Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz

DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
Verfügbare Informationen zu "Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz"

  • Qualität des Beitrags: 0 Sterne
  • Beteiligte Poster: dersim
  • Forum: DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
  • Forenbeschreibung: Dersim-Zaza Platformu
  • aus dem Unterforum: PKK_A. ÖCALAN
  • Antworten: 1
  • Forum gestartet am: Dienstag 05.12.2006
  • Sprache: türkisch
  • Link zum Originaltopic: Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz
  • Letzte Antwort: vor 13 Jahren, 11 Monaten, 16 Tagen, 3 Stunden, 33 Minuten
  • Alle Beiträge und Antworten zu "Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz"

    Re: Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz

    dersim -

    Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz


    Öcalan’la Görüşme ve Sümerler Konusu


    Safa Kaçmaz_5/8/2006


    1989 yılında Eylül ayı sonu ve Ekim ayı başlarında, yaklaşık iki hafta süreyle Şam, Bekaa ve Beyrut’ta bulunmuş; Abdullah Öcalan’la, İkibine Doğru dergisi’nin gerçekleştirdiği röportajlara katılmıştım. Benim de bulunduğum, Şam’daki bu görüşmelerde A. Öcalan ile röportaj Doğu Perinçek tarafından gerçekleştirildi ve bu görüşmelerin sonuçları da, İkibine Doğru dergisinde, bir kaç hafta boyunca, yayınlandı.



    Bu dönemde, A.Öcalan ile röportaj yapmak için çok sayıda gazeteci, Şam veya Bekaa’ya gitmişti. Farklı tarihlerde M. Ali Birand, Cengiz Çandar, Güneri Cıvaoğlu ve Ra­mazan Öztürk, İlnur Cevik, Yalçın Doğan, Yalçın Küçük, Nezih Tavlaş, Semih İdiz, Aziz Utkan ve Sema Emir oğlu, İlkay Demir, Rafet Ballı... gibi gazetecilerin A. Öcalan’la görüşmelerine ilişkin yazıları gazetelerde yayınlanmış veya kitap olarak basılmıştır.



    Bu gazeteciler arasında, daha sonra, Cumhurbaşkanı Özal ve başbakan Demirel ile A.Öcalan arasında bir çeşit ‘mesaj ileticilerdin de bulunduğu hakkında basında epey bilgi yayınlandı. Yakalandıktan sonra yargılanması sırasında mahkeme başkanı bile ona bu konuyu sormuş; Öcalan da bu soruyu yanıtlamıştı:



    “Soru: Turgut Özal, sizinle görüşmesi için kurye gönderdi mi?

    Öcalan: 1993'teki ateşkes sürecinde Özal'la telefonla görüşmedim. Talabani aracığıyla görüşüyorduk. Gazeteciler, Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand'la görüştük. Yalnız, Cengiz Çandar Cumhurbaşkanı'ndan mesaj getirmedi. Özal'ın kararlı ve umutlu olduğunu söyledi.”



    D.Perinçek’in bu görüşme sonrasında Şam’dan ayrılmasından sonra, A.Öcalan’la, onun gündelik yaşamının da gözlenebileceği ortamlarda görüşmüştük. Bekaa’da, Şam ve Beyrut’ta olduğum sırada aldığım notlar veya izlenimlerimin bir kısmı sadece “Beka’da 21 Mit Ajanı” (7 Ocak 1990) başlıklı İkibine Doğru’da yayınlandı. O sırada aldığım notlar ve bir-iki yazı öylece kaldı. Dosyaları karıştırıp durduğum şu sıra, onları bulup bulamayacağımı da bilmiyorum henüz.

    Fakat onlar artık pek önem de taşımıyorlar. Aradan 20 yıl kadar bir zaman geçtikten sonra, o zaman ki görüşme ortamını, izlenimlerimi, Kürt meselesinde Türkiye ve dünyanın şu anda gelmiş olduğu noktalar bakımından ele almak, bu değerlendirmeler çok daha oturmuş verilere dayanacağı için, belki daha yararlı olabilir. Bu arada, hem Türkiye’de, hem dünyada o kadar çok şey söylendi ve yapıldı ki, bunları yeniden gözden geçirmek ve bir tarihsel boyut içine yerleştirmek,17 yıl önceki izlenimleri derinleştirebilir. Bunu yapıp yapamayacağım karşılacağım koşullara bağlı olacak herhalde.



