Verfügbare Informationen zu "ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ"

Alle Beiträge und Antworten zu "ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ"

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ


öcalan`dan itiraflar...(I)

Asli Gibidir(belge) HADEP'in faaliyetlerinde ve icraatlarında söz sahibi oldukları doğrudur. Yurtdışındaki ve özellikle Romanya'da ki eğitim çalışmalarını Mehmet Hoca Kod CEVAT SOYSAL yürütmüştür. MEHMET HOCA Kod CEVAT SOYSAL benimle telefonla irtibat kurarak görüş ve talimatlarımı alıyordu.

[img]http://www.nasname.com/thumbnail.php?file=belge2_104000995.jpg&size=article_medium[/img]



ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ



A. KANADA
Bazı sempatizan gruplar var. Özellikle İran'dan giden Nüfus vardır. Küçük bir temsilciliğimiz bulunmaktadır.

B. ABD
Amerika bizi ve Türkmenleri ezdi. Barzani ve Talabani'yi devlet yapmaya çalışıyordu. Amerika 40 yıldır Kürtler üzerinde Barzani'yi yüceltmeye destek çıkıyor. Barzani ve Talabani beni kesinlikle istemiyorlardı. Bu konuda Suriye'de destekledi.

Irak'ta Başbakan Yardımcısı kanuna göre Kürt olur. Amerika yardımcıyı destekler ve öne çıkarır. Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kurulması bütün çevre ülkeleri etkiler. Amerika'nın Irak'ta Saddam'ı devirmesi için Kuveyt destek veriyor.

Benim buraya gelmemde Amerika çaba gösterdi ve Yunanistan'ın da bariz desteği vardır. Bu da Amerika ve Yunanistan'a Türkiye ile 50 yıl daha bunun politikasını yapma imkanı sağlayacaktır.

PKK olarak Amerika ile ilişkilerimizi geliştirmek için Akın (k) Kani Bulan tarafından teklifler ****ürüldü. Amerika bizim tekliflerimize ılımlı yaklaşmadı.

Amerika'dan Şam'a Senatör eşi bayan Portır 1996 yılı içerisinde geldi. Bizimle görüştü. Mesajlarımı kendisine ilettim ve Amerika'ya mesaj yolladım. İlişkileri geliştirmek istiyordum. Bu ikisinden mesaj gelmedi. Daha sonra bunlar K. Irak'a gittiler.
PKK'dan en uzak duran, mesafeli olan ülkedir. Ama üst düzeyde bir politik olay olarak değerlendirip bir politika çizgisi belirlemektedir.
Eski bir büyükelçi olarak Irak'ta çalışmış bir diplomat son günlerde benim yanıma geldi. Mesajlarımı anında ABD ve İngiltere'ye bildireceğini belirtti.

ABD'de Akın Derneği iyi işliyor. Ayrıca Kani'nin enformasyon bürosu var. ABD'deki kuruluşlar Kürt politikasında raporlar düzenlemek için çalışıyor. Ermeni Lobilerini çalıştırın dile çok uğraştık. Ancak olmadı. Yunanistan'la da bu konuda çok tartıştık.

Washington Anlaşması bu sefer çok ciddidir. 1992'deki uygulanmamış olabilir. Ancak bu sefer çok ciddidir. Anlaşma temelinde benim bertaraf edilmemdi. Çünkü PKK mirası ile boşluğu doldurma, böylelikle Türkiye'nin kızıp savaş açmasını önlemiş oluruz şeklinde bir politika izlenmiştir. ABD bununla aynı zamanda Türkiye'nin dayatmalarını göz önüne almıştır. Buna Türkiye'nin çıkarları ile ABD'nin stratejik çıkarları temelinde yaklaşılmıştır. ABD politikalarını Kürtlere yönelik olarak anlaşmayı kalıcı, köklü bir oluşum ile işler hale getirmek için kullanılacaktır.

C. KÜBA
Bir iki defa kültürel etkinliklere bir grup genç gönderdik. İlişki bu kadardır.

D. GÜNEY AMERİKA

15. TÜRKİYE

A. STRATEJİK HEDEFİ
B. SİYASİ İLİŞKİLER
(1) YASAL PARTİLER
(2) DİĞERLERİ
C. ÖRGÜTÜN TÜRKİYE İÇERİSİNDEKİ ASKERİ VE SİYASİ YAPILANMASI
D. METROPOL İLİŞKİLERİ
E. BAZI ÖNEMLİ KİŞİLER VE ŞAHSİ İLİŞKİLER

(1) SİYASİLER
1993'te gazeteci Hasan Cemal yanıma geldi. Bana İsmet Sezgin'den "üslubunu düzeltsin, hükümetin söylediklerini de fazla hesaba almasın" şeklindeki notunu getirdi.

Özal'ın ölümünden sonra Semra Hanım'a başsağlığı mesajı gönderdim. Sağlığında benim için söylediği "söyleyin ona yaptığın her şey yanlış değildir." Bu söz beni çok etkiledi.

(2) SANATÇILAR
Ahmet Kaya, Şivan Perver, Gülistan, Şahturna (bana MED TV'ye çıkmak istediğini ve yardımcı olması yolunda mektup yazmıştı). Bu sanatçılar programlara ücret almaksızın MED TV ve diğer etkinliklere katılarak örgüte katkı sağladılar.

(3) ZENGİN İŞ ADAMLARI
Tatlıses Turizmin İstanbul bağlantılı ve gönüllü yardımlarını gördük.
Toprak Holding (Halis Toprak)'in parasal yardımlarını zaman zaman gördük.
Batman'da petrol sendikaları iyi dosttur. Örgüte zaman zaman yardımları oldu.
Antalya'da da geniş yatırımlara giren Ceylan Holdingin bir çok yardım ve katkılarını gördük.

(4) EĞİTİMCİLER
Haluk Gerger bizi yani örgütü yazılarıyla desteklemektedir.
Doğu Ergil örgütü yazılarıyla ve bize yaklaşımlarıyla desteklemektedir.

(5) MEDYA GRUBU
- Yeni Ülke, Özgür Gündem gibi gazeteler istediğim çizgide olmasalar da destekleri fazladır.
- En son görüştüğüm Tayfun Talipoğlu bana dosttu. İtalya'da bana bunu belirtti.
- Ben Mehmet Ali Birand'ın yaklaşımlarını çok olumlu buluyordum. Türkiye'de yanıma gelmeye cesaret eden ilk gazeteciydi. Bekaa'ya geldi. Kendi görüş açısına göre yazardı.
- 1991'de Güneri Civaoğlu, Ramazan Öztürk ile yanıma geldi. İyi bir röportaj yaptık.
- İsmet İmset yanıma geldi. Hatta HADEP'ten aday olma çabaları oldu. MED TV'nin kuruluşunda yardımcı oldu. Şu an nerede olduğunu bilmiyorum.
- Hasan Cemal yanıma geldi. 1993'te Bekaa'da görüştüm. Devlet katında olup biteni bana aktardı. İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'den üslubuna dikkat etsin diye mesajını da getirdi. İsmet Sezgin o mesajında Türkiye sert konuşursa dikkate alma da demişti. Şam'da Türk televizyonlarını seyredebiliyordum.
- 1993 sürecinde Cengiz Çandar, İsmet İmset, M. Ali Birand, Güneri Civaoğlu bizle Türkiye arasında elçilik yapan gazetecilerdir.

(6) SOL ÖRGÜT LİDERLERİ

(7) KİŞİLER VE AŞİRETLER
- PKK'ya Türkiye içerisinde destek olanlar bellidir. Çoğu HADEP çatısı altında toplanmıştır. En büyük destek tabanımız üzerinde siyaset yapan HADEP'tir.
- Mardin'de başında Piling'in bulunduğu aşiretin ve Türk ailesinin destekleri vardı. Karşılıkların alıyorlardı.
- Botan'da Babatlar, Osman Demir (önceleri adam verme, erzak ikmali gibi yardımları var) gibi aşiretlerin yardımları çok olmuştur.
- Ben ilk çıktığımda bölgede çok etkili bir kişilik olan Yüksekovalı Cihangir Ağa'nın destekleri olmuştur.
- Bucak Aşiretinden dostlarımız vardır.
- Suruç'ta Kılıçların dostlukları vardır.
- Nusaybin'de 1994 yılı öncesi Belediye Başkanı bize dosttu. Daha sonra korkup Mersin'e kaçtı. Belediyede kadro verme yardımları olmuştur.
- Adıyaman'da Kavi'ler dosttur.
- Siirt'te Mamkuran aşireti dosttur.
- Bitlis'te bulunan Şeyh Muhyettin Mutlu 1992 yılında Mahsum Korkmaz Akademisi'nde yanıma geldi. Yanımda bulunan oğluna karşılık bana yardım teklifinde bulundu. Ben de oğlunu verdim ve yardımlarını gördüm.
- Batman'da Raman Aşireti ile dostluğumuz son zamanlarda gelişti.
- Diyarbakır Silvan'da Azizoğulları ile dostluğumuz çok iyidir. Ergani Hazro hattında Ensari'ler ve Aksu'ların zaman zaman yardımlarını gördük.
- Bingöl'de Bilginler (Şeyh Sait'in akrabalarıdır) ailesinin çok yardımlarını gördük.
- Elazığ Karakoçan'da Okçiyen Aşireti bolca yardımlarda bulundu. Palu'da Septioğullarının zaman zaman olumlu yardımlarını gördük, zaman zaman da ters düştük.
- Tunceli bölgesinde tüm ilçeleri ile her zaman yardımlar görmekteyiz.
- Ağrı'da Öztürk ailesinin, Ağrı Dağı eteklerinde Öztürk ailesinin yardımlarını görmekteyiz.
- Van'da Kartal'lardan Remzi Kartal başta olmak üzere yardımlarını gördük.
- Hakkari Yüksekova'da Cananlar, Buldanlar, Herkiler ile dostluklarımız iyidir.
- Malatya'da alevi kesimden söz etmek gerekir. Alevi kesimle genelde aramız iyidir. Kürecik ve
- Doğanşehir bölgelerinde yardım fazladır.
- Koçgiri'de Koçgiri Aşireti ile görüşmelerimiz iyidir.
- Bizim kitle potansiyelimizin HADEP'e yansıyan bölümü 1/4'tür. Gerisi gizli sempatizandır. 4-5 milyon civarında duygular civarında da olsa HADEP'in oy potansiyeli vardır.

(8) DERNEKLER
- Mezopotamya kültür derneğinin desteği büyüktür. Kültürümüzü yansıtmaktadır.
- İstanbul Kürt endüstrisi(İsmail Beşikçi)nin desteği olmuştur.

(9) DİĞERLERİ
- Genelkurmay başkanı Doğan Güreş'in kahvesine zehir katarak öldürme teşebbüsünde bulunan askere talimatı Avrupa'dan Cemal (K) Murat KARAYILAN verdirmiştir. Daha sonra bu asker bize katıldı ve Gaziantep yöresinde bir çatışmada öldü.
- Genelkurmaydan bir albay Avrupa'dan Şahin(K) ile 1997 yılı içerisinde, ayrıca Bursa cezaevindeki Sabri OK ile de görüşme yaptığını biliyorum. Bu albayın isminin Osman olduğunu hatırlayabiliyorum. Ancak soyadını tam olarak hatırlamıyorum. Aydın olabilir.

F. KARADENİZ VE AKDENİZ AÇILIM POLİTİKASI
Karadeniz'e açılımda amaç TİKKO, TDP, DHKP/c ve PKK'nin müşterek eylem kararı alınmasıyla bu bölgeye açılım yapıldı.

G. ÖRGÜTÜN YAN KURULUŞLARI, İTTİFAKLARI, SİVİL TOPLUM DERNEKLERİ İLE İLİŞKİLERİ
- Karadeniz bölgesinde DHKP-C ile bir anlaşmamız oldu. Bu anlaşma Avrupa'da yapıldı. Ancak yürümedi.
- Roma'da bulunduğum zaman Mehmet Yılmazer, Suat Bozkuş gibi sol örgütlere ait dergilerin temsilcileri ziyaretime geldi.

(9) BELEDİYE BAŞKANLARI
- Diyarbakır eski belediye başkanı Fuat Atalay bize yakındı.
- 1994 öncesi Lice belediye başkanı iyiydi.
- 1994 öncesi Dersim'in belediye başkanı aktif olmamakla birlikte yardımcı oluyordu.
- 1994 öncesi Siirt belediye başkanı Ekrem Bilek ile de dostluğumuz iyiydi.

16. FİNANS KAYNAKLARI
Örgütün mali kaynakları halktan toplanan bağışlardan oluşmaktadır. Avrupa'da yapılan küçük çaplı ticaret hareketleri başarılı olamamıştır. Avrupa'daki halk para kaynağının özünü teşkil etmektedir.

Suriye bankalarında örgüte ait para bulunmamaktadır. Bu ülkede bankalara güvenilmez.

PKK'nin uyuşturucu ticaretinden para sağladığı gerçek dışıdır. Uyuşturucu ticareti yapılmasını tamamen yasakladım. Sınırlarda kaçakçılardan vergi adı altında para alınmaktadır. Bunun haricinde İran/Makü bölgesinden uyuşturucu ticaretinin iyi para getirdiği bildirilmesine rağmen kabul etmedim. Eğer uyuşturucu ticareti yapıldığı konusunda bir bilgi olursa bu örgütü ortadan kaldırırım. Çünkü uyuşturucuya karşıyım. Buna rağmen başta kardeşim olmak üzere bazı kadroların İran, Zağros ve Romanya üzerinden Avrupa'ya uyuşturucu sevk ettiğini öğrendim. Bu işlerle uğraşmamalarını tembih ettim. Ancak belli bir noktada örgütü tam kontrol edemediğim aşikardır.

Avrupa'da toplanan paralar kuryeler vasıtasıyla İran ve Irak'taki örgüt mensuplarına aktarılıyor. Avrupa'dan yılda 30 milyon mark aidat toplanıyor. Avrupa-Suriye-Ortadoğu ve Türkiye'deki örgüt mensupları ile kendi kendilerini finanse edebiliyor.

1990'lı yıllarda Buldan'ların destekleri oldu. Urfa'lı İnci Babanın aldığı ihalelerden % 3 vergi verme konusu vardı. Bunun alınıp alınmadığını bilmiyorum. Yüksekova'da Cihangir ağa, Mardin'de Ahmet Türk ve ailesi yardımda bulunuyorlardı. Ayrıca Lice'li Behçet Cantürk ve ailesi, Ceylan Holding, Halis Toprak ve ailesi, Rıza Septi isimli şahıslarda yardımlarda bulunuyorlardı.

Özellikle K. Irak'ta lojistikle uğraşanlar parayı gördükleri zaman kaçtılar. Kaçanlar hemen hemen yüz binlerce dolar parayı beraberinde ****ürdüler. Paris'te bir dostumuz bizi 500.000 mark dolandırdı.

Kafkaslardan Nahçıvan, Azerbaycan, Ermenistan'dan silah satın alındı. Ancak alınan malzemelerin büyük bir kısmı bozuk çıktı. Bu ülkelerde bizi dolandırdılar.

Finans kaynağı sağlamak amacıyla Bakû'daki Kadir (K) isimli bir arkadaş uyuşturucu ticaretinin burada yaygın olduğunu ve çok iyi para getirdiğini söyledi. Ben bunu kesinlikle yasakladım. Ancak gruplar gümrük adı altında kaçakçılar ve tüccarlardan para topluyorlardı.
Son dönemlerde evimde bulunan kasadan 20 milyon dolar vardı. Bunun büyük bir kısmını K. Irak'a gönderdim. En son olarak kasada 2.250.000 dolar bulunuyordu. Bu arayı Delil(K)'e bıraktım. Oradan ayrıldıktan sonra ihtiyaçlarım Avrupa'da bulunan örgütlerin bütçelerinden karşılandı. Eyaletlerden Dersim, Erzurum, Diyarbakır, Mardin kendini finanse ediyor Botan çok masraflıdır. Yıllık 2 milyon dolar harcanıyor. Zağros kendini finanse ediyor. Gümrük vergisi alınıyor. Behdinan yılda 5 milyon dolar harcıyor. Soran'ın yıllık 5 milyon dolar gideri vardır.

Para kaynağının büyük bir bölümü halktır. Lecolar'dan bir miktar para geliyor. küçük çaplı iş yerlerimiz var. Fabrika ve banka düzeyine ulaşabilecek bir kurumlaşmayı yakalayamadık. Küçük çaplı işyerleri ile yetindik. Bunlar dükkan, lokanta gibi yerlerdir. Dış devletlerden fazla bir mali yardım görmüyoruz. İsviçre'de büyük işyerleri (fabrika) ve banka açma çalışmaları yapıldı, ancak başarılamadı.
Uyuşturucu ticaretini ben kesinlikle yasakladım. yapılıyorsa benim bilgim dışında yapılmıştır. Ben Baybaşin'i şahsen tanırım. Ama uyuşturucu işinden dolayı tanımam. Uyuşturucudan elde ettiği büyük bir mali gücü bulunmaktadır.

Halkın bize bir inancı doğmuştur. Herkesten gücüne göre bağış veya vergi adı altında para toplanmaktadır.
Uyuşturucunun Türkiye'deki en önemli merkezi Van'dır. 20 yıl önce Kulp, Lice bölgeleriydi. Şimdilerde Yüksekova'nın yeri de önemlidir. Yüksekova'nın denetimi Buldan'lardadır.

Benim nazarımda Zağros önemlidir. Burada ticaret çok belirleyicidir. Üçgendedir. Manevra özelliği verir. Hangi devlet saldırırsa diğer tarafa geçerdik. Bu bölge kaçakçılığın da merkezidir. Burada bulunan sorumlu devletlerle, kaçakçılarla ve ticaret yapanlarla ilgisi ve irtibatı vardır.

Zağros eyaletinin yağlı, ballı olması ticaretidir. Araziyi, parayı sorumlular ve görevliler tatlı bularak büyümüşler ve bana kafa tutmaya itmiştir. Necdet Buldan bize yardımcı olmuştur.

Örgüt içerisinde oluşan rant çetesinin varlığı mevcuttur. Üzerine gitmek için çok uğraştım. Tam anlamıyla başaramadım. Eğer Suriye'den çıkmam söz konusu olmasıydı üzerine gidecektim.

17. ÖRGÜTÜN ALT YAPILANMASI

18. DHP., İSLAMİ HAREKETLERİ HAKKINDA BİLDİKLERİN NEDİR?
Dev-Sol'dan Bedri Yağan ile 1992 yılında Lübnan'da ilişki kurduk. İttifak olma yolunda görüşmelerde bulunduk. Aksi bir durum ortaya çıktı. Anlaşamadık. Sol içerisinde bize aşırı tepki duydular. Bizim yardımımız ile bir kamp kurdular. Kampa çok büyükçe sloganlar yazınca karşı çıktık, ilişkiler bunun üzerine koptu.

1996 yılında TİKB, TDP ve KIVILCIM ile bir platforma girdik. Ortak kararlar aldık. Birleşik Devrimci Cephesini kurduk.
Avrupa'daki sol örgütlerle aramızda Güç Birliği anlaşması bulunmaktadır. Bu anlaşma Brüksel'de Kani ve Şahin'in katılımı ile yapılmıştır. Karşıdan ise Mehmet Yılmazer, Suat Bozkuş, Fehmi Erbaş(DHP) gibi kişiler katılmıştır.

Yasal platformda 1995 yılında sol blok ile seçimlere girildi. bu seçimlerde de özellikle ÖDP ile bir çalışma var. Ancak gerektiği gibi gelişmedi.

TDP'nin bir grubu bizim tarafımızdan eğitildi. Ancak Kuzeye doğru giderlerken öldüler. bunlar Lübnan'da bizimle birlikte idiler.
HDÖ isimli örgütün Avrupa'da 4-5 kişilik bir oluşumu 2 yıl önce bizim tarafımızdan eğitildi. Daha sonra gittiler. Şu anda da ne olduğunu bilmiyorum.

19. ÖRGÜTÜN YAPTIĞI İNFAZLAR NELERDİR?
İsveç'te Mahmut Baksi isimli yazarın kardeşi Doktor Lamia Baksi yanıma geldi. Ülke içerisinde faaliyet göstermek için gönderdik. Bu bize Avrupa'dan ilk katılımdı. Bu kıs Erdal (K) Mustafa Yöndem ile duygusal ilişkiye girmiş. Bunu çekemiyorlar ve Lamia'ya kulp taktılar. Daha sonra bu kız grup sorumlusu Kör Cemal tarafından yargılanıp öldürülmüş olduğunu öğrendim.

Şahin Baliç'in öldürülmesi emrini ben verdim. Ülkede sıradan halktan çok kişiyi kampta da bir çok kadroyu öldürdü. Ayrıca benim köylüm olan Hasan Aktaş'ı kampta öldürdü. Bunu eğitim esnasında kasayla oldu dedi. Ancak yaptığımız araştırmada bunun kaza olamayacağını, kasten yapılmış olduğunu anlayınca hemen öldürülmesi emrini verdim.

1992 Güney savaşında (Çelik Harekatı) 18 yaralı kadro Cuma'nın talimatı, grup sorumlusu Cemal'in ses çıkartmaması sonucu Adnan(K) tarafından ele geçmelerini engellemek üzere öldürülmüştür.

20. YAKALANMANIZIN SONUCUNDA ÖRGÜT İÇERİSİNDE DAĞILMAYA NEDEN OLUP OLMAYACAĞI KONUSUNU AÇIKLAYINIZ?
Dağılma olacağını sanmıyorum. Dağılmayı beklemeden ziyade "siyasi Çözüm" ile "Dönüştürme" politikaları izlenebilir. Siyasi çözüm olarak kültür, Kürtçe eğitim yapan okulların kurulması, Kürt kimliğinin tanınması önemlidir.
Benden sonra örgüt içerisinde kolektif bir yönetim olur. İçlerinden birinin sivrilip lider olacağını sanmıyorum. Herhalde yine bana bağlı kalırlar. Cuma (K) Cemil Bayık'ın lider olabileceği konusunda spekülasyonlar yapılıyor. Mustafa Karasu kendisini geliştiremedi. Parmaksız Zeki (K) Şemdin Sakık örgüt içerisinde kalsaydı PKK Vejin'e kayacaktı. PKK'dan kim koparsa kopsun tek başına gider. Arkasından kimse gitmez. Ben son iki yıldır örgütle Türkiye arsında ilişkiyi işledim. Örgütte şu anda bu zihniyet bulunmaktadır.

21. 1986 YILINDA İSVEÇ DEVLET BAŞKANI OLEF PALME'NİN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI İLE İLGİLİ DİYECEKLERİNİZ?
Olef Palme'yi PKK öldürmedi. Hatta bu olayı duyunca bir bildiri ile PKK'nın olayı şiddetle kınadığının bildirilmesi talimatını verdim.

22. PKK'NİN SİLAH KAYNAKLARI NELERDİR?
Silahlar Körfez Savaşı sonrasında Irak'ta meydana gelen pazarlardan sağlanıyor. Körfez Savaşı hemen öncesinde Irak yönetiminden hediye olarak çok az miktarda silah yardımı aldık. Körfez Savaşı sonrası ise silah kaynağı oluşan pazarlar ile Türkiye'ye gelen peşmergelerdir.
SAM-6/SAM-7 Füzeleri 1990'dan sonra Körfez savaşında alındı. Diğer füzeler Yunanistan aracılığı ile (Sterella) alındı. Füzeler gemilerle tüccar malı içerisinde Körfez üzerinden K. Irak'a getiriliyordu. Sırbistan'da Strella (Kosova-Bosna) eğitim kampları var. 20 adet Strella alındığını biliyorum. SAM-6 ve SAM-7 füzeleri sağlıklı kullanılamadı. Strella'ların tanesi 18.000 dolar karşılığında satın alındı.

23. GENEL KURMAY BAŞKANLIĞINDA BİR ALBAY İLE İLİŞKİNİZ OLDUĞU HUSUSUNDA BİLGİLER HAKKINDA DİYECEKLERİNİZ NELERDİR?
Avrupa sorumlusu Kani Yılmaz bu kişi ile irtibat kuruyordu. Şu anda bu albayın ismini hatırlayamıyorum. Ancak ilerde hatırladığım zaman ismini bildireceğim. Ben bu albaya Eylül ayında ilan edilen ateşkes ile ilgili hususların genelkurmay başkanlığında ele alınmasını sağlaması konusunda haber gönderdim. Ancak ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum.

24. ÖRGÜTÜN HATAY BÖLGESİNDE SON DÖNEMDE VERDİĞİ ÖNEMİN NEDENİNİ ANLATINIZ?
Hatay'a ağırlık vermemizin nedeni buradan Malatya ve Elazığ bölgelerine kolay açılım yapma isteğidir. Bunun için Parmaksız Zeki (K) Şemdin Sakık bana teklifte bulundu, diğer alanların tamamını bildiğini yeni alana açılım yapmak istediğini söyledi. Daha sonra Hatay alanına faaliyet için bu bölgeye gittiler. Bu bölgede Acilciler örgütü vardır. Kürt nüfus yoktur. Acilciler örgütü bu alana açılım yapmamıza rağmen bize yardımı olmadı. Bu alana açılım yapmamızda Suriye'nin herhangi bir etkisi yoktur.

26. YAJK HAKKINDA DİYECEKLERİNİZ NELERDİR?
Kadın örgütlenmesini erkek feodalizminden kurtarmak, güçlü bir kadın yaratmak istediğim için oluşturdum. Bol bol tartışmalarını istedim. Sorumlusu Sakine(K) Fatma Altın(Batmanlı) ve Helin(K) idi. 6. kongrede değiştirilmişler. Yerlerine Fatma(K) ve Karakoçanlı Sakine (K) Fatma Gönül Tepe getirilmiş. Ayrıca bu örgütlerden Sara(K) Sakine Polat da hatırladığım isimler arasındadır.
Görevden alınan Sakine Avrupa'dadır. Fransa tarafından kendisine pasaport verilmiştir. Kapalıdır. Duygu ve düşüncelerinde partiye bağlıdır.

YAJK içerisinde 1.500 civarında eleman mevcuttur. İntihar eylemlerinde neden kadın olduğu, bu tür eylemlere karşı olduğum kendi bireysel düşünceleri ile bölgelerde eğitim alıp eylemi gerçekleştirdiklerini düşünüyorum. Askeri çizgi öğrenmelerini her zaman söyledim Sivilleri öldürmek askeri değildir. Tasvip etmedim. Şahısların metropollerdeki eylemleri için eğitim görüp (Yunanistan'da) eğitimlerin halen devam etmektedir.

27. ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ ARASINDAKİ YAPILANMAYI AÇIKLAYINIZ?
Üniversite kesimindeki grupların yurtsever gençlik adı altında bir dergi çatısında toplanmaları var ben onlara dernekleşin talimatını verdim. Dağ kadrosuna katılımlar kendi hür iradeleri ile olmaktadır. Bunlar bizim için çok önemlidir. Dağda bulunan geri köylülük yapısını, düzeyini aşmak için okuyan gençliği dağ kadrosuna istiyordum. 1998'deki Romanya'da Bükreş'te eğitim gören 5-6 kişilik öğrenci grubuyla görüştüm. Üniversitelerde örgütlenme çalışmalarına ağırlık vermelerini istedim. YCK(Yurtsever Gençlik Birliği) faaliyetlerine ağırlık vermelerini istedim. Bizde bulunan köylü kesiminin aydınlatılması ve siyasi alanda yetişmesi için üniversite gençliğinde katılımları büyük önem arz etmektedir.

28. ŞAM'DA TÜRK ASKERİ ATEŞE İLE KARŞILAŞTINIZ MI?
Şam'da kaldığım binada Türk ataşesi ile bir gün tarihini hatırlamıyorum asansörün içerisinde karşılaştık. Yanında küçük kızı vardı. Benim yanımda korumam vardı. Aslında diyalog kurmak istiyordum. Ancak El muhaberattan çekindiğim için konuşamadım.

21 Şubat 1999

İfadeyi Alan Hazır Bulunan İfadeyi Veren
İstihbarat İstihbarat Abdullah Öcalan
Sorgu Amiri Sorgu Subayı Sanık
Ali Fırat ve APO(K)


oOo



"GİZLİ"

T.C
İçişleri Bakanlığı
Jandarma Genel Komutanlığı
ANKARA

TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN'IN 16-21 ŞUBAT TARİHLERİ ARASINDA ALINAN İFADESİNE İLİŞKİN TUTANAK

(İfade tutanağı Teröristbaşı A.Öcalan
tarafından imzalanmıştır)

"GİZLİ"



DGM SAVCILIĞI TARAFINDAN ALINAN İFADE

ÖCALAN’IN SANIK İFADE TUTANAĞI

SANIK: ABDULLAH ÖCALAN Ömer ve Üveyş oğlu 1949 doğumlu, Halfeti ilçesi, Ömerli köyü. nüfusuna kayıtlı olup, silahlı çete PKK'nın başı,
SORULDU -Türkiye toprakları üzerinde müstakil bir Kürdistan devleti kurmak için silahlı eylemlerde bulunan PKK örgütünün eylemleri sonucunda 30.000 küsür güvenlik görevlisi ve sivil insanın öldüğü, bu ölümlere kurucusu olduğunuz örgüt militanlarına çeşitli kanallardan talimat vererek sebep olduğunuz anlaşılmıştır.

CEVAP - PKK örgütünün kurucusu olduğum doğrudur. Yine bu örgütün önderliğini yaptığım, benim önderliğimde Türkiye toprakları üzerinde silahlı bir mücadele başlattığımda doğrudur. Başlangıçta gerçekten Kürdistan devleti kurmak gibi bir kavramımızda vardı. Bu da doğrudur, ancak gelişen süreç içerisinde müstakil bir Kürt devleti kurmak değil de Kürtlerin de Cumhuriyetin kuruluşunda rol almış bir halk olarak özgür olduğun bir ortam içerisinde birleştirilmesi sonucuna vardım. Bu temelde ekonomik, sosyal ve siyasal ve kültürel özgürlüğünü elde etmiş olarak bir arada yaşayabileceği sonucuna vardım. Yakma eylemleri ile ilgili olarak kendini yakanlara ben kızıyorum öfke duyuyorum bunu terk etmelerini önemle vurguluyorum,

SORULDU -Yakılacak bir şey varsa o kutsal canınız değil yakılması gereken kişiler ve kurumlardır demişiniz bu konuşmayı MED televizyonunun 13. 12. 1998 günü yaptığı programda yapmışsınız. Bu konuşmanızın arkasından Van ilinde Hamidiye KAPAN isimli PKK militanı Van orduevinden geçmekte olan ve il jandarma asayiş komutanlığı personelini taşıyan askeri servis aracına intihar türü saldırı düzenlemiş 14 asker ve 10 vatandaş yaralanmış 1 vatandaşımızda ölmüştür. Şimdi kendinizi yakmayın sizi yakanları yakın demeniz özgürlük temelinde bir arada yaşama düşüncenize aykırı değil midir.

CEVAP - Benim MED Televizyonunda yakmayın sizi yakanları yakın dediğim doğrudur bu konuşmada bana aittir. Bu konuşmamın özgürlük temelinde bir arada yaşama düşüncesine de aykırı olduğunun farkındayım ama ağır bir ortam içerisindeyim ve konuşmamda kastettiğimde Türk Güvenlik Kuvvetlerine saldırı eylemi düzenlenmesi değildir. Nitekim bu eylemi düzenleyen mahalli sorumlular ile görüştüm. Bu kabil eylemlerin yapılmamasını istedim. Bu talimatımı yani Türk Güvenlik Birimlerine saldırı düzenlenmesi talimatını Hakkari ilinde olan kadın bölge sorumlumuz Pelçin Koda verdim. Pelçin kodun açık kimliğini gerçekten bilmiyorum dedi. Ayrıca ben bu konuda intihar eylemlerine girişmeyin diye genel bir talimatta verdim dedi.

SORULDU - Hamdiye KAPAN'ın Van orduevinde yaptığı saldırıdan sonra örgütün bölge kadın sorumlusu Pelçin Kodla konuştuğunuzu ve bir daha bu şekilde Türk Güvenlik Birimlerine saldırı yapılmaması talimatını verdiğinizi söylüyorsunuz ancak bu tarihten sonra 25.12.1998 günü yine MED televizyonunda yaptığınız bir konuşmada "Bu işler böyle gelişir ve onlar Türkiye metropollerinde olacaktır, ben böyle sivil insanlara zarar gelmesin diye canına bağlayıp bir işgal sürüsü ortamında patlatana yarın onu duyarsız ve faşist hükümetleri destekleyen Türklerin ortasında patlatacaklar bu böyledir ve yüzlerce de patlatılacaktır dediğiniz ve bu konuşmanın arkasından 15.01.1999 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğünce Yücel LİKBAY sahte kimlikli Adem LİKBAY ve Zeki BİLİCİ sahte kimlikli şahısların yakaladığı şahısların yapılan sorgulamalarında yine bu tür intihar eylemlerini gerçekleştirmede kullanacakları 8 adet fabrikasyon yapımı TNT kalıbı, ayrıca 3 adet el yapımı TNT, 6 adet TG-7 anti personel roket mermilerinde kullanılan patlayıcı bloğu yakalandığı anlaşılmıştır.

CEVAP - 25.12.1998 günlü MED televizyonu programında şimdi bana okuduğunuz konuşmayı yaptım bu doğrudur. İtalya'da yakalanmamdan sonra ortam bizi çok bunalttı, bizi çiğ çiğ yiyeceklerine dair haber aldım. Bu konuşmamı duygusallıkla yaptım, ama bu konuşmamdan sonra ayrıca böyle bir eylem yapın diye talimat vermiş değilim.

SORULDU- 18.06.1996 günlü Panel programında önümüzdeki aylar sıcak geçebilir, öz savunmalarını evlerinde mahallelerinde köylerinde yapmalarını diliyorum. Bu ara korucuların çok dikkatli olmalarını söylüyorum..... Onlara yönelik bir af çağrımız vardı. İlişkilerini geliştirirlerse bizimle onları olduğu gibi Güneye de çekeriz ve gerilla savaşı saflarına da alırız. Hiç çekinmelerine de gerek yoktur. Ayrıyeten savaşta da üzerimize gelmezlerse onları hedeflemek gibi durumumuz olmayacaktır, en azından ateş etmezlerse bizde kendilerine yönelmeyeceğiz ama çok azılı olan ısrarlı üzerimize gelenlerinde, bu halk içinde asla yerinin olmayacağını bilmeleri gerektiğini vurguluyorum dediğiniz bu konuşmanızdan sonra koruculara yönelik saldırıların arttığı mesela 08.11.1996 günü Hakkari Çukurca'da militanlarınızın yaptığı saldırı sonucu 12 geçici köy korucusunun şehit olduğu bunlarla birlikte 5 vatandaşımızın da hayatını kaybettiği 9 geçici köy korucusunun yaralandığı anlaşılmıştır.

CEVAP- Korucular üzerimize en çok gelen bir gruptur. Bana okuduğunuz konuşmayı Panel programında yaptığım doğrudur. Konuşmamda da üzerimize gelmedikleri taktirde onlara saldırmayacağımızı belirtmiştim. Onlar bize saldırdıkları için korucular hedef alınmıştır dedi.

SORULDU- Saldırı olduğu taktirde koruculara saldırılacağını söylüyorsunuz ancak olayımızda korucuların size tevcih edilmiş bir saldırısı yoktur. Normal vatandaşlarla birlikte minibüse binmişlerdir, muhtemelen köylerine gitmektedirler.

CEVAP- PKK'nın şiddet anlayışında şimdi bahsettiğimiz olay gibi sivil vatandaşlara doğrudan yapılan saldırılarda çok olmuştur Bilhassa 1987 yılından sonra bu yoğunlaşmıştır. Ben bu saldırıları tasvip etmiyorum yarı çete anlayışıdır önüne geçmek için büyük mücadele verdim ancak başarılı olamadım.

SORULDU- 17.04.1998 günü panel programında kasap et derdinde koyun kendi derdinde şimdi bizim turist hedeftir değildir demeyeceğim ama şüphesiz Türkiye'de bir savaş var özel turist hedefleri diye bir hedef yok ama ekonomide bir hedeftir tabii bu arada Turist ekonomisi de hedeftir eğer işler daha da kısışırsa bu tür hedeflere insan demiyorum turist demiyorum Turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste zarar vermemeyi amaç edinerek bu günlerde bunun arayışı içindeyiz dediğiniz ve militanlarınıza Türkiye'nin ekonomisini felce uğratacak hedefler gösterdiğiniz bu konuşmanızın hemen ardından 30.04.1998 günü bir grup PKK militanı tarafından merkez Raman petrol sahasında bulunan Petrol toplama istasyonuna, Roketatarlı saldırı yapıldığı tesisin gasp edildiği 28.03.1998 günüde Batman Beşiri Dayılar köyü Baltakışla bölgesinde bulunan 25 numaralı yer üstü petrol kuyusuna yine militanlarca sabotaj yapıldığı ve kullanılmaz hale getirildiği anlaşılmıştır.

CEVAP- 17.04.1998 günü panel programında şimdi bana okuduğunuz konuşmayı yaptım. Savaşı besleyen ekonomiyi felç etmek gibi bir düşüncem var bu düşünceye her zaman sahip oldum. Konuşmamda da belirttiğim gibi Turistleri ayrı tutarak turistlere ve turist hedeflerine saldırı olacağını belirttim.

SORULDU-Yine bir talimatınızda dün kendi cephenizin örgütlemenin kendi Útavrınızla ve doğru bulduğunuz içinde savaşmanın günüdür..... halkımızın büyük bir kısmı metropollerdedir. Antalya'da İzmir ve İstanbul'dadır. Fakat gelsin parti büyük eylem yapsın diyorlar peki sizler orada yüz binler varsınız bir kibrit kıvılcımı sıkıp orman yakmak zor mudur bir küçük patlayıcı fabrikaya atmak zor mudur dediğiniz bu talimatınızdan sonra Türkiye'nin hemen hemen her bölgesinde İstanbul, İzmir ve Antalya'da Orman yakmalarının çoğaldığı anlaşılmıştır.

CEVAP- Bu talimatımı inkar etmiyorum. Bu talimatı verdiğim doğrudur. Ancak özel olarak orman yakma yönünde verilmiş talimatım yoktur. Bu talimatı ferdi olarak verdiğimden şu anda pişman olduğumu söyleyebilirim.

SORULDU- PKK saldırılarından çoğunda Kürt asıllı vatandaşlar ölmüştür Saldırıların büyük çoğunluğu Kürt asıllı vatandaşlara yönelmiştir. Hem Kürt asıllı vatandaşların öldürüldüğü için ortaya çıktığınızı söylüyorsunuz hem de Kürt asıllı vatandaşları öldürüyorsunuz buna ne diyorsunuz.

CEVAP- dedikleriniz doğrudur terör eylemlerinden dah doğrusu PKK saldırılarından en fazla zararı bölge halkı görmüştür. başlangıçta bölgenin özgürlüğü için ortaya çıktığımızda doğrudur ancak daha sonra bize büyük katılımlar oldu bölgede eskiden beri süre gelen düşmanlıklarda vardı Şemdin SAKIK gibi Kör CEMAL gibi Şahin BALİC gibi Cemil IŞIK gibi PKK'dan yönetimi ele geçirenler baskılarını ve eylemlerini daha duyarlı bölge halkı üzerinde yoğunlaştırdılar ben buna sonuna kadar karşı koydum hatta bu şekil eylemleri gerçekleştirenlerden bazıları KÖR CEMAL KOD HALİL KAYA HOGİR KOD CEMİL IŞIK METİN KOD ŞAHİN BALİC gibilerini cezalandırdım ŞEMDİN SAKIK'ıda cezalandıracaktım ancak tutuklu bulunduğu sırada elimizden kaçtı.

Cezalandırmalar Merkez Komitesince suçu görülen şahıs yargılanır. Yargılanma sonucunda benim özel onayımla cezaları infaz edilir. Benim özel onayım önemli kişiler için alınır diğer kişilerde benim özel onayım aranmaz kendi yetkilerince infaz edilir Cezalandırmalar ARGK yönetmeliği çerçevesinde yapılır Bu üç şahıs öldürmeyle cezalandırılmıştır. Ancak başka cezalarda vardır.

SORULDU- 1998 yılında Viranşehir Belediye Başkanı İbrahim Keleş ABDİOĞLU'nu hedef gösterdiğiniz anlaşılmıştır. Bu belediye başkanını niçin hedef gösterdiniz?

CEVAP- 6 Mayıs 1996 senesinde Şam'da ki evimin önünde bir tonluk bir bomba patladı. bombayı dolmuş içine yerleştirmişlerdi. Burada hedef benim öldürülmemdi. Bu olay üzerine örgüt olarak biz araştırma yaptık. Suriye Kürtlerinden olan Malasino ailesinden bir gencide yakaladık onu sorguya çektik. Bu gencin ismini hatırlayamıyorum. Yalnız bana verilen bilgide evimin önünde bomba ile patlayan aracı bu gencin kullanmış olduğudur. Bizde araştırma yaptık yaptığımız araştırmalar sonucunda Siverek Viranşehir ve Suriye'de Haseki şehri hattında Sedat BUCAK. Viranşehir Belediye Başkanı Keleş ABDİOĞLU ve Malasino ailesinden o gencin bana suikast düzenlemek üzere hazırlık yaptıklarını ve anlaştıklarını tespit ettik. Hatta örtülü ödenekten de 50 milyon doların bu iş için ayrıldığını öğrendik. Aynı olay Susurluk raporunda da anlatılmıştır. Benim Keleş ABDİOĞLU'nu hedef göstermemin asıl sebebi budur. Yani bana yapılan suikast teşebbüsüdür.

SORULDU- 6 Mayıs 1996 tarihinde Suriye'de evinizin yakınına patlayıcı madde dolu bir kamyonun bırakılmasından ve patlamanın meydana gelmesinden evvel Yalçın KÜÇÜK'ün bu girişimi size haber verdiği iddiası var. Yalçın KÜÇÜK Ankara DGM'de bir yargılaması nedeniyle verdiği ifadesinde bir siyasi Úparti liderinin bu durumu kendisine haber verdiğini, kendisinin de kaçması için size haber verdiğini söylemiştir.

CEVABEN- Yalçın KÜÇÜK'ün bana telefonla -bugünlerde Size karşı bir saldırı gerçekleştirilecek hazırlıklı olun- dediği doğrudur. Ancak herhangi bir siyasi parti mensubu veya lideri bunu haber verdi diye bir şey söylemedi. Ancak normal olarak muhalefetteki siyasi partilerin bu haber vermesi normaldir. Çünkü bu saldırı gerçekleşseydi iktidardaki parti puan kazanacaktı. Ancak dediğim gibi isim vermemiştir. Ayrıca ben Yalçın KÜÇÜK'ün HABER vermesi nedeniyle özel bir tedbir almadım zaten her zaman tedbirli idim.

SORULDU- Zaman zaman ateşkes ilan etmektesiniz 1 Eylül 1998 günü ateşkes ilan ettiniz. ancak 4.10.1998 günü Mardin eyalet sorumlusu Felat kod Mehmet AZAYDIN ile yaptığınız telefon görüşmesinde "şimdi bilemiyorum bu bölge herhalde önemli yalnız eyalet üzerinde biraz bu çizgiyi oturtma işinde şey etmeniz lazım, birde beklenmedik bu operasyonlar oluyor zaten bundan sonra bu ateşkes hikaye yani bunların öyle aldırış ettiği bir şey yok her tür tedbir alınır, yaniher tür eylem her tür karşı koyma her tür ilerleme her tür bilmem öngörülen velhasıl gelişme adına ne varsa yapılır- dediğiniz bu talimatından sonra 17.11.1998 günü bir kadın militanın Yüksekova ilçesinde Jandarma Komutanlığı önünden geçmekte olan askeri konvoya bombalı intihar saldırısında bulunduğu, saldırıda İrfan Türker isimli bir astsubayın şehit olduğu 2 astsubay ve 2vatandaşımızın yaralandığı, yine 01.12.1998 günü Lice ilçesinde Can Market adı altında faaliyet gösteren ve tüp satılan markete Binevş Amed Kod HÜSNİYE ORUÇ'un el bombası pimini çekerek intihar türü saldırı eylemi gerçekleştirdiği ikisi asker 10 kişinin yaralandığı anlaşılmıştır. Yani hem ateşkes sürecini başlatıyorsunuz ve ardından da bu tür eylemlere talimat veriyorsunuz. Bu konuda söyleyecekleriniz nelerdir.

CEVABEN- Bu ateşkes konusunu biraz açmak istiyorum. Ateşkes önerisi bize Avrupa temsilcimiz KANİ YILMAZ ve ŞAHİN KOD Ferhat ABDİ ŞAHİN isimli arkadaş tarafından getirildi. ABDİ ŞAHİN isimli arkadaşımıza da SELİM OKÇUOĞLU isimli ve avukatlık yapan HADEP'te de faaliyet gösteren kişi getirmiş bana getirilen ateşkes önerisi çok kapsamlıydı, Olağanüstü halin kaldırılacağının geçici köy koruculuk sisteminin kaldırılacağının Türkiye'nin üniter yapısına halel gelmemek kaydıyla bir takım düzenlemelere girişileceğini belirtmişti. Bu belge sanırım şimdi Avrupa arşivimizdedir, fırsat olursa ileride bu belgeyi getirtiriz. Aynı konuda cezaevleri temsilcimiz SABRİ OK'la da bir görüşme yapılmış ben SABRİ OK'la telefonla konuştum. SABRİ OK kendisi ile de görüşüldüğünü ve aynı önerilerin kendisine de yapıldığını söyledi.

Ben de bu konuda anlaşma yapmak istiyordum. Önerileri doğru olarak kabul etmek durumundaydım. Yine sanırım Genelkurmayın Toplumsal İlişkiler Başkanlığında çalışan bir Albay Brüksel'deki temsilciliğimize kadar gelmiş ve aynı önerileri getirmiş. Ben önerilerin ciddiyetine inandım, 1993'tede Özal'ın bu çeşit düşünceleri vardı ancak o zaman ordu bu konuya hazır değildi. Bana getirilen önerilerde artık ordunun da bu konuya hazırlandığı belirtiliyordu. Bu sebeple ben ateşkesi tek taraflı olarak ilan ettim. Bana söylenen resmen olmasa bile fiilen ateşkes şartlarına bağlı kalınacağı ve aşama aşama önerilerin gerçekleştirileceği idi. Ben SELİM OKÇUOĞLU ile 2 yıldır görüşmekteyim. Arabulucu durumunda idi. Kendisi ile telefonda görüşmelerim oldu dedi.

SELİM OKÇUOĞLU beni Avrupa'dan aradı Türkiye'den aramadı dedi.
MED televizyonunda SELİM OKÇUOĞLU ile yaptığım konuşmanın ses bandı yayınlandı. Benim karşımda konuşan şahıs SELİM OKÇUOĞLU'ydu.

Demin bana okuduğumuz Yüksekova ilçesindeki askeri araca ve Lice ilçesindeki Can markete yapılan saldırı olayının benim verdiğim emir ile ilgisi yoktur. Bu olay ben İtalya'da yakalandıktan sonra yapılan olaydır. Gerillanın tepkisidir. Kendiliğinden yapılan bir eylemdir. Benden müstakil olarak emir veren bölge sorumlusu YAJWK sorumlusu PERÇİN KOD'dur.

SORULDU- Eylemlere dönük olarak verdiğiniz emir ve talimatlardan birkaçı seçilerek bize okunmuştur. Dosyamızda bunun gibi verdiğiniz yüzlerce emir ve talimat ve bunların kasetleri mevcuttur. Ancak verilen bu eylem talimatları sonunda toplam 5346 güvenlik görevlisinin şehit olduğu 10730 güvenlik görevlisinin yaralandığı ve birçoğunun sakat kaldığı. 4471 vatandaşımızın hayatlarını kaybettikleri, 5816 vatandaşımızın yaralandıkları ve bir kısmının sakat kaldığı, ayrıca yine Türk vatandaşı olan 18073 militanın öldürüldüğü 50146 kişisinin de tutuklandıkları veya mahkum oldukları anlaşılmıştır. Bütün bu olayların nedeni verdiğiniz emir ve talimatlardır.

CEVABEN: Bilanço doğrudur. Belki ölü ve yaralı sayısı şimdi bana okuduğunuz rakamlardan da fazladır. Bu olayların benim eğilimlerime göre gerçekleşip gerçekleşmediği münakaşa edilir ancak bu olayların sorumlusu benim doğrudur. Şunu da belirteyim ben silah kullanmadım. Emri ben verdim sorumluluk bana aittir dedi.

Doğu PERİNÇEK ilişkisi SORULDU

CEVAP- Doğu PERİNÇEK'in 1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı doğrudur. Ancak bizim örgütümüzde gizli lider konumuna getirildiği doğru değildir. Doğu PERİNÇEK bana siz bu şekilde muvaffak olamazsınız benim siyasi yapılanmam içinde yer almanız daha doğru olur şeklinde telkinlerde bulunuyordu, 1993 yılında ateşkes devam ederken Bingöl ilinde 33 askerin vurulması ateşkese indirilen büyük bir darbe olmuştur. Bu olayı Diyarbakır bölge temsilciliği yapmıştır, Diyarbakır sorumlusu ŞEMDİN SAKIK tarafından gerçekleştirilmiştir. ŞEMDİN SAKIK'ın eylem anlayışı çerçevesinde yapılmış bir olaydır. Bir silahlı çatışmada köye giden 16 gerillanın öldürülmesi üzerine bu eylemi misilleme olarak yaptıklarını yani otobüsten indirdikleri 16 sivil askeri öldürdüklerini söylediler. Biz muhtelif çatışmalarda 14-15 askeri esir aldık. Bunlar silahlıydı. Buna rağmen iki sene yanımızda tuttuk. ARGK yönetmeliği ve benim anlayışım ve talimatlarım çerçevesinde iki sene sonra hepsini teslim ettik. Hiçbir kötü muamele yapmadık.

SORULDU- Genel Başkanlığını Akın Birdal'ın yaptığı İHD bize yakın bir kuruluştur. Ancak organik bağımız yoktur diyorsunuz?Oysa İHD Diyarbakır Şube Başkanı Mahmut Şakar Avrupa ERNK cephe merkezinin talimatıyla İstanbul HADEP il Başkanlığına getirildi. Onun yerine de yani Diyarbakır İHD Şube Başkanlığına Osman BAYDEMİR atandı. Yine ERNK'nın talimatıyla Eren KESKİN İHD Genel Merkez teşkilatına getirildi. Böylece Akın BİRDAL desteklendi.

CEVABEN- Avrupa ERNK cephe teşkilatının bu tür faaliyetler gösterdiğini, atamalar yaptığını duydum karşı çıkmadım. Çünkü gerek HADEP olsun gerek İHD olsun bize yakın teşkilatlardır. Her ne kadar bu tanınan şahıslar PKK örgütü mensubu olacak kapasitede değillerse de bize sempatizandılar ve böylece bir iş birliği içini girilmiş oldu. Bizim elimizde bulunan askerleri 1996 yılı zannederim Eylül ayında K. Iraktaki kampımıza gelen İHD Başkanı Akın BİRDAL, kapatılan RP Van Milletvekili Fethullah ERBAŞ ve yine bize yakın bir kuruluş olan MAZLUM-DER Genel Başkanı İhsan ARSLAN'ın ricalarını da göz önünde bulundurarak teslim etme sürecine girdik.

Necmettin ERBAKAN'ın Başkanlığı dönemindeki ilişkileri soruldu.

CEVABEN- Necmettin ERBAKAN 1996 yılında başbakan olduktan sonra bana Suriye de bulunan ve Suriye devletine yakın olduğunu bildiğim Ağa Kod Mervan ZERKİ ile Suriye de benim temsilcim olarak bulunan Delil Kod vasıtasıyla Erbakan'ın mesajı geldi, Necmettin ERBAKAN bu şahıslar vasıtasıyla bana ulaştırdığı notta "Güneydoğuya siyasi ekonomik, kültürel açılımlarda bulunmak istediklerini, bu nedenle barışın sağlanmasını, ateşkesin ilanını" öneriyordu. Bende bu görüşü olumlu bularak yine aynı şahıslar vasıtasıyla kendisine mektup yazdım ve bu önerisini kabul ettiğim yolunda mesaj gönderdim. İsmail Nacar isimli şahıs zaman zaman yine RP iktidarı zamanında benimle telefonla görüştü ve arabuluculuk tekliflerini iletti. O da benim yaptığım görüşmelerde, görüştüğüm kaynaklarla sizi bir araya getirebilirim diyordu.

SORULDU- İstanbul'da Özgür Gündem gazetesi el değiştirmesi ve bu gazetenin örgütle ilişkileri, Behçet CANTÜRK'ün örgüte yardımları konusunda diyecekleriniz nedir?

CEVABEN- Ben Özgür Gündem gazetesinde Ali FIRAT kod adıyla yazı yazıyordum. Behçet CANTÜRK'ün gazete yüzde yirmi beş hissesi vardı. Gerisi tamamen bazı ortakları olmakla birlikte örgütün inisiyatifindeydi. Bizim kontrolümüzdeydi. Avrupa temsilcimiz ERNK Bürosuna bağlı olarak çalışıyordu. dedi.

SORULDU- İstanbul da Özgür Gündem gazetesinin çıkarılması ve bunun örgütle ilişkisi ve bu ilişkileri daha ziyade PKK uyuşturucu bağlantısını ortaya atan gazete yazarlarına daha sonra saldırı olmuştur. Bunlardan bir tanesi de yazar Uğur Mumcudur. Bu konularını açıklayınız.

CEVAP- Yazar Uğur Mumcu'nun benimle ilgili örgütle ilgili yazıları yayınlanmıştır ve kitapları da vardır. Bunu biliyorum ve kendisini de tanıyorum. 12 Mart 1972 tarihinde Mamak askeri cezaevinde tutuklu olarak birlikte kalmıştık. Ugur Mumcu'nun eserleri örgüt, çeteler ve bunların devletle ilişkisi, yani devletten yararlanmaları konularını içeriyordu. Ölmeden önce Yalçın KÜÇÜK kanalıyla, benimle görüşmek istedi, zaman yetmediği için görüşemedik. Kendisi taktir ettiğim bir gazetecidir. Örgütün gelişiminin kendisine anlatmaktan sevinç duyarım, çünkü iyi bir araştırmacıydı. Kendisinin "bizim devlet mi Apo'yu büyüttü" söylemi vardı. Öldürme olayında benim bilgim yoktur ve bizim örgütümüzün de bu olayla herhangi bir irtibatı yoktur. Olsaydı benim mutlaka haberim olurdu.

Sanığa KÜRT-HA ajansının beyanı okundu soruldu.

CEVAP: Bu haber ajansı örgüte aittir, ancak verdiği haber saptırmadır. Daha sonra da yalanlanmıştır ve kesinlikle bizim örgütümüzün öldürme olayıyla hiç bir irtibatı yoktur, dedi.

SORULDU: 1993 yılında yine bir ateşkes ilanınız vardı, size öneri getiren mi oldu, yoksa kendi düşüncenizle mi tek taraflı olarak ateşkes ilan ettiniz?

CEVAP: 1993 yılında Celal Talabani bana geldi, onunla olan görüşmemizde Özal'ın ateşkes konusunda talebi olduğunu iletti. Böyle bir beklentisi olduğunu söyledi. Daha önceden de ben Türk gazetecilerinden Mehmet Ali Birand, Güneri Civaoğlu, İsmet İmset'le aynı konuda röportaj yapmıştım. Ben bu Türk gazetecilerine Özal'ın ateşkes isteğinde samimi olup olmadığını sordum. Bu gazeteciler bana Turgut Özal'ın Kürt meselesine çözüm arayışı içinde olduğunu ve bu işi yapacak cesaretinin de bulunduğunu söylediler.

Aynı soruyu Celal Talabani'ye de yönelttim. Celal Talabani de bana samimi gördüğünü ve bu konuda cesareti olduğunu söyledi, ben de amaç olarak olayı siyasi platforma ****ürmek istiyordum. Benim düşünceme uygun geldiğinden 15 Mart 1993 günü Celal Talabani'yle birlikte ateşkesi ilan ettim, ateşkes ilan ettiğimizde HEP milletvekilleri Ahmet Türk, Hatip Dicle, Sedat Yurttaş ve Sırrı Sakık da oradaydılar. Celal Talabani benimle görüşmesinde Turgut Özal'dan başka devlet içinde çeşitli kademelerde kişilerle görüştüğünü bu arada siyasi parti liderleriyle de görüştüğünü, izlenimlerinin olumlu olduğunu söylemişti. Hatta sonraki görüşmemizde Talabani, Özal'ın benim ateşkes ilan etmemden sonra rahat bir uyku uyuduğunu söylediğini iletti. İngiltere'de Arapça yayımlanan bir gazetede, gazetenin ismi El Vasaf'tır, Talabani'nin bir açıklaması oldu, bu açıklamasında Talabani görüştüğü isimlerle ilgili bazı isimler vermiştir. Ben bu açıklamayı okumadım, yalnız münderecatı hakkında bana bilgi verdiler, açıklama doğrudur.

1993 yılı Mart ve Nisan ayında olabilir Hasan Cemal Cumhuriyet Gazetesi adına benimle röportaj yapmaya gelmişti. Hasan Cemal'le yemek yerken Hasan Cemal bana o günkü İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in benim için üslubunu biraz yumuşatsın, bizim de onun hakkında sert konuştuğumuzda aldırış etmesin dediğini iletti. Celal Talabani'yle olan ateşkesle ilgili konuşmalarımız ve gazeteci Hasan Cemal'le yemek esnasında yaptığımız konuşma, ikisi de benim evimde gerçekleşmiştir. İlk görüşme Şam'daki evimde gerçekleşmiştir. Hasan Cemal'le olan görüşme ise Lübnan'daki evimde olmuştur.

1993 yılı Martında ateşkes ilan ederken PSK Başkanı Kemal Burkay da yanımızdaydı, o da ateşkese destek veriyordu, o gün aramızda birlikte hareket etmek için Kemal Burkay'la birlikte hareket etmemiz için bir protokol imzaladık. Bu protokol halen geçerlidir.

SORULDU: 1993 seçimlerinde HEP, SHP ile ittifak ederek seçimlere girdi, seçimler sonucunda 20'den ziyade HEP kökenli milletvekili parlamentoya girdi, HEP kökenli milletvekili adaylarının sizin tarafınızdan tespit edildiği ve tespit edilen adayların milletvekili olduğu konusunda ne diyorsunuz?

CEVAP: HEP'le SHP'nin ittifak ederek seçimlere girmesini fiilen destekledim. Bildiğiniz gibi SHP, Cumhuriyet Halk Partisinin mirasını almıştır. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin en köklü partilerinden biridir. Kürt meselesini bu partiyle çözebiliriz diye düşündüm. Esasında SHP'nin de Kürt meselesiyle ilgili hazırladığı rapor vardır. Bu sebeple HEP'le SHP'nin ittifak yapmalarını destekledim, ittifakın ortamının hazırlanması için çaba sarf ettim. Dolayısıyla gösterilen HEP kökenli milletvekili adaylarının bir kısmını tanımamakla beraber adayların seçiminde etkili oldum ve seçilenlerin adaylıklarını onayladım. Seçimlerden evvel Zübeyir Aydar, Ahmet Türk, Hatip Dicle, Leyla Zana, Sedat Yurttaş, Sırrı Sakık'la görüştüm. Bunların bir kısmıyla bizzat yüz yüze görüştüm. Yüz yüze görüştüğüm kişiler arasında Leyla Zana, Ahmet Türk, Sedat Yurttaş, Zübeyir Aydar vardır. Diğer milletvekili adaylarıyla telefon ile görüştüm. Yüz yüze görüşmeler Suriye ve Lübnan'daki evimde olmuştur.

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman Kürt milletvekilleri de meclise kendi kıyafetleriyle gelmişlerdi ve kendi dilleriyle Úkonuşuyorlardı. Esasen bunların çoğu Türkçe'yi bilmiyordu. Ben o zaman seçilen milletvekillerine meclise kendi kıyafetlerinizle gidebilirsiniz. Mecliste Kürtçe konuşabilirsiniz, yani Kürt olduğunuzu belirtebilirsiniz şeklinde talimat verdim, daha sonra onlara böyle bir görüş ilettim. Yoksa kesin kes yemin merasiminde şu işleri yapacaksınız diye talimat vermedim.

SORULDU: HEP-SHP ittifakında SHP adına kimlerle konuştunuz ve konuşmalar sırasında SHP tarafından size bazı vaatlerde bulunuldu mu?

CEVAP: HEP-SHP ittifakında SHP'lilerle görüşmeleri HEP'e bırakmıştım. SHP adına görüşmelerin kimler tarafından yapıldığını bilemiyorum. Yapılan görüşmelerde vaat edilen menfaatler partinin yani SHP'nin içinde kalın, konuyu bizim partinin görüşlerine göre çözelim şeklindeydi. Sanırım hükümet olduklarında HEP kökenlilere bakanlık veya HEP'e genel müdürlükler verilmesi vaat edilmişti.

asli gibidir.
H.A Nasnamenews

http://www.nasname.com/tr/1544.html

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
öcalan`dan itiraflar (II)


öcalan`dan itiraflar (II)



Avrupa'da örgütü idare eden KANİ YILMAZ KOD FAYSAL DUNLAYICI Moskova'da MAHİR WELAT KOD NUMAN UÇAR'dır. YAJK (Yektiya Azadiya Jinen Kürdistan) (Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) bu örgüt hakkında bildiklerim şunlardır Yöneticisi SAKİNE KOD GÖNÜL TEPE, yine SAKİNE KOD FATMA ALTINMAKAS ve yine SAKİNE KOD ŞEHNAZ ALTUN'dur. Bunların emrinde Avrupa dahil 3000 kadar kadın örgüt elemanı vardır.



[img]http://www.nasname.com/thumbnail.php?file=belge1_328500571.jpg&size=article_medium[/img]



SORULDU: HADEP ilişkisi soruldu.

CEVAP: 23 Haziran 1996 tarihinde yapılan HADEP Kurultayında Türk bayrağının indirilmesi olayı tamamen HADEP'in bir gafıdır. Olaydan bir kaç gün sonra MED TV'de yaptığım konuşmada bu olayın yanlış olduğunu ortaya koydum.

HADEP bünyesinde yurt içinde oluşturulan Gençlik ve Kadın komisyonlarında yapılan eğitim çalışmalarıyla Romanya ve Moldavya gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmaları tamamen benim perspektifime, görüşlerime uygun olarak yapılan çalışmalardır. Ben kendilerine buraya PKK ideolojisini taşıyamazsınız siyasal ve yasal gerçeklere uygun bir eğitim yaparak bilinçlenmeyi sağlayacaksınız diyordum. Romanya ve Moldavya gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmalarında yetişen müdahaleci grupların HADEP'in faaliyetlerinde ve icraatlarında söz sahibi oldukları doğrudur. Yurtdışındaki ve özellikle Romanya'da ki eğitim çalışmalarını Mehmet Hoca Kod CEVAT SOYSAL yürütmüştür. MEHMET HOCA Kod CEVAT SOYSAL benimle telefonla irtibat kurarak görüş ve talimatlarımı alıyordu.

HADEP'in il ve ilçe teşkilatlarında gerek yurtdışındaki kamplara ve gerekse kırsal alana eleman gönderme faaliyetinin yürütüldüğü doğrudur. Ancak ben kendilerine bu işin yasal parti olmaları nedeniyle kendilerine zarar vereceğini bu faaliyetlerinin yanlış olduğunu belirtiyordum. HADEP'in kuruluşu sırasında Avrupa teşkilatımız vasıtasıyla para yardımı yaptık. Zannederim bu yardım 200.000 mark civarında idi. Kendileri adına düzenlenen gecelerde toplanan paralar bu şekilde bu partiye aktarılmıştır. Halen cezaevinde hükümlü olarak bulunan PKK mensubu SABRİ OK'un HADEP'lilere talimatlar verdiği doğrudur. Üst düzey kararları da vermektedir. Ancak benim demek istediğim şudur. Ben esasen bir siyasi kanal arayışı içindeyim, fakat bir HADEP'linin yasal gerçekler karşısında kendisini PKK militanı gibi görmesi ve göstermesi yanlıştır. HADEP'le olan işbirliğimizi şu çerçevede anlatabilirim. Madem ki bu parti bizim tabanımıza dayanıyor bizi temsili doğru olarak yapması ve bunun içinde eğitim görmesi gerekir. Siyasi bir realite karşısında yasal bir parti olduğunu da unutmaması gerekir.

Yaklaşan 18 Nisan seçimleri dolayısıyla HADEP'in yapabileceği ittifaklar soruldu?

CEVABEN: 18 Nisan 1999 tarihinde yapılacak milletvekili seçimleri dolayısıyla HADEP'in CHP veya DTP ile ittifak yapıp yapmayacağı konusunda benden Avrupa'da ki görevlimiz Şahin kod FERHAT ABDİ ŞAHİN vasıtasıyla görüş soruldu ben her iki parti içinde yapılacak ittifak için olumlu görüş belirttim. Her iki partinin baraj sorunu vardı. Bu nedenle HADEP ile her ikisinin de ittifak yapması mümkündü. Cumhuriyet Halk Partisi bu ittifak görüşmesinde bazı şartlar ileri sürmüş, seçimlerden sonra HADEP bünyesinden milletvekili olanların parti içinde kalması, Kürt sorunun Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerine göre çözülmesi ve sivri isimlerin aday olmaması gibi isteklerde bulunmuş, bende bunu normal karşıladım ve ittifak çalışmasına devam edin dedim. Keza DPT Genel Başkanı HÜSAMETTİN CİNDORUK'un da uzun bir demokrasi deneyimi olması ve bu partinin de demokrat yapıda bir parti olması nedeniyle bu ittifakı da onayladım. DTP'nin kontenjan istediğini yani ön sıralarda yer istediğini söylediler. Bunun üzerine HÜSAMETTİN CİNDORUK'un Diyarbakır'da İSMET SEZGİN'in Batman'da aday gösterilebileceğini belirttim zaten İSMET SEZGİN'in 1993 yılındaki temasında tanıyordum.

ABDÜLMELİK FIRAT muhafazakar bir yapıdadır ve zaten Şeyh Sait'in torunudur benimle defaten görüşmüştür. Suriye'de gelmiştir kendisinin HADEP Genel Başkanı olmak gibi bir niyeti vardı bende uygun gördüm. Çünkü yukarıda söylediğim gibi muhafazakar yapıda olduğu için Refah Partisi'ne gidecek oyları toplayabilirdi. Ayrıca bugünkü HADEP'in teşkilatı sol yapıdadır. Böylece her iki görüş oyların daha fazla toplanmasını sağlayabilirdi. Ancak HADEP'in teşkilatına sol görüş hakim olduğu için Abdülmelik Fırat'ın genel başkanlığını istemediler. Bunu bana yine Avrupa'da ki görevlimiz Şahin ulaştırdı. HADEP'ten başka çevrelerde mesela Leyla ZANA ve arkadaşları ABDÜLMELİK FIRAT'ın genel başkanlığına karşı çıkmışlar bu noktada zannederim çekememezlik de var.

06.05.1996 günü kendisine yapılan suikast girişimini YALÇIN KÜÇÜK'ün haber vermesi olayı tekrar soruldu.

CEVABEN: Bu konuda YALÇIN KÜÇÜK'ün söyledikleri doğrudur. Yani kendisine bu olayı haber veren kaynaklar konusunda söylediklerinin doğru olması gerekir. Benim izlenimlerime göre de bu haber YALÇIN KÜÇÜK'e ANAP çevresinden sızdırılmış olup elbette ki genel başkanlarının bilgisi tahtında olmuştur.

SORU: Emir ve talimatınızla hareket eden kırsal alandaki örgüt mensuplarının kullandığı normal silahlar ve helikopter saldırılarında kullandığınız STRELLA 2 M KAKRUŞA-SAM6-SAM7 füzelerinin temini nasıl olmaktadır. Sizin bilginiz dahilinde mi?

CEVAP: PKK'nın elindeki silahlar Körfez savaşında kuzeye doğru sürülen insanların bıraktıkları silahları topladık ve bir kısmını da para ile aynı yoldan satın aldık. Bizim silahlarımızın temini mali kaynaklarımıza dayanır. Mali kaynaklar büyük çoğunlukla Avrupa'dan bağış ve kampanyalardan elde ettiğimiz gelirlerdir. Örgütün mali kaynak temininde vergilendirme adı altında para toplanmaktadır. Bölge temsilciliklerine bağlı kişiler uygun buldukları şahıslardan para toplamaktadırlar. ERNK adına makbuz basıp para temin etme bölgelerin inisiyatifindedir. Kırsal alanda faaliyet gösteren özellikle BOTAN bölgesi gibi geliri olmayan bölgelere bence bilinen milyon dolar miktarlarında yıllık gelir para bu bölgelere gönderilmiştir. Benim bilgim dahilindedir. SOLHAN bölgesine 15 milyon dolar gönderilmiştir dedi.

SORULDU: 1990 yılından itibaren Türkiye dahilinde örgütünüze yardım eden iş adamları, dernekler veya kuruluşlar hakkında ve devlet ihalelerine giren mutaahitlere iş alabilmeleri için yardım edip etmediğiniz, ihaleyi alması için yardım ettiği iş adamlarından vergilendirme alınıp alınmadığı, Zağros bölgesinde uyuşturucu madde kaçakçılığına göz yumulup yumulmadığı üst düzeyde uyuşturucu kaçakçılığı ilişkisi soruldu.

CEVAP: 1991-1993 yılları arasına bölgedeki müteahitlerden yüzde itibariyle bir miktar örgüte gelir adı altında paralar alınmıştır. Mütaahit firmalar örgütün gücünü kullanarak ihale aldıklarında bizde onunu üzerinden bir gelir temin etmekteyiz. Bunlardan Halis TOPRK fabrika yapımına başlayınca bizimkiler ondan eğer burada fabrika yapacaksan, çalıştıracaksan bir ücret vermek zorundasın, yani örgüte bir bedel vereceksin demişler ve ondan ücret almışlardır. Miktarını bilemiyorum. Bölgelerdeki elemanlarımız tahsil etmişlerdir.

Ali Rıza SEPETOĞLU'nun ailece işlettiği taş ocakları vardır. Keza bundan da bölgesel örgütümüz örgüt adına ücret almıştır. Miktarını bilemiyorum. Keza Ceylan Holding şirketinden bölgesel birimlerimiz para tahsil etmiştir. Miktarını bilemiyorum. Bu para alma üsulu bölgemizde yaygındır. Hatta Behçet CANTÜRK de örgütümüze yardımda bulunuyordu. Yüksekova da Cihangir ağa, Mardin de Türk ailesi ile Kahramanlar ailesinden örgüt para tahsil etmiştir. Bunun dışında ismini bilemediğim çok sayıda iş adamından da para temin edilmektedir. Ayrıca Başkale, Hakkari bölgesindeki uyuşturucu ticareti ile ilgili olarak, silah ve hayvan ticareti de dahildir, bu gibi işleri yapanlardan örgüt adına Ferhat kod Osman ÖCALAN tarafından para tahsil edilmektedir. Ayrıca sınır boylarında örgüte ait gümrük birimleri adı altında oluşumlar vardır. Paraları bunlar tahsil etmektedir. Her örgütün bu şekilde bir uygulaması bulunmaktadır. Örgütün Avrupa da topladığı paraları Sinan adındaki elemanımız İsviçre bankalarına yatırmaktadır. Mali işlerle bu şahıs uğraşmaktadır. Kendisi Nusaybinlidir. Med-Tv de çalışmaktadır. Belçika de yakalanan Haydar A BABA adlı örgüt elemanımızın üzerinde yakalanan parada örgüte aittir.

SORULDU: PKK tarafından kullanılan Strella füzelerinin nasıl temin Úedildiği soruldu.

CEVABEN: Yunanistan'da bulunan temsilcimiz Rozalin kod Ayfer KAYA Yunanistan da bir yardım kampanyası oluşturduğu kiliselerden ve bize yardımcı olan halktan toplanan paralarla fiyatı artırılmış vaziyette gazete ve dergi satışından elde edilen paralarla alınacak füzelerin finansmanı sağlandı ve Sırbistan bölgesinden tanesi 18 bin dolara alınan 20 adet Strella füzesi tüccar vasıtasıyla yerinde yani K. Irakta örgüte teslim edildi. Yine kullanmış olduğumuz Sam 6 ve Sam 7 füzeleri ilk etapta K. Iraktaki boşluktan yararlanarak temin olunduğu, daha sonra bu füzeler Rusya dan Kafkaslar üzerinden Ermenistan ve Bakü hattıyla K. Irak'a geçirildi. Hatta füzelerin bir kısmı İran servisinin eline geçti. Bu füzeler konusunda Yunan gizli servisinin yol göstermiş olması mümkündür. Bu füzelerin eğitimi Kosova bölgesinde yapıldığını zannediyorum.

Hadep'li bin grubun oluşturduğu DEMOS grubu soruldu.

CEVAP: Bu grup HADEP içindeki radikal, ılımlı çekişmesi sonucu Ahmet TÜRK, Sırrı SAKIK, kemal Parlak, ABDÜLMELİK FIRAT tarafından oluşturulmuş ise de ılımlı barışçı grubu temsil eden bu grup şu anda bizim kontrolümüz altına alınmıştır ve kontrol altındadır.

SORU:1984 Ağustos ayında Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla ilgili ve silahlı propaganda birlikleri kurulması ile ilgili diyecekleriniz nelerdir.

CEVAP: PKK örgütü kuruluşundan itibaren silahlı mücadelemizi 1984 Ağustosuna kadar olan bölüm ve ondan sonraki bölümler olarak ayırabiliriz. Birinci dönem Hilvan-Siverek dönemidir. Daha çok mahalli otoriteye karşı yani ağalar-şıhlar gibi etkin olan ailelere karşı olduğumuz dönemdir. Şemdinli ve Eruh baskınları ise devlete karşı doğrudan gerilla karakterinde başlar kendi içinde aşamalara ayrılmaktadır. Birinci aşama 1987 yılına kadardır. Bu tarih geçici Köy korucularının ortaya çıkmadığı bir dönemdir.

Daha çok silahlı propagandayı hedef alır, yani biz varız hareketidir. 1982 yılında Diyarbakır cezaevinde bizim elemanlarımızca ölüm oruçları başlamıştı, Merkez Komiteden 3 kişi bu ölüm oruçlarında yitirilince böyle bir eyleme karar verdim. Hatta bu başlangıç 1983 yılı olmalıydı. Eruh ve Şemdinli benim talimatımla olmuştur. Çünkü büyük baskılar vardı ve ölüm oruçları çok vahim olaylardı. Bu ölüm oruçlarında Merkez Komiteden Mazlum DOĞAN, Kemal PİR, Mehmet Hayri DURMUŞ yitirildi. 1987 yılından itibaren Olağanüstü hal gelmiştir. Bu yeni bir aşamadır. Geçici Köy koruculuğu sistemi kurulmuştur. Bu dönemde biz artık köy korucularını da hedef almıştık, Eruh ve Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyen birliklerimiz K. Irak'ta KDP nin kontrolündeki bölgede hazırlanmıştır. Bu kamp LOLAN kampıdır.

Bizim K. Irakta o dönemde temel kampımız Lolan kampıdır. Bunun dışında Hayat-Lakyek kamplarımız vardı. Eğitimlerimizi bu kamplarda veriyorduk. Bu dönemde biz KDP lideri Barzani ile irtibat halindeydik. 1987den itibaren çok miktarda eylemler oldu. Bu eylemlerin içerisinde sivillerde öldürülmüştür. 1998 den itibaren Karadeniz ve Akdeniz'e açılım politikaları olmuştur. Bu benim bilgim dahilindedir. Sivas-Tokat-Amasya ve Samsun bölgesinden Karadeniz'e ulaşma politikasıdır. Aynı zamanda burada sol örgütlerde faaliyet gösteriyordu. Bu örgütler DHKP:C ve TİKKO dur. Buların bizden talepleri olmuştur. bizimki destektir. Sivas ve Tokat havalesinde meydana gelen öldürme olayları da örgüt elemanlarımızca yapılan ve o bölgede bulunan grupların yani Türkiye sol grubunun birleşik yürüttükleri eylemlerdir.

SORULDU: Devrimci Halk Partisi (DHP) soruldu.

CEVAP: Bu örgüt bünyemizden ayrıştırılan Türk kökenliler tarafından kuruldu. Bizim eleman ve silah yardımımız vardır. Amaç savaşı Türkiyelileştirmek ve dağlık bölgede yaşayan yoksul Türkmen Alevileri örgütleyip bu hareketin içine sokmaktır.

SORU: MED televizyonunun kuruluş amacı ve finans kaynaklarını anlatınız.

CEVAP: 1990 dan sonra Türkiye'de de özel televizyonlar büyük bir gelişme gösterdi. Biz de PKK olarak bu teknik imkandan yararlanıp yararlanmayacağımı araştırdık. Neticede İngiltere'den lisans almak Fransa'dan da uydu temin etmek suretiyle televizyon kurabileceğimizi tespit ettik. 1993 veya 1994 yılında MED televizyonunu faaliyete geçirdik. Lisansı İngiliz ITC bağımsız şirketinden aldık. Uyduyu ise Fransa'dan temin ettik. Finansını bağış yoluyla temin ettik. Özel bir bağış kampanyası açtık. Ayrıca MED televizyonunda çalışan kişiler kendi adamlarımızdır bunlar bu televizyonda parasız gönüllü olarak çalışmaktadırlar. MED televizyonunu kurmakta ki birinci amacımız tabii PKK'nın siyasi görüşüne uygun propaganda yapmaktır. Ayrıca bu televizyonda Kürt folkloru Kürt müziği Kürt kültürü ile ilgili programlarda yapılmaktadır. Tahminime göne yılda 50 milyon mark masraf gitmektedir. Başlangıçta Amerika Birleşik Devletlerinde de bir uydumuz vardı. Sonra Fransa'dan uydu kiralandı. Amerikalı şirket ile olan anlaşmamızda sürüyor ancak bu uydu sanırım kullanılmıyor.

Şirket anlaşmasında MED televizyonunun ortağı var görünüyor ancak MED televizyonu bizim televizyonumuzdur ve bizim desteğimiz olmadan yürümez. MED televizyonunun finans ihtiyacını karşılamak ve toplanılan paraları kullanılır duruma getirmek yani yasal hale getirmek için vakıflar kurduk. Bu vakıflar Londra'da, İsviçre'de belki de Belçika'da vardır. MED televizyonunun kuruluşunda uyuşturucudan elde edilen para kullanılmamıştır. Bizim örgütümüzün doğrudan uyuşturucu madde ticareti ile iştigali yoktur. Başlangıçta da ifade ettim bizim Zağros bölgesi dediğimiz Van ve Hakkari bölgesinin normal ticareti uyuşturucu ticaretidir. Orada ki bölge sorumlularımız bu uyuşturucu ticaretinden pay almışlardır. Bunun dışında örgütümüz uyuşturucu ticareti ile iştigal etmez. Ayrıca Avrupa polisi de bu konuda çok dikkatlidir. Uyuşturucu ticaretinden kazanılan parayı kullanmamıza imkan yoktur. Alman polisi de PKK'nin uyuşturucu ticareti ile ilgisi yoktur demiştir.

SORU: PKK'nin uyuşturucu ticareti ile iştigal etmediğini söylemektesiniz. Ancak PKK örgütüne yapılan operasyonlarda PKK militanlarının barındıkları sığınaklarda yapılan aramalarda 7 ton 466 kg esrar, 1 milyon 984 bin kök hint keneviri, 63 kg. 375 gram eroin, 33 kg. baz morfin 1 adet uyuşturucu imalathanesi ele geçirildiği tespit edilmiştir.

CEVAP: Bana okuduğunuz olaylardan benim haberim yoktur. Ben başından beri uyuşturucu ticaretine karşı çıktım. 1990lı yıllarda İran'da Makü bölge sorumlusu ile yaptığım konuşmada bu uyuşturucu ticaretini bırakın uyuşturucu ticareti PKK'nın siyasi yönünü bitirir dedim.
Yakalanan uyuşturucu maddelerinin PKK'li olan elemanlarının verdikleri bildirilen bilgilerden uyuşturucu trafiğinin DERİNCE-TRİESTE ve BATI AVRUPA, HAYDARPAŞA-KÖSTENCE-BUDAPEŞTE-ALMANYA, EDİRNE-SOFYA-BÜKREŞ-ALMANYA ve BATI AVRUPA ülkeleri KAPIKULE-PATNOS limanı-TRİESTE-İSVEÇ ve FRANSA, LİMANI-TRİESTE İSVEÇ ve FRANSA, KAPIKULE-SOFYA-BÜKREŞ-BUDAPEŞTE-VİYANA-ROMA ve BATI AVRUPA ülkeleri olduğu anlatıldı soruldu.

CEVAP: Benim bilgim dahilinde uyuşturucu kaçakçılığını PKK örgütü yapmamıştır. Şayet uyuşturucu kaçakçılığı yaparken yakalanan PKK örgütü elemanları varsa bundan alan sorumluları haberdardır. Ama ben başlangıçtan beri uyuşturucu ticaretine karşı çıktım.

Sürgünde Kürdistan Parlamentosu
SORULDU:

CEVAP: 1994 yılında bir kısım DEP milletvekillerinin takibata uğrayıp tutuklanmaları, bir kısmının yurt dışına kaçmasından sonra sürgünde kürdistan parlamentosu fikri oluşmaya başladı. Bu DEP milletvekillerinden oluşum kurma fikrini bende benimsedim. Çünkü Türkiye'de DEP için parlamenter faaliyet kısıtlanmıştı. Diplomasi alanında faaliyet gösterecek legal bir kuruluşa ihtiyaç vardı. Ayrıca PKK gibi bir örgütle ilişki kurabilecekleri legal ve kabul görmüş bir oluşum meydana gelecekti. Bu nedenlerle sürgünde bir Úkürdistan parlamentosu kurulmasını destekledim. Sürgünde Kürt parlamentosu 1995 yılında Lahey'de kurulmuş olup, bugün merkezi Brüksel'dedir. 4-5 yerde genel kurul yapmıştır. Başkanı YAŞAR KAYA olup, benim bildiğim üyeleri ZÜBEYİR AYDAR, REMZİ KARTAL, NİZAMETTİN TOĞUÇ, ALİ YİĞİT, MAHMUT KILIÇ'tır. Çoğaltmak mümkündür, hatırladıklarım bunlardır, bu parlamentonun 65 üyesi mevcut olup yukarıda asydığım isimlerin de bulunduğu 12 tanesi ERNK temsilcisidir. NAİF GÜNEŞ başlangıçta bu parlamento üyesi iken daha sonra bu parlamentoyu bıraktı belki özel nedenlerle bırakmış olabilir.

Parlamentoda en fazla temsilci ERNK'nin yani bizim olup başka gruplarında temsilcileri vardır. Örneğin RIZGARİ grubu gibi. Parlamento Norveç'de, Moskova'da, İtalya'da toplantıları gerçekleştirdiği, en sonda İspanya'nın BASK bölgesinde 1999 yılı Temmuz ayında toplantı yapma hazırlığı içindedir. ERNK temsilcilerinin seçimine gelince bunlar zaten maruf kişiler olup benim müdahaleme gerek kalmadan seçilmişlerdir. Diğer gruplara ise ben karışmadım. Benim bu parlamento üyelerine başka devletlerle münasebetlerinde perspektif vermeme lüzum kalmadı, çünkü kendileri zaten tecrübeli kişiler olup büyük ölçüde münasebet geliştirmişlerdir. Sadece Roma'ya gidişinde kendilerine "Roma'ya gidin parlamenterler ile ilişki kurun bana davetiye çıkarmalarını sağlayın şeklinde talimat verdim"

SORU: Ulusal Kongre soruldu:

CEVAP: Bu ulusal kongreyi bir şemsiye örgüt şeklinde düşündük. Sürgünde Kürt parlamentosunu içine almakla birlikte bu parlamentonun dışında kalan grupları yani Dünya da ki bütün Kürtleri kapsayacak şekilde oluşturulan bir örgüt olacaktı. Bu örgütün amacı Kürt içi anlaşmazlıkları çözmek, Kürtler adına genel diplomasi faaliyetini yürütmek şeklinde iki ana esasta toplanabilir. Amacımız budur. Ulusal kongre önümüzdeki ay sürgünde Kürt parlamentosunun bulunduğu yerde yani Brüksel'de toplanacaktır.

SORU: PKK örgütünün liderliğiniz altında yapılanmasını anlatınız: Örgütün kuruluşundan bu yana örgüt elemanları sizi hangi kod isimlerinizle tanımaktadır.

CEVAP: PKK örgütü klasik anlamda siyasi parti olmaktan öte benim konumumda onunla birlikte değerlendirildiğinde örgütümüz parti, ordu ve cephe şeklinde teşkilatlanmıştır. Bana örgütte genelde APO denmektedir. Yazışmalarda ise Ali Fırat kod adını kullanıyordum. Daha önceden merkezi yürütme ve merkez komite kavramları vardı. 5 inci kongreden sonra biz, başkanlık ve yardımcılar şeklinde bir kurula gittik. Bunun alanlara ayrılması eyaletler biçimindedir. Ayrıca yurt dışı temsilciliklerimiz vardır. Daha alt düzeyde de temsilciliklerimiz vardır. 6. Kongreye doğru önde gelen kadrolar toplandı. 6. Kongre şu anda sonuçlanmıştır. Yeniden yapılanma sloganı altında yapılmıştır. Daha çok belli karargahlarda iki merkez komite elemanı etrafında alan yönetimleri oluşmaktadır. Pratikte böyle icra edilmektedir. Bu birimler hem karar hem de uygulama birimleridir. Merkez komite üyeleri bir klasik bir de orta boy kadrolar vardır. Benim yardımcılarım CUMA KOD CEMİL BAYIK- ABBAS KOD DURAN KALKAN, AVAREŞ KOD MUSTAFA KARASU, EBUBEKİR KOD HALİL ATAÇ, CEMAL KOD MURAT KARAYILAN, FUAT KOD ALİ HAYDAR KAYTAN'dır, bunlar benim yardımcılarımdır. Bu isimler en üst düzey elemanlardır. Yani başkanlık konseyidir. Benim yakalanmam üzerine ayrı bir statü alacaklardır. Yeni bir merkez oluşacak ve ağırlıklı olarak bu belirttiğim isimlerden olacaktır. 6. Kongre 450 ye yakın kadro ile toplanmıştır.

Kongre Kuzey Irak'ta HAKURKE bölgesinde toplanmıştır. Avrupa'da örgütü idare eden KANİ YILMAZ KOD FAYSAL DUNLAYICI Moskova'da MAHİR WELAT KOD NUMAN UÇAR'dır. YAJK (Yektiya Azadiya Jinen Kürdistan) (Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) bu örgüt hakkında bildiklerim şunlardır Yöneticisi SAKİNE KOD GÖNÜL TEPE, yine SAKİNE KOD FATMA ALTINMAKAS ve yine SAKİNE KOD ŞEHNAZ ALTUN'dur. Bunların emrinde Avrupa dahil 3000 kadar kadın örgüt elemanı vardır. ZAGROS eyaleti sorumlusu EBUBEKİR KOD HALİL ATAÇ'tır. BOTAN (Şırnak-Çukurca) eyalet sorumlusu CEMAL KOD MURAT KARAYILAN'dır. MARDİN eyalet sorumlusu 25.01.1999'da ölmüştür. Onun yerine halen atama yapılmamıştır. GARZAN eyaletine CELAL KOD SÜLEYMAN KAYDI, AMED eyaletinde TOPAL NASIR KOD FARUK BOZKURT, Erzurum eyaletinde YILMAZ KOD YILDIRIM KAYA'dır. SERHAT EYALETİ halen teşkilatın değildir. DERSİM EYALET sorumlusu KAZIM KOD HAMİLİ YILDIRIM'dır. GÜNEY BATI eyalet sorumlusu SARI İBRAHİM KOD RAMAZAN TOPTAŞ'tır. KOÇGİRİ eyalet sorumlusu ALİŞER KOD YÜCEL HALİS'tir. olarak faaliyet yürütmektedirler. Kuzey Irak'ı Behdinan ve Soran olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Birinde OSMAN ÖCALAN vardır diğerinde de ABBAS KOD DURAN KALKAN vardır.

SORU: Yurt içinde ve yurt dışında örgütünüze çeşitli faaliyetlerle katılan ve yardımcı olan dernek, parti, bilim adamları, üniversiteler, sanatçılar ve avukatlar olduğunu biliyoruz sizinle irtibat kuran bu belirttiğiniz kuruluşlardan kimler vardır anlatınız.

CEVAP: Bazı sanatçılar MED tv'nin konserine çıkmıştır. Bu bir destek olarak değerlendirilmektedir. Bunlardan FERHAT TUNÇ, AHMET KAYA, ŞİVAN PERVER, bizim elemanlarımız İBRAHİM TATLITES'ten 1990lı yıllarda korkutmak suretiyle para almışlardır. Ben bunu duydum haberim vardır. 1998 Aralık ayında HALUK GERGER beni Roma'da evimde ziyaret etmiştir. Gazete yazısında da bu görüşmenin içeriği yazılıdır. Avukat ŞERAFETTİN KAYA ve Avukat SERHAT BUCAK Roma'da gelerek beni ziyaret etmişlerdir. DOĞU ERGİL ile ben daha önceden görüşmedim. Ben bu adamı raporu ile tanıyorum. DOĞU ERGİL İsviçre'ye geldiğinde PKK örgütü elemanlarından bir grup kendisi ile görüşme yapmış. DOĞU ERGİL ile görüşme yapan bizim elemanlarımız DOĞU ERGİL'i pek olumlu bulmamışlar. Hatta bu işin yani Kürt meselesinin rantı ile uğraştığını bana söylediler. Çünkü bazı kuruluşlar bu işlerle uğraşanlara yardım yapmaktadır. NGO kuruluşlarından (Uluslararası Sözde Yardım Kuruluşu asli faaliyeti istihbarat servislerinin örgütlere yardım faaliyetidir) DOĞU ERGİL'e para yardımı edildiğini duydum, yardım eden kuruluşa bu yardım tarzı iyi bir yardım tarzı değildir dedim. Bu paranın çoğu ranta gitmektedir. Bizim meselemize faydası yoktur dedi. AHMET KAYA'nın bize fazla yakın olduğunu söyleyemem 1993 yılında Almanya'da ki bir toplantıya katıldığını biliyorum.

Suriye ilişkileri, Suriye'den çıkışı ve Avrupa'da ki temasları yakalanışı soruldu.

CEVAP: 1979 yılı Temmuz ayında benim kuryem olan Suruç'lu Ethem AKCAN isimli kuryem ile birlikte Suriye'ye geçtik. ETHEM AKCAN alanı çok iyi tanıyan bir tanıyan bir elemandı onunla birlikte geçişi yaptık. Evvela Suruç'un karşısına düşen Kobani denilen kasabada Ethem'in amcası olan ÖMER MUHTAR'ın evinde bir müddet kaldık. Bu arada Filistin örgütü ile irtibat kurarak bu örgütten "Demokratik Cephe Kimliği" temin ettik. Temin ettiğimiz bu kimliklerle Lübnan'a geçtik. Filistin örgütü bize Bekaa vadisinde yer verdi. Bu yeri kendi kampımız haline getirdik. Giderek örgüte bağlı elemanları burada topladım burada kendi eğitimimizi kendimiz yaptık. Her ne kadar Filistin örgütü bizleri kendi askerleri gibi görüyorlardı ise de biz kendimizi ve onlardan ayrı olduğumuzu kabul ettirdik. Bu kampta üç yıl faaliyet gösterdik.

Helve adı verilen bu kampa daha sonra Mahsun KORKMAZ akademisi ismini verdik. 1992 yılında Türkiye'den bugünküne benzer baskılar gelmesi üzerine ve aynı zamanda Kuzey Irak'ta bizim için faaliyet alanları doğması ve dolayısıyla Bekaa vadisinin eski işlevini kaybetmesi üzerine Suriye'ye geçtim. Önce Hafız Esad'ın kardeşi Cemil Esad ile ilişki kurdum. Cemil Esat sosyal ilişkiler geliştiren ve kuran bir insandır. Suriye bizi siyasetten hiçbir zaman kabul etmedi. Sosyal ilişkiler çerçevesinde kabul etti. CEMİL ESAD'ı bayramlarda ziyarete giderdim. Bu arada bizim Şam'da büyük bir tüccar olarak tanıdığımız A A KOD MERVAN ZERKİ ile yoğun ilişkilerimiz sonucunda bu şahsın EL-MUHABERAT denilen Suriye İstihbarat Servisinin elemanı olduğunu öğrendim. MERVAN ZERKİ aslen Erzurumlu olan Kürt kökenli bir insandır, dolayısıyla MERVAN ZERKİ ÚSuriye istihbaratı ve devleti ile aramızda bir halka oluşturdu. Suriye bizi resmen ve siyasetten tanımamakla, kendisinden sorulduğumuzda bizde APO KOD ABDULLAH ÖCALAN isimli birisi yoktur diyebiliyordu. Yani Suriye'nin bizi siyasetten tanımaması ve sosyal ilişkiler içinde tanıması kendi açısından aldığı bir tedbirdir. MERVAN ZERKİ ben Suriye'den ayrıldıktan sonra AL-TECALMA AL-VATAN EL DEMOKRASİYE (Ulusal Demokratik Birlik) adı altında bir parti kurdu ve kurduğu bu parti ile PKK'nın mirasına konarak bizim çekilmemizden sonra Suriye'de ki çok geniş olan Kürt potansiyeli toparladı.

Biz Suriye'ye geldiğimiz zaman kalabalık olduğumuz için geniş evler satın almış veya kiralamıştık. Daha sonra bu evleri parti okullarına çevirdik. Bir Kürtçe eğitim birde Türkçe eğitim yapan okul açtık, Suriye makamlarına ise hastalarımız ve sakatlarımız var bu evler bize lazım dedik, onlarda bu görüntü altında müsaade ettiler, ancak zaman zaman EL-MUHABERATIN elemanları okullarımıza geliyorlar ve denetliyorlardı. Şam'da ikamet ettiğim evi de kendim satın aldım. Korumamızı da kendimiz yaptık. Suriye Hükümeti uzaktan gözetleme yapmış olabilir. Suriye'de bulunduğum süre içerisinde ALİ AMMAR adına tanzim edilmiş Demokratik Cephe Kimliği ile dolaştım. 1992 sonunda 09 Ekim 1998 tarihine kadar ağırlıklı olarak Şam'da kaldım, zaman zaman Lübnan'a da gittim. Benim okullarım biraz şehrin dışında kalır, Kürtçe eğitim yapan ve Türkçe eğitim yapan iki okul

asli gibidir

H.A Nasnamenews

http://www.nasname.com/tr/1545.html


Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
ÖCALAN DAVASI


ÖCALAN DAVASI: http://www.belgenet.com/dava/dava.html


DAVA AŞAMASI

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı İddianamesinin tam metni
(31 Mayıs 1999)
DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nın mütalaası
(8 Haziran 1999)
Abdullah Öcalan'ın Savunması
(23 Haziran 1999)
Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararı
(29 Haziran 1999)
Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Gerekçeli Kararı
DURUŞMALAR - İmralı Adası
1. GÜN 31 Mayıs 1999 5. GÜN 04 Haziran 1999
2. GÜN 01 Haziran 1999 6. GÜN MÜTALAA 08 Haziran 1999
3. GÜN 02 Haziran 1999 7. GÜN SAVUNMA 23 Haziran 1999
4. GÜN 03 Haziran 1999 8. GÜN KARAR 29 Haziran 1999
YARGITAY - 9. Ceza Dairesi
Temyiz duruşması (21 Ekim 1999) Karar duruşması (25 Kasım 1999)
Öcalan'ın savunması (21 Ekim 1999) Onama Kararı (25 Kasım 1999)
Avukatların savunması (21 Ekim 1999)


http://www.belgenet.com/dava/dava.html

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
İDDİANAME



İDDİANAME

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı İddianamesinin tam metnidir.
I. BÖLÜM
GİRİŞ

II. BÖLÜM
PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KURULUŞU, AMACI, PROGRAMI,
STRATEJİSİ, YAPILANMASI VE FAALİYETLERİ

A-KURULUŞU
B- AMAÇ, PROGRAM VE STRATEJİSİ
Kürdistan Devriminin Özellikleri
Kürdistan Devriminin Görevleri
PKK'nın Mücadele Stratejisi
C- TEMEL YAPILANMASI
1) PARTİ- PKK (PARTIYA KARKEREN KÜRDİSTAN)
a) Genel Esaslar
b) Parti Üyeliği
c) Örgütlenme Şekli

2) CEPHE-ERNK (ENİYA RIZGARYA NETAWIYA KÜRDİSTAN)
(KÜRDİSTAN ULUSAL KURTULUŞ CEPHESİ)
a) ERNK-Yurtdışı
b) ERNK-Yurtiçi
c) ERNK'nın Din ve Mezhep İstismarına Dayalı Faaliyetleri
-KIH (Kürdistan Islam Hareketi)
-KAB (Kürdistan Aleviler Birliği)
-KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi)

Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu

3) ORDU-ARGK (ARTEŞE RIZGARİYA GELE KURDİSTAN)
(KÜRDİSTAN HALK KURTULUŞ ORDUSU) İŞLEVİ VE YAPISI

D- ÖRGÜTÜN GENEL FAALİYETLERİ
a) Yurtdışı Faaliyet Alanları
b) Yurtiçi Faaliyet Alanları
1) PKK I. KURULUŞ KONGRESİ
2) PKK I. KONFERANSI VE ALINAN KARARLAR
3) K.IRAK'IN PKK FAALİYETLERİNE AÇILMASI GAYRETLERİ
4) PKK II. KONGRESİ VE ALINAN KARARLAR
5) KUZEY IRAK'TA OLUŞTURULAN KAMPLAR
6) HRK VE SİLAHLI PROPAGANDA EYLEMLERİ
7) PKK III. KONGRESİ
8) LEGAL FAALİYETLER
9) KIRSAL KİTLELERİ PROVOKE ETME GAYRETLERİ
10) CİZRE-NUSAYBİN-SİLOPİ OLAYLARI
11) PKK II. KONFERANSI VE ALINAN KARARLAR
12) IV. KONGRE VE ALINAN KARARLAR
13) PKK VEJİN (DİRENİŞ)
14) KÖRFEZ KRİZİNİN ÖRGÜTE SAĞLADIĞI FAYDALAR
15) GENİŞ ÇAPLI SİLAHLI SALDIRILAR VE KİTLESEL GÖSTERİLER
16) 1992 YILI PLANLARI
17) 1992 YILI NEVRUZ OLAYLARI
18) KUM (KÜRDİSTAN ULUSAL MECLİSİ)
19) EKİM 1992 KUZEY İRAK HAREKATI
20) SÖZDE ATEŞKES
21) SÖZDE BARIŞ GİRİŞİMLERİ
22) III. KONFERANS VE ALINAN KARARLAR
23) METROPOL EYLEMLERİ, LEGAL FAALİYETLERİN TIRMANDIRILMASI, HADEP'İN KURULUŞU
24) V. KONGRE’NİN TOPLANMASI VE ALINAN KARARLAR .
25) YNDK’NIN KURULUŞU VE GELİŞMELER
26) SEÇİM TAKTİĞİ, YENİ ATEŞKES GİRİŞİMİ
27) PKK’NIN 1996 YILI HEDEFLERİ
28) PKK IV. KONFERANSI
29) İNTİHAR EYLEMLERİ
30) PKK’NIN 1997 YILI HEDEFLERİ VE İNTİHAR SALDIRILARINA İLİŞKİN PLANLAMALARI
31) KIRSAL KESİMDE SİLAHLI FAALİYETLERİN DURUMU
32) HADEP’LE İLGİLİ LEGAL FAALİYETLER
33) CEZAEVİ FAALİYETLERİ
34) SKP’NİN KUZEY IRAK’A YERLEŞME GAYRETLERİ
35) 1997 YILI HEDEFLERİ
36) BARIŞ TRENİ, BARIŞ ŞENLİKLERİ
37) 1997 YILI SINIR ÖTESİ VE SİLAHLI FAALİYETLER
38) KUZEY VE BATIYA AÇILIM FAALİYETLERİ
39) PKK’NIN 1998 YILI HEDEF VE FAALİYETLERİ
40) VI. KONGRESİ VE ALINAN KARARLAR
41) ABDULLAH ÖCALAN’IN KAÇIŞ SERÜVENİ
42) HADEP-PKK İLİŞKİSİ
43) MED/TV- PKK İLİŞKİSİ
44) SİLAHLI ÇETE PKK’NİN UYUŞTURUCU TİCARETİYLE İLİŞKİSİ

III. BÖLÜM

TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN BUGÜNE KADAR GERÇEKLEŞTİRDİGİ
EYLEMLERİ VE NİTELİKLERİ

A- GENEL BİLGİLER

B- PKK EYLEMLERİNDEN ÖRNEKLER
a) Yerleşim Yerlerine Yapılan Baskınlar
b) Şehir Eylemleri
c) Yol Kesme
d) Ekonomik Hedeflere Saldırılar
e) İntihar Saldırıları
f) Öğretmen Katliamları
g) Turizme Yönelik Saldırılar
h) Askeri Birliklere Saldırı

IV. BÖLÜM
A- SANIK ABDULLAH ÖCALAN’IN TERÖRİST FAALİYETLERİNİN
TERÖR ÖRGÜTÜ YAYINLARINA GÖRE DEĞERLENDİRMESİ

B- TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN KARADENİZ’E AÇILIM FAALİYETLERİ

C- SANIK ABDULLAH ÖCALAN’IN TÜRKİYE SINIRLARI İÇİNDE TERÖRİST FAALİYETLER YÜRÜTEN ÖRGÜT MENSUPLARINA GÖNDERDİĞİ TELSİZ TALİMATLARI

D- TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN YAKALANAN ELEMANLARININ KATILDIKLARI OLAYLARA İLİŞKİN VE SANIK ABDULLAH ÖCALAN İLE İLGİLİ BEYANLARI

E- ERUH VE ŞEMDİNLİ İLÇELERİNE YAPILAN BASKINLAR
Olayların Gelişimi
1) Eruh İlçesine Baskın Yapılması
2) Şemdinli İlçesine Baskın Yapılması

V. BÖLÜM
ÖRGÜT VE EYLEMLERİNİN ANAYASA, İLGİLİ YASA VE ULUSLARARASI
SÖZLEŞMELER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

VI. BÖLÜM

SONUÇ VE İSTEM

http://www.belgenet.com/dava/dava01.html




T.C.
ANKARA
DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI


HZ. NO : 1997 / 514
ESAS NO : 1999 / 98
İDDİANAME NO : 1999 / 78


İ D D İ A N A M E


ANKARA ( ) NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA


DAVACI : KAMU HUKUKU
MÜŞTEKİLER : 1- Tacettin DUMAN, İzzet oğlu 1940 doğumlu, Balıkesir Merkez Köseler köyünde oturur.
2- Ayrıca, dilekçeleri dosyaya konulan çok sayıdaki şikayetçi olanlar
SANIK : Abdullah ÖCALAN: Ömer ve Üveyiş oğlu, 1949 doğumlu Halfeti İlçesi Ömerli Köyü nüfusuna kayıtlı. Halen bu suçtan İmralı Kapalı Cezaevinde TUTUKLU.
GÖZETİM TARİHİ : 16.02.1999
TUTUKLAMA TARİHİ : 23.02.1999
SUÇ : Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa yönelik hareketlerde bulunmak.
UYGULANMASI İSTENEN
KANUN MADDESİ : TCK’nın 125'inci maddesi.




I. BÖLÜM
GİRİŞ
Amacı; Türkiye topraklarının bir kısmında Marksist-Leninist ideolojiye dayalı, bağımsız bir Kürt Devleti kurmak olan ve 1972-1973 yıllarından bu yana bu amacına ulaşabilmek için de öncelikle, ülke topraklarından bir kısmında yoğun şekilde ayrı bir Kürt ırkı bulunduğu ve bunların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü, ezildiği ve katledildiği hususunda, inandırdığı kişileri örgütleyerek, yasadışı silahlı terör örgütü PKK’yı kuran, bu amaca yönelik eylemler planlayan ve silahlandırdığı kimseleri terörist faaliyetlere katılmalarını sağlayarak silahlı ayaklanma hareketi başlatan. yurtiçi ve yurtdışında bölücü ve silahlı terör eylemlerini gerçekleştiren. uzun süredir bu örgütü sevk ve idare eden sanık Abdullah ÖCALAN’ın, Kenya güvenlik birimlerince yurtdışında yakalanıp, Türk güvenlik görevlilerine 15.02.1999 günü teslim edilmesi, Türkiye’ye getirilerek güvenlik nedeniyle İmralı Adası’nda gözaltına alınması üzerine, hakkında daha önce aynı suçtan gıyabi tutuklu olarak açılan ve Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılaması sürdürülen kamu davasının bulunması, ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığımızca başlatılan 1997/5 14 ve 1998/632 Hz. sıralarında kayıtlı soruşturmaların olması, yurtiçinde ve yurtdışında gerçekleştirilen yoğun eylemleri ve bunların nitelikleri de nazara alınarak, mevcut soruşturmanın genişletilmesinde yarar görülmüştür. (Kls: 1/Dizi:5-7)

Mudanya İlçe Jandarma Komutanlığının 19 Şubat 1999 günlü yazısı üzerine, 2845 sayılı Kanunun 4229 sayılı Yasayla yeniden düzenlenen 16 ncı maddesi uyarınca sanığın 4 güne kadar gözaltında tutulmasına karar verilmiş, ayrıca Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Üyeliğince de bu süre 22.02.1999 dahil 3 gün daha uzatılmıştır. (Kls: 1/20-23)

Hava muhalefeti sebebiyle ancak 21.02.1999 günü İmralı Adası’na ulaşabilen Ankara 2 NoIu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Üyeliğince müşahedeye tabi tutulup gerekli doktor muayenesinden geçirilen sanığın, gözaltında tutulmasında herhangi bir sakınca bulunmadığına karar verilmiştir. (Kls: 1/24-36)

Gözetim süresi içinde ifadesi alınan sanık, sevk edildiği Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliği’nce sorgusu yapılıp, 23.02.1999 gün ve 1999/63 D.İş. sayılı kararı ile, Devlet topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırarak ayrı bir devlet kurmaya matuf fiil işlemek suretiyle Türk Ceza Kanununun 125 inci maddesini ihlal etmek suçundan tutuklanmış, mevcut kamu davası dosyası içinde bulunan ve Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 17.11.1998 gün 1998/345 Esas, Gaziantep Sulh Ceza Mahkemesinin 10.02.1995 gün 1995/84 sorgu, Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 29.08.1997 gün ve 1997/125 D.İş. sayılı gıyabi tevkif müzekkereleri de vicahiye çevrilerek İmralı Kapalı Cezaevine konulmuştur. (Kls: 1 / Dizi:42/ 1-50, 43-78, 79-97)

Tutuklu sanığın cezaevinde bulunduğu süre içinde avukatları ve yakınlarıyla olan görüşmeleri konusunda ilgili makamlarca yapılan yazışmalar, alınan dilekçeler Klasör-2’de toplanmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN hakkındaki, diğer Devlet Güvenlik Mahkemeleri Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından başlatılan hazırlık soruşturmalarının yetkisizlik kararı verilerek gönderilmesi talep edilmiş, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının Hz. 1998/739- Karar 1999/28 (KIs:24-25-42-43); İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının Hz. 1993/539-Karar 1999/5 (Kls:26-34); Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının Hz. 1999/107, Karar 1999/2 (Kls:23); Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının Hz. 1987 / 7764-Karar 1999/18 (Kls:22/Dizi/ 1-24) sayılı yetkisizlik kararları ekinde gönderilen soruşturmalar, Cumhuriyet Başsavcılığımızın Hz. 1997/514 sayılı evrakı ile birleştirilerek işleme konulmuştur.

Ayrıca, değişik yer ve zamanlarda PKK terör eylemleri sonucu yakınları öldürülenlerle, olaylar nedeniyle yaralananlar tarafından mahalli Cumhuriyet Başsavcılıklarına verilip, yetkisizlik veya görevsizlik kararına bağlanarak gönderilen çok sayıdaki şikayet dilekçesi, aynı hazırlık evrakı ile birleştirilmiştir. (Kls:23,24,25,40,4 1)

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın talimatıyla gerçekleştirilen adam öldürmeye azmettirme suçundan Alınan Makamları tarafından 1 BJS 195/88-3 II BGS 90/90 dosya numarasıyla başlatılan soruşturma evrakındaki deliller, 1999/126 Hz. sayılı istinabe talebiyle Adalet Bakanlığı aracılığı ile yetkili Alman Makamından talep edilmiş, ancak henüz intikal etmemiş, bu hazırlık soruşturması da 1997/514 ile birleştirilmiştir. (Kls: 1/Dizi: 197/1-17)

PKK terör örgütünün Türkiye çapında ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sivil, asker, kadın, çocuk, meslek, din, mezhep, ırk ve cins ayırımı gözetmeksizin kitle imhası şeklindeki toplu adam öldürme. yakma, yok etme ile sonuçlanan, katletme. silahlı yol kesme, soygun. eğitim ve öğretim özgürlüğünü engelleyici nitelikteki okul yakma ve toplu öğretmen kıyımı, sivil ve resmi daire, köy ve mezra ile ekonomik ve turistik yerlere silahlı baskın ve bombalama gibi olaylarla ilgili bilgi ve belgeler Cumhuriyet Başsavcılıklarından istenmiş ve sürdürülen soruşturma evrakı arasına konulmuştur. (Kls:9- 10-11-12-13-20-39)

Alınan şikayet dilekçelerinden yer, zaman ve olay belirtilip, delillendirilenler ile, bunların dışındaki dilekçelerde yer verilen olaylar yetkili makamlardan sorulmuş, alınan liste ile bir diğerleriyle birlikte ayrı klasör halinde evraka eklenmiştir. (Kls: 23,24,2540,41)

Yine sanık Abdullah ÖCALAN’ın meydana gelen olaylarla ilişkisini ortaya koyacak bilgi ve belgelerle telsiz konuşmaları, düzenlenen toplantılar ile televizyonlardaki beyanlarına ait ses ve video bantları derlenerek çözüm tutanakları, yayınlanan ya da ele geçirilen bildiri, broşür, dergi, kitap gibi delillerle birlikte toplanmıştır. (Kls: 14-19-34-38)

Devlet güvenlik güçleri ile istihbarat birimlerinden elde edilen terör örgütünün kuruluşu, yapısı, amacı ve bu yöndeki faaliyetleri ve sonuçlarını ortaya koyan belge ve bilgiler alınmış, iddianamenin özel bölümünde duruma geniş şekilde yer verilmiştir. (Kls:3, 4, 5, 6, 7, 8.)

http://www.belgenet.com/dava/dava02.html



II. BÖLÜM

PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KURULUŞU, AMACI, PROGRAMI,
STRATEJİSİ, YAPILANMASI VE FAALİYETLERİ

A- KURULUŞU

Terör örgütü PKK (Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi), 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır ili Lice İlçesi Fis (Ziyaret) Köyü’nde kuruluş kongresini gerçekleştirerek kurulmuştur. Örgütün 1.Kongresi de sayılan bu kongrede Abdullah ÖCALAN, Kurucu Genel Başkan seçilmiştir. Abdullah ÖCALAN, bu yöndeki çalışmalarına Ankara’da üniversite çevresinde başlamış olup, 1975 yılına kadar ideolojik alt-yapı ve öncü kadro oluşturma faaliyetlerini yürütmüş. 1976 yılından itibaren de arkadaşlarıyla birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde faaliyetlerini sürdürmüştür.

Abdullah ÖCALAN, 1970 yılında İstanbul’da DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) şubesi üyesi olarak faaliyete başlamış, 1971 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kayıt yaptırmış, yine bu yıllarda Marksist-Leninist görüşlü THKP/C örgütü ile ilgilenmiş, Nisan 1972 tarihinde Şafak Grubunun bildirilerini dağıtırken yakalanarak 7 ay Mamak Askeri Cezaevinde tutuklu kalmıştır.

Terör örgütünün başı olan sanık Abdullah ÖCALAN, Mart 1973 tarihinde etrafına topladığı, üniversiteli arkadaşlarıyla “Kürtçü -Bölücü” bir örgütlenmeyi oluşturmak amacıyla ilk toplantıyı yapmıştır. Bu toplantıda “Kürdistan olarak nitelendirilen Doğu ve Güneydoğu illerimizin, Türkiye’nin sömürgesi olduğu, amaçlarının bu bölgede bağımsız bir Kürt Devleti kurmak olduğu. bunu sağlamak için gizli bir örgüt kurulması gerektiği” beyan edilmiştir.

Abdullah ÖCALAN; öğrenci evleri, okul kantinleri ve yurtlarda öğrenci kesimini etkilemeye çalışırken başta Tuzluçayır ve Dikmen olmak üzere çeşitli semtlerdeki “Kültür, Güzelleştirme, Yaşatma” sıfatlı derneklerde çeşitli yaş grubundan gençlere ve ailelerine el atmıştır. Böylece ideolojik alt-yapı ve öncü kadro oluşturma faaliyetleri yürüten Abdullah ÖCALAN öncülüğündeki grup 1975 yılı sonlarında Dikmen semtinde bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda ideolojik oluşumun sağlandığı, asgari kadronun oluştuğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle 1976 yılından itibaren faaliyetlerini Doğu ve Güneydoğu illerinde sürdürme kararına varılmıştır.

Abdullah ÖCALAN, 1975 yılında üst düzey elemanlarından Mehmet Hayri DURMUŞ ile birlikte grubun manifestosu veya örgütün program taslağı niteliğindeki 68 sayfalık “KÜRDİSTAN DEVRİMİNİN YOLU” isimli broşürü kaleme alınışlardır.

1976 yılından itibaren bölge illerine dağılan ilk öncü elemanlar Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Elazığ, Bingöl, Tunceli. Kars, Ağrı illerinde 1 yıl süre ile “Ulusalcılar, Ukocular, Kürdistan Devrimcileri” adı altında faaliyet sürdürmüşler ve bu faaliyetleri sırasında genellikle öğrenci gençlik ve akraba aileleri ağırlıklı bir çevre oluşturmuşlardır.

Sanık Abdullah ÖCALAN liderliğindeki üst düzey elemanlar ise 1977 Ocak ayında Ankara Mimar ve Mühendis Odası’nda bir toplantı gerçekleştirerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde sürdürülen faaliyetlerin genel bir değerlendirmesini yapmışlardır. Yine bu toplantıda bölgede nispeten rahat bir ortam bulunduğu, örgüt liderinin bölgede gezi yapabileceği, grup lideri olarak Abdullah ÖCALAN’ın bölgede bir dizi toplantı yaparak kendisini sempatizanlara tanıtmasının faydalı olacağı kararlaştırılmış ve alınan bu karar gereği Abdullah ÖCALAN, Nisan-Mayıs 1977 tarihinde bölgede yaptığı gezi ve toplantılarda örgüt sempatizanları üzerinde amaçlanan etkiyi göstermiştir. Abdullah OCALAN in bölgedeki gezisi boyunca Ağrı, Kars, Tunceli, Karakoçan, Diyarbakır ve Gaziantep il ve ilçelerinde yer yer 30-40 kişinin katıldığı toplantılar gerçekleştirilmiştir.

Yaklaşık 3 yıl boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde “Kürdistan Devrimcileri, Ukocular, APO'cular” adı altında kadrolaşma faaliyetlerini sürdüren Abdullah ÖCALAN ve arkadaşları, yukarıda belirtildiği gibi 27 Kasım 1978 tarihinde PKK örgütünü kurmuşlar, 30 Temmuz 1979 tarihinde ise dönemin Adalet Partisi Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Celal BUCAK’a yaptıkları silahlı saldırı ile örgütün kuruluşunu ilan etmişlerdir.

Kurulması kararlaştırılan PKK örgütünün programı 1977 yılında. tüzüğü ise 1978 yılında hazırlanmıştır. Partinin program ve tüzüğü 1995 yılında gerçekleştirilen 5. Kongre’de bir takım marksist-leninist unsurlardan arındırılmıştır. Partinin kuruluş bildirgesi ise Abdullah ÖCALAN tarafından o dönemde gizlenmekte olduğu Diyarbakır’da Aralık 1978-Ocak 1979 tarihleri arasında hazırlanmıştır.

http://www.belgenet.com/dava/dava03.html


B- AMAÇ, PROGRAM VE STRATEJİSİ

1977 yılı sonlarında hazırlanan parti programın “KÜRDİSTAN DEVRİMİNİN YOLU- MANİFESTO” broşüründeki görüşlerin formüle edilmiş şeklidir. 1995 yılında gerçekleştirilen 5.Kongre’de parti programında değişiklikler yapılmış olmasına rağmen programın 3.bölümünde yer alan “KÜRDİSTAN DEVRİMİNİN ÖZELLİKLERİ, KÜRDİSTAN DEVRİMİNİN GÖREVLERİ” başlıklı kısımlar aynen muhafaza edilmiştir.

Hazırlanan parti programına göre;

Kürdistan Devriminin Özellikleri

Kürdistan’da partinin yürüttüğü devrim bir ulusal demokratik devrim olup, başlıca özellikleri şunlardır:
a) Devrimin 2 temel yanı vardır. Milli ve demokratik yanı.
Milli yanı, sömürgeciliğin siyasal, askeri, ekonomik, kültürel alandaki hakimiyetini hedef almaktadır. Devrimimiz ilk planda bu yanı ön plana alarak gelişmiştir. Milli çelişki baş çelişki olup, diğer toplumsal çelişkilerin çözümünde tayin edicidir.

Devrimin ikinci yanı demokratik yanıdır. Demokratik devrim, toplumda orta çağdan kalma çelişkileri temizlemeyi hedef almaktadır. Bunlar feodal, komprador sömürüsü, aşiretçilik, mezhepçilik. kadının kölece bağımlılığı gibi çelişkilerdir. Bu çelişkiler çözüldükçe toplum demokratik bir nitelik kazanmaktadır.

Devrimin bu iki yanı arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Demokratik devrim hakim yan olan milli devrime bağlı olarak gelişmektedir. Milli devrimin gelişmesi de toplumdaki demokrasinin gelişmesine çok yakından bağlı olmaktadır.

b) Kürdistan Devriminin diğer bir özelliği önderlik sorununa ilişkindir. Ulusal Demokratik Devrimde önderlik iki biçimde ortaya çıkmaktadır. Birincisi sınıf önderliği, ikincisi parti önderliği. Sınıf önderliği çerçevesinde feodal komprador sınıf, küçük burjuvazi ve işçi sınıfı arasında süren yoğun mücadelede önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Ulusal kurtuluş mücadelesi pratiği, devrimde zafer yaratacak temel gücün işçi-köylü ittifakı, zafer yaratacak önderliğin ise işçi sınıfının ideolojik-politik ve örgütsel önderliği olduğunu göstermiştir. Diğer sınıf önderlikleri sürekli geriler ve sömürgecilik karşısında ciddi bir güç olmaktan çıkarken, partimiz şahsında şekil] enen işçi sınıfı önderliğinin sağladığı sürekli gelişme bunu kanıtlamıştır.

Kürdistan’ın bölünmüşlüğünden kaynaklanan parça önderliği de önemlidir. Geri bir sosyal yapıda ve küçük bir parça olmasına rağmen Güney Kürdistan'ın geçmişte kendini önder olarak dayatması ve bütün Kürdistan’ın olanaklarını kendinde toplaması, ulusal kurtuluşta bir sonuç ortaya çıkarmadığı gibi, ona ciddi zararlar da vermiştir. Bu çarpık durum, gelişmiş ve büyük parça olan Kuzey Kürdistan’daki ulusal kurtuluşu gelişmeyle düzeltilmiş ve T.C.’ye karşı Kuzey-Batı Kürdistan’daki mücadelenin önderliği sağladığı kalıcı gelişmelerle kanıtlanmıştır.

Hem sınıf, hem de parça önderliğini doğru bir biçimde ele alıp. şahsında doğru bir çözüme kavuşturan partimiz burjuva milliyetçi, ulusal inkarcı, teslimiyetçi yaklaşımlara karşı başarılı bir mücadele vererek, ulusal kurtuluşta doğru. devrimci çizgiyi egemen kılmıştır.

c) Devrimimizin 3. özelliği halkın geniş güçlerinin seferber edildiği uzun vadeli bir mücadele çizgisine sahip olmasıdır. Bu çizgi pratikte kendisini uzun vadeli halk savaşı biçiminde şekillendirir. Uzun süreli halk savaşı temelinde. bütün mücadele biçimlerinin kullanılmasını içerir. Çok güçlü olan sömürücü örgütler, ancak böyle bir mücadele çizgisiyle geriletilip yenilgiye uğratılabilir.

d) Devrimimizin 4. temel özelliği, sadece Kürdistan’la sınırlı olmayıp çevresini de derin etkisi altına alması ve bölgesel çapta gelişmesidir. Bu devrimimizin evrensel niteliğini göstermektedir.

Kürdistan Devriminin Görevleri

Devrimimizin en yüce amacı, sınıfsız topluma doğru ilerlemektir. Bu toplumun ilk evresi olan sosyalizme varmak zorunlu bir aşama olup, devrimimiz esas olarak şu görevleri gerçekleştirecektir. Bu görevler, şu ana bölümlerde toplanmış olup, bu bölümlere bağlı olarak yapılması gerekenler 32 madde halinde sıralanmıştır.

a) Türk sömürgeciliğinin ve gerisindeki emperyalizmin Kürdistan üzerindeki her türlü hakimiyetine son vermek,

b) Demokratik halk yönetiminde ulusal, bağımsız ve demokratik bir toplum yaratmak,

c) Bağımsız bir ekonomik yapı inşa etmek,

d) Sömürgeci eğitim ve kültür kurumlarının yerine ulusal eğitim ve kültür kurumlarını oluşturmak, Kürtçe’niıı bütün lehçelerinin gelişimine fırsat ve imkan tanımak ve birinin ulusal dil haline gelmesini teşvik etmek, Kürt dili, edebiyatı ve tarihi alanlarında yoğun bir araştırma ve örgütlendirme çabasına girişmek. bütün halka okur-yazar olma imkanı tanımak,

e) Kürdistan devrimini ve birliğini sağlamak,

f) Komşu halklarla olan ilişkilerde ve uluslararası sorunlarda proleter enternasyonalizmi uygulamak,

PKK’nın Mücadele Stratejisi

PKK’nın kuruluş amacı, örgütün manifestosu olan “KÜRDİSTAN DEVRİMİNİN YOLU” isimli broşür, parti programı ve PKK kuruluş bildirgesinde “BAĞIMSIZ BİRLEŞİK KÜRDİSTAN’IN KURULMASI”; Stratejisi ise, “UZUN SURELİ HALK SAVAŞI” olarak açıklanmıştır.

Halk savaşı stratejisinin temel örgütlenmelerinin “parti-cephe-ordu” olduğu, temel faaliyet biçiminin de, “gerilla savaşı” olduğu belirtilmiştir.

Uzun süreli halk savaşı stratejisi üç aşamalıdır.

Birinci aşama stratejik savunma aşaması olup, en uzun dönemi kapsar. Bu sürenin uzaması Devleti ve kurulu düzeni devamlı yıpratmasına karşılık, halk savaşını sürdüren ve sınırlı ölçüde güçleri olan örgütleri devamlı geliştirir.

Stratejik denge aşaması; Her iki güç açısından en kritik dönemi oluşturur. Denge döneminde halk savaşını yürüten gücün geriye düşme ve dengenin uzaması halinde yıpranma, Devletin ve kurulu düzenin de bütün kurum ve kuruluşları ile çöküşe geçme durumu olabileceği, dengelerin kısa ve kararsız olduğu dönemdir.

Stratejik saldırı aşamasında; halk savaşını sürdüren gücün süratle sonuca gitme zorunluluğu vardır. Devletin ve kurulu düzenin şiddetle, direniş göstermesi halinde karşısındaki güç kontrolden çıkarak dağılabilir.


http://www.belgenet.com/dava/dava04.html


C - TEMEL YAPILANMASI

Terör örgütü PKK parti, cephe ve ordu şeklinde bir yapılanmayı benimsemiştir. Parti PKK (Partiya Karkeren Kürdistan - Kürdistan İşçi Partisi) olarak 1978 yılında kurulmuştur.

Parti; ideolojik, politik öncüdür.

Cephe; ERNK (Eniya Rızgariya Netawiya Kürdistan-Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi) 1985 yılında kurulmuştur. Cephe tüm halkın temsil edildiği ve yönetildiği siyasi organizasyondur.

Ordu; ARGK (Arteşe Rızgariya Gele Kürdistan-Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) 1986 yılında iki aşamalı olarak kurulmuştur. Ordunun ilk aşaması olan HRK (Hezen Rızgariya Kürdistan-Kürdistan Kurtuluş Birliği) 1984 yılında kurulmuştur.

Cephe ve ordu, partinin çizdiği çerçevede hareket ederler.

1) PARTİ- PKK (PARTIYA KARKEREN KURDİSTAN)

Parti, hem ideolojik manada hem de kadro düzeyinde Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin rehberi olarak kabul edilmektedir.

Parti tüzüğü; genel hükümler. parti üyeliği, parti yapısı, partinin iç işleyişi bölümlerinden oluşmaktadır.

a) Genel Esaslar

Örgütün adı, Partiya Karkeren Kürdistan. kısa adı PKK’dır.

Örgütün amblemi, kırmızı yıldız içinde sarı meşaledir. Bu amblemin sarı şerit ile ayrılarak kırmızı zemin üzerine oturtulmasıyla örgüt bayrağı oluşur.

Örgütün amacı, Kürdistan üzerindeki sömürgeci egemenliğe ve gerisindeki emperyalizmin etkilerine son vermek, Kürdistan’daki çağdışı kalıntıları tasfiye etmek, bağımsız birleşik Kürdistan’da demokratik bir halk yönetimi kurmak, ilerici insanlığın bir parçası olarak sınıfsız topluma doğru ilerlemektir.

b) Parti Üyeliği

Parti üyesi, parti programını kabul eden ve onu hayata geçirmekten sorumlu olan, parti iradesini esas alıp kendini giderek bu iradeyle bütünleştiren, parti yaşamına ve taktik uygulamaya bir parti organında tüm gün katılan, kendini çözüp partinin tarz, tempo ve üslubuna kavuşturarak temel parti amaçları için ödünsüz, çıkarsız derin coşku ve fedakarlıkla çalışan ve yaşamını parti davasına adayan kişidir.

Partiye sempati duyan ve ulusal kurtuluş çizgisini destekleyen kişi yurtseverdir.

Parti üyeliği bölümünde bu tariften sonra üyeliğe alınma ve çıkarılma. parti üyesinin görevleri, parti üyesinin hakları, parti üyesinin özellikleri düzenlenmiştir.

c) Örgütlenme Şekli

Partinin en yüksek karar organı kongredir. Parti kongresi, belirlenmiş delegelerin üçte ikisinin katılmasıyla dört yılda bir toplanır.

Parti kongresi, parti program ve tüzüğünü kabul eder veya değiştirir. Partinin dönemsel politikasını çizer. Parti pratiğini değerlendirir. Parti Genel Başkanı, Merkez Komite ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerini seçer.

Önemli politik değerlendirme ve kararların gerektiği, ancak kongrenin toplanamadığı veya toplanmasına gerek görülmediği dönemlerde, parti konferansları toplanabilir. Konferanslar, Genel Başkanlığın kararları veya merkez komitenin kararı ve genel başkanın onayı ile toplanır. Politik durum değerlendirmesi yapar ve kararlar alır. Ancak parti program ve tüzüğünü değiştiremez, görevlendirme yapamaz.

İki kongre arasında partinin en yüksek ideolojik ve politik organı Parti Genel Başkanı’dır. Parti Genel Başkanlığı, partinin ve devrimin önderliğidir.

Genel Başkanlık Konseyi: Parti genel başkanının liderliğinde faaliyet gösteren en üst yürütme organıdır. Üyeleri, merkez komite tarafından seçilir, genel başkan tarafından onaylanır.

Merkez Komite üyeleri kongre tarafından seçilir. Genel başkan ile birlikte, iki kongre arasında parti politikasını belirler.

Merkez Disiplin Kurulu üyeleri, kongre tarafından seçilir. İki kongre arasında bütün disiplinsizlik işlerini soruşturur ve karara bağlar.



2) CEPHE-ERNK (ENIYA RIZGARIYA NETAWIYA KÜRDİSTAN)
(KÜRDİSTAN ULUSAL KURTULUŞ CEPHESİ)

Cephe, değişik sınıf ve katmanların hedeflenen amaç etrafında, asgari müştereklerde birleştikleri, temsil ve yönetim organı olarak tarif edilmiştir.
ERNK, 21 Mart 1985 tarihinde bir avuç PKK’lı tarafından kurulmuş ve bölge halkına zorla dayatılmaya çalışılmıştır.

Örgüt lideri Abdullah ÖCALAN tarafından 6 Mayıs 1982 tarihinde hazırlanarak yayınlanan “Kürdistan Ulusal Kurtuluş Problemi ve Çözüm Yolları” isimli kitapçıkta, ERNK’nın teorik düzeydeki ilke ve hedefleri şu şekilde belirlenmiştir.

Sözde Türk sömürgeciliğinin tasfiyesine yönelik olarak;

-Güvenlik güçlerinin bölgedeki faaliyetlerine son verilmesi,

-Devletin tüm sivil yönetim kurumlarının tasfiye edilmesi,

-Devlete ait tüm ekonomik kurumlara el konulması,

-Devletin tüm eğitim kurumlarının tasfiye edilerek, Kürt dili ve kültürünün geliştirilmesi,

-Büyük tüccar ve toprak ağalarının mal varlıklarına el konularak kamulaştırılması,

Sözde halk iktidarının inşası için;

-Ulusal meclis ve halk hükümetinin kurulması,

-Mülkiyeti kamunun olmak kaydıyla, topraksızlara toprak dağıtımı ve bağımsız bir ekonominin örgütlendirilmesi,

-Ulusal dil, eğitim ve kültür kurumlarının geliştirilmesi.

-Bağımsız bir yargı sisteminin geliştirilmesi,

-Temel insan haklarının güvence altına alınması,

-Milli azınlıklara özgürce gelişebilecek bir ortam sağlanması.

PKK terör örgütünün yurtiçinde ve yurtdışında legal ve illegal bazda sürdürdüğü eleman temini, taraftar desteği sağlayarak kitleselleşme, faaliyetlerin gerektirdiği mali ve lojistik destek sağlama, giderek meşruiyet kazanma temelinde sözde iktidar organları oluşturma yolundaki tüm faaliyetlerine cephe faaliyetleri denmektedir. Cephe faaliyetleri, yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere iki temel alanda sürdürülmektedir.

Kışın yaklaşması üzerine yurtiçinde faaliyet gösteren PKK üst düzey kadroları kışı güvenli bir ortamda geçirmek ve 1985 yılı planlarının hazırlığını yapmak üzere K.Irak’a çağrılmışlardır. Abdullah ÖCALAN’ın talimatıyla Ocak 1985 tarihinde K.Irak’ta yapılan ve örgütün üst düzey yöneticilerinin katıldığı toplantıda, 21 Mart 1985 tarihinde ERNK (Eniya Rızgariya Netawiya Kürdistan--Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin ilanı kararı alınmıştır.

Aynı zamanda, cephenin bir kitle gösterisiyle ilanı ve akabinde kitlesel çalışmaların hızlandırılması kararlaştırılmıştır. Böylece giderek kitlesel başkaldırıların geliştirilmesi hedeflenmiştir.

Bu amaçla, Ocak 1985 tarihinden itibaren cephenin ilanı amacıyla K.Irak’tan yurtiçine üst düzey kadrolar ve savaşçı takviyesi hızlandırılarak sürdürülmüştür. Ancak Ocak-Şubat 1985 tarihinden itibaren, birçok örgüt mensubunun ölü veya sağ olarak güvenlik kuvvetlerince ele geçirilmesi üzerine, ERNK’nın ilanı Atina’da yapılabilmiş ve bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulmuştur.

1985 yılında terörle mücadelede yan tedbir olarak uygulanmasına başlanılan “Pişmanlık Yasası”, “GKK” gibi uygulamalar, örgütü giderek tedirgin etmiş ve karşı önlem olarak örgüt bu kesimlere karşı vahşet boyutlarında katliamlar gerçekleştirmek suretiyle, bu tedbirleri etkisiz kılmaya çalışmıştır.

Öte yandan, örgütün 1985 yılı içerisinde gerçekleştirdiği sansasyonel nitelikli bazı katliamlar dışında hedeflenen düzeyde başarılı olamaması, yurtiçinde örgüte katılımların azalmasına, teslim olmaların artmasına neden olmuştur. Bunun üzerine örgütün büyük bir sarsıntı geçirmekte olduğunu, böyle giderse çözülmeyi önleyemeyeceğini farkeden Abdullah ÖCALAN, eylemlerin yeniden tırmandırılması için üst düzey elemanlarına tehditler, talimatlar yayınlamıştır.

Abdullah ÖCALAN’ın bu talimatları üzerine, yurtiçinin yanı sıra K.Irak, Suriye ve Lübnan’daki kamplarda büyük hazırlıklar yapılmış ve Şubat 1986 tarihinden itibaren yurtiçine girişler başlamıştır.

PKK Merkez Komite üyelerinden olup, kırsal kesimdeki eylemlerin gerçekleştirilmesinde büyük etkisi bulunan Mahsun KORKMAZ’ın 28 Şubat 1986 tarihinde Gabar Dağında güvenlik kuvvetlerince ölü ele geçirilmesi üzerine örgüt planlanan hedeflerine ulaşmada büyük darbe almıştır.

1986 yılında Siirt ve Şırnak civarında bazı pusu olaylarıyla, bazı katliamlar gerçekleştirebilmekle birlikte örgüt kitle ve silahlı faaliyetler bazında hedeflenen atılımları gerçekleştirememiştir. Ancak, kitle katliamları örgütün bölgede zora dayalı otorite tesis etmesinde rol oynamıştır.

a) ERNK-Yurtdışı

PKK’nın yurtdışında sürdürdüğü propaganda ve örgütlenme gibi temel faaliyetlerin önemli bir kısmı ERNK faaliyetleri olarak sürdürülmektedir. Bu faaliyetleri ülkeler, bürolar ve birlikler olarak tasnif etmek mümkündür.

ERNK’nın faaliyetlerini sürdürdüğü ülkeler, Avrupa Cephe Merkezi, Kafkas ülkeleri, Balkan ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri olarak tasnif edilebilir. Bunların dışında PKK Japonya’dan Avustralya’ya, Güney Afrika’dan Kanada’ya kadar pek çok ülkede temsilcilik bulundurmaktadır.

ERNK’nın Avrupa Cephe Merkezine bağlı büroları, genellikle yurtiçi (metropol kentler), dış ilişkiler, eğitim, basın yayın, maliye konularında faaliyet göstermektedirler.

Temel propaganda ve örgütlenme teşkilatları ise birliklerdir. PKK’nın faaliyetlerini kamufle eden birlikler, sözde “demokratik-mesleki birlikler” adı altında örgütlenmişlerdir. Hukukçular Birliği, Gazeteciler Birliği, Yazarlar Birliği gibi.

b) ERNK-Yurtiçi

PKK’nın yurtiçi faaliyetleri, başta HADEP olmak üzere legal sendika, dernek ve benzeri legal kuruluşlar içinde kamufle edilmiştir. Ancak, henüz oluşma aşamasında da olsa bazı özgün örgütlenme deyimleri söz konusudur.

PKK, ERNK’nın yurtiçi faaliyetlerini geliştirmek amacıyla “Eyalet Cephe Karargahı/Konseyi” isimli birimler oluşturmuştur.

c) ERNK’nın Din ve Mezhep İstismarına Dayalı Faaliyetleri

-KİH (Kürdistaıı İslam Hareketi)

PKK terör örgütünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, halkın dini duygularını istismar ederek örgüt bünyesine kanalize etme amacıyla, cephe birimi içinde oluşturduğu Mollalar Birliği, Din Yayanlar Birliği, Dindarlar Birliği gibi İslami motif taşıyan paravan oluşumlarını, yakın dönemde Abdurrahman DÜRRE’nin başkanlığında birleştirmek suretiyle Kürdistan İslam Hareketi ismiyle yeni bir paravan örgüt oluşturarak, diğer dini oluşumları kendi ideolojik hedeflerine kanalize etmeyi amaçladığı bilinmektedir.

Bu yöndeki örgütlenme faaliyetlerini Avrupa ülkelerinden başka Mısır, Suriye ve Türkiye gibi Müslüman Kürt nüfusun bulunduğu ülkelerde sürdürmekte, propaganda amaçlı seminer ve konferanslar tertiplemektedir.

-KAB (Kürdistan Aleviler Birliği)

12 Eylül öncesinde olduğu gibi Alevi inanca sahip vatandaşlarımızı bir takım provokasyonların içine çekebilmek için yurtdışında Kürdistan Aleviler Birliği isimli kuruluş geliştirilmiştir

Asıl gaye;

-Sözde Gazan, Botan, Amed adıyla tabir ettikleri bölge üzerindeki operasyonları etkisiz kılmak amacıyla Sivas, Kahramanmaraş, Erzincan, Tunceli, Adıyaman, Malatya gibi illerdeki Alevi vatandaşlarımızı harekete geçirerek cepheyi genişletmek,

-Alevi gençliği kendi saflarına çekerek eleman kaybını telafi etmeye çalışmak

-Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Tunceli-, Sivas, Erzincan gibi çok sayıda Alevi inanca sahip vatandaşlarımızın yaşadığı bu bölgeleri Karadeniz, Toroslar ve İç Anadolu bölgelerine açılmada temel almak, Kurt Alevileri PKK, Türk Alevileri DHP vasıtasıyla kendi saflarına çekerek, adı geçen bölgelere açılımı sağlamaktır.

-KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi)

Terör örgütü PKK, uluslararası kamuoyu nezdinde terörist kimliğini maskelemek, kendisinin Kürt halkının gerçek temsilcisi olduğu imajını vermek ve uluslararası kuruluşlarla diyalog zemini oluşturmak amacıyla “diplomasi cephesi” olarak nitelendirdiği ulusal meclis çalışmalarına 1990 yılında gerçekleştirdiği IV. Kongrede aldığı kararla start vermiştir. Kürdistan Ulusal Meclisi’ne sadece diplomatik misyon verilmemiş, aynı zamanda siyasi kurumlaşma. yasama ve yürütme organı işlevi de yüklenmiş. böylece KUM vasıtasıyla geleceğin Ulusal Kongresinin altyapısı da oluşturulmaya çalışılmıştır.

Terör örgütünün lideri Abdullah ÖCALAN. 8 Haziran 1993 yılında Lübnan’ın Barelias Kasabasında yaptığı toplantıda “örgütün ana hedefinin siyasi alanda tanımak” olduğunu açıklamıştır.

1992 yılı başlarında hazırlık çalışmaları başlayan ve yıl sonunda toplanması beklenen KUM, yurtiçinde bir varlık gösterememiş, Avrupa ülkelerinde sözde bir seçim yapılarak Avrupa kontenjanından 15 milletvekili seçilmiştir.

1993 yılında KUM için yeni bir atak yapılmış, çoğunluğu yurtdışından olmak üzere 400 kişi Kuzey Irak’ta bulunan Zeli Kampı’na çağrılmıştır. Ancak, çağrılanlardan 134 kişi Zeli Kampı’na ulaşmıştır.

Yaklaşık 3 aylık eğitimden geçirilen bu şahıslara KUM’un oluşturulabilmesi için evvela Eyalet Meclislerinin teşkilatlandırılması. KUM’un da Eyalet Meclisi temsilcilerinden oluşturulması talimatı verilmiştir. Söz konusu şahıslar 1993 yılında bu yönde çalışmalara başlamışlar, ancak 1994 yılında bu çalışmalarını durdurmuşlardır.

http://www.belgenet.com/dava/dava05.html


Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu

PKK terör örgütü, 1995 yılında gerçekleştirdiği V. Kongresinde “Kürdistan’ın kurulması yolunda 20 yıldan beri sürdürülen faaliyetlerle bir direniş örgütünün yaratıldığı, bundan sonraki hedefin bir kuruluş örgütü yaratmak olduğu” açıkça ifade edilerek “yakın dönem hedeflerinin iktidarlaşmak olduğu ve bu amaçla ulusal ordunun yanı sıra ulusal meclisin de bir an evvel kurulması gerektiği” belirtilmiştir.

V. Kongre kararlarında ve bu kararların öncesi ve sonrasında yapılan değerlendirmelerde ve yayınlanan talimatlarda “PKK ile ilişki .kurmada zorlanan batılı çevrelerin sözde Kürt sorununa desteğinin sağlanması amacıyla Sürgünde Kürdistan Parlamentosu’nun oluşturulması ve yurtiçinde de benzer legal mekanizmalar oluşturulması ve olanların güçlendirilmesi gerektiği” belirtilmiştir.

Yurtdışında illegal olarak yayınlanan sözde Kürdistan Parlamentosu hazırlık komisyonu bildirisinin Şubat 1995 tarihli 1. sayısında PKK Lideri Abdullah ÖCALAN’ın “gerillanın dağda. cephenin içeride sürdüğü bu günkü koşullarda uluslararası ortama hitap edecek bir sürgün parlamentosu fikri doğru mudur veya Kürt Ulusal Kongresi sürgünde gerçekleştirilebilir mi? Kürdistan ülkesinin giderek uluslararası kamuoyunda kabul görmesi. gerilla ile ilişkiye geçmekte zorlanan uluslararası yapının böyle legal yanı ağır basan bir oluşuma ihtiyaç hissetmeleri yeni bir oluşum üzerinde düşünülebileceğini göstermektedir” şeklinde konuya ilişkin görüşlerine yer veri imiş olup, ulusal kongreye hazırlık amacıyla oluşturulması planlanan sözde parlamentonun gerçek amacını da ortaya koymuştur.

PKK V. Kongresinde ayrıca “Kürt sorununun bölgesel bir sorun olmaktan çıkarak dünyayı ilgilendiren bir sorun haline geldiği, PKK’nın bu sorunun çözümünde anahtar rol oynadığı, bu bağlamda çözüm arayan güçlerin kendileriyle diyaloga geçebileceği” değerlendirmesi yapılmıştır.

Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosunun Kurulması ve Faaliyetleri

Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosunun kurulmasına ilişkin çalışmalar, bu amaçla oluşturulan hazırlık komisyonu tarafından 12 Ocak 1995 tarihinde resmen başlatılmıştır.

Kurucular tarafından Brüksel’de yapılan basın toplantısında: “Kürdistan Sürgün Parlamentosu üyelerini daha önce PKK tarafından atanan ve bugün ulusal kurtuluş mücadelesine hizrrıet eden Kürdistan Ulusal Meclisi üyelerinden ve DEP yöneticilerinden seçer.” demek suretiyle parlamentonun niteliği ve bileşimi hakkında bilgi vermiştir.

Hazırlık komisyonu üç ay süren çalışmaları sonunda Abdullah ÖCALAN'ın talimatları doğrultusunda hareket eden, kendini örgütün yan kuruluşları içinde kamufle etmeye çalışan veya doğrudan PKK örgütü adına çalışan 65 kişilik sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu, 12 Nisan 1995 tarihinde Hollanda’nın Lahey şehrinde kuruluşunu ilan etti.


Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu Batıda PKK’nın Diplomatik Sözcülüğünü Yapmaktadır.

Terör örgütü PKK ilk yıllarda dış çevrelerle ilişkilerini daha çok örgüt kadroları, komiteleri vasıtasıyla sürdürürken, ilerleyen süreçte bu ilişkileri ERNK Büroları, temsilcileri veya Kürdistan Komiteleri, dernekler gibi sözde siyasi, sosyal, kültürel kuruluşlar desteğiyle sürdürmüşlerdir. Bu büro ve dernekleri paravan olarak kullanan PKK, terörist kimliğini maskelemeye çalışmıştır.

Ancak, bu konuda ülkemizin dış çevreler nezdinde sürdürdüğü diplomatik faaliyetler PKK’nın bu alanda zorlanmasına neden olmuştur. Bunun üzerine terör örgütü PKK diplomatik destek girişimlerini sürdürmek amacıyla ERNK ve diğer dernekleri devrede tutmakla birlikte SKP (Sürgünde Kürdistan Parlamentosu) gibi araçlar geliştirmeye başlamıştır.

12 Nisan 1995 tarihinde Abdullah ÖCALAN’ın talimatları doğrultusunda V. Kongreden sonra kurulan SKP, PKK’nın terörist faaliyetlerini maskeleme, uluslararası destek sağlama faaliyetlerinin önemli bir parçası olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu, ERNK ve ona bağlı olan aşağıdaki kuruluş temsilcilerinden oluşmuştur:

ERNK; PKK’nın cephe örgütü,

TAJK (Tevgera Azadiya Jinen Kürdistan-Kürdistan Özgür Kadın Hareketi); ERNK bünyesinde yer alan bir kadın komitesi olup, son dönemde YAJK (Yektiya Azadiya Jinen Kürdistan-Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) olarak isimlendirilmiştir.

YWRK (Yektiya Welatparazen Rewşanberen Kürdistan-Kürdistan Yurtsever Aydınlar Birliği); ERNK’nın sözde aydınlan bünyesinde toplayan alt örgütlenmesi.

YCK (Yektiya Civanen Kürdistan-Kürdistan Gençler Birliği); ERNK'nın gençlik örgütlenmesi.

HÜNDER-KOM (Kürdistan Sanatçılar Birliği); ERNK’nın kültür ve sanatla uğraşan kesime yönelik bir kuruluştur.

Kürdistan Yurtsever Esnaflar Birliği; ERNK’nın yurtdışında bulunan Kürt orijinli vatandaşlara hitap eden bir örgütlenmesi.

Kürdistan Yezidiler Birliği;Yurtdışında bulunan Yezidi kökenli vatandaşları PKK terör örgütüne kazandırma amacını taşıyan oluşum.

Asuriler Birliği; Çeşitli Avrupa ülkelerine göçmüş bulunan ve çoğunluğunu Iraklıların oluşturduğu bir örgütlenme.

KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi) Avrupa Grubu; PKK tarafından sözde ulusal meclis oluşturmak amacıyla Avrupa ülkelerinde yapılan sözde bir seçim sonucu oluşturulan ancak, etkinlik kazanamayan yapılanması.

Kapatılan DEP eski milletvekilleri ve yöneticileri; PKK’nın güdümünde hareket eden ve bilahare yurtdışına çıkan milletvekili ve yönetici grubu.

KON-KURD (Avrupa Kürt Devleti Federasyonu); Çeşitli Avrupa ülkelerinde bulunan ve çoğunluğu PKK’nın güdümünde olan derneklerin üst kuruluşu.

KİH (Kürdistan İslam Hareketi); PKK tarafından dindar kesimi kazanmak amacıyla oluşturulan örgütlenme.

KAB (Kürdistan Aleviler Birliği); PKK tarafından Alevi vatandaşları kazanmak amacıyla oluşturulan örgütlenme.


Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu’nun Sürdürdüğü Faaliyetler

Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu’nun kurulmasından sonra örgütün Avrupa alanında sağlamayı hedeflediği destek ve legalleşme faaliyetleri aralıklı olarak PKK ile ilgisi yokmuş gibi gösterilmeye çalışılan mezkur oluşum vasıtasıyla yürütülmeye çalışılmıştır.

Sözde SKP üyeleri kendilerini Kürt orijinli vatandaşlarımızın temsilcileriymiş gibi göstererek örgütün siyasi amaçlarına destek sağlayabilmek ve sözde Kürt sorununa barışçıl bir çözüm sağlayabilmek adı altında, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere diğer ülkelere ziyaretlerde bulunarak bu ülkelerdeki başta sosyalist eğilimli parti, grup ve şahıslar olmak üzere uluslararası insani kuruluşların yetkilileriyle görüşmelerde bulunmuşlardır.

Grup üyeleri gittikleri ülkelerde Türkiye’de Kürt orijinli vatandaşlarımıza sözde soykırım ve zulüm yapıldığını iddia etmişler, güvenlik kuvvetlerimizin PKK terör örgütüne karşı yürüttükleri mücadeleyi soykırım olarak göstermeye çalışmışlar ve PKK’yı da Kürt orijinli vatandaşları bu zulüm ve soykırımdan kurtarmayı amaçlayan bir halk hareketi olarak tanıtmaya çaba sarfetmişlerdir.

Yine bu faaliyetlerle koordineli olmak kaydıyla, yurtiçinde başta HADEP olmak üzere birçok legal kurum ve kuruluş oluşturularak, var olanlar güçlendirilerek, kendileri dışındaki kişi ve kuruluşlarla temasa geçilerek veya içlerine sızılarak harekete geçilmiş ve bu kesimlere PKK’nın asgari program hedeflerinin yasallaştırılması, sözde Kürt sorununa taraf statüsü elde edilmesi gibi roller atfedilmiştir.

Diğer taraftan PKK terör örgütü sözde SKP ile sözde Kürt halkının haklarını savunmak, Avrupa alanında destek sağlamak, nihai hedefi olan ulusal kongre ve bunun içinden oluşturulacak ulusal meclise temel oluşturmaya çalışmıştır.

Yürütülen faaliyetlerle, uluslararası kamuoyuna sözde Kürt sorununa barışçıl çözüm aranıyor imajı verilerek, Birleşmiş Milletler nezdinde gözlemci statüsü kazanılması ve Türkiye’nin uluslararası alanda yalnızlığa itilmesi hedeflenmiştir.

Terör örgütü PKK, sözde Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede bazı alanların kurtarılmış, bazı alanların yarı kurtarılmış alanlar haline geldiği iddiasıyla dönemi iktidarlaşma. devletleşme ve bunları örgütsel yönlerine cevap
verebilme süreci olarak değerlendirmektedir. Dönem içinde SKP böyle bir işlevi de yüklenmiştir.

Nitekim V. Kongre kararlarında Ulusal Meclisin (yerini SKP almıştır) “Kürdistan’daki devletin tüm kurum ve kuruluşlarını işlevsiz kalarak kendisine has kurumlar yaratacağı, halkın yönetimle ilgili görevlerini üstleneceği, eyalet. il, ilçe ve köy meclisleriyle Geçici Devrim Hükümetini oluşturacağı, Geçici Devrim Hükümetinin ise ekonomik, sosyal, kültürel, yargı, asayiş, sağlık vs. her alanda gerekli düzenleme ve planlama yapılması görevlerini yerine getireceği” yolunda belirlemelerde bulunmuştur.

Sözde Sürgünde Kürt Parlamentosunun Ulusal Kongreyi Toplama Gayretleri

SKP, kuruluşunu müteakip Abdullah ÖCALAN’ın talimatıyla Ulusal Kongreyi toplama gayretlerine başlamıştır. Nitekim 28 Temmuz 1995 tarihinde Viyana’da oluşturulan II. Kongre’de Abdullah ÖCALAN’ın direktifleri doğrultusunda Ulusal Kongreyi bir an önce toplamak için karar alınmıştır.

Alınan bu kararın ardından 1995 Ekim ayında, aynı zamanda SKP üyeleri de olan bölücü kişilerce “Ulusal Kongre Temas Grubu” oluşturulmuştur. Ulusal Kongre Temas Grubu, bölücü çevrelerin en etkin ve geniş desteğiyle “Ulusal Kongre Hazırlık Komitesi”ni oluşturmayı hedef almıştır.

Tamamen PKK bağlantılı olan Ulusal Kongre Temas Grubu üyeleri, ilk temaslarında BKDP, PSK gibi etkili örgütlerden olumsuz cevaplar alırken. KYB’den de net cevap alamamıştır. Daha ziyade reklam peşinde koşan küçük örgütleri toparlayabilmiştir.

İki yıl süren çalışmalar sonucu Ulusal Kongre Hazırlık Konferansı’nın ilki 4 Aralık 1997 tarihinde Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde toplanabilmiştir.

Süleymaniye ‘de yapılan Ulusal Kongre Hazırlık Konferansı’na PKK’dan başka KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği), KKP (Kürdistan Komünist Partisi), PMK (Kürdistan Muhafızlar Partisi), PKSK (Kürdistan Bağımsız Emek Partisi), PNK (Kürdistan Ulusal Platformu), PRK-Rızgari (Kürdistan Kurtuluş Partisi), PZK (Kürdistan Emekçiler Partisi), YNDK (Kürdistan Ulusal Demokratik Birliği), İran Komünist Partisi, Milliyetçi Kürtler Cephesi, Kürdistan Birleşik İslam Partisi, Kürdistan İnsan Hakları Örgütü, Iran Kürdistan Bağımsız İşçi Partisi, PSDK (Kürdistan Sosyalist Demokrat Partisi), Demokrasi İsteyenler Hareketi, Mezopotamya Yurtsever Devrimei Örgütü, Kürt Ulusal Derneği, İslami RAPO’rin Hareketi, Komala Iran, Kürdistan I)emokratik Gençler Birliği, Kürdistan Bağımsız Hanımlar Örgütü gibi parti ve örgütler katılmıştır.

13 Aralık 1997 tarihinde Brüksel’de oluşturulan İİ. Ulusal Kongre Hazırlık Konferansı’nda ise “Ulusal Kongre Hazırlık Komitesi” oluşturulmuştur.

PKK, KYB ile birlikte bir kısım etkisiz Kürtçü örgütler ve bağımsız gruplarla birlikte PKK’nın imkanlarıyla varlıklarını idame ettiren kişilerin katılması ile oluşan "Ulusal Kongre Hazırlık Komitesi” Ulusal Kongrenin en kısa zamanda 1998 yılı içinde toplanması için çaba sarfedilmesini benimsemiştir.

Ulusal Kongre Hazırlık Komitesi, 28 mart 1998 tarihinde İsveç’te bir toplantı gerçekleştirmiştir. Bu toplantıya PKDW Yürütme Konseyi Başkanı ve Ulusal Kongre Hazırlık Komitesi üyesi Zübeyir AYDAR ile KYB adına Abdülrezak FEYLİ, PZK (Kürdistan Emekçiler Partisi) temsilcileriyle birlikte 30 kişinin katıldığı tespit edilmiştir.

Görüldüğü gibi geçmişte silahlı faaliyetlere endeksli bulunan taktiği tıkanan, çıkış yolunu diplomatik manevralar üzerinde yoğunlaştıran PKK Ulusal Kongreye büyük ümit bağlamıştır. Ulusal Kongrenin toplanmasında büyük etkisi bulunan BKDP’yi iknaya çalışmaktadır.

Sürgünde Kürdistan Parlamentosunun Faaliyetlerinde II. Dönem

Ülkemiz aleyhindeki faaliyetlerini örgüt politikaları ile paralel olarak sürdüren Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu 8. Olağan Genel Kurul Toplantısı’nı 23.05.1998 tarihinde Brüksel’de PKDW (SKP) Başkanı Yaşar KAYA’nın başkanlığında 50 delegenin katılmasıyla yapmıştır.

Sözde parlamento üyelikleri için yeniden seçim kararı alınması akabinde. üst seçim kurulu oluşturulmuş ve bu kurulun başkanlığına Ali YİGİT, sekreterliğine Yusuf Serhat BUCAK, sözcülüğüne George ARTO isimli şahıslar getirilmiştir.

Sözde Üst Seçim Kumlu, seçim çalışmalarının 3 ay içinde tamamlanmasına karar alarak, seçime katılmak isteyen siyasi parti, grup, kitle örgütleri, cemaat ve ulusal kurumların başvuru talepleri, istekleri, kontenjan sayısı ve seçimlerin yapılış biçimi ile ilgili tekliflerini 25 Haziran 1998 günü saat 17.00’a kadar bildirmelerini istemiştir.

SKP içinde oluşturulan bu Kurulun 1998 Temmuz ayının ikinci yarısında Brüksel’de yaptığı toplantıda SKP içinde yer alacak örgüt, parti, birlik ve şahıslara verilecek aday kontenjan sayısı belirlenmiştir. 65 üyeliğin bulunduğu grupta aday olmak isteyenlerin bağlı bulundukları parti veya kurumlara, bağımsızların ise doğrudan Üst Seçim Kurulu’na 10 Ağustos 1998 tarihine kadar müracaat etmeleri yapılan bir açıklama ile duyurulmuştur. Kontenjan tanınan kuruluş, örgüt, parti ve birliklerin. seçim sonucunda tespit edilerek isimleri 25 Ağustos 1998 tarihine kadar SKP Merkezine bildirilmesi istenmiştir. Kararlaştırılan bu hususlara rağmen belirlenen 65 üye tamamen PKK yönetimi ve daha ziyade Abdullah ÖCALAN’ın öngördüğü kişilerden atama yoluyla belirlenmiştir.

1996 yılı Nisan ayında İtalya’da yapılan erken seçimlerde iktidara gelen Merkez Sol İttifakının PKK faaliyetlerine ılımlı yaklaşımları dolayısıyla 1998 Eylül ayının ilk haftasında kamuoyuna isimleri açıklanan SKP’nin 65 üyesi 29.09.1998 tarihinde Roma İtalyan Parlamentosu yakınındaki Sala Barramoni’de Kürtçe yemin ederek görevlerine başlamışlardır.

Yemin metni olarak;

“Bütün şartlar altında halkımızın iradesini kendi irademden üstün tutacağıma, Kürdistan’ın üstünlüğü için çalışacağıma, Kürt halkının arasına hiçbir ayrılık sokmayacağıma, Kürt halkının çıkarlarına layık yeni bir dönem açacağıma ve haklarını koruyacağıma, Kürt halkı için amacım;demokratik, eşit ve Özgür bir toplum oluşturmak olduğuna, çalışmalarımda hiçbir şahsi çıkarımı gözönüne almayacağıma, ulusun eşitliği ve birliğini koruyacağıma, Kürdistan’ın değerleri ve şehitlerine bağlı kalacağıma, tarih, insanlık, ülkem ve halkımın huzurunda namusum üzerine yemin eder, söz veririm.” cümlesi kullanılmıştır.

Söz konusu toplantıya bir mesaj gönderen PKK lideri Abdullah ÖCALAN mesajında;

“Önümüzdeki dönemde yürütülen kirli savaşa karşı uluslararası alanda göstereceğimiz diplomasi önemli bir kaynaklık teşkil edecektir. Heyecan ve tecrübe kadar gençlik dinamizmi ile birleşmenizde görevinize daha sıcak yaklaşacak ve sorumluluk göstereceksiııiz. Bu da başarıyı oldukça etkileyecektir. Ülke içinde halkımızın bitmeyen direnişi ile artan siyasi ilişkiyi önümüzdeki dönemde gerek Türk hakim sınıflarının yürüteceği seçimler üzerinde olsun, gerekse Güney Kürdistan'daki yeni Federe Meclis Sistemi’nde olsun kendi alternatifimizi ve dolayısıyla bunun önemli bir parçası olarak sizin parlamento çalışmalarınız üzerinde oldukça etkide bulunacak, hatta etkileyebilecek konumda olacaksınız..." açıklamalarına yer vermiştir.


http://www.belgenet.com/dava/dava06.html

3) ORDU-ARGK (ARTEŞE RIZGARIYA GELE KURDİSTAN)
(KÜRDİSTAN HALK KURTULUŞ ORDUSU) İŞLEVİ VE YAPISI

PKK, kuruluşundan itibaren silahlı mücadeleye büyük önem atfetmiş, kendini kamuoyuna tanıtma ve etkinlik kurma aracı olarak silahlı yöntemi seçmiştir. Eğiterek yetiştirdiği her elemanını savaşçı olarak algılayan örgüt, savaşçılık yeteneği olmayan kişilere fazla itibar etmemiştir.

12 Eylül Harekatı ile birlikte silahlı grupları dağıtılan örgüt, 1981 yılında Lübnan’da gerçekleştirmiş olduğu I. PKK Konferansı’nda;

“Partinin yeniden inşasıyla birlikte silahlı mücadele anlayışına öncelik vermek, silahlı mücade1eyi hemen bir gerilla savaşı olarak düşünmemek, gerilla savaşını hazırlayacak alt birimlerin de olduğunu görmek, siyasi mücadeleyi sürekli geliştirecek bir silahlı mücadele çizgisini uygulamak gereklidir.

...Gerilla güçlendirilmeden, Kürdistan koşullarında siyasi sonuçlar alınabileceğini, siyasi sonuçlara ulaşılabileceğini sanmak gülünç olur. Gerilla... Kürdistan tarihinde, Kürdistan IJlusal Kurtuluş mücadelesinde diğer ülkelere kıyasla daha büyük ve daha önemli rol oynayacaktır. ...Gerilla savaşının, halk savaşının bu biçimini Kürdistan’da uzun süre ve çok güçlü bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Kürdistan’da sabırla ve özenle hazırlanmış bir gerilla mücadelesinin gelişimi içinde ve onunla birlikte geniş kitlelerin ayaklanması beklenmektedir... Bu durum şimdiden akılda tutulmalı, halk ayaklanmasının hazırlıkları ve sorunları daha şimdiden partinin gündemine getirilmeli, özellikle bu konuda sorumluluk alan arkadaşlar, bu iş üzerinde düşünmeye ve planlar geliştirmeye çalışmalıdırlar.

Askeri örgütlenme açısından küçük silahlı gruplar, gerilla grupları, gerilla ordusu ve giderek halk ordusunun örgütlendirilmesi bu alanda kurulacak örgüt biçimleridir.” şeklindeki açıklamalar ile silahlı mücadeleye verilen önem açıkça ortaya konulmuştur.

Bu dönemde hazırlanan ve sürdürülecek olan silahlı faaliyetlerin teorik çerçevesi niteliğindeki” Kürdistan’da Zorun Rolü-Ulusal Kurtuluş Siyaseti ve Ulusal Kurtuluş Savaşı” isimli bir kitapçık hazırlanarak örgüt mensuplarının istifadesine sunulmuştur. 1982 yılı başında hazırlanan bu kitap ile PKK’nın silahlı faaliyetlere verdiği önem, siyasi faaliyetlerin PKK açısından üstlendiği rol ve silahlı faaliyetlerin ne tür yöntemlerle tırmandırılacağına açıklık getirilmek istenmiştir. Bu kitap incelendiğinde daha o dönemde PKK’nın silahlı faaliyetlerinin diğer bütün faaliyetlerin dinamosu olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

Nitekim, genel hazırlık dönemi tamamlanarak silahlı faaliyetlerin başlamasından hemen önce Temmuz 1994 tarihinde üst düzey örgüt mensuplarınca yapılan toplantıda Abdullah ÖCALAN’ın verdiği talimat doğrultusunda HRK (Hezen Rızgariya Kürdistan-Kürdistan Kurtuluş Birliği) adı altında bir askeri aparatın kurulmasına karar verilmiş ve alınan karar gereğince HRK takım ve grupları kısa zamanda kurulmuştur.

Örgüt lideri Abdullah ÖCALAN' ın bilahare HRK’nin kuruluş ve fonksiyonlarına ilişkin olarak yaptığı açıklamalarında “HRK birimleri halkımızın kurtuluş ordusunun çekirdekleridir. Bu olgu ne kadar yükseltilse, ne kadar üzerinde durulsa yeridir. 0 halde partimizin silahlı mücadelesini ve bunun somut boyutu olan HRK olayını en az ideolojik, politik kalkış kadar dikkatle değerlendirmek gerekmektedir” demek suretiyle HRK’nin muhtevasını belirlemiştir.

PKK tarafından oluşturulan bu takım ve gruplar sözde gerilla taktiklerinin başladığı 1987 yılına kadar askeri aparat olarak faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

1986 yılında yapılan PKK III. Konferansı’nda alınan bir kararla HRK isimli askeri aparat lağvedilerek yerine ARGK (Arteşe Rızgariya Gele Kürdistan-Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) isimli askeri aparat kurulmuştur. Bu kuruluşun hemen ardından görevlilerine ve yapısına uygun yönetmeliği hazırlanmıştır.

“ARGK Genel Yönetmeliği” başlığını taşıyan bu yönetmelik. “Genel Hükümler. Halk Savaşı, Gerilla Birlikleri. Örgüt Yapısı, Örgütsel İşleyiş, Suç ve Ceza” bölümlerinden oluşmaktadır. Bu tarihten sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gerçekleştirilen kanlı terör eylemlerinin tamamı ARGK adına üstlenilmiştir.

Kuruluşundan günümüze kadar kendisini yukarıdan aşağıya ve yatay olarak organize etmeye çalışan ARGK’nin henüz oturmuş bir hiyerarşisi yoktur. Bununla birlikte yukarıdan aşağıya doğru “Yüksek Askeri Konsey, Genelkurmay, Ana Karargah, Sahra Komutanlığı, Eyalet Komutanlığı” gibi bir kurumlaşmaya ve tabur, bölük, takım, manga gibi askeri birlikler oluşturmaya çalışmaktadır.

ARGK’nin üst birimleri; Başkomutanlık, Yüksek Askeri Konsey ve Genelkurmaylık olarak isimlendirilmiştir.

Başkomutan; ARGK’nin Başkomutanı olarak PKK’nın lideri olan Abdullah ÖCALAN gösterilmiştir. Silahlı eylemlerin hemen tamamı Abdullah ÖCALAN'in talimatları üzerine gerçekleştirilmiştir.

Yüksek Askeri Konsey; Ana karargah sorumluları, sahra komutanları, eyalet komutanları, PKK/MK üyeleri, tabur düzeyindeki bölge ve birlik komutanları gibi üyelerden oluşur. Başkomutanın belirlediği esaslara uygun planlama ve yürütme faaliyetlerini üstlenmiştir.

Genelkurmaylık; Yüksek Askeri Konsey üyeleri arasından seçilen bir yürütme ekibidir. Yüksek Askeri Konsey kararları doğrultusunda sevk ve idareden sorumludur. Genelkurmaylık faaliyetlerini ana karargah ve alt komutanlıklar vasıtasıyla sürdürmektedir.

Ana Karargah; Silahlı faaliyetlerin sevk ve idaresi yönünden tüm destek faaliyetlerinin organizasyonundan sorumludur. Ana Karargah başlıca “İstihbarat Bölümü, Planlama. Hareket Bölümü. Eğitim Bölümü, Lojistik Bölümü, Muhabere Bölümü, Sağlık Bölümü, Arşiv-Sicil Bölümü, Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Bölümü, Milis Bölümü gibi bölümlerden oluşur.

Alt Komutanlık Karargahları; Saha Komutanlığı, Eyalet Komutanlığı. Bölge Komutanlığı karargahlarından ve yerel komutanlıklardan oluşur.

Birlikler; Örgütçe sözde düzenli ordunun kurulması için oluşturulan birlikler zaman zaman tugay ve alay olarak isimlendirilmişse de, fiiliyatta tabur düzeyinde bazı birliklere rastlanmıştır. Daha ziyade takım, manga düzeyinde hareket esas alınmıştır.

Birlikleri, düzenli ve hareketli birlikler olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Düzenli Birlikler; Manga 7 kişiden, takım 3 mangadan, bölük 3 takımdan, tabur 3 bölükten oluşur.

Hareketli Birlikler; Fizik, eğitim ve donanım yönünden vurucu gücü yüksek elemanlardan oluşan, bir bölgede daha ziyade sindirme ve sansasyonel amaçlı eylemlere yönelen ve takım, bölük seviyesinde hareket eden silahlı birliklerdir.

Milis Komutanlıkları; Genellikle aranır durumda olmayan işbirlikçileri silahlandırarak sabotaj, pusu, kundaklama gibi eylemlere sevk eden birimlerdir.


http://www.belgenet.com/dava/dava07.html

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-II


İDDİANAME (devamı)


D- ÖRGÜTÜN GENEL FAALİYETLERİ

PKK’nın üzerinde hareket ettiği sahaları yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Yurtdışını, sınır ötesi ve Avrupa, yurtiçini ise kırsal alanlar ve merkezler olarak ayırmak uygun olacaktır.

a) Yurtdışı Faaliyet Alanları

PKK terör örgütünün faaliyetlerinin artmasında iç amillerin yanında, Türkiye’ye yönelik dış hesapların da büyük rolü olmuştur. Bölücü terör örgütünün faaliyetleri başta komşu ülkeler olmak üzere dünyanın birçok ülkelerinden himaye görmüş, örgüte lojistik. eğitim. barınak, silah hatta eleman düzeyinde destek vermiştir.

Yunanistan, Suriye, Iran gibi ülkeler PKK terör örgütüne istihbarat örgütleri veya gayri resmi kanallarla her türlü desteği verirlerken, batılı ülkeler de ayrıl yollarla bölücü terör örgütüne kolaylıklar sağlamışlardır.

Körfez krizinden sonra bazı ülkeler bölücü örgütle daha sık temasa geçerken, kendi ülkelerinde büro ve temsilciliklerde kurmalarına müsaade etmişlerdir. Hatta Avrupa Konseyi gibi ciddi uluslararası kuruluşlar sözde sorunun çözümü için tavsiyelerde bulunmuşlardır. Bölücü örgüt, yurtdışından sağladığı bu destek ve bağlantı sayesinde propaganda ve kadrolaşmasını artırmıştır.

Sınırötesi (Komşu Ülkeler) Alanlar

PKK, uluslararası ilişkileri geliştirme, kamuoyu oluşturma, örgütlenme ve propaganda faaliyetlerinde Avrupa sahasına ağırlık verirken, sevk idare, üslenme, kamplar, eğitim ve silahlanma faaliyetlerini açısından Ortadoğu ülkelerini ön plana çıkarmıştır.

Suriye: PKK ile Suriye yönetimi arasındaki ilişki rasgele ve yüzeysel bir ilişki değildir. Bu ilişki son derece planlı, kalıcı somut hedeflere yönelik bir ilişkidir. PKK’nın yurtdışına çıkışta Suriye ve Suriye’nin kontrolü altında bulunun Lübnan topraklarını tercih etmesi önemle değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Dönem itibariyle Suriye’nin sosyalist blok adına yüklenmiş olduğu en önemli görev özellikle işgal altında bulundurduğu ve kendisi açısından hiçbir hukuki sorumluluk doğurmayacak olan Lübnan topraklarını kullanmak suretiyle soğuk savaşın en etkili vasıtalarından olan uluslararası terör ve kaçakçılığa ev sahipliği yapmasıdır.

Sosyalist ülkeler, bu hizmetine karşılık Suriye’ye gerekli askeri ve mali desteği sağlamışlardır. İktidarda bulunan Hafız Esad ve ekibi varlıklarını devam ettirebilmek için gerekli olan dayanaklarının önemli bir kısmını böylece sosyalist ülkelerden temin etmişlerdir.

Lübnan topraklarında sosyalist blok adına uluslararası terörizm ve kaçakçılık hareketlerine zemin hazırlayan Suriye yönetimi, terör ve kaçakçılık şebekelerini komşularına karşı kullanmıştır. Bundan ülkemiz de fazlasıyla nasibini almıştır. Suriye’nin ülkemizle olan çelişkilerinin odağında yer alan Hatay meselesinden başka 20 yıldır Ortadoğu’daki pratik hesaplaşmanın temel konularından biri olan su kaynaklarının denetimi meselesi de, PKK-Suriye ilişkilerinde bir unsur olmuştur. Nitekim, Suriye ile yakın zamana kadar yapılan görüşmelerde PKK ile olan ilişkilerini su sorununa endekslemeye çalışmıştır.

Suriye, sosyalist ülkelerin politikalarına uygun olarak ve kendi çıkarlarını da gözönünde bulundurarak uluslararası terör ve kaçakçılık şebekelerine kendi egemenlik sahası içinde rahatça hareket etme imkanı sağlamıştır.

PKK terör örgütü mensuplarına da sınırdan geçmelerinden koruma altına alınarak kamplara ulaştırılmasına kadar her türlü kolaylık sağlamıştır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Suriye bu desteğini daha da arttırmış ve adeta PKK örgütüne tek başına sahiplenmek istemiştir. Suriye Hükümeti, PKK örgütüne verdiği bu desteğinden dolayı ülkemizin yaptığı çeşitli uyarılan anlamamazlıktan gelmiştir.

PKK terör örgütü mensupları Başkent Şam’da, Haseki ve Halep illerinin Suriye’ye yakın kesimlerinde birçok ev ve çiftlikler kiralayarak Suriye İstihbarat örgütlerinin desteği ve denetimi altında eğitim ve barınma faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

Gerek Başkent Şam’da ve gerekse Türkiye sınır boylarında Kürt orijinli Suriye vatandaşlarının ikamet ettiği kasabalarda “Özel Faaliyet Cephesi” ihdas edilerek propaganda ve örgütlenme çalışmaları yaptırılmıştır.

Yine Suriye Hükümeti’nin özel izniyle, sınır boyunca araziyi tanımak, sınır köylerinde oturan kişileri örgüte kanalize ederek bunlardan kılavuz, kurye ve eleman olarak yararlanmak. Suriye Kürtlerini örgüte angaje etmek ve bu kişilerin maddi ve pratik desteğinden istifade etmek gibi faaliyetler sürdürmüşlerdir.

Örgütün Suriye’de varlığını koruması, eğitim kampları, genel koordinasyon faaliyetleri, silah-mühimmat temini çalışmaları önemini korumaktadır. Suriye Kürtleri arasında PKK örgütlenmesi devam etmektedir. Türkiye-Suriye arasındaki sınır geçişleri Hatay-Amanos bölgesinin faaliyet sahası içine alınmasıyla önem kazanmıştır.

Lübnan: PKK örgütünün Lübnan topraklarına yerleşmesi, Suriye ile eş zamanlıdır. 1982 yılına kadar Filistinli örgütlere ait kamplarda kalan PKK, 1982 yılından sonra müstakil kamplarda faaliyet sürdürmeye başlamıştır. Yıllarca PKK militanlarının eğitildiği ve Mahsun Korkmaz Akademisi olarak isimlendirilen Helvi Kampı Lübnan topraklarında bulunmaktadır.

PKK terör örgütü, Lübnan’dan sadece eğitim değil, ekonomik amaçlı da istifade etmektedir. Bir kısım örgüt mensubu veya sempatizanı örgütçe kurulan işyerlerinde çalışmaktadır. Bekaa’nın önemli bir uyuşturucu merkezi olduğu bilinmektedir. Yine Lübnan’da yerleşik bulunan Türk ve Suriye asıllı Kürtler ile Lübnan asıllı Kürtler arasında eleman temini çalışmaları devam etmektedir.

Kuzey Irak: K. Irak, örgüt faaliyetleri açısından yurtdışı veya cephe gerisi olarak değerlendirilmiştir. Başlangıçta yurtiçine girişte sıçrama tahtası rolü oynayan K. Irak, giderek örgütün hakimiyet ve iktidarlaşma sahası olarak rol oynamaya başlamıştır.

PKK terör örgütü mensupları ilk defa 1982 yılında K.Irak’a yerleşmişlerdir. K.Irak’a ve Iran sınırına yerleştirilmek üzere gruplar halinde Suriye üzerinden gönderilen PKK mensupları. IKDP (BKDP) kamplarının yanı başında veya IKDP’nin gösterdiği mıntıkalarda üslenmişlerdir.

Irak, Iran ve K.Irak’a yerleştirilen PKK militanlarının iaşeleri ilk etapta IKDP tarafından karşılanmıştır. Bölgeye yerleşen PKK mensuplarının evvela aldıkları talimat gereği araziyi tanıma ve keşif çalışmaları, daha sonra Türkiye sınırından sızarak Hakkari ve Şırnak’ın sınıra yakın köylerinde ilişki kurma çalışması yaptıkları tespit edilmiştir.

PKK mensupları, K.Irak’a yerleşirlerken daha ziyade sınıra yakın. Türkiye’ye geçişlere elverişli. Türkiye’den gelen kaçakçılarla kolay irtibat kurabilecekleri, zamanla IKDP’nin kontrolünü boşa çıkarabilecekleri yerleri tercih etmişlerdir. Bu nedenle zamanla IKDP ile aralarında sürtüşmeler meydana gelmeye başlamıştır. PKK, K.Irak’a yerleştikçe bağımsız harekete başlamış. IKDP’nin gösterdiği yerlerin dışında da kamplar oluşturmuşlardır. Nitekim kısa zamanda Türkiye-Irak sınırı boyunca hareket serbestisi, beslenme ve barınma imkanları elde etmişlerdir.

K.Irak’a yerleşen PKK, 1988-1991 yılları arasında meydana gelen göçler nedeniyle önemli avantajlar elde etmiştir. 1991 yılından sonra 36'ncı paralelin kuzeyinin güvenli bölge ilan edilmesinden sonra BKDP ve KYB gibi yerel otoriteleri aşmak için yoğun bir çaba içine girmiştir. PKK, 8-27 Ocak 1995 tarihinde gerçekleştirdiği V. Kongresinden sonra K. Irak’ın kendileri için temel ve vazgeçilmez bir faaliyet alanı olduğunu ilan etmişlerdir.

Örgüt, K.Irak’ta denetim bölgeleri oluşturmayı. bu bölgelere dayanarak direkt veya paravan örgütler vasıtasıyla yöre halkını kendi saflarına çekmeyi. yine paravan örgütler vasıtasıyla Federe Parlamento’da temsil edilmeyi, yandaş örgütler veya ittifak kurabileceği örgütlerle ulusal kongreyi oluşturmayı hedefleyerek bu yönde çaba sarf etmiştir.

V. kongreden sonra bölgede üslenme faaliyetlerini yoğunlaştıran örgüt, BKDP ve KYB’den sonra bölgede üçüncü güç, giderek bölgenin tek hakimi durumuna gelmek için yoğun çaba harcamıştır. Öte yandan KYB’nin PKK’ya destek vererek bölgedeki rakibi BKDP’nin etki alanını daraltmaya çalıştığı görülmüştür.

PKK, bir taraftan bölgenin etkili güçleri olan BKDP ve KYB’ni etkisizleştirmeye çalışırken, bir yandan da kolayca boyun eğdirebileceği küçük örgütlerle ittifaklar kurmuş tur.

Yine PKK’nın, BKDP ve KYB haricinde K.Irak’ta bulunan küçük örgütler ve gruplarla “Ulusal Demokratik Birlik” adı altında bir birlik oluşturması. bu bölgede kalıcı olmak istediğinin diğer bir göstergesidir.

İran: PKK, K.Irak’ta IKDP vasıtasıyla 1982 yılında yerleşmiştir. Ancak, zamanla IKDP’den bağımsız olarak İran Devrim Muhafızları ile irtibat kurarak IKDP’yi bertaraf etmeye çalışmıştır.

İran-PKK ilişkileri 1987 yılından itibaren hızla gelişmiş, 1993 yılında bir durgunluk dönemi geçirmiş, 1995 yılından itibaren yeniden gelişmiştir. Halen İran’da PKK’nın pek çok kamp ve barınak yeri ile Urumiye’de hastanesi bulunmaktadır. Örgüt Iran topraklarını aynı zamanda Ermenistan ve Azerbaycan gibi ülkelere geçiş için kullanmaktadır.

Libya: Libya-PKK ilişkileri 1982 yılından itibaren gelişmiştir.

PKK’nın Libya’da sürdürdüğü ilişki, işçiler arasında para. eleman kitle desteğini sağlamanın yanı sıra Libya’nın siyasi desteğini sağlama amacına yöneliktir.

Avrupa ve Diğer Ülkeler

PKK, Avrupa sahasını “küçümsenemez bir mevzi” olarak değerlendirmiş ve alandaki faaliyetlere en az kırsal kesimdeki faaliyetler kadar önem vermiştir.

Bir taraftan SKP üyelerince diplomatik faaliyetler sürdürülürken, diğer yandan PKK’nın Kürt orijinli vatandaşlarımızın çoğunluğu tarafından desteklendiği imajını vermek için komiteleri organize etmesi sonucu çeşitli Avrupa ülkelerinde yürüyüşler, açlık grevleri, bildiri dağıtma, işgal, protesto eylemleri. toplantılar tertiplenmiştir. Ayrıca Avrupa’da yine eleman temini, maddi destek sağlama ve basın-yayın yoluyla propaganda faaliyetleri sürdürülmüştür.

MED-TV de Avrupa merkezli bir kuruluştur.

Batı Avrupa: PKK terör örgütünün Batı Avrupa’daki faaliyetlerini 1977 yılından başlatmak mümkündür. 1980 yılında her ne kadar bazı Merkez Komite üyeleri Batı Avrupa için görevlendirilmişlerse de, esas profesyonel düzeyde faaliyetler 1981 yılından itibaren yükseltilmiştir.

Terör örgütünün lideri Abdullah ÖCALAN, “Batı Avrupa alanında geniş imkanların olduğunu, özellikle bu alandaki örgüt kitlesinin davaya hizmet edebilecek sayıda ve nitelikte olduğunu, yine bu alanda demokratik kuruluşların çok olması nedeniyle kamuoyu oluşturma ve ilişkileri geliştirme yönünden de bu alanın önemli olduğunu” ifade etmiştir.

Son dönemde PKK, Batı Avrupa’yı sözde diplomatik faaliyetlerinin merkezi haline getirmek istemiş, bu amaçla eski DEP milletvekilleriyle bölücü kimlikli kişilerden SKP’yi oluşturmuştur.

Örgüt, Batı Avrupa’da çeşitli adlar altında oluşturduğu sözde sosyal ve kültürel amaçlı kuruluşlar vasıtasıyla mali destek ve kadro temini faaliyetleri yürütmüştür.

Terör örgütü, Batı Avrupa’da yerleşmiş bulunan Kürt orijinli vatandaşlarımızdan 40 bin- 50 bin kadarı ile irtibat kurmuştur. Bunlardan 4 bin veya 5 bin kadarı profesyonel kadro veya aktif sempatizan durumundadır.

Başta SKP olmak üzere, Yurtsever Aydınlar Birliği, Kürdistan Aleviler Birliği, Kürdistan İslami Hareketi gibi ERNK’nın yan kuruluşları Batı Avrupa’da üslenmişlerdir.

Balkanlar

Terör örgüt PKK. başta Yunanistan olmak üzere Balkan ülkelerini yurtiçindeki metropol ve cephe faaliyetlerinin bir geri cephesi konumuna getirmiştir. Ancak, Yunanistan ve Balkanlardaki PKK faaliyetleri amaç ve nitelik bakımından farklılık arzetmektedir. Bu itibarla Balkanlar ve Yunanistan’ı ayrı ayrı değerlendirmektedir.

PKK, Romanya ve Bulgaristan’da. benzer amaçlarla faaliyet göstermektedir. Örgüt bu ülkelerdeki hükümet dışı güçlerin desteğinin yanı sıra yönetim zaafiyetinden istifade ederek bu iki ülkede oluşturduğu komiteler vasıtasıyla metropol bölgelerde kullanılacak silah ve mühimmatı temin ve aktarma çalışması yapmaktadır. Ayrıca. bu ülkelerde kurduğu irtibatlar vasıtasıyla elemanlarını yurtiçinden yurtdışına, yurtdışından yurtiçine geçişlerini temin etmektedir.

PKK, SKP üyelerini bu ülkelerdeki çeşitli çevreler nezdinde girişimlerde bulunmak ve altyapı oluşturmakla görevlendirmiştir. Yine örgüt. bu ülkelerde yerleşmiş bulunan elemanları vasıtasıyla eğitim ve lojistik destek faaliyetleri yürütmektedir. Örgüt Bulgar, Romen ve Sırp asıllı kişi ve kuruluşların gerek bölgesel gerekse uluslararası desteğini almaya çalışmıştır.

Yunanistan ve GKRK: Terör örgütü PKK 1981 yılından beri Yunanistan’ı kamp, eğitim, geçiş ve koordinasyon faaliyetleri yönünden kullanmaktadır. Resmi ve gayrı resmi Yunan çevrelerinden önemli ölçüde destek ve teşvik görmektedir.

PKK-Yunan işbirliği giderek alenileşmiştir. İktidardaki PASOK milletvekillerinin PKK’yı her yönüyle destekledikleri bütün kaynaklara yansımıştır. Bu destek aynı zamanda teşvike dönüşmüş ve Türkiye’de metropollerde yapılacak bütün eylemler Yunanistan’da organize edilmiştir.

Yunanistan’daki kamplarda bomba eğitimi gören PKK militanları, turistik bölgeler ve metropollerde eylem yapmak üzere Türkiye’ye sokulmuşlardır.

Yurtiçinden Avrupa alanına, Avrupa alanından yurtiçine eleman ve malzeme aktarımının büyük çoğunluğu legal ve illegal yollar kullanılmak suretiyle Yunanistan üzerinden yapılmıştır.

Kıbrıs Rum Kesimi’nden de PKK’ya büyük destek gelmiştir. Bu sahada PKK'nın irtibat ve eğitim birimleri bulunmaktadır.

Kafkasya

PKK, gerek Kafkasya ülkelerinde gerekse Rusya Parlamentosu’nda bu ülkelerin Türkiye ile olan çelişkilerini yakından izleyerek yararlanmayı hedeflediği gibi diğer cumhuriyetlerde bulunan Kürt orijinli kişilerin örgütlenmesine de çalışmıştır.

PKK’nın Rusya Parlamentosu ve BDT’deki faaliyetleri Ermenistan üzerinden Sovyetler Birliği döneminde başlamıştır. Örgüt Rusya’daki faaliyetlerini giderek yan resmi düzeye çıkarmaya çalışmaktadır.

PKK terör örgütü, Ermenistan’dan sağladığı barınma, kamp kurma, silah ve mühimmat desteğini giderek görünürde Karabağ’a dayandırmıştır.


http://www.belgenet.com/dava/dava08.html


b) Yurtiçi Faaliyet Alanları

Gelişen aşamada Kürt orijinli vatandaşlarımız arasında Kürt milliyetçiliği fikrinin yerleşmekte olduğunu, bu yönlü olarak bazı kişilerin sorunu devamlı gündemde tutmak istediklerini söylemek mümkündür.

PKK’nın 1990’lı yıllardan itibaren parti, dernek, sendika ve yayın organları vasıtasıyla legal alanlara yönelmesi, sindirme ve korkutma yoluyla kitleleri kepenk-kontak kapatma eylemlerine ve gösterilerine yöneltmesi bazı dış odakların da çeşitli vesilelerle bölge insanını kışkırtması sözde Kürt sorununun gündemdeki yerini korumasına neden olmuştur. Buna karşılık Kürt orijinli sıradan vatandaşların PKK’ya verdiği destek şartlara göre değişmiştir.

Bölücü terör eylemlerinin tırmanış gösterdiği dönemde artan bu destek, eylemlerin ve baskıların azaldığı dönemde gerilemiştir. Yurtiçi faaliyetlerini nitelikleri itibariyle kırsal kesim silahlı faaliyetleri ve şehir faaliyetleri olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

Kırsal Bölgeler

Kırsal kesimde silahlı grupların faaliyetleri söz konusudur. Silahlı grupların faaliyetlerini üslenme, hareket tarzı, eylem biçimleri, eylem hedefleri, eleman temini ve eğitimi ve GKK faaliyetleri açısından incelemek gerekir.

Kırsal kesim silahlı faaliyetleri Hakkari’den Kars’a, Van’dan Sivas’a kadar uzanan geniş alanda sürmektedir. Iran ve Irak sınır boylarında nispeten yoğunluk arz eden eylemler iç kısımlarda yoğunluğunu azaltmakla birlikte Genç, Lice, Kulp, Mutki, Tunceli gibi alanlarda yine yoğunluk söz konusu olmuştur.

Üslenme ve Barınma

Silahlı PKK gruplarının sorunlarının en önemlisi üslenme ve barınma sorunudur. Silahlı örgüt mensupları Amed Eyaleti, Garzan Eyaleti. Botan Eyaleti, Zagnos Eyaleti, Dersim Eyaleti. Mardin Eyaleti, Serhat Eyaleti. Ruha (GAP) Eyaleti, Koçkiri, Eyaleti, Güneybatı Eyaleti, Erzurum Eyaleti ve Toros-Akdeniz Eyaletlerinde üslenmişlerdir. Genellikle sarp ve ulaşımı dağlık bölgeler üslenme merkezi olarak seçilirken yerleşim birimlerine yakın üsler, sarp olmayan yerler, tali üslenme bölgeleri ve irtibat adresleri olarak belirlenmiştir. Ulaşım imkanı çok zor olan yerleşme birimlerinden uzak ve güvenlik kuvvetlerinin sık sık denetleyemediği bu alanlarda, ormanların derinliklerinde, vadi yamaçlarında, kayalıklarda kazdıkları sığınaklarda, mağaralarda ve çadırlarda barınmışlardır. ~u üslere, çevre yerleşim birimlerinden araçla, katına veya sırtla getirilen lojistik malzemeler, yer altında oluşturulan depolarda saklanmaktadır.

Yıllardır pek fazla değişmeyen bölgeleri temel barınma alanları olarak benimseyen örgüt, ileri gözetleme yöntemleriyle güvenlik kuvvetlerine karşı tedbirler alamaya çalışmaktadır. Operasyonlardan kurtulmak için örgüt mensuplarının geçici olarak üs bölgelerini terk ettikleri, sürekli manevra yaptıkları anlaşılmıştır.

Ancak, 1994 yılında uygulanan “alan konsepti” uygulaması esnasında temel üslenme bölgelerinin güvenlik kuvvetlerinin denetimi altına alınması sebebiyle örgüt büyük zayiat vermiştir. Üslenme sırasında problem yaşayan örgüt, lojistik stoklarını da yapamamıştır. Günü birlik lojistik temini ise büyük operasyonlarda problem olmuştur. Gruplar bazen günlerce aç kalmışlar ve bu durum teslim olmalarına da yol açmıştır.

Hareket Tarzı ve Donanımları

Kırsal kesimde üslenmiş bulunan örgüt mensupları manga, takım, bölük düzeyinde hareket etmektedirler. Yaklaşık 20 kişiden oluşan takım ideal grup büyüklüğündedir. Ancak, coğrafi şartlara veya yapılacak eylemin şartlarına göre bu grup manga düzeyine düşürülebileceği gibi bölük veya tabur düzeyine de çıkarılabilmektedir.

Sarp bölgelerde bulunan üs alanlarında gruplar, takım veya bölük düzeyinde bulunurlar. Bunların arasında herhangi bir müşterek eğitim veya toplantı yoksa, mangalar halinde aralıklı üslenirler.

Eylem alanlarına yaklaşımda son derece temkinli hareket eden örgüt mensupları, tek sıra halinde, ikişerli, avcı zinciri, avcı kolu gibi yürüyüş biçimleriyle intikal etmektedirler. Arazi biçimine göre hareket tarzı farklı olmaktadır.

Kırsal alanda faaliyet gösteren gruplarda bulunan elemanlar piyade tüfeği, el bombası, roketatar, makinalı tüfek taşımaktadırlar. Sınır hattına yakın faaliyet gösteren elemanlarda ise havan, uçaksavar gibi ağır silahlara da rastlanmaktadır. Silahlı kırsal gruplar telsiz, mobil telefon gibi teknik haberleşme vasıtalarıyla koordine edilmektedirler. Gruplar genelde silah ve mühimmat yönünden sıkıntı yaşamamaktadırlar.

Eylem Çeşitleri ve Biçimi

PKK’nın gerçekleştirdiği eylemler, vur-kaç taktiğine dayalı çete eylemleridir. Örgüt bu eylemleri gerçekleştirmek için pusu, baskın, sabotaj gibi çeşitli metotlar denemektedir. Bugüne kadar gerçekleştirilen eylem çeşitleri yol kesme, araziye çıkma. güvenlik güçlerine pusu. saldırı, mayınlama, bubi tuzakları oluşturulması. GKK’lara baskın, mensuplarını kaçırma, pusuya düşürme, evlerini bahçelerini yakma, hayvanlarını telef etme, kalabalık gruplarla il, ilçe, köy, mezra baskınları, yine il ve ilçe merkezlerinde süreklilik arz eden bombalama, sabotaj, Karakol baskını, askeri birlik ve karakolları imhaya yönelik eylemler şeklinde olmuştur.

Eylemlerden evvel keşif ve istihbarat yapılarak hedefin kuvvetli ve zayıf yönleri tespit edilmekte ve milis denilen işbirlikçilerin de yardımıyla eylemler gerçekleştirilmektedir.

PKK’nın Hedefleri

Örgütün belirlediği hedefler; askeri birim ve kışlalar, polis karakolları, noktaları ve mensupları, askeri ve idari personelin oturduğu lojmanlar, kamu kurum ve kuruluşlarına ait binalar, okullar, öğretmenler, sağlık ocakları, sağlık personeli olmuştur. Yol, köprü, baraj, eğitim ve sağlık hizmeti götüren şantiyeler ve araçlar tahrip edilmiş ve yine mensupları öldürülmüştür. Bölgedeki işadamları, esnaf ve çiftçiler hedef seçilmiş, bunlardan bazıları öldürülmüş, bazıları haraç karşılığı serbest bırakılmıştır. GKK’lar başlı başına hedef alınmıştır. PKK eylemlerini yaparken kadın, genç, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmamış, katliamlar gerçekleştirmiştir.

Bölge Şehirleri ve Metropoller

Şehir faaliyetlerini bölge şehirleri ve metropolü olmak üzere ikiye ayırarak incelemek gerekmektedir.

Bölge şehirleri: Bölge şehirleri, 12 Eylülden evvel PKK’nın temel üslenme ve faaliyet alanı olmuştur. Yakın dönemde ise, ilk etapta elemanlarının yakın çevresi, ilerleyen süreçte ise demokratik kitle örgütleri vasıtasıyla faaliyetler geliştirilmiştir. 1991 yılının ilk aylarında örgütün bölge şehirlerine büyük ölçüde sızmış olduğu ve belli bir taban elde ettiği görülmüştür. 1991 yılından itibaren bölge şehirlerinde etkili eylemler gerçekleştiren örgüt, 1992 yılından itibaren ayaklanma hazırlıkları yapma cüretini gösterebilmiştir. Örgüt halen bölge şehirlerindeki varlığını legal kurumlar vasıtasıyla sürdürmektedir.

Metropol Şehirleri: Metropol merkezler veya batı illerindeki PKK faaliyetleri ilk etapta cezaevlerinin, 1987 yılından itibaren göç alan mahalle ve semtlerde, daha sonraları ise üniversiteler ile legal kurum ve kuruluşlar etrafında şekillenmiş ve gelişmiştir.

Halen cezaevleri, göç alanı semtler, legal kurum ve kuruluşlar örgüt faaliyetlerinin en faal sürdürüldüğü merkezlerdir.

Bu merkezlerde yürütülen PKK faaliyetleri. PKK’ya eleman temini ve maddi imkan sağlamanın yanı sıra örgüte meşruiyet kazandırma faaliyetlerinde de önemli bir yer tutmaktadır.

Metropol ve diğer batı merkezlerinde yürütülen faaliyetler legal kurum ve kuruluşların yanı sıra illegal komiteler vasıtasıyla da sürdürülmektedir. Hatta legal kurum ve kuruluşların içinde de illegal grup ve komiteler bulunmakta ve yapılacak faaliyetleri yönlendirmektedirler. Bu illegal grup ve komiteler direkt PKK üst düzeyinden talimat almaktadırlar.

Metropol faaliyetlerinin ağırlıklı kısmı, cephe faaliyetleridir. İşçiler, köylüler, gençler, aydınlar, kadınlar, çocuklar. esnaf, din adamları gibi her türden cephe biriminin örgütlenmesine çalışılmış. ancak başarılı olunamamıştır.

Metropollerdeki en önemli eylemler turizm tesislerine yönelik bombalama türü eylemler olmuştur. Bunlardan başka orman yakmalarını, işyeri kundaklamalarını, PKK’ya karşı olanlara yapılan suikastleri de saymak mümkündür.

21 Mart, 15 Ağustos ve 27 Kasım gibi günlerde eylemler yapılmıştır. Özellikle Mersin, Aydın, İstanbul, İzmir gibi merkezlerde geniş katılımlı gösteriler tertiplenmiştir. Bu eylemlerin yanı sıra faal kuruluşlar eliyle gerçekleştirilen panel, konferans türü faaliyetleri de saymak gerekmektedir.

1) PKK 1. KURULUŞ KONGRESİ

27 Kasım 1978 tarihindeki. PKK’nın Kuruluş Kongresine örgüt lideri Abdullah ÖCALAN’ın yanı sıra Cemil BAYIK, Şahin DÖNMEZ, Mehmet Hayri DURMUŞ, Baki KARER, Mehmet TURAN, Mehmet Cahit ŞENER, Ferzende TAĞAÇ, Ali Haydar KAYTAN, Mazlum DOĞAN, Hüseyin TOPGÜDER. Ali GÜNDÜZ, Sekine CANSIZ, Kesire YILDIRIM, Duran KALKAN, Ali ÇETİNER, Faruk ÖZDEMİR, Abbas GÖKTAŞ, Abdullah KUMRAL isimli dönemin üst düzey örgüt mensupları katılmışlardır. Kuruluş kongresinde Abdullah ÖCALAN Genel Sekreter, Cemil BAYIK Genel Sekreter Yardımcısı seçilmişlerdir. Şahin DÖNMEZ, Mehmet Hayri DURMUŞ, Baki KARER Örgütleme Komitesi üyeliğine, Mehmet KARASUNGUR Askeri Sorumluluğa, Mazlum DOĞAN ise Basın-Yayın Sorumluluğuna getirilmişlerdir. Ancak bu sorumluluklar kalıcı olmamıştır. Abdullah ÖCALAN’ın Genel Sekreterlik görevi dışındaki sorumlulukların sık sık değiştirilmesi ve yetkilerinin zayıflığı dolayısıyla göstermelik olarak kalmışlardır.

Gerçekleştirilen I. Kongre’nin sözde delegelerinin büyük bir bölümü zaman içerisinde Abdullah ÖCALAN tarafından ajan ilan edilerek kurşuna dizilmişlerdir. Bunlardan bazıları canlarını kurtarmak için örgütten kaçmışlardır.

Kuruluş Kongresi’nde alınan temel kararlardan birisi de PKK’nın alt örgütleri oluşturduktan sonra partinin kamuoyuna ilan edilmesi olmuştur. Nitekim Mayıs 1979 tarihindeki Elazığ tutuklamalarına kadar bu karar gizliliğini ve geçerliliğini muhafaza etmiştir.

Bu itibarla, önceden taban çalışması yapılmış olan Gaziantep, Şanlıurfa. Mardin, Batman, Diyarbakır, Elaz4, Tunceli. Bingöl, Ağrı gibi illerden başlamak suretiyle Hazırlık Komitelerinin teşkiline başlanmıştır.

Bölge Hazırlık Komiteleri teşkili planlanan iller ile bu illerde görevlendirilecek olan üst düzey kadroların isimleri de tespit edilerek görevlendirmeler yapılmıştır.

Buna göre, 1979 yılı itibariyle Gaziantep Bölge Temsilciliğine Ali ÇETİNER, Şanlıurfa Bölge Temsilciliğine Mehmet Hayri DURMUŞ, Adıyaman Bölge Temsilciliğine Ali Haydar KAYTAN, Mardin Bölge Temsilciliğine Baki KARER, Siirt Bölge Temsilciliğine Mehmet Cahit ŞENER, Tunceli-Erzincan Bölge Temsilciliğine Yıldırım MERKİT, Elazığ-Malatya Bölge Temsilciliğine Hüseyin TOPGÜDER, Bingöl-Muş-Erzurum Bölge Temsilciliğine Resul ALTINOK, Van-Hakkari Bölge Temsilciliğine Çetin GUNGÖR, Kars Bölge Temsilciliğine Abbas GÖKTAŞ, Ağrı Bölge Temsilciliğine Mehmet TURAN isimli üst düzey örgüt militanları gönderilmişlerdir. Bu örgüt mensupları atandıkları bölgelerde hazırlık komitelerini teşkil etmek, eylem hedeflerini gerçekleştirmek üzere yoğun faaliyetlere girişmişlerdir. Nitekim 1978 kışı ve 1979 baharında PKK eylemlerinde önemli bir artış olmuştur.

Mayıs 1979 tarihinde PKK Merkez Yürütme Komitesi üyesi ve Örgütlenme Genel Sorumlusu Şahin DÖNMEZ ile birlikte Elazığ Bölge Komitesi üyelerinin büyük çoğunluğunun yakalanması örgütte paniğe yol açmıştır.

Şahin DÖNMEZ’in itirafları ile birlikte güvenlik kuvvetlerinin başlattığı bir dizi operasyon nedeniyle Abdullah ÖCALAN, Diyarbakır’da saklanmakta olduğu evde yakalanmaktan son anda kurtulmuştur.

Abdullah ÖCALAN Yurtdışında

Yukarıda anlatılan tutuklamalar üzerine Türkiye’de barınamayacağın, her an yakalanabileceğini düşünen Abdullah ÖCALAN, Haziran 1979 tarihinde ani bir kararla illegal yollardan sınırı aşarak Suriye’ye geçmiştir. Suriye’ye geçişinde kendisine Şanlıurfa Suruç İlçesi nüfusuna kayıtlı SAİT (K) Ethem AKCAN isimli şahıs yardımcı olmuştur.

Abdullah ÖCALAN, yurtdışına çıkıp kendisini emniyete aldıktan sonra Türkiye’de bulunan üst düzey örgüt elemanlarına etkili ve sansasyonel bir eylemle PKK’nın kamuoyuna ilan edilmesi talimatını vermiştir. Bunun üzerine bir grup PKK militanı, 30 Temmuz 1979 tarihinde dönemin Şanlıurfa Adalet Partisi Milletvekili Mehmet Celal BUCAK’ın misafir olarak kaldığı kayınpederinin Hilvan -Kurtbaşı Köyündeki evine bombalı ve silahlı bir saldırı gerçekleştirmişlerdir. Saldırıda saldıran grubun lideri durumundaki Salih KANDAL ölürken, M. Celal BUCAK yaralı olarak kurtulmuştur. PKK’nın Kuruluş Bildirisi’nin sonuç bölümü olay yerine bırakılmıştır. Bu saldırıdan sonra Bucak Aşireti ile PKK mensupları arasında yüzlerce kişinin ölümüyle biten kanlı çatışmalar başlamıştır.

Yurtdışına Eylem Amaçlı Eleman Gönderilmesi

Elazığ tutuklamaları neticesinde elde edilen bilgiler ışığında geliştirilen operasyonlar nedeniyle pek çok PKK mensubu etkisiz hale getirilirken, diğer bir bölümü aranır hale düşmüş ve aktivitesini yitirmiştir. Suriye’de bulunan Abdullah ÖCALAN, Suriye istihbaratının yardımıyla Lübnan’da gerekli altyapıyı oluşturduktan sonra en fazla aranan ve merkezlerde barınma zorluğu çeken 250 kadar elemanının eğitilmek üzere yurtdışına çıkmalarını istemiştir. Buna rağmen Ekim-Kasım-Aralık 1979 aylarında yurtdışına ancak 60-70 kadar örgüt mensubu çıkabilmiştir.

Yurtdışına gönderilen ve aralarında Kemal PİR, Mahzun KORKMAZ, Baki KARER, Delil DOĞAN, Suphi KAPAKAŞ, İrfan PALABIYIK, Halil ATAÇ gibi üst düzey yöneticilerin de bulunduğu örgüt elemanları, Nisan 1980 tarihine kadar Lübnan’da bulunan “El Fetih Örgütü”ne ait iki kampta siyasi ve silahlı eğitim görmüşlerdir.

Kırda ve Şehirlerde Şiddetin Tırmandırılması

PKK terör örgütü mensupları yurtdışında Ermeni terör örgütleriyle de irtibata geçmişlerdir, PKK ve ASALA Ocak ve Nisan 1980 tarihlerinde iki ayrı basın toplantısı yapmışlardır. Bu basın toplantılarında iki örgüt arasında işbirliği yapıldığına dair açıklamalar yapılmıştır. Nitekim PKK’nın 2 1-28 Nisan 1980 tarihini (Kızıl Hafta) ilan ederek yoğun bir eylem kampanyası başlatması ve ilan edilen kampanya sonucunda 40 civarında irili ufaklı eylem gerçekleştirilmesi, ASALA ile yapılan işbirliğinin sonucu olarak değerlendirilmiştir. Yurtdışında eğitime tabi tutulan ve peyderpey yurtiçine gönderilen gruplar Adıyaman, Tunceli ve Sason merkez olmak üzere üç kırsal bölgede sözde gerilla üssü oluşturmaya çalışmışlardır.

Bu dönemde silahlı saldırılarını, her bölgede tırmandıran PKK, DHB (Devrimci Halk Birliği), HK (Halkın Kurtuluşu), Aydınlık gibi marksist-leninist sol örgütler ve DDKD (Devrimci Doğu Kültür Dernekleri), KUK (Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları) gibi bölücü örgütlerle de yaygın çatışmalara girmişlerdir.

Yine bu dönemde tutuklamalar artmış, Mazlum DOĞAN, Mehmet Hayri DURMUŞ, Yıldırım MERKİT, Mustafa KAPASU, Mehmet Cahit ŞENER, Rıza ALTUN, Ferhat KURTAY gibi örgütün üst düzey yöneticilerinin tutuklanmalarıyla cezaevleri örgüt için eğitim kurumu haline gelmiştir. Özellikle PKK tutuklularının yoğun olarak bulunduğu Diyarbakır, Elazığ ve Adana Cezaevlerinde eğitim çalışmalarının başlamasıyla örgüt, tutukluları kontrol altına almıştır.

Öte yandan örgütün etkinlik kurduğu Siverek, Hilvan, Batman, Ceylanpınar, Suruç, Nizip, Kızıltepe, Derik ve benzeri yerlerde halka büyük baskı uygulanmış ve halk büyük şehirlere doğru göçe zorlanmıştır.

Bu dönemde PKK terör örgütünün eylemleri 12 Eylül 1980 Bayrak Harekatına kadar devam etmiştir. 12 Eylül Harekatıyla terörist ve bölücü faaliyetler önemli ölçüde çökertilmişse de bölücü örgütün bir kısım lider ve militan kadrosunun yurtdışına kaçmasına engel olunamamıştır.

PKK, 12 Eylül Harekatının hemen akabinde başlayarak. Ocak-Şubat 1981 tarihine kadar çoğunluğu sempatizanlardan ve alt düzey kadrolardan oluşan 150 kadar kişiyi Suriye üzerinden Lübnan’a göndermiştir. Aynı dönemde 50 kadar sempatizanı da Avrupa’daki ilticacı vatandaşlardan seçerek Lübnan’daki kamplara göndermiştir. Şam bağlantılı olarak Beyrut’a ulaşan örgüt elemanları Lübnan’da ağırlıklı olarak FHKC (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi) ve FDHC (Filistin Demokratik Halk Cephesi)’nin İsrail-Lübnan sınır boylarındaki kamplarına beşer onar kişilik gruplar halinde yenleştirilmişlerdir. Abdullah ÖCALAN ise başkent Şam’ın lüks semtlerinde özel olarak korunan evlerde kalmıştır.

2) PKK I. KONFERANSI VE ALINAN KARARLAR

Örgütün yurtdışına çıkış işlemlerinin tamamlanmasından hemen sonra mevcut durumun tespit ve değerlendirilmesi ve yeni dönemde yürütülecek faaliyetlerle ilgili program hazırlanması amacıyla 15-25.07.1981 tarihleri arasında Lübnan Helvi Kampında 11 gün süren PKK I. Konferansı gerçekleştirilmiştir.

Örgüt faaliyetleri açısından önemli bir fonksiyonu olan ve kapatıldığı 1993 yılına kadar aktivitesini sürdüren Helvi Kampı 1986 yılında gerçekleştirilen 3. PKK Kongresi’nden sonra Mahzun Korkmaz Akademisi adını almıştır.

PKK’nın 12 Eylül sonrası sempatizan ve kadro yönünden aldığı darbeleri telafi etmek ve silahlı eylem temelinde yeniden sahneye çıkmak açısından dönüm noktalarından birini teşkil eden I. Konferans’ta geçmişin değerlendirilmesi yapıldıktan sonra içinde bulunulan durumun tespiti yapılmış ve mevcut tablonun verdiği imkanlar ölçüsünde gelecek dönemde yürütülecek faaliyetler kararlaştırılarak planlama yapılmıştır.

1. Konferans’ta geleceğe yönelik hedef tespiti yapıldıktan sonra;

-Örgütlenmenin yeniden oluşturulması.

-Cephe ve ittifaklara ilişkin pratik adım atılması.

-Askeri hazırlıkların başlatılması,

-Örgütün yeniden toparlanması maksadına yönelik olarak Orta Doğu ve Avrupa ayırımı yapmaksızın yurtdışı imkanlarına dayalı olarak asgari bir yıllık askeri ve siyasi eğitim çalışmasının başlatılması,

Kararlaştırılmıştır.

Söz konusu eğitim ve hazırlık çalışmaları dağılan parti komitelerinin yeniden tesisi, parti programının kadrolara öğretilmesini hedeflemiştir.

Bu meyanda, Abdullah ÖCALAN tarafından “Örgütlenme Üzerine” isimli kitap yazılarak kadrolara dağıtılmıştır. Bu kitapta Leninist örgütlenme modelinin esasları ortaya konulduktan sonra yerel koşullarda hedeflenen parti örgütlenmesi tanımlanmıştır.

Yine Abdullah ÖCALAN tarafından;

-Kürdistan Ulusal Kurtuluş Problemi ve Çözüm Yolu,

-Faşizmle Mücadelede Birleşik Direniş Cephesi Üzerine

İsimli broşürler hazırlanarak kadrolar, cephe ve ittifak politikaları yönünden bilinçlendirilmiştir.

Silahlı faaliyetlerde takip edilecek ana metodun tespiti ve kadroların bu tespit doğrultusunda siyasi ve askeri eğitimlerini tamamlanması konusuna örgüt açısından açıklık getirilmesi amacıyla Abdullah ÖCALAN’ın bu kitap tek başına devrim yapmaya yeter dediği “Kürdistan’da Zorun Rolü, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Siyaseti, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Süreci” isimli kitaplar örgüt mensupları için hazırlanmıştır.

Bu temel faaliyetlerin yanı sıra etkili bir basın-yayın faaliyetinin sürdürülmesi amacıyla 01.01.1992 tarihinde partinin resmi yayın organı sıfatıyla Almanya’nın Köln şehrinde “Serxwebun-Bağımsızlık” adıyla ayrı bir dergi çıkarılarak yayınlanmaya başlamıştır.

Yine 1980 yılında Avrupa’da başlatılan faaliyetlerin daha da geliştirilmesi maksadıyla 1981 yılı ortalarından itibaren Avrupa’daki faaliyetlerin bir temsilciliğe bağlı olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır.

Konferanstan hemen sonra Lübnan Bekaa Vadisi’nde bulunan ve Filistin Demokratik Halk Cephesinin tasarrufundaki Helvi Kampı tamamıyla PKK’ya tahsis edilmiştir. Örgütün yeni dönem silahlı eğitim faaliyetleri başlangıçta Filistinli eğitmenler, bilahare örgütün kendi eğitmenleri tarafından bu kampta verilmeye başlanmıştır.

1982 yılı başlarında PKK, DEV-YOL. TKEP (Türkiye Komünist Emek Partisi), THKP/C Acilciler, TKP İşçinin Sesi, S\T (Sosyalist Vatan Partisi), TKP (Türkiye Emekçi Partisi) ve DS (Devrimci Savaş) örgütleri müştereken FKBDC (Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi)’ni oluşturmuşlardır. Ancak bu cephe pratikte bir varlık gösterememiştir.

Haziran 1982 tarihinde İsrail Ordusu, Filistinlilerin de yoğun olarak bulunduğu Güney Lübnan’ı işgal etmiştir. Filistinlilerin Lübnan’ı terk etmesi üzerine PKK da elemanlarını Suriye‘ye aktarmıştır. Örgüt elemanları başkent Şam’ın yanı sıra Halep ve Haseki kentlerinin merkez ve ilçelerinde Muhaberat’ın bilgisi altında kiralanmış evlerde kalmaya başlamıştır.

3) KUZEY IRAK’IN PKK FAALİYETLERİNE AÇILMASI GAYRETLERİ

PKK’nın yurtdışı hazırlıklarının asgari olarak tamamlanması üzerine Suriye’nin de yönlendirmesi ve yardımlarıyla PKK ile Irak KDP’si uzlaştırılarak Suriye’de bulunan PKK mensuplarının IKDP’nin güdümündeki Kuzey Irak’ın kuzey şeridine aktarılması için gizli bir anlaşmaya varılmıştır. Böylece PKK. yurtiçine geri dönüşte faaliyetlerinin devamlılığı açısından ihtiyaç duyduğu “Geri Cephe” sorununu çözmüştür.

Suriye denetiminde IKDP ile yapılan anlaşmadan sonra PKK mensupları küçük gruplar halinde illegal olarak Suriye-Türkiye-Irak. Suriye-Irak ve hava yoluyla Suriye-Iran güzergahını izleyerek Kuzey Irak’a aktarılmıştır.

İlk önceleri IKDP elemanlarının kılavuzluğunda Kuzey Irak’a aktarılan PKK kılavuzları, IKDP kamplarının çevresinde olmak kaydıyla kendilerine gösterilen çadır, baraka ve mağaralarda kalmışlardır. Lojistik ihtiyaçları da IKDP tarafından karşılanmıştır.

Ancak zamanla K.Irak’ta araziyi iyice tanıyan ve asgari ilişki ve irtibatlarını kuran PKK mensupları örgüt lideri Abdullah ÖCALAN’dan aldıkları talimatlar doğrultusunda IKDP’den bağımsız hareket etmeye başlamışlardır. IKDP’nin ikazlarına aldırış etmeyen PKK elemanları Abdullah ÖCALAN’ın talimatları ile ortamı provoke edici ve çalışma zemini hazırlayıcı davranışlara yöneldiler. Bu gerginlik ileriki tarihlerde zaman zaman çatışmalara dönüşmüştür.

http://www.belgenet.com/dava/dava09.html

4) PKK II. KONGRESİ VE ALINAN KARARLAR

PKK’nın II. Kongresi İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesi olayının etkisiyle planlanandan birkaç ay öne alınarak 20-25.08.1982 tarihinde Suriye’nin Ürdün sınırına yakın ve FHKC (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi)’nin uhdesinde bulunan bir kampta yapılmıştır.

Abdullah ÖCALAN’ın başkanlığında yapılan kongrede:

Yurtdışına bağlı olarak yürütülen siyasi ve askeri faaliyetlerin gelinen aşama itibariyle asgari ölçüde tamamlandığı belirtilmiş ve bu nedenle daha fazla beklemeden K.Irak’tan yurtiçine dönüşün bir an önce başlatılması ve tamamlayıcı hazırlıkların K.Irak’ta ve yurtiçinde sürdürülmesi karar olarak benimsenmiştir.

Yurtiçi faaliyetlerinin, sınırdan iç kısımlara doğru keşif ve istihbarat kolları şeklinde ve azami bir yıllık hazırlık süresini kapsayacak şekilde başlatılması ve böylece 1983 sonbaharında sözde gerilla faaliyetlerinin başlatılması karar altına alınmıştır.

Avrupa faaliyetlerinin merkez komite düzeyinde yeniden takviye edilmesi Libya’da bir temsilciliğin açılması alınan diğer kararlar olmuştur.

20-25.08.1982 tarihinde gerçekleştirdikleri II. Kongre’nin Suriye, Lübnan ve Avrupa ülkelerinde sürdürülen hazırlık faaliyetlerini sonuçlandırarak K. Irak’a dayalı olarak yurt içinde silahlı ve örgütsel faaliyetleri yeniden başlatmayı hedeflediği söylenebilir.


5) KUZEY IRAK’TA OLUŞTURULAN KAMPLAR

Yurtiçine dönüş ve eylemlerin başlatılması açısından Suriye sınırının aktif olarak kullanılması, Suriye sınırının aktif olarak kullanılması, Suriye’nin geri cephe olarak değerlendirilmesi, siyasi ve coğrafi açıdan sakıncalı görülerek K.Irak üzerinden yurtiçine giriş yapılması kararlaştırılmıştırli Mehmet Celal rolsüz olması, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesiyle coğrafi yönden bütünlük ve uygunluk arzetmesi, sınır geçişleri açısından elverişli olması bu şekilde karar alınmasına neden olmuştur.

Nitekim II. Kongrenin hemen akabinde Lübnan’dan Suriye’ye geçirilen PKK mensupları hızla K.Irak’a aktarılmışlar ve oluşturulan kamplarda yeni bir eğitim düzenine alınmışlardır.

K.Irak’ta sınır boylarında bir yandan eğitim faaliyetleri sürdürülürken, diğer yandan da başlatılacak olan sözde gerilla savaşının altyapısının hazırlanması amacıyla yurtiçi hazırlıklarına yönelinmiştir.

K.Irak’tan yurtiçine yerleşme faaliyetleri ilk etapta sınır boylarında Hakkari ve Şırnak kırsalında başlamış, burada üslenmeden sonra giderek Van, Siirt, Bitlis, Muş, Bingöl, Diyarbakır. Batman, Tunceli gibi bölgelere yayılmaya çalışmışlardır.

Aynı dönemde İran sınırı içinde üslenen PKK grupları, Iran içerisinden de Kars. Ağrı bölgesine gruplar göndermişlerdir. Yine bu dönemde Kamışlı üzerinden Mardin bölgesine, Halep üzerinden Şanlıurfa civarına keşif istihbarat grupları gönderilmiştir.

Yurtiçine girişlerin devam ettiği sırada Avrupa sorumlusu Çetin GÜNGÖR dönemin örgütlenme ve faaliyet tarzı konusunda Abdullah ÖCALAN’a muhalefet etmiş ve düşüncelerini açıkça dile getirmiş, akabinde de kaçarak izini kaybettirmiştir. Aynı düşünceleri dile getiren Merkez Komite üyelerinden Resul ALTINOK, Abdullah ÖCALAN tarafından bozgunculuk yaptığı gerekçesiyle tutuklattırılmıştır.

Mart-Nisan 1984 Kuzey Irak Toprakları

Yurtiçinde: keşif, istihbarat ve üslenme faaliyetlerinin uzun sürmesi üzerine Abdullah ÖCALAN sorumlu elemanlara tehdit talimatları göndererek bir an önce harekete geçmelerini istemiştir. Bu talimatlar doğrultusunda K.Irak Zap Vadisinde Mart-Nisan 1984 tarihinde bir dizi değerlendirme toplantısı yapılmıştır.

Duran KALKAN, Selahattin ÇELİK, Mahsun KORKMAZ, Sabri OK, Halil ATAÇ, Ali ÖMÜRCAN, Abdullah EKİNCİ, Halil KAYA gibi dönem üst düzey örgüt mensuplarının hazır bulunduğu toplantılarda, Abdullah ÖCALAN’ın keşif ve istihbarat faaliyetlerinin uzatılması durumunda örgüt içinde çözülmelerin meydana gelebileceği ve kendilerine ümit bağlayan dostların zor duruma düşebileceği yolundaki kaygılarına, dikkat çekilerek, silahlı mücadelenin bir an önce başlatılması kararlaştırılmıştır.

Abdullah ÖCALAN’ın talimatları ile yine K.Irak’ta gerçekleştirilen toplantılarda çeşitli faaliyet alanları ve sorumluluk bölgeleri belirlenmiş, bu bölgelere gönderilecek olan üst düzey elemanlar ve savaşçı kadrolar tespit edilmiş, silahlı mücadelenin başladığının, tıpkı PKK’nın ilanında olduğu gibi, sansasyonel bir eylemle duyurulması ilke olarak benimsenmiştir.

Başlangıçta fikir olarak var olan parti, cephe, ordu örgütlenmesinin ordu ayağının ön biçimi niteliğindeki HRK’nin kurulması ve eylemlerin bu aparat adına yapılması alınan diğer önemli bir karar olmuştur.

Öte yandan, Hakkari-Çukurca Bölgesi. Eruh-Şırnak-Pervari Bölgesi, Van- Çatak Bölgesi, Şirvan-Bitlis Bölgesi, Sason-Muş-Kulp Bölgesi, Ergani-Dicle Bölgesi, Lice-Genç-Bingöl Bölgesi, Karakoçan- Karlıova-Kiğı-Varto Bölgesi, Tunceli Bölgesi ismiyle faaliyet bölgeleri oluşturulmuştur. Ayrıca İran üzerinden Kars-Ağrı Bölgesi, Suriye üzerinden Mardin Bölgesi, Gaziantep~Kahramanmaraş-Adıyaman Bölgesi olmak üzere toplam 12 adet bölge oluşturulmuştur.


6) HRK VE SİLAHLI PROPAGANDA EYLEMLERİ

I. Konferans ve II. Kongre gibi toplantılarda silahlı mücadelenin başlatılması kararı alındıktan sonra bu faaliyetlerin örgütlenme tarzı, yöntemi ve hedefi de belirlenmiştir.

Yöntem olarak silahlı propaganda türü sansasyonel eylemleri benimseyen örgüt, eylem hedefleri olarak siyasi parti başkanlarını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, mülki idare amirlerini, polis şeflerini, üst rütbeli subayları, aşiret ve kabile ileri gelenlerini, toprak ağalarını, ihbarcı olarak ilan ettikleri vatandaşları, jandarma ve polis karakollarını, kamu binalarını, elektrik ve telefon şebekelerini, köprüleri. yolları, fabrika, işyeri ve mağazaları seçmiş, bu kişi ve kuruluşlara yönelinmesini kararlaştırmıştır.

Silahlı propaganda eylemlerini sürdürecek olan örgüt mensuplarının Silahlı Propaganda Birlikleri (Takımları), Silahlı Propaganda Grupları (Mangaları) olarak teşkil edilmeleri öngörülmüştür.

Buna göre, merkezi düzeyde oluşturulan 5 kişilik HRK Konseyi’ne bağlı olarak Eruh-Şırnak- Pervari Bölgesinde Mahsun KORKMAZ liderliğinde 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği (Takımı), Hakkari-Çukurca-Şemdinli Bölgesinde Abdullah EKİNCİ liderliğinde 21 Mart Silahlı Propaganda Birliği, Van--Çatak Bölgesinde Ali OMURCAN liderliğinde 18 Mayıs Silahlı Propaganda Birliği oluşturulmuştur. Sayı yetersizliği nedeniyle silahlı propaganda birlikleri oluşturulamayan yerlerde silahlı propaganda grupları (mangaları) oluşturulmuştur.

Yapılan hazırlıklar ve alınan kararların akabinde 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli Baskınları gerçekleştirilerek PKK faaliyetlerinde II. Dönem olarak adlandırılabilecek silahlı eylemler yeniden ve daha organizeli olarak başlatılmıştır.

Örgüt sansasyonel nitelikli silahlı eylemleri başlatmakla bölge halkına örgütün varlığını ve gücünü ispatlamayı, elemanlarına silahlı propagandanın etkili ve sonuç alıcı bir yöntem olduğunu göstermeyi hedeflemiştir.

Öte yandan yurtiçinde silahlı eylemlerin başlatılmasıyla birlikte o tarihe kadar örgüte muhalefet ettikleri gerekçesiyle gözaltında bulundurulan ve aralarında Resul ALTINOK, Saime AŞKIN, Suphi KARAKUŞ, gibi Merkez Komite üyelerinin de bulunduğu örgüt mensupları diğerlerine gözdağı vermek için hain ilan edilerek K.Irak’ta Suriye’de ve yurtiçinde işkence edilerek kurşuna dizilmişlerdir.

Yine örgütten kaçarak Avrupa’da izini kaybettirmeye çalışan Çetin GÜNGÖR, Enver ATA gibi üst düzey örgüt mensupları bu dönemde bulunarak öldürülmüşlerdir. Baki KARER, Metin GÖRGÖZE ve İbrahim AYDIN gibi Merkez Komite üyeleri örgütten kaçtıktan sonra uzun yıllar gizlenerek canlarını kurtarmışlardır.


7) PKK III. KONGRESİ

III. Kongre 25-30 Ekim 1986 tarihinde Lübnan’da bulunan Helvi Kampında yapılmıştır. Abdullah ÖCALAN’ın “savaşmıyorlar” gerekçesiyle üst düzeyde büyük tasfiyeler yaptığı bu kongre, “kötü gidişi engelleme” kongresi olarak nitelendirilmiştir. 1985 yılında başlayıp, 1986 yılında devam eden durgunluğun müsebbibi olarak gösterilen üst düzey elemanlar çeşitli yöntemlerle tasfiye edilmişlerdir.

Tasfiye edilenlerin yerine ileride büyük katliamlar gerçekleştiren ve yaşadıkları ve örgüt saflarında kaldıkları sürece Abdullah ÖCALAN tarafından devamlı taltif edilen Halil KAYA, Şah İsmail AL, Şemdin SAKIK, Nizamettin TAŞ, Halil ATAÇ, Haydar ALTUN, Şahin BALIÇ, Cemil IŞIK, Şehmus YİĞİT, Müslüm DURGUN. Cihangir HAZIR getirilmişlerdir.

III. Kongre’de. silahlı grupların bölgede tutunabildiği, önemli ölçüde kitle desteğinin sağlandığı, bazı uluslararası çevrelerin açık desteğinin sağlandığı, örgütün kendisini Dünya kamuoyuna tanıttığı değerlendirmeleri yapılarak örgüt mensupları motive edilmiştir.

-PKK III. Kongresinde HRK’nin lağvedilerek yerine ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu}’nın kurulması, imkanların elverdiği bölgelerde silahlı propaganda yerine sözde gerilla faaliyetlerine yönelinmesi.

-ARGK’nın ihtiyaç duyduğu personelin sözde Askerlik Yasası gereğince temini, Askerlik Yasasının çıkartılarak ilanı ve akabinde uygulamaya konulması,

-Örgütün ilerlemesinin önünde önemli bir engel olarak görülen GKK (Geçici Köy Korucuları)’nın kendilerinin ve yakınlarının katledilmesi, evlerinin kundaklanması, mallarının yağmalanması yöntemleriyle sindirilmeleri,

-Helvi Kampının adının Mahsun Korkmaz Akademisi olarak değiştirilmesi ve bu kampın bir kadro okulu haline getirilmesi,

-Yurtiçinde şehir ve kitle faaliyetlerine daha fazla önem verilmesi, legal girişimlerin başlatılması ve bu amaçla gerekli mekanizmaların işletilmesi,

-Başlıca faaliyet bölgelerinin Botan, Mardin, Güneybatı Garzan, Orta (Amed), Kuzey (Dersim), Kars-Ağrı (Serhat) Eyaletleri olarak tanzimi,

-HPP (Örgütiçi İstihbarat), TEVSAL (Örgütdışı İstihbarat) birimlerinin oluşturulması,

-Cezaevlerinin daha aktif hale getirilmesi çalışmalarının derhal başlatılması ve buna bağlı olarak cezaevleriyle ilişkilerin merkezileştirilmesi ve örgütlü biçime kavuşturulması,

-Firar olaylarının organize edilmesi, tahliye olanlarla ilişki kurulması,

Kararlaştırılmıştır.

PKK’nın III. Kongresinden sonra başta Yunanistan olmak üzere bazı ülkelerin PKK’ya karşı ilgileri artmaya başlamış ve örgütün bu çevrelerle ilişkisi ön plana çıkmıştır. Suriye ve İran ise yarı gizli olarak sürdürdükleri desteklerini artırmışlardır.

Kongre kararları doğrultusunda örgütün yurtiçi faaliyetleri tırmandırılmıştır. Nitekim 1987 yılı içerisinde GKK’ların tasfiyesine yönelik Mardin, Şırnak, Siirt yöreleri başta olmak üzere 15 ayrı toplu katliam gerçekleştirilmiştir.

Silahlı gruplar özellikle Şırnak ve Hakkari Bölgesinde daha kalabalık gezerek pusu, mayınlama ve benzeri eylemlerle güvenlik kuvvetlerine daha fazla zayiat verdirmeye çalışmışlardır.

Sözde Askerlik Yasası adı altında alınan karar gereğince köy ve mezralar basılarak çok sayıda genç zorla dağa kaldırılarak örgüte kazandırılmaya çalışılmıştır.

1988 yılına gelindiğinde 8 yıldan beri devam eden Iran-Irak Savaşının sonuna gelinmiş, bu arada 16 Mart 1988 tarihinde Irak, Kürtlerin yaşadığı Halepçe Kasabasına zehirli bombalar atarak binlerce insanın öldüğü bir katliam gerçekleştirmiştir. Bu katliamın dehşetiyle Irak Kürtlerinin bir kısmı İran sınırına yığılırken bir kısmı da ülkemize sığınmıştır. Kürt sığınmacılarının yanlarında getirdikleri silahların önemli bir bölümüne PKK, hudut boylarında el koymuş, ayrıca sahipsiz kalan topraklarda üslenme imkanı elde etmiştir.

1988 yılı içinde meydana gelen önemli bir olay da PKK Avrupa Sözcüsü Hüseyin YILDIRIM ile PKK liderinin eşi Kesire ÖCALAN (YILDIRIM)’ın örgüt içinde meydana getirdikleri hizipleşme olmuştur.

Hizip liderince yayınlanan bildiride “örgüt lideri Abdullah ÖCALAN’ın etrafına topladığı bir grup ile örgüt içinde terör estirdiği, kimseye söz hakkı tanımadığı, köy katliamlarının emirlerini kendisinin vermesine rağmen bunu inkar ettiği, Suriye gibi askeri bir diktatörlüğün hesabına çalıştığı, örgütün hedeflerinden giderek uzaklaşarak Kürt Halkına ihanet ettiği” ifade edilmiştir. Abdullah ÖCALAN, Hüseyin YILDIRIM ve arkadaşlarını “komplocu-ajan” olarak ilan ederek haklarında ölüm fermanı çıkarmıştır. Hüseyin YILDIRIM’ın grubu PKK’dan kurtulabilmek için devamlı saklanmak zorunda kalmıştır.

Yine bu dönemde Avrupa’da cinayet ve tehdit olaylarının artması üzerine Alman Güvenlik Kuvvetleri üst düzey PKK mensuplarına karşı 1987 yılı sonundan başlayarak bir dizi operasyon gerçekleştirmiştir. Bu operasyon sonunda PKK’nın Avrupa biriminde faaliyet gösteren ABBAS (K) Duran KALKAN, SELİM HOCA (K) Selahattin ÇELİK, FUAT(K) Ali Haydar KAYTAN, GÖZLÜKLÜ CAFER(K) Ali ÇETİNER, ZEHRA (K) Maral KİDİR, Oktay (K) Hasan Hayri GÜLER gibi örgüt mensupları tutuklanmıştır.


8) LEGAL FAALİYETLER

Terör örgütü PKK’nın legalleşme yolundaki ilk organize faaliyetleri 1988 yılından itibaren derneklere sızma ve basın-yayın alanındaki çalışmalarıyla başlamıştır. Örgüt tarafından yapılan bir değerlendirmede “kitle faaliyeti olmayan bir silahlı faaliyetin yaşama şansı olamayacağından bahisle hızla kitle desteğinin sağlanması amacıyla taktik çalışmaların başlatılması kararlaştırılmış ve legal zemindeki faaliyetler bu kararın sonucu olarak tırmandırılmıştır.

Cezaevlerinde bulunan örgüt mensupları çeşitli açlık grevleri ve ölüm oruçları gibi eylemlere yönlendirilerek örgüt lehine bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılmıştır. Kürtçü sözde aydın çevrelerle ilişkiler yoğunlaştırılmış ve bu çevreler PKK faaliyetlerine dahil edilmiştir. Dernek, sendika gibi legal kitle kuruluşlarına örgüt sempatizanları sızdırılarak, bu gibi kuruluşlar örgütün yuvası haline getirilmeye çalışılmıştır.

Fransız İhtilali’nin 200 üncü yıldönümü nedeniyle Fransız Hükümeti’nin gerçekleştirdiği resmi kutlamalardan başka 1989 yılı içerisinde aralıklı olarak sivil örgütlerce organize edilen bir dizi etkinlikler yapılmıştır. Bu etkinliklerden birisi de Hak ve Özgürlükler Vakfı ile Paris Kürt Enstitüsü’nün birlikte gerçekleştirdikleri “Paris Kürt Konferansı” isimli etkinlik olmuştur. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François MITTERRAND ile eşi Daniella MITTERRAND’ın başkanlık yaptıkları bu toplantıya birçok tanınmış Kürtçü ve bölücünün yanı sıra dönemin SHP Milletvekilleri Ahmet TÜRK, Mahmut ALINAK, İsmail Hakkı ÖNAL, Adnan EKMEN, Mehmet Ali EKMEN, Kenan SÖNMEZ. Salih SÜMER davetli olarak katılmışlardır.

Fransız Hükümeti’nin sözde Kürt sorununa destek vermek amacıyla büyük ilgi duyduğu bu toplantı, PKK lideri Abdullah ÖCALAN tarafından kendileri dışındaki Kürtçü örgütlerin ön plana çıkarılmak istendiği düşüncesiyle boykot edilmiştir.

Paris’te gerçekleştirilen ve ülkemizde yürütülen bölücü faaliyetlere meşru zemin hazırlamayı amaçlayan bu toplantının daha gelişmişleri, ilerleyen zamanda Avrupa’nın Bonn, Stockholm gibi merkezlerinde yapılmıştır. Hatta bu toplantılarda daha da ileriye gidilerek genel bölücü harekete taktik, strateji ve yöntem belirlenmeye çalışılmıştır. Günümüzde ise bu tür faaliyetlerin temeline PKK oturtulmuştur.

9) KIRSAL KİTLELERİ PROVOKE ETME GAYRETLERİ

PKK terör örgütü gerçekleştirdiği köy katliamları ile savunmasız halkı etkisi altına almış ve buradaki gençleri saflarına katarken, diğer bireyleri milis, lojistik ve kurye faaliyetlerinde kullanmıştır.

Evvelce kırsal kesimin bazı alanlarında bulunan köy ve köy üst komiteleri bir araya getirilerek KOMA-GEL (Halk Komitesi) adı altında yeni bir örgütlenme oluşturulmuştur. 1989 yılı itibariyle oluşturulmuş bulunan bu KOMA-GEL’ler vasıtasıyla kırsal kesimde bulunan bölge halkı ile güvenlik güçleri karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştır. Nitekim, Siirt. Mardin, Şırnak illerimizin kırsal kesiminde bulunan bölge halkı, çeşitli nedenlerle zaman zaman güvenlik kuvvetleri ile karşı karşıya getirilerek yasadışı gösterilere zorlanmıştır.

1989 yılında örgüt açısından meydana gelen bir başka gelişme de, yerel seçimlerde PKK destekçilerinin seçilmesi için çaba sarfedilmesidir. Ancak bu dönemde alınan güvenlik tedbirleri nedeniyle örgüt kırsal kesimde fazla etkili olamamış ve dönem sonunda kış bahanesiyle Suriye ve K.Irak’a çekilmek zorunda kalmıştır.


10) CİZRE~NUSAYBIN-SİLOPİ OLAYLARI

Örgüt elemanları eylemleri tırmandırmak amacıyla yurtiçine giriş yaptıkları sırada Mart 1980 tarihinde çatışmada ölen bir grup örgüt mensubunun definleri sırasında önce Nusaybin’de daha sonra Cizre ve Silopi’de gösteriler başlatmıştır.

Cenaze töreni sırasında önceden yapılan altyapı hazırlıklarına da bağlı olarak kitleler yasadışı gösteriye sürüklenmiştir. Meydana gelen kitlesel şiddet olayları anlık bir tepki olmayıp. bu olaylar örgüt tarafından yıllarca önceden hazırlanan bir zemin üzerinde ve bir takım sözde aydın-demokrat kişilerin devamlı istismarı ve kışkırtması sonucu meydana gelmiştir.


11) PKK II. KONFERANSI VE ALINAN KARARLAR

Mayıs 1990 tarihinde Lübnan’da gerçekleştirilen II. Konferans, PKK terör örgütü açısından büyük önem arzetmektedir.

Konferansı önemli kılan esas husus bu konferansın yurtiçinde yapılması planlanan ve PKK lideri Abdullah ÖCALAN’ın da katılmayı düşündüğü PKK IV. Kongresi’nin bir nevi provası olması ve hazırlıklarını içermesidir. Diğer taraftan PKK yanlısı kitlesel gösterilerin yapıldığı günlerin hemen akabinde gerçekleştirilmesi bu konferansın kitlesel boyutlu gösterilerin tırmandırılması gibi kararlara esas teşkil etmesi, konferansın diğer önemli nitelikleridir.

Konferansta Nusaybin. Cizre, Silopi olaylarının meydana getirdiği kargaşadan azami faydalar sağlayabilmek için Abdullah ÖCALAN tarafından “Fırat-Dicle” Havzası olarak tabir olunan bölgenin bir ayaklanma bölgesi haline getirilmesi için broşürler ve talimatlar hazırlanmıştır,

Öte yandan bu konferansta IV. Kongrede alınan kararlar arasında yer alan:

-Faaliyetlerin en üst seviyede siyasi büro ve askeri komite şeklinde pratik olarak birbirinden ayrılması, siyasi büronun cephe faaliyetlerinden sorumlu kılınması,

-Halk ayaklanmaları sürecine gelindiği, kitlelerin buna göre örgütlendirilmesi, cephe örgütlenmesinin bu ihtiyaca göre şekillendirilmesi,

-Basın-yayın faaliyetlerinin geliştirilmesi ile her eyaletin bir yayın organı çıkartması.

-Legal kurum ve kuruluşlar oluşturarak halk katmanlarının bunların etrafında bir araya getirilmesi,

-ERNK alt birimlerinin oluşturulmasıyla bunların kitle içinde örgütlendirilmesi,

-Dini ve mezhepsel örgütlenmelere ağırlık verilmesi, bu amaçlara uygun teşkilatların oluşturulması,

-Kültürel faaliyetler ve Kürtçe’nin geliştirilmesi konusunda çalışmalar başlatılması,

-Ulusal Kongre ve Ulusal Meclisin toplanması için hazırlık çalışmalarının sürdürülmesi.

-Silahlı faaliyetlerin giderek kırda şehre doğru yayılması, silahlı birliklerin sayısının artırılması,

Yönünde kararlar alınmıştır.

Bu kararların alınmasının ardından bölge şehirlerinde kitle gösterileri. kepenk ve kontak kapatma eylemleri gündeme gelmiştir.


http://www.belgenet.com/dava/dava10.html

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-III


IDDIANAME (devamı)

12) IV. KONGRE VE ALINAN KARARLAR

IV. Kongre, Körfez Krizinin en kritik döneminde 26-31 Aralık 1990 tarihinde K.Irak'ın Haftanin bölgesinde yapılmıştır. Bu kongrede örgüt lideri Abdullah ÖCALAN hazır bulunmamıştır.

IV. kongrede kitlesel faaliyetler ile siyasal faaliyetlerin dayanışmasının sağlanarak, parça parça kurtarılmış alanlar oluşturulması yönünde kararlar alınmıştır.

Abdullah ÖCALAN bu kongreye katılmamış olmakla birlikte kongre kararlarına esas teşkil edecek talimat ve değerlendirmeleri kongreye katılacak olanlara ulaştırmıştır.

Örgütün Merkez Komite üyesi Mehmet Cahit ŞENER’in Divan Başkanlığında yapılan kongrede II. Konferansta alınan kararların benzerleri alınmıştır.

IV. Kongrede Sosyalist Blok’un dağılması neticesinde, dünya dengelerinde meydana gelen değişimlere bağlı olarak “Dünya İnsanlığının Durumu” başlığı altında klasik Marksizmden kaçış sayılabilecek bazı değerlendirmeler yapılmıştır.

IV.Kongre’de alınan en önemli karar sözde gerillanın yaygınlaştırılması, kararı olmuştur.


13) PKK VEJİN (DİRENİŞ)

Kongrenin bitiminde PKK-MK üyelerinden Ahmet (K) Mehmet Cahit ŞENER PKK-Irak, PKK-Suriye ilişkilerini ve Abdullah ÖCALAN’ın konumunu eleştirmesi nedeniyle hain ilan edilerek gözaltına alınmıştır. Ancak Mehmet Cahit ŞENER diğer MK üyelerinden Faik (K) Abdurrahman KAYIKÇI (HHP sorumlusu), Sabri BARAN (K) Cihangir HAZIR’ın (ARGK sorumlusu) yardımlarıyla kaçmayı başarmıştır.

Mehmet Cahit ŞENER’in örgütten kaçıştan bir müddet sonra örgüt içinde Abdullah ÖCALAN’ın diktatörlüğüne karşı PKK-Vejin kanadını oluşturması, Abdullah ÖCALAN’ın paniğe kapılmasına neden olmuş ve görevlendirilen örgüt elemanları Muhaberat ile işbirliği yaparak M.Cahit ŞENER’i Avrupa’ya kaçma hazırlığı içinde iken Suriye’nin Kamışlı şehrinde kıstırarak öldürmüşlerdir.


14) KÖRFEZ KRİZİNİN ÖRGÜTE SAĞLADIĞI FAYDALAR

Türkiye-İran ve Irak topraklarında aşiret ayaklanmaları. bölgesel isyanlar, silahlı çete faaliyetleri, legal ve illegal propaganda faaliyetleri şeklinde cereyan eden Kürtçü faaliyetler, uzun süre bölgesel, mevzii olmaktan ileri gidememiş ve bu durum Kürtçü organizasyonlarda handikap yaratmıştır.

Ancak, Körfez krizinin bitiminde K.Irak’ta meydana gelen değişmeler nedeniyle Kürtçülük sorunu, batılı devletlerin ve medyanın da çabalarıyla bir anda dünya gündemine girmiştir. Sözde Kürt sorunu böylece uluslararası bir boyut kazanmaya başlamıştır.

PKK böylece K.Irak’ın kuzey şeridinde İran’dan Suriye hududuna kadar olan bölgede oluşturduğu kamplarda elemanlarını mevzilendirerek serbestçe hareket etme imkanı aranmıştır.

PKK’nın diğer bir avantajı, elde ettiği silahlar olmuştur. 1988 yılından itibaren Irak istihbaratı ile ilişki sağlayan PKK, bu irtibatını Körfez Krizi esnasında devam ettirmiştir. Savaşın bitiminde kuzeyden çekilen Irak ordusu silahlarını PKK’ya terketmiştir. Ayrıca savaş sırasında ülkemize sığınan K.Irak’lılardan çok miktarda silah ve mühimmat gaspedilmiştir. Öte yandan 36'ncı paralelin kuzeyindeki toprakların Irak yönetimine kapatılarak, Kürtlerin sözde koruma altına alınması iradesini “bölgede bir Kürt devleti kurulmak istendiği” şeklinde değerlendiren PKK, diğer Kürt örgütlerinin önüne geçerek bölgede varlığını güçlendirmeye başlamıştır. Bu amaçla Haziran 1991 tarihinde PAK (Partiya Azadiya Kürdistan-Kürdistan Özgürlük Partisi) isimli paravan örgütü kurmuştur.


15) GENİŞ ÇAPLI SİLAHLI SALDIRILAR VE KİTLESEL GÖSTERİLER

PKK terör örgütü silah, mühimmat ve eleman yönünden gerekli yığınağı yaptığına inandıktan sonra yurtiçinde ve sınır ötesinde etkinlik sağlamak amacıyla geniş çaplı eylemler planlamıştır. 1991 yaz sonlarından itibaren başta Samanlı Karakolu olmak üzere pek çok sınır karakolumuza baskınlar düzenlenmiştir. Bu baskınlarda çok sayıda güvenlik görevlisi şehit olmakla birlikte örgüte ağır kayıplar verdirilmiştir.

Aynı zamanda yurtiçinde de silahlı eylemler ve kitlesel gösteriler yoğunlaştırılmıştır. Bir taraftan yerleşim birimlerine baskınlar yapılırken, bir taraftan da kepenk ve kontak kapatma eylemleriyle yürüyüşler düzenlenerek güvenlik kuvvetleri ile halk karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştır.

Yine bu dönemde legal kuruluşlar içinde etkinlik sağlamaya yönelinmiştir. Nitekim, bu dönemde kurulmuş bulunan HEP (Halkın EMEK Partisi)’nin tüm yerel kuruluşları ele geçirilerek ve yönetimi denetim altına alınarak çeşitli siyasi çalışmalar bu parti vasıtasıyla yürütülmeye başlanmıştır. SHP listesinden aday gösterilecek olan HEP’liler PKK lideri Abdullah ÖCAI.AN’ın onayından geçmiştir. Böylece PKK ile ilişkili kişiler seçilerek Meclise girmiştir.


16) 1992 YILI PLANLARI

Terör örgütü PKK, 1991 yılında gerek yurtiçindeki ve gerekse K.Irak’taki faaliyetlerinde mesafe kaydetmesi üzerine 1992 yılında daha ileri adımlar atmaya ve böylece sözde kazançlarını kalıcı hale getirmeyi hedeflemiştir.

PKK lideri Abdullah ÖCALAN’ın belirlediği hedeflerin;

-Geniş ayaklanma başlatma,

-Kurtarılmış bölgeler yaratma,

-Ulusal Meclisi kurarak bir Savaş Hükümeti oluşturma,

Olduğu anlaşılmış, Abdullah ÖCALAN bu hedeflere yönelmekle bölücü terör faaliyetlerinde sıçrama yapmak istemiştir.

PKK lideri sanık Abdullah ÖCALAN, “Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler ve Görevlerimiz” isimli 1992 Ocak tarihli broşüründe “uluslararası ve bölgesel gerçekler artık Kürdistan devriminin tarihi ayaklanma önderliğini bize veriyor, bu önderliği bizim yürütmemiz gerektiği artık tartışma götürmez biçimde kendini ortaya koyuyor... Halkımız gerçekten ayaklanmak istiyor. Planlı ve örgütlü bir biçimde. başına büyük badireler getirmeyecek bir önderlikle ayaklanmak istiyor. Son iki yıllık deneyimler ve özellikle de son bir yıllık çarpıcı deneyimler tartışma götürmez bir gerçeklikle halkımızın büyük çoğunluğunu ayaklanmaya evet dediğini, onay verdiğini gösteriyor.’ Demek suretiyle bu yöndeki görüşlerini ifade etmiştir.

Abdullah ÖCALAN yine aynı broşüründe “mevcut uluslararası ortam emperyalizm tarafından kendi açısından kullanılmak istense de devrim lehine daha çok kullanılabilir. İlk defa bu düzeyde bir sömürgeci devletin (Türkiye kastediliyor) milli sınırlarının parçalanması vardır. Iran. Irak ve Suriye emperyalizmin Kürdistan etrafında örmek istediği tecrit çemberinin dışındadırlar. Ve bu çok önemli bir dış çerçevedir. Bu gün Iran üzerinden tecrit çemberinin kurulamaması, Irak üzerinde kurulamaması, bu çok önemlidir. Suriye üzerinden kurulamaması lehimize bir durumdur.

Ne anlama geliyor bütün bunlar? Çerçevenin çok olgun ve uygun bir durum arzettiğini gösteriyor. Dolayısıyla Kürdistan tarihinde ilk defa böyle bir durum yakalıyor” şeklinde beyanlarıyla görüşlerini ifade etmiştir.

Örgüt yukarıda belirlenen hedeflere ulaşmak için Ocak 1992 tarihinden itibaren aktif çalışmalara başlamış. ancak ilk çıkışı 21 Mart 1992 tarihinde yapmayı kararlaştırmıştır. Örgüt halka yaptığı çağrıda “her ailenin bir silah edinmesi, silah alacak parası olmayanların silahlarının örgüt tarafından temin edileceğini, yine her ailenin evinin altına sığınak yapmasını ve sığınaklara uzun süre yetecek yiyecek stoklanmasını istemiştir.

1992 yılı hedeflerinin gerçekleştirilebilmesi için “ayaklanma komiteleri” oluşturulması da kararlaştırılmıştır. Örgüt mensupları. yöre halkına yönelik propaganda faaliyetleri sırasında “ayaklanma komiteleri”nde görev almaları veya bu komitelerin emirlerine uymaları yolunda uyarı niteliğinde tehdit edilmişlerdir.

Yine 1992 yılı başlarında Türk Solu olarak nitelendirilen yasadışı Marksist-Leninist örgütlerin tabanının PKK faaliyetlerine kanalize edilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

Bu düşünce gereği l992 Ocak-şubat ayında PKK içinde faaliyet gösteren Türk orijinli örgüt mensuplarının yönetiminde TDHP (Türkiye Devrimci Halk Partisi) kurulmuştur. Bu paravan kuruluş DHP (Devrimci Halk Partisi) adını almıştır. Abdullah ÖCALAN 1992 yılı hedefleri arasında DHP’ye önemli hedefler yüklemişse de bunda muvaffak olamamıştır.


17) 1992 YILI NEVRUZ OLAYLARI

PKK terör örgütü zora dayalı da olsa 1992 Nevruz Bayramı’nı vesile ederek bölge halkını genel bir ayaklanmaya yönlendirmeye çalışmıştır.

21 Mart Nevruz Bayramı nedeniyle yapacağı eylemlere karşı güvenlik kuvvetlerinin tedbirler geliştireceğini düşünen örgüt, güvenlik kuvvetlerini etkisiz hale getirebilmek için dış basının bölgeye gelmesi konusunda yoğun çaba harcamıştır. Ancak güvenlik kuvvetlerinin çabasıyla eylemler gelişmeden önlenmişse de Cizre, Şırnak. Nusaybin. Yüksekova gibi merkezlerde ölümle biten etkili kitle eylemleri gerçekleştirilmiştir.

PKK terör örgütünün büyük hazırlıklar yaparak 21 Mart 1992 tarihinde başlatmayı planladığı genel ayaklanmanın güvenlik kuvvetlerinin çabası ve bölge halkının sağduyulu yaklaşımlarıyla başarısızlıkla sonuçlanması PKK açısından sonun başlangıcı olmuştur.

Bu durumu değerlendiren PKK, elemanlarına cesaret ve moral verebilmek amacıyla 15 Ağustos olaylarının yıldönümünde Şırnak merkezini ele geçirmeyi ve böylece güçlü olduğu imajını yaratmayı planlamıştır. 15 Ağustos tarihinde güvenlik güçlerinin yoğun tedbirler alacağını düşünerek eylemi 18 Ağustos 1992 akşamı gerçekleştirmiştir. Çevre köylerden işbirlikçiler toplanarak Şırnak il merkezini birkaç koldan ateş altına almış, özellikle Tugay. Jandarma Alay Komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü binalarını hedef almışsa da başarılı olamamıştır. Böylece PKK’nın ümit bağladığı 1992 yılı hedefleri de bertaraf edilmiştir.


18) KUM (KURDİSTAN ULUSAL MECLİSİ)

PKK terör örgütü, mevcut potansiyeli kurumlaştırarak. iç ve dış kamuoyunu etkilemek amacıyla 1992 yılında Kürdistan Ulusal Meclisini kurmayı planlamıştır. Kum çalışmaları 1992 yılı sonlarında başlamışsa da 1992 yılında örgüte vurulan darbeler nedeniyle planlanan hedef gerçekleştirilememiş ancak. 1992 yılı sonlarında KUM üyeleri Avrupa’daki işbirlikçileri arasında yapılan bir sözde oylamayla seçilebilmiştir.



19) EKİM 1992 KUZEY IRAK HAREKATI

1992 yılının başından itibaren PKK’nın yurtiçindeki elemanlarına önemli ölçüde darbeler vurulmuşsa da K.Irak’taki üslerinden devamlı takviye alan örgüt, bu darbeleri telafi etme yoluna gitmiştir. Bunun üzerine Ekim 1992 tarihinde örgütün K.Irak’ta bulunan kamplarına önemli bir operasyon gerçekleştirilmiştir. Bu harekat ile örgüte büyük kayıplar verdirilmiş ve böylece PKK’nın kurtarılmış bölgeler oluşturma teşebbüsü neticesiz bırakılmıştır.

Her ne kadar Abdullah ÖCALAN, harekatın başlangıcında “sınır üzerinde bir direniş hattı oluşturun” talimatı vermişse de kayıpların çoğalması üzerine talimatı geri almıştır.

1992 yılı sonlarına gelindiğinde PKK silahlı ve örgütsel bazda bir çıkmaza girmiştir. Bu durum örgüt içinde ciddi sorunların meydana gelmesine neden olmuş. 1992 yılı sonuna kadar yükselme trendi gösteren PKK faaliyetleri bu tarihten sonra sorunların çözülememesi nedeniyle evvela duraklama, bilahare gerileme sürecine girmiştir. PKK yönetimi 1992’yi 1993’e bağlayan kış aylarında yaptığı toplantılarda tıkanıklığın önüne geçmek için 1993 yılı başında yeni bir radikal çıkış kararı almıştır.

Yurt içinde silahlı faaliyetlerin yeniden tırmandırılması, kitlesel gösterilerin alabildiğine yaygınlaştırılması, K. Irak’ta kaybedilen alanların yeniden ele geçirilmesi Abdullah ÖCALAN tarafından belirlenen yeni hedefler olmuştur.

http://www.belgenet.com/dava/dava11.html


20) SÖZDE ATEŞKES

PKK lideri Abdullah ÖCALAN, Celal TALABANİ’nin önerdiği tek taraflı ateşkesi kabul ederek 20.03.1993 tarihinde tek taraflı sözde ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır. Bunu yaparken terörist faaliyetlerle ulaşamadığı hedeflerine legal yollardan ulaşmayı, terörist imajı konusunda kamuoyunu yanıltmayı. dağılan elemanlarını yeniden toparlamayı amaçlamıştır.

Ancak, sözde ateşkesi sadece taktik olarak benimsemiştir. Hiçbir şart altında silahlı faaliyetten vazgeçmek istememiştir. Ayaklanma Üzerine Tezler ve Görevlerimiz-Ocak 1992 isimli broşüründe sözde siyasi hal yoluna ilişkin görüşlerini şu şekilde belirtmiştir. “Siyasal hal yoluna ilişkin görüşlerimiz halkta da büyük bir güç ve destek bulabilir. Bu tartışmalar uluslararası kamuoyunda da büyük güç ve destek alabilir. Partimiz her zaman bu yönü açık bırakıyor. Fakat esas itibariyle gerilla, iç içe ayaklanmayı tırmandırıyor. Böylece düşmanı ayrıca teşhir ve tecrit etme gibi bir taktiği hem halk içinde, hem uluslararası alanda yürütüyor.” Bu sözler örgütün siyasal hal yolu gibi görüşlere sadece taktik olarak değer verdiğini göstermektedir.

Abdullah ÖCALAN’ın talimatları üzerine 1993 Mayıs ayında Leyla ZANA ve Ahmet TÜRK’ten oluşan bir HEP heyeti sözde Kürt sorununun çözümü için ABD yetkilileriyle görüşmelerde bulunmuşlardır.

Sanık Abdullah ÖCALAN, illegal Kürtçü örgütlerle cephe kurma faaliyetlerini sürdürürken legal bazda da bu işbirliğini sürdürmek amacıyla zaten kapatılmak üzere olan HEP’in yerine ağırlıklı yönetimi PKK’lı olmak üzere Kürt cephesini oluşturan bütün örgütlerin yasal temsilciliğini sürdürmek amacıyla DEP’in kurulmasını kararlaştırmıştır.

Terör örgütü PKK sözde ateşkesten umduğu neticeyi alamamış. tam tersine örgütte çözülmenin başladığını fark ederek daha şiddetli bir biçimde eylemleri yeniden başlatma kararı almış ve kararlarını uygulamaya geçirmiştir.

Abdullah ÖCALAN’ın talimatıyla faaliyetlerini daha da genişleten PKK, 24 Mayıs 1993 tarihinde Elazığ-Bingöl karayolunda yol kesme ve 33 askerin şehit edilmesi olayını gerçekleştirmiştir. Bu eylemden sonra yurt çapında tırmandırdığı eylemleriyle Devleti sözde ateşkese ve şartlarını kabule zorlamak istemiştir. 1993 sonbaharında bölgede büyük bir kaos ve kargaşa yaratılması hedeflenmiştir.

1993 yılını sözde ateşkes girişimi, barış kampanyaları ve son ayları da terörist eylemlerle geçiren PKK. taktik amaçlarına ulaşamayınca 1994 yılına daha da tırmandırılmış terör eylemleriyle giriş yapabilmek için diğer yılların aksine elemanlarının büyük bir bölümünün kış üslenmelerini yurtiçinde yapmalarını istemiştir.

PKK kış süresince 1994 yılı hedefleri çerçevesinde kurtarılmış bölgeler oluşturulması temelinde ordulaşmaya gitmeyi bu nedenle kadrolarını yeniden organize etmeyi, faaliyet bölgelerini yeniden planlamayı, temel eğitimine de bu yönde sürdürmeyi hedeflemiştir.

Bu faaliyetlerle birlikte 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan kongresinde tamamen kontrolü altına aldığı DEP vasıtasıyla yaklaşan 27 Mart Yerel Seçimlerine iştirak temelinde müdahale etmek amacıyla çalışmalarını sürdürmüştür.

Örgüt, yapılan operasyonlarda ağır kayıplar vermesi, şehirlerdeki işbirlikçilerin giderek kaybetmesi, halk kitlelerinin çeşitli vesilelerle örgüte karşı tepkilerini dile getirmeye başlamaları nedeniyle DEP vasıtasıyla seçimlere iştirak etme gibi bir müdahale biçimiyle başarılı olamayacağı kanaatına varmıştır.

Bu nedenlerle 1994 yılına girişte 27 Mart seçimlerini boykot amacıyla DEP’İ yönlendirmiştir. PKK örgütünün elebaşısı Abdullah ÖCALAN yurtiçinde bulunan elemanlarına yayınladığı talimatlarda “seçimlerin kendilerine karşı ilan edilmiş bir savaş olduğu” gerekçesiyle seçimleri boykot etmelerini bildirmiştir.

PKK boykot eyleminden etkili sonuç alabilmek amacıyla bölgedeki siyasi parti çalışmalarını sabotaj, kundaklama eylemleri ile engellemeye çalışmış, ancak boykot eylemlerinden istediği neticeyi alamamıştır.

HEP’in yerine kurulmuş olan DEP’in de PKK örgütü ile ilişkilerinin belgelenmesi üzerine kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde yargılanması başlamış. dokunulmazlıkları kalkan milletvekilleri ise Ankara DGM'nce tutuklanmışlardır. Ancak, DEP milletvekilleri hakkında tutuklama kararı çıkmadan bir süre önce Ali YİĞİT, Mahmut UYANIK, Remzi KARTAL, Zübeyir AYDAR gibi bir kısım DEP milletvekilleri Abdullah ÖCALAN’ın talimatı ile yurtdışına kaçmışlardır.


21) SÖZDE BARIŞ GİRİŞİMLERİ

PKK lideri Abdullah ÖCALAN 12-13 Mart 1994 tarihinde Brüksel’de toplanan sözde Uluslararası Kuzey Kürdistan Konferansı’na gönderdiği ve dönemin EENK Avrupa Sözcüsü Kani YILMAZ (K) Faysal DUMLAYICI tarafından açıklanan sözde Kürt sorununa ilişkin çözüm önerilerini içeren mesajda: “Batılı devletlerin getirebileceği her türlü çözüm önerilerine açık olduğunu, ancak batılı devletlerin de sorunun çözümünde PKK’yı taraf kabul etmeleri gerektiğini” ileri sürmüştür.

Abdullah ÖCALAN’ın bu mesajında samimi olmadığı, bu girişimin taktik bir manevra olduğu III. Konferans’ta alınan kararlarla anlaşılmıştır.



22) III. KONFERANS VE ALINAN KARARLAR

5-15.03.1994 tarihinde PKK lideri Abdullah ÖCALAN’ın denetiminde Suriye topraklarında yapılan III. Konferans’ta alınan en önemli karar “silahlı eylemlerin daha da tırmandırılması ve yaygınlaştırılması”na ilişkin karar olmuştur.

Nitekim Abdullah ÖCALAN’ın III. Konferans’a sunduğu yurtdışında illegal olarak çıkarılan Serxwebun Gazetesinin Haziran 1994 tarihli sayısında yayınlanan “Ordu Ve Savaş Gerçekliğine Doğru Yaklaşmayın Anlayışları Yerle Bir Edelim” başlıklı yazısında: “Mevcut silahlı eleman sayısının 10-15 bine çıkarılıp kalmasının Devlete herhangi bir çözüm dayatmalarına yetmeyeceği gibi kendilerinin de gerilemelerine giderek dağılmalarına neden olabileceği, bu sayıyla ancak birkaç yıl dayanılabileceği ve bir takım taktik çözümlerin dayatılabileceği, bunun da ancak devam ettirilecek kitle desteği ve dış destek ile sağlanabileceği” belirtilmiştir.

Abdullah ÖCALAN’ın bu yazının devamında sayıyı artırmak için bir takım düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu, bu düzenlemelerin “saha komutanlıkları” olabileceği, saha komutanlıklarının başarılı olabilmesi için onlarca birimin teşkilatlanması gerektiği, eyalet ve bölge komutanlıklarından başka milis komutanlıklarının da bu teşkilata bağlı olarak örgütlendirilebileceği belirtilmiştir. Böylece eyaletlerin üzerinde bir teşkilat olan saha komutanlıkları organize edilmiştir.

Buna göre;

-Kuzey saha Cephe Komutanlığı (Dersim, Orta (Erzurum), Serhat),

-Orta saha Cephe Komutanlığı (Amed ve Garzan),

-Güney Saha Cephe Komutanlığı (GAP, Mardin, Botan) ismiyle üç tane cephe komutanlığı oluşturulmuştur.

Örgüt lideri Abdullah ÖCALAN’ın düzenlediği eylem ve hareket tarzına ilişkin olarak da; “güvenlik kuvvetleriyle başedebilmenin, genişliğine ve derinliğine, pusulama taktiklerini geliştirmekle mümkün olabileceği, bu taktiklerin güvenlik kuvvetlerini grupların üzerine ve üslenme alanlarına çeken bir taktik olduğu, böylesine taktikler uygulanmasında dikkat edilmesi gereken şeyin güvenlik kuvvetlerinin, silahlı grupların mevzilenme durumu ve sayılarını bilmemesi gerektiği, böylece gerilla tarzı ile hareketli çatışma biçimlerinin iç içe yürütülebileceği” ifade edilmiştir.

III. konferans kararları arasında ve 1994 yılı planlamaları kapsamında metropol iller ve turizm bölgelerinde sabotaj, kundaklama ve bombalama gibi sansasyonel nitelikli eylemlerin gerçekleştirilmesi de yer almıştır.

1994 yılı başlarında alınan diğer bir karar da “kuzeye açılım planı”dır. Bu plan 1993 yılında da uygulamaya konulmak istenmiş. ancak başarılamamıştır. Bu plana göre; “Gümüşhane, Bayburt. Trabzon. Artvin. Rize. Giresun. Samsun gibi illere açılmak, bölgeyle Gürcistan-Ermenistan hattında bir koridor oluşturmak ve buraları lojistik, silah ve mühimmat ikmalinde kullanmak” hedeflenmiştir.

Bu arada cephe faaliyetlerinin tabii bir sonucu olarak oluşturulmaya çalışılan KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi) ile Eyalet ve Saha Meclislerine işlerlik kazandırılamamıştır.

PKK terör örgütü III. Konferans’ta alınan kararlar gereği. cephe faaliyetlerine ilişkin olarak Kürdistan Ulusal Meclisi veya Saha ve Eyalet Meclisleri gibi alternatif yönetim organlarının oluşturulması gayesiyle çabalarını yoğun bir şekilde sürdürmüştür. Bu meclisleri temsilen sözde savaş hükümeti veya sürgün hükümeti kurulmasına çalıştığı, diğer bölücü örgütlerin de katılımıyla sözde “Kuzey Kürdistan Ulusal Cephesi”nin oluşturulmasının hedeflendiği görülmüştür.



23) METROPOL EYLEMLERİ, LEGAL FAALİYETLERİN TIRMANDIRILMASI, HADEP’İN KURULUŞU

1994 yılı içerisinde DEP ile birlikte Özgür Gündem Gazetesinin kapatılması, YMKM (Yukarı Mezopotamya Kültür Merkezi), YKD (Yurtsever Kadın Derneği). Kürt Enstitüsü, Özgür Üniversite gibi kuruluşlar üzerinde sıkı bir denetim uygulanmasına rağmen örgüt bu kuruluşları değişik isimler altında yeniden devam ettirmeye çalışmıştır.

Legal propaganda araçlarının en etkilisinin siyasi partiler olması nedeniyle kapatılan DEP’in yerine HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) kurulmuştur.

Abdullah ÖCALAN’ın talimatıyla HADEP ERNK’nin fonksiyonlarını üstlenmiştir. Şehir faaliyetleri HAII)EP tarafından oluşturulan “Halkla İlgilenme Komiteleri, Tutuklu Aileleriyle İlgilenme Komiteleri, Gençlik Komisyonları. Kadın Komisyonları” kanalıyla yürütülmüştür. Böylece HADEP kurulduğu tarihten itibaren PKK’nın ilgili alanda sürdürdüğü cephe faaliyetlerini sürdürmüştür. HADEP’in il ve ilçe teşkilatları bünyesinde sürdürülen faaliyetlerle örgüte lojistik destek sağlanmış, kırsal kesim için eleman temin edilmiştir.

Öte yanda 1994 yılı boyunca Avrupa, Yunanistan, Suriye ve kırsal bölgeler üzerinden metropollere ve turistik bölgelere gönderilen silahlı kuruluşlar İstanbul, İzmir ve Antalya gibi yerlerde çok sayıda sabotaj, bombalama ve orman yakma eylemleri gerçekleştirmişlerdir. Yine de gerçekleştirilen bu eylemler örgütün hedeflerinin çok altında kalmıştır. Nitekim örgüt, 1994 yılı içinde yurtiçi faaliyetlerinde bir bocalama devresine girmiştir. Örgütçe getirilen esaslar ve belirlenen kurulların uygulanabilirliği devamlılık arzetmemiştir.



24) V. KONGRE’NİN TOPLANMASI VE ALINAN KARARLAR

Kongre Hazırlıkları

PKK lideri Abdullah ÖCALAN’ın yurtiçinde faaliyet gösteren örgüt elemanlarına yayınladığı ve zaman zaman tehdit ve hakaretlere varan talimatlara rağmen örgütte bir toparlanma görülmemesi üzerine Ekim 1994 tarihinden itibaren toplanacak olan V. Kongrenin bir yargılama kongresi olacağı ilan edilmiştir.

Nitekim Abdullah ÖCALAN 13.12.1994 tarihinde yurtiçinde bulunan üst düzey örgüt mensuplarına yayınladığı talimatta “örgüt tarihinde, hiç bu kadar bir yargılamanın gerekliliğine inanmadığını, gerçekleştirilecek yargılamanın örgüt açısından olduğu kadar, elemanlar açısından da ve hatta sözde Kürt halkı açısından da bir şans olduğunu, bu nedenle çok kapsamlı bir yargılama planladığını, gerekirse örgüt elemanlarının yarısını tasfiye edebileceğini 1994 yılı içerisinde yapılan çözümlemeler ile yapılacak yargılamanın çerçevesinin ortaya konduğunu” ifade etmiştir.

V. Kongre Öncesi Durum

Terör örgütü PKK, 1993 yılından itibaren karşı karşıya kaldığı sorunları çözebilmek amacıyla. uluslararası güvencelerin sağlanabildiği oranda legalleşmeyi bir taktik araç olarak benimsemiştir. Örgüt bu tarihten itibaren bölücü terör ile “bölücülüğe yasal güvence oluşturma” gibi iki ayrı olguyu, birbirine alternatif olarak aynı anda gündemde tutmak amacıyla büyük gayret sarfetmiştir.

Ancak güvenlik kuvvetlerimizce 1994 yılı boyunca çok etkili operasyonlar başlatılmış ve örgüte üst üste darbeler vurulmuştur. Örgüt ise silahlı faaliyetlere ilişkin çabalarını giderek yoğunlaştırmıştır.

Nitekim eyalet olarak isimlendirdiği faaliyet bölgelerini gruplaştırmak suretiyle saha koordinatörlükleri adı altında birleştirmiştir. Böylece operasyonlardan kurtulmak için gruplara geniş bir hareket serbestisi vermeyi, silahlı gruplar arasındaki koordine kopukluğunu ve yönetim zaafiyetini gidermeyi, sahalara dayanarak gidermeyi planladığı ve sözde kurumlaşmalar sayesinde de daha geniş katılımlarla terör olaylarını tırmandırmayı hedeflemiştir. Buna karşılık aksatılmadan yürütülen operasyonlarla PKK’ya önemli darbeler vurulmuştur. Abdullah ÖCALAN ise 1994 yılının ikinci yarısından itibaren “güvenlik kuvvetlerinin alan tutma hakimiyetlerinin, alınacak yeni tedbirle mutlaka etkisizleştirilmesi gerektiği yolunda elemanlarına sık sık talimatlar vermiştir.

Kırsal kesimdeki silahlı eylemlerde başarı sağlanamaması üzerine Abdullah ÖCALAN’ın özel talimatlarıyla, turizmin engellenmesi ve halkın infiale sürüklenmesi amacıyla özel eğitim görmüş bir kısım elemanlarından “mobil intikam timleri” oluşturularak sabotaj, katliam, kundaklama, suikast eylemleri gerçekleştirmeleri için metropol illere gönderilmiştir. Böylece Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki operasyonlardan bunalan örgüt elemanları, güvenlik kuvvetlerinin dikkati metropol illere çekilmek suretiyle rahatlatılmak istenmiştir. Bununla birlikte bazı illerde gerçekleştirilen orman yangınları, bombama, kundaklama eylemleri dışında planlanan eylemler gerçekleştirilememiştir.

Özellikle Temmuz-Ağustos 1994 aylarından itibaren örgüt lideri Abdullah ÖCALAN’ın adeta günlük talimatlarla tırmandırmaya çalıştığı yurtiçi silahlı faaliyetlerdeki başarısızlığın devam etmesi üzerine Eylül 1994 tarihinden itibaren Abdullah ÖCALAN’ın üst düzey örgüt mensuplarına gönderdiği talimatlar tehdit ve hakaretler şeklini almaya başlamıştır.

Alınan Kararlar

Örgüt lideri Abdullah ÖCALAN, V. Kongrenin 20 yıllık PKK tarihinde bir dönüm noktası olduğunu, bugüne kadarki faaliyetlerin bir diriliş örgütü yaratma amacına yönelik olduğunu, bunda başarı sağlandığını, bu yeni hedeflerinin daha güçlü ve bilinçli olmayı gerektirdiğini, örgütsel ve silahlı faaliyetlerin artık sıradan çabalarla yürütülemeyeceğini ifade etmiştir.

Abdullah ÖCALAN 08.01.1995 ve 28.01.1995 tarihleri arasında K.Irak’ta gerçekleştirilen V. Kongrenin sözde ordulaşma ve ordulaşma temelinde iktidarlaşma, iç ve dış ittifakları iktidarlaşma yönünde kanalize etme misyonunu yükleneceğini belirtmiştir.

V. Kongrede parti program ve tüzüğünde değişiklikler yapılmıştır. Yapıları program değişikliği ile dünyada sosyalist sistemin çöküşüne bağlı olarak, klasik sosyalizm görüşlerinde değişiklik yapılması ve PKK’ya özgü bir sosyalizm teorisinin gerçekleştirilmesi planlanmıştır.

V. Kongrede parti, cephe ve sözde ordu ile hedeflenen planlara ilişkin çoğu evvelden bilinen bir dizi karar alınmıştır.

Dış ilişkilere ilişkin olmak üzere örgüte yardım etmeleri kaydıyla her devlet, grup veya kişi ile ittifaka girilmesi kararlaştırılmıştır.

Nitekim terör örgütü PKK 1995 yılında yurtdışı alanında, legal görünüşlü paravan kuruluşların devreye konulmasıyla daha organizeli bir faaliyet yürütmeye başlamıştır.

Bununla amaçlananın;

-Örgütün nihai hedeflerinden, olan “uluslararası alanda taraf statüsü’ elde edilmesi,

-Kitleler üzerindeki toparlayıcı. harekete geçirici özelliğini kaybetme istidadı gösteren silahlı faaliyetlerden doğacak örgütsel duraklama ve boşluğu bertaraf etmek üzere hareketin yönünün bir müddet siyasal alana çekilmesi olduğu belirlenmiştir.

PKK’nın Avrupa alanını diplomatik faaliyetlerin merkezi haline getirme faaliyetleri 1995 yılı boyunca yoğun bir şekilde devam etmiştir. Bu tür faaliyetlerde, örgütü terörist kimliğinden kurtarmak ve bütün Kürtlerin temsilciliğini yaptığı imajını yaratmak amacı güdülmüştür. Bu çalışmalarda eski DEP üyeleri ve Kürtçülük adına isim yapmış kişiler kullanılmıştır. Bu kişiler heyetler oluşturarak Avrupa alanında ulusal ve uluslararası resmi kuruluşlar, siyasi partiler, hükümet dışı kuruluşlar. baskı grupları gibi çevrelerle temasa geçerek PKK’nın taktik ve dönem hedefleri lehine yapacakları görüşmelerde sözde Kürt sorunu ile PKK’nın özdeşleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle PKK’nın Kürt orijinli vatandaşlar tarafından desteklendiği imajını yaratmak amacıyla Avrupa’da geniş katılımlı yürüyüşler, açlık grevleri, bildiri dağıtma, işgal, protesto eylemleri düzenlenmiştir.

Yine bu dönemde PKK, Yunanistan’ı yurtiçi metropol ve cephe faaliyetlerinin geri cephesi olarak takdim etmeye çalışmış, Bulgaristan ve Romanya”a da bu yönlü çalışmalarını hızlandırmıştır. Yunanistan’dan destekten de öte teşvik gören PKK metropollere yönelik eylem ve faaliyetlerini Yunanistan üzerinden organize etmiştir. Yunanistan’daki örgüt kamplarında şehir faaliyetleri ve patlayıcılar konusunda eğitilen militanlar metropoller ve turistik bölgelerde eylem yapmak üzere illegal yollardan Türkiye’ye sokulmuşlardır.

Netice olarak PKK, 1995 yılı içerisinde uluslararası ilişkileri geliştirme. propaganda, örgütlenme. kamuoyu oluşturma faaliyetlerinde ağırlıklı olarak Avrupa sahasını kullanmıştır.

Sevk, idare, üslenme, kamplar ve silahlanma faaliyetleri bakımından Ortadoğu bölgeleri önem kazanmıştır.


25) YNDK’NIN KURULUŞU VE GELİŞMELER

Terör örgütü PKK, batılı çevrelerin, K.Irak’taki sözde çözüm senaryolarında. yerel güçlere önemli roller vereceği düşüncesinden ve K.Irak’taki önemli bir boşluğun bulunduğu düşüncesinden hareketle 1995 yılı başında bu boşluğu fiilen doldurmayı amaçlamıştır. Bu amaçla Talabani’nin desteğini alan PKK, BDKP’yi sindirmeyi, küçük örgütleri ve bazı aşiretleri yörüngesinde tutmayı taktik olarak benimsemiştir.

1995 yılında tamamen kendi kontrolünde olmak kaydıyla YNDK (Ulusal Demokratik Güç Birliği) adı altında Kuzey Iraklı örgüt, grup ve çevrelerden meydana gelen bir cephe oluşmuştur.

K.lrak’a hakim olmayı amaçlayan örgüt, K.lrak’ta denetim bölgeleri oluşturmayı. bu bölgelere dayanarak yöre halkını direkt olarak veya paravan örgütler vasıtasıyla kendi saflarına çekmeyi yine paravan örgütlenmeler vasıtasıyla Federal Parlamento’da temsil edilmeyi. yandaş örgütler ve ittifaka girebileceği. YNK gibi yerel örgütlerle ulusal cephe veya ulusal kongreyi oluşturmayı hedeflemiş ve bu hedefler doğrultusunda çalışmalar yapmıştır.


http://www.belgenet.com/dava/dava12.html


26) SEÇİM TAKTİGİ, YENİ ATEŞKES GİRİŞİMİ

PKK tarafından Kürt kültürel kimliğinin tanınması amacına yönelik olarak başlatılan süreçte HADEP’e PKK’yı aklama görevi verilmiştir.

HADEP. kendisine verilen bu misyon gereği, gerek demokratik kitle kuruluşlarına sızma ve onları ele geçirme faaliyetleri, gerekse marksist-leninist solun yanı sıra sözde demokratik aydın çevrelerle yaptıkları temaslar sırasında “Kürt kimliğinin tanınması şartıyla sağlanabileceğini” ısrarla beyan etmiştir.

HADEP, yine PKK tarafından kendine yükletilen bu misyona uygun bir tarzda 24 Aralık 1995 Genel Seçimlerine yönelmiştir. Evvela medya ve sözde demokratik çevrelerin desteğini sağlamak amacıyla kendisi için bir “Türkiye Partisi” imajı sağlamaya çalışmıştır. Bunun için de geniş bir ittifak arayışına girmiş ve sürdürdüğü çabalar sonucu marksist-leninist eğilimli SİP (Sosyalist İktidar Partisi). BSP (Birleşik Sol Parti) ve bölücü PSK yanlısı DDP (Demokratik Değişim Partisi) gibi legal partilerle “Emek-Barış-Özgürlük Bloku” gibi partilerle bir seçim ittifakı gerçekleştirilmiştir.

Kamuoyu desteğini sağlamak amacıyla da yaptığı propaganda faaliyetlerinde “barış ve kardeşliğin tesis edileceği ve sözde ateşkesin sağlanacağı” temalarına büyük ağırlık vermiştir. HADEP seçim bildirgesinde “Kürt sorunun barışçıl yöntemlerle, eşitlik ve özgürlük temelinde demokratik çözümü ve birlikteliğini savunur” şeklinde yumuşak ifadeler kullanmış, yaptığı propaganda faaliyetlerinde de amaçlarının barış olduğunu sık sık vurgulanmıştır.

Böylece yürütülen seçim çalışmaları sırasında HADEP’in güçlenmesi ve sözde Kürt sorununda ön plana çıkması halinde, PKK terörünün geriletilebileceği gibi bir imaj ortaya çıkmış ve bu imaj bir kısım medya ve sözde aydın tarafından kamuoyuna empoze edilmeye çalışılmıştır.

Ortaya çıkan bu imaj, PKK’nın dönem taktiğine hizmet etmiştir. Nitekim PKK, “Devlet Kürt sorununun çözümünde bizimle pazarlık yapmıyorsa legal zeminden ayrılmayan, yasalara saygılı davranan HADEP’le yapsın” şeklinde beyanlarda bulunmuştur. HADEP ise seçim süreci boyunca barışın ancak kendileri tarafından sağlanabileceği yolunda propaganda faaliyetlerinde bulunarak insanları inandırmaya çalışmıştır.

Nihayet Abdullah OCALAN, HADEP’i zor durumda bırakmamak amacıyla 20 Aralık 1995 tarihinde sözde ateşkes ilan etmiştir.

Netice olarak PKK, HADEP vasıtasıyla sürdürdüğü seçim faaliyetlerinde “barışın sağlanmasının kamuoyunun ertelenemez bir talebi olduğunu. barışın sağlanması için Kürt kültürel kimliğinin tanınmasının temel şart olduğunu. HADEP mihverli grupların barışın sağlanması ve Kürt kültürel kimliğinin tanınmasında taraf olarak kabul edilmesi gerektiğini” kabul ettirmeye çalışmıştır. HADEP, PKK tarafından kendisine yüklenen misyon gereği yürüttüğü seçim çalışmalarında nispi bir başarı elde etmişse de seçimlerde ülke barajının çok altında rey alması, örgütü yeni hedeflere yöneltmiştir.



27) PKK’NIN 1996 YILI HEDEFLERİ

PKK terör örgütü ileri gelenleri, sanık Abdullah OCALAN’ın talimatıyla 1996 yılı Mart-Nisan aylarında. II. Yüksek Askeri Konsey Toplantısı ve Merkez Komite III. Toplantısı ismiyle bir dizi toplantı gerçekleştirmiştir. Bu toplantıda 1996 yılına ait örgütlenme ve faaliyetlere ilişkin alınması gereken kararlar alınmış ve hedefler tespit edilmiştir.


28) PKK IV. KONFERANSI

PKK IV. Konferansı 01-15 Mayıs 1996 tarihleri arasında Şam yakınlarındaki bir örgüt kampında gerçekleştirilmiştir.

1V. Konferansta

-Kızıl ve kurtarılmış üs alanlarının oluşturulması,

-Gerillanın yaygınlaştırılması,

-İl, ilçe, kasaba gibi kalabalık yerleşim birimlerine baskınlar düzenlenmesi,

-Çeşitli bahanelerle serhildanların (kitlesel başkaldırmaların) yeniden başlatılması,

-K. Irak’ın kuzey şehirlerinden başlanılarak iktidar organlarının oluşturulması,

-İntihar eylemlerinin geliştirilmesi,

-Her eyalete intihar timleri gönderilebilecek şekilde hazırlık ve altyapı çalışmalarının yapılması.

Şeklinde kararlar alınmıştır.

Böylece bir yandan V. Kongrede alınan kararlar güncelleştirilirken. diğer yandan örgüt açısından hayati gittikçe artan K.Irak’a dikkat çekilmiştir.


29) İNTİHAR EYLEMLERİ

Abdullah ÖCALAN tarafından yazılan “Kürdistan’da Zorun Rolü” isimli kitapta şiddet olaylarının vazgeçilmezliği bütün ayrıntılarıyla dile getirilmiştir. Abdullah OCALAN, aynı kitapta yaptığı değerlendirmede “Asırlardır sömürge ve yarı feodal bir ülkede ekonomik, sosyal ve siyasi her türlü hakkı genci zorla engellenen Kürt halkı kuruluş mücadelesini bazı alanlarda ve bazı eylem biçimleriyle sınırlandıramaz. O, şehirde, kırda, dağda ve ovada olmak üzere her yerde siyasi ve askeri şiddetini siyasi mücadeleyle birleşmiş silahlı mücadelesini ve her türlü eylem biçimini kullanarak direnmek zorundadır. Durumu böyle olan bir halk hangi eylem biçimine başvurursa, bu onun hakkıdır.” demek suretiyle eylem yapılmasının ve ses getirmesinin önemli olduğunu açıklamıştır.

PKK’nın terör eylemlerine bakışı örgüt yönetimi tarafından “ne kadar eylem o kadar propaganda, ajitasyon; ne kadar eylem o kadar otorite” şeklinde değerlendirilmiştir.

Örgütü intihar saldırısı türündeki eylemlere iten dönem şartları değerlendirildiğinde;

-PKK terör örgütü. eylemsel alanda en yüksek seviyeyi 1991 yılında yakalamış, bu tarihten itibaren PKK eylemlerinde sayı ve nicelik itibariyle düşüş görülmüştür.

-Gerek V. Kongre (8-27 Ocak 1995) ve gerekse IV. Konferans’ta (1-15 Mart 1996) bir tıkanma noktasının yaşandığı, bu tıkanmanın kadroların yeniden yapılanması ve sansasyonel nitelikli eylemlerin arttırılması ile bertaraf edilebileceği kabul edilmiştir. Kongre sonrasında örgütün sorumlu kadroları hızla yenilenirken, metropol eylemlerinin sayı ve etki bakımından artırılması yolunda talimatlar verildiği görülmüştür.

8-27 Ocak 1995 tarihinde K. Irak’ın Haftanin Kampında yapılan V. Kongre, “örgütün yeniden yapılanması, yeni hedefler belirleme ve bu yeni hedeflere ulaşma, yeni eylem taktiklerine başvurma konularının ele alındığı bir dönemeç olarak değerlendirilmiştir. Örgüt bu kongrede elindeki bütün imkanlarını Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde hakim güç haline gelme ve iktidarlaşma amacıyla kullanmayı uygun görmüştür.

V. Kongre kararlarının “Temel Hedefler” başlığını taşıyan bölümünde; halkın kızıl iktidarını yaratmanın stratejik savunma aşamasından, kısmen de stratejik saldırı aşamasına geçmenin şartlarının oluştuğu, bu nedenle devletin ekonomik, siyasi, askeri, sosyal, kültürel tüm kurum ve kuruluşları ile bunlara hