Verfügbare Informationen zu "GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005"
Qualität des Beitrags: Beteiligte Poster: dersim Forum: DERSİM-ZAZA ARŞİVİ Forenbeschreibung: Dersim-Zaza Platformu aus dem Unterforum: PKK_A. ÖCALAN Antworten: 10 Forum gestartet am: Dienstag 05.12.2006 Sprache: türkisch Link zum Originaltopic: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005 Letzte Antwort: vor 13 Jahren, 9 Monaten, 7 Tagen, 19 Stunden, 40 Minuten
Alle Beiträge und Antworten zu "GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005"
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
Görüşme Notları: 05.01.2005: Görüşme Notu
05.01.2005 Tarihli
GÖRÜŞME NOTLARI
Hoş geldiniz. (Yeni gelen arkadaşa dönerek) Siz nereden geliyorsunuz?
(Mersin’den geliyorum.)
Oraya kayıtlısınız. Mehmet mi geldi?
(Evet, Mehmet geldi.)
Zamanı iyi kullanalım, önem sırasına göre kısa kısa sizden alalım. Ne var?
(Yürütme Konseyinin bilgisi var. HPG’den görevli Sezai Karakuş isminde bir arkadaş İstanbul’da yakalanmıştı. Basın örgüt parasıyla yaşadığını, farklı bir yaşam içinde olduğunu yazarak teşhir etmişti. Arkadaşın böyle bir durumu yoktu. Arkadaş buna karşı yedi sayfalık bir mektup bırakarak Tekirdağ F Tipi Cezaevinde yaşamına son vermiş.)
Niye öyle bir yönteme başvurmuş?
(Basının yaşamına dil uzattığını, buna sessiz kalamayacağını belirtiyor. Ayrıca sizden de özür diliyor. Sizin yaşam felsefenize aykırı bir şey olduğunu bildiğini, ama yaşam ilkelerine yapılan bu saldırı karşısında sessiz de kalamayacağını da belirtiyor.)
Benim hakkımda onlarca şey yazdılar. Böyle bir şeye gerek yoktu. İntihar zayıflığın bir ifadesidir. Güçlü olan intihar etmez. Bu duruma düşülmemeli, anısına da saygı duyuyorum. Arkadaşı saygı ile anıyorum. Görevli olarak mı gönderilmiş? Böyle görev anlayışını kabul etmiyorum.
Başka ne var?
(Musul’da katledilen arkadaşlardan Fuat’ı tanıdığınızı, sorduğunuz değerleri ve maliyeyi korumakla görevli arkadaş olduğunu, bu nedenle hedeflediklerini belirtiyorlar.)
Eski Fuat mı? Diğerleri de Suriyeli. Ne işleri vardı orada?
(Musul’da öldürülen beş polisle ilgilerinin olmadığını belirtiyorlar.)
Bu çok önemli. Bizimle ilgisinin olmaması önemlidir. Kimin yaptığı net mi?
(Arap direnişçilerin yaptığı şeklinde basında yer aldı.)
Bu iki olay arasında bağlantı var. Bu iki olay arasında bir benzerlik var. Çok tuhaf, beşe beş. Bizim arkadaşları katledenler net mi?
(İstihbarat örgütlerinin ve kaçanların yaptığını söylüyorlar.)
Bu genel bir tahmin, biraz bana doyurucu gelmiyor. Bu tip anlayışa karşı olduğum biliniyor. Bu tarz adam gönderme bizim tarzımız değil. Bunları komple açık bir şekilde gönderme, vurdumduymazlığa gitmeye açık bir şeydir. Kazım olayında da aynı şeyler yaşandı. Bunlar kirli savaşın nesneleridir. Provokasyonlar olabilir. Bizim savaş ve yaşam tarzımızın bu yanlışlıklardan arınması gerekir. Musul kimin denetiminde? Beş kişi arabada gezeceksiniz. Böyle şeyler olmaz. Neden bu beş kişi böyle gönderiliyor? Bunu yapmak objektif olarak işbirlikçilik anlamına geliyor. Muazzam kirli savaşa yol açıyor. Başka ne var?
(Cemil Esat öldü. Sizin adınıza bir mektup yazılarak baş sağlığı dileniyor.)
Cemil Esat öldü mü? Ah, yazık. Normal bir ölüm mü?
(Evet. Yine bir mektup yazılarak daha önce bahsettiğiniz hususlar Suriye yönetiminde sorulmuş. Bize yansıyan bir cevap yok. Suriye yönetiminin harekete karşı politikasında değişiklik var deniliyor. Sizin on maddelik çözüme ilişkin perspektifinizin bütün Avrupa Devlet Başkanlarına ve Avrupa Parlamentosu’na gönderildiği, önemli bir duyarlılık yaratıldığı, Avrupa Parlamentosu’nun raporunda bunların büyük bir kısmının yer aldığını, ancak Avrupa Konseyi’nin raporunda direkt Kürt sorununa ilişkin net bir belirlemenin olmadığını, ama kapalı kapılar ardında bu sorunun tartışıldığını belirtiyorlar.)
Sözlü bir takım şeyler olabilir mi? Herhalde sözlü bir takım şeyler var. Bize yönelik gerek ABD ile, gerek AB ve Türkiye arasında bir şey mi var? On maddelik çözüm paketi güncelleştirilebilir. Üçlü bir zirve olacak galiba.
(Evet, önümüzdeki günlerde olacağı söyleniyor.)
Bizim barışçı tutumumuz bu üçlü toplantıya yansıtılabilir. Türkiye, ABD ve Irak üçlüsüne mesajımız iletilsin. Uzlaşma çıkarsa biz buna varız. Daha önce Başbakana iki mektup yazmıştım. Birincisi Gül başbakanken yazmıştım. İkisinden de cevap alamadım. Yine Sayın Erdoğan’a da dokuz sayfalık bir mektup yazdım. Bu üçüncüsü oluyor. Mektubun içeriğini bu görüşmeye yansıtacağım. Başbakanın buna vereceği yanıt çok önemli. Son şanstır. Eğer olumlu bazı adımlar atılamazsa, kıştan sonra gelişecek olan gerilla düzeyinde, serhildan düzeyinde bir harekettir. Ama biz bunu istemiyoruz. Mektupta bunlar var. Cevap nasıl olacak, bilmiyorum. Leyla’lar da altı ay süre istemişlerdi, onları da dikkate aldık. Eğer düzenlenecek üçlü zirvede tasfiye kararlaştırılırsa, benim yapacağım bir şey yok. Üçlü yönelim çok şiddetli çatışma ortamı başlatır. Türkiye’nin içine yönelirler. Teslim olacak değiller. Buna kimin yol açtığı kendilerinin bileceği iştir.
Zana’ların çıkışını, 17 Aralık’ı olumlu değerlendirmeye çalıştık. Ama üçlü bir anlaşma ile yönelim olursa, -mektubumda da belirttim- yanıt bulunamazsa, doğal olarak Filistin intifadası gibi olaylar, Çeçenistan gibi olaylar başlar. Türkiye’nin iyiliğini istiyorlarsa, AB sürecini kazasız belasız atlatmaları gerekir. Eğer Türkiye’de barış derinleştirilmek isteniyorsa, Erdoğan’ın bazı adımları atması şart. Sanırım Erdoğan 15 Ocakta Diyarbakır’ı ziyaret edecek. Burada vereceği mesajlar önemli. Olumlu mesaj vermesi gerekir. Aksi taktirde bu savaş ilanı anlamına gelir.
Ben kendim için şunları söyleyeceğim. İyi yazın: Fiziki, psikolojik, etik ve toplumsal mantığımla ben bu biçimde sürdüremem. Ne idam korkusundan ne de başka bir şeyden, inandığımdan dolayı bu çizgiyi sürdürdüm. Üçüncü mektup oluyor. Erbakan’a da mektup göndermiştim. Hatta daha önce kendisi mektup göndermişti. Yine Özal döneminde de mektuplar göndermiştim. Bugün ufak bir adımın atılmaması bitirmeye yönelime varır. Savaşı dayatmak anlamındadır. Hükümetinki bir savaşı dayatmaktır. “Siz zayıfsınız, sizinle barış olmaz. Suriye ve İran ile anlaştık. Irak ve ABD ile görüştük, AB ile anlaştık. Sizi dünyadan tecrit ettik. İçerde de durumu idare ediyoruz. Siz teslim olsanız da kabul etmeyiz. Savaşı dayatıyoruz” diyor. Sonuç normal koşullarda savaş dayatmasıdır.
Benim sorumluluklarım da bitmiştir. Bizimkiler de iyi anlasınlar, Musul’a böyle adam gönderilmez. Adam gibi bu savaşı gücünüz ölçüsünde karşılamanız gerekmektedir. Israrla savaş dayatılıyor, mutlak imha dayatılıyor. Bir iki ay içerisinde yeni bir şey olmazsa tamamen imha anlamına gelir. Burada ne olumlu ne olumsuz hiçbir şeyi üstlenmiyorum. Ben şimdiye kadar barış için elimden gelen her şeyi yaptım. Hükümet beni ciddiye almıyor, Kongra Gel de beni ciddiye almıyor. Bir ağır tecrit hükümlüsünün bu konularda bu kadar konuşması doğru değil. Ben Kürt ve Türk halkının ihtiyaçlarını düşünerek bunu yaptım. Ama bundan sonra nefesim yetmiyor. Gücümün yetmemesinden ziyade, bahsettiğim dört özellik nedeniyle fazla anlamlı bulmuyorum. Yirmi yıl, otuz yıl mücadele verdim, ancak bu kadarına yol açtım.
Kaçanların ne yaptığı ortada. Bunlar sahte önderlik peşindeydiler. Bağlı arkadaşlar da yeteneklerine göre yapmaya çalışırlar. Bütün barışçıl çabamıza bir yanıt almadık. Çeçenistan bugün özerk bir cumhuriyettir; Filistin devlet benzeri bir örgütlenmedir, üniversiteleri var. Ama hala inkar politikası, yok sayılma durumu devam ediyor. Anadil, yayın hakkı bile verilmiyor. Bunların yanında deveden kulak taleplerden bulunduk. Ana okulu yok, doğru düzgün bir yayını yok. Demokratikleşme deniliyor. Bu yapay bir demokratikleşmedir, demokrasinin ruhuna aykırıdır, CHP demokratikleşmesidir. Ortada adım da yok. AKP bu konumdan yararlanarak, çıkarlarını iyi sentezleyerek götürüyor. AKP tüccar zihniyeti ile hareket ediyor. Barışa yanaşmıyor. İsrail ve Filistin barışını düşünüyor, ama kendi ülkesindeki barışa önem vermiyor. Gül, İsrail-Filistin barışı için gidiyor, ama burnu dibindeki olayı görmüyor. Demek ki savaşta çıkarı var. Asker, polis ve Kürt gençleri ölüyor, umurunda bile değil. AKP’nin başka türlü ayakta durması mümkün değil.
Otuz yıldır düzen böyle sürüyor. Ordu zayıflıyor, Kürt halkı zayıflıyor, ama Kürt ağaları gelişiyor. Kemalizm geriliyor ve ABD güç kazanıyor. Hükümet, Kürt işbirlikçileri, ABD ile AB PKK’nin üzerine yönelmede anlaşıyorlar. Biz Avrupa Birliği zirvesine bütün gücümüzle destek olalım dedik. Taleplerimize cevap yok. Bu nereye götürüyor? İkinci bir Siyonizm gibi Kürt işbirlikçiliğinin devletleşmesi söz konusudur. Kürt milliyetçiliğinin devletleşmesi İran ve Türkiye’ye karşı kullanılacak. Ben bunu engellemeye çalıştım. Bizimkiler zayıf kalıyor. Kardeş denilen alçak bile milliyetçilerle birleşti. Benzeri şeyler 1948’de Filistin’de de oldu. Sonuç korkunç savaşlardır. İsrail’i nasıl Araplara karşı savaştırıp Arapları mahvettilerse, burada da yürütülen, iti ite kırdırma politikasıdır. Türk-Kürt savaşı başlıyor, ABD iki tarafı kullanıyor. AB de kullanacak. Ben bunun önlenmesi için çaba harcadım. Başbakan eğer halkını düşünüyorsa adım atar.
Ecevit’in de sanırım açıklaması vardı?
(“Musul’u alalım” diyordu.)
Ne Musul’u, ne Kerkük'ü? Yeni Kudüs Kerkük’tür. Derya gibi kan akacak. Çok acı duyuyorum, ama maalesef gelinen nokta budur. Musul’da PKK’lilerin ve polislerin öldürülmesi kanlı sürecin başlangıcıdır. Bu bunun ilk adımıdır. Sayın Başbakandan rica ettim: Bunu durdurmak senin elindedir. Biz sıradan hakları istiyoruz. Böyle yaparsak Kürt milliyetçiliğinin ikinci Siyonizm olmasını engelleriz. Ben çok sorumlu davrandım. Başbakan mektuplarıma neden cevap vermiyor? Ben inanarak, severek yaptım ama yanıt yok. Sonuç savaşa gider. Gelişecek olan artık serhildandır. Ana okulunu, TV ve radyosunu dahi vermiyorlar. “İşkenceye sıfır tolerans” diyor, ama seninki aslında demokrasiye ve insan haklarına sıfır toleranstır. Bana söylesin, cumhuriyetin birliği için çalışalım. Geçmişte hepimizin hatası oldu. Bunları beraber aşalım, yeni bir sayfa açalım diyoruz.
Ama bu olmazsa halka söyleyeceğim, kendi diline ve kültürüne sahip çıksın. Yeni AB Anayasasına göre kadın, çoluk çocuk “Anaokulumu, radyomu, televizyonumu istiyorum” desin. Sokağa dökülsünler. Anadiline sahip çıkmayan, adam yerine konulmaz; haramdır, çoluk çocuğu da haramdır. Anadilini öğrenmek temel bir haktır. Ama maalesef politika kurnazlık olarak anlaşılıyor. Karşı taraf sürekli gol atıyor. Aslında kale de, kalecide yok. Yüze sıfır, iki yüze sıfır, üç yüze sıfır. Bizimkiler anlamıyorlar. Kendilerini koruyamazlarsa ya imha olacaklar ya da intihar edecekler. Sonuç nereye gidiyor? Kör kavgaya gidiyor. Bu iyi bir şey değil. Türkiye insanı buna layık değil. Asker ve polis niçin ölsün? Asla intikam şeyim yok. Bu gençler, bu insanlar niye ölsün? İsrail-Filistin barışını düşüneceğine kendi ülkendeki barışı düşün. Filistin için kırk takla atıyor. Biz çok fazla şey istemiyoruz. Sorun iktidar sorunu, sorun bazı güçlerin çıkarı sorunu. Çözüm için birkaç şey söyledim. Demokrasi ve barış için gereken yapılmazsa birbirlerine girecekler. Ben karışmıyorum, ben söyleyeceğimi söyledim. Bir ağır tecrit hükümlüsü ancak bu kadar yapabilir. Mektubumun özü budur. Gereken adımlar atılmazsa halk kendi pozisyonunu alacak. Halkımız kendisini seferberlik konumuna getirmek zorunda.
Başka aktaracaklarınız var mı?
(Gazetedeki bir arkadaşın mesajı var. Kendine güvendiğiniz ve bu göreve onu önerdiğiniz için teşekkür ediyor. İlk geldiği zaman yukardan bir yönetim anlayışı ile gelmediğini, alttan demokratik bir yapılanmayı oluşturmaya çalıştığını, bunun zor ama doğru bir yöntem olduğunu belirtiyor. Böyle bir süreçte doğrudan değil ama dolaylı engellerle karşılaştığını, maddi ve kişisel bazı problemlerin önüne geldiğini, ama bunu aşmaya çalıştığını, bu alanın halkın demokrasi anlayışı için önemli olduğunu belirtiyor. Önceki haftalarda uzlaşın demiştiniz. Uzlaşma zeminine gelmeyen bazı değerlerle uzlaşmayacağını ve güveniniz ve dayanışmanızla çalışmalarda başarılı olacağını belirtiyor.)
Değerli arkadaş, kendinizi az çok tanıyorum. Barış için çabanızı biliyorum. Babanızın, dedenizin soylu davranışlarını biliyorum. Bu görevi entelektüel kapasitenizi göz önüne alarak, kişiliğinizin barışçı yönünü de düşünerek, sizin reyinizi de almadan böyle bir öneride bulundum. Barışın ihtiyacı var, halkın ihtiyacı var. Kapasitenizin de olduğunu biliyorum, engeller olmasa normal demezdim. Çok çeşitli kesimlerle uzlaşmalarınızın olabileceğine inanıyorum. Cezaevinde çıkan arkadaşlarla, özellikle bayan arkadaşlarla ilişkiler olabilir. Yayın kurulunu genişletebilirsiniz. Çizgi için birkaç şey söyleyebilirim. İşleyeceğiniz şey devlet-ulus ile demokratik ulus kavramını işlersiniz. Bir de demokratik konfederalizm kavramını işlersiniz. Yine milliyetçiliği, milliyetçiliğin tarihi, milliyetçiliğin ve dinin Ortadoğu’da kullanılma şeklini ve kadın özgürlüğünü işlersiniz. Demokratik konfederasyonlaşmayı kitlelere taşırırsınız. AB süreci ile birlikte geniş kapsamlı yeni bir gazetenin derinliğine gelişeceğine inanıyorum. Başarılar diliyorum.
Güvenliklerine toplu olarak dikkat etsinler. İlerde bazı siyasi görevler alabilir, söz konusu olabilir. Behice Boran’ın partileşme şeyi vardı. İlerde böyle şeyler olabilir. Demokratik Toplum Hareketine Türk birçok arkadaş katılmalı. Kendisine hem politika hem yayın alanında başarılar diliyorum. Siz avukatlarım gözlemlersiniz, dönem dönem bana aktarırsınız. Engel çıkaranlara müdahale edersiniz. Arkadaşlar da kendisine maddi ve manevi destek sunsunlar.
Başka neler var?
(DTH toplantılarına başladı. Diyarbakır’da halk ile yapılan toplantının olgun geçtiğini, sizin şahsınızda halkın projeye bağlı olduğunu, güven duyduğunu belirtiyorlar.)
İstenilen düzeyde gidiyor mu? Sağlıklı işliyor mu?
(Çok istenilen düzeyde olmasa da, pratik sorunlar olmakla birlikte, aşılmaya çalışılıyor.)
Toplantıların sonuçları olduğu gibi basına yansıtılmalı. Birçok Türk arkadaş katılmalı. Bu bir Kürt Partisi değildir. Zorla da olsa etnik milliyetçilik yapılmayacaktır. Türk-Kürt ayrımı kaldırılmalıdır. Bu tamamen Avrupa normlarına uygundur. Türkiye ulusu ekseninde bütün halkların katılımı olmalıdır.
(Bazı Türk aydınlarının eleştirilerinin olduğunu, başladıktan sonra ‘gelin katılın’ demenin doğru olmadığını, tartışıp ortak taleplerle birlikte başlatılması gerektiğini belirtiyorlar.)
Burada hangi koşullarda bulunduğumu, nelerle nasıl boğuştuğumu bilmeleri gerekir. Başlaması katılmaları için engel değil. Bundan sonra da destek verebilirler. Eşitlik ve özgürlüğe çağırıyorum. Birlikteliğe çağırıyorum. Bunlar iyi dileklerdir. Türk aydınlar tekrar davet edilsin. Komünlerden yani özgür yurttaş meclislerinden DTH’ne bol bol katsınlar. Şimdi CHP de bazı şeyler yapmak istiyor, ama CHP bunu başaramaz. Benim bu demokratik konfederalizm kavramım tartışılıyor mu?
(Çok tartışılmıyor, fazla yansımadı.)
Nasıl tartışılmıyor? Tartışmaya açılması lazım. Benim bu söylediğim, Cumhuriyetin demokratikleşmesidir. Bütün bunlar yeni bir yol şeyine girebilir. Benim sosyalizm anlayışım şu: Reel sosyalizm dahil, devlete dayanan bir sosyalizm anlayışını doğru bulmuyorum. Benim demokratik konfederalist anlayışım budur. Demokrasiyi geliştirmeden sosyalizm olmaz. Sovyet hegemonyacılığı ile tutmadı. Sovyetler Sümer rahip devleti gibiydi. Çin de öyle. O yüzden ABD karşısında tutunamıyorlar. Ortadoğu’nun mevcut durumu ne üstten ABD’yi, ne de alttan halkı kabul eder. Yönetimler bu arada sıkışmışlardır. Ya kendilerini dönüştürürler, ya da ABD’nin baskısı karşısında ezilirler. Yeni bir milliyetçi dalga nasıl geçmişi kaybettirdiyse, bugünü de kaybettirir. Burada demokratik konfederalizm ilaç gibidir.
ABD milliyetçiliği kışkırtıp bir yüzyılın kaybına yol açabilir. Milliyetçilik bir yüzyılı kaybettirdi, bu yüzyılın da kaybolmaması için demokratik konfederalizmi tabandan örgütlemek gerekir. Bu ana çizgidir. Demokratçılığa dayanan sosyalizm olmalı. Bunun özü daha önce program için açtığım altı maddedir. AB demokratikleşiyor, Türkiye demokratikleşiyor, Kürt Hareketi demokratikleşiyor. Bunlar bir sentez oluşturmalı. Yanlış anlaşılmasın, Türkiye konfederalizm olsun demiyorum. Üniter yapısını koruyarak, ama demokratik bir cumhuriyet olsun diyorum. Talabani-Barzani devleti yerine Kürdistan Demokratik Konfederalizmi diyorum. Bu, Türkiye Cumhuriyeti ile dost olmalı. Demokratik konfederalizm Kürt milliyetçisi değildir. Milliyetçi devletçilikten uzak durulması, demokratik ulusçuluğa önem verilmesi ve AB sürecinin bir sentez olarak algılanması gerekir. Bu temelde halkın seferber olmasını istiyorum. Bunu yeni yıl mesajı olarak düzenlersiniz.
Hükümetin barış için adım atması gerekir. Kongra Gel de bu on maddelik talebi üçlü toplantıya sunsun. Gerekirse KDP aracılığıyla gönderebilir. Umarım bu bir iki ay içerisinde olumlu bir şey çıkar. Yüzyıllık problem böylelikle çözülür. Basın da bu çizgiyi takip etsin. Milliyetçiliği böylelikle tehlikeli olmaktan çıkarırız. Yeni yıl mesajını beş on sayfa olarak düzenlersiniz. Bütün dünya ve Ortadoğu halkına demokratik konfederalizmi hediye ediyorum. Bu temelde yeni yıllarını kutluyorum. Mesajın altına ‘yaşasın demokratik konfederalizm’, ‘yaşasın barış’ gibi anlamlı bir iki mesaj da yazabilirsiniz. Bunlar iyi dileklerdir. Çözümsel değerlendirmelerdir.
DTH’ne selamlarımı iletirsiniz. Eş başkanlık modelini daha önce de söylemiştim. Eş başkanlık sistemi geliştirilmeli. Önerilerimi iletebilirsiniz. İllegalite olmayacak, sonuna kadar açıklık olmalı. M. Kemal’in 1920’lerdeki cumhuriyetçiliğine vereceğimiz en iyi yanıt, cumhuriyetin demokratikleştirilmesidir. En iyi yurttaşlığı ben yapıyorum. Sonuna kadar yasal vatandaşlık hakkımı kullanacağım.
(DEHAP yasal zorunluluktan dolayı kongrelerini 13 Ocakta yapacağını, kongre yapmalarının yasal zorunluluktan kaynaklandığını, ancak farklı anlaşıldığını, böyle bir durumun olmadığını, DTH’ne destek verdiklerini belirtiyorlar.)
Yasal nedenlerdendir, değil mi?
(Evet.)
Tamam, kongrelerini yapacaklar. Bu harekete katılsınlar. Anayasa mahkemesi DEHAP’ı kapatırsa kapatır.
Sabri ne zaman çıkıyor?
(Şubatın başında çıkıyor.)
Çıktığında sağa sola gitmesine gerek yok. Bu harekete fiili sözcüm olarak katılsın. Bu arkadaş benim adıma fiilen Demokratik Toplum Hareketi içinde rolünü oynasın. Kendine bir ekip oluşturur. Sizden biri de onunla beraber yasal temsilci olarak çalışır.
Güç tahminen ne kadardır?
(7-8 bin civarındadır.)
Ne kadarı içerdedir acaba?
(Herhalde yarısı içerdedir.)
Kandil bası da çok geçiyor, sanki hepsi Kandil’dedir. Yoğunluk orada mı?
(Sanmıyoruz bütün alanlarda varlar.)
Bradost alanlarında KDP-YNK ile demokratik uzlaşıyı geliştirsinler.
(Bradost alanındaki halkın şehirlere göç ettiği söyleniyor.)
Tamam, kendileri doldururlar. Yoğunluk Behdinan’da var galiba. Botan’a önem vermeliler. İran’da güç var mı?
(Doğu gücü de varmış.)
Dersim, Amed alanlarında varlar mı?
(Bütün alanlarda olduğu söyleniyor. Karadeniz’e kadar olduğu söyleniyor.)
O zaman çok tehlikeli olabilir. Kendi komuta kademelerini kendileri seçsinler. İntiharvari şeyleri doğu bulmuyorum. Kendi özgürlük mücadelenizi kendiniz geliştireceksiniz.
Aktaracağınız ne var?
(PAJK’ın mesajı var. PAJK zemininde bir toplantı yapmışlar. Şimdiye kadar erkeği dönüştürme projesi çerçevesinde yapılan eğitimleri değerlendirmişler. Baharda yeni bir eğitim devresi daha başlatacaklarını belirtiyorlar.)
Kadınlar için hemen şunu söylüyorum: Kadınlara ilişkin 8 mart vesilesiyle daha sonra değerlendirmelerde bulunacağım. Daha önce söylemiştim. “Özgür kadın kimdir, nasıl yaşamalı” kitabını geliştirsinler demiştim. Bazıları bunun üzerinde yoğunlaşabilirler. Bayanlardan yürütme konseyine kim girmiş.
(Asya ve Zaxo yürütme konseyi başkan yardımcısıdırlar.)
Diğer başkan yardımcıları kimlerdir? Abbas var. Başka?
(Rüstem var.)
Nerelidir?
(Küçük Güneylidir.)
Diğer iki bayan vardı. Pelşin ile Jiyan çalışmanın içerisindeler mi?
(İkisi de PAJK komisyonlarında çalışıyorlarmış.)
Tamam, hepsine selam söylersiniz.
(Gazeteleri gelmediğimiz zaman alabiliyor musunuz?)
Günde bir tane almaya çalışıyorum. Herkese selamlarımı söylersiniz. Siz de gittiğiniz yerlerde herkese selamlarımı söylersiniz. İyi günler.
Mehmet İle Görüşme
Merhaba, nasılsın?
(Sağ ol. Sağlık durumun nasıl? Herkes soruyor.)
Sağlık durumum aynı devam ediyor. Gece yarıları sanki boğuluyorum, akıntı var, geceler yarıları nefessizlikten uyanıyorum. Sanki nefesim kesiliyor, uyanmak zorunda kalıyorum. Bu babamda da vardı herhalde.
(Evet, vardı.)
Bu nefessiz kalmanın nedeni kapalı yerde kalmamdır. Ayrıca nem oranı çok yüksek. Ağzım kuruyor, ağzımın içinde yaralar çıkıyor, yanmalar oluyor. Bu durumu avukatlara da aktarırsın. Bunun üzerinde durursunuz. Doktorlara anlatırsınız.
Dışarıda ne var, ne yok?
(Dışarıdaki gündemde yeni oluşum var. Halkın gündeminde de bu var.)
Nasıl gidiyor DTH?
(Bu oluşumda hem milliyetçi kesim, hem de DEHAP içindeki belli bir kesim, bunlar ufak da olsa sıkıntı çıkartmaya çalışıyorlar. Her iki kesimde de sıkıntı çıkaranlar var.)
Bunun nedeni nedir?
(Herkes kendi gücü oranında parsel koparmak istiyor.)
Bu tür şeyler olacak, ama bu tür şeyler doğru değil. Önemli olan bu oluşumu götürenlerin beraber hareket etmeleridir. Birlik olmalarıdır. Genişletebilirler, farklı çevrelerden insanlar olur. Sadece Kürt partisi değil, değişik çevrelerden insanlar gelmeli.
(Gençlik ve kadının saf dışı bırakıldığını iddia edenler var.)
Gençlik ve kadın kurumların motor güçleridir. Ama gençliği ve kadını bazı bireyler ve hizipler kullanabilirler. Gençlik ve kadın buna karşı uyanık olmalıdır. Kendilerini kullandırtmasınlar. Benim bu konuda birçok kitap ve yazım çıktı, bunlardan faydalanabilirler. Buna göre kadın ve gençlik yeni oluşuma katkı sunabilirler. Doğru olan da budur.
(Cezaevinde çıkan bazı arkadaşların selamları vardı.)
Aslında bunların 20 yıllık birikimleri var. 20 yıl, 10 yıl yatanlar var. Bunların birikimleri var. Bunlar neden kurum ve toplumun ihtiyaçlarına cevap olmadılar?
(Bazılarının yetersizlikleri var.)
Nasıl yetersizlikler?
(Gördüğüm kadarıyla ufak da olsa, birey düzeyinde de olsa rant, yoz ve zaaflılıklara düşmüşler.)
Bu tür şeylere düşenler zaten bitmişler. Kalan arkadaşların tamamı bu yeni oluşumda ve kurumlarda yeteneklerine göre yer almaları gerekir. Kendilerini sorgulamalılar aynı zamanda. Bireyler ve hiziplere çok dikkat etsinler. Kendilerini kullandırtmasınlar. Aktif siyasete destek versinler, çalışmalara aktif katılsınlar. Dışarıya gitmelerine gerek yok.
Kimlerle görüştün?
(Şamil ile görüştüm.)
Gazetede çalışıyor mu?
(Evet, çalışıyor)
Şamil avukatlarla görüşerek, benim bu altı yıllık buradaki dramımı gazetede yazabilir. Herhalde beni buraya getirdiklerinde iki yıl içinde ölmemi bekliyorlardı. Buradaki koşullar da bu duruma uygundur. Menderes ve Yılmaz Güney’i de buraya getirmişlerdi. Sistem iki üç yıl içerisinde ölmesini hesaplayarak insanları buraya getiriyor. Buradaki dramı gazetede yazsınlar.
Başka ne var ne yok? Kaçanlara ilişkin herhangi bir bilgin var mı?
(Net bilgim yok. Ama duyumlara göre kendi aralarında sorunlar yaşıyorlarmış. Anlaşmazlıkları var.)
Kimler bir arada kalıyor?
(Duyduğuma göre Kani, Botan ve Osman beraber kalıyorlar.)
Zaten onlardan bir şey çıkmaz.
Cezaevinde çıkan arkadaş var. Başka yere gitmesine gerek yok. Demokratik çalışmaya katılsın. Güvenliğine dikkat etsin.
Gazeteye hiç gidiyor musun?
(Evet, gittim, yetkililerle konuştum, ekonomik sorunları vardı.)
Destek çıkanlar yok mu?
(Destek veren yok.)
Gazeteyi ayakta tutmaya çalışsınlar. Herkes destek versin. Gençlik dağıtımında yardımcı olsun.
(Özgür yurttaşlık hareketinden arkadaşların selamları vardı. Köy ve kent meclisleri, halk meclisleri kurmaya çalışıyorlar.)
Selamlarımı yolluyorum, başarılar diliyorum.
Görsel basında ne var?
(Bazı kişiler ve benim de görüşüm, TV bazı kişi ve kurumların sesi olmuştur. Ufak da olsa bazı kesimlerin görüşlerini yansıtmıyor. Bu yönlü iddialar var. Bende de bu kanaat var.)
Bu konuda demokrasinin işlemesi gerekir.
Üçlü zirve yapılıyor. Bu gidiş tehlikeli bir gidiştir. Bunun sonucuna bakmak gerekir.
Kongra Gel’de ne var ne yok?
(Gördüğüm kadarıyla, basında izlediğim kadarıyla herhangi bir sorun yok.)
Duran, Cemil, Murat ve Mustafa basına konuşuyorlar mı?
(Duran, Murat ve Mustafa çıkıyorlar, Cemil’i fazla görmüyorum.)
Cemil’in sağlık ve herhangi bir problemi mi var?
(Bildiğim kadarıyla sağlık vb. bir problemi yok.)
HPG’nin gücü ne kadardır sence?
(Bir bilgim yok.)
Herkese saygı ve selamlarımı yolluyorum. Soran herkese selamlarımı söylersiniz.
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=3054
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -19.01.2005: Görüşme Notu
Hoş geldiniz. Sizin ikinci gelişiniz, değil mi?
(Dördüncü gelişim.)
Nerelisiniz?
(Dersimliyim.)
Oldu, hoş geldiniz. Dışarıdaki durumu çok öz biçimde aktarın. Geçen görüşmedeki mesajımı aldılar herhalde.
(Mesajlarınızı almışlar, yanıt verdiler. Sizin verdiğiniz perspektifler doğrultusunda hazırlıklar yaptıklarını, 2005 yılını hamlesel bir atılımla karşılayacaklarını, meşru savunmayı her alanda geliştireceklerini belirtiyorlar.)
Kendilerinde bu gücü görüyorlar mı? Kararlılar, hazırlıklılar. Sizce objektif olarak durumları nasıl? Güçleri var mı? Bunları bana objektif aktarın, sizden öğrenmek istiyorum.
(Güçleri var.)
Gelişiyorlar sanırım. Kritik aşamaya gelindiği biliniyor mu? Tartışılıyor mu?
(Katıldıkları televizyon programlarında buna uygun açıklamalar yapıyorlar.)