    Anımsamak gerekir ki,1984 yılındaki Eruh ve Şemdinli baskınları sırasında, tatiline ara vermeyi gerekli görmeyen Özal’ın, bu olayı ‘bir kaç çapulcunun işi’ biçimindeki değerlendirmesinden; dağda yürürken ‘kart-kurt’ sesi çıkardıkları için Kürt denilen ‘dağ Turkleri’nin varlığı noktasından “Kürt realitesine” gelinen bir süreçtir bu...(*)



    Fakat şu anda, burada dikkat çekmek istediğim nokta, daha çok, A.Öcalan’ın, Kasım 2001 tarihinde yayınlanan “Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetine Doğru” isimli kitabında, Sümer uygarlığı, ‘mitoloji’, ‘din’ ve Marks’ın ‘din’ ile ilgili yaklaşımları bağıntısında söyledikleridir.



    Ben, biraz geç olmuş olsa da, 80’li yılların ortalarında İlyada ve Odisseia’yı, incelemeye başlamış olma anlamında, tanıyordum. Fakat bu süreci henüz Sümer kayıtlarının incelenmesine doğru derinleştirmiş değildim. Bu daha çok 90’lı yıllarda olacaktır.1989 yılında, A. Öcalan ile görüşmelerde, ‘doğal olarak’ bu konuların adı bile geçmemişti elbette.

    Fakat yanılmıyorsam, 90’lı yılların sonlarına doğru, 16 Şubat 1999 tarihinde yakalanmasından önceki son yıllarda, A. Öcalan’ın yayınlanan konuşmalarında, artık ‘İnanna’ gibi Sümer kavramları ( bunu, onun kadınlarla olan özel ilişkisine bağlayacak olanlar çıksa bile ) yer almaya başlamıştı. Her ne kadar, etrafındaki bazı yöneticiler, Öcalan’a peygamberlik vasıfları verme biçiminde kavramış olsalar da, Öcalan’ın kendi ile İsa arasında paralellikler kurması vb. onun Sümerler ve Sümerlerin eski dini inançları konusunda çeşitli kitapları bu sıralarda okumuş (veya okumaya başlamış) olduğunu gösteriyor. 2001 yılda yayınlanan kitabında yer alan değerlendirmeler ise, onun artık, hiç olmazsa Türkçe olarak yayınlanmış S.Kramer’in kitaplarını, yapabildiği oranda, incelemiş olduğuna pek kuşku bırakmıyor. Öcalan bu kitapta örneğin, şöyle diyor:



    “Sümer uygarlığını incelediğimizde, bir olgu daha çözümlenmesini vazgeçilmez kılıyor. Mitoloji ve ondan kaynaklanan Tanrı bilim -Grekçe teoloji, Arapça ilahiyat- en az Karl Marks’ın devlet ve para tahlilleri kadar önemlidir. Marks’ın teorisi bilimselliğe değerli katkılarda bulunmuştur. Ama bana öyle geliyor ki, devletin kökenindeki ideolojik gücü basit bir yansıma olarak değerlendirmesi, teorisinin en ciddi eksik ve o denli de tehlikeli yanıdir. Çok sıradan ve basitmiş gibi dine “toplumun afyonudur” deyip geçmesi, bir türlü başarıya gidememesinin de temel nedenlerinden biridir. Bana göre en az ‘para’ ve ‘devlet’ tahlili kadar, bir ‘ilahiyat’ tahliline ihtiyaç vardır. Sümer gerçeği bunu çok çarpıcı göstermektedir. Sümer uygarlığını çözmek için mutlaka onun ilahiyatını çözümleyeceksiniz.



    Tanrıbilim, Sümerlerin sınıf mücadelelerinin bilimidir. Kavram ve kuramlarıyla tanrıbilimin toplumsal izdüşümlerini tahlil etmeden, Sümer ideolojisini, dolayısıyla ona dayanan tüm antik dünyayı çözemezsiniz. Tek tanrılı dinleri çözemezseniz, klasik ve Ortaçağların, hatta günümüz toplumlarının zihniyet ve edebiyat yapılarını çözemezsiniz.



    Tüm toplumların zihniyetlerinde ilahiyatın imzası vardır. Bu imzayı deşifre edip kazımadan, bilimsel temellerde pozitif toplumu kuramazsınız. Daha sonra kapsamlı incelemeyi düşündüğüm “reel sosyalizm” in en büyük eksiği ve hatası, toplumun tarihsel ve ideolojik alanın yanından bile geçememesi ve devlet tahlillerindeki tek yanlılıktır. Sadece para ve sermaye çözümlemesiyle toplumsal gerçeklik tam izah edilemeyeceği gibi, tersine bu çokça eleştirdiği idealizmin değişik bir biçiminin kucağına düşmesine yol açar. Tıpkı reel sosyalizmin sermayenin kucağına kendiliğinden teslim olması gibi. Eksikli Marksist düşüncenin buraya götürmesinin, izah etmeye çalıştığımız nedenlerden dolayı kaçınılmaz olduğu görülüyor.


    İdeolojinin, ilahiyat biçiminin gücü paradan daha az olmadığı gibi, devlet gücünden de az değildir. Kaldı ki, üçü de iç içedir, birbirinin içine sızmıştır. Belki de tarihte hiçbir üçlü bu kadar iç içe sızıp en büyük gücü teşkil etme imkânına sahip değildir.” (Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetine Doğru. s.46)(Kasım 2001)



    A.Öcalan’ın, yukarıdaki değerlendirmeleri, önemli ve ileri özelliklere sahiptir. Öcalan’ın bu kitabını, Moskova’dan Paris’e yeniden dönüşümde ( Mayıs 2003’de) okumuş,'eski toplum', 'din' gibi konularda söylediklerinin, hiç olmazsa sonuçları bakımından, birbirinden bağımsız bir şekilde, benim ulaştığım noktalarla, benzerlik taşıdığını görmüştüm.



    Burada, üstelik A.Öcalan’da kayda değer olan, anlaşıldığı kadarıyla, daha çok, genellikle S.N Kramer’in kuru ifadelere bezeli Turkçe’de yayınlanmış kitapları etrafında sürdürdüğü okumalarını, son derece canlı sonuçlar haline getirebilmiş olmasıdır. “Tanrıbilim, Sümerlerin sınıf mücadelelerinin bilimidir” şeklindeki bir yargı, bu haliyle içinde eksiklikler taşıyor olmasına karşın, dinlerin toplum yaşamıyla olan derin ilişkisini, çarpıcı biçimde ortaya koyan bir genellemedir; bu haliyle bile, hala “din-afyon” sözcükleri etrafında dolaşanların yanlışından çok daha fazla doğrudur.


    A.Öcalan’ın bu tür sonuçlara ulaşabilmesinde, içerisinde yaşadığı toplum ile Sümer ilahileri arasında sürüp gelen gerçek bağlantıları kurabilmiş olmasının; genellikle, boşluktaki bir ‘mitoloji’ gibi ele alınmış olan anlatımların, aslında eski toplumun verili ilişkilerinin yansıtıcısı olduğunu saptayabilmiş olmasının da ciddi bir rolü olmuş olmalı. Şam veya Lübnan’da yaşayan ve toplumu yakından gözleme yeteneği olan bir kimse, Türkiye’de veya Avrupa’da bulunanlarca kolaylıkla ‘masal’ olarak nitelenebilecek eski Sümer-Sami dinlerinin kalıntılarının orada gündelik yaşamın parçası olmaya devam ediyor olduğunu daha rahat saptayabilir. Bu durum, belki de Öcalan’a, yukarıdaki sonuçlara ulaşmada, kolaylıklar sağlamıştır.



    Öyle ya da böyle. Bütün anlaşılabilir eksikliklerine karşın, A.Öcalan’ın ulaştığı bu değerlendirmeler ile ,‘deli misiniz, dahi misiniz?’ sorusunun sorulmasından çok hoşlandığı belli olan Bay Y. Küçük gibi ‘araştırmacı’ların, ‘Tanrı sözcüğünden tiksinmek’ üzere söylediği hoşlanmazlık değerleri arasında ne büyük bir düzey farkı, derinlik, bulunuyor!



    Fakat bireylerin konumlarını da bu düzey farkı belirlemiyor mu?

    zaten...

    ************



    (*)Benim bakımımdan, şu şekilde özel bir yanı da bulunuyor Kürt meselesinin.

    1976 yılında, 21 yaşında genç bir üniversite öğrencisi olarak, İTÜ nün o zamanki öğrenci derneğinde yöneticilerden biriydim. Bu dernek, o sırada bir ‘bildiri’ yayınlamış, başka şeylerin yanında, sanırım “halkların birliği, özgürlüğü” gibi ifadelere de yer vermişti. “Kürt” sözünün bile kullanıldığını sanmıyorum... Çok kısa bir süre sonra, derneğin yöneticileri, dört kişi idik, savcılıktan bir soruşturma daveti almakta gecikmediler. Bir süre sonra da İstanbul 5. Ağır Ceza mahkemesi “Suç tarihi:11–12 Mart 1976” kaydı düşerek, herhalde bu 4 yöneticinin tümü bakımından da bir ‘ilk dava’ idi, hakkımda ilk dava açılmış oldu. Mahkeme kayıt tarihine bakılırsa, demek ki,12 Mart 1971 darbesiyle ilgili bir bildiriydi bu. Savcılık masasının üzerine yayılmış bildirinin kırmızı bir kalemle adeta boyanarak işaretlenen kısımları ise, daha çok, “halkların birliği” falan diye yazılan kısımlarıydı.



    25 yılı aşan bir sürgün yaşamına gidecek yoldaki ilk yasal kovuşturmam da böylece başlamış oldu...

    ‘Adalet’ kavramını, o andaki haliyle ‘adaleti’ eleştirenlere, toplumda yer açmak olarak kavramayan bir hukuk sistemi, son derece kalitesiz bir basının kişileri sahte bilgilerle afişleme metoduyla birleşince, ardı ardına ‘terörist’ler, bir bakıma böylece imal edilmiş olmaktaydı...



    Kendimi savunabilme hakkını kullanamazken, bu hakkı kullanamadığımı bilen şahıslarca (örneğin basın mensubu Savaş Ay ), hakkımda (ve benim durumumdaki bir dizi insan hakkında) gerçek dışı o denli yayın ve bu ortamdan etkilenmemesi mümkün olmayan adalet mekanizması tarafından öylesine hukuk dişi işler yapılmıştır ki... Bunları, ilerde, vakit bulursam, kişisel bir konu olarak değil, fakat bir tarih eğitim malzemesi olması dileğiyle, örnekleriyle, becerebilirsem yansıtmaya çalışacağım...

    ****


    http://safakacmaz.blogcu.com/ocalan-la-gorusme-ve-sumerler-konusu_894581.html



    Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken



    Weitere Beiträge aus dem Forum DERSİM-ZAZA ARŞİVİ

    PÜLÜMÜR GECESI - gepostet von dersim am Dienstag 05.06.2007
    Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz - gepostet von dersim am Sonntag 12.04.2009
    ZONÊ MA ZAZAKİ : DİLİMİZ ZAZACA - gepostet von dersim am Sonntag 17.08.2008
    SEYIT RIZA YASAMI VE MÜCADELESINDEN KESITLER - gepostet von dersim am Dienstag 05.12.2006
    DİLLERİN ÖLÜMÜ TEK DİLLİ BİR DÜNYAYA GÖTÜRÜYOR İNSANLARI... - gepostet von dersim am Donnerstag 31.01.2008



    Ähnliche Beiträge wie "Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz"

    Guild [ma] - gepostet von diesel am Samstag 03.06.2006
    Platz frei - gepostet von edgor am Mittwoch 19.07.2006
    Bild - gepostet von Snipersilo am Samstag 02.09.2006