Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?..

DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
Verfügbare Informationen zu "Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?.."

  • Qualität des Beitrags: 0 Sterne
  • Beteiligte Poster: dersim
  • Forum: DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
  • Forenbeschreibung: Dersim-Zaza Platformu
  • aus dem Unterforum: PKK_A. ÖCALAN
  • Antworten: 3
  • Forum gestartet am: Dienstag 05.12.2006
  • Sprache: türkisch
  • Link zum Originaltopic: Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?..
  • Letzte Antwort: vor 12 Jahren, 2 Monaten, 2 Tagen, 15 Stunden, 36 Minuten
  • Alle Beiträge und Antworten zu "Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?.."

    Re: Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?..

    dersim -

    Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?..


    Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?..

    a.dilipak@vakit.com.tr

    Pazartesi, 10.08.2009 - 03:53

    Yeşil “out”, Pilot Necati “in”!

    Bu son Ergenekon iddianamesinde ilginç bir ayrıntı var. “Gizli Tanık GALİP'in alınan ifadesinde; örgütte Pilot Necati olarak bilinen şahıstan ve bu şahsın Abdullah Öcalan ile olan ilişkisinden bahsetmek istediğini, Pilot Necati'nin mesleğinin pilotluk olduğunu, Ağrılı olduğunu bildiğini, Abdullah Öcalan'ın pilot Necati’nin ‘devletin adamı’ olduğunu, ‘kendisini kontrol etmek üzere görevlendirildiği’ni, kendisine Ankara’dayken para yardımı yaptığını; fakat Pilot Necati’nin kendisini kontrol edemediğini, kendisinin onu kullandığını ve birtakım bilgiler aldığını, bundan dolayı da devletin kendileri üzerine gelmediğini beyan ettiğini, Pilot Necati'nin Abdullah Öcalan'a üstü kapalı olarak “Sen bir kuşsun, istediğimiz zaman seni pişirip yeriz” dediğini söylediğini, Abdullah Öcalan ile Pilot Necati'nin ilişkisinin 1976-1977 yıllarında başladığını ve Abdullah Öcalan'ın yurtdışına çıkana kadar devam ettiğini, Abdullah Öcalan'ın Pilot Necati'nin bir uçak kazasında öldüğünü, Yalçın Küçük'ün kendisine söylediğini beyan etmiştir.”
    Kesire’yi biliyoruz. Kesire’nin babasını da.. İpin ucu MİT’e çıkıyor.. Google’a girin bakın, daha neler anlatılıyor. Ben aşağıya bunlardan kısa bir özet yapmaya çalışacağım.
    Apo’nun derin ilişkileri 1976’lara dayanıyormuş.. Yani CHP-MSP koalisyonunun sonu, 1. MC’nin başlangıcı.. Yani Demirel dönemi..
    Apo’nun Şam’da kaldığı dairenin altında ve üstünde kimin oturduğunu da biliyoruz..
    Mesut Yılmaz ve Çevik Bir de bu hikayeyi biliyor. Demirel de.. “Yeşil” bilmiyor olamaz.. DTP’liler olsa olsa bilmek istemiyor olabilir.. Yani Apo bilinmeyen, yabancı biri değil. İşin başından beri biliniyor.. 80 sonrası yükselişi, Komkar ve Rızgari’yi kontrol altına alıp, Irak ve İran’daki Kürtler üzerinde etkili olacak bir organizasyonla ilgili. Apo sonradan kontrolden çıktı.. Bana göre, bu iddia da gerçeği tam olarak ifade etmiyor. Bana göre asıl gerçek, “bölgenin insansızlaştırılması” ile ilgili.. Yani sorun, tek başına “Kürt sorunu” değil. Süryani, Dürzi, Türk, Kürt, Alevi herkes var işin içinde.. Gizli tanık Galip’in anlattıkları, cümle cümle incelendiğinde, aslında benim ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır..
    Apo, Kürt Ergenekonunun 1 Numarasıdır. İş “sayın başkan”, ya da “bebek katili” tanımlaması ile geçiştirilemeyecek kadar karmaşık bir sorundur.. Kimine göre ise Kürt Ergenekonunun 1 Numarası Pilot Necati idi. Pilot Necati de Yeşil gibi, sağ mı, ölü mü olduğu belli değil.. Ankara’da Pilot Necati adına bir mezar olsa da, kimine göre Apo, Kenya’dan Türkiye’ye getirildiğinde ona uçakta “hoşgeldin” diyen kişi “Pilot Necati” idi..
    Apo gerçeğini Evren bilir.. Beşar Esad da, Putin de bilir.. Yunanistan da bilir, Almanlar da, Amerikalılar da, İngilizler de, Fransızlar da, İtalyanlar da, İsrail de, Lübnan, Ürdün istihbaratı da bilir.. PKK, tek başına bir özgürlük hareketi ya da terör örgütü filan da değil.. Görüntü de her iki özelliklere de sahip, uluslararası bağlantıları olan siyasi bir organizasyondur..
    Baykal bunu bilmiyor mu, Bahçeli bilmiyor mu, Erbakan bilmiyor mu, Çiller bilmiyor mu?
    Ama gerçeği söylemek kimsenin işine gelmiyor.. Aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine birileri kendilerine iktidar ve servet üretiyor..
    Sahi, Mumcu neden öldürüldü. Ceyhan ya da Güldal Mumcu olanları bilmiyor mu? Ve neden susuyorlar! Ceyhan Mumcu Perinçek’in, Güldal Mumcu Baykal’ın yanında ne arıyor!