Yol ağzına gelindiği kesin. Erdoğan’a yazdığım mektupta bir yol ağzında olunduğunu belirttim. Altı yedi yıldır baraj kapağının önünde durdum dedim. Bu görüşlerim devlete gitti. Devlet biliyor. Görüşler geri alınamaz. Ben bu biçimiyle bundan sonra artık barajın önünde duramam dedim. İstesem de bunu önleyemem dedim. Devlet tartışıyor tabii. Bu sözün ne anlama geldiğini bilir. Daha önce açıkladığım dört ilkeden dolayı bu durumu daha fazla sürdüremem. Psikolojik ve fiziki durumum, etik anlayışım, toplumsal mantığım gereği artık sürdüremem demiştim. İdamdan, şundan bundan korktuğum için değil, doğru bulduğum için bu tavrı sürdürmüştüm. Çok acil bir şey yoksa hemen konuya geçelim.
(Çok acil bir akarım yok.)
Tamam. Mektubumda belirttiğim tarihi durum şu: 1948’de İsrail Devleti kurulurken ortaya tarihi bir durum çıktı. Arap aleminde muazzam bir tarihsel kırılma yaşandı. Bu durum altmış yıldır sürüyor. İkinci büyük kırılma şimdi Kürdistan’da ortaya çıkıyor. Siyonist milliyetçilik İsrail Devletini doğurdu. ABD ve İngilizlerin el atmasıyla Arap milliyetçiliği Filistin Devletini doğuruyor. O neye yol açtı? Ortadoğu’da kan deryasının akmasına yol açtı, maddi ve manevi değerler muazzam büyük darbe yedi. Çok geriye gitti. Şimdi ikinci büyük kırılma Kürdistan, Arap ve Acem üçgeninde ortaya çıkan çatışmalı Kürt milliyetçi oluşumu kritik bir aşamayı yaşıyor. İlkel milliyetçilik, modern milliyetçiliğe dönüşecek. Bu Kürt milliyetçiliği devletleşmek durumunda. Arap, İran ve Türk’e karşı savaştıracaklar. Bu Kürt hakim işbirlikçi tabaka ABD, İngilizler ve hatta Avrupa’ya da dayandırılarak devletleştiriliyor.
ABD bunu niye istiyor? Bir iki cümleyle tarihi geçmişe değineceğim. ABD Ermenilere el attı, Ermeniler bitti. İngilizler İyonyalılara el attılar, onlar da yok oldular. Yine İngilizler Asurilere el attılar, onları da bitirdiler. Buna benzer pek çok örnek verilebilir. Anadolu halklarının sonu getirildi. Bu halkların üç bin yıllık tarihleri vardı. Sonra ne oldu? İngiliz ve Fransız burjuvazisine pazar doğdu. İngiliz ve Fransız emperyalizminin ticari çıkarları uğruna üç bin yıllık kültürler yok oldu. İşte bu nedenle istiyorlar.
Katliamcı deyip sadece Türkleri suçlayamayız. Ermenilerin Türklerle bin yıllık ilişkisi vardı. 1915’e kadar jenosit olmadı. Ermenilerin durumu iyiydi. Çünkü Osmanlı Türk Sultanının iradesi vardı. Batı işin içinde olmadığı için katliam olmadı. Halklar kardeşçe yaşıyorlardı. Hatta iktidarda Rum ve Ermeni bakanlar da vardı. Ne zaman Batı bu halklara el attı, peşi sıra katliamlar geldi. Ne zaman Ortadoğu’yu devletler paylaşmak istediler, sonuç felaket oldu.
Kürtleri de kullanmak istediler. Ama Kürtler daha çok sultanın yanında yer aldılar. Çok zarar da görseler de, yok olacak kadar bir katliama uğramadılar. Kürtler, seksen yıl sosyal ve kültürel gelişmelerden tecrit edilerek günümüze kadar gelebildiler.
PKK buna isyan etti. Sonuçta devreye tekrar ne girdi? Bugün Güney’de bir Kürt devleti doğuyor. Arkasında ABD ve Batılılar var. Bu devletin ideolojisi milliyetçidir. Bu milliyetçilik yerinde durmayacak. İran’dan, Türk’ten, Arap’tan, şundan bundan bir şey isteyecek. Bu da katliamları getirecek. Bunlar yaygınlaşacak.
Bu milliyetçi cephe beni de çekmeye çalıştı. Dolaylı olarak hissettirdiler, “Gel bu cephede yer al” dediler. Uyardılar, “Gelmezsen her türlü pisliği yapacağız” dediler. Benim için Kürt feodalitesine, milliyetçiliğine sığınmak ilke ihanetidir. Hayat felsefemde, dünya görüşümde bu yoktur. Ben ilkelerim gereği, ilkel milliyetçiliğe teslim olmam. İttifak olabilir, ancak ilkel milliyetçiliğe sığınmak olmaz. Hiçbir güce teslim olmadım, gidip ilkel milliyetçiliğe de teslim olmam. Olmadığım için 90’larda İngilizlerin yardımıyla PKK’yi bitirme temelinde Türk devleti ile anlaştılar. Mehmet Ali Kışlalı’nın kitabında vardı. Güreş, “İngilizler bize yeşil ışık yaktı” diyordu. Gazetelerde okudum.
Gelelim Kürt devletine. Bu ekip Kürt devletini destekledi. Karşılığında ise benim kellemi istediler. Biliyorsunuz, bana karşı pek çok kez suikast girişimi oldu. Bu Kürt devletinin oluşumunda Türk devletinin katkısı var. Kürt devleti Türk işbirlikçisi mi, ben buna karışmam, bunu bilmem. Ama bunun karşılığında PKK’yi ve beni yok etme vardı. 90’dan sonra Çiller’le başladı ve Erdoğan’a kadar geldi. Belki kısmen asker-sivil anlaşmış da olabilir. Bütün devlet anlaştı diyemem. PKK’yi tamamen bitirme karşılığında Barzani’yi ve Talabani’yi yanlarına çekmek, beni de bitirmek istediler. Bu bir çizgidir. Biz özgücümüzle direndik, bugüne kadar geldik. Doğacak Kürt devleti şüphesiz İsrail-Filistin durumunu bize hatırlatacaktır. Kürt devletinin sonu, Filistin-İsrail gibi olur. Ortadoğu’da dört milliyetçilik var. Arap, Türk, Kürt ve Acem milliyetçiliği; çelişki giderek şiddetlenecek, bu yaratıldı. 1958’de El Fetih kuruldu. 69’da Arafat El Fetih’in Başkanı oldu. Arafat’ın çok çabası oldu. Yarattığı çok şey de oldu. Ama ben onun tarzını da benimsemedim.
Kürdistan’da kavga yeni başlıyor. İran’a ve Türkiye’ye yönelik tarihi yeni bir dönem başlıyor. ABD, İngiliz ve Batı el attı. Ortadoğu ne petrolüne sahip çıkabilir, ne de demokratikleşebilir. 1806’da temeli atılan Kürt milliyetçiliği üçlü aşamadan geçerek devletleşiyor. İki yüz yıl önce Süleymaniye’de Abdurrahman Paşa ile Kürt milliyetçiliğinin temeli atıldı. 1945’te örgütlenme aşamasına geçti ve KDP’ler kuruldu. Ve gelinen üçüncü aşama devletleşmedir. Kürt milliyetçiliği ayağı yere bastığında, Ortadoğu’da adamakıllı direnir. Nüfusu İsrail’den fazladır. Toplam elli milyon Kürt nüfusu var. Bir de Kürt tipi var, dağ Kürt’ü var. Kerkük petrolü ile birleşti mi tamamdır. Muazzam bir savaş çekirdeği doğuyor. Bu savaş çok kanlı gelişir, kan deryası akar. Bütün Ortadoğu kan deryası olur. Elli yıl daha bu güçle savaşı götürebilir. Bütün Ortadoğu Irak gibi olur. Hem çatışır, hem uzlaşırlar. Ama halklara rahat yüzü vermezler. Arap halkları, Kürt halkı inim inim inletilecek. Bir yüz yıl daha bunu götürmek isteyecekler.
Bizim tavrımız neydi? Türk, Arap ve Acem devleti benim dediklerimi anlamak zorunda. Anlamazsa ne olur? Ortadoğu kan deryasına döner; kültürü, işi gücü yok olur. Hayır gelmez. Bir Latin Amerika’ya, Güney Afrika’ya döner. Benim buna karşı tavrım ilkelidir. Çizgi savaşımımı doğru buluyorum. Ben ne yaptım? Demokratik sosyalist anlayışımı geliştirdim. Savaş-barış anlayışımı geliştirdim. Günümüze kadar geldim. Bu konuda Savunmalarım, görüşlerim ortada, açamıyorum, bol bol alıntı yaparsınız. Toplumsal özgürlük anlayışımı, Ortadoğu halklarının özgürlük savaşımını nasıl ele aldığımı Savunmamdan alıntılarla zenginleştirin. Belki görüşmeler olmaz. Ayda bir ya olur ya olmaz. Hava durumu engeli falan diyorlar. Tarihi günlerdir, yol ağzındayız dedim. Bundan sonrası önemli. Türkiye, Suriye, İran anlar veya anlamaz, benim için önemli değil. Benim bütün tasavvurum Kürdistan’ı kan deryasına dönüştürmemek.
Benim Kürdistan özgürlük mücadelem sürüyor. Geliştirdiğim Kürdistan özgürlük mücadelesinden vazgeçmem. Kesindir, bu sonuna kadar gidecektir. Zaten özgürlük savaşımımım yedi yaşından beri sürüyor. Kürdistan özgürlük mücadelesi anlayışım şu: Devletleşme ile özgürlük getirilemez. Devletleşerek Kürtlerin özgürleşeceğine inanmıyorum. Hem felsefi olarak ve siyasi olarak, hem de mevcut güncel siyasi koşullar itibariyle Kürdistan için devletleşmeyi istemek hazin sonuçlar yaratabilir. Devlet baskı demektir, baskıyı doğurur. Arafat bütün çabasına rağmen milliyetçiliği aşamadı. Ama ben öyle bir milliyetçi savaşçı olamam, olmayacağım. Benim çözümüm netleşti.
Geçende söyledim: Ortadoğu ve hatta bütün dünya halkları için geçerli çözüm demokratik konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm devlet olmayan, demokratik ulus örgütlenmesidir. Demokratik konfederasyon azınlık örgütlenmesidir; kütür örgütlenmesi, dini örgütlenme, hatta cins örgütlenmesi ve buna benzer örgütlenmelerdir. Buna demokratik ulus ve kültür örgütlenmesi diyorum. Her köyde demokratik bir komün çıkar. Her kültürel örgütlemenin, bunların tümünün birleştirilmesi konfederasyondur. Çizgi olarak yansıtılmalı. Buna devlet olmayan demokratik konfederasyon diyorum.
Bunun tarihi örnekleri de var. Daha önce Atina demokrasisi vardı. Sümerlerde de benzer bir örgütlenme vardı. Savunmamda bunları açmıştım. Avrupa konfederalizmi doğuyor. Ortadoğu konfederalizmi de olabilir. Kürtler için de Ortadoğu’da Kürt konfederalizmi uygundur. İsrail ve Filistin kendi aralarında demokratik konfederalizmi oluşturabilirler. 22 Arap devleti, kendi arasında demokrasiyi gözeten demokratik konfederalizm olabilir. Türkler kendi aralarında Türk demokratik konfederalizmi kurabilir. Bütün Türkleri tek devlet bayrağı altında toplayamazsınız. Çünkü hepsi milli devletlerdir. Ancak kendi aralarında demokratik konfederalizm olabilir.
Kürtler için de bu uygundur. Kürtler kendi içinde, sınırlara dokunmadan, kendi aralarında Kürt demokratik konfederalizmini kurabilirler. Bütün Kürdistan parçaları, sınırlara dokunmadan, sınırları engel yapmadan, sınırları bir köprü olarak görüp demokratik konfederalizmi geliştirebilirler. Kürtler kendi aralarında siyasi, kültürel ve politik ilişkiyi sağlarlar. Sınırları yıkmak değil, köprü yapmaktır. Bunun kimseye zararı yoktur. Bu yapılmazsa kan deryasına döner. Kürtler kanlı bir süreçten ancak böyle kurtulabilirler. Kansız Kürt demokrasisi böyle gelişir. Aksi halde Filistin-İsrail benzeri kanlı süreç yaşanır. Bu çözüm Kürt milli devleti etrafındaki boğazlaşmayı önler. Bunun için ulus devletlerin demokrasiye açık olmaları tek şarttır. Kürtlerin demokratik bir ulus olmalarına karışmayacak, uzlaşacak. Bu muazzam kazandırır. Türkiye, İran, Suriye ve hatta Kürt devletçiği de buna engel olmamalıdır.
Türkiye demokratik bir devletim diyor. Demokratik duyarlılık gösterirse bütün problemler çözülür. Aksi halde “Demokratik ulus şansını vermeyeceğiz, tasfiye edeceğiz, PKK’yi boğacağız, Barzani ve Talabani yardımcı olacak, İran’la anlaştık, şununla bununla anlaştık, ortadan kaldırırız” derlerse felaket olur. PKK boğulursa Kürt milliyetçiliği mutlak hakim olur. Devlet kendini kandırıyor. “PKK zayıf düştü, parçalandı, Kongra Gel bitti” diyorsa yanılıyor. Öyle kolay kolay bitmez. PKK aşılırsa Kürt Hizbullahı hortlar, Kürt milliyetçiliği egemen olur, Kürt dinciliği ve Nakşibendiciliği gelişir. Bu ikisi birleşirse, asıl felaket o zaman olur. Dışarıda Türklerin düşmanları var. Hepsi Kürt milliyetçiliğinin arkasına sığınır, her şey yapmak isterler. Anadolu halklarına çektirecekler.
Şu anki hükümetin katkısı ile oluyor bunlar. Erdoğan bunu anlamıyor. Erdoğan’ı bir kez daha uyarıyorum. Ya uzlaşmaya gelirsiniz ya da Kürt milliyetçiliğini durduramazlar. Elli milyonu bir de Dolarla besledin mi, füze verdin mi, nasıl durduracaksınız? Emperyalizm bunu yapacak. Burada kıyamet koparıyorum. Gidin söyleyin, kendini parçalıyor deyin. Kardeş kanı akmasın diyor. (Masaya vurarak) Bu adam bağırıyor deyin. Bu milliyetçi gelişme felaket getirir. Bu milliyetçi oyun içinde Kürtler başarılı olursa Türkler, Türkler başarılı olursa Kürtler yok olur. Realite buna doğru götürür. Fransızlar Ermenilerin, İngilizler de İyonya’lıların arkasına geçip bu halkları yok ettirdiler.
Ortadoğu’da ABD bunu istemiyor da olabilir. Ama objektif durum buna gidiyor. ABD istese de altından çıkamaz. Çeçenistan’ı bile önleyemiyorsunuz, bunu nasıl önleyeceksiniz? Benim Sayın Erdoğan’a son uyarımdır. Demokratik Kürt Hareketine karşı üçlü toplantılar yapıyorsunuz, “PKK’yi imha ederim” diyorsunuz. PKK kolay kolay imha olmaz. Benim görüşlerim budur. APO savaş başlatıyor deniliyor. “Hayır, APO savaş istemiyor. Elli yıl sürecek savaşın önüne geçmek istiyor. Kardeşçe, onurluca demokratik birlik istiyor” deyin.
Ben şu an özgürlük savaşçılarına hitap ediyorum. Eğer bu imha politikası devam ederse, Kürt işbirlikçilerini devreye sokmaya çalışırlarsa, size düşen de korkunç direnmedir. İki ay böyle devam ederler. İmha ve inkar politikaları ile üzerlerine bitirme temelli gelinirse, diplomatik siyasi yollarla sizi imha etmek için sıkıştırırlarsa, size düşen korkunç bir direnmedir; kendi halkınızın özgürlük ve onurunu korumaktır. Bunlar anlamıyorlar, halen imha siyasetinin peşindeler. Ben Arap, Türk ve İran halklarının kardeşliğini savunduğum ve sevdiğim için bunları söylüyorum. İran, Suriye ve Irak devletine düşen demokratik diyalog geliştirmeleridir. Aksi halde oyuna geliyorsunuz.
İran’dan ricam şudur: Kürtlerin özgürlük taleplerini demokratik uzlaşı çerçevesinde kabul ederek diyalog geliştirin. Suriye için de aynı şeyi söylüyorum. Türkiye’yi de uyarıyorum. Cumhuriyet de gidiyor. Türkiye’ye şunu söylüyorum: Sen üç beş milyon silahım, bilmem ne kadar uçağım var diyorsun. Bütün bunları ABD verdi. Kürtlere de aynısını verir. Tehlike budur. Geçenlerde bir Türk milliyetçisi gidip Sarıkamış’ta doksan bin askerin anmasını yaptı. Enver milliyetçiliği doksan bin askeri toprağa gömdü. Allah bunu kabul eder mi? Müslümanlıkta, yurtseverlikte bu var mı? Erdoğan’a söylüyorum: Özal ve Erbakan kadar olsun. Bu görüşlerime dikkat etsin. Yapmayın diyorum.
PKK zayıf değil. Kongra Gel zayıf değil. İki ay içinde uygun adımlar atılmazsa, bu siyaset devam ederse, bütün Kürt gençlerini dağa çağırıyorum. Yoksa yok olursunuz. Sadece Türkler yok etmez, Araplar insan kesiyor. Buna karşı kendinizi koruyacaksınız. Filistin’de üç bin insan göçmen durumuna düştü. Kürdistan’da üç bin Kürt köyü boşaltıldı. Bu sefer kentlerde boşaltılır.
Bütün Kürtleri çağırıyorum. Her türlü savunma tedbirlerinizi alırsınız. Savaş gelişirse yalnız köyler boşalmayacak, kentler de boşalacak. PKK direnecek, bitmeyecek. Kan deryasına dönecek. Yanlış yapıyorsunuz. PKK’yi demokratik birlik ve kardeşlik noktasına getirdik. Erdoğan’a diyorum: Sen daha ne istiyorsun? Senden demokratik diyalog istiyoruz. Buna gelmiyorsan, o zaman savaş istiyorsun. Filistinliler, Ermeniler, hatta Saddam bu sonu biliyorlar mıydı? Hayır, bilmiyorlardı. Emperyalizm böyle yapar. Sıra şimdi Kürtlerde. Bu sefer Türkiye çok zarar görebilir. Çünkü arkasında dünya emperyalizmi var.
Türk halkına sesleniyorum: Türk halkı bana güvensin. Eğer kardeşliğin gereği yapılırsa, tek kurşun sıkmadan bütün PKKlileri dağdan indiririm. İki ay içinde çağrı yapacağım, dağdan inecekler. Demokratik toplumun, demokratik devletin hizmetine sokacağız. Buna gelinmezse, o zaman savaş istiyorsunuz demektir. Türk sağcısına, solcusuna, Türkiye halkına söylüyorum: Kendi hükümetinizin yakasına yapışın. Herkese sesleniyorum: Büyük bir oyun içine sokuluyorsunuz. Beni suçlamayın, benim anadilim yasaklanmış, bir okulum bile yok. Bana saldırmanız, kendinize saldırmanızdır. Bu oyunu bozalım diyorum. Onurlu bir barış gelişir, Kürtlerin özgürlük talepleri, demokratik talepleri kabul edilirse, iki ay içinde gerillayı dağdan indiririm.
Bu, gazetede manşet olabilir. Demokratik devletle birlik istiyoruz. “Yok, PKK imha olacak” denirse, özgürlük savaşçılarına, Kürt gençlerine, özgürlük savaşınızı geliştirin, kendinizi koruyun derim. Herkes dağa gitsin demiyorum, ama dağa gidebilenlere çağrımdır. Çünkü niyet kötü. Bizi Kürt feodallerine teslim etmek istiyorlar. Bu oyunu bozmak için, iki ay içinde her türlü hazırlıklarını yaparlar. Osman gibileri kaçtı gitti. Onlar inanmış olsalardı kaçmazlardı. Gerilla inançlı savaşçıdır. Tarih benim görüşümü doğruladı. İnananlar kendi mücadelelerini her tarafta geliştirsinler. Yok olmamak, imha olmamak için her türlü meşru savunma tedbirlerinizi alın. Kürt halkını Kürt ağlarına, feodallerine, Mustafa Bayram gibilerinin yönetimine verecekler.
Kürt kadınına da seslenmek istiyorum. Özgürlük savaşına, özgürlük mücadelesine bağlı kadın yoldaşlarım, dağda, ovada, şehirlerde büyük özgürlüğün garantisi olmalıdırlar. Bunun dışında her şey boştur. Namus, onur halkının özgürlük teminatı olmaktır. Buna da güçleri var.
Uzlaşma gelişirse, mektubuma yanıt verilirse, bir iki ay içinde uzlaşma ve diyalog denenebilir. Eğer olmazsa, gerilla sayısı elli bin olur. Kürdistan dağları geniştir. Her alana yayılırlar. Halk da her alanda serhildan geliştirir. “Savaşa geçit vermeyeceğiz” sloganı altında serhildan geliştirilebilir. Serhildanlar fazla kanın akmasına da engel olur. Yoksa ikinci bir Ermenistan, Balkanlar durumu doğar. Çeçenistan gibi olur. Erdoğan’a, bir danışmanını gönder dedim. Ona da tenezzül etmiyor. Eğer bunları yapmıyorsa, Erdoğan ya başbakan değil, başka güçlerin elindedir, ya da demokratlıkla ilişkisi yok, İslami kılıf altında tüccar menfaatini sürdürüyor. Kürtlerin demokratik taleplerini tüccar menfaatine kurban ediyor. Şaron kadar bile olmuyor.
Sonuç nasıl gelişirse gelişsin kabulümdür. Sonuç olarak demokratik uzlaşma ve barış çağrısında bulunuyorum. Yok, bunu tanımıyorsanız, sonuna kadar özgürlük savaşını veririz. Benim bu konuda söyleyeceklerim bitti. Bunu bol bol basın yayında verirsiniz. Televizyon işler. Halk da Avrupa müktesebatına uygun olarak serhildanlarla taleplerini dile getirir. Anadilimi istiyorum, okulumu ve kültürümü istiyorum der. Kanlı olmaması temennimdir. Savaş çağrısını yapmıyorum.
Ufak bir iki şeye değineyim. PKK sosyal bilim okulları geliştirsinler. Ekolojik tedbirler alırlar. Ilısu’da, Munzur’da, Hasankeyf’te zorla baraj yapmasına engel olurlar. Çok aktif biçimde buna karşı durulur. Demokratik ulus projesi geliştirilebilir. Kongra Gel’in 2. Kongresinde kongre onayından geçirilir. Kongrede yürütme biraz özerkleşir. Kongre yönetimi karar organı olur. Yürütme icracı olur. Başkanlık karar organı olur. Yürütme pratik yürütücüsü olur, icracı olur, günlük yönetim olur.
Gençlere de selam söyleyin. Onlar da demokratik gençler konfederalizmini geliştirirler. Eskiden Dev-Genç vardı, bunlarda Dem-Genç olabilirler.
Sizin aktarımlarınızı alayım kısaca.
(DTH çalışmaları halk ve aydın toplantıları şeklinde illerde devam ediyor. Toplumda bir umut yarattı.)
Önemli bir çalışma. Sarıgül cümle cümle alıyor, alternatif hale getirmek istiyor. Bu sizin çalışmanıza konmak istiyor. Kamuoyu da onunla meşgul ediliyor. Türk aydınlarını da katın.
(Aydınların mesafeli bir duruşu var. Henüz bir bütünleşme yakalanamadı. Şu an biraz izliyorlar.)
Alttan yönetim oluşturulur. Birçok sivil toplum örgütü temsilcisi de katılır. Yeşiller örneği var. Üç binin üzerinde sivil toplum kuruluşunun temsilcisi var içinde. Tartışmalarınızı sürdürün, en uygun biçimde partileşin. Eski tip partileşme olmayacak, alternatif bir oluşumdur. Azınlık temsilcileri de olmalı. Ermeniler ve Araplar da girebilir. Partileşmenizi Türkiye’de Avrupa müktesebatına uygun biçimde geliştirin. Selamlarımı söyleyin. Demokratik örgütlenme temelinde kurumlaşmalısınız. Bu önemli.
(Bu çalışmayı halk sahiplendi. Ancak bazı engellemelerle karşı karşıyayız. Maniple eden bir yaklaşım da var. DEHAP kadın ve gençlik yapısı bu projeye dar ve ideolojik yaklaşıyor. Sizi daraltan bir tarzları var. Farklılıklara açık bir yapılanmalarının olmadığını gözlemledik.)
Bunlar aşılacak. Kimler bunu yapıyor, bir merkez mi bunları yönlendiriyor? Farklılıklara açık olacaklar. Abbas’lar dürüstler, böyle bir şey yapmazlar. Avrupa’dan kaynaklanıyor olabilir mi?
(Nereden kaynaklandığını bilmiyoruz.)
Kim yaparsa bunu yukardan Abbas’lar, alttan da siz anlamaya çalışın. Bir klik varsa bunu teşhir edeceğiz. İkinci bir Osman’ı da ortaya çıkaracağız. Gazeteye söyleyin, bunu bir çizgi haline getirsinler. Demokratik ulus şeyini de bir çizgi haline getirsinler. Olumlu sonuçlar ortaya çıkar.
(Uluslararası hukukçulardan oluşan, içinde Norman Peach ve Mandela’nın Avukatının da olduğu bir heyet, sizi ziyaret etmek için Türkiye’ye geldi. Sizi ziyarete izin verilmedi. Çeşitli çevrelerle görüştüler. Size selamları var. Mandela’ya bir mektup yazmanız halinde iletebileceklerini belirtiyorlar.)
Çok çok selamlarımı söyleyin. Çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Mektubu görüşlerim çerçevesinde siz düzenleyip benim adıma gönderebilirsiniz.
(Bir ihtiyacınız var mı?)
Gazeteler düzenli verilmiyor. Gazete işini halledin. Günde en azından bir gazete verilmesini sağlayın. Mont ve ayakkabıyı da alamadım.
(Getirmiştik.)
Görüşün, verilmesini sağlayın. Selamlar. Sağlığım hakkında Fatma’yla konuşacağım. Herkesin bayramını kutluyorum.
(Fatma ÖCALAN’la yaptığı görüşme de, sağlığının kendisini zorladığını, gece nefes almakta zorluk çektiğini, koşullarının çok ağır olduğunu belirtmiş. Avukatların, uluslararası bir doktor heyetinin, bu olmazsa Türkiye’den bir sağlık heyetinin gelmesini sağlamalarını belirtmiş.)
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=3272
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -23.02.2005: Görüşme Notu
23.02.2005 Tarihli
GÖRÜŞME NOTLARI
Hoş geldiniz, nasılsınız, başka gelen yok mu, Mehmet mi geldi?
(Geleceğimiz kesin değildi o yüzden aileyi çağıramadık.)
Umarım bundan sonra böyle devam etmez. Bilemiyorum tabii ama sadece fırtına filan değil, devlet birşeyler hissettirmek istiyor. Bizde bir şeyler hissettirmek istiyoruz. Devletin dolaylı bir şeyi var. Sizde çok iyi biliyorsunuz. Hiç açık bir şey yok, duvarlar arkasından konuşmaya benziyor. Devletin bazı beklentileri var. Devlet Kürt sorununda bir açmazla karşı karşıya, ilkel milliyetçilik moda oldu. Milliyetçilik modern bir hal alıyor. Benim geliştirdiğim Demokratik Konfederalizmin nasıl bir şey olduğunu da bilmiyor, neyi esas alacağını da bilmiyor. İletişimsizlik büyük problem. Türkiye burjuvazisi son 50 yıldır böyle hazırlandı, ABD’nin el atmasıyla. Daha önce söylemiştim Kürtler AB’ ye bakıyor. Oysa İngilizleri örnek vermiştim ben, ne yaptıkları ortada. Lozan da ki ‘’bugün size veriyoruz sonra alacağız’’ sözü meşhurdur. Bugün bir Mustafa Kemal’de yok. Mustafa Kemal başta bir şeyler yapmak istedi. Fakat Musul-Kerkük meselesinden sonra bozuldu. O zaman Kürtleri kullanıp bıraktılar. Şimdi bırakmayacaklar. Devletçik yapıp bırakacaklar. Beni de koz olarak kullanmak istediler. Benim üzerimdeki komployu ne halk ne PKK ne de devlet anlamış değil. Ama ABD iyi planlamış, planı iyi işliyor, Kürtlere bir şey vermeyecekler. İlkel milliyetçiler emir eri gibi çalıştığından devletçik yapabilirler. Milliyetçi Kürtler bir süre ABD ile yürüyebilir ama Ortadoğu’da ABD ile yürümek neye yol açar. Ermeniler 50 yıl İngilizlerle Fransızlarla, İyonlar 100 yıl İngilizlerle yürüdüler ama bu coğrafyadan silindiler. Ninova’da Asuriler-Süryaniler vardı, onlar da ardarda ortadan kaldırıldı. Kürtler bir devletçik olacaklar ama buna ne kadar güvenmek mümkün? İkinci bir İsrail gibi mi olacak? Kürtleri savaşa mı sürer belli değil. Kürtleri Türklere kırdırma İngilizler zamanında başladı, şimdi ise Kürtler biraz güçlendi. Ben bunları anladım benim bu mesajlarımı, devlet ne kadar anlıyor, anlasa da iş işten geçmiş. Komplo hakkında yeni bir şey yazan var mı? Bu Türk aydınları komployu niye yazmıyorlar? Benim için değil, kendi halkları için yazsınlar. Başta da söyledim idamdan ölümden korktuğum için değil, bizim bu komployu çözmemiz lazım dedim. Benim burada idamım, ölümüm, çürümem Türkiye’nin de çürümesidir. Aydını da solcusu da İslamcısı da anlamıyorlar. Ne İslamcılıktan ne yurtseverlikten ne kardeşlikten anlıyorlar. ABD bunları sarhoş etmiş. 200 yıldır görüyoruz Lübnan’da Suriye’de ulus- devleti kim geliştirdi?. Ulus-devleti biliyorsunuz Fransa yarattı. ABD ulus -devlet yapılanmasını aştı. AB ile Avrupa aşıyor. Ortadoğu’da gerici despotizmi beslediler, şimdi kurtulmak istiyorlar. Rejimler buna hazır değil. Biz de burada odun yığının üstüne dökülen bir kova benzin gibiyiz. Irak’taki korkunç durum, yarın Suriye’de, İran’da, Türkiye’de başlayacak. Devlet adına bunu karşılayacak bir yapı da yok. Sol yok. Müthiş gericileşmiş. Bu milliyetçiler, kızıl elmacılar hepsi sahtekar, bir şey anladıkları yok. Türk solcusu şovenist. TÜSİAD en ilerici şu anda. Öbürleri korkunç gerici, nasıl oynatıldıklarını bilmiyorlar.
O dönemi iyi inceledim; 1921’de Mustafa Kemal, ‘’bizim şansımız altı ay, bir yıldır, ya bir şey yapabiliriz, yoksa başaramayacağız’’ demişti. Biz son süreci durdurmalıyız, ABD’ nin ipiyle iktidar olmak isteyenler var. Bu milliyetçilerin neye hizmet ettiği belli değil. Irak’ta ki duruma benziyor, birbirlerini boğazlayacaklar. İşte Lübnan örneği ortada. Türk aydınları da süper gerici, bunu anlayacak kapasite yok. Devlet tedirgin biz de tedirginiz. Başbakana yazdığım mektup vardı ama hiçbir sinyal yok. PKK’de de gelişmeler var herhalde, can havliyle de olsa bu adamlar kendilerini savunurlar. AB yolunda atılacak adımları beraber atalım, demokratikleşmeyi beraber yaratalım dedik. Erdoğan yolsuzluklar konusunda ‘’kafaları kopartırım’’ diyor. Ama senin sistemin gerici, senin sistemin yolsuzluğa dayalı. Önce bunu görmen lazım. Senin ortaya çıkarttığın deve de tüy devede kıl. Tutturmuş halen ‘’Kürtler yok’’ diyor. Tutarlı demokrat olup gelip halka karışacaksın. Kürtler öznedir ama sen ‘’yoklar’’ diyorsun. Buna kimi inandırabilirsin? ABD, İngiltere senin inkar ettiğin Kürtleri savaş unsuru olarak yarın karşına çıkaracak. Kürtlerin de bunu ne kadar kavradığını bilmiyorum. Bu ortalıkta yürütülene demokrasi mücadelesi demiyorum. Ya doğru düzgün demokrasi mücadelesi yürütürsünüz yada Kürtler hayvanlar gibi yaşarlar. İşte sürekli yazılıyor. Kapkaç çetelerinin Diyarbakır’dan ne kadar çocuk kaçırıp İstanbul’a getiriyor diye. Yarın hepsi çete mete olur çıkar, o çocuklar yarın faşist çeteler olacak. Sinagogları bombalayan Bingöllü gençler değiller miydi? Hizbullah da da böyle oldu, kullanılıp bomba atacaklar. Bunları önlemenin yolu birbirine açık olmaktır. Anlamlı bir diyalog birçok şeyi kurtarır. Gerçekten demokrasiye inanıyorsak bazı tedbirleri almalıyız. Maalesef şimdiye kadar hiçbir cevap alamadım. Ciddi anlamlı diyalog gerekiyor, gün geçtikçe bunun ortamı ortadan kalkıyor. Bunlara tenezzül edilmezse Kürtlerde dağda kendi savunmalarını alırlar. Bu İran için de geçerlidir.Sizden bazı bilgiler alayım.
(Sizin belirttiğiniz perspektifleri aldıklarını, meşru savunma konusunda hazırlıklı olduklarını, buna güçleri olduğunu belirtiyorlar.)
Bahar geliyor, elbette kendilerini savunacaklar.
