeceğin kadar
    Başım belada!
    Köşe başları tutulmuş,
    Üstelik yağmur yağmada..
    İler-tutar yanı yok!
    Fişlenmişim, adım-eşkalim bilinmekte.
    Üstelik, göğsümde, yani tam şuramda,
    Kirli sakalıyla
    Bir eşkıya gezinmekte..

    Başım belada!
    Adamın biri vurulmuş sokakta,
    Cebinde adresim bulunmuş..
    Başım belada!
    Tabancamı unutmuşum helada.
    Nerden baksan tutarsızlık,
    Nerden baksan ahmakça!

    Sevdim, inanamayacağın kadar,
    Sevdim seni esmer kız..
    Kirpiklerimde çırpınan
    Şu tuzlu gözyaşımda
    İhanetin adı yok!
    Neylersin ki çember daralmakta..
    Şimdilik hoşça kal yaban çiçeğim.
    Yasal mermisiyle,
    Bir komiser yaklaşmakta..

    Başım belada!
    Üzerime kan sıçramış doğarken.
    Uykularım yarıda kalmış.
    Başım belada!
    Senelerce kuralsız yaşamışım,
    Nere gitsem çaresi yok,
    Nere gitsem yanmışım..

    CEYLAN SENİ VURAMAM

    Beni görünce kaçma ne olur
    Ceylan ben seni vuramam
    Saklanıp beni süzme ne olur
    Ceylan ben seni vuramam

    Tenhalarda bir gölgeyim
    Kimse bilmez ben nerdeyim
    Zalim bir avcı değilim
    Ceylan ben seni vuramam

    Dağlarda gezer dururum
    Akşam olur kaybolurum
    Belki ben de vurulurum
    Ceylan ben seni vuramam

    Vuramam vuramam
    Ceylan ben seni vuramam


    DAĞLARDA KAR OLSAYDIM
    Şu dağlarda kar olsaydım...
    Bir asi rüzgar olsaydım...
    Arar bulur muydun beni,
    Sahipsiz mezar olsaydım?

    Şu yangında har olsaydım...
    Ağlayıp bizar olsaydım...
    Belki yaslanırdın bana,
    Mahpusta duvar olsaydım...

    Şu bozkırda han olsaydım,
    Yıkık, perişan olsaydım...
    Yine sever miydin beni,
    Simsiyah duman olsaydım?

    Şu yarada kan olsaydım,
    Dökülüp ziyan olsaydım...
    Bu dünyada yerim yokmuş,
    Keşke bir yalan olsaydım!..



    İNCİNEN GURUR
    Pencereden baktığımda görüyorum
    Senin yüzün incir yaprağında
    Senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen
    Bir kedinin kıvraklığında

    Aynada dururken görüyorum
    Kırmızı öpüşün sol yanağımda
    Dişimi fırçalarken senin ağzın
    Serin suların berraklığında

    Rakı devrilmiş masalarda yokluğun
    Veya benden önce kalkıp gitmişliğin
    Gece boyu dolandığım barlarda
    Sarhoşlara tekrarladığım adın
    Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda

    Dökülmek istemiyorum hayır
    Çingene çiçekçiler habire yaltaklandığında
    Bilmediğim soruların açtığı çukuru
    Yalanlarla doldurmak istemiyorum

    Seni kaybettim galiba
    İki taşın arasında kaldım
    Bu, benim hatam değildi
    Seni ben çook geç tanıdım

    Derin acılar bahçıvanı
    Yüreğime ne ektin böyle...
    Aşk korkağını bağışlar mı?
    Söyle...

    Aramak ne kötü herkeste seni
    Her gözde bulup yanılmak seni
    Ah turuncu rüyalar güzeli
    Hem kendini yok ettin
    Hem beni

    Başka ne acıtabilir içimi
    Yaşım kırkı devirmişken
    Seni böyle patavatsızca sevmişken
    Ve, tam aynayı güneşe çevirmişken
    Başka ne...

    Seni vefasız aşklara bırakıyorum
    Yüzümü kırılan bardaklarda ara
    Düşünme ben ne olurum
    Sanırım bi daha onarılmaz
    İncinen gururum


    KIZIN ADI ÖZGÜRLÜK

    Minnacık bir kız vardı
    Bir ormanda yaşardı
    Karanlıkta kaybolsak
    Elimizden tutardı

    Yürüdüğü kırlarda
    Papatyalar açardı
    Omuzundan güvercinler uçardı

    Öldürdüler yarım kaldı
    Dudağında son gülücük
    Yalnızca bir adı kaldı
    Kızın adı özgürlük

    Minnacık bir kız vardı
    Göğsüne gül takardı
    Beyaz bir at üstünde
    Bulutlara konardı

    Irmağın aynasında
    Saçlarını tarardı
    Yüzünü ay ışığıyla
    Yıkardı

    Minnacık bir kız vardı
    Yüreği kuş kadardı
    Tutunca rüzgar olur
    Bir su gibi kayardı

    Geciken şafaklarda
    Yıldızları yakardı
    Uyanınca seher yeli
    Kokardı

    Öldürdüler yarım kaldı
    Dudağında son gülücük
    Yalnızca bir adı kaldı
    Kızın adı özgürlük

    NEYLERSİN

    Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
    Sevgilim gülümse, her şey unutulur
    Suskunuz bu akşam üstü
    Hasrete yanmışız, neylersin

    Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
    Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
    Sen de anladın ki yapa-yalnızız...
    Buluşmamız yasak,
    Görüşmemiz uzak...
    Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
    Neylersin...