    Ergenekon’un dehşet senaryolarına baktınız mı? Güya bir bilim adamı, Gürüz arkadaşına neler söylüyor: “K. GÜRÜZ: Ya kardeşini kardeşini kesmiş adam ya. Bunun şakası yok abicim. (...) Atatürk arkadaşlarını asmış...” Demirel reddetse de devlet adam öldürüyormuş demek ki!..
    Özbek, MHP’ye yakın bir adammış, ama Cumhuriyetçilere el altından kaynak aktarıyor.. Öbür yandan ülkücü gençleri Cumhuriyet’i basmaya gönderiyorlar.. “Kurşun sıkan da, yiyen de bizden” hesabı.. Çiller bu konuyu çok güzel özetlemişti aslında.. “Bebek katili” (?!) “Sayın Öcalan”ı, Askeri savcı, Milliyetçi abi Baki Tuğ, yakalandığı halde neden bırakmış, bunu kendisine sormak gerek!
    Ha bu arada, “Bizim iyi çocukların Ergenekon”u da, halkı galeyana getirmek için, Ankara’daki bir alışveriş merkezindeki buz patenine, çocukların yoğun olduğu saatte bomba patlatmak üzere plan yapmış.. “Maksat vatan kurtulsun”, biliyorsunuz, “her şey vatan için...”
    Özbek deyip geçmeyin, Tuncay Güney’den eksik kalır yanı yok.. “‘Milliyetçi’ lokomotif tamircisi bir dönem Kırıkkale MHP’nin başkanlığını da yaptıktan sonra 1975 yılında sendika genel başkanlığını ele geçiriyor. İşte bu tarihten sonra da Mustafa Özbek ve yakınları için servet ve güç anlamında önlenemez yükseliş başlıyor. Kendi deyimiyle ‘37 yıllık sendika, 34 yıllık başkanlık hayatı’ boyunca onlarca, daire, bir o kadar arsa, villa sahibi vatandaşa dönüşüyor. Bu arada sendikanın 10 milyonlarca lirası da aileye aktarılmış. Ve hâlâ sendika başkan ve yöneticileri onunla gurur duymaya devam ediyorlar..
    Özbek bir ara MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin karşısında muhaliflerini desteklemişti. Bir ara ‘Demirelci’ bile oldu.. ‘Tansu Çillerci’, ‘Mehmet Ağarcı’ ve bugün ‘Ulusalcı’. Bu kimlikleri kurduğu vakıf ve ‘stratejik’ araştırma şirketleriyle destekliyor. Bu arada Türkmen Boyları Federasyonu’nu kuran Mustafa Özbek, kendisini ‘Yörük Türkmen Beyi’ ilan ediyor.
    Peki Apo kim? Bir dönem dindar, daha sonra Milliyetçi. Sonra devlet için çalışıyor. Ardından Kürtçü. 1970’lerde Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi, Devrimci Doğu Kültür Ocakları üyesi ve 1975 yılında da Ankara Yüksek Öğrenci Derneği Yönetim Kurulu üyesi. Abdullah Öcalan’ın eşi Kesire Yıldırım’ın ilişkileri de derin ve karanlıktı. İddialara göre, “Kesire Yıldırım’ın babası Ali Yıldırım’ın istihbarat teşkilatları ile ilişkisi vardı. Ki bu teşkilatlar, dönemin konjonktürüne uygun olarak CIA’ya hizmet ediyordu.” Apo’nun yanında bir isim daha vardı, bu da TSK’dan emekliye sevkedilen Ağrılı pilot Necati Kaya.. Abdullah Öcalan, İmralı’da yargılandığı sırada kendisine Necati Kaya ile ilgili de soru yöneltildi. Öcalan, “Sanıyorum 1982 yılında kullandığı zirai ilaçlama uçağı düşmüş ve ölmüş” diyordu. “Mahkeme, nedense bu kadar izahı yeterli görüyor ve konunun üzerine gitmiyordu.”
    Apo’ya göre PKK’nın kuruluş aşamasında hem Kesire Yıldırım, hem pilot Necati Kaya, büyük parasal destek ve silah sağlamışlardı. Resmi kayıtlara göre 1956 doğumlu, Farzanda’dan olma Rafida’dan doğma Necati Kaya, 09.09.1982’de vefat etmiş ve 11.09.1982’de de gömülmüş. Şu anda Ankara’da Karşıya Mezarlığındaki Ada: M/7, Parsel 291 nolu kabrinde yatıyor. Necati Kaya o sıralarda Ankara/Emek mahallesinde ikamet ediyor. Eş, anne, baba, kardeş, arkadaş, akraba, çocuk var mı bilmiyoruz. Mezarda yatan kişinin Necati Kaya olup olmadığı konusunda da çeşitli iddialar var.
    Öcalan, Başbakan’a mektup yazmadan, Kürt sorununa çözüm önermeden önce, toplum olarak kafa karışıklığından kurtulmamız için bu sorulara cevap vermeli. Türkiye’nin derin gerçeği çözülmeden, hiçbir sorun çözülemez.. Hiçbir çözümün uygulanma şansı yoktur.. Öcalan, Ergenekon davasında tanık olmalı.. Söyleyecek çok şeyi olduğu bir gerçek..
    Ahiret gününe inanıyor mu bilmem ama, hatırlatmak isterim ki; İslâm inancına göre “haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır.” Allah her şeyi, görür, bilir, hüküm sahibidir. Herkesin bu dünyada yaptığı işlerin hesabının sorulacağı bir gün vardır. O zaman bu dünyada yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her şeyin hesabı sorulacak.. Onurlu olan tercih, haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olmaktır.. Hatanın neresinden dönülürse kârdır.. Bir topluluğa olan düşmanlığımızın, bizi onlar hakkında haksızlığa sevketmemesi gerekir..

    Selam ve dua ile..


    http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=15155



    Re: Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?..

    dersim -

    Kürtlerin Yeşil’i Pilot Necati_Nevzat Çicek, NOKTA




    Kürtlerin Yeşil’i Pilot Necati

    Dem: 11.01.2007 Sehet: 20:23

    Sernivîs: Haber_Yorum_Kurdistan


    Rizgarî Online/ 'Pilot Necati' ve Abdullah Öcalan ilişkisi üzerine yorum ve tartışmalar devam ediyor. Bir süredir basında ve değişik görüşlerdeki yazarlarca işlenen konu, Nokta Dergisi'nin bu günkü sayısında Nevzat Çiçek'in "Kürtlerin Yeşil’i Pilot Necati" başlıklı yazısıyla detaylandırılarak yayınlandı. Sözkonusu yazıyı yorumsuz olarak okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz.




    Kürtlerin Yeşil’i Pilot Necati

    PKK Tarihi üzerinde çalışan araştırmacıların en çok üzerinde çalıştıkları konuların başında Abdullah Öcalan ve MİT ilişkisi gelir. Öcalan’ın 1984–1995 yılları arasında çözümlemelerinden derlenen “Devrimin Dili ve Eylemi” kitapçığında MİT’in kendi yanına yerleştirdiği iki elemandan bahseder, bunlar karısı Kesire Öcalan ve Pilot Necati’ olarak bilinen Necati Kaya’dır. Kesire Yıldırım şu an Hüseyin Yıldırım’la evli olup yurt dışında yaşarken, Pilot Necati olarak bilinen Necati Kaya hakkında en son bilgi Öcalan’ın İmralı’daki ifadesinde göze çarptı. “1982 yılında sanırım uçağının düşmesi sonucu öldü.” Yıllar sonra Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda bulunan bir mezarın Pilot Necati olarak bilinen Necati Kaya’ya ait olduğu iddia edildi. Mezarın üzerinde bulunan resim ve uçak kabartması adeta “Pilot Necati burada yatıyor” türündeydi. Önce Necdet Pekmezci’nin yazdığı bu iddia daha sonra Nasname İnternet Sitesi’nde yayınlandı. Anka Haber Ajansı’nın haberi servise koymasından sonra ise haber Hürriyet, Yeni Şafak, gibi gazetelerde yayınlandı. Pekmezci tarafından Star, Ulusal ve Kanal Türk’e gönderilen haberi hiç kimse yayınlamamıştı. Yayınlanan haberde bir gariplik vardı, çünkü haber yayınlandığı haliyle kendi kendisini tekzip ediyordu. Fakat ortada bir gariplik vardı, bilgiler uyuşmuyordu. Necdet Pekmezci haberi yazar yazmaz kendisiyle temasa geçmiştik ama haberin ciddi bir araştırma yapılmadan yayınlanmasının doğru olmayacağını düşünmüştük. Haberin kendisine ulaştırma biçimi ve bilgilerdeki çelişkiler haberin iyi araştırılması gereğini ortaya koyuyordu, buna rağmen haber araştırılmadan ulusal basında yer aldı. Pilot Necati’yi tanıyanlar mezardaki kişinin Pilot Necati olamayacağını iddia ediyorlardı. Peki, mezardaki kişi neden pilot Necati olamazdı. Çünkü yaşı, defin yeri, ve canlı tanıkların anlatımları mezarda yatan kişinin ya isim benzerliğindeki bir kişi ya da ismin Pilot Necati ama cesedin başkasına ait olma ihtimalini güçlendiriyordu.

    Örgütün kuruluşundaki en büyük toplantı onun evinde yapılmıştı

    Pilot Necati kimilerini göre emekli hava astsubay, kimilerine göre ordudan atılma bir subay, kimilerine göre ise bir yüzbaşıydı. Fakat herkesin üzerinde hem fikir olduğu Pilot Necati’nin MİT adına PKK’ya sızdığıydı. Bu iddiayı Abdullah Öcalan çeşitli görüşmelerinde, kitaplarında dile getiriyordu. Pilot Necati Ağrı Nüfusuna kayıtlıydı ve siyasal bilgileri okuduğu söyleniyordu. Kendiside Ağrı’lı olan Abdurahman Ayhan Pilot’u Öcalan’la tanıştırmıştı. Abdurahman Ayhan görüşme taleplerimizi ret ederken, yakın çevresindeki sohbetlerde Pilot Necati’nin yakın zamanda öldüğünü ve cenazesine subayların katıldığını söylemişti. Peki, Pilot Necati neden bu kadar önemliydi. PKK’nın kuruluş aşamasında özellikle çok büyük lojistik destekler sağlamış ve ciddi anlamda maddi katkı vermişti. Öcalan’a göre bu kadar destek vermesinin altında hem hareketi kontrol altına almak hem de hareketi doğmadan boğmak yatıyordu. Abdullah Öcalan’ın Ankara’daki çalışmalarında ve Anıtkabir çevresinde kaldığı evde onu görenler olmuştu. Hatta örgütün en büyük toplantısı bile Pilot Necati’nin evinde yapılmıştı. Öcalan’ın Pilot’a müdahale etmemesi örgüt içinde huzursuzluklara yol açmıştı. Pilot Necati’yi Ankara’daki evde görenlerden biri de önce PKK’lı daha sonra İtirafçı olup JİTEM’de çalışan Abdülkadir Aygan’dı. “…Anıtkabir civarında kiraladıkları eve götürdü. Evde kendisinden başka üç-dört kişi daha vardı. Onlarla tanıştırılmamız sırasında birisinin adının pilot olduğunu söylediler. Daha sonra arkadaşlar bana onun şahsen Ağrı’lı olduğunu, önceden orduda pilotluk yaptığını şimdi ise liderimizle birlikte davranan kişi olduğunu söylediler.” Uğur Mumcu, MİT Öcalan ilişkisi hakkında “Öcalan’ı MİT besledi derken, Öcalan Pilot Necati’nin MİT elemanı olduğunu bildiğini ve onu kullandıklarını dile getiriyordu. “Bu adamlar 1976'da beni adamakıllı ele geçirmeye çalışıyorlar. Daha önceki dolaylı yollar yetmedi. Şimdi tehlikeli olmaya başlıyoruz. Pilot çok tehlikeli ve çok paralı "Grubunu besleyeyim abi" diyordu. "Şu eylemi de yapalım, bu eylemi de yapalım. Ben parayı mutlaka bulup getiririm" diyordu. "Abi" diyordu, "emret kendimi 4 katlı bu binadan aşağı atayım." Öcalan Mahir Sayın’ın “Erkeği öldürmek” kitabında Pilot Necati’yi kullandıklarını ve MİT’in paralarını yediğini açıkça belirtiyordu.

    Gerçek Pilot Necati’de Öldü…

    Pilot Necati’nin olduğu iddia edilen mezar, Ankara’daki Karşıyaka Mezarlığında M/ 7 nolu adada ve 291 nolu parselde bulunuyor. Karşıyaka Mezarlığı Deniz Gezmiş’in de mezarının bulunduğu bir yer. Mezardaki parsellere bakıldığında Pilot Necati’nin mezarının olduğu alandaki mezarlar 1979–1980–1981–1982 yıllarında ölenlerin ağırlıklı olarak defnedildikleri görülüyor. Fakat çelişkiler daha ilk başta dikkati çekiyor. Eğer gerçekten Pilot Askeriye’den emekliyse neden hava şehitliğinde değil de Karşıyaka Mezarlığı’na gömüldü. Neden mezarın üzerinde resim bulunuyor ve uçak figürü çizilmiş durumda bununla ne mesaj verilmek istendi. Çünkü şuana kadar Pilot Necati’nin basına yansıyan hiçbir fotoğrafı yokken o fotoğrafın gelenek olmadığı halde konulması düşündürücü değil mi? Mezar üzerinde oğlu İlker tarafından yapıldığı yazılıyor. SSK bilgilerine ulaştığımızda İlker (eğer bilgiler doğruysa) 1982 yılında iki yaşında oluyor. Peki iki yaşındaki bir insan babasının mezarını yapabilir mi? Mezarın üzerindeki bilgiler ve daha sonrasında ölü bilgilerine baktığımızda pilot Necati’nin 1956 yılında doğduğu ve 1982 yılında öldüğü söyleniyor. Oysa Pilot Necati’nin 1976 yılında Öcalan’la tanıştırıldığı düşünüldüğünde Pilotun o zaman 20 yaşında olduğu görülüyor. Peki, bir insan 20 yaşında hem siyasal öğrencisi olup hem de pilotluktan atılabilir mi? Pilot Necati’nin 1976 yılında yakalattığı ve pilotu gören ve tanıyan PKK’nın Ankara Grubundaki tek işçi kökenli İbrahim Şahin ise pilot’un o sıralar 26–27 yaşlarında olduğunu belirtiyor. Aynı şekilde PKK’nın ilk kuruluşunda yer alan ve pilotun resmine bakan birçok insan da mezardaki resmin pilota ait olmadığını söylüyor. Nasname İnternet sitesine yazan bir vatandaş ise İzmir’deki pilotun akrabalarına dayanarak şunları söylüyordu “Abdullah Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye getiren kişilerin içerisinde Pilot Necati’ de vardı. Öcalan’a “Memlekete Hoş Geldin Abdullah Öcalan” diyen kişi de bizzat Pilot Necati’dir.” Tuncay Özkan ise “Operasyon” adlı kitabında Pilot Necati’nin bilinen Pilot Necati olmadığını belirtiyor.

    Düşen uçaktaki ceset yanmıştı

    Mezardaki Pilot Necati olduğu iddia edilen kişiye ait bilgilerden 09.09.1982 yılındaki Uçak kazasında hayatını kaybettiği anlaşılıyor. Ant Birlik olarak bilinen Antalya Birlik’e ait bir zirai tarım uçağıyla ilaçlama yaptığı sırada uçağı Antalya’da düşüyor. Raporu veren Doktor Kemal Özbıyık düşen uçaktaki cesedin yandığını belirtiyor. Halen Antalya’da doktor olarak görevine devam eden Özbıyık ölüm nedenini “genel vücut travması” olarak belirtmiş. Kemal Özbıyık o sıralarda raporu verdiği kişiyle ilgili olarak fazla bir şey hatırlamadığını dile getiriyor. Öcalan’ın İmralı’da söylediği “ 1982 yılında uçağı düştü ve öldü” sözü doktoru doğruluyor. Fakat Pilot’u Öcalan’la tanıştıran Abdurahman Ayhan’ın yakın çevresine söylediği yakın zamanda öldü ve cenazesine subaylar katıldı sözü kafalarda soru işareti bırakıyor. Bu noktada bu konuyu yıllarca araştıran Uğur Mumcu nasıl olmuştu da bu ayrıntıyı atlamıştı. Yoksa Uğur Mumcu öldüğü sırada bu mezar yok muydu? Abdullah Öcalan bile Pilot Necati’nin 1982 yılında uçak kazasında öldüğünü söylerken Uğur Mumcu’nun bunu atlaması düşündürücü değil mi? Uçak kazasının olduğu 09.09.1982 yılındaki kayla ilgili olarak Türk Hava Kurumu’nda herhangi bir kayıt bulunmaması da kafalardaki bir diğer soru işareti. Bütün bunlardan sonra ortada bilinmeyen ama şuan bilinen bir Pilot Necati mezarı var, Ama mezarın içerisinde kim var orası bilinmiyor, bunu bilmenin tek yolu ise Pilot Necati’yi bulanların konuşması…

    Basına yansıyan Pilot Necati Mezarını bulan Necdet pekmezci

    Öcalan ile ilgili araştırma yapan her gazeteci gibi ben de, yıllardır bu konuyu araştırıyorum. Ama ortada tekrar edilenlerden başka bir belge bilgi yok. Zaten dönem-dönem yapılan haberler de sadece tekrar olarak kaldı. Baki Tuğ, Kırmızı Çizgi Dergisine yaptığı açıklamada THKP-C lideri Mahir Çayan’ın yakın arkadaşı Binbaşı “ya da Yüzbaşı İlyas Aydın’ın aslında Pilot Necati Kaya olduğunu iddia etti. İnanmasam da bunu veri alarak o dönem yazı yazdığım sitede bir yazı yazdım. Yazıdan birkaç gün sonra Pilot Necati Kaya’nın uzaktan akrabası olduğunu öne süren bir kişi benimle mail-msn yolu ile görüşmeye başladı. İlk verdiği bilgiler Necati Kaya’nın doğum tarihi, ana adı, baba adı gibi kimlik bilgileriydi. Israrla öldüğünü ve kabrinin de Ankara’da olduğunu iddia ediyordu. Bunun üzerine Cebeci mezarlığına gittim. Ancak burada yaptığım araştırmada Pilot’a ilişkin bir ipucuna ulaşamadım. Ve doğal olarak ki, işletildiğimi düşündüm. Üstüne üstlük bu şahıs elinde Necati Kaya’ya ait bir fotoğraf bulunduğunu ve bunu da aracılığım ile ilgilenen basın kuruluşlarına satmak istediğini söyledi. Etik olarak böyle bir davranışı uygun bulmadığımı, aracılığıma ihtiyaç duymadan da ilgilenen basın kuruluşu bulabileceğini söyledim. Bu yazışma bazen kesintiye uğradı, ara verildi, ancak söz konusu kişi ısrarla Pilot’un mezarının bulunmasını istiyordu. Bu süreç yaklaşık 8–9 ay sürdü. Son olarak bana Msn’de bir fotoğraf gösterdi. Mezar taşında Necati Kaya yazıyordu. Fotoğrafı istedim, vermedi. Daha sonra yine msn’de daha önce yazıştığım kişi olduğunu iddia eden kişi ile Necati Kaya konusunda yazıştık. Bu arada aşağı yukarı her yazışmamızda Ankara’ya geleceğini ve benimle görüşeceğini söylüyordu. Zaman zaman da bu konuların tehlikeli olduğunu Uğur Mumcu’nun bu konuyu araştırırken suikasta uğradığını söylüyordu. Konu ile ilgili olarak MİT’ten ayrılan ve kamuoyunun yakından tanıdığı bir ismin geniş bilgisi olduğunu iddia ediyordu. O kişi ile görüşmemi istiyordu. Ben de bunun mümkün olmadığını o Mit görevlisini ancak basında çıkan haberlerden tanıdığımı, böyle bir konuda doğrudan bilgi istesem bile alamayacağımı söyledim. Msn’de yazıştığım şahıs bana sürekli olarak elimde başka bir bilgi olup olmadığını soruyordu. Bende olmadığın söyledim, doğrusu araştırmamıştım da. Yaklaşık bir hafta önce bu kez, bir başka kişi olduğunu tahmin ettiğim bir şahıs Msn’de benimle iletişime geçti. Konu yine Pilot Necati’ydi. Bu şahıs, benimle görüşmek istediğini söyledi, randevu yeri verdi. Tekin bulmadığım için randevu yerini ben tespit etmek istedim. Ama kabul etmedi. Ev adresimi istedi, iş adresimi verdim. Cep telimi verdim. Fakat karşılıklı yazışma sürerken, aba altından sopa göstermeye başladı, aramızda tehdide varan yazışmalar oldu. Bir ara kabalaştı. Ben de görüşmeyi kestim. Ama tehdit etmesini de sindiremedim. Ve konuyu araştırmaya karar verdim. Karşıyaka mezarlığına gittim. Mezarlıkta otomasyon sistemi var. İsim soy isim ve doğum yeri girmek yetiyor. Mezarlıkta Necati Kaya adında 6 kabir vardı. Sadece biri Ağrı doğumluydu. Geriye sadece kabri bulmak kaldı. Kabri buldum. Söylediğim gibi zaten neredeyse soy kütüğü mezar taşında yazıyordu. Ancak Msn’den yazıştığım kişinin bana gösterdiği fotoğraf, doğru değildi. Ya da mezar taşı sonradan değiştirilmişti.

    PİLOT NECATİNİN YAKALATTIĞI İBRAHİM Şahin

    İbrahim Şahin PKK’nın kuruluş yıllarında “Ankara Grubu” içerisinde tek işçi kökenliydi. Daha sonra silahla yakalanan ve 6 yıl hapis yatan İbrahim Polat kendisini Pilot Necati’nin yakalattığını söylüyor…
    Ben Ankara’da TİMAŞ Fabrikası’nda işçiydim. 1976 yıllarıydı. Sanırım o günlerde ya izinli ya da rahatsız olduğumdan işe gitmemiştim. Mustafa Karasu beni gördü ve konuşmaya başladık. Bana “bazı silahlar var, İstanbul’a götürülmesi gerekiyor” dedi. Ve benim götürmemi istedi. Bende kabul ettim. Sanırım görev ona verilmişti. Silahların sevk işini de Pilot’la yapacaklardı. Artık Pilot’tan mı şüphelendi, yoksa işi vardı da, bana mı bu görevi verdi? Ben orayı bilemem. Ama Mustafa’yı sever sayardım. Onun bana vereceği her türlü görevi de yapardım. Bana silahları ve bu işi ayarlama işini Pilot’un yapacağını ve beni onun yolcu edeceğini söyledi. Biz pilotla karşılaştık. İri yarı, güçlü kuvvetli ve atletik bir yapısı vardı, o sıralarda 26-27 yaşlarındaydı. Pilot daha önce gidip benim biletimi ve silahları teslim edeceği çantayı getirdi. Bir arabaya bindim. Ankara garajına doğru yol aldım. Ama garaja varıp köprüyü geçince onlarca silahlı ve arabalı polis ekipleri peşime düştü ve benim önümü çevirmeye başladılar. Ben durumu çaktım. Hemen çantanın anahtarını taksinin penceresinden bahçelerin içine fırlattım. Polis çevirdi ve çantaya el koydu ve ben ile şoförü yaka-paça yakaladılar. Karakola götürüldük. Ben “benim bu çantadan haberim yok, içinde de ne var biliyorum’ dedim. Şoför de reddediyor. Polisler bana ‘Oğlum, bu çanta ya senin ya şoförün ve içinde silahlar var.” Dedi. Ben suçu üzerime aldım ve cezaevinde kaldım. Daha sonra onun ne fotoğrafına nede başka bir şeyine ulaştım. Pilot Necati’nin benim bildiğim Pilotluk yaptığı, Türk Kuşu’nda uçuşlar yaptığı ve bol paralı olduğuydu. Onun dışında pek bilgim yok. O daha çok Apo ile ilişkideydi. O zaman herkes ondan ‘Apo’nun adamı’ diye bahsederdi.


    İtirafçı Abdülkadir Aygan Pilot Necati’yi ilk defa Öcalan’ın Ankara’da kaldığı evde gördüğünü söylüyor

    “1978 yılında, fasitlerce bana sıkılan kurşunu aldırmak amacıyla Ankara’ya gitmiştik. O esnada Abdullah Öcalan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğrenciydi. Kendisiyle siyasal bilgiler fakültesi bahçesinde görüştük. Görüşmeden sonra beni ve yanımdaki arkadaşı alarak Anıtkabir civarında kiraladıkları eve götürdü. Evde kendisinden başka üç-dört kişi daha vardı. Onlarla tanıştırılmamız sırasında birisinin adının pilot olduğunu sordum. Daha sonra arkadaşlar bana onun şahsen Ağrı’lı olduğunu, önceden orduda pilotluk yaptığını şimdi ise liderimizle birlikte davranan kişi olduğunu söylediler. Kafam biraz karışsa da “elbette liderimizin bir bildiği vardır herhalde” diye bunun üzerinde durmadım. Aradan bir süre geçince, Nizip, Antep ve Urfa bölgelerinde çalışırken, Pilot’un ismi yine gündeme geldi. Antep grubundan birkaç arkadaşımız ( Balta Ali, Mehmet Uzun, Fazlı Yıldırım, Büyük Cin Ali v.b) bu konuda örgüte eleştiri yönelterek “bir ajan nasıl olup ta bir örgüt lideriyle gölge gibi gezebilir, bunu kabul edemeyiz dediler” bu gruba daha sonra “Tekoşin” adı verildi. Bu arkadaşlar örgütten ayrıldılar diye ajan ilan edilerek birer-birer infaz edildiler. Benim pilot Necati hakkında bildiklerim bundan ibaret”

    Abdullah Öcalan Pilotu anlatıyor:

    Pilot, Özel Savaş Dairesi’ne bağlı bir kontrgerilla. Her gün beni kafesteki kuş olarak yolup kavurup, tuzlayıp bir lokmada yiyeceği biri olarak görüyor. Bu adamlar 1976'da beni adamakıllı ele geçirmeye çalışıyorlar. Daha önceki dolaylı yollar yetmedi. Şimdi tehlikeli olmaya başlıyoruz. Pilot çok tehlikeli, Pilot çok paralı. "Grubunu besleyeyim abi" diyordu. "Şu eylemi de yapalım, bu eylemi de yapalım. Ben parayı mutlaka bulup getiririm" diyordu. "Abi" diyordu, "emret kendimi 4 katlı bu binadan aşağı atayım." Atabilirdi de, o kadar yiğitti. Hem de havada parende atarak. Bir gün geliyor, "abi yolda iki-üç polisi vurdum, devirdim" diyordu. Kendini o kadar etkili biri gibi göstermek istiyordu. Ve herhalde "istediğin gibi bir militanım, her işi yapabilirim" demek istiyordu. Zaten soygun planlarını ve önerisini getirmişti. Talimatını benden hemen çıkarmak istiyordu. O talimatı önceden polisten aldığı anlaşılıyor. Sonuna kadar para harcıyor, sonuna kadar güç gösterisinde bulunuyor. Gelecek vaat ediyor. Kaldı ki, Kemal Pir bu durumu hemen değerlendirmek istiyordu. "Hayır" diyordum, "şimdi eylem zamanı değil." Yani biz Pilot ile bir yıl veya bir buçuk yıl, 1977 sonlarına kadar belki de beraber olduk. Eşzamanlı ve kesin devletten, hiç kuşku yok. Adam o dönemin imkanlarına göre avuç avuç para saçıyor. Yalnız beni değil, tüm grubumuzu lokantaya götürüyor. Her gelen "abi, beni de bir lokantaya götürün, bana da bir tatlı alın" diyor. Sayemizde milletin karnı doyuyor. Aslında bu bir ilişki tarzı, bu meşhurdur. Uğur Mumcu da diyordu ya: "MİT Apo'yu besledi." İşte beslenme hikayesi böyledir. Bizi dış görünüşle ele alıp değerlendirdiler. Bizi kesin bu taktikle, daha 1980'e, hatta 1978'e ulaşmadan dağıtacaklarını umuyorlardı. TC'nin (ki bu ilerde daha iyi anlaşılacak) MİT'in sanırım o zamanki temel yönelimi buydu. Pilot'un da davranışlarında bu çok daha somuttur. Pilot da böyle düşünüyordu ve beni kaybettikten sonra kendini yerden yere vuruyor, patlıyor. "Nasıl elimizden kurtuldu?" diyor, "hatta çıldırtacaktı" deniliyordu. "Nerededir?" diye dört dönüyor. Herhalde emir almış, Diyarbakır'dan sonra beni kaybedince, bizim köye kadar gitmiş.
    1977 Ocak Toplantısını evinde yapmıştık ki, bizim en büyük toplantımızdı. İşin ilginç yanı, Pilot her şeyi hazırladı ve biz de gittik ve yaptık. Tabii belgesi yok, hiçbir şeyi yok, adı yok. Soba kapısı açık, yazdığımız notları eğer polis basarsa sobanın içine atacağız. Bayan da var. Polis gelirse, yılbaşı töreni var diyeceğiz. Çok ilginç, devletin iki yanını nasıl kullanıyoruz. Sanırım MİT bunları duyduğunda hem kahkahadan patlıyor, hem de öfkesinden boğuluyordur. Doğan Arkadaş vardı, 1979'daydı galiba, beni yakaladı. Anlattıklarına göre MİT başını dövüyor, "bu yüzde yüz kucağımızdaydı, biz bunu nasıl kaçırdık" diyormuş.”


    Nevzat Çicek, NOKTA Dergisi, 11.01.2007

    http://www.rizgari.com/modules.php?name=News&file=print&sid=6523

    http://nevzatcicek.blogcu.com/pilot-necati_4691045.html



    Re: Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?..

    dersim -

    PKK Düşmanlığı Üzerine_Rucan Keleş




    PKK’nin İsviçre sorumlularında "Heval Hüseyin" (Büyük ihtimalle kod isim) diye biri Basel derneğinde tanıdığım birine hakkımda ciddi tehditlerde bulunmuş. "Bu kimdir? Susturmak lazım" demiş. Daha öncelleri de bu tür tehditleri çok duydum ve hatta yaşadım. Bu tehditler beni kendi politik tavrımdan/ilkelerimden vazgeçirmedi ve bundan sonra da vazgeçirmeyecektir. Benim kimseyle şiddet yarıştıracak ne gücüm ve nede böyle bir amacım vardır. Ve ben hiç bir örgüte özel olarak düşmanlık yapmadım/yapmıyorum.


















    PKK Düşmanlığı Üzerine

    Yazılarımdan, düşüncelerimden ve politik tavrımdan dolayı önyargılı bazı insanlar beni PKK düşmanlığı yapmakla suçluyorlar. Hatta kimileri bu tepkilerini sözlü bazen de yazılı olarak ifade ederler. Benim PKK düşmanı olduğum ve hain olduğum yazılır ve söylenir. Düşüncelerim ve politik tavrımdan dolayı yıllardır çeşitli defalar PKK tarafında ölümle tehdit edildim. Yazıp kamuoyu ile paylaştığım düşüncelerimden dolayı "İlahi bir güç" tarafında düşman ilan edildim. Hain ilan edilen ben yalnız değilim, Kürd ulusunun ulusal çıkarlarını ve politikasını savunan diğer birçok Kürd aydını ve yurtseveri de benim gibi düşman ilan edilmişti.

    Politik tavrımdan dolayı beni tehdit edenler kimden yana olduklarını ve kendi politik tercihlerini ortaya koymuş oluyorlar. Beni tehdit edenler, eğer birilerin ajanı ve provokatör değillerse şayet, her şeyden önce yazdıklarımı çok iyi okumalarını/yorumlamalarını tavsiye ediyorum.

    Gerçi emir kulların ne düşünmeye, nede yorumlamaya hakkı vardır. Onlar yalnız düşünmeden emirleri uygularlar. Ben ezilen ve sömürge bir ulusun insanı olarak ulusumun davasından yana kendi tarihi sorumluluğumu yerine getirmeye çalışıyorum. Benim için söz konusu olan 40 milyonu aşkın nüfusa sahip ezilen/mazlum bir ulusun özgürleşmesi ve evrensel insani bir hak olan, kendi kendisini yönetmesi hakkıdır. Aslında bu sorunu savunmak için illa da devrimci, sosyalist, ulusalcı, Kürd, Müslüman, Alevi-Kızılbaş, Yezidi olmayı gerektirmez, yalnız insan olmak yeterlidir.

    Ben PKK’nin ilan ettiği ne ilk ne de son düşman oluyorum: Benden önce KUK, Peşeng (DDKD), TKSP(PSK), Rızgari, KAWA, Tekoşin, Sterka Sor ve diğer bütün Kürdistani örgütler PKK tarafında düşman ilan edildi ve hepsinden yüzlerce Kürd yurtsever ve devrimci kadrosu öldürüldü. Bütün Kürd aydınlar, sanatçılar, önder siyasi kadrolar PKK’nin yayın organlarında çarşaf çarşaf düşman ilan edildiler. Başta Sayın Kemal Burkay, İbrahim Güçlü, Hemreş Reşo, Orhan Kotan ve birçok Kürd aydını defalarca PKK’nin yayın organı Serxwebun’da hedef olarak gösterildiler.

    PKK daha ilk kurulduğu günden beri kendi dışındaki bütün Kürd örgütlerini, kurumlarını ve siyasi Partilerini hain ve düşman ilan etti. PKK’nin kuruluş felsefesi Kürd ulusal dinamiklerin ve örgütlerin tasfiyesine yöneliktir. PKK’nin ilk kuruluş bildirgesinin tamamı bu politik anlayış temelinde yazılıdır. Bu politikası kuruluş bildirgesinde yazılı olarak kalmadı. Zira Kürdistan’daki bütün yurtsever örgütlere karşı kanlı bir şekilde uygulandı. Yüzlerce Kürd yurtsever, devrimci, sosyalist acımasızca öldürüldü. Kendi dışında fazla Kürd yurtseveri bulmayınca, bu sefer kendi içerisinde binlerce Kürd gencini işkence ile kimini de kurşuna dizerek öldürdü.

    Günümüze kadar bütün eylemliliğini ve politikasını bu temelde sürdürdü. Halende bu politikasını sürdürüyor. PKK’nin bu düşmanca politikasına muhatap olan Kürdistan devrimci ve yurtsever örgütlerin yaptığı tek şey yalnız savunmada kalmak veya bu belayı sessizce geçiştirmek olmuştur.

    Ancak bu tutum bütün Kürd yurtsever hareketine genel olarak büyük kayıplar ve zararlar verdirdi. Bazıları bu kanlı süreçte bana dokunmayan Yılan bin yaşasın mantığı ile hareket ettiler. Ne yazık ki Yılan daha sonra onlara da dokundu. Hatta bazıları yılana ortak oldular. Yılan kendisine ortak olanlara dönünce onların sesini duyuracak fazla kimsede kalmamıştı.

    Gecenler PKK’nin İsviçre sorumlularında "Heval Hüseyin" (Büyük ihtimalle kod isim) diye biri Basel derneğinde tanıdığım birine hakkımda ciddi tehditlerde bulunmuş. "Bu kimdir? Susturmak lazım" demiş. Daha öncelleri de bu tür tehditleri çok duydum ve hatta yaşadım. Bu tehditler beni kendi politik tavrımdan/ilkelerimden vazgeçirmedi ve bundan sonra da vazgeçirmeyecektir. Benim kimseyle şiddet yarıştıracak ne gücüm ve nede böyle bir amacım vardır. Ve ben hiç bir örgüte özel olarak düşmanlık yapmadım/yapmıyorum. Yaptığım tek şey Kürd ulusuna karşı düşmanlık yapanları ve sömürgeci devlet ile işbirliği içerisinde olanları deşifre etmek ve doğru bildiğim düşüncelerim doğrultusunda kamuoyu ile paylaşmaktır.

    Düşüncelerim ile kendi ulusumun haklı davasına taraf olmaktır. Galiba beni düşmanlık yapmakla itham edenler başka birçok kavramda olduğu gibi düşmanlık kavramda farklı şeyler anlıyorlar. Ben, başkaların Kürdistan’a uyguladığı yanlış politikalarını doğru bildiğim düşüncelerim çerçevesinde eleştiriyorum ve yorumluyorum. Doğru bildiğim düşüncelerimi ortaya koyuyorum ve bunun içinde hiç kimseye şiddet uygulamıyorum. Bazıları gibi kendi irademi kimseye ipotek etmiyorum ve hiç kimseden icazet almıyorum. Bu benim demokrasi anlayışımdır. Başkaları da pekâlâ benim düşüncelerimi eleştirebilir ve yanlış olduğunu söyleyebilir. Bu karşıt düşüncede olanların doğal hakkıdır. Birilerin Vesayeti altında olmayan her Kürd insanın yapması gerekeni yapıyorum.

    Yaptığım tek şey PKK’nin yanlış politikalarını ve Abdullah Öcalan’ın politikasının kimin denetiminde olduğunu ve kime hizmet ettiğini kendi düşüncelerinden alıntılar yaparak eleştirmem ve yazmamdır. İşin ilginç yönü bazı şeyleri Abdullah Öcalan yazıp söylediği zaman suç olmuyor, ancak aynı şeyleri ben veya başka birileri yazıp söylediği zaman suç oluyor ve düşmanlık yapmış oluyoruz.

    Örneğin Abdullah Öcalan; "Ben PKK’yi devlete dayanarak kurdum ve 76-79’da MİT’ten 300 bin lira para ve silah aldım, buna karşılık bizden diğer Kürd örgütlerin tasfiyesi istendi" diyor. (Devrimin dili A. Öcalan ve Mahir Sayın erkeği öldürmek) Abdullah Öcalan bütün AV. görüşmelerinde Mustafa Kemal’i göklere çıkarıyor ve hatta "ben 1920’lerin Mustafa Kemal’iyim diyor. Mustafa Kemal’in nutkunu kendi taraftarlarına okumalarını tavsiye ediyor. "Misak-i Milli sınırlara itirazının olmadığını" her sefer dile getiriyor. Abdullah Öcalan’ın bu görüşlerini birileri yüksek sesle dillendirdiği veya eleştirdiği zaman hain ve düşman oluyor. Ancak kendisi söylediği zaman hiçbir müridinin buna itiraz ettiği görülmez… Bu acı bir durum değil mi?

    Yaklaşık 40 yıldır Kürd yurtsever hareketin saflarında mücadele ediyorum. Bu siyasi hayatımda hiçbir zaman hiç bir örgüte ve şahsa karşı özel bir düşmanlığım olmadı. Mensup olduğum örgütlerin düşüncesi, politik çizgisi başka örgütlerden farklı olmuştur. Birey olarak başkalarında farklı düşünmüşümdür ve onları sert eleştirebilmişimdir de. Ancak hiş bir zaman hiç kimseye özel düşmanlık yapmadım.

    Çünkü benim için düşmanlık kavramı farklı anlama geliyor. Düşmanlık benim için başkasına karşı şiddet ve zor yöntemi kullanarak ortada kaldırma anlamına gelir. Ben hiç bir zaman PKK’nin yaptığı bir geceyi, eylemi, konferansı ve yürüyüşü provoke etmek için insanları örgütlemedim. PKK’nin düzenlediği herhangi bir gecesini zorla basıp insanları tartaklamadım. PKK örgütüne karşı herhangi bir şiddet eylemini örgütlemiş olsaydım bu düşmanlık olurdu. PKK’nın bana ve mensubu olduğum örgütlere karşı düşmanlık yaptığını bildiğim halde PKK’ye karşı şiddet kullanmamaya özen gösterdim. Çünkü PKK tabanının saf ve yurtsever Kürdlerden oluştuğunu biliyorum. Bu insanlar da benim yüreğimin bir tarafını oluşturuyorlar. Bu insanlara karşı şiddet uygulamak benim yurtseverlik düşüncemle bağdaşmaz.

    Bu duruşumuzu çok iyi bilen PKK; rehine aldığı Kürd gençlerini sürekli Kürd yurtseverlerine karşı kulandı. (Ev sahibine karşı, evin çocuklarını rehine alan rehineci gibi.) Bundan dolayı da PKK’nin Kürd yurtseverlerini/devrimcilerine karşı gündeminden hiç düşürmediği provokasyonlarına karşı Kürd örgütleri/bireyleri hep savunmada kaldı ve hiçbir zaman karşı saldırıya geçmedi.

    Avrupa’da Kürd yurtsever hareketlerinin yaptığı tüm geceler, konferanslar, yürüyüşler ve diğer eylemlerin güvenlik tedbirleri hep PKK’nin saldırıları ve provokasyonlarına karşı alınırdı. Çünkü PKK istinasız bütün Kürd yurtsever örgütlerin gecelerini, toplantılarını, etkinliklerini basıp zorla dağıtıyordu… Ortak platformlarla yaptığımız bütün geceler ve toplantılar PKK’nin gözü dönmüş SS timleri tarafında basılıp insanlar yaralanıyordu. Bunlardan bir tanesinin görüntüleri halen hafızamda canlılığını koruyor.

    Benim de örgütlenmesinden yer aldığım Hevkari Platformu (Kürdistan’ın dört parçasındaki örgütlerin ortak platformu) olarak Zürich yakınlarında düzenlediğimiz geceyi Apocu bir grup bastı. Bu Apocu grup üç aylık bir bebeği salonun ikinci katından aşağı atmak isterken, alt katta çocuğu tutmak isteyen ve çığlıklar içerisinde kollarını havaya açmış PSK’li Kamil arkadaşın feryadı hâlâ gözlerimin önündedir. Gözü dönmüş Apocu grubun saldırıları sonucu onlarca insan yaralandı. Bu yaşadığım olay, PKK’nin yaptığı yüzlerce provokasyondan sadece bir tanesidir.

    PKK birçok Kürd yurtsever örgütün gecesini silahla basarak insanları öldürdüler ve kimisini de yaraladılar. Buna rağmen bizler ve bütün Kürd yurtsever örgütleri provokasyona gelip olayları tırmandırmadık. Ancak Apocular kendi dışındaki bütün Kürd yurtsever örgütlerine karşı provakatif tutumlarını sürdürdüler. Halen PKK; bütün Kürd aydınlarını/örgütlerini düşman kategorisinde algılar ve bunların mutlaka ortada kaldırılması noktasındaki ısrarını sürdürmektedir. PKK’nin kuruluşundan günümüze taşıdığı bu faşist teori ve pratiğini Kürdistan’ın her dört parçasında ve kendisi dışındaki tüm muhalif Kürdistanlı birey ve örgütlere karşı halen sürdürmektedir.

    Şimdi Allah aşkına soruyorum; kim kime düşmanlık yapıyor?

    22 Ocak 2011

    Rucan Keleş

    canomergi@hotmail.com



    http://www.nasname.com/Yazarlar/rkeles/8457.html



    Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken



    Weitere Beiträge aus dem Forum DERSİM-ZAZA ARŞİVİ

    Veyva Wusivê Ale Koyî - gepostet von dersim am Dienstag 31.07.2007
    PÜLÜMÜR GECESI - gepostet von dersim am Dienstag 05.06.2007
    Miandonike - gepostet von dersim am Freitag 11.05.2007



    Ähnliche Beiträge wie "Apo, Ergenekon davasında tanıklık yapar mı?.."

    Rockxplosion bzw. Open Air Warmbronn - gepostet von Mr. Crowley am Mittwoch 19.07.2006
    ~Black velvet~ - gepostet von chrisangel am Donnerstag 31.08.2006