( Sozdar ark. bırakıldı. Remzi Kartal Almanya da tutuklandı.)
Remzi hala içerde mi ?
( Halen tutuklu. Genel anlamda Avrupa’da çalışan kadrolara karşı bir baskının olduğunu belirtiyorlar.)
Dışarıda başka ne var?
( Irakta secimler oldu. İki partiyle katıldıklarını ancak ciddi bir sonuç elde edemediklerini belirtiyorlar.)
Milletvekili çıkaramamışlar mı?
( Hayır. Başarısızlığın nedenini biraz özelikle Güney’deki baskıcı ortama bağlıyorlar.)
Zaten KDP eskiden beri izin vermezdi. İttifakla mı girdiler?
( Oranın secim sistemini fazla bilmiyoruz sanırız ittifaklar var.)
Fazla hazırlıkları yoktur. Suriye de olsa halk çoğunlukla destek verirdi. Başka dışarıda ne gelişmeler var?
(Son dönemde halk üzerinde baskılar gelişiyor. Takip edebildiniz mi? Gazete okuyabildiniz mi?)
Hayır, bir aydır falan gazete okuyamıyorum. Ne tür baskılar var?
( Bölgede özelikle yargısız infazlar var. Şırnak’ta katılım amaçlı giden 5 genç silahsız olmalarına rağmen infaz edildiler. Ondan sonra Siirt’te çok büyük gerginlikler çıktı.)
Silahsız mıydılar, bu olay Cudi de olmamış mıydı?
(Hayır. Şırnak yakınlarında, sivildiler. Katılım amacıyla gidiyorlardı. Görgü tanıklarının anlatımına göre de önce göz altına alınıp sonra infaz edilmişler.)
İkisi bayan mıydı, nerelilerdi?
( Dört bayan bir erkek. Diyarbakır ve Nusaybinliler vardı. Şemdinli’de de bir çoban, Van’da bir memur infaz edildi. Daha öncede Kızıltepe olayı vardı. En son 15 Şubat eylemleri sırasında Mersin’de bir genç infaz edildi. Bu tür olaylar fazlalaştı.)
Başka ne var?
(15 Şubat çok yoğun eylemliliklerle geçti. Bu yıl her tarafta güçlü eylemlilikler yapıldı. 11 Şubat’tan itibaren bölgede “Savaşa Geçit Vermeyeceğiz!” şiarıyla çok yoğun eylemlilikler yaşandı.)
Yoğun muydu, radyoya tek tük yansıdı.
( Oldukça yoğun, Serhıldanlar biçiminde geçti. PKK inşa çalışmaları sonuca doğru gidiyor. Tüzük program hazırlanmış tartışılıyor. PKK ile PAJK arasındaki ilişkiyi nasıl tüzüğe yansıtacakları konusunda görüş ayrılıkları var. Bir görüş diyor ki, PKK ideolojik bir merkezdir. PAJK onun kadın örgütlemesi olur, iki ideolojik merkez karışıklıklara yol açar diye düşünüyorlar. Diğer görüş PAJK ideolojik bir yapıdır. PKK ile eşgüdüm halinde çalışır. PKK nin bir kolu olamaz diyorlar.)
Buna ilişkin değerlendirme yapacağım, başka ne var?
(Daha önce belirttiğiniz Dem-Genç üzerine gençliğin tartışması var. Biraz açılmasını istiyorlar, bu alanda siyasi parti gençliği, bağımsız gençlik hareketi, gençlik kültür merkezleri var. Bunlar arasındaki ilişkinin nasıl olacağına dair Mart ayında konferans yapacaklar.)
O eski Dev-Genç modelini bilen kimse yok mu, Demokratik Konfederalizm var. Benim bu Demokratik Konfederalizm şeyini zamanım olsa biraz daha açardım. Bu tartışılıyor mu, radyoda, tv de gazetede yeterince tartışılıyor mu?
( Şimdiye kadar çok yeterli tartışma olmadı, tartışmalar yeni yeni başladı.)
Gazetelerde, televizyonda neden işlenmiyor? Demokratik siyaset, demokratik devlet, demokratik toplum için tartışın dedim. Neden yüklenilmedi, engelleyen mi var? Kendisine lider diyenler var. Bunlar demokrasiyi niye öğrenemiyorlar, çok sıkı demokratik mücadelemiz var. Çok sert uyarılar da yaptım, tutarlı demokratizm gerekiyor. Başka türlü bu işlerin altından kalkılamaz. Ya vazgeçsinler ya gereklerini yapsınlar. Bunu yapmıyorlarsa niye liderlik, temsilcilik yapıyorlar? Ben inanıyorum çok yetenekli gençler var. Bıraksalar yapacaklar, asgari çözümlemelerimi okusalar yapabilirler. Bazıları da Talabaninin yanına gittiler adi adi yaşamaya. Bazıları da burada devlet koltuk versin derdine düşmüşler, olmaz. Türkiye devleti de reformdan geçecek. Eski tarz parti eski tarz siyaset olmaz. ABD 200 yıllık ulus-devlet olayından elini çekti bunu anlayacaksınız. Halka dayalı demokrasiden bahsediyorum. ABD, AB işbirlikçisi olalım demiyorum. Ben halk örgütlülüğü halk demokrasisini kuralım diyorum. Rezil Türk aydınları, Kürt milliyetçileri neredeler demokrasiyi niye geliştirmiyorlar? Bizim beycikler de buna dahil. ABD küçük bir taviz veriyor, bütün halkları arkasına topluyor. Öyle olacağına demokrasiyi sen geliştir. Niye bunlar despot, yeteneksiz? Ya devlete ya aşirete ya ticarete diyenler tutucudur. Çünkü demokrat değiller. Eskiden ağa, aşiret, şeyh şimdi de eski particiliği savunuyorlar. Bunlar halkı temsil edemez, sağlam bir felsefeleri olamaz. Avrupa’ da demokratik çalışmanın Allahı yapılabilir. Baskı falan hikaye, nasıl yaşıyorlar bilmiyorum. Fikir yok, demokratik öngörü yok. El yordamı ile demokratçılık yapılamaz, mektuplarla bunu Avrupa birimlerine taşırırsınız. ABD,AB kredi versin diye bekliyorlar. Olmaz, onların yardımıyla demokrasiyi kuramazsınız. Bunu bu beylere anlatmak zorundasınız. Avrupa’dakine Ankara’dakine dağdakine de. Öbür türlü el yordamıyla gerdeğe girmek oluyor. Bunu anlamazsan politika yapamazsın. Türkiye ordudan bekliyor, ordu gelip darbe mi yapacak. Ordu da buna gelmez, gelse o da mahvolur. Türkiye’de bunu sağlayacak yapı, parti yok . Baykal çıktı rezil oldu. ABD Mustafa Sarıgülle görüştü. O piyasaya çıktı. Şimdi de Erkan Mumcu çıkıyor, Erdoğan onun için “deveyi pire, pireyi deve yaptılar” diyor. Peki seni deve yapan kimdir? Ben kimseye saygısızlık etmiyorum. Türk Halkına hiçbir antipatim yok. Sadece gerçekleri görelim diyorum. Gelin tarihimizi birlikte kuralım diyorum. Türk Halkına tamamen kardeşçe çözüm yolu diyorum. Sen-ben meselesi değil. Biz bir hata yaptıysak senin bin hatan oldu, biz bir vurduysak sen yüz yaptın. Çıkın televizyonlarda konuşun bu sahte milliyetçilikler, dincilikler, tarikatçılıklar bizi mahveder. Numara yapıyorlar PKK’yi bitirdik Apo’yu bitirdik, diyorlar. Bir kez daha tekrarlıyorum, yeter ki demokratik yaşama katılın desinler, maddi çıkar beklemeden ben demokrasiye, ülkeye hizmet ederim. Dağdakini de Avrupa’dakini de çağırırım. Dilimize kültürümüze saygılı olsunlar yeter. Fazla taviz istemiyoruz. Dilimizi kültürümüzü biz kendimiz geliştiririz, halkları birleştiririz. Farklı halklar da var. Azınlıklara söyleyin onların yeri de Kürt ve Türk halkının yanıdır. Bu lanetli tarihten kopalım, yapmazsak kaos derinleşiyor Ortadoğu’da. Sen bunları kabul etmiyorsan bugün on, on beş yerde olay oldu, yarın daha fazla olur. Gençler dağa çıkar, onlar da intikam alırlar. Niye ölsünler bu kadar genç? Sen Kürtleri kabul etmezsen , bütün Kürtleri Türkiye karşısında birleştirecekler. Eğer biz gelmezsek bizi inkar et. Ne kabul ediyor ne yol gösteriyor. Sadece silahım var, vururum. Sonuç, mutlaka çatışmanın derinleşmesidir. Yenilenmiş bir Mustafa Kemal gerekli Türkiye’ye. Türkiye’nin çıkmazı derinleşecek. Mustafa kemal 1920 lerde bu oyunları iyi gördü. “Sen bunları istiyorsun ama, var olanı da kaybettirirler sana” dedi. Dışarıya fazla bel bağlama. Ben bunun gereklerini yapalım diyorum. Mustafa Kemal’in güncelleşmesi lazım. Hatalı olsaydım bu kadar açık konuşmazdım. Son derece ciddi ve bilimsel konuşuyorum. CHP’nin durumu ortada, AKP nin durumu belli, bunları siz benim adıma konuşacaksınız, makale yazıp konuşma yapacaksınız. Ben Kürt ilkel milliyetçiliğine karşı çıktım, ben çizgi sahibiyim, Ortadoğu halklarının Demokratik Konfederalizmi tek çıkış yoludur. Irak’ta Türkiye’de çıkış yolu budur. Kürtler için de Kürdistan Demokratik Konfederalizmidir. Ben birkaç ağa-bey için yapmam. Halklar için ben çizgi sahibiyim. Halkların özgürlük-eşitlik ütopyasına inanıyorum. Ben halkların binlerce yıllık ütopyasını hayata geçiriyorum. Sizlerden daha güçlüyüm dışarıdakilerden daha özgürüm çünkü doğrular bende. Bu çizgi dalga dalga gelişecek.
(Koma Jina Bilind iki ay içinde kurultaya gidecek, kadın yapısının çatı örgütü olarak tüzük ve program hazırlığı var.)
Bir yürütme konseyi biçiminde olur.
(Çatı örgütü olarak kendini tanımlıyor.)
Çatı örgütü olur. Bir ideolojik organ, kadının kurtuluşunda bir ideolojik organ olmalıdır. PAJK bu şekilde kalabilir, kadın kurtuluş ideolojisinde derinleştirsinler. Ama kendisine güvenenler bu ideolojik yapı içerisinde kalmalılar. Büyük kadın davasına ben inanıyorum. Bu yüzden özgürlüğüne onuruna düşkün olanlar kendine güvenenler yer alır. İçinde dışında gibi problemleri kendilerine mesele yapmamaları gerekir. Esas olan özdür ,öz önemlidir ama biçimde önemli. Koma Jina Bilind içine hepsi girer Kongra-Gel içinde Kongra-Gel olur. PAJK ideolojik örgütlenme olur. 300-400 kişidir ama kendileri bilir. Ben öneriyorum sadece. Kadın davası önemli, tutarlı kadın yoldaşlar vardır herhalde. 8 Mart dolayısıyla bazı şeyleri belirteyim. Ben kadının yiğitliğini biliyorum. Şemdin de bir kitap yazmış herhalde.
(Kadın konusunu öne çıkarmış, basında da zaman zaman bu yönlü haberler yer alıyor. Bayan arkadaşlar buna benzer yaklaşımlara cevap olacaklarını belirtiyorlar.)
Bu aslında benim lehime, bütün kadınlar benimdir ve ben bütün kadınlarınım. Ona cevap veriyorum, ben kadınları erkeğin malı olarak görmüyorum. Kadınların karılaştırılmalarına karşıyım. Bunlar savunmamda var, hatırlatıyorum. PKK’de bu konuda korkunç bir savaşta yürütüldü. Savunmalarımdaki görüşlerimi düzenler verirsiniz. Ben kadınların özgürlüğüne, onuruna inanıyorum, bunun yılmaz savunucusuyum. Oliver Kontry’i bir makale yazmıştı. Kadın nerede kaybetti konusunda benim görüşlerime yer vermişti. Halen onunla ilişkiler var mı?
(Bu bir tercümandı sizi takip ediyordu. Savunmalarınızı İngilizceye çeviriyordu. Son dönemlerde çok ilişkide değil.)
Kadın ideolojik olarak ne zaman tutsak alındı, tanrıça kültürü bu topraklarda başlamıştı. Enki diye bir tanrı vardı, Enki-İştar olayında, orada çok büyük mitolojik bir çekişme vardır. Demokratik Konfederalizme getireceğim . 5-6 bin yıllık bir kadın kültürü var. Erkek büyük bir savaş açıyor. Ana-toplum kültürü, hiyerarşi karşısında köklü bir yenilgiye uğruyor. Bu günümüze kadar geliyor. Orada kadının yarattığı bir kültür var. O kültüre karşı bir savaş açıyor erkek. O savaşta ana toplum kültürü, hiyerarşinin ortaya çıkmasıyla orada korkunç bir yenilgiye uğruyor. ‘Tarih Sümer de Başlar’ kitabında anlatılmıştır. M.Ö. 4000-5000 yıllarında oluyor bu olaylar. İdeolojik çekişme var. Mitolojik olarak anlatılıyor. Bu Zeus-Heraya, Mısır’a kadar gider. Ondan sonra tek tanrılı dinler kadının köleliğini korkunç düzeyde geliştiriyor. Bir tanrıçalar çağı vardı. Ama günümüzün tanrısının bütün özelikleri erkeksidir. Ben kadının köleleştirilmesine karşı çıkıyorum. O kitabı getirmediniz. Fatmagül Berktay’ın “Tek tanrılı dinler karşısında kadın” isimli kitabı, o kadın iyi incelemeler yapıyor. Felsefenin doğuşunda ise Yunanlılar Zagrosla ilişki kurmuştur. Bu söylediklerimi 8 Mart vesilesiyle bir mesaj haline getirirsiniz. Hangi aydınlar var, kim bize dostluk gösteriyor. Demir Küçükaydın var sanırım.
(Tersinden Kemalizm kitabını getirmiştik.)
Okudum ama biraz somutlaştırması gerekiyor. Önemli ipuçlarını yakalamış, selamlarımı söyleyin.
(Mahir Sayın, Metin Ayçiçek, Fehmi Erbaşlar var Avrupada, basına falan katılıyorlar.)
Sabri çıktı mı?
(Üç gün süre verdiler askere aldılar.)
Hemen mi aldılar ne kadar kalacak?
(Askerlik 15 ay sürüyor.)
Bir şey söyleyemiyorum hassas bir mesele. DTH’nin çalışmaları nasıl gidiyor?
( 5 ilde toplantı yaptılar.)
Çok ağır niye bu kadar ağır gidiyor? Çalışmak isteyenler yok mu?
(Tabanda çok çalışmak isteyen var. Tepede biraz kilitlenme yaşanıyor. Ağır gidişten dolayı halkta da kaygılar var.)
Tepede kilitlenme doğru değil. Bunlar aşılmalı, bu sürecin hızla geliştirilmesini istiyorum. Bu süreçte hızla olmalı, gerekirse siz benim adıma gider sorarsınız. Yine Demokratik Gençlik Konfederalizmi önemli, bütün gençler tek çatı altında birleşebilirler. Değişik gruplar içinde yer alabilir. Kültürel, esnek bir örgütlenme olabilir. Bunlar bir çatı altında toplanmalı, işsiz gençlikte katılmalı. Değişik kültürlerden gençlerde katılabilir. Selam ve başarı dileklerimi iletiyorum. Kadın ve gençliğe ilişkin mesajlarım anlaşıldı sanırım.
(PAJK-PKK ilişkisinin tüzükte nasıl yer alacağı tartışması vardı.)
Buna ilişkin yukarıda açıkladım. Kendi varlıklarını korurlar. PAJK’ın ideolojik güç olarak kalmasında yarar var. Erkeklere karşı alacakları çok yol var. Dürüstlerse bunlar gelişebilir. Kadın kurtuluş ideolojisinde yoğunlaşma olabilir, benimki sadece öneridir kendilerine bırakıyorum.
(Önerdiğiniz kitap çalışmaları için bir komisyon kurulmuş.)
O kitabı geliştirecekler. Bunu anlamlı görüyorum, erkeğe fazla güvenmemeli. Kadın kendi bağımsızlığını kendi koruyacak. Kendi güvenliklerini alsınlar. Kadının özgürlüğünden korkmamak gerekir. Kadın kendi öz namusunu kendi savunmalı, kadın kendi kendini savunan insan olacaktır. Ben kadınla böyle yoldaşım. O salak yazmış, Öcalan şöyle olmuş böyle olmuş diye. Kaba cins şeyi hikaye. Ben kadınlara çok görkemli yoldaşlık yaptım, kadınla çok güçlü bir arkadaşlığım var. Bu bir güç inanç meselesi. Böyle erkekler varsa onlarda yardımcı olabilir. Kadın yoldaşlarımın bana ilişkin emeklerine böyle karşılık veriyorum. Ben anama saygıyı böyle ödüyorum. Benim için kendini yakan çok kadın yoldaşım oldu. Onların anısına böyle karşılık veriyorum. Ajanvari duran kadınlar oldu. Beni kullanmaya çalışanlara karşı da savaşımı veririm. Nasıl Fuatlar için önerdim konuşuyorlarsa kadınlar için de öneriyorum. Her hafta biri çıkıp konuşur. Çeşitli dillerde Arapça, Kürtçe, Farsça, haftalık kadın konuşmaları başlasın. Bana dayanıp kendi yorumlarını da katsınlar. Makale de yazsınlar. Her hafta çıkıp konuşacaklar. Kespir’e selamlarımı söyleyin, orada kalsınlar, bir yere gitmesinler. Kadınlarda öne çıkan kim var?
( 9 kişilik kadın koordinasyonu oluşmuş, 15 kişilik PAJK koordinasyonu var.)
Gülizar ve Jiyan oradalar mı?
(PAJK içinde çalışıyorlar.)
Rusya’da yeğenim Memet vardı. O ne oldu?
(Bilgimiz yok.)
(Halkta ciddi bir merak var sağlığınız konusunda.)
(Bir plastik bardakta getirdiği sıvıyı diğer plastik bardağa boşaltarak bize gösterdi) Bu sıvı yakıcı, boğazımı, dilimi yakıyor. Her gece saat üçte uyanıyorum. Yakıcı, üst solunum yollarımı dolduruyor, uykumu zorluyor. Uzman bazı doktorlarla görüşebilirsiniz, buradakiler “normal tükürük” diyor. Ama niye bu kadar çok. Diğer yönlerden kendimi koruyorum. Odanın havalandırmasından kaynaklanıyor.
(Pencere açılıyor mu?)
Açabiliyorum ama, o da çok fayda etmiyor. Açılınca da çok soğuk oluyor. Kapatınca da havasız kalıyorum. Sanırım baharla birlikte bu biraz daha düzelebilir. Başka aktaracaklarınız?
(AİHM kararı büyük ihtimalle Mart ayında açıklanacak.)
Somut bir bilgi var mı?
(Kulislerde yargılamanın Türkiye’ye kayacağı, yeniden yargılanma tartışılıyor. Yeniden yargılamanın önünde yasal engeller var.)
O aşılır, konsey zaten zorlayacak ,yasalarla aşılır. Kadın mesajını verdim. Kadının 8 Mart’ta görkemli bir çıkış yapacağına inanıyorum. Belki gelemezsiniz. Newroz’a ilişkin de bir şeyler söylemek istiyordum. Konfederalizmin ilkelerini açıklayacaktım. Newroz’da ilan edecektim ama zaman kalmadı. Bazı önemli ilkeler. Devlet olmayan bir Konfederalizmin ilanına hazırlanıyordum. Üç yasal duruş var, AB’nin yasaları, Üniter-devlet yasaları, Demokratik Konfederalizmin yasaları. Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanlığı için adı geçiyor. Kuveyt tarzı bir devletçik yapacaklar. İşbirlikçi Kürtlük iflas ederken buna karşı Demokratik Konfederalizmin tanımını, ilkelerini daha önce açıkladığım 6 madde çerçevesinde verirsiniz. Benim için de bir tanımlama, bir sıfat kullanılacaksa Demokratik Konfederalizm Önderliği’ni öneriyorum. Başkan demek beni despotizme götürüyor. Bir ağa da siyasete girerse serok olabilir. Benim söylediğim tanım 20 Mart’ta ilan edilir. Bu ilanı kabul ediyorum ve layıkıyla yapacağım. Milliyetçiliğin devleti yükseltilirken bende halkımızın Demokratik Konfederalizmini geliştiriyorum. Ben bunun kurucusu olmakla şeref duyuyorum. Bayrağı aslında söyleyecektim. Yeşil zemin, sarı güneş içinde kırmızı yıldız olur. Demokratik Konfederalizmin ilkeleri budur. Gelirseniz detaylı anlatırım gelmezseniz bir bildiri yazarsınız. Konfederalizmin ilkesi, bayrağı budur. Devlet olmayan konfederal birliğe çağırıyorum. Eğer bu arada demokratik bir diyalog gelişmezse her türlü hazırlıklarını derinleştirsinler. Gençler dağlara çıkacaktır, gençleri iyi korusunlar. Herkesin dikkatli olması gerekiyor, kendi örgütlenmelerini geliştirsinler, kendi özgüçlerine dayansınlar. Eğer diyalog gelişmezse kendi öz güçleriyle davranırlar. Doğru komutanlık yapsınlar, geçmişteki sahte önderliklere benzemesin. Göç edilen köyler yavaş yavaş geri dönerler. Özgür savunma birlikleri bunların güvenliğini sağlasınlar.
(Size daha önce getirdiğimiz mont ve ayakkabıyı aldınız mı?)
Evet aldım. Ne getirdiniz?
(Gazete, dergi, dört kitap, pil.)
Başka ihtiyacım yok herkese selamlar, haftaya Mehmet gelebilir.
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=3633
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -09.03.2005: Görüşme Notu
09.03.2005 Tarihli Görüşme Notları
GÖRÜŞME NOTLARI
(Elinde Antonio Negri-M. Hardt’ın Çokluk kitabı ile Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi ve Arkeoatlas Dergisinin 3. sayısı ile geldi.)
Hoş geldiniz. Başka gelen var mı?
(Mehmet geldi.)
Oldu. Önce sizi mi dinleyeyim? Siz Mersin’den geliyordunuz. Nusaybinliydiniz. (Evet.)
Mersin’de hayatını kaybeden Ümit Gönültaş’tı, değil mi? Onun ailesine selam ve saygılarımı iletiyorum, başsağlığı diliyorum, onun şahsında bütün kayıpları anıyorum.
(Mersin’deki tüm halkımız ile özel olarak kadın ve din adamlarının selamları da vardı.)
Din adamları mı?
(Evet size bağlığı yüksek bir grup.)
Ben ayrım yapmıyorum; tüm dostlara, Kürt halkına, Mersin ve Nusaybin’e de selam ve saygılarımı iletin. 8 Mart’ı, Newroz’u ve gelip geçen bayramları kutluyorum. Baharı bu temelde karşılıyorum. Benim misyonum, yüksek bir anlam gücü ve özgürlük umuduyla kendimde gelişme sağlayarak, kendilerinde de tarihi gelişme yaratmaktır. Bizdeki misyon süreklidir, ayda yılda bir hatırlamayız; sürekli bir misyon, genişleyen bir mesaj, fiziksel varlığımız ya da yokluğumuzla da kesilmeyecek bir mesaj, anlamı sürekli derinleşen ve gelişen bir mesajdır; sizin yaşamınızla ilintilidir. Acılar ve kayıplara bu temelde anlam biçiyorum. Önemli olan geriye kalanların anlamlı yaşamasıdır, anlamlı yaşamı onurlu ölümlerle birleştirebilmektir. Bizim için bu bir onur meselesidir. Boş yaşam ve boş ölme yerine dolu dolu yaşamak, dolu ölmek ve ona layık ölmesini bilmektir. Bu bir özgürlük yoludur; azim, irade ve kararlılık gerektirir. Aç kalabilirsiniz, çok acılar çekmiş olabilirsiniz; ama her şeyden önemlisi yaşama umudunuz var, anlamlı bir umudunuz var; en büyük zenginlik budur. Bu yeni baharı ve Newroz’u böyle selamlıyorum. Mart’ı böyle karşıladık. Bu bahar her bahardan özgürlüğe daha yakın bir bahardır. Böyle karşılıyor ve selamlıyorum. Direnişler ve gösterileri de bu temelde karşılıyorum. Mesajımı şifahen iletiyorum.
Mesajlarım olacak, demokratik konfederalizmin ilkelerini vermek istiyorum. Sekiz-on civarı ilkedir, taslak halindedir, tartışılır; sadece Kürtler için değil, dünya ve Ortadoğu için geçerlidir. Türkiye’de çok kritik şeyler oluyor. İktidarla muhalefet birleşti. Sanırım güvenlik sebebiyledir, bizimle de bağlantılıdır. Avrupa’dakilerin, dağdakilerin durumlarını soracağım; Avrupa’dakilere, dağdakilere, Kuzey Kürdistan’a ilişkin değerlendirmelerim, eleştirilerim olacak. Bu arada DTH var; ne kadar doğru yürüyor, bilmiyorum. Kısa bir değerlendirme yapacağım. Cezaevlerinin özgürlük problemi var, ona değineceğim.
Cezaevi çıkışlıların durumu ortada. Yirmi yıl yattılar, kendilerini doğru özgürleştiremediler, kendilerini doğru örgütleyemediler; bizi de, kendilerini de aldatıyorlar. Özgürlük tanımında eksik kaldılar. Bunun kitabı yazılacak, yirmi yıl böyle gitmemeliydi. Kemal Pir, Mazlum Doğan ve diğerlerinin anısı böyle olmamalıydı, bunu kabul etmem. Dışarıya çıkıp basit bir yaşamla yetinemezler, öyle basit şeylerin peşinden gidemezler. Eş dost derdine düşmeleri, küçük hevesler peşine düşmeleri acıdır. Onu da bulamayacaklar, demokrasi ve özgürlüğe fazla hizmet etmez, kötü boş bir hayal içinde kendilerini de bitirirler. Ben bu kısıtlı koşullarda özgürlüğü geliştirmeye çalışıyorum. Onlar dışarıda bütün imkanlara rağmen doğru bir özgürlük tanımını geliştiremediler. Örgütlülüklerini kuramadılar. Bana öyle geliyor ki, bu konuda sınırlı bir başarı var. Onları dağa çıkardık, problem olmuşlardı. Sivil yaşamda da sorun oluyorlarsa ne yapabilirler? Demokratik toplum, yaşam pratiğine katılacaklar. Önce hızla sizden alayım.
(PKK İnşa Komitesi yeni partinin tüzük ve programını hazırlayıp tartışmaya sundu. Tüzükte parti meclisi 29 kişiden oluşuyor. Eş başkanlık modelini tüzüğe koymuşlar; başkanlardan biri kadın, 12 kişilik yürütmesi var, parti sekreteryası var. Önderlik kurumu tanımlaması var. Yönetimlerin yarısı kadından oluşacak. Tartışmalardan sonra tüzüğe son şeklini verecekler.)
Bu konuda hemen şunu söyleyim: Bundan sonra demokratik temelde seçimle oluşacak tüm kurumlarda, eş başkanlık modelini uygun görüyorum. Ama doğru kadın ve doğru erkeği yetiştiriyorlar mı, doğru kadın ve doğru erkeği bulabiliyorlar mı? Doğru bir ilkedir, ama yeterliliği karşılayacak kadın ve erkek var mı? Ne erkek egemen kişilik, ne bitmiş kadın kişiliği. Eş başkanlık karı-koca başkanlığı olmayacak. Eş başkanlık, hakan-hatun ilişkisi, karı-koca başkanlığı olamaz. Tanrı-tanrıça ikilemini bu yüzden açmıştım. Kapitalizm bunu aşmaz, kapitalizmin görevi bu değil. Kapitalizm konusunda çok konuşmak isterdim, ama zamanım yok. Modern çağ bütün pislikleri örtbas etmede, kimliği ve kişiliği düşürmede, çarpıtmada, bütün eski çağlardan daha hilekar ve çarpıtmacıdır. Mevcut sosyalizm uygulamaları da bunun bir varyasyonu olarak ortaya çıktı. Antonio Negri Çokluk kitabında bunları biraz açmış. Ama ben onlardan daha ilerideyim. Bunların bir de İmparatorluk kitabı vardı.
(İmparatorluğu da getirmiştik.)
Gelmedi, getirebilirsiniz. Wallerstein da bunları işliyor. Benim sistemim daha gelişkin. Benim sistemimde sınıflara farklı bir yaklaşım var. Klasik kölelikte köle ile sahip en yakın sınıflar gibi geliyor, feodalitede serf ile derebeyi birbirine yakın, kapitalizmde burjuvazi ile işçi sınıfı en yakın sınıflar gibi. Bunlara dayalı devrim anlayışları bana çarpık geliyor. Asıl savaş kölelikten, yani Sümer rahip devletinde yaşanan ilk köleleşmeden beri, rahip sınıfı ve onların yanaşmaları köleler ile anacıl kültür etrafında bir araya gelen doğal toplum arasındaki savaştır, bu kültüre bir saldırıdır. O köleler yanaşmadır; serfler ağalığın yanaşması, günümüzde ise işçi sınıfı burjuvazinin yanaşmasıdır. Bakın, Türkiye de en gericiler işçiler. Asıl çelişki işçi sınıfı ile değil, işsizleştirilen bütün insanlar, düşürülen kadın, kısacası tüm toplum ile mutlu azınlık arasındadır. Toplumun yüzde beşi gelirin yüzde seksenini alıyor. Bir avuç işçi de bu mutlu azınlık içinde. ABD’de, Avrupada ve Japonya’da da bu böyledir. Tarihte de böyle olmuştu. Köle ayaklanmaları diyorlar, Roma’da bir tek Spartaküs ayaklanması biraz farklıdır. Avrupada 18. yüzyıl isyanları var; onlar tam işçi değil, yarı köylülerdir, köylü ayaklanmasıdır.
Türkiye’de bunu kimse görmüyor. Demir Küçükaydın kısmen değiniyor, ama bu tezlerin hepsini gözden geçirmeleri lazım. Marks’ın sınıf tahlillerini işte bu noktada yeterli bulmuyorum. Bütün gelişmeleri sınıf tahlilleri ile bağlantılı ele alıyor. Ben sınıfları reddetmiyorum, ama sınıfa dayalı devrim teorisini reddediyorum. Bu sınıflar toplumu geriletiyor, toplum-doğa ilişkisini parçalıyorlar. 10.000 yıllık emeği olan insanı, insanın emekle yarattığı tüm kurumları parçalıyorlar. Bütün sınıflar değer gasbı yapıyor. Bunlara dayalı devrim teorileri olmaz. Devrim ve özgürlük başka yerde aranmalı. Devrim ve özgürlüğün kaynağı toplumun kendisidir. Vaktim olursa açacağım. Fransız Tarih Analiz Okulu bunu yeni fark ediyor, F. Braudel, İ.Wallerstein, yeni bir alternatif geliştiriyorlar, bunu biraz geliştiriyorlar. Bunlar da (Negri’ler için) İtalyan galiba. Bütün gelişmeler yerel olmak zorunda. Yerelden başlamalı, üstte bir koordinasyona kavuşmalı. Tepede bir şey olur, bu da demokratik koordinasyondur, yoksa üstten inşa edilecek değil. Bunu savunmalarımda, buradaki çok eksik bilgiyle açmıştım. Demokrasi yereldir, halka dayanır, sadece koordinasyon geliştirir. İşte orta sınıfa dayanır, aydın gerekiyormuş, alakası yok. Toplumun kendisi demokrasiyi oluşturur. Toplum bastırılmış, yozlaştırılmış, ahlaki çöküntü içine boğdurulmuş. Bunu da aydın müdahalesi, orta sınıf müdahalesi gerekçesi yapıyorlar. A. Negri’lerin işlediği Çokluk kavramı önemli. Biraz bu anlamı veriyor. Çokluğun içine toplumun bütün kesimleri; etnisite, kadın, gençlik, bütün mezhepler giriyor. İşte çokluk budur, bunların özgürleşmesi ve demokratikleşmesi gerekiyor. Aydın müdahalesine gerek yok.
DTH projesini bunların yaşamsallaşması için önermiştim. DTH klasik yaklaşımlardan kendini kurtarmalıdır.
Bununla bağlantılı, ulus-devlet ve demokratik ulus tanımını yapacağım. Bunlar iki kilit kavram. İlkelerini versem iyi tartışılır, bundan sonrasını belirleyebilir. Demokratik konfederalizm çok önemli; bunu yalnız Kürtler için değil, Ortadoğu ve hatta dünya için öneriyorum. Ulus-devlete dayalı tıkanmada yol açıcı olur. Ulus-devlete dayalı BM iflas etmiştir. Irak sorunu bunu ortaya serdi. 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan çözümsüzlük, Körfez, Irak ve Afganistan’ın durumu ortada. BM çaresiz. ABD bunu biraz kavramış, ama emperyalizmin model sunma olanağı sınırlı. Gerçek demokratik alternatif yerine Türkiye, Mısır, Afganistan gibi ülkelerde gerçek demokrasiyi örtbas eden sahte modeller peşinde.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi devlet kurma hakkı değildir. Lenin bunu mahvetti. Lenin ve Stalin’in bunu aşırı bir şekilde devlet kurma ilkesi olarak ele almaları tarihi felaketler getirdi. Kurtuluş için sahte devlet topluklukları yarattı. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını ben şöyle algılıyorum, çünkü Kürtlerde de bunun peşine düşen bir kesim var: Bu hak kendi demokrasisini ve devlet olmayan kendi yönetimlerini kurma hakkıdır. Devlet olmayan toplulukların bütün sorunlarını kendi tartışacakları, kararlaştıracakları; köylerde, mahallelerde ve şehirler çerçevesinde kendi sorunlarını kendileri tartışarak kararlaştıracakları ve çözecekleri bir model kurma hakkıdır. Yerel üzerinde köy, mahalle ve şehir çerçevesinde tartışıp kararlaşacaklar. Nedir o politik güç? Bir yıllığına vekillerini delegelerini seçecekler.
Demokratik ulus, ulus-devletin yarattığı bireye dayanmaz. Ulus devletin yarattığı birey köledir, tek tanrılı dinlerin yarattığı fertlerden daha tehlikelidir. Devletin birey yaratması, vatandaş yaratması bütün kilitlenmenin sebebidir. Demokratik ulus, topluluk ve bireylerin kendi yerel gerçeklikleri doğrultusunda sorunlarını tartıştığı, çözüm ürettiği modeldir. Birilerinin çıkıp halk adına konuşması doğru değildir. Bu benim için de geçerli. Bu tarz doğru değil. Önemli olan halkın kendisinin çözüm gücü olabilmesidir. Ulu- devlet tam engel konumunda. Bizim hedefimiz devlet değil, demokrasiyi kurmaktır. Orta sınıfa dayalı Avrupa tipi demokrasiden bahsetmiyorum. Devlet olmayan demokrasi kurma, coğrafi sınırları esas almaz. Devlet olmayan demokrasi olunca, coğrafi sınırlara ve başka devletleri yıkmaya gerek yok. Biz kendi sistemimizi kuracağız. Devlet bunu kabul eder etmez, halkımız neredeyse, halk topluluklarımız neredeyse, kendi çözüm modelimizi orada esas alacağız. Tanımı böyle geliştirin, şiddetle buna ihtiyaç var.
Eş başkanlık olur. Devlet tarzı partileşme benim açımdan aşılmıştır, bu partileşme 19. yüzyıla aittir, Bolşevik Parti buna dahildir. Bu aşılmıştır, kendilerinde de bunu aşmalılar. Partiler bir ideoloji, zihniyet örgütüdür. Devlet olalım vs. demez; demokrasi düşüncesini ve zihniyetini örgütler, sorunları tartışır, seçkin kadro yetiştirir, akademik çalışmalar yapar. Akademi kurabilirler, kendi idari kurullarını seçebilirler. Önde gelen kadroları devlet biçiminde olan bir güç olarak görmemek gerekir. Genel tanım budur. Mühim olan güçlü kadın ve erkeği; mücadele edebilen, ideolojik yetkinliği olan ve dışa karşı da kendini ifade edebilen kadın ve erkeği ortaya çıkarabilmektir. Diğer söylediklerim de var, savunmalar var, bütün bunlar benim raporumdur, kongreye sunulur. Bir kurul bunu düzenler kongreye sunar.
Başka ne var?
(Güneybatı kendi kongresini yapmış, toparlanma olduğunu belirtiyorlar.)
Nerede yapmış olabilirler?
(Alanda yapmışlar herhalde.)
Güney halkı bize bağlı herhalde. Suriye saldırgan konumunu sürdürüyor mu? Şu an nasıl? Lübnan’daki gelişmeyle birlikte herhalde baskıları durdurur. Suriye’ye dünya demokratikleşmeyi dayatıyor. Her iki gelişmeye de hazırlaklı olunmalı. Kendi savunmalarını geliştirmeleri gerekir. Kitle bana bağlı. Diğer grupların etkinliği var mı? Gerileme beklemiyorum, oranın bağlılığı derindir, Lübnan da öyledir.
(Remzi Kartal serbest bırakıldı.)
Görevlerine doğru sarılıyor mu? Avrupa nasıl, Rıza ne yapıyor? Geçen hafta da sormuştum.
(Çok fazla bilgimiz yok, fakat Siyasi Komitede çalıştığı söyleniyor.)
Eğer geriletici ise dikkat etmesi lazım. Demokratik toplum için kadro yetiştirmeleri gerekiyor. Bunlar sanırım klasik parti anlayışını aşmıyorlar. Klasik parti anlayışını aşmaları lazım, bütün dünyada klasik partiler aşılıyor. Bak, AK Parti çatlıyor, DYP çözülüyor. Türkiye bas bas bağırıyor, ben demokratik parti istiyorum diyor. Neden demokrat olamıyorlar? Buna cevap istiyorum. Görevlerine niye doğru sarılmıyorlar? Defalarca uyardım. Korkuyor musunuz, ajan mısınız diyeceğim. Sizi biliyorum, süper burjuvasınız diyeceğim, değilsiniz. Büyük kayıp var, neden içinizden birkaç tutarlı demokrat çıkamıyor? Ben hepinizi uyarıyorum. Basit bir Kıbrıs Türk’ü kadar bile kendinizi savunamıyormusunuz. Avrupa’dakilerin bunu anlaması gerek. Halkın sırtından geçiniyorlar. Türklerde 1920’lerden beri basit demokratçılık yapılıyor. Türklerde bile bunların modası geçti, kapandı. Demirel tarzı devlette rant, toplumu uyut, rantı kap devri bitti. Bu partiler devleti geriletiyor. Bizimki de buna benziyor. Muazzam olanaklar var, bir şey yapılmıyor. Ama bir belediye başkanlığı için hepsi koşuyor. Demokrasi tanımı evrenseldir. Halka bağlı olacaksınız, halkınızı seveceksiniz, gidip onu örgütleyeceksiniz. Piramit tarzı tabanı sağlam yukarısı gevşek bir örgütlenme olur.
DTH çalışmaları nasıl?
(Komisyonları kurdular, illerde toplantılar yapıyorlar, her ilde bir kurul oluşturuyorlar.)
Kim bu arkadaşlar? Niye bu kadar ağır?
(14 kişi ile sınırlı kalmıştı, yavaş işlemesi halkta eleştirilere yol açtı.)
Hızla illerde delegasyonlarını seçmeliler. Niye bu kadar geriler?
(İllerde seçim kurulları oluşturuyolar, delegeler seçilecek.)
Binlerce, onbinlerce taraftarlarınız var. Toplatılarınızı yapın, her hafta birkaç ili bitirirler, hızla delegasyonlarını seçerler. Yoksa bu fırsat kayıp gidecek. Demokratik toplum idealleri belli, siz ortamı dolduramazsanız kayıp gider. Biraz anlayışlı olun. Niye bu kadar gerisiniz? Bu bizi sömürmedir, şehit kanlarına saygısızlıktır. Emeğimizi sömürüyorlar dersem, size şarlatanlık yapıyorlar dersem, yakışık alır mı? Bu uyarılarımı yapıyorum. Yarın niye böyle konuşuyor derler. Ben ciddi adamım, Apo ciddi adamdır. Devlet anladı, Kürtler anlamadı. Demokratlığım, devrimciliğim, toplumsallığım ciddidir. Benim ciddiyetimi ABD bile anladı. Ben hasso-hüso adam değilim. Türkiye bunu biliyor. ABD basınını takip ediyor musunuz? Amerika’nın en büyük eylemi diyorlar. Ortadoğu müdahalesi benimle başladı. Genelkurmay bile alıp inceliyor. Bu arkadaşlar ciddi olacaklar. Beni kullanın ama doğru temelde kullanın, yoksa terslerim. Yedi yaşında anama babama karşı çıktım, takmadım. Saygısızlıktan değildi, anama ve babama saygılıydım, saygısızlıktan değildi. Ama siz yetersizsiniz dedim, karşı çıktım. Devlet kimmiş, ABD kimmiş, onları da takmadım. Bunlar kim oluyor? DEHAP, HADEP kim, şu bu kim?
Bizim arkadaşlar ne oldum delisi olmuşlar. Benden doğru faydalanacaklar. Ben kimseye dayatmıyorum. Dağa da, Avrupa’ya da mektuplarla belirtin. Ben sizi yüceltmek için bunları belirtiyorum. Şehitlerimiz var, emeğimiz var, buna sahip çıkacağız. Devlet bile burada benden beklenti içinde. Atomu çözmekten zor bu iş. Anlayın, adam olun, herkes sizi ciddiye alır. Neden ciddiyetten, güzeliktten, aydınlıktan kaçıyorsunuz? Devletlerin Kürt tanımı da “Kürt ne bilir bayramı, hor hor içer ayranı.” Köle gibi, basit kadın yaşamı gibi yaşamaktan kaçının. Osman’ın rezaletini gördünüz. Başkası olsa bu koşullara altı gün dayanmazdı. İnsanlık ve halk idealim ortada. Zavallı duruyorsunuz. Hızla herkes aşmalı, bunu sadece gerillaya değil, her alana söylüyorum. Her Kürt bunu aşmalı. Tüm toplum için aydınlanma, uyanma, reform budur.
(İmralı Notlarının kitaplaştırılması isteniyor. Olduğu gibi yayınlanırsa hukuki ve diplomatik sıkıntılar yaratabilir, tartışmalara yol açar.)
Biraz roman diliyle açımlayarak, çözümleyerek yapmaya gücü olan var mı? Mutlaka dörtte üçü yayınlanır, çok sakıncalı bulduğunuz yerleri çıkarırsınız, bana getirirsiniz, ben karar veririm. Mesela birinci baskı olur, belirtirsiniz, ikinci baskı da olursa o eksiklikleri yerine yerleştirirsiniz. Benim bu söylediklerim kongreye bir rapor olarak sunulur; bir kurul düzenler, benim adıma uygun bir dille sunulur.
(Barış ve demokratik çözüm grubundan on arkadaş çıktı. Sizin de belirttiğiniz gibi kendi misyonlarına uygun çalışmalar yapıyorlardı.)
Kimler içerde kaldı? (İki bayan, üç erkek arkadaş: Dilek Kurt, Aysel Doğan, Ali Sapan, Haydar Ergül, Hacı Çelik.)
Hacı Çelik kimdi?
(Avrupa’dan gelen gruptaydı, Yezidi Kürtlerden. Çıkanlardan TBMM’ne milletvekilleri ile görüşmeye giderken üç arkadaş tutuklandı.)
Çıkarlar herhalde, çalışmalarını zenginleştirebilirler, Türk aydınlarını katmalılar, selamlarımı söyleyin. Daha önce söylediğim iki komite vardı: Hakikat, Af ve Adalet Komitesi ile barış ve uzlaşı gurupları oluşturabilirler, bunlara öncülük edebilirler. Desmond Tutu’nun G. Afrika modelini Türkiyelileştirebilirler.
Sabri’nin durumunda bir değişiklik var mı?
(Yok.)
Tercih kendisinin, orada da mücadelesini sürdürebilir. Hayati tehlikesi varsa bilmem. Sadrettin Aydınlık vardı, onun durumu ne?
(Bağımsız kalıyor.)
Bizim bu son açılımları okursa belki biraz kafası açılır.
(Yeğeniniz Mehmet’i sormuştunuz. Rusya’da, durumu iyiymiş.)
Rusya’da kalsın; akıllı, olgun, seviyeli kalsın. Orada bir şeyler yapabilir, güvenliğine dikkat etsin. Sizin aracılığınızla DTH’ya bazı sert uyarılarım olacak. Bilerek geriletiyorlarsa çok sert bir uyarım olur. Bu süreci biraz hızlandırmaları gerekir. Gruplar olabilir, ben bunlara bir şey demiyorum, gruplara takılmıyorum, ama benim de eğilimim olacak. Bunlar hızla aşılmalı.
(Demokratik emek hareketinin selamları var. Savunmalar temelinde eğitim yaptıklarını söylüyorlar.)
Kendi içlerinde emeğin demokratik konfederasyonunu oluşturabilirler. Selamlarına karşılık bunu söylüyorum. Gençlik için şunu söylüyorum: Dem-genç federasyon tipi bir örgütlenmedir. Dev-genç modeline benzer. Her kesimden, her çevreden, Türkiye gençliği, etnik gruplar, Liseli gençlik, işsiz gençlik içinde yer alır. Konfederasyon tipi örgütlenme Türkiye için gereklidir. Koordinasyon en üstte olur, ama tabanda çok yoğun örgütlenmesi gerekir. Kadınlar da bunu yapsın. Kadın ve gençlik partinin kolu olabilirler, ama konfederasyon içinde de mutlaka yer alırlar.
(Daha önce buradaki koşullarınıza ilişkin Şamil arkadaştan yazmasını istemiştiniz, bunun çerçevesini öğrenmek istiyordu.)
Pınar Selek çalışıyor mu? Selek bunu roman diliyle açabilir. Demokratik ulus çizgisini geliştirebilirler. Şamil ve Selek’e selamlarımı söylersiniz. Kesbir çıktı, ne yapıyor?
(Avrupa’da. Ayrıntılı bilgimiz yok.)
Pratik tarza girmeleri gerekir. Haftaya Avrupa’dan sağlam bilgi getirin bana. Avrupa yeni tarzda çalışmaya başlamalı. Kayıplar var herhalde.
(Gabar’da iki gerilla infaz edildi.)
Yeni katılım mıydılar?
(Hayır, faaliyet yürütenlermiş, yakalandıktan sonra infaz ediliyorlar.)
Daha önce sert uyarılarım vardı, dikkat etsinler, her türlü tebdirlerini alırlar. Çok kritik bir döneme giriliyor, hazırlıkları var sanırım.
(Newroz’a kadar süre veriyorlar. Gelişmeler olmazsa yeni bir hamle başlatacaklarını belirtiyorlar.)
Yepyeni bir hamle. Çok kritik bir dönem. Türkiye bazı şeyler yapabilir. Dağ benim en büyük hayalimdi, dışardayken şansım olmadı. Ben bilmiyorum, bir şey demeyeceğim. Karar sizindir. Geri mi, ileri mi, savunmaya mı çekilirler, kendileri bilir. Ama yanlış olanı eleştiririm. Siz bu şansınızı doğru kullanın diyorum. Devlet isterse, harekete geçerse, ben devreye girerim. Mektubumu yazmıştım zaten, cevabı yok. Siz özgürsünüz, benden daha fazlasını beklemeyin, zaten buranın koşulları buna uygun değil.
Şimdi demokratik konfederalizmin ilkelerine geliyorum. Beş-on ilke sayıyorum, taslak halindedir, tartışmaya sunuyorum. Kürtler, Ortadoğu, dünya için geçerlidir.
1) Zağros ekosisteminde tarım devrimi oldu. Bu tarım devrimi temelinde 19. yüzyıl başlarına kadar gelindi. 19. yüzyıl başlarında sanayi devrimi oldu. Sanayi devrimi ikinci devrimdir. Bu ikinci devrim ulus devletin oluşmasında rol oynadı. Ulus devlet 20. yüzyıl sonlarına doğru toplumsal gelişmenin, demokrasi ve özgürlüğün önünde en ciddi engel durumuna geldi.
2) Ulusların kendi kaderini tayin hakkı devlet kurma hakkı olarak anlaşıldı. BM modeli yürümüyor, ulus devletler ciddi bir engeldir. Körfez savaşı ve Irak’taki durum bunun kanıtıdır.
3) Bundan çıkışın temel yolu geniş kapsamlı tanımını yapacağımız demokratik konfederatif sistemdir. Ulus devlete göre gelişen küresellik değil. Zaten ulus devlet aşılıyor; küreselleşme ulus devleti de aşıyor. Emperyalizm yeni model koyamıyor, sistem krizi derinleşiyor.
4) Tek alternatif demokratik konfederalizmdir. Piramit tarzı bir örgütlenme modelidir; söz, tartışma ve karar topluluklarındır. Tabandan gelen delegeler, en üste kadar, tepede bir koordinasyonu oluşturur. Delegeler bir yıllık halkın memurları gibi olur.
5) Ortadoğu’nun çözümü için de demokratik konfederalizm geçerlidir. Kapitalist sistem, emperyal güçlerin dayatmaları demokrasiyi geliştiremez, ancak demokrasiyi istismar edebilir. Tabandan gelişen demokratik seçeneği egemen kılmak esastır. Toplumsal temelde etnik, dini, sınıfsal farklılıkları gözeten bir sistemdir.
6) Kürdistan içinse kendi kaderini tayin etme hakkı milliyetci temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan, sınırları esas almadan, kendi demokrasilerini kurma hareketidir. İran’da, Türkiye’de, Suriye’de, hatta Irak’ta oluşacak bir Kürt yapılanmasındaki tüm Kürtler bir araya gelerek federasyonları, birleşerek üst konfederalizmi oluşturur.
7) Asıl karar yetkisi köy, mahalle, şehir meclis ve delegelerinindir, dolayısıyla halkın ve tabanındır.
Ben daha önce bayrağını, tanımını söylemiştim. Şimdi de ilkelerini verdim. Kürdistan için üç hukuk geçerli olabilir demiştim. AB hukuku, üniter devlet hukuku, demokratik konfederal hukuk. Üniter devletlerin bizim demokratik konfederal hukukumuzu tanımaları halinde, biz de onların hukukunu tanırız. Şu şartla: İran, Irak, Türkiye, Suriye bizim konfederal hukukumuzu tanıdıkça, biz de onlarınkini tanır, uzlaşıya gideriz. Bunları biraz ilkeselleştirmek gerekiyor. benim söylediklerim ve yazdıklarımı iyi düzenlerseniz, demokratik konfederal hukukun esasları ortaya çıkar.
Bunun kuruculuğunu kabul ediyorum. Kürtçe olarak ismi de “Koma Komelên Kurdistan” olur. Bunu Newroz için de bir mesaj olarakta veriyorum. Newroz’u da bir gün değil, bir hafta olarak bayraklarıyla bu temelde kutlarlar.
(Sağlığınız nasıl?)
Geçen hafta belirtmiştim, çok ciddi bir şey yok, mevsimin değişmesi ile birlikte belki düzelir. Ne getirdiniz?
(Dört kitap, beş dergi ve iki haftanın gazetelerini getirdik.)
Arkeoatlas dergisinin birinci sayısını getirirsiniz. Selamlar.
MEHMET ÖCALAN’IN GÖRÜŞMESİ
Merhaba, hoş geldin.
(Merhaba. Sizin durumunuz nasıl?)
İdare ediyorum. Herhalde iki üç aydır görüşemedik, değil mi?
(Evet, görüşemedik.)
Hızlı şekilde genel olarak gördüklerini ve bildiklerini aktar. Özet olarak nerelere gittiğini, gördüğünü anlat. Sonra da ayrıntılarını anlatırsın.
(Buradan gittikten sonra Çukurova’daydım. Orada DTH aydınlar toplantısı vardı. Ona katıldım. Onu izledim.)
Kalabalık mıydı?
(Salonun içi dolmuştu.)
Düşünceler ne şekilde aktarılıyordu bu yeni hareketle ilgili olarak?
(Herkes kendi şeyine göre düşünce aktardı. Adana’da halkla buluşma toplantısına da katıldım.)
Adana’da ilgi nasıldı?
(Orada ilgi biraz daha yoğundu. Halkın beklentileri vardı. Ben de orada konuştum. Beş dakikalık bir konuşma yaptım.)
Konuşmanın içeriği ne şekildeydi?
(Konuşmanın içeriği şöyleydi: Geçmişten beri geleneksel hale gelen HEP ve DEP”ten DEHAP”a kadar olan bir partiye biz de üyeydik. Tabii buna bağlı olarak 1999”a kadar halktan bu partiye ilgi fazlaydı. 1999’dan sonra bir duraklama yaşandı. Yine o dönem yerel yönetim seçimleri de vardı. 2002 ‘ye kadar normal şekilde gidiliyordu. O tarihten sonra artık baş aşağı erimeye başladı.)
Neden erime?
(Hem kurumlar içinde, hem parti içinde bir iktidar olduğundan dolayı, yerel yönetimler bir iktidar, rant ayağı oldu. En büyük şey belediye başkanlarından kaynaklanıyor. Bu böyle devam etti. 2004’te baktık ki gerçekten bunlar halkın iradesi yerine bireysel dost ahbap çavuşlarına o belediyenin kaynaklarını aktarmıştır. Ufak bir belde krallığı ilçe krallığı olmuştur. Toplum içinde o insanları o şekilde görmeye başladılar. Benim oradaki konuşmanın çerçevesi bu şekildeydi. Ondan sonra köye gittim. Fidanları ektim, fıstık ektim, orada çalıştım. Yine DTH 5 mart tarihinde Urfa’da bir toplantı yaptı. DTH’ni götüren insanlar beni davet etmemişlerdi. Ama bütün insanları davet etmişlerdi. Yeğenlerimle beraber ben de gideyim, toplantıya katılayım, konuşma hakkı verirlerse konuşayım diye ben de gittim. Köydekilerle beraber Urfa’ya gittik. Salon dolmuştu. Açılış konuşmasını Feridun Yazar yaptı. Bir metin vardı. Onu Hatip Dicle okudu. Artık partileşmeye gittiklerini söylediler. Nasıl bir parti istiyorsunuz diye halka sordular. İsteyen konuşabilir diye söylediler. Konuşmalar yapıldı. Sonra ben konuşmak istediğimi söyledim. Adana’da çerçeveyi çizmiştim. Urfa’da o konuşmanın içeriğini doldurmak istedim. Bu konuşmamı herhangi kimseyle önceden konuşmadan kendi isteğimle yaptım. Kumanda ile kimse beni yönlendiremez. Konuşmamda şunları söyledim: Ben köydeyken ve Adana’dayken bölgeden gelen insanlarla, halkla çok konuştum. Halk şunu izah etti bana. Dediler ki, biz yıllardan beri feodallere karşı, ağalara karşı ve sisteme karşı siyasi ve demokratik mücadele verdik. Ama bu siyasi demokratik mücadele verdikten sonra halkın özgürleşmesini bekledik. Bir kere baktık ki, ağaya, feodale sisteme karşı verdiğimiz mücadele karşısında parti, bazı demokratik kurumlar ve bazı belediye başkanları, bunlar baktık ki demokrasi yerine başımıza kralları getirdiler. Örnek verebilirim. Örneği şu şekilde: Eski otuz yedi belediye başkanı vardır. Bunların yüzde sekseni iş adamı olmuşlar. Eskiden beş kuruş maddiyatı olmayan insanlardır. Şimdi de elli yedi belediye başkanı vardır.)
Altmış değil midir?
(Ben bu kadarını biliyorum. Bunlar içinde izlenimlerime göre az bir kısmı dürüst çalışıyorlar. O hizmeti halka veriyorlar. Onun dışında bunlar içinde üçlü çete vardır. Bir ayağı bazı cezaevinden çıkanlardır, diğer ayağı DEHAP parti meclisindeki bazılarıdır, ama tabii DEHAP’ta emek verenler, iyi insanlar var. Üçüncü ayak da belediye başkanları, ahpap çavuşları ve aileleridir. Ben konuşmamı bitirdikten sonra oradaki konuşmama karşı bir belediye başkanı söz alıp dedik ki, o adam konuşmasaydı ben söz hakkı almayacaktım. O adam dediği benim. O belediye başkanının demokratik mücadelesine saygılıyım. Ama ben de bu mücadelede biraz katkısı olan bir insan olarak konuşma hakkımı kullandım. Ben zaten Urfalıyım o yüzden o toplantıda konuşma hakkım var. Bunu engellemek demokratik değildir. Ben üç beldenin içinde yaşadığım için bazı şeyleri bizzat görebiliyorum. Ben o belde başkanlarının ikisiyle de konuştum. Onlara dedim ki, siz burada bu halkın oylarıyla seçildiniz , çok şikayetler vardır, bunun nedenleri nedir diye sordum onlara. Birine dedim beş kişiyi işten çıkarmışsın. Onlar fakir aile çocuğu idi, çıkarmasaydın daha iyi olmaz mıydı dedim. Karşılığında bana sen işçileri o kadar destekliyorsan kaynak yoktur. Siz gidip tarlaları satın. Bunların maaşları öyle verin dedi. Diğerine de söyledim, bu fırsat elinize geçmiştir. Bu halka tamamen hizmet yapmanız gerektiği kanısındayım. O belediye başkanı bana dedi ki, siz demokratik mücadele verdiniz de ne kazandınız? Biz de dedik ki, insanlık kazandık. Bu krallar içinde bazı prensesler de vardır.)
Bu çeteleri filan ben kabul etmiyorum. Bunların ismi derebeyliklerdir. O dediklerin gerçekten öyle ise bunlar derebeyliklerdir. Şimdiye kadar neden bana az bilgi getirdiniz? Bazıları iş adamları, bazıları kral olmuşlar. Neden yeterli bilgilendirmediniz beni? Ben halkıma çağrı yapıyorum. Benim buradaki durumumu bilsinler. Biz krallar için, prensesler için buraya gelmedik. Halkın özgürleşmesi için buradayız. Bundan sonra bu şekilde olmalıdır. O belediye başkanıysa, kurumun başıysa, o bir memurdur. Oranın hakkı halkındır. Halk, gençlik ve kadın artık buna dur diyecektir. Bundan sonra gücüm oranında bu işin takipçisi olacağım. Mücadelemizi halkın özgürleşmesi için veriyoruz. Eğer siz şimdiye kadar bir şey yapamamışsanız sizi kınıyorum. Sen Urfa’da konuşma yapmışsın. Halk neden müdahale etmiyor? Bu suç sizindir.
(Bunların partisi vardır. Genel başkan o kadar art niyetli değildir.)
O da bu işin ortağıdır. O neden müdahale etmemiştir? Komisyon kurulsun ,disiplin şeyleri uygulansın dedik. Neden olmuyor? Eğer ilçe ise, belde ise, kim müdahale etmiyorsa hepiniz suçlusunuz. Bundan sonra bu mücadelenin en aktif takipçisi gençlik ve kadındır. Ama o prensesler değildir. Onlar halkın kadınlarıdır.
15 Şubat’ta demokratik tepkilerini gösterenler yoğun olarak kadın mıdır, gençlik midir?
(Herkes etkindi. Ama kadın ve gençlik daha etkindi.)
Onlara sonsuz saygımı ve selamlarımı iletirsiniz. En fazla bana bağlı olanlar onlar mı?
(Evet.)
8 Mart’ta nasıl geçti?
(Genelinde her yerde yürüyüşler, basın açıklamaları yaptılar. Coşkulu geçti.)
Bu demokratik toplum hareketi biraz ağır gidiyor. Şimdiki durumu nasıldır?
(Şimdi ikiye bölünmüşler. Bir grup Urfa’daydı. Sonra Mardin’e geçecekler. Diğer kısmı da Siirt’te, Şirnak’ta çalışmalara devam ediyor.)
Bu partileşmeye gidiyor. Eski partiler gibi olmasın. Halk gücü ,onun iradesi karar versin. Siz dahil duyarlı bütün insanlar bu yeni oluşuma katkı sunsunlar. Tabii eski yapılar gibi olmasın. Partiler halk için olur, kişiler için olmaz. İnce hesaplar yarar yerine dünya kadar zarar getirir. Kim hizmet ediyorsa, kim emek veriyorsa onları almaları gerekir. Halk da onları desteklesin ve seçsin.
(Bu konfederalizm benim ve bazı insanların kafasını karıştırıyor.)
Tespihi biliyorsun, önce boncukları konur. Sonra kafası yerleştirilir. Konfederalizm de boncukları konulmuş mücadelenin kafa kısmıdır. Bunu tartışacaklar, bunun bayrağı da vardır. Ama bu Türk bayrağının yanında bir ayrılık bayrağı değildir.
Avrupa da ne var ne yok?
(Bilgim yok.)
Savunma güçlerinin durumu nasıldır?
(Bölgede ufak da olsa çatışmalar oluyor.)
Ama ilerde bir çözüm olmazsa bu yaygınlaşabilir. Gidişat böyle olabilir. Senin kaçanlardan hiç haberin var mı?
(Bildiğim kadarıyla evliler. Aile şeklinde yaşıyorlar.)
Onlara da o yakışır. Newroz yaklaşırken halkın Newroz’unu coşkulu şekilde kutluyorum. Bir arkadaşa buradaki dramımı yazsın demiştim. Hem Gündeme hem Özgür Politikaya aktarsın.
(Ben onunla dün konuştum. Senin buradaki yaşamını bir kitap halinde basacak.)
Daha çok gazetelere yazması daha iyi olur. Öncelik böyle olsun. Ama kitabı da bassın. Bütün halkı selamlıyorum. Demokratik mücadelelerini yükseltsinler. Benim buradaki koşullarımı biliyorsunuz. Ben bunu halk için yaptım. Yerim de burasıdır. Biraz bunu düşünsünler. Herkesin üzerine ne düşüyorsa onu yapsınlar. Herkese selamlar.
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=3742
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -16.03.2005 Tarihli Görüşme Notları
16.03.2005 Tarihli Görüşme Notları
GÖRÜŞME NOTLARI
(Elinde M. Bookchin’in Ekolojik Topluma Doğru kitabıyla gelerek)
Hoş geldiniz. Nasılsınız? Başka gelen var mı? Havva mı geldi?
(Evet.)
Önce kısa mesajlarınızı alacağım. Uzatmayalım. Zaten zamanımız dar.
(Bir bilgilendirme notu var. Avrupa örgütünün geçen sene Mayıs ayında yaptığı kongreden sonra kendisini Demokratik Kürt Toplum Koordinasyonu olarak deklare ettiğini, çalışmalarını bu şekilde yürüttüğünü belirtiyorlar. Tabandan örgütlenmeye dayalı olarak bölgelerde halk konseyleri şeklinde örgütlendiği belirtiliyor.)
Kısa kısa aktarın.
(Avrupa örgütünün 55 kişilik meclis, 13 kişilik yürütme ve 3 kişilik koordineden oluştuğu belirtiliyor. Kadın ve gençliğin hem kendi özgün örgütlenmelerinin olduğu, hem de yürütmede temsil edildikleri belirtiliyor.)
Beni ilgilendiren şu nokta: Orada anormal bir durum görünmüyor galiba. Bir problem yok mu? Yüzeysel olarak hepsi bağlı gibi görünüyor.
(Üst düzeyde size karşı bir durumun olmadığı belirtiliyor.)
Açıktan tavır alan yok. Orada çok sayıda insan var. Dönemin ruhuna uygun hareket ediyorlar mı? Yürüyüşlere katılım nasıldı? 15 Şubat nasıldı?
(Size kitlesel bağlılığın yoğun olduğu belirtiliyor. Halk size bağlı. 15 Şubat’ta kitle bağlılığını gösterdi. Halkın maddi ve manevi olarak bağlılığının sürdüğü, ancak yeni strateji ile birlikte kavrama ve kavratmada problemlerin olduğu, fakat bunun aşıldığı belirtiliyor. Yine geçen seneki tartışmaların da olumsuz etkilediği, fakat bunların da aşıldığı belirtiliyor.)
Bunları hepimizin başarması gerekiyor. Demokratik konfederalizm dünya çapında solun yeni açılımı olacak. Marx ve Lenin’i ikibinlerde aşarak bunu yapacağız. İkibinlerde demokratik konfederalizmde bunun ideolojik temelleri var. Marx 1848’lerde bir şeyler ortaya koydu. Bunlar iki binlerde aşıldı.
Marx’ın değer teorileri bir fecaat. Bu değer teorisi hakkında benim kuşkularım var. Yeni sol buna yeni yaklaşıyor. Çokluk’un yazarları, Wallerstein, Bookchin bunları yazıyorlar. Ama sistematize etmede biz daha ileriyiz, daha pratiğiz. Değer teorisinin kapitalizme karşı bir karşı koyuşu yok. Radikal bir karşı çıkışı yok. İki yüzyıl daha kapitalizmi yaşattı. Bugüne getirdi. Bu değer teorisinde aslında toplumun çözümü, dini ve siyasi çözümü yok. Sadece ekonomik tanım var. Bu teori Avrupa merkezli bir teoriydi. Böylelikle Avrupa dışı halkları silahsız bıraktı. Bütün dünya halklarını silahsız bıraktı. Bu konuda ciltler dolusu yazılabilir, ama ben burada kısa geçiyorum. Sanıldığının aksine kapitalizmi güçlendirdi ve bugünkü çılgın aşamaya getirdi. Rusya pratiği ortada. Uzun yıllar kapitalizmi ayakta tuttu. Şimdi de Çin kapitalizmi ayakta tutuyor. Amerika’yı ayakta tutan şimdi ekonomisiyle Çin’dir. Bu durumda dünya halkları kaybediyor. Böyle olunca kadın, çevre, ekoloji geri planda kalır, gündeme gelmez. Alttaki güçler ezilir gider. Ne kadın sorunları ne ekoloji sorunları çözülebilir. Bir avuç finans kapital ve ulus-devletçi alır götürür. Burada muazzam bir çelişki olduğu görülüyor. Reel sosyalizmin çöküşü de bunu ortaya koydu. Ben bunları ortaya koydum. Benim görüşlerimin değiştiğini söylüyorlar. Benim görüşlerimde değişme değil gelişme var. Çok sistematize koymayı başardım. Çok derinlikli değil, ama burada geniş bir araştırma yapma şansım yok. Ancak ideolojik varyantlarını koydum, politik sentezini yaptım. Ana hatlarıyla ortaya koydum. Aslında ben misyonumuzu ezilen halklar adına evrensel bir çıkış olarak görüyorum. Sistematiğim, kendime has bir üslubumun olduğunu belirtiyorum. Dünya çapında geliştirilmek istenen sol budur aslında. Sol ancak bu temelde gelişebilir. Dost güçleri daha tutarlı yaklaşmaya, özümsemeye çağıracağım. Türkiye de sol ancak bu temelde gelişebilir. Anlamlı, olgun sonuca herkes gidebilir. Kürt problemi belki çözüme gidebilir. Yalnız bu konuda beni anlamak önemli. Eğer özgürlüğe inanç varsa, küreselleşen kapitalizmden kurtulmak isteniyorsa, bu ilkeler çerçevesinde bir araya gelinmeli. Kapitalizmin küreselleşmesi ile insanlar müthiş işsizliğe düştü. Bunu aşmak için bu tezlere önem vermek gerekiyor. Bu muazzam kapitalizm sorunlarından kurtulmak isteniyorsa çıkış budur. Yeni ulus-devletler kurarak, cilalayarak olmaz. Böyle kurtuluş mümkün değil. ABD demokrasi maskesini kullanıyor. Sol yeni bir şey geliştiremiyor. Bizimkiler de demokrasiyi bir türlü bilmiyorlar. Halen demokrasi dar kavranıyor. Kürt Federesi denilen şey ilginç bir olay. Yüzyıllık Kürt ihaneti, Kürt milliyetçiliği destekleniyor. Gizliden gizliye Türkiye de destekliyor. Federe devleti kurarak Kürt sorununu aşmaları mümkün değil. Kursunlar ama üzerimize gelirlerse, şiddetli bir savunmaya geçeceğiz. Biz halkımızı bunların üstten dayattıkları sahte demokrasiye karşı koruyacağız. Kürt kadınına, gençliğine, dost halklara çağrı yapacağım; bunlara geçit vermeyin diyeceğim. Demokratik konfederalizmi diğer devletler için de önemsiyorum. Gazetelere verebilirsiniz. İtalyan gazetecilere de verebilirsiniz. Ben oradayken ilgiliydiler. Soru cevap şeklinde de olabilir. Benim adıma bunları verirsiniz. Başka aktaracaklarınızı alayım.
(Son dönemdeki Avrupa tartışmaları ile bağlantılı olarak Kürt sorununun gündemde olduğu, ancak devletler nezdinde bir kabulün olmadığı, sadece bazı uluslararası kuruluşlar nezdinde olumlu bir yaklaşımın olduğu, devletlerin sorunu görmezlikten geldikleri belirtiliyor.)
Türkiye yönetimini sert uyaracağım. Sırtımızdan Kıbrıs Rumlara veriliyor, Ermeni sorunu halledilmeye çalışılıyor. Bunların hepsi ihanettir. Biz satılıyoruz. Nereye? Londra’ya satıyorlar. Mustafa Kemal’in görüşleri açık. Gazeteler de Yalçın Küçük Apo’yu Kemalist yaptı diye yazmış. Yalçın Küçük çok basit yaklaşıyor. Ben kendim doğruları görecek güçteyim. Mustafa Kemal Kürtlere de şunu söylemiştir: Kürtlerin sırtından kimse emperyalizmin oyununu oynayamaz. Ben susturuluyorum. Görüşlerim dinlenmiyor. Türklerin, Kürtlerin sırtından yarın Güneydoğu da, Kıbrıs da, Pontus da, Karadeniz de gider. Hepsi sessiz. Neden sessiz? Bu dar, kısır Enver paşa çizgisidir. Alttan alta Kızıl Elmacılar Türkiye Cumhuriyetini batıracak. Bunlar Ağar, Baykal, Bahçeli ve benzerlerinin çizgisidir. Bu Enver paşa, İttihat ve Terakki çizgisi dağılmaya götürecek. Aynı zihniyet, aynı şovenizm. Bu Türkçülükle Türk halkının da alakası yok. Türk halkı bizim gibi bir halktır. Türk halkı kardeş, iyi bir halktır. Bir avuç üstte bu halkları birbirine kırdırdı. Bir kısım komprador, kozmopolit üst tabaka halkları istediği gibi kullanmak istiyor. Mustafa Kemal birinci perdeyi yırttı attı. Doğru bir ulus anlayışını ortaya koymak istiyordu. Ancak konjonktür daha fazla yapmasına izin vermiyordu. Mesele Mustafa Kemal hayranlığı değil, tarihi doğru yorumlamaktır. Avrupa’nın yaklaşımının ciddi olduğuna inanmıyorum. Avrupa ABD’nin yardımı ile beni buraya tıktı, çürümeye bıraktı. Osmanlıyı Birinci Dünya Savaşı’na Almanlar soktu. Savaşa girmeseydi, belki Osmanlı çökmezdi. Bugün de aynı oyun Londra’da kotarılmaya çalışılıyor. Londra’da Sultan Vahdettinciler, Ankara’da Kızıl Elmacılar sözde Türkiye’yi kurtaracaklar. Bu çizgi böyle giderse halklar birbirine girer. Düyun-u Umumiye’den daha ağır bir borç var. Bugünkü Türkiye derinleştirilmiş Sevr’e gider. Bu çizginin vermek istediği budur. Mustafa Kemal demek, eşittir, bu konularda köklü inanç ve bilinç demektir. Geçende gazetede okudum. Türkmenlere Kerkük petrolünün yüzde 25’ini vereceklermiş. Mesele o değil. Mesele sinsi. Milliyetçilik körükleniyor. O Kerkük üzerinden yapacak, diğeri Ankara üzerinden. Sonuç nereye gidecek? Mustafa Kemal 1920’lerde nasıl kararlı bir şekilde üzerine gittiyse, ikibinlerde de ben üzerine gidiyorum. Mustafa Kemal o dönem ne kadar uyanıksa, ben de bu dönem uyanığım. Tarihi deneyiminden yararlanıyorum. Kürt devleti kuruldu. Yarın Araplarla, yarın Türkmenlerle gırtlaklaşırlar. Türkiye 300 milyar Dolar borca girmiş. Mustafa Kemal’in tecrübesi tarihi bir tecrübedir. Kürtler mutlaka bu dersi çıkarmalıdırlar. Ders çıkarmazsak 1925’ler gibi başımıza belalar gelir. 70 yıl bu konularla uğraşılır. Bugün Türkler, Kürtler ve Ortadoğu halklarına söylüyorum: Biraz saygılı iseler, Mustafa Kemal’in devrimci kişiliğini yaşatsınlar. Eğer Mustafa Kemal’e zırnık kadar saygıları varsa, onun özgür kimliğini bugüne taşısınlar. Baykal’ın yaptığı bu değil. Ulus devletçilikle olmaz. Mesele gerçekleri anlatmaktır. Türk gençliği 1970’lerde bunu yapmak istedi. Ama idam edildi. Deniz’lerin nasıl idam edildiğini biliyorsunuz. Ben de idam edilecektim. Bunlara söyledim, beni idam ederseniz Türkiye’yi idam edersiniz dedim. Beş altı yıldır sizin can güvenliğinizi de ben sağlıyorum. Siz Diyarbakır’dan geldiniz, oranın halini biliyordunuz. Siz de Dersim’den geldiniz. Oralarda şimdi yaşanabiliyorsa, biraz demokrasi varsa benim sayemdedir. Bunu bu zor koşullarda buradan sağladım. Tarihi günler yaşıyoruz. Bu bahar en güzel baharlardandır. Ortadoğu haklarının özgürlük baharıdır. ABD demokrasiyi maskeliyor. Ortadoğu halkları için ulus devlet ömrünü tamamlamıştır. Baharla birlikte özgürlük gelecek. Bu bir savaş çağrısı değildir, özgürlük çağrısıdır.
(Demokratik konfederalizm ve onun önderliğinin ilanı 20 Mart’ta olacak; tele-konferansla katılım olacak. Bayraklar hazırlanıyor. Newroz’a böyle girilecek. Sizin söylediğiniz bayrak güney partisi PÇDK’nin bayrağıyla aynı. Bu konuda görüş soruluyor.
Fark etmez, karışmıyorum.
(Bu ilanı Kongra Gel yapacak.)
Ama bu ilan benim adıma olacak. Geçen hafta ilkelerini vermiştim. Savunmalardan da yararlanarak bir kuruluş bildirgesi hazırlayacaklar.
(Hazırlanıyor.)
Her iki savunmadan da yararlanarak bu hazırlansın. Ben kurucu öğe olarak, 20-30 yıllık siyasette yaptığım mücadeleyi böyle formüle ediyorum. Onlar desteklesinler. Bu ilan devlet ilanı değildir. Böyle bir formülasyonla dile getiriyorum. Talabani Cumhurbaşkanı olacakmış. Barzani de Güney’in Başkanı olacakmış. Bir şey demiyorum. Onları başkan yapan güçlere karşı benim yolum halkın yoludur, tarihin özgürlükçü yoludur; eşitlik, adalet, halkımızın bütün özgürlük şehitlerinin yoludur. Tarihteki direnişin, özgürlük direnişçilerinin yoludur. Bu, demokrasinin ilanıdır. Halkımızın özgürlüğü, eşitliği temelinde ilan ediyorum. Bu, Arap ve İran halkları olmak üzere, bütün Ortadoğu halkları içindir. Zaten devlet ilanı değildir. Nasıl 19. ve 20. yüzyıl bir cumhuriyetler yüzyılı ise, 2000’li yılları da halkların demokratik konfederalizm yılları olarak değerlendiriyorum. Benim ilkem halkların demokratik konfederalizmidir. Benim alakam budur. Yolu da demokratik konfederalizmdir. Ulus-devletçiliğin aşıldığını söylüyorum. Ulusların çoğunun devlet kurmasıyla 1950’lerden itibaren bu aşılmıştır. Lenin’in, anarşistlerin, reel sosyalistlerin çözemediğini ben çözdüm. Benim devletle alakam yok, ben devlet kurmuyorum. Benim demokrasi derdim var. Ben demokrasinin peşindeyim. Bunlar kapsamlı ideolojik belirlemelerimin slogan haline getirilmesidir. Bol bol alıntı yapılır, daha önceki konuşmalar da vardı. Bizim yolumuz Kürt burjuvazisinin, Kürt feodallerinin yolu olamaz. Türkiye halklarının da bizi desteklemesini isteyeceğiz. Bizim demokrasimiz sizin demokrasinizin temelidir. Burada kesinlikle sınırları mesele yapmayalım. Bakın, ben hiç Kerkük senindir, benimdir meselesine girmiyorum. İlanın özü budur. Abbas redaksiyonu yapar. Kuruluş bildirgesi benim adıma okunur. Arapça ve diğer dillerle de okunsun. Halkımızı, tüm Ortadoğu halklarını ve dünya haklarını destek ve dayanışma için çağırıyorum. Bunun için şu sloganı öneriyorum: Devleti ve toplumu demokratikleştir, demokrasiyi radikalleştir!
(Sizin söylediğiniz Koma Komelên Kurdistan’daki Komel kelimesinin Kürtçe literatürde dernek anlamına geldiği belirtiliyor. Bunun yerine Civat olabilir mi diye soruluyor.)
Bu milliyetçilerin yaklaşımıdır. Komela ya da komal olabilir. Komünden geliyor; tüm dünyada kullanılan, bilinen bir anlamı var. Kaldı ki isim benim için o kadar önemli değil, içeriği önemlidir.
(Notta kaçanların hareketin gündeminden çıktığı; ancak size ve avukatlara yönelik çeşitli kampanyalar yürüttükleri belirtiliyor.)
Başka aktaracaklarınız var mı?
(HPG 180 kişinin katılımıyla 3. Olağan Konferansını gerçekleştirmiş. Sizin savunmalarınız üzerine kış boyunca yoğunlaşmışlar. Sizin söylediğiniz meşru savunma temelinde kendilerine karşı gelişecek her türlü saldırıya karşı onurlu bir cevap olacaklarını ve yüksek bağlılıklarını belirtiyorlar. Bu konferansta on altısı bayan, yirmi beşi erkek olmak üzere, kırk bir kişilik bir meclis seçilmiş. On üç kişilik de bir yürütme, komuta konseyi seçilmiş.)
Kim var isim olarak?
(Bilgimiz yok.)
Gizlidir tabii, güvenlikten dolayı açıklamayabilirler. Ben açıklansın demiyorum, kendileri bilir, ben müdahale etmem. Başka aktaracağınız?
(Geçen hafta Mehmet’in görüşmesinde size belirttiği hususlarla ilgili bilgileri olduğu belirtiliyor.)
Tamam. Newroz’a giderken bir af şeyi olabilir. Başka aktaracağınız?
(DTH’nden bir bilgi var. Çok acele etmek istemediklerini, eski hataları tekrar etmek istemediklerini, yine yerellerde çok kırgınlığın olduğunu belirtiyorlar.)
Bunlar problem olmaz, aşılır. Yeni mi uyanıyor bunlar? Altı yıllık mücadele var. Yapmasınlar bunu. İpi diğerlerinin, ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. En önemli uyarım şu olacak: Kürt halkını üst düzeyde emperyalist bir planlama dahilinde ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. Kürt halkı küresel düzeyde bir planlama ile esir bırakılmak isteniyor. Irak’taki oluşumun eline verilmek isteniyor. İşte bu kaçan hainleri de biliyorsunuz. Sözde para var, kadınları da kullandılar. Kızlarımızı uyaracağım. Kadınlarımız bu konuda çok uyanık olmak zorunda. Beş bin yıllık bir fırsat yakalanmış. Her birine, hepinize birer saray bile verseler yüzlerine tükürün. Kızlar kıyameti koparsın, tekrar sizleri cendereye sokmak istiyorlar. Büyük bir oyun var kadınların üzerinde. Herkes dağdan inse bile, onlar kendilerinin onurlu barışı sağlanıncaya kadar mücadele edecekler, inmeyecekler. Beritan direnişini biliyorsunuz. Dersimliydi, biliyorsunuz. Uçurumun kenarındayken, peşmergeler “Gel öldürmeyeceğiz” diye çağırıyorlar. Ama o teslim olmamak için kendini uçurumdan bırakıyor. Beritan çizgisini takip edecekler. Ben bu çizginin bir neferiyim. Onurlu barış gelene kadar bu çizgiyi sürdürecekler. Ferhat alçağı gitti biliyorsunuz. Ama kadınlarımız onurludur. Çok onurlu kızlarımızın olduğuna inanıyorum. Şemdin de kitap yazmış, alçak . Evet, bütün kadınlar benim. Biz kadınlarımızı karılaştırmayacağız. Onların karılaştırdığı kadınları da ellerinden alırım. Hepsi bizim, biz sınırsız birbirimiziniz; aşk budur. Bunları mülkiyet anlamında değil, ruh olarak söylüyorum. Ben hiçbirinin yüzünü görmem. Ama onlarla birbirimize böyle bağlıyız. Bir de hamamda kadın diye resim yapmış. İki milyara satmış. Selim de benzer şeyler yazmıştı. Cevabımız şudur: Tanrıça şeyi var, bunlar destansı yaklaşımlardır. Onların emeği var. İnanna’nın Tanrı Enki ile diyaloglarını biliyorsunuz. Kadınlarımız yücedir; biz onların oğlu, sevgilisi ve aşığıyız. Bu bedensel değil, ruhsal, düşünsel bağlılıktır. Burada ki ruhsal bağlılık önemli.
(PAJK’ın önümüzdeki günlerde konferansı var.)
Bunları iletirsiniz, savunmalardan da yararlanırsınız. Güzel bir mektup hazırlayıp sunabilirsiniz.
(DTH Koordinasyonu Newroz’dan sonra kendi arasında bir toplantı yapacak. Koordinasyon içindeki avukatların görüşe gelmesine yönelik bir düşünce var.)
Tekrar söylüyorum. Çözümlemelerimiz açıktır. Bu konuda temel ilkeler belli. Büyük bir tutkuyla gönülden bağlı olsunlar. Gerek tabanda, gerekse aydınlar içinde olmalı. Engelleyenler olursa etkisizleştirilir. Gerekirse isim düzeyinde bu yapılır. Bu konuda isim vermeyeceğim, ama gerekirse ismen bunları açığa çıkarırım. Siz de takipçisi olacaksınız. Leyla’ya, Doğan’a, hepsine selamlarımı söylersiniz; çalışmalarında başarılar diliyorum. Aleviler için de bir şey söyleyeceğim. Bu konfederalizm özelikle Yezidiler ve Aleviler için önemlidir. Bu kesimler de güzel bir senteze ulaşabilirler. Ben şimdi şöyle bir özetleme yapıyorum: Bizim Mustafa Kemal’in cumhuriyeti ile bir sorunumuz yok. Bu cumhuriyet J. J. Rousseau, Robespierre, Napolyon üzerinde birleşmiştir. Bu Mustafa Kemal’dir. J.J. Rousseau ideolojik, Robespierre politik, Napolyon askeridir. Mustafa Kemal bu yönleri almıştır. Onun cumhuriyeti Fransız modelidir. Onda yüzde 25’i demokrasi, yüzde 75’i devlettir. Devlet ve demokrasi iç içedir. Bunu ayrıştıramamıştır. O dönemki koşullar ancak buna izin veriyordu. Önemli tarihi bir adımdır, ama demokratik kuruluşa geçememiştir. Günümüzde sorun cumhuriyeti kurmak değildir. Bu kurulmuştur. Ancak ulus-devletler 1950’lerde ömrünü doldurmuştur. ABD demokrasinin geliştiğinin farkındadır. Demokrasi ABD’nin dilindedir, ama özünde değildir. Bu konuda Kürdistan’ın rolünü çok iyi koydum. Türk halkını da demokratik konfederalizmi tartışmaya çağırıyorum. Demokratik bir devlet için dört ilke söyleyeceğim. Birincisi, devlet reformu; ikincisi ulus reformu, ulus tanımını güncelleştirme; üçüncüsü, toplumda reform, yani demokrasi; dördüncüsü, yeni yurttaş tanımı. Dört büyük ilke, dört büyük reform. Bu manşet olabilir. İleride bunları açacağım. Ulus için reformu söyleyeyim. Devlete dayalı ulus yerine, demokrasiye dayalı ulus modeli öneriyorum. Bütün etnik grupları kapsayan Türkiye ulusu kavramını tanımlamıştım zaten. Yalnız Türklere değil, dine ve ırka dayanmayan, insan haklarına dayanan bir ulus modeli. Bütün etnisiteleri, kültürleri bir arada toplayan bir demokratik ulus kavramı. Ben Kürtlerin milliyetçiliğine dayalı devletleşmeyi de yanlış buluyorum. Devletçi ulus yerine demokratik ulus çağrısı yapıyorum. Türkiye’de üç ulusçuluk çatışıyor. Devletçi ulusçular ile demokratik ulusçular arasında bir de dine bağlı ulusçular var. Türkiye’de din-milliyet karışımı AKP ulusçuluğu, yine Kızıl Elma ulusçuluğu, bir de bizim demokratik ulusçuluğumuz var. Demokratik ulus hareketi Türkiye’ye uygundur.
(Baskın Oran’ın da size benzer bir tanımı var.)
Evet biliyorum. Ama ben daha kapsamlı ele alıyorum. Bütün Türk aydınlarını çağırıyorum. Kürtleri de ilkel milliyetçiliğe değil, demokrasiye dayalı bir ulus olmaya çağırıyorum. Demokrasi reformunu ise geçen hafta da açmıştım. Piramit tarzı, esnek bir örgütlenme. Üstte de bir koordine olur. Özgür vatandaşlık da şöyledir: Ne sultanlara kulluk, ne de ulus-devletçi ideolojilere kulluk. Böyle vatandaşlık olmaz. Batının bireyci yaklaşımı da doğru bir anlayış değil. Toplum aleyhine bireycilik de yanlıştır. Ne toplum aleyhine birey, ne de bireyin aleyhine toplum doğru değildir. Özgür yurttaş ikisinin ortasındadır, bir dengedir. Özgür yurttaş kültüre bağlıdır. Özgür yurttaş demokratik konfederalizm yurttaşıdır. Bu konuyu şimdilik kısa tutuyorum. Başka bir şey var mı?
(Dışarıda genel olarak düşünüş biçiminiz tam olarak algılanamıyor.)
Benim düşünüş tarzım farklıdır. ‘Çokluk’ kitabında da bazı şeyler var. Ben Descartes, Newton gibi düşünmüyorum. Düşünüş tarzım kuantumik bir tarzdır. Kuantum düzeyi bir gerçek. Sanırım parçalı örgüt ile ilgili eleştiriler de var. Size atomu inceleyin derim. Biliyorsunuz, eskiden üç parçalı olarak biliniyordu, şimdi artık çok parçalı olduğu biliniyor. Doğanın temeli atomsa, atomda da bu çeşitlilik varsa, toplumda da bu olur. Dünyada on milyonun üzerinde canlı türü var. Özgürlüğün Ekolojisini yine okuyorum. Çokluk’un yazarları, yine Wallerstein , Bookchin, analiz okulundan Braudel, bunların düşüncelerini önemsiyorum. Benim düşüncem doğal diyalektik bir anlayıştır. Bu kuantum fiziğinden aldığım ilhamladır. Kuantum fiziğinin ana ölçülerinde düşünüyorum. Bilim okuyacaksınız. Başka çıkış yolu yok. İdeolojik yoğunluk zordur. Ben burada çok yoğunlaşıyorum. Yine değer teorisinden bahsedeyim. Bir ana düşünün. Çocuğunu dokuz ay taşıyor, doğurup büyütüyor, karşılığında ise aldığı bir tokat. Fakat bu emeğinin karşılığı var mı? Ama bir işçi düşünün, bir saat çalışsa karşılığında ücretini alıyor. Ana emeğinden Marksist değer teorisini açacağım. Yeni bir değer teorisi. Ananın hakkı üzerinden değer teorisinin eleştirisine geçeceğim. Bir milyon yıldır insanlık çalışıyor. Avrupa 1500’li yıllardan sonra insanlığı ele geçirdi ve kullanıyor. Avrupa’da işçiye emeğinin karşılığını veriyor; ama bunu yaparken Avrupa dışındakileri korkunç sömürüyor. Bu söylediklerimin bilimsel, çok sağlam felsefi temelleri var. Dini incelemişim, teknolojiyi anlamışım. Wallerstein,Bookchin ve Braudel’i okusunlar. Kitap ne getirdiniz?
(İmparatorluk kitabı ile Ulus-Devletin Çöküşü isimli yeni bir kitap getirdik.)
Şu kitapları getirebilirsiniz: Özgür Bir Toplumda Bilim. Daha Az Devlet, Daha Çok Toplum.
(Onu getirmiştik.)
Almadım. Diğer kitaplar: Vahşi Savaş, Tarihte Kent. Bunlar Ayrıntı yayınlarından, bunları getirebilirsiniz. Mektupları alamıyorum, bu konuyla ilgilenirsiniz. Dem-Genç kendini hızla oluştursun. Sivil toplum kuruluşları yeni bir ruhla çokça kurulsun.
(Osman Baydemir’in üçüncü ses de muhatap alınsın diye hükümete bir çağrısı oldu.)
İyi. Tekrar belirtiyorum. Meşe Ağacını Koruma Derneğinden Dicle-Fırat derneğine kadar birçok dernek kurulur. Bunlarda DTH’ne katılır. DTH de tutarlı ve ciddi olsunlar. Aceleci olun demiyorum ama tarihi rollerini oynasınlar. Engelleyen olursa üstüne gideceğim. Savunma güçlerinin mesajını aldım. Güç ilkel milliyetçilik temelinde gelişiyor. Dikkatli olsunlar. Benim belirttiğim bu analizler temelinde kendilerini geliştirirler, sayılarını artırırlar. Özellikle Bradost bölgesine önem verirler. Bu göç edenlerden, Maxmur’dakilerden oluşan Bradost’ta bir kent kurulur, Birleşmiş Milletlere de haber verilir. Yine Cilo dağı eteklerinde bir kentleşme olabilir. Kadınlar da demokratik konfederalizm şeklindeki örgütlenmeyi gündemlerine alsınlar. Kadınlar için bir hayalim vardı: Güney’de Star, Kuzey’de Apollon kenti. Sonra açacağım, aslında bir iki şiir de yazmıştım. Zaman kalmadı. Diyarbakır halkına, belediye başkanlarına selam. Kendinize dikkat edin.
(Pil ve gazete getirdik.)
Tamam, iyi günler.
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=3827
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -27.04.2005: Görüşme Notu
27.04.2005
GÖRÜŞME NOTLARI
(Elinde İmparatorluk kitabıyla gelerek, görevliye “Vakit ayarlaması yapalım” dedi. Görevli, “Görüşme süremiz bir saat kronometremi ayarlayacağım. Görüşmenin bitimine beş dakika kala da size bildireceğim” dedi.)
Tamam, ben de saatimi ayarlıyorum. Hoş geldiniz. Başka gelen var mı?
(Mehmet de geldi.)
Sen uzun süredir gelemedin. Durumun ne oldu?
(Sıkıntılar vardı, aşıldı.)
Kendinize dikkat edin. Sizin de üçüncü gelişiniz herhalde.
(Dördüncü gelişim.)
Uzun süredir görüşemedik. Bakalım nereye gidecek? Görüştürülmememiz siyasal gelişmelerle yakından bağlantılı. Tabii sizden bazı bilgileri alacağım. Kendi anlatacaklarım var. Kalın çizgilerle aktarılması gerekenleri birer ikişer cümleyle sizden alamıyorum. Bu sizin gerilik düzeyinizi, toplumun, aydınım diye geçinenlerin gerilik düzeyini ele veriyor. Siz derken herkesi kastediyorum. Uyarılarımı yaptım, fakat yankılarını bulamıyor, kör kuyuya atılmış gibi.
(Newroz görkemli, coşkulu ve katılımı yüksek geçti. Her yerde katılım önceki Newroz’lardan daha fazlaydı. Sizi ve demokratik konfederalizmi sahiplenmeye dönüştü. Demokratik konfederalizm bayrağı kitlelerce yoğunca kullanıldı.)
Katılım yoğundu diyorsunuz. Halkın katılımını selamlıyorum. Konfederalizm bildirisi okundu mu?
(Evet, yansıdı.)
Kaç sayfaydı?
(Üç sayfaydı.)
İyi miydi?
(Evet, sizin söylediğiniz çerçevedeydi.)
Türkiye için gerekliydi. Gündeme hakim oldu sanırım. Sadece Türkiye açısından da değil, diğer parçalar için de geçerli. Demokratik çıkışım iğneyle kuyu kazarcasına yaratılmadır.
(Fakat sizin konfederalizm çözümlemeleriniz yeterince anlaşılmış değil; tartışmalar zayıf, derinleştirilemedi.)
Doğru anlaşılması için dikkat edin, derinlikli yaklaşın dedim. Ama siz hiç farkında bile değilsiniz. Aslında Türkiye’nin bunu doğru anlayamayacağını tahmin etmiştim, çünkü aydını yok, düşünürü yok. Bu sadece benim ortaya attığım bir şey değil; tüm sosyal bilimciler bu konuları araştırıyorlar. Wallerstein ve Bookchin de benzer şeyleri söylüyor; ama benim kadar iyi formüle edememişler. Ben net ortaya koydum ve cesaretle bunu savunuyorum. Sol kafası bunu yorumlayamıyor. Karl Marks, 1848’de devlet olmayan devlet diyor, Komünist Manifesto’da da bunu ilan ediyor, ancak demokrasiden haberi yok. Marks buna yanıt veremiyor, halkın önüne doğru politik sistemi koyamıyor. Biliyorsunuz, Hegel devleti “tanrının yeryüzündeki yürüyüşü” diye tanımlıyor. Marks Hegel’i biraz düzeltmek istiyor, 1871 Paris Komünü’nde birtakım gerçeklere varıyor; ama nihayetinde proletarya diktatörlüğü diyor, onu aşamıyor. Birinci ve İkinci Enternasyonal da bunu aşmak için zorluyor, ama aşamıyorlar. Lenin’e geliyor. Lenin proletarya diktatörlüğü hatasını fark ediyor, demokrasi olmalı diyor, aslında demokrasinin farkında; ama sosyalizmi sonuçta devlete, Sovyet diktatörlüğüne dönüşüyor ve sosyalizm kaybediyor.
Anarşistler ise, devlete dayalı sosyalizmi tehlikeli buluyorlar. Ancak kendi kendilerini tecrit etmekten kurtulamadılar. Türkiye’de sol ise, Birikim dergisinde de Dev-Yolcular tartışıyor, Sovyet ya da Çin etkisinden kurtulamıyorlar. Ulusal sol söylem aşılamıyor. Anarşistler de bunu aşamıyor. TİKKOcular diktatörlük şeyini aşamıyorlar. Bireysel aydın yönleri öne çıkıyor. 68 Hareketi büyük bir hareketti, özgürlük için iyi bir adımdı, fakat sonunu getiremediler. Daha sonra feminizm hareketi atak yaptı, fakat sivil toplum örgütü olmaktan kurtulamadılar, ötesine gidemediler. Bazı sosyologlar anarşizmden ders çıkarmaya çalıştı, ama burjuvazi ideolojisini, klasik çizgiyi aşamıyorlar. Bookchin “burjuva ideolojisinin yemliğinden yemlendik” diyor. Frankfurt Okulu, Analiz Okulu bunu tartıştı. İmparatorluk kitabı bir nevi özeleştiri, ancak kafa karışıklığı yaratıyor, bir yığın hatalar var, doğru bir amaca gidemiyor.
Savunmalarımda devlet tahlilini iyi, sade ve net ortaya koydum. Bilimsel bazı veriler eksik olsa da, genel çizgi itibariyle ana hatlarıyla doğrudur. Devlete dayalı ulusçuluk anlayışını kırmak oldukça önemliydi. Bunu Sümerlere kadar dayandırmam da önemli. İktidar olayını incelemem doğruydu. Foucault da bunları inceliyor.
Şimdi söyleyeceğim şeyi iyi yazın: Vardığım nokta günümüz iktidarı eşittir, topluma karşı savaştır. Günümüz açısından başka türlü iktidarın anlamı yok. Buna benzer bir cümle daha söyleyeyim: Burjuva iktidarı veya mevcut iktidar eşittir ulus-devlet; ulus-devlet de eşittir, özellikle 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren halklar açısından, kültürler açısından atom bombası. En son bunu Irak’ta gördük. ABD sonunda müdahale etti.
(Demokratik konfederalizm düşünceniz birçok çevrede ulus-devlet ile özdeşleştiriliyor.)
Hayir, o anlamda degil, tam tersine milliyetçiligin panzehiridir.
(Ayrica özellikle devlet tarafindan demokratik cumhuriyet tezinden vazgeçme ve yeni bir strateji degişikligine gittiginiz şeklinde yorumlandi.)
Devlet de ögrenecek, yeni yeni kavramaya çalişiyor, tabii anlayamiyorlar, tartişacak profesörü yok, aydini yok. Herkes şoke oldu, degil mi? Yalniz onlar degil, siz de anlamadiniz. Yalniz Kürtler için de söylemiyorum. Kavrayamamişlar. Alti yildir israrla üç şeyi tartişacaksiniz dedim. Demokratik toplum, demokratik devlet, demokratik siyaset. Neden yapamadiniz, neden tartişmayi geliştiremediniz? Çikiş bu tartişmadadir. ABD’nin elinde o kadar bombası var, silahı var, bunu yapamadıkları için başaramıyor. Benim dediklerimi CIA alıyor, iyi inceliyor, ama tabii ki kendi çıkarlarına dönüştürerek uyguluyor. Bu durum Lenin-Wilson ilişkilerine benziyor. Lenin’in Rusya’da geliştirdigi uluslarin kendi kaderlerini tayin hakkina karşi Wilson, Wilson ilkeleriyle cevap veriyor. Lenin ile Wilson arasindaki diyalektik ilişki benimle Amerika ya da Bush arasindaki diyalektik ilişkiye benziyor. Lenin’e karşi ABD kazandi. Bakalim bizim diyalektigimizde nasil olacak? Bize karşi Bush kazanacak mi? Bunu halklarin verecegi mücadele belirleyecektir. Emperyalist demokrasiye karşi biz halk demokrasisini geliştiriyoruz, bunu esas aliyoruz. Fakat aydinlar anlamiyor, çok ukalalar.
Bu kadar tecrit olmama ragmen, tek başima sosyalizm konusunda karamsarliga girmedim. Kararli, çok yüksek moralle mücadelemi sürdürüyorum. Topluma, insana saygiya ilişkin en ufacik bir adim atilamiyor. Halkimiz korkunç açlikla terbiye edilmeye çalişiliyor, bir tanesinin bile kili kipirdamiyor. Bir aydin olarak ben bu yaşamin kenarindan bile geçmem. Dünyayi verseler tenezzül etmem.
(Demokratik konfederalizm kavram olarak sizin kastettiginiz içerikte degil, siyasal literatürdeki gibi devletle baglantili şekilde algilaniyor.)
Demokratik konfederalizm amaca en uygun formül. Amaca en uygun kelime buydu. Bundan daha uygun formülasyonu bulamadim. Ehven-i şer bir kelime. Bookchin’de, Walerstein’de var, önemli noktalara değiniyorlar. İmparatorluk’un yazarları değer teorisini ele alıyorlar, değer ölçülemez diyorlar. Bazı sonuçlara ulaşıyorlar. Marks’ın değer teorisi yanlış. Aslında Kapital’i de çok iyi inceleyemedim, ama son tahlilde işçi sinifi ile burjuva sinifinin birleşip pay alma savaşidir. Roza Lüksemburg Marks’ı eleştiriyor, pre-kapitalist toplum olmadan işçi sınıfı yaşayamaz diyor. Roza’nınki daha doğru. İşçi sınıfı ile burjuvazi birleşip sonra toplumu sömürüyorlar. Değer teorisinin özü budur. İşçi sınıfının bu eksenli devrimciliği safsatadır. Neden değer ölçülemez? Şundan ölçülemez: Savunmalarımda açmıştım, ana örneğini vermiştim. Ananın çektiği, harcadığı emek parayla ölçülemez. Ananın yaptığı gibi ücretsiz işçiliği nereye koyacağız? Çocuğu büyütmesi, ona bakması, ev içinde verdiği emek ölçülemez. Genelde insan nasıl büyüdü? İnsan yüz bin yıllık tarihin ürünüdür. İlkel komünal toplumdan kültürler mücadelesine kadar her şeyi katarsak, tüm insanlık tarihi birikimlerini, bilgi birikimini nasıl küçük burjuva ücret talebine indirgersin? Değeri bunları yok sayarak ölçemezsin. Neolitik toplum, köleci toplum, feodal toplum, hepsini içine koyarsak işçi sınıfı olur. Marks’ın sosyal bilime katkıları olmuş, ama muazzam da yetersizliği var, topluma anlamlı bir şey getirememiştir. Sonuçta değer teorisi ile işçi sınıfının ücreti artırıldı. Zamanımız kısıtlı, daha sonra bunlara değiniriz.
Bu arada Papa’nın ölümüne ilişkin de bazı şeyler söyleyeyim. İtalyanlar benden böyle bir şeyi beklerler. Artuş Altuğ da yazmış, hatta iki mektup gönderdiğimden bahsediyor, Hıristiyanlığa yakın olduğumu da belirtiyor. Benimkisi yakınlıktan öte tarihlerini iyi araştırdım. Hıristiyanlık büyük bir hareket. Onların ilk üç yüz yılı görkemlidir. Konstantin’e kadar büyük bir sosyal harekettir. Ama iktidarlaştiktan ve devletleştikten sonra büyük darbe yedi. Gerçi şu an Vatikan devlet degil ve son Papa John Paul tarihi olumsuzluklari düzeltmeye çalişti; barişa, insanliga degerli katkilar sundu. Devletlerin zorbaligina tavir almasi görkemlidir. Insan haklari ve bariş için yaptiklarini önemli ve anlamli buluyorum. Mesajimi böyle veriyorum.
Ulus-devlet halklari devletleştirme ile uyuşturmadir. Milliyetçiligi geliştirdi. Biri ezen milliyetçilik, digeri ezilen milliyetçilik, sonuçta dünyayi korkunç milliyetçilik savaşlarina götürdü. Hitler ile korkunç dünya savaşlari yaşandi. Ermeni soykirimi tartişiliyor. Sonuçta Ittihat ve Terakki milliyetçiliginin varacagi sonuç soykirim olur.
Milliyetçilik sapmadir. Ben onun için Kürt milliyetçiligine sapmayi engellemek için büyük tedbirler aldim. Kürt hareketini ne milliyetçilige ne de devletçilige kaydirmam. Savunmamda bunlari açikladim. En son demokratik konfederalizmle bunun tedbirini geliştirdim. Halkimizin emeklerini boşa harcatmayacagim.
(Bazi kesimler demokratik konfederalizm düşüncenizin Güney’deki gelişmeleri engelleme amacini taşidigi şeklinde yorumluyorlar.)
Şarlatanlar. Işte benim büyüklügüm buradadir. Kürt halki için beş bin yillik Gilgameş’ten beri işbirlikçi Enkidu örnegini vermiştim, şimdi ucuz işbirlikçi bir devlet kurduruyorlar. O devletin kuruluşuna saldirmiyorum. Ama Ortadogu’da bu devlet sonuçta despotik devlet karakterine bürünür. Onları muazzam teşhir edin. Bu devletleri kimin kurduğu belli. Bu devlet halkın kanını emecek, çünkü demokrasiyle alakaları yok. Şimdi kendilerini devlet başkanı ilan ediyorlar. Ama benim ulus-devlete karşı çıkışım, Zerdüşt ve Hz. İbrahim çıkışı gibi görkemlidir. Hz. İbrahim’in Nemrut’a karşi yaptigi çikiş kadar degerlidir. Kendimi övmek için söylemiyorum, benim övülmeye ihtiyacim yok, ama çikişim anlamlidir, anlamak isteyenler anlayabilir. Nemrutlara boyun mu egecegim? Aga taslaklarina boyun egmem. Ulus-devlet ideolojisi haramdir, bin defa kuru ekmek yerim, bu devletlere minnet etmem, onlarin her şeyi haramdir. Beni sattilar, bunu unutacak miyim? Bir kaşik suda bogmaya çaliştilar, beni sevenler, tutanlar için söylüyorum, özellikle de kadinlar için söylüyorum, bir halki karilaştiriyorlar, bundan da zevk aliyorlar.
Şemdin şerefsiz adam kitap da yazmiş, diger takim da kaçti. Bir kadin için on vatan satiyorlar, ben bunlara karşi Diyonyssos -dag-emek tanrisidir, biliyorsunuz, ben onun- yolundayim. Kadini karilaştiran tanriciklara karşiyim. Hepsi zorba, küçük imparator bunlar. Kadin yigitse al sana silah, al sana özgürlük dedim. Kadina cinsiyetini kendini yücelterek anlamlandir diyorum. Kadina yaklaşimim böyledir. Bedirhan Beyi biliyorsunuz, torunlariyla birlikte yüz yirmi çocugu oldu. Botan beyidir, yenildikten sonra Şam’a geliyor. Selahaddin Eyyubi’nin de on yedi çocuğu var, o da Kürt’tür. Ben kadına böyle yaklaşmadım. Tek bir kadınla böylesi bir ilişkim olmadı. Kesire vardı, onu da biliyorsunuz. Ben kadını halkın özgürlüğü ile ilişkilendirdim. Kadın mücadelesini anlamalılar. Yanımdaki kadına, gidin ülkenizi, halkınızı ve kendinizi özgürleştirin dedim. Analar onlara halkın gelinleri diyorlardı, o söz değerli bir sözdü. Bu felsefeyle onları donatmaya çalıştım. Osman, Botan ve o yanındaki kızlar da anlamamışlar, onları kandırmışlar. Dewreş ile Adule’yi örnek verdim. -Romanını da getirmişsiniz.- O müzikte geçen aşk, gerçek Kürt aşkıdır, ahlakıdır, anlamlıdır. İşte benim yoldaşlık anlayışım budur. Bizimkilerin yoldaşlığı nasıl, yaptıkları incir çekirdeğini doldurmuyor. Milliyet gazetesinde Mustafa Kemal ile Latife arasındaki ilişkide, Latife, Mustafa Kemal için, “Bütün generallerin karılarını baştan çıkaracak” diyor. Aslında baştan çıkarma değil, Mustafa Kemal çağdaş özgür bir ilişki arıyor, özgürlüğü kurtarmaya ve geliştirmeye çalışıyor.
Konfederalizm konusunda kısaca şunu da belirteyim: Biraz aceleye geldi, eksik olabilir, ama tarihen gerekliydi. Bu beş bin yıllık köleci feodal sistem çok tehlikeli. Burjuva diktatörlüğü, milliyetçiliği geliştiriliyor, kuruluyor. Türk, Kürt, Arap kavgasını getirir. Kürtler üzerinde çok gerici baskılar geliştirilmeye çalışılıyor. Cumhurbaşkanı olması vesilesiyle Talabani’ye şunu söylüyorum: Demokratik konfederal sistem ile konsensüse gelmeye çagiriyorum. Çünkü onlarin varligi bana bagli. Benim buradaki direnişim ve varligim olmazsa onlar bir gün orada dayanamazlar. Onlara mesajim şudur: Kürdistan Demokratik Konfederasyonu çerçevesinde uzlaşma, bariş geliştirilmeli. Onlari barişa, diyaloga, uzlaşmaya çagiriyorum. PKK’nin mirası var, saygılı olmalılar. Türk, Arap ve Acemler ile ilişkilerde de diyalog, uzlaşma esas alınmalı. Demokrasiyi uygulamaya çağırıyorum. Aksi taktirde felaket olur. Tek çıkış yolu budur. Bunları açarsınız. Talabani’nin Cumhurbaşkanligi ve Papa’ya ilişkin degerlendirmelerimi mesaj olarak iletirsiniz.
Türkiye beni yanliş anlamasin. Üniter devlete bir itirazim yok. Bayraga saygiliyim. Bayraga yaklaşimimi, saygili olunmasini Şam’da da söylemiştim. Bayrak olayi da zaten bir provokasyondur. Demokratik konfederalizmin legalite veya illegaliteyle alakasi yok, ayrim yapmiyorum. Kürt-Türk ayrimi da yapmiyorum. Bütün halk topluluklari için geçerlidir. Despotik devletin yürümeyecegini Ingiltere ve Amerika da anlamişlar, destegini çektiler. Yenisini de kuramiyorlar, çikmazdalar. ABD ve Ingiltere biraz demokrasiye açik olun diyorlar. Çikmazdan kurtulmak için demokratik çikiş çok önemli. Tek başina ABD’ye bırakırsak kaos, kriz olur. Demokratik konfederalizm çıkışı bunun için çok önemli. Tek çıkış yolu budur. Konfederal sistemi Araplar için de, Türkler için de öneriyorum. Demokratik konfederalizm demokrasinin bir gerçekleşme biçimi, üslubudur. Deniz Baykal iftira ediyor, ben devlet kurmuyorum. Zorla devlet verseniz de kabul etmem, karşı çıkarım. Ben demokrasiyi kuruyorum, Baykal’ı protesto ediyorum. Bayrak benim, devletin değil. Mezarımda üç bayrak yan yana olabilir: AB bayrağı, üniter bayrak, bir de demokrasiyi sembolize eden konfederalizm bayrağı.
Biz devlet istemiyoruz. Devlet istesek, Irak gibi kıran kırana yaparız. Ben sınırlardan bahsetmiyorum Irak’taki gibi bakanlık peşinde değiliz. İstediğimiz mahallelerde, köylerde, kentlerde halkımızın demokratikleşmesine engel olunmamasıdır. Yalnız Kürtler için de değil, Türkiye demokratik konfederalizmi daha gerçekçidir. Bütün Türkiye için bunu öneriyorum. Üniter yapıyla sorunumuz yok. Devletten bahsetmiyorum, onun aşağısındaki toplumun kendi demokrasisini kurma biçimidir, demokratikleşmesidir. Kürtler bu sistemi bütün parçalarda uyarlarlar, geliştirirler.
Bölgeler için de şunu söylüyorum: Soran Bölgesi için demokratik konfederalizm olmalı, Behdinan, Loristan, Bradosti, Botan, Garzan, Amed, Serhat, Dersim demokratik konfederalleri olabilir. Dersim için idealdir, Alevi kültürüne de uygundur. Dersim için adıma özel çağrı yapın. Bunlar demokratik çıkışlardır. Fırat’ın batısı için de Kürt-Türkmen demokratik konfederalizm bölgesi olabilir; Mersin, Antep ve Maraş’ta bu geliştirilebilir. Tarihte bu var. Yavuz Selim bunu kabul etmiş, uygulamiştir. Sultan Mahmut’la bundan uzaklaşiliyor. Ortadogu’nun tarihsel düzeni konfederaldir.
DTH çalışmalarınız nasıl? Basında Celal Doğan’ın DTH’yla ortaklaşabilecegine dair bir haber okudum.
(Evet, Leyla’ların kendisiyle diyalogları var, ortak paydalarda buluşulmaya çalışıldığı belirtiliyor. C. Doğan’ın da DTH ilkelerine yakın bir partileşme programı öngördüğünü, bir toplumsal barış projesi olarak bu ortaklaşmayı önemsediğini, bu çerçevedeki diyalogun devam ettiğini ifade ediyorlar.)
Olabilir. Bu diyalog olumlu. Deniz Gezmiş’in arkadaşiydi. Bu konulari bilen birisidir. Sonuna kadar birlikte hareket edilebilecek biridir. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Toplumsal barış projesi olarak öngörmesini önemli buluyorum. Bu projenin önü açıktır. Barış için bu gereklidir denebilir. Bunu önemsiyorum. Güçlerin birleştirilmesi demokrasiye kazandırır. DTH projesi kapsamlı bir proje. Zaten bir çok ilkeyi vermiştim.
(Proje kapsamlı, ancak bu projeyi hayata geçirmede aktörler yetersiz kalıyorlar. Mevcut haliyle Türkiye’ye açılım pratikleşemiyor. Kürtlerin tümünü de kapsayamıyor.)
Aktörlerin yetersizliklerini biliyorum. Bu harekette yer alanları yeniden düşünmeye çağırıyorum. Bu çerçeveye girmeyenlere engel olunur, ikinci plana düşerler. Canı gönülden katılanlar gereklerini yerine getirmeliler. Politika aşktır. Demokratik politikaya aşk düzeyinde bağlı olanları göreve çağırıyorum. Öfkeliyim, kavga etmek istemiyorum.
(Bu konuda bir bilgilendirme notu var. Bazı ittifaklar ve yeni katılımların sağlanması için resmi kuruluşun geciktirilmesi önerisi var. Bu konuda görüşünüz alınmak isteniyor.)
Uzatılabilir, olabilir. Zaman var. Basında bol bol işleyin. Makaleler yazın. Zaman sorun değil.
Radyodan dinledim. Özkök’ün güvenlik anlayışına ilişkin şunu diyebilirim: Mevcut güvenlik anlayışı devleti uçuruma götürür. Ulus-devlet için şunu söylüyorum: Atatürk birçok kitap okuyor, inceleme yapıyor, cumhuriyeti ilan ediyor. Biz de cumhuriyeti demokratikleştiriyoruz. Demokratik konfederalizm ile demokratik cumhuriyeti taçlandırıyoruz. Dava başlarsa bunları açarım, kitap yazarım. Konfederalizm cumhuriyete karşı değil, cumhuriyetin demokratik taçlanmasıdır. Türkiye’de tek çıkış yolu budur. Ben de binlerce kitap okuyarak bu sonuca ulaştım. Cumhuriyete saldırma yok. Sadece Kürtler için de söylemiyorum, Türkiye demokratik konfederalizmi diyorum. Bölgeleri Türkiye için de öneriyorum. İzmir demokratik konfederalizmi olabilir. Trakya olabilir. Karadeniz’in yerel özellikleri var. Antalya kendisi için özel statü istiyor. Eğer bu uygulanırsa Çin’in yaptığı gibi Türkiye’de şaha kalkabilir. Cumhuriyeti de toplumu da bu kurtarir. Demokrasinin tanimi, demokratik toplumun varoluş tarzidir, demokratik yaşamin ta kendisidir. Bunlar olmadan ekoloji, doga, çocuklar, kadin kurtulamaz.
(PKK’nin kuruluşu ilan edildi.)
Bir dakika içinde aktarin.
(28 Mart ve 4 Nisan tarihleri arasinda kuruluş kongresini yapmiş. Eş başkanlik modeli kabul edilmiş. Bir bayan, bir erkek -Asya ve Cemal- 27 kişilik Meclis, 14 bayan ve 13 erkekten oluşmuş. Fuat, Riza ve Cuma yönetime girmemişler.)
Yönetime girmemişler, ancak çalişmalarini sürdürürler.
(Fuat 7 kişilik disiplin kurulunda yer almiş. Yönetimde Abbas, Karasu ve Bahoz yer almişlar.)
Bahoz Güneyli olandir, degil mi?
(Evet.)
Operasyonlar yogun sürüyor mu?
(Operasyonlar sürüyor. 2000 yilindan sonra en kapsamli operasyon oldugu basinda da yer aldi. Kayiplar aktarildi.)
Askeri konulara burada girmek istemiyorum. Bu süreç devam ederse savunmanin aktif şeyinin gerekleri yapilir. Meşru savunma kurallarina uymalari lazim, yoksa katliamdan kurtulamazlar.
(Son dönemlerde AB Elçilerinin de içinde oldugu hem uluslararasi hem de ulusal bir konsept çerçevesinde Öcalansiz çözüm dillendiriliyor. Bu çerçevede çeşitli çevrelerin açiklamalari da oldu, bunlar basina da yansidi.)
Radyodan izliyorum. Avrupa beş yüz yillik sömürge aygitini kurtarmak istiyor. Kesinlikle kabul edilemez. Çok güçlü karşi çikilmali. Reddedenler reddedilirler. Çünkü bu sadece benim ya da PKK’nin reddi değil, halkın umutları ve değerlerinin reddidir. Halkın acı, gözyaşı ve emeğine sahip çıkacağız. Bununla oynanamaz. Bu oyuna gelenler kendileri tasfiye olurlar. Protesto ediyorum. Avrupa demokratik uzlaşıya gelmek zorunda.
(Ayrıca yeniden yargılama tartışmaları da gündemde.)
Bu konuyu daha sonraki haftalarda ayrıntılı değerlendirebiliriz.
Dört parçadaki örgüt biçimleri Koma Komala Kürdistan ismiyle ifade edilebilir. Başka bir öneri yapacağım. Başkanlık şeyi gözcü, sözcü, denetleyici 12 kişiye kadar olabilir. KONGRA GEL’den olmayacak. Denetleyici, işletici olacaklar. Ölümsüzlerden bir tabur oluşturulur, bunlardan biri kadin bölügü, diger iki bölük de erkeklerden olur. Bunlar sonuna kadar bagli, benim terbiyemden geçmiş kişilerden olur. En uygun yerlerde üstlenirler.
(Bölgeden halkin yogun selamlari vardi. Dersim, Şirnak, Batman ve birçok ilden selamlar var. Selim Sadak özel olarak selamini iletmemi istedi.)
Benim de selamlarimi kendisine iletebilirsiniz. Ayrica Leyla’lara da selamlarımı söyleyin. Tüm halkı, dostları selamlıyorum.
(Bir ihtiyacınız var mı?)
Üzerimdeki kazağa uygun şeyler getirebilirsiniz, başka ihtiyacım yok. İyi günler.
MEHMET ÖCALAN İLE YAPILAN GÖRÜŞME
Merhaba, hoş geldin. Beş altı haftadır gelemediniz. Ortalık doz duman.
(Evet, aynen öyle.)
Sence neden kaynaklandı bu olaylar?
(Newroz kitlesel geçti. Geçen yıllara göre kitle katılımı daha yüksekti.)
Newroz’da ne tür şeyler oldu?
(Konfederalizm bayraklari açildi. Kitle sana baglilik slogani atti. Sistem bunu kaldiramadigindan bayrak provokasyonu yaratti.)
Evet, dogru söylüyorsun. Biz bayraga saygiliyiz. Konfederalizmi devlet yanliş degerlendirdi. Her parçada Kürtlerin demokratik taleplerini kapsiyor. Agir bir şey degil, en uygunudur. Yeni yüzyilda en makul olan çözümdür. Bu konuda beni ne bizim arkadaşlar anliyor, ne de devlet anliyor. Bunu biraz derinden degerlendirmek, tartişmak gerekir. Konfederalizm genelde nasil anlaşiliyor?
(Türkiye’deki aydınlarda pek anlaşılmadı, gerçekçi bulmadılar.)
Türkiye’deki solun mücadelesi budur. Şimdi ne hale geldikleri ortada. Başka neler var?
(Gündemde olan DTH.)
Sana göre nasil gidiyor?
(Halktan gördügüm kadariyla eskiye göre halk bunu kurutuluş olarak görüyordu. Gelinen aşamada daralma var. Bazi illerde komisyonlar kurulmuş. O komisyonlarda gözlemim eski tas eski hamam.)
Bu böyle devam ederse bu kaldirilamaz. Bu şekilde devam edilemez. Böyle devam edilirse demokratik hakkimi kullanirim. Eskisi yetmedigi için yenisini kuruyoruz. Bu bir anlayiş, zihniyet. Böyle olamaz. Ben kabul etmem, halk da bunu kabul etmez.
(Cezaevinden çikanlardan bazilari komisyonlara alinmiş, bazilari da dişinda birakilmiş. Bana göre daha iyi yapabilecek kişiler var, ancak onlar bu çalişmaya alinmamiş.)
Rant, yoz yaşama egilimli olanlar ayri bir kefeye konabilir ,ama digerleri onlarin niteligine göre hem komisyonlara alinir hem de diger çalişmalarda kendilerine yer verilmesi gerekir.
(Gazetelerde okudun mu? Leyla’lar Celal Doğan gibi şahsiyetlerle görüşüyor ve ortak ilkeler etrafında buluşmak istiyorlarmış.)
Okudum, biliyorum. C. Doğan, Deniz’lerin arkadaşi. Bunun demokrat çevresi de vardir. Biliyorum, güçleri de vardir. Bu çevrelerle birlikte Türkiyeleşme partisi sistem de kabul eder. Sistem Kürt partisi olarak lanse ediyor, o imaj da kirilir. Böyle bir güç birligi gelişirse AKP bile aşilabilir. Bu ortaklaşma saglanirsa demokrat kesimleri de etkileyebilir, demokrat kesimleri katabilir. Dogru bir karardir ve uygundur. Arkadaşlar bu konuda çalişmalarini devam ettirmeliler. Kapi açiktir. Beraber dogrulari bulup mücadele verebilirler. Artik az olsun benim olsun anlayişlari yirmi birinci yüzyilda geçerli olmuyor. Çerçeve çok geniş olacak, defalarca söyledim. Her anlayişi içinde barindiracak kitle partisi olmalidir. Dar ideolojik parti olmamalidir. Bu çerçeve esas alinmazsa kitlemle beraber demokratik hakkimi kullanirim. Dar çerçeve ile bu iş olmaz, olamiyor da.
Mücadeleye katki sunan kurumlar hangileri?
(Özgür Yurttaş hareketi biraz verimli olmaya çalişiyor. Ama baskilar da üzerinde yogun. Tutuklamalar ve aramalar oluyor.)
Aslinda bu çalişma yasadişi degil. Toplumu aydinlatma, özgürleştirmedir. Bunun herhangi bir yasal sakincasi yok. Neden böyle oluyor? Eger özgür yurttaş hareketi gerçekten uygun dogru yöntemlerle çalişirsa toplum için büyük katilar sunabilir. Partiler için, demokratik oluşumlar için tabani bunlar hazirlar, bilinçlendirir. Parti yöneticileri de diplomatik, siyasi yönden onu tamamlar. Zaten taban hazirlanmadan üstyapi bir şey yapamaz. Hem siyasi çalişmada, hem diplomaside fazla verimli olamaz. Dediklerim yasal çerçevededir. Yasal çerçevede yöntem bulup çalişabilirler. Bunlar çok verimli olabilirler. Koma Komalan, köylerde, mahallelerde, sokaklarda, her yerde oluşturulabilir. Toplumu demokratikleştirirler, aydinlatirlar. Bu çalişmayi yürütenlere büyük başarilar diliyorum.
Basinin durumu nasil?
(Gazetede daralma var.)
Televizyona, Özgür Politika’ya, Gündem gazetesine, Özgür Halk’a, bütün basınla ilgili avukat arkadaşlara aktarırsın. zamanımız kalmadı, aktaramadım. Altı yedi kişilik üst komisyon kurulsun. Televizyonda kurulsun, gazetede de bu komisyonlaşmaya gidilsin. Komisyona alınanlar yetenekli olmalılar. Buradaki basına Şamil alınabilir. Bu işleri iyi bilir, yeteneği vardır.
(Görev verilmemiş.)
Ben söylüyorum, yer verilsin. Özgür Halk nasıl?
(Fazla bilmiyorum.)
Avrupa çalışmaları, kitlenin durumu nasıl?
(Bildiğim kadarıyla eski coşku yok.)
Böyle olmamalı. Neden böyle oluyor?
Suriye’deki bazı arkadaşlara ve insanlara af çıkarıldı sanıyorum. Suriye halkı bize bağlıdır.
(Evet, aynen öyledir.)
Saygı ile selamlıyorum.
Güneyde değişiklikler oluyor. Celal Talabani Cumhurbaşkanı oldu. Herhalde Barzani Kürtlerin Başkanı olacak.
(Evet, öyle. Türkiye’deki gazeteler de Güney’deki PKK sorunu nasıl çözülecek diye Talabani’ye soruyorlar.)
Oradaki peşmergeler ne hakka sahiplerse, oradaki PKK’liler de o haklara sahiptirler. PKK içerisinde Güneyli Kürtler de var. Suriye’dekiler, İran’dakiler de PKK içindeler. Herhalde hükümet kurulduktan sonra görüşmelere başlarlar. Herhalde AIHM gelecek ayin ilk haftasinda kararini açiklayabilir.
(Zaten buradaki basinda tartişiliyor ve karar veriliyor.)
Ilerde avukatlarla da görüşür, kararimi veririm. Bunu degerlendiririz. Güney’de Kürtçe kurslar kurulabilir.
(Neresi için söylendiği net anlaşılamamış.)
Savaştan zarar gören, mağdur aileler için, gaziler için destek kuruluşu oluşturulabilir.
Gazetelerle mektuplar düzenli verilmiyor.
(Dersimli bir akademisyen sana on altı sayfalık mektup göndermiş, aldın mı?)
Hayır, verilmedi. Yasal hakkını kullanabilir. Araştırabilir. Tüm halka, dostlara selamlarımı söylersin.
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4234
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -04.05.2005: Görüşme Notu
GÖRÜŞME NOTLARI
Hoş geldiniz. Bu kadar misiniz?
(Bir avukat arkadaş yasal problemlerden dolayi gelemedi.)
Sizin ikinci gelişiniz mi?
(Avukat arkadaş, “Hayir, ilk gelişim” diyerek kendini tanitti.)
Kardeşinize benziyorsunuz. Oldukça genç görünüyorsunuz.
(Bıyıklarımı kestiğim içindir.)
Siz siyasetçisiniz, siyasete öncülük yapmanız lazım.
Nasılsınız, neler var, kısaca alayım.
(Operasyonlar var, oldukça yoğun; 94-98 dönemine benzer operasyonlar.)
Basına yansımıyor. Radyoda bir iki haber verdi ama geçen seferden ayrı basında hiç yer verilmemekte. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
(Köşe yazarlari geçmişteki gibi bu olaylarina öne çikarilmamasi gerektigini söylüyorlar.)
Böyle bir konsept geliştirildi. Kayiplar ne kadar, operasyonlar nerelerde yogunlaşiyor?
(Cudi, Gabbar, Amed kırsalı, Dersim. İkinci Ordunun bir bütün olarak savaş durumunda olduğu söyleniyor. Yerel kaynaklar çatışmaların çok yoğun olduğunu belirtiyor, kayıplarının daha fazla olduğunu belirtiyorlar, ama komuoyuna yansıtılmıyor.)
Önceden anlaşmişlar. Bence operasyonlardan sonuç alinamadi, çekiliyorlar. Nokta operasyonlari biçiminde oluyor.
(Doğrudur, bazı alanlardan çekildikleri ifade ediliyor.)
Radyodan duydum: Hewler’de bir bombalama olmuş. Ölü ve yaralilar var.
(Evet, biz de yolda haberlerden duyduk. Bu arada Talabani’nin davetlisi olarak Kürdistan Parlamentosu’nun açılışı için Ahmet Türk ile Murat Bozlak davetliydiler ve oradalar.)
Demek oraya gittiler. Talabani’yle görüştüler mi? Ne aktardilar?
(Henüz dönmediler.)
Aslında bizlerle onlar arasında abulucuuk gibi olabilir. Onlarla konuşsunlar, demokratik konfederalizm konusunda ikisinin aklı başına gelsin.
(Barzani’nin Talabani’yle Parlamentoya ilişkin sorunlari oldugu, Irak Hükümeti’nden beş bakanini çekebilecegi söyleniyor. Ayrica Mahmut Osman’in Barzani ve Talabani’ye demokratik ve şeffaf bir yönetim önerdigi, halkin bir liderden çok bir bütün olarak yönetildigini belirttigi, demokratik bir Kürdistan’a ihtiyaç duydugu çagrisini yaptigi aktarildi.)
Böyle liderlik olmaz. Bunlar yeni katliamlara yol açar, yeni Halepçelere yol açar. Birlik olun, PKK’yi de alıp satmayın. Politika diyorlar, sonra alıp seni satıyorlar. Şey gibi, gencecik insanları al sat, bu olmaz. Halkın durumu tehlikede. Ahmet Türk, Murat Bozlak bunları anlatsınlar. Gerekirse sen de git. (Avukat arkadaşı kastederek)gidip konuşursunuz böyle yapmayın dersiniz. Aslında onlar buraya bizim sırtımızdan geldiler. Apo, Türkiye sizi biliyor, bu kadar ileri gitmeyin. Demokratik birlik olursa (Irak Hükümeti’ni kastederek) hükümetle de, İran’la da daha iyi anlaşırlar. Liderlik böyle olur. Kendi hükümetleri olsun, dışarıdaki Kürtler olsun; hem içerideki Kürtlerle, hem de hükümet, parti ve çevreyle uzlaşılır. Demokratik birlik çerçevesinde biz de uzlaşırız. Güney kendi babalarının malı değil. Bizim varlığımız onları bu hale getirdi. Gerekiyorsa üzerlerine sertçe gidin. Birlik anlayışını doğru sürdürmek gerekiyor.
Türkiye oradaki sayıları yüz bin olan Türkmenlerin hakkını hukukunu arıyor. Siz de burada Diyarbakır Kürt’ünün hakkını hukukunu arayın. Türkmenlerin hakkı hukuku neyse, Diyarbakır Kürt’ünün de hakkı hukuku budur deyin. Böyle üzerine giderseniz barış olur. Anlamlı olan budur. Bunları terk ediyorlar, kendi aralarında hesap yapıyorlar. Yapmayın, PKK üzerinden hesap yapmayın, bunun Kürtlere de yararı yok. Zaten bundan sonra PKK üzerinden hesap yapmaya gerek yok. Aksi halde bunları kullanırlar. Biz de teslim olmayız. Bu çatışma demektir. Binlerce insan ölür, buna gerek yok. Bunun yerine demokratik konfederalizm çok daha iyi.
(Bugün Cumhuriyet gazetesinde Hikmet Bila ABD’nin PKK’yi “Demokratik Kürt Cumhuriyeti kurmak isteyen örgüt” diye tanımlamasını çok riskli buluyor.)
Ben bunun için bunları söylüyorum. ABD, PKK’nin barışını değil kavgasını istiyor. ABD, PKK kartını elinden bırakmak istemez. PKK’nin sırtından Türkiye’yi, Suriye’yi, İran’ı tehdit ediyor. PKK’yi destekleyebilirim diyor. Ama ABD’nin PKK’ye bir desteği yok. Irak’la oynadı. Kimse ordusuna güvenmesin, Saddam’ın ordusu da dünyanın dördüncü ordusuydu. Diğerlerini de böyle bağlıyor. Bize de desteği yok. Bunlar PKK üzerinde kesin oynuyorlar, ben bu oyunları bitirelim diyorum. Türkiye’nin de buna ihtiyacı var.
(Demokratik cumhuriyet projeniz Türkiye’nin önünü açtı, birçok sorunu çözüme kavuşturdu ve AB’yle buluşturdu. Belediye dönemimizde yaptığımız birçok kültür sanat etkinlikleri ve Newroz’larla demokratik birliği ve Kürtlerden korkulmaması gerektiğini gösterdik.)
Ben bu yüzden demokratik cumhuriyet demiştim. Aslinda Türkiye’yi yönetenler Türkiye’yi yönetemiyor. Son alti yedi yildir benim geliştirdigim projeler üzerinden yürüyor. “Sen burada kal, seni burada çürütelim, ürünlerini biz toplayalim” diyorlar. ABD’nin beni buraya getirdigi açik. “PKK kalsin” diyorlar, üzerinden hesap yapiyorlar. Kritik zamani bekliyorlar. Halkayi yavaş yavaş sikiştiracaklar. Türkiye ordusuna da çok fazla güvenmesin. Bu orduyu neye dönüştürecek, ABD bunu iyi bilir. PKK’yi destekleme degil, silah gibi tutacaklar. Türkiye’dekiler ne yapiyor, bilemiyorum. Bunu göremiyorlar mi? Kendileri de ABD’ye bu kadar mi bagli? Bunu göremiyorlarsa ikinci Sevr’i bekliyorlar demektir. Yarin Ermeni jenosidi kabul edilecek, ne olacak? Bunlar Cumhuriyet politik elitine ya “Bunu kabul edin” diyecek ya da halkayi daraltacaklar. Bu elit katliami kabul edecek; dört, beş, on yil sonra aynen Israil gibi olacak. Ikinci Dünya Savaşi’nda Hitler götürüldü, yerine Israil kuruldu.
Türkiye bunları benimle konuşmuyor, ben mektuplar da gönderdim. Bizi çatıştıracaklar, ondan sonra katliam ilan edecekler. Aslında Türkiye’nin içine girdiği rota budur. Ya doğru anlayacaklar ya da hepsi bu oyuna alet olacaklar. Hepsi Kemalist’im diyor, Mustafa Kemal zeki ve onuruna düşkündü, bu oyunlara gelmezdi. Bunlar sahte Kemalist. Mustafa Kemal’de de demokrasi çizgisi, birlik ve kardeşlik çizgisi vardı. Kürtlerle iyi gidecekti. İsyan yaptırıldı, ondan sonra yokluk gelişti. Şimdi bunun yolu da belli. Türkiye’nin bütünlüğünü silahla koruyamazsın. Yapsaydı Saddam yapardı. Ekonomiyle de koruyamazsın. Zaten ekonomin Duyun-u Umumiye’ye bağlı. Yapamazsın. Türkiye’nin bütünlüğü üç ayak üzerinden sağlanabilir. Silahla yapamazsın, ekonomiyle yapamazsın. Geriye bir tek demokratik birlik çizgisi kalıyor.
(Genel durumu kastederek)
Bu yol katliam yoludur. Bu savaşa gerek yok. Biz Türkiye’nin demokratik bütünlügünü herkesten çok istiyoruz. Zorla ayrilin deseler bile ayrilmayacagiz. Ama bu ulus-devletçi, milliyetçi yaklaşim ikinci Sevr’e götürür. Ittihat ve Terakki’nin ulus-devletçi anlayişi Ermeni meselesinde Türkiye’yi Sevr’e götürüyorsa, bunlarin Türklükle alakasi yok demektir. Bunlarin çogu dönmedir. Bu anlayiş dört milyon kilometrekarelik devleti bitirdi. Şimdi de Türklük adina bir sürü propaganda yapiyorlar, Türkleri Yahudilerin koydugu yere koymuşlar. Ee sonuç: Anadolu’da biz birbirimize gireriz. Mustafa Kemal bunu yapmiyordu. O hiç kimseyle görüşmedi. Önce Erzurum’a geldi, Diyarbakir eşrafina mektup gönderdi. Içteki bütünlügü saglayacaksin. PKK için doksan dokuz ülkeye taviz verdiler. Bu Kemalizm midir? Mustafa Kemal onurlu, zeki bir devlet adamiydi. Diş güçlerin oyununa çok öfkelidir. Çok açik bunlar.
Bütün bu politikanın altında basit çıkarlar var. Günlük politikayı sürdürmek için yapıyorlar. Ne yapacaksınız, Kürtleri yok mu edeceksiniz? Milyonlarca ayağa kalkmış bir halk, “Biz ayrılmayız” diyoruz, zorla mı ayıracaksınız? Ama onurumuzdan ve özgürlüğümüzden de vazgeçmeyeceğiz. Bunun için Kürtlere de hızla göreve girin diyorum. Muazzam demokratik politikacılığa soyunmalısınız. Bunu yapamazsanız size alçak derler. Halkı bu durumda olanın kimse yüzüne bakmaz, kimse sizi böyle kabul etmez. Yarın eşinize, dostunuza selam bile veremezsiniz. Halkına karşı onursuz olanın dünya kadar malı olsa da boştur. Kürtlere birlikçi bir politika öneriyorum. Ayrı fikirler, gruplar olabilir, ama bütün Kürtler için politika yapmalısınız. Ne yasalar ne de anayasa buna kapalı değil.
Kemalistiz diyorlarsa, bu Mustafa Kemal’in felsefesine uygundur. Biz isyan ettik, isyan sırasında bazı hatalarımız da oldu. İsyan ettik ama haklıyız. Dilini, adını bile yasakladığın bir halkın isyanını anlamak gerekiyor. Gidin politik görevinizi yerine getirin. (Avukat arkadaşa dönerek) Bana bir sürü kişisel sorunlarla, şöyledir böyledir diye geliyorlar. Benim hakkımda da bir sürü şey söyleniyor. Artık bunları dinlemiyorum. Politikadan anladığım budur: Diyaloga açık, onuruna düşkün, demokratik birlik, dayanışma ruhuyla ayağa kalkın. Ömrünüzü boşuna çürütmeyin, yarın pişman olursunuz. Size de söylüyorum, Ahmet’le Murat’a da söylersiniz: Yanlışlıklar ve eksiklikler de olsa, siyaset yapmakta direnin. Ben kaç yaşına geldim, hala büyük bir coşkuyla burada halkım için politika yapıyorum. Demokratik birlik ruhuna tam uyun. Geçmişte de bu vardı. Yavuz Selim, Alparslan, Mustafa Kemal bunu yaptılar. Dördüncüsünü de biz yapalım. Biliyorum, arada ne idüğü belirsizler var, ama fikirler çatışacak, fikirler çatışırsa ilerleme olur. Birbirinizi eleştireceksiniz. Birbirinizin onuruna gelebilecek şeyler yapmayın. Benim felsefem budur.
Başka aktaracaklarinizi alayim.
(Kadına ilişkin bilgilendirme var. Özgür Kadın Kurultayı yapıldı.)
Yapıldı mı?
(7-18 Nisan tarihleri arasında 180 delegenin, 35 kadın 15 erkek izleyicinin katıldığını, tartışmaların yoğun geçtiğini, olgun ve verimli bir kurultay olduğunu belirtiyorlar. Koma Jina Bilind’ın kuruluş sözleşmesini oluşturdular.)
Bu kurultay mıydı, Koma Jina Bilind’in kuruluşu muydu?
(İç içe gelişti. KJB beş temel ayak üzerinden PAJK, PKK’de yer alan kadın, Gençlik Hareketindeki kadınlar, ÖKB, KONGRA GEL içindeki kadın yapısı. Tüm yapıların temsil edildiği 19 kişilik bir yönetim ve beş kişilik sözcü grubu seçilecek.)
Hangi isimler girdi?
(Yapılar kendi içinden seçeceği için henüz isimler belli değil. Bir de Kurultay “Önderlik çizgisinde kadının birliği özgürlüğümüzün teminatıdır” şiarıyla size selamlarını sunuyor.)
Kadınların kitle kongresidir. Bilinçli kadının kurultayı. Hem eş başkanlıklar önermiştim.
(Kongra Gel içinde kendilerini ifade edecekler.)
Genel içinde olur ama özgünlükleri de olur. Kadın sorunu bütün sorunların temelinde yatan bir sorundur. Eylemi, örgütü gelişirse, genel barış ve örgütlenme düzeyi de gelişecektir. Bu çerçevede başarılar diliyorum.
(Kadın konfederalizmini nasıl geliştireceklerini tartışıyorlar.)
Ona gerek yok. Genel yapı içinde olur ama özgünlüklerini korusunlar. Zaten kitle ayakları da vardır. Ben kadına inanıyorum. Bu konuda çok ciddi, kapsamlı görüş düzeyim var, görüşlerim yenidir. Bende erkek egemen ideolojinin kalıntısı yoktur, bunu yıktım. Bunu kavrarlarsa sadece kendilerini alkışlarım ve kendileri kazanırlar. Ben süklüm püklüm kadınla ilgilenmiyorum. Kadını dişilik nesnesi, cins nesnesi, çoluk çocuk nesnesi olarak görmüyorum. Bu yüzyıllardır böyle yapılıyor. Eflatun’dan beri teorik anlamda da bu yapıldı. Biz kadının öz kişiliğine cesaret ediyoruz. Toplumla tanışma, erkekle hesaplaşma, yaşamla buluşma temelinde kadının kişiliğini tanıyorum.
(Osman Öcalan Türk basınında özel yaşamıyla bir süredir yer buluyor ve bir oğlu olmuş. Konuşmalarında sizin yeniden yargılamanızın Türkiye’nin demokratik çıkışı için bir adım olması gerektiğini savunmuş.)
Ben kendi yoldaşlarima şunu söylerim: Çoluk çocuk sahibi olmak degil, halkin yigit evlatlari olmak, halkin özgürlügü için halkin anasi babasi olmak gerekir. Onlara da söylüyorum: Eger bir yolunu bulup kendilerini affettirmezlerse, Kürt halki onlari kabul etmez. Yarin bunu yapariz, biz özgürleştigimizde onlari yargilayacagiz. Ama ben iki müfreze kurmayi, silahla vurmayi kastetmiyorum. Eger kendilerini affettirmezlerse sonlarini hayirli görmüyorum. Bir sonuç alamazlar.
(Demokratik konfederalizm kavramı tam anlaşılamadı. Türk aydınları bunu “Kürt Turancılığı” olarak niteliyor. Kürt aydınları da Güney’deki gelişmelerin önünü kesmek içini ortaya attığınızı iddia ediyorlar. Bazı tartışmalarda da bunu Pankürdizm olarak ifade ediyorlar.)
Demokratik konfederalizm ikisinin de hesabına gelmez , ondan olabilir. Benim demokratik konfederalizm tanımım kitaplarda yok.
(Önündeki “Ulus-Devletin Çöküşü” kitabını göstererek)
Aslında burada biraz var. Bookchin, Wallerstein biraz tartışıyorlar ama bunu kitaplarda bulamazsınız. Bir yandan devletçilik, imparatorluk varken kölecilik gelişiyor, ama arada kalan bir halk topluluğu var, bizim aşiret benzeri yapılar gibi; bu konfederalizmdir. Bunun dillendirilmeme sebepleri var; burjuva devrimciliği ile yine feodal monarşi el ele vererek bu toplumsal yapıyı yok etmeye çalışıyor. Şimdi sivil toplum, dernekler var, ama bu halkı tatmin etmez. Marks’ın politik biçimi, manifesto, özünde halkın önüne politik çizgiyi koyamadı. Lenin de benzer durumda. Devlet oyununa düştüler. Anaşistler, Bookchin, Wallerstein benzeri düşünürler devleti tartışıyorlar, ama net koyamıyorlar. Varmak istedikleri sonuç şudur: Konfederalizm demokrasinin varolma biçimidir. İçinde herkese yer var. Konfederalizm bunların üstteki organizasyonudur.
Devleti yıkalım, demokratik konfederalizmi kuralım demiyorum. Devleti yıkıp yerine şunu koyalım dedin mi kaybediyorsun. Lenin buradan kaybetti. Ulus-devletin bir sol tarzı var, bir de milliyetçi tarzı var. Biri sağ biri sol milliyetçiliğe götürür. Kökleri birdir ve bunlardan hiçbir hayır gelmez. Görev devleti yıkmak değil; devlet halk topluluklarıyla uzlaşmak isterse uzlaşır. Ama bu, devletleşme değil. Yereli kurtarır. Yerelde belediyelerle sorunlarınızın çözümü için bir model oluşturabilirsiniz. Yerel kendi sorunlarını kendi özgücüyle çözer. Konfederalizm üst düzeyde yereli merkeze ezdirtmez. Saddam’ın devleti oldu, ne anladık bu devletten? Türkiye’nin devleti var, borca battık işte, devlet var ama...
Şimdi Türkiye’nin kurtuluş şeyi için, DTH için de Türkiye’nin önüne dört büyük reformu açilimlar biçiminde koymak istiyorum. Cumhuriyet reformu öneriyorum. Avrupa bunu yapiyor. AB budur aslinda ama farkli bir biçimde yapiyor. Örnegin Fransa ile bir kriz yaşiyor. Fransa’da ulus-devlet cumhuriyeti var. Bu kriz neyle aşilir? AB “Bize açil” diyor, sag ve sol milliyetçilik “içe kapan” diyor. Kriz buradan çikiyor. Türkiye Cumhuriyetine, cumhuriyete reform gerekiyor. Bunu tartişmalari için söylüyorum. TBMM yerine iki organ öneriyorum. Aslinda geçmişinde de biraz var. Bir Cumhuriyet Senatosu öneriyorum. MGK yerine Güvenlik ve Savunma Konseyi, Anayasa Konseyi kurulmali. Bir de yari başkanlik benzeri ve Başkanligin seçtigi Hükümet. Halk nedir? Işte bu Kongre. Türkiye’ye özgü Temsilciler Meclisi. Türkiye’de 81 il var. Ben aslinda Türkiye için 7 Eyalet Kürt, l8’i Türk nüfusun yogun oldugu 25 bölge, diger kimlikleri reddetmeden bir yapilanma düşündüm, bunlarin yerel yönetim parlamentolari olur.
(Atina şehir devleti gibi.)
Evet, biraz benziyor, bir nevi Almanya’daki eyalet sistemi gibi. 81 il anlamsız. Kültürel, sosyal, anlamlı bir karşılığı yok.
(Ekonomik anlamda da büyük yük getiriyor.)
Doğru. Ve yerel bölgelere dayalı bir Temsilciler Kongresi olabilir. Ulus reformu; ulus kendini tanımlamalı. Türkiye’ye vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür demek yanlış. Mustafa Kemal’de bu yok. Halkı Türkleştirmeye çalışmıyor. “Ne Mutlu Türküm Diyene” derken söylediği, Türkmenler, Yörükler vb. grupların kendi Türklüklerini ifade etmelerini sağlamak içindir. Bunu ne Araplar ne de Kürtler için söyledi. Gönüllü kendini Türk hissetmeye karşı değilim. Kültürel kimliklere dayalı, bunu tanıyan bir ulus reformu öneriyorum. Vatandaşlık kültürel kimlikleri kabul eden, kendi kültürel varlıklarına dayalı ulus vatandaşlığıdır. Herkesi zorla Türk saymak yerine, Türkiyeli ya da Türkiye ulusu vatandaşı. Amerika’da da böyledir. Baskın Oran’lar da belli ölçüde bunu tartışıyor.
(Türkiyelilik bir üst kimlik mi?)
Evet. Benim adıma bunu yazabilirsiniz. Ben Kürt ulusundanım ve Türkiye ulus vatandaşıyım. Bu manşet olabilir. Demokratik reform; 25 bölgeyi az önce açmıştım. Ekonomik , sosyal, kültürel anlamı olan bütünlükler olmalı. Bu bir nevi konfederasyon olur. Devlet var üstte. Arada halkla devlet arasında yerele dayalı temsilciler şeyi var. Bu temsilcilerin seçtiği bir üst temsilciler meclisi olmalıdır. Türkiye demokratik konfederalizmini böyle tarif ediyorum. Türkiyeli ulus kimliği üst ulus kimliğidir. Hepimizi bağlayan bir Türkiyeli ulus kimliği ancak böyle yaratılabilir. (Ulus-Devletin Çöküşü kitabını tekrar işaret ederek)
Bu kitap ulus-devletin çöküşünü belli ölçüde açmış. Türkiye yarın öbür gün hızla bu noktaya gelecek. Nasıl bir devlet? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye Demokratik Cumhuriyeti olarak bile değiştirilebilir. Mustafa Kemal "Türk Devleti” kavramını kullanmadı. O dönem “Paşam, Türk Cumhuriyeti diyelim” diyenlere “Hayır, Türkiye Cumhuriyeti diyeceğiz” demiştir. Biz nasıl Türkiye Büyük Millet Meclisi diyorsak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti diyorsak, Türkiye ulusu da deriz. Mustafa Kemal, “Türkiye Cumhuriyeti olacak” diyor. Daha sonra 1930’larda Mahmut Esat Bozkurt gibilerle bu Türklük şeyi gelişti.
Arap, Türk, Kürt konfederalizmi olabilir. Bunlar tartışılsın. Daha önce Demokratik Cumhuriyet, Özgür Yurttaş kavramları demiştim, bunları tartışın demiştim. Bu kavramları da basın yayın ve çeşitli çevreler üzerinden ayrıntılı tartışın. Bu tartışmalar bir iki yıl sürebilir. Derinleşin. Dört reform, bu Türkiye’yi kurtuluşa götürür. Başka yolu yok. İki yol var: Ya İkinci Sevr’dir, katliam getirir, ya da bu yol. Doğru yol budur.
(Avrupa ve Türkiye’de aydın çevrelere bu konuları tartışmaları için yeterince basın yayın alanında fırsat verilmemektedir. Bu konuda şikayetler söz konusu.)
Bir mektupla bunu bütün çevrelere iletin. Bu çizgiyi net açtım. Bütün yayın organlarında, Diyarbakır’daki yerel basında da herkese demokratik konfederalizm çizgisini yoğun biçimde tartışsınlar diyorum. Bu çözüm getirir. Yoksa Çeçenya ve Filistin’deki tıkanmaya, Irak’taki katliama götürür. Avrupa üç yüz yıl savaştı, sonuçta bu noktaya geldi. Türkiye’yi uyarıyorum: Operasyonlarla olmaz. Avrupa üç yüz yıl savaştı, birlik noktasına geldi. Avrupa’nın yaptıklarını Türkiye’de de yapalım. Kürtleri uyarıyorum, Aydını, siyasetçisi oturuyorlar. Siyasetçiysen düşünceni ortaya koy. Bunlar benim politik görüşlerim. Ben burada bu politik çizgiyi yürütüyorum. Görevdir. Benim için kutsaldır. Bunu özgürlük için tekrar tekrar söylüyorum. Bununla Diyarbakır da, Botan da çözülür; Kürt’ü de, Türk’ü de kurtulur. Yoksa ABD tepenize biner, hepinizi süründürür.
Bu projeyi 1 Mayıs kutlamalarına, Mayıs ayı olması itibariyle Deniz’lerin, Mahir’lerin ve şehitlerimizin anısına adıyorum. Onların özlemi buydu. Dikkat edin; ben burada devleti karalamadım. Devlet aslında benim düşüncelerimi alıyor ama kendi imbiğinden geçiriyor. Bunu kabul etmiyorum. Diyalog gelişmeli. DTH için de söylüyorum: Bu önerdiğim reformlar çerçevesinde program ve tüzüklerini hazırlamaya çağırıyorum. DTH kanunlara uygun bir tartışma yaşamalı. Kendi kongrelerine gidebilirler, hızla partileşmeliler, Demokratik Toplum partisi olarak, Celal Doğan benzeri ittifaklar gelişmeli. Siz de görüşebilirsiniz. Ben hemen yapın demiyorum, belli bir zaman içinde bunu yaparlar. Ama Kürtler için de şiddetle politika yapmaya ihtiyaç var.
(l2 Mayıs’ta AİHM kararını sözlü olarak açıklayacak, daha sonra yazılı olarak bildirecek.)
Bu karar çözüme bir katkı sunabilir mi? Ne düşünüyorsunuz?
(Yeniden yargılama kararı verilebilir; ama yeniden yargılama için bizim Bakanlar Komitesi’ne başvuru yapmamız gerekiyor.)
Yeniden yargılama eskisi gibi mi olacak?
(Büyük olasılıkla.)
Adalet Bakanı’nın bugün söyledikleri vardı radyoda.
(Evet, AİHM kararı yeni açılımlar getirebilir, kararı görmek gerektiğini söylüyor. Ama Avrupa büyükelçilerinin size yönelik açıklamaları olumlu değildi.)
O Politiktir, onu demiyorum. Yeniden yargılamayı daha sonra tartışırız. Bu karar çözüme yönelik açılımlar getirebilirse iyi olur.
Halk Kongresi için olağanüstü kongreye gitsinler. Temel yasasını hazırlamaya çağırıyorum. Sosyal Komite'yi birden çok komiteye bölebilirler. Bir araya gelemeyebilirler, tele-konferans biçiminde yapabilirler. Eğer yapmamışlarsa Halk Kongresi’ne ilişkin bunları söylüyorum.
(Sağlığınız nasıl?)
İyiyim. Fazla bir sıkıntım yok. Ama bilinen sağlık sorunlarım, boğaz ağrım devam ediyor. Aslında CPT gelse onlarla biraz bu konuyu tartışabilirim.
(Görevliler sürenin dolduğunu söyledi. “Bir şeye ihtiyacınız var mı” diye sorduk.)
Geçen hafta belirtmiştim, ayrica getirdiginiz temelde kitaplar getirmeye devam edebilirsiniz. Cezaevindekilere de kendilerini yeniden bu temelde özgürleştirmelerini öneriyorum. Herkese selam ve saygilar. Aileden gelen oldu mu? Hava geldi mi?
(Bu hafta aileden gelen olmadı.)
Selamlarımı söyleyin. İyi günler.
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4296
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -11.05.2005: Görüşme Notu
11.05.2005
Elinde Ulus-Devlet ve Siddet kitabiyla gelerek)
Hos geldiniz. Kim geldi, bu kadar misiniz?
(Havva abla geldi.)
Mahkeme yarin kararini açiklayacak, bakacagiz. Simdi fazla konusmayacagim. Farkli yorumlar var mi? Ingiliz avukatlar ne diyor? Biraz da bize bagli. Türkiye panikçi bir havaya mi giriyor? Baykal niye böyle yapiyor? Bir seyler mi duydular, bir duyum mu aldilar? Kenya seyi ortaya çikacak, bundan mi korkuyorlar?
(Hukuk sürecinin sürüyor olmasi önemlidir.)
Zamana yayilmasi lehimize mi olur?
(Avrupa bu sürecin inisiyatifini elinde tutmak istiyor.)
Öyle mi yorumlaniyor? Tabii Avrupa Konseyi devreye girer, her iki taraf da koz olarak tutmak istiyor. Büyük çekisme var. Kürt ve Türk halki duyarli olmali. Avrupa’nin güvenlik konseptini dikkatle izliyorum ve bu güvenlik stratejisini dikkate aliyorum. Avrupa güvenlik stratejisi belgesi var. Maddesini söyleyeyim: Avrupa için en iyi güvenlik stratejisi, iyi yönetilen bir demokratik devletler, dünya toplulugudur. Ben bu güvenlik anlayisina katiliyorum. Geçen haftalarda söylemistim: Güvenlik ekonomik ve askeri tedbirlerle olmaz, demokratik stratejiyle saglanir. Umarim Türkiye de buna katilir. Avrupa güvenligi ekonomik ve askeri güçten kaynaklanmaz. “Insan haklari ve demokrasi bizim güvenlik anlayisimizdir” diyor.
Avrupa Konseyi bizim davayla birlikte Kürt sorununu ele alacak. Baykal’in ve Hükümetin tavrini kiniyorum. Baykal’in Kizil Elmacilar gibi dar politik hesap içine girmesi, parti hesabiyla çikis yapmasi Türkiye için kayiptir. Türkiye için güvenlik sorunu yaratmaz. Böyle bir güvenlik anlayisinin Türkiye’ye yarari yoktur. Demokratik bütünlük stratejisi esprisiyle davayi ele alacagim. AB sürecinde bu Türkiye için bir sanstir. Kürt halkinin özgürlügünü ve güvenligini demokratik bütünlük stratejisi içinde ele aliyorum. Biz esas itibariyle demokratik mücadelemize devam edecegiz. Kürtler bunu böyle ele almalilar. Bu dava süreci biraz uzun sürebilir. Ama bu dava sahsinda çözüme gitme ihtimali vardir. Aydinlarin yaklasimi da önemli. Türkiye aydinlarini çok ciddi olmaya çagiriyorum. Sol liberaller de sözde beni bastirmaya çalisiyorlar, kendilerini bundan vazgeçmeye çagiriyorum.
Avrupa üç yüz yil ulus-devlet içinde bogustu. En son ikinci dünya savasi da dahil, yüz milyon insanin hayatina mal oldu. 1648 Westfalya Antlasmasi ile girilen ulus-devlet süreci Avrupa’yi kan deryasina dönüstürdü. 1950’den sonra Avrupa dersini aldi. Ulus-devlet çözümsüzlügünden ders çikardi. Vardigi çözüm bugünkü güvenlik stratejisi oldu. Güce dayali güvenlik anlayisi ile, kapitalist hegemonyanin güvenlik anlayisi ile güvenlik getirilemez. Avrupa’nin güvenlik stratejisi demokratik uluslar toplulugunu birbirine bagladi. Avrupa Birligi budur. Türkiye için de bu bir sanstir. Tamamen bunun bilincindeyiz. Özgür Kürdistan halkinin demokratik mücadelesi için de bir sanstir.
Roma’dayken de bunu yapmak istedim, ama orada ucuz yaklasimlar gösterildi. Yedi yildir demokratik çözüme dayali stratejiyi gelistirdim. Roma trajedisinden sonra yedi yildir Türkiye çözümü, Ortadogu çözümü çabasi içindeyim. Demokratik özgür yurttas çözümünü Türkiye somutunda Ortadogu’ya da örnek kilabiliriz. Türkiye baglantisi çerçevesinde örnek vereyim: Eger gerçekten Mustafa Kemal’i anlamak isteyenler varsa, Mustafa Kemal’in devrimci cumhuriyete adim atarken, 1920’lerdeki -dikkat edin 30’lar demiyorum- özgürlükçü hamlesini dogru anlayarak, bagnazca tutuculastirmadan güncellestirerek, yenileyerek çözüme gitmemiz gerekir. Demokratik cumhuriyet, demokratik siyaset, demokratik toplum üçlü sacayagi çerçevesinde kendilerini yenilemeye, Türkiye halklarini, aydinlari, partileri anlayisa ve üzerlerine düseni yapmaya çagiriyorum.
Herhalde dava için bu söylediklerim yeterli. Hazirliklarimi yaparim. Bu bizim tercih ettigimiz yoldur. Sivil genelkurmay baskani gibi konusan Baykal gibi, operasyonlar gibi üzerimize gelirlerse, bu yönelimler çogalirsa seçeneksiz olmadigimizi bilsinler. Bunun sorumlusu biz degiliz. Alti- yedi yildir adimlar attim. Mesele güç gösterisi yapma meselesi degildir. Yoksa Irak, Çeçenistan, Bosna-Hersek gibi olurdu. Gücümüz vardi; yenildigimiz, güçsüz oldugumuz için degildi, saglam yol olmadigini düsündügüm içindi. Ama anlamadilar. Yenildigimiz ve ezildigimiz söylendi, kendimi kurtarmak türünden yorumlandi. PKK içinde de bunu yanlis anlayanlar, kof olanlar kaçip gittiler. Bazilari da ilkel bir tarzda siddette israr ettiler. Bunlari uyardim. Türkiye aydinlarini da buradan defalarca uyardim. Alti yildir mütemadiyen Basbakanlara mektuplar yazdim. Olumlu yaklasilmadi. Ciddiye alinmadigim kanisindayim.
Yeniden yargilama ile birlikte bu çizgimi derinlestirerek sürdürecegim. Temel çözüm stratejimi demokratik bütünlük stratejisi içinde kalarak sürdürecegim. PKK içine de müdahale ettim, dogru parti anlayisini ortaya koydum. Yeni bir asamaya gelmisiz. Bu PKK, KONGRA GEL, PAJK, HPG hepsi için anlayislarimi ortaya koydum. Emrediyor denilmesin, burada emir verilmez. Görüsü nedir sorusuna karsilik ortaya koydugum tavirdir. Tarihi açidan önemlidir. Hem devlet hem Kürtler, hatta sol bilsin diye bunlari söyledim.
Sik sik vurguluyorum: Türkiye’yi gergin tutmaya gerek yok. Hatta savas bile olacaksa ilkeli olmalidir. PKK için de sunu söylemek istiyorum: PKK içinde 20-30 yildir dogru ve yeterince anlasilmadigimi düsünüyorum. Kardes geçinen kisi bile beni pazarlamaya çalisiyor, benim davamdan medet umuyor. Durumlari anormal. Benden ayrilip gitmissin, beni bu hale getiren güçleri de biliyorsun. Halen neyin pesindesin? Kimi Çürükkaya gibi benim adimi kullanarak Avrupa’ya iltica ediyor, maas aliyorlar, benim sirtimdan yasiyorlar, ama ihanet ediyorlar. Ben disaridayken kimsenin sirtindan geçinmedim, kimsenin emegi üzerinde yasamadim. Siradan bir köylü kizini bile alip özgürlük hizmetini sundum. Korkunç emek verdim. Simdi benim sirtimdan Avrupa’da, Ortadogu’da geçinenleri dogru bulmuyorum.
Kalan arkadaslar var. Ben ille uygulayin demiyorum, dayatmiyorum, ama dogru anlayin diyorum. Görüslerim önemli, görüslerimin dogru anlasilmasini istiyorum. Kalan arkadaslar hangi örgütte, cephede yararliysa yer alabilirler. Yüzde yüz beni dinlesinler demiyorum. Devlete de söylüyorum: Disarida da yirmi yil bagirdim çagirdim, ama her seyi yaptiramadim. Görüslerimden yararlanmalisiniz diyorum.
Size de sert elestirilerim, uyarilarim oldu. Sizin varliginiz, güvenliginiz için önemlidir. Görüslerimi her tarafa yayacaksiniz. Basin yayin organlariyla, mektuplarla ilgili yerlere ileteceksiniz. Yeniden yapilaniyorlar, Kongrelerini de yaparlar zaten. Görüslerimi dayatma degil, katki olarak sunuyorum. Bunu uygulayabilmek özgürlük tutkularina baglidir. Özgürlük tutkusu, özgürlük ütopyasi olmayandan hayir gelmez. Bu ütopyasi olmayana silah verilmez. Siyasette de yetki verilmemesini söyledim. Legal siyaset için de bu böyledir. Özgürlük tutkusu olanlar asla benden yararlanmaya kalkismasinlar, sahte dostluk ve yoldaslik yapmaya gerek yok. Bana düsmanlik da etmesinler; düsmanlik ederlerse kendimi savunurum. Ülkedeler; Iran’da, Irak’ta, Türkiye’de uygun yöntemlerle kendi mücadelelerini yürütürler. Benim kimseye emretme gibi bir durumum yok, illa sunu yap dedigim yok.
Alti yil önce barisin gelismesi için rica ettim. Bunu gerçeklestirdiler. Beni yillarca beklemislerdir. Durun, belki devlet bir adim atar dedim. Gerçekten de buna inandim. Arkadaslar Güney’e çekildiler, disiplinli ve onurlu davranis sergilediler, kendilerini tebrik ederim. Devletten bekledigim gibi olmadi. ABD’yi bekliyor. Imha siyaseti halen gündemdedir. Bizim arkadaslara onurluca ve yoldasça davrandiklari için tesekkür ediyorum, minnettarim. Bundan sonra kendilerinden herhangi bir talebim yok. Ne savasin ne savasmayin demiyorum. Kendi strateji ve taktiklerini kendileri belirlerler. Benim adima “Baskan söyle söyledi, böyle emrediyor” demesinler. Benim söylediklerimi uyguluyorlarsa da uygulasinlar, bir sey demiyorum. Konfederalizmi ortaya koydum. Benim için onun onursal baskanligi tarihsel bir misyondur. Bunu Iran, Türkiye, Avrupa ve dünya halklariyla paylasirlar.
Savas gruplarina özenle sunu belirtiyorum: Aktif savunmalarini, demokratik gereklilikler için kararlari kendilerine birakiyorum. Ister Güney’e çekilirler, ister sivil hayata katilirlar, isterse savasirlar; her sey iradelerine bagli. Ben degil, kendi iradeniz belirleyicidir diyorum. Yeteneginiz varsa, kahramanliklar yaparim diyorsaniz yaparsiniz, karismiyorum. Kendinizi koruyamiyorsaniz yapmayin. Yok yapacagim diyorsaniz yaparsiniz. Sorusturmada bir subay bana söyledi, anlamli buldum: “Size savasmayin demiyoruz, savasin kurallari var, ama sizinkilerin savasi savas disinda her seye benziyor” diyordu. Ben size savasmayin demiyorum, ama Semdin tarzi savas olmaz. Semdin’in yaptigi kepazelikti. Çete anlayisi Semdin’in icadiydi, beni mahvetti. Savas adi altinda farkli tarzlar olursa kendilerini de mahvederler, beni de. Manen çok üzülüyorum. Gerilla savasi aktiftir, ülke sathina yayilim demektir, her türlü tedbirleri gerektirir; istenirse ordu yüz bini bulur. Size agli diyorum. Isterseniz tamamen birakirsiniz, beni ilgilendirmez.
(Osman ve Talabani 1 Haziran kararini size mal etmeye çalistilar, birçok çevre bunu kullandi. Avrupa’nin son yaklasimi da bununla baglantili olabilir.)
Iste bunu siz anlatacaksiniz, Avrupa Konseyi’ne de siz anlatacaksiniz. Her çevreye anlatmalisiniz. Bunlarinki Arafat tipi milliyetçiliktir. Milliyetçiligi yapiyorlar, bana mal ediyorlar. Aktaracaklariniz varsa alayim.
(Yeniden yapilanma, Kongra Gel, Bilim-Sanat ve Basin-Yayin Komiteleri içinde yer alarak daha çok ideolojik çalisma yürütmek istediklerini belirtiyorlar.)
Tamam, anladim, ayirimlar yapmislar. Bu partiyi bir ideolojik organ olarak degerlendiriyorum. Klasik Marksist parti gibi degil; iktidari hedeflemeyen, daha çok ideolojik ve ahlaki bir olusumdur. Parti dinsel alanda, felsefe, bilim ve sanat alaninda ideolojik ve özgür ahlaki bir örgütlenmedir. Bu çerçevede demokratik konfederalizm organlarinin demokratik kurumlasmasinda yer alirlar. Akademi kurarlar.
(Dört yerde Akademi kurma hazirliklari var.)
Ortadogu’da, Avrupa’da akademilesmeye gidebilirler. Eskiden tekke ve medreseler vardi, günümüzde de akademiler vardir. Acele etmelerine gerek yok, çok iddiali olanlar içinde yer alabilirler. Kadin partisi için de ayni seyi söylüyorum. Yüzde yüz özgür ahlaki esas alanlar girebilirler. Özgür kadini topluma tasirlar, onun kimligini ve kisiligini yayabilirler. Kongra Gel ile iliskileri Kongra Gel’e alternatif ama onunla iç içe, Koma Jinê Bilind Kongra Gel içerisinde kadin kongresi gibidir. Kongra Gel’in temel islevi ise politika olusturur, kurallari belirler. Bu kurallar toplumu yönetme kurallaridir. Iki çalisma islevi olur: Arastirma-inceleme yaparlar, hangi alanda ihtiyaç duyarlarsa arastirma komisyonlari kurulur. Mesela ise köylüler için arastirma komisyonuyla baslayabilirler. Komiteler de bunu yürütür. Yine örnegin ekoloji sorununu ele alabilirler, arastirma-inceleme yapilir, ihtiyaçlar belirlenir, tüm sorunlar için sorun basliklarina göre elli komisyon kurulur. Onun karsisinda da elli yürütme olur.
Bunu Türkiye partilesmesi için de öneriyorum. Bu görüslerim sosyolojiktir. Örnegin DEHAP yeni örgütlenmesinde yüz kisiyle elli komisyon kurabilir. Çevreden tutalim hukuk komisyonuna kadar, onun karsisina da elli yürütme komitesi konur. Bunlar demokratik ilkelerdir. Avrupa’nin sistemi de böyle. Biliyorsunuz, Avrupa Komisyonu var, karar organidir; onun karsisinda da Avrupa Konseyi var, icra organidir. Modern demokrasilerde de bu örgütlenme modeli uygulanmaktadir. Üçüncü kademe örgütlemesi, bu da kitle çalismasidir. Milyonlar katilabilirler. Alt taban örgütlemesi komündür. Komün sudur: Her köy, fabrika ve mahallede kurulur. Örnegin bir köyün yolunun, suyunun, aydinlanmasinin, barisinin, yesillendirilmesinin sorumlulugunu alip çözüm üretirler, medeni ve sivil çalisma yürütürler.
Demokratik siyaset budur. Türkiye’de de eskiden buna ocak örgütlemesi diyorlardi. Tüm halk bunun içinde kademe kademe kendilerini örgütlerler. Bundan sonraki kurumlasmalar için de bunu söylüyorum. Anlayisim budur. Bunu yeni olusum için de söylüyorum. Bu kistaslara uyarlarsa desteklerim, yoksa desteklemem. Bunlari daha önceki konusmalarimdan da yararlanarak çok güzel yazarsiniz.
Simdi iki brosür söyleyecegim: Birincisi Özgür Yurttas Için El Kitabi ya da Özgür Yurttasin El Kitabi. Bütün yurttaslar içindir. Bunu siz yazabilirsiniz. Ikincisi Komüncüler Isbasina, Herine Ser Kar. Bu da brosür olur. Tekrar söylüyorum: Bugdaycilar Dernegi’ne kadar, Höyük Kazma Dernegi’ne kadar yüzlerce komün olusturulur. Tabanin demokratiklesmesi içindir. Çalismak isteyen yer alabilir, demokrasi Türkiye’de böyle gelisir. Abbas giller de yazabilir. Daha önce önermistim, alti kitap çikacakti, onlar çikti mi?
(Çikmadi, çalismalar varmis diye duyduk)
Bu kitaplar çikacak, bunlarla kendimizi savunuyoruz.
(Bir bilgi notu var. Kongre hazirliklarinin tamamlandigini, bir hafta sonra baslayabileceklerini belirtiyorlar ve sizden görüs soruyorlar.)
Söylediklerim rapordur. Bir Halki Savunmak kitabim bunun belkemigidir. En son konusmalarim da rapor olarak benim adima sunulur. Acele etmelerine gerek yok, zamana yayabilirler. Pratik bir iki sey söyleyeyim: Dikkat edilirse Kürdistan Demokratik Konfederalizminin örgütlenme modeli yavas yavas ortaya çikiyor. Bunun temel yasasi yazilir, anayasa demiyorum, çok iddiali olur. Bunun üç organi var: Örnegin icrayi ben mi atarim, Kongre mi seçer, bunun tartismasini yaparlar. Dört ilkeyi söylemistim, benim adima görüslerim olarak rapora sunulur. Dayatma degil, kendi kuruculuk vasfim geregi söylüyorum. Sosyal Komite’nin de üçe ayrilmasi gerekir, bu komite yerine üç komite olur. Bir egitim komitesi, bir de saglik komitesi. Bunlar halk sagligi ve halk egitimidir. Bunlar demokratik görevlerdir. Yeni olusacak parti de bununla ugrasacak. Öyle Parlamento, Bakan, milletvekilligi pesinde kosamazlar. Halkin temel meseleleriyle ugrasirlar, günlük pratik çalismalari önlerine koymalari lazim.
Iki sey önerecegim: Anadilde yayin ve anadilde egitim konusu. Yasalar çikti ama Hükümet uygulamiyor. Niye uygulanmiyor? Çünkü sen istemezsen kimse uygulamaz. Uygulamak isteyenler ancak bu partide yer alabilir. Analar, çocuklar her gün yürüyüs yaparlar, anadilde egitim, yayin istiyorum derler. Sadece Kürtçe degil, diger diller için de istenilir. Anadil olarak alfabenin en azindan ögretilmesi gerekir. Her yerde “Zimane dayika xwe dixwazim” denilebilir, yayin istiyorum denilebilir. Her köyde, her okulda anadilleri ögretilene kadar buna devam ederler. Türkçe de olur, ama bunun yaninda kendi anadillerini de ögrenirler. Kadinlar “Çocuk doguruyorum ama dilimi ögretemiyorum” diyebilirler. Anadil okullarini disarida da kurabilirler. Üçüncüsü Kültür Komitesi; tarih, dil, edebiyat çalismasi bu komitede yürütülür.
(Koma Komalen Kurdistan için sizin söylediginiz üç KKK sembolünün Amerika’daki irkçi bir örgütün simgesi oldugu için simdiye kadar kullanilmadigi belirtiliyor ve sizden görüs soruluyor.)
Ne alakasi var? Komarya ya da Komala adinda yayin organlari olabilir. Kitleye yönelik haftalik olabilir, Türkiye’de de çikabilir, Kürtçe de olabilir. Özgür Halk dergisi çikiyor, degil mi?
(Çikiyor, onlarin da mesaji vardi.)
Demokratik konfederalizm çizgisi netlesmis, bunu gelistirsinler. Bütün sempatizanlara, dostlara bunu öneriyorum. Selamlarimi söylüyorum, basarilar diliyorum. Yayin çizgilerini yepyeni bir ruhla netlestirsinler. Bu çerçevede söyledigim her cümle bir tezdir, her biri bir kitap olur.
(Özgür Halk eski konusmalarinizi derleyip kitaplastiriyor.)
Tamam. Deger teorisi, devlet teorisi üzerine çalisiyorum. Vardigim çok önemli sonuçlar var. Ileride bunlari yazarim. Aydinlar bundan mutluluk duyabilirler. Demir Küçükaydin da bunlari tartisiyordu, beni takip etmesini öneriyorum. Gazete de yaziyor mu?
(Sorunlar yasadi, simdi yazmiyor)
Sorunlarla birlikte de yürüyebilir, yazmayabilir de. Gazetenin durumu nasil?
(Yapisal sorunlar var, mesajlari vardi.)
Ekipler mi var?
(Gözlemlerimizi netlestirdikten sonra aktaracagiz.)
Ileride daha detayli bilgi getirirsiniz. Pinar’in sosyolojideki yeni gelismeleri gazeteye yansitmasi gerekir. Behice Boran geçmiste bunu yapiyordu, o da bunu yapabilir. Komala haftalik olabilir; Kürtçe, Zazaca, Türkçe olabilir, dayatmiyorum, kendileri bilir.
(Daha önce Samil için basinda çalismasina dair öneri yapmistiniz, arkadaslar cezaevinden çikislilarin bir kismiyla tartisma yürüttüklerini, bu görevlendirmenin tartisma sonrasina birakilmasinin daha iyi olacagini söylüyorlar.)
Tamam, olabilir.
(Cezaevi Çikislilar Koordinasyonu’nun mesaji var.)
Onlara sunu söylüyorum: Kendi özgürlük problemlerini kendileri çözecekler. Kadinlar için üç kademeli bir çalisma öneriyorum: Parti, kadro, kitle. Daha çok nerede yogunlasiyorlar? Bradost bölgesinde yogunlasabilirler. Katilimlar sürüyor herhalde, operasyonlar da devam ediyor sanirim. Sonuç alinamaz. Kendilerini korurlar. Irak için Türkmen ve Asuri Konfederasyonu hayli çözümleyici olabilir. Bunlarin küçük konfederal seyleri olabilir. Geçen haftalarda eyaletlerden bahsetmistim, her eyaletin konfederal teskiline gidilebilir. Demokratik bir olaydir. Benim önerim devletçiklerin konfederasyonu degil, devlet degil. Konfederalizm önerime karsi beni milliyetçilikle suçlamislar. Iftiradir bu. Avrupa da federalizm ve konfederalizmi tartisiyor. Bunlari tartismazsak, Filistin-Israil benzeri Kerkük üzerinde de yüz yil savasi gelisir. Demokratik konfederalizm en ideal çözümdür. Baska ne var, alalim.
(Dem-genç girisimi baslatildi.)
Tamam, benim bu söylediklerim çerçevesinde tartissinlar, gelistirsinler. DTH çalismasi devam ediyor herhalde, bu çerçeve onlara önemli katki sunar. Bu söylediklerim Avrupa modelidir, gizli örgütçülük yapmiyorum, böyle bir seyi de önermiyorum. Bayanlar için de sunu söylüyorum: Özgürlük her seyden üstündür. Bir daha hata yapmamalarini diliyorum, kendilerine güveniyorum, demokratik ulusun yaratilmasi sizin eseriniz olacaktir diyorum.
(Havva abla da geldi, para meselesi onlara karsi bazi çevrelerce kullaniliyor, bundan rahatsizlar.)
Kendisiyle simdi konusurum, düzeltiriz, aile meselesidir. Sorunu büyütmeye gerek yok. Mehmet gelince onunla da görüsürüm. Ne getirdiniz?
(Üç kitap, iki dergi.)
Iyi günler, herkese selamlar!
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4339
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -Kürdistan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan
Görüşme Notları: Kürdistan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan
26.06.2005
Kürdistan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan, geçen Çarşamba Fatma Öcalan ile yaptığı görüşmede, "Ben silaha ve şiddete karşıyım. Kan istemiyorum" dedi. Siirt’te de gençler Öcalan’a yönelik tecridi protesto etti.
HABER MERKEZİ
Özgür Kadın Hareketi’nin önceki gün Batman’da düzenlediği konferansa katılan Fatma Öcalan, İmralı’da yaptığı görüşmede, Kürdistan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın "Kan istemiyorum" dediğini aktardı. Siirt’in Ulus Mahallesi’nde biraraya gelen yaklaşık 100 genç, Öcalan üzerindeki tecridi protesto ederek, tecridin son bulmasını istedi. AKP Hükümeti tarafından çıkarılan yasaların birey hak ve özgürlüklerine müdahale anlamına geldiğini belirten TUAD ise, bu yasaların en ağır şekilde Öcalan’a uygulandığını vurgulayarak, tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırdı.
Fatma Öcalan, geçen Çarşamba günü İmralı’da kardeşi Öcalan ile yaptığı görüşmeye ilişkin, Özgür Kadın Hareketi’nin Batman’da düzenlediği konferansta açıklama yaptı. Fatma Öcalan, Öcalan’ın açıklamasını şöyle aktardı: "Kadınlarla gençlik birlikte çalışsın. Bu süreç, ancak birlik ve beraberlikle atlatılır. Kadınların çalışmasını yeterli görmüyorum. Bundan sonra sık sık miting ve konferans düzenlesinler. Ancak bu eylemleri yasal çevrede yapıp, kanunları gözardı etmesinler. Önce komşunuzdan, köyünüzden barışı sağlayabilirsiniz. Barış, ancak böyle olur. Ben silaha ve şiddete karşıyım. Kan istemiyorum. Onun için eylemlerinizi bu talepleri göz önünde bulundurarak yapın."
Öcalan, devletin ve AKP Hükümeti’nin 6 yıldır sürdürülen barış çabalarına karşı Kürt sorununa imha ve inkar politikalarında ısrar etmesi ve yeni Ceza İnfaz Kanunu (CİK) ile kendisi üzerindeki tecridi yasallaştırarak, savunma hakkına saldırması ve adil yargılanma koşullarını engellemesini 3 haftadır avukatlarıyla görüşmeyerek protesto ediyor. Öcalan’ın, 3 hafta içerisinde iki kez ailesi ile görüştüğü bildirildi.
Siirt’te protesto
Siirt’te kendilerine "Apo’nun Botan Özgürlük Şahinleri" adını veren bir grup genç, Öcalan’ın tavrını sahiplenmek amacıyla önceki gece Ulus Mahallesi’nde eylem yaptı. Eylemde Demokratik Konfederalizm bayrakları ile Öcalan posterleri açılırken sık sık "Önderliğimizin eylemini destekliyoruz", "Tecride hayır, Öcalan’a özgürlük", "Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız", "Gençler Botan’a özgür vatana", "Gençlik Apo’nun fedaisidir", "TC şaşırma bizi dağa taşırma", "Bijî Serok Apo" şeklinde sloganlar atıldı. Bir süre yürüyen grubun eylemi olaysız sona erdi.
TUAD’dan çağrı
Tutuklu Aileleriyle Dayanışma Derneği (TUAD) de, Öcalan başta olmak üzere, ağırlaştırılmış hapis cezası ile yargılanan tüm tutuklular için İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. Barış Anneleri İnisiyatifi, DEHAP, ESP, Tutuklu Aileleriyle Yardımlaşma Birliği (TUYAB) üyelerinin de katıldığı açıklamada konuşan Ayşe Arslan, AKP Hükümeti tarafından çıkarılan yasalara da değindi. Arslan, bu yasaların birey hak ve özgürlüklerine bir müdahale olduğunu kaydederek, şöyle konuştu: "Bu yasaların en aşikar bir tutumla uygulandığı İmralı tek kişilik cezaevi olmaktadır. Sayın Öcalan’ın bütün barış çabalarını görmezden gelen AKP hükümeti, sayın Abdullah Öcalan şahsında Kürt halkına imhayı dayatan bir tutum içerisindedir. Sayın Öcalan bu tutumu protesto etmek için görüşe çıkmamaktadır. TUAD olarak belirttiğimiz uygulamalardan kaygı duyduğumuzu belirtiyor, bu konuda tüm demokratik kurum ve kuruluşları duyarlı olmaya çağırıyoruz."
http://www.rojaciwan.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4606
Re: GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005
dersim -30.11.2005: Görüşme Notu
30.11.2005 tarihli Görüşme Notları
-Merhaba arkadaşlar hoş geldiniz. Önce tanışalım. Daha önce gelen var mı aranızdan?
30.11.2005 tarihli Görüşme Notları -Merhaba arkadaşlar hoş geldiniz. Önce tanışalım. Daha önce gelen var mı aranızdan?
(İstanbul Barosu’ndan Mustafa Eraslan. Urfa-Halfetiliyim. Daha önce gelmiştim) (Ömer Güneş, İstanbul Barosu’ndan. Muş-Vartolu’yum. İlk kez geliyorum.) (İbrahim Bilmez, İstanbul Barosu’ndan. Diyarbakırlı-Çınarlı’yım. Asrın Hukuk Bürosu’ndayım. İlk kez geliyorum) (Zeynal Değirmenci, İzmir Barosu’ndan. Malatya Doğanşehir’liyim. Daha önce gelmiştim.))
-Önce gelenleri hatırlayamadım. Öncelikle aktarımlarınızı alayım, zamanımız dar. (Memuru ve teybi kastederek) Siz görüşmeyi bu koşullarda uygun görüyor musunuz?
((Avukatların hukuki temsilinizden yasaklanması ve Adalet Bakanlığı’ndan bir gözlemcinin görüşmede hazır bulunması hususunda ilgili yasal başvurular yapıldı, iç hukuk yolları tükendi. Bu iki konuyu AİHM’e taşıyarak iki dava açtık. En son kardeşiniz Mehmet”in sizinle yapmış olduğu görüşmeden sonra kamuoyunda beliren yoğun duyarlılık ve kaygılar nedeniyle görüşme yapmaya karar verdik))
-Yasal açıdan yapacak başka bir başvuru yoksa ve siz de uygun görüyorsanız görüşürüm. Uygun görmüyorsanız gelmezsiniz. Bu konuyu size bırakıyorum. Alacağınız karara saygılıyım. ((Sağlık durumunuz nasıl?))
-Eski sorunlarım devam ediyor, genizden gelen rahatsız edici, yakıcı akıntı devam ediyor. (Bir de başını göstererek, birden fazla şişlikleri göstererek ) şişlikler rahatsız etmeye devam ediyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dün toplanmıştı, bir sonuç çıktı mı?
((Toplantı bugün de devam edecek, henüz alınmış bir karar yok, basına yansıyan bir sonuç yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını vermekle görevini bitirmiş oluyor, yeniden yargılama konusu Türkiye Hükümeti ile bu kararın yürütülmesini gözeten Bakanlar Komitesi’nin görevidir. Yine son 1 Haziran görüşmesinde olanak sağlanırsa, kağıt-kalem verilirse Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne mektup yazacağınızı söylemiştiniz. Yazabildiniz mi?))
-Hayır o olanak sağlanmadı, yazamadım. Nereye yazacağımı, kimi muhatap alacağımı, prosedürü bilmiyorum. Bu konuda beni daha sonra bilgilendirirseniz iyi olur.
((Biz iki ay kadar önce hukuki süreci ve prosedürü özetleyen bir cevaplı telgraf göndermiştik, size verildi mi?))
-Hayır bana bir şey verilmedi, mektuplar da verilmiyor. ((Gazete ve kitaplar veriliyor mu?))
-Günde bir tane eski gazete veriliyor. Bu arada Mehmet de geldi mi, başka gelen var mı? ((Hayır gelmedi))
-Aile görüşmesi iki haftada bir mi?
((Evet. Yeniden yargılama ile ilgili başvuru bir yıllık süreye tabidir ve Mayıs 2006’da süre dolacak))
-Süre dolarsa ne olur? Nereye başvurmak lazım?
((Süre dolarsa başvuru hakkı düşer. Başvuru, hakkınızda karar veren Türkiye’deki mahkemeye yapılıyor))
-O halde süreyi kaçırmayın. Bu süre önemli bir husustur. Yargısal süreci işletmek lazım fakat süreyi kaçırmamak için de olsa yapılacak başvuruda mutlaka adil ve bağımsız yargı yolunun açılması gerektiğini de belirtin. Süre konusunda sorumluluk size aittir.
((Geçen hafta bir grup parlamenter, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığı’na size uygulanan tecrit ve yeniden yargılama hususunun görüşülmesine dair bir önerge vermişti reddedildi. Ancak bu durum, yeniden yargılama prosedürüne ilişkin bir durum değildir.))
-Tamam neyse birazdan o konuya değineceğim.
((Geçen hafta bir Alman avukatınızla birlikte geldik ama sizinle görüştürülmedik))
-Neye ilişkin gelmişti?
((AİHM’de ayrı bir dava olarak devam eden tecrit durumunuza ilişkin olarak görüşmek üzere gelmişti. Bu tecrit durumu bir hukuki tıkanmayı da beraberinde getiriyor.))
-Evet. Avrupa Birliği, ABD ve Türkiye arasında bir anlaşma olduğu görülüyor. Şahsımın ve PKK’nin tasfiyesi karşılığında Türkiye’den; Kıbrıs, Ekümenlik, Ermeni meseleleriyle AB’nin diğer taleplerinin karşılanması isteniyor. Bu çirkin bir oyundur. Kamuoyunun ve halkımın bunu bilmesini istiyorum. Tehlikeli bir oyundur, Türkiye’nin yararına da değildir. Basından da öğrendiğim kadarıyla PKK eski gücünü korumaya devam ediyor ve gerekirse on kat daha artırabilecek bir durumda. PKK bağımsız bir güçtür, benim burada onları yönlendirme gibi bir durumum söz konusu olamaz. Eğer çözümsüzlük ve imha dayatılırsa, beraberinde büyük sorunlar doğurur. Örneğin basında bazı yazarlarca ABD’nin PKK ile işbirliği yapabileceğinden söz ediliyor. Eğer Türkiye çözüm için adım atmaz tasfiyeyi dayatmaya devam ederse bu tür şeyler gelişebilir. PKK, kendini koruma refleksiyle ileride başka isimler de alabilir, YNK ve KDP gibi bir güce de dönüşebilir. Oysa benim çözüm önerim demokratik cumhuriyet projesidir. Bizim bu temelde demokratik çözüm ve barışı istediğimiz yeterince açık değil mi? Hükümet neden bu yönlü adım atmamıza olanak tanımıyor? Olanak tanınırsa söz konusu gelişmelerin önü alınabilir.
((AB yetkililerinden Lagendik, Kürtler, PKK ve Öcalan ile arasına mesafe koysun şeklinde açıklamalar yaptı.))
-Biliyorum. Geçmişten gelen bir oyundur. Ahlaksızca bir yaklaşımdır. Türkiye siyasetçileri ve ordunun içinde bazı kesimler bu oyunu görüyor. Onlara saygı duyuyorum. Kürtler içinde de bu oyuna dahil olanlar var. Biliyorsunuz PKK içinde bile bazı kişiler bu oyun da yer aldı. Bizim ne istediğimiz bellidir. Biz ne Çeçenistan gibi bağımsızlık ne de federasyon istiyoruz. Üniter devlet yapısı çerçevesinde demokratik bir çözümden yanayım. Çözüm isteniyorsa önümüz neden açılmıyor? Başbakan’ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan’ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir. Başbakan bu kavramları aslında biliyor ancak AKP ne kadro olarak, ne de zihniyet yapısı olarak buna hazır değil. Sınıfsal yapıları da buna uygun değildir. Çözüme güçleri yetmeyebilir. Benim çözüm tarzım 21.Yüzyıl çözümüdür. Bunu tarihe not düşüyorum. Demokratik Cumhuriyet tezini savunuyorum. Biz burada T.C. Anayasası, Meclisi ve ordusunu tartışmıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığını anayasal üst kimlik olarak kabul ediyoruz. Alt kültürel kimliklerinin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Bu konuda Baskın Oran’ın görüşleri dikkat çekicidir. Bizim görüşlerimizle örtüşmektedir. Ben halka demokratik konfederalizmi öneriyorum.
((Demokratik Konfederalizm teziniz devlet yapılanması olarak algılanıyor.))
-Hiç alakası yok. Ben kesinlikle bir devlet yapılanmasını kastetmiyorum. Çekindiğim için değil demokratik konfederalizmi Türkiye halkına bir çözüm olacağına inandığım için geliştirdim. Demokratik konfederalizm, bir devlet yapılanması değildir. Ekonomik, kültürel, sosyal ve çevresel, mesleki vb. unsurların söylem tarzı, ifade biçimi olarak demokratik şekilde yapılanması ve örgütlenmesidir. Burada yüzlerce birimin bir aradanlığını, örgütlülüğünü tartışıyorum. Örneğin kadın örgütlenmesi, çevre birimleri, gençlik hatta köy dernekleri her konudaki yüzlerce örgütlenme ve bunların işbirliği yapması dahil edilebilir. Burada kastettiğim sivil toplum örgütlerinin birlikteliği ve aktifliğidir. AB süreci de buna uygun bir zemin oluşturmaktadır. AB süreci bu açıdan çok önemlidir. Avukatların da bu sürece aktif bir şekilde müdahil olmaları gerekir. Bu projem sadece Kürtler için değil, bütün Ortadoğu halkları içindir. Benim Sosyalizm anlayışım da bellidir. Sovyet tipi Reel Sosyalizm iflas etmiştir. Reel Sosyalizmin bir çeşit Rus milliyetçiliği olduğu ortaya çıkmıştır. Türk Solu da ne yazık ki bir çözüm üretemiyor. Bu az gelişmiş ülkelere has bir durumdur. Az gelişmiş ülkelerde dar bir milliyetçilik anlayışı hakimdir. Bizim çözüm anlayışımız dar değil kapsamlı ve 21. Yüzyıl ruhuna hitap eden bir anlayıştır.
((Susurluktaki çeteyi bir trafik kazası ortaya çıkardı. Şemdinli’deki çeteyi halkın kahramanca tutumu ortaya çıkardı. AKP’nin ordu içindeki bir kesimi tasfiye etme ihtimali ortaya çıkıyor deniliyor.))
-Şemdinli halkının tutumunu önemsiyorum. Bir kez daha Kürt halkı tavrını demokrasiden yana ortaya koymuştur. Kimin şiddetten, çözümsüzlükten yana kimin de demokrasi, barış ve çözümden yana olduğu bu vesileyle açıkça ortaya çıkmıştır. Burada önemli olan husus, altını çizerek söylüyorum; Kürt halkı devlete yönelmemiş, saldırmamıştır. Halk o psikoloji içinde galeyana gelerek devlet kurumlarına yönelebilirdi fakat şiddete değil demokrasiye yönelmiştir. Tepkisini devlete değil, savaş ve çözümsüzlük isteyen çetelere karşı ortaya koymuştur. Halk çeteyi linç edebilirdi ama bunu yapmamış, yakalayıp adli makamlara teslim etmiş, tepkisini demokratik bir seviyede tutmuştur. İşte demokratik toplum, tavrını bu şekilde ortaya koyar. Şemdinli olayı göstermiştir ki, devlet içindeki çeteler sadece Kürt halkına yönelmemiştir, devlet kurumlarına da yönelmiştir. Gazeteden okuduğuma göre Silopi Savcılığı’na da bomba atmışlar. Bu çeteler bize, devlete, herkese zarar veriyor. Bu olay vesilesiyle ordu içindeki bir kesimin tasfiye edileceği kesin ama bunun ne dereceye kadar ve nereye varacağı belli değildir. Şemdinli, Yüksekova ve Hakkari halkını kutluyorum. Bu tavır bütün topluma demokratik örnek bir duruştur. Bu nedenle bütün Kürt halkının, Şemdinli halkının bu demokratik tavır ve yöntemini sahiplenmesini diliyorum. Bu konuda Türkiye aydınlarının ve kamuoyunun duyarlı olup tavırlarını ortaya koyması gerekmektedir.
((Sizinle avukatlarınız arasında ve aile ile görüştürülmemeniz halkta ciddi tedirginliklere neden oluyor. Halk da bu tedirginliğini zaman zaman şiddet de dahil reaksiyonlar gösteriyor. Bu konuda şiddetin engellenmesi için bir mesajınız olacak mı?))
-Bana uygulanan tecrit açık ki toplumda tedirginliği artıracaktır. Halk tavrını demokratik şekilde ortaya koymalıdır. Anayasa, AB uyum yasaları halka demokratik ve yasal tepkide bulunma hakkını vermektedir. Halk bu hakkını kullanmalıdır. Şiddeti tasvip etmiyorum.
((Demokratik Toplum Partisi yetersizliklere rağmen Kongresini gerçekleştirdi. Geleceğe ilişkin olarak Kürt sorununun çözümünde bir umut yarattı.))
-Bildiğim kadarıyla DTP kuruluşunu tamamlamıştır. DTP’nin kurulması önemlidir, DTP’yi daha önce kutlamıştım, tekrar kutluyorum, başarılar diliyorum. Ancak benim talimat ve insiyatifimle kurulmuş bir parti değildir, herkesin gördüğü gibi tamamen halkın iradesiyle tabandan seçimle kurulmuştur. Her kesimle diyaloğa geçmeli, perspektifini geniş tutmalı, dar bir çerçeve içinde hareket etmemelidir. Herkes gibi onlar da benim görüşlerimden yararlanabilirler, devlet de hükümet de diğer kurumlar da görüşlerimden istifade edebilirler. Birer derviş gibi zikredercesine yirmi dört saat çalışmayı önlerine koymalıdırlar, öyle sadece parlamentoya üç-beş milletvekilli sokmak anlayışıyla hareket etmemelidirler. Ben sadece kendi görüşümü ifade ediyorum ama sonuçta onlar kendi kararlarını verirler. Daha önce Leylalara mektup yazmıştım, ulaştı mı bilmiyorum. Demokratik çözüm konusunda görüşlerimi herkese ifade ediyorum. Hatta geçtiğimiz hafta Mudanya’dan gelen bir savcıya da bu konudaki görüşlerimi söylemiştim.
((Savcı ne zaman geldi ne kadar süre ve hangi konuda görüştünüz?))
-Geçen hafta geldi birbuçuk saat kadar görüştük. Savcı söylediklerimin hepsini zapta geçirdi. Savcının tavrı olumluydu. Kongre-gel ve Zübeyir Aydar ile bir ilişkim olup olmadığını, onları yönlendirip yönlendirmediğime ilişkin sorular sordu. Ben de durumumun açıkça ortada olduğunu, bu tecrit koşullarında böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını belirttim. Zübeyir Aydar ve parti lehine ve aleyhine bir şey söyleyecek durumda olmadığımı dile getirdim. Bu kurumların kendi bağımsız karar mekanizmaları içinde hareket ettiklerini, kendi insiyatifleriyle başka örgütlenmelere de gidebileceklerini, benim buradan onları yönlendirmemin söz konusu olamayacağını söyledim. Türkiye’nin üzerine oynanan oyunlara, yaratılmak istenen Türk-Kürt çatışmasının önüne geçmek için harcamış olduğumuz bunca emeğe rağmen halen benim çözümün önünde engel olarak gösteriliyor olmamı yine Demokratik konfederalizme ilişkin görüşlerimi savcıya da net bir şekilde söyledim. Kim çözümün önünde engel oluşturuyor? Halkımıza önerim demokratik çözümde ısrar etmeleridir. Bütün insanlarımızın Kürtçe eğitim hakkı başta olmak üzere bütün kültürel hakları için seferberlik içinde olmalıdırlar. Geçmişte annelerimizin ve gençlerin neler başardığı görüldü. Demokratik çerçevede halkımız daha yoğun bir çaba ve eylemlilik içinde olmalıdır. Zaten Kürtçe eğitim hakkına Lozan anlaşması engel değildir hatta imkan da tanıyor. Anadilleri Kürtçe ile eğitim göremediklerinden Kadınlarımız ve çocuklarımızın durumu ortadadır, eğitimsiz kalmışlardır. Hem anadilde hem de Türkçe eğitim görebilmelidirler. Türkçe düşmanlığı bizde yoktur, onu da öğrenmeleri gerekiyor. Halkımız bu talepleri için şiddete başvurmadan demokratik yöntemlerle her hafta eylemsellikler geliştirebilmelidirler. Her şeyi devletten beklemeyeceğiz, devlet ilk başta belki bu imkanları sağlayamaz. Bizlerin bu boşluğu ana sınıflardan başlayarak doldurmamız gerekir. Israrlı demokratik çabalarla kademe kademe diğer eğitim alanlarına kadar yaygınlaşır.
((Kostas Smithis’in yeni bir kitabı çıktı sizinle ilgili bölümleri var, basına da yansıdı.))
-Biliyorum. (Kızarak) Tam bir ikiyüzlü politikadır. Bu açıklamaları çok çirkincedir. Bu konuda şimdilik fazla bir şey söylemeyeceğim. Fakat yeniden adil ve bağımsız bir yargılanma yolu açılırsa kafamda çizdiğim savunma taslağında bu konuya da değineceğim. Bu savunmayı çok geniş bir şekilde kafamda tasarladım ve olgunlaştırdım. Bu savunmamın filozofik bir yönü de vardır. Bookchin, Wallerstein, Durhkeim gibi filozoflardan yararlanıyorum ama bunların derlemesi değildir. Bunların düşüncelerini de aşan, bana özgü, çağa yanıt olabilecek, sadece Kürtlere ilişkin değil, bütün dünya halklarına yönelik bir projedir. 21. Yüzyıla hitap ediyor. Bununla ilgili olarak sizden her biri üç yüz sayfa olan beş defter toplam bin beş yüz sayfa istemeyi düşünüyorum.
((Güney’deki oluşuma ilişkin ilkel-milliyetçi söyleminiz bazı kesimlerce eleştirilmektedir. Bir de Mustafa Kemal’e ilişkin olarak yaptığınız değerlendirmeler için ‘Kemalizm şerbet yapılıp bir Kürt tarafından Kürtlere içirtildi’ diyenler de var.))
-(Gülerek ve kızarak adeta kimlerin söylediğini bilircesine ve sanki onlarla konuşurcasına) Benim Kemalist olduğumu iddia edenler, kendileri 1930’lu 40’lı yılların Hitler ve Musollini anlayışını temsil edenlerdir. Kapitalist milliyetçi çizgiyi dayatanlardır ya da Stalin’in dar sınıf anlayışını temsil edenlerdir. Mustafa Kemal bir olgudur. Mustafa Kemal’i çözmeden Türkiye’de hiçbir sorunu çözemeyiz. Mustafa Kemal’in 1920’lerde emperyalizme karşı vermiş olduğu mücadeleyi kendi etnik kimliğinden bağımsız olarak değerlendiriyorum. Dünya halklarına örnek bir mücadeleydi. Deniz Baykal, Mustafa Kemal’i anlamadığı ve doğru yorumlamadığı için CHP erimektedir. Baykal’ın ana muhalefet olarak çözüme katkı sunması gerekirken bu tutumu ile çözüme engel olmaktadır. Mustafa Kemal’in 1920’li yıllarda oynadığı rolü 2000’li yıllarda oynayacak bir “Kürt” Mustafa Kemal’e ihtiyaç vardır. Kemalizmin güncelleştirilmesi önemli bir ihtiyaçtır.
Güney’e ilişkin olarak da Talabani ve Barzani’nin yapmış olduğu açıklamaları basından okudum. Olumlu yönleri de olumsuz yönleri de vardır. Irak’taki federal yapı ne bölgesel ne de coğrafi federasyondur, etnisiteye dayalıdır. Bizim çözümümüz ise demokratik konfederalizmdir. (Görevliler görüşme süresinin dolduğunu ikaz etti) ((Bir İsteğiniz var mı?))
-Bana elbise getirmeyin. Bu elbiseler bana yeterlidir. Sadece diş fırçası, diş macunu, kepeğe karşı etkili bir şampuan, Birikim, Doğu-Batı ve daha önce gönderdiğiniz dergi ve kitaplardan gönderebilirsiniz. Tüm dostlara selamlar. Özellikle cezaevlerindeki yoldaşlarıma selamlarımı ilettin. Size de başarılar diliyorum.
((Biz de iyi günler diliyoruz.))
Mit folgendem Code, können Sie den Beitrag ganz bequem auf ihrer Homepage verlinken
Weitere Beiträge aus dem Forum DERSİM-ZAZA ARŞİVİ
Öcalan'la Görüşme ve Sümerler Konusu_Safa Kaçmaz - gepostet von dersim am Sonntag 12.04.2009
VILIKE_ÇIGDEM_KROKUS_(lat. Crocus, Mz. Krokusse) - gepostet von dersim am Samstag 26.05.2007
Tunceli'de Zarar Tespit Çalismalarina Dair_Hüseyin AYGÜN - gepostet von dersim am Sonntag 17.06.2007
KHULÊ 70 ê SERRU : 70 YILLIK YARA - gepostet von dersim am Dienstag 28.10.2008
MUNZUR VADİSİ: TÜM İNSANLIĞIN ORTAK KÜLTÜREL MİRASIDIR - gepostet von dersim am Montag 16.06.2008
ZONÊ MA ZAZAKİ : DİLİMİZ ZAZACA - gepostet von dersim am Sonntag 17.08.2008
Ähnliche Beiträge wie "GÖRÜŞME NOTLARI-2005_ 05.01.2005"
Diesel Wood - gepostet von Fighterwood am Samstag 03.06.2006