    Ah güzelim,
    İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
    Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
    Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
    Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
    Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
    Bir film sahnesi gibi
    Akar gider ayrılık,
    Neylersin...

    Biz zaten hiçbir romanda
    Kendi hayatımıza rastlamadık.
    Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
    Ve bitin bulmacalar yarım bırakılmıştı.
    Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
    Oysa, tuttuğumuz balıkları bile
    Yeniden denize bağışlamıştık.
    Biz, hayata dair
    Hiçbir yanlış yapmamıştık...
    Neylersin...

    Biz bu sonucu hak etmedik,
    Hayır etmedik...
    Ömrümüz bu talana lâyık değildi.

    Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
    Hiç gülmedi yüzümüz,
    Hiç büyümedi gülümüz...
    Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
    Biliyorsun,
    Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz...

    Bir gün, bu öykünün sonuna gelince
    Ansızın desem ki: hoşça kal canım!
    Unutursun,
    Mecburen unutursun...
    Yıldızlar söner, bu aşk da biter!
    Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.
    Neylersin...

    Ah bebeğim, ah.. .
    Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,
    Dudaklarına sızınca fark edersin.
    İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,
    Ayrılık, ölümden üste yazılınca,
    Gideni durdurmaya yetişmez sesin...
    Bir inme gibi
    Dolanır bedeninde pişmanlıklar,
    Neylersin...

    Biz zaten hiçbir sinemaya
    Tam vaktinde yetişemedik.
    Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı.
    Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
    Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.
    Oysa Nuh'un gemisinde bile
    Bize yer kalmamıştı.
    Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.
    Neylersin...

    Biz bu aşkı sürdüremezdik,
    İnan, sürdüremezdik...
    Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.

    Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur...
    Unutmasan bile artık
    Unutur gibi yapacaksın.
    Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
    Hiç bitiremediğim
    Bir şiir olarak kalacaksın...


    KİM SUSTURABİLİR
    Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
    Biz ki bu hasreti,
    Semahların seyrinden alıp gelmişiz,
    Biz ki onu sitemkar anaların
    Kirpiğinden derlemişiz;
    Süzülsün de acının derin izler bıraktığı
    Gül yanaklardan,
    Yere dökülsün istememişiz!

    Bizim türkümüzü rüzgâr söyler her gece
    Ay vurdukça parıldar,
    Gün doğdukça hız alır.
    Nevruz ateşleriyle sağaltarak
    Çırpınan yarasını,
    Can havliyle, kardaş,
    Kan içinde bir kartal gibi,
    Vadilere saldırır!

    Türkülere ilişmeyin!
    Türküler nehirdir, gecenin bağrına akar.
    Fazla eşelemeyin kardaş,
    Taşınca ne siperler kalır,
    Ne dev barikatlar.
    Deşmeyin diyorum... deşmeyin!..

    Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
    Biz ki nice amansız badirelerde,
    Serden geçmişiz.
    Biz ki, ilmikler boynumuza takılıyken bile
    Türkü söylemişiz.
    Sonra ırmak boylarında gövertip,
    Körpe otların serinliğinde,
    Dağlara emanet etmişiz!

    Biz ki her yangının külünden,
    Diri canlar yaratmışız.
    Biz ki mazlumların defterine
    Kanlı resimlerle sıralanmışız.
    Banaz yaylasından Kerbela'ya
    Kar götürsün turnalar!
    Ölürüz sanma kardaş,
    Dostun attığı gülden yaralanmışız...

    Türküleri dövmeyin!..
    Türküler gökyüzüdür, karanlığa yıldızlar çakar..
    Üstümüze gelmeyin kardaş,
    Namuslu bir delikanlının
    Alnında kavga ışıldar!
    İncitmeyin diyorum... incitmeyin!..

    Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
    Biz ki Karacaoğlan'ı aşkla,
    Veysel'i toprakla yüceltmişiz...
    Biz ki Köroğlu'nun narasıyla nice beyleri
    Yere çökertmişiz!
    Yine de masum bir bebek gibi,
    Avuç-avuç sevdamızı,
    Kalanlara vasiyet etmişiz...

    Adam dediğin, sapına kadar yiğit olmalı,
    Ne karıncayı incitmeli,
    Ne de ozanları yakmalı...
    Öyle sansar gibi pusu kurup
    Punduna getirmek de neymiş?
    Adam dediğin, kardaş,
    Yüreği varsa eğer,
    Getirip ortaya koymalı!..

    Türküleri yakmayın!..
    Türküler çiçektir, en umutsuz zamanlarda açar.
    Kavgayı uzatmayın kardaş,
    Yüzyıllardır tuz döke-döke
    Çürüdü bu yaralar,
    Kanatmayın diyorum... kanatmayın!..


    YÜREĞİM KANIYOR

    Sakin göllerin kuğusuyduk,
    Salınarak suyun yanağında.
    Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin.
    Sonumuzun adım-adım
    Yaklaştığını görürdük...

    Yarılan ekmeğin buğusuyduk;
    Paylaşılan zeytin tanesinin,
    Yüzümüze saldıran yağmur avanesinin.
    Biz hep üşüyen burnumuzu
    Avucumuzda hohlayarak yürürdük.

    Hiçbir hesabımız yoktu kimseyle.
    Hiçbir aykırı yanımız,
    Hiçbir yalanımız...
    Gözüm yaşarıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    Olmasaydı sonumuz böyle!..

    Biri, saksımızı çiğneyip gitti.
    Biri, duvarları yıktı,
    Camları kırdı.
    Fırtına gelip aramıza serildi.
    Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri
    Her şeyi kötüledi,
    Bizi yaraladı...

    Biri şarabımızı döktü,
    Soğanımızı çaldı.
    Biri, hiç yoktan vurdu,
    Kafeste garip kuşumuzu!
    Ciğerim yanıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    Solmasaydı gülümüz böyle!.

    Dağlarda çoban ateşiydik,
    Sarmalayarak acı bir sevda masalını
    Ve hıçkırarak
    Hırçın rüzgârların kavalını...
    Namlunun, bağrımıza
    Sinsice sokulduğunu bilirdik...

    Ceylanın pınara inişiydik,
    Vedalaşan birkaç damla gözyaşının;
    Tenine kan bulaşan
    O masum çakıl taşının...
    Oysa biz dualarımızda hep
    Birbirimizden daha önce
    Ölmeyi dilerdik...

    Bazı sorumluluklarımız vardı,
    Hayata ilişkin.
    Bazı basit sorularımız,
    Anlaşılır bazı sorunlarımız...
    Göğsüm daralıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    İncinmeseydi gençliğimiz böyle...

    Birer yolcuyduk,
    Aynı ormanda kaybolmuş.
    Aynı çıtırtıyla ürperen birer serçe.
    Hep aynı kaderde buluşurduk
    Sevmeye tutuklu gibi...

    Birer tomurcuktuk hayatın kollarında.
    Birer çiğ damlasıydık,
    Bahar sabahında,
    Gül yaprağında...
    Dedim ya,
    Hiç yoktan susturuldu şarkımız!
    Yüreğim kanıyor,
    Yüreğim kanıyor...
    Bitmeseydi öykümüz böyle!..



    Re: YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ

    -sevtap- - 28.10.2006, 20:10


    Emegine Yüregine Saglik Paylasim icin Tsk ederim



    Re: YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ

    bulut70 - 18.11.2006, 11:35

    teşekkürler
    bedocan emeğine sağlık paylaşımından dolayi teşekkürler cannn



    Re: YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ

    GüLoC@N - 21.12.2006, 17:39


    TskLer Can emeGine sagLik



    Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken



    Weitere Beiträge aus dem Forum Www.RadyoTurkuler.de.vu

    Ay Isigi Yana Yana - Ferhat Tunç - gepostet von merthan am Samstag 12.05.2007
    208 karisik VIDEO KLIPler - gepostet von antepli am Mittwoch 18.10.2006
    2090 yılının lewhaları - gepostet von BEDOCAN am Donnerstag 28.12.2006
    Ayşegül - N'ettim Size - gepostet von GüLoC@N am Freitag 02.02.2007



    Ähnliche Beiträge wie "YUSUF HAYALOĞLU ŞİİRLERİ"

    Sami Yusuf-Hasbi Rabbi - asrinteam (Freitag 30.03.2007)
    Yusuf bei den Simpsons - Foreigner (Mittwoch 03.01.2007)
    Cat/Yusuf auf MySpace - Foreigner (Samstag 24.02.2007)
    Yusuf bei "Verstehen Sie Spaß?" - Foreigner (Samstag 10.02.2007)
    Yusuf Islam auf YouTube - Foreigner (Dienstag 19.12.2006)
    Ilahije - Sami Yusuf - Adrija (Freitag 19.01.2007)
    Sami Yusuf Video klipleri - AdminResul (Mittwoch 13.06.2007)
    [SUN] Sami Yusuf - Mother (Annem) - alemciler (Sonntag 04.06.2006)
    Yusuf Islam - An other Cup - killer (Donnerstag 21.12.2006)
    YUSUF HARPUTLU - YALAN (2006) - alibutto (Montag 29.01.2007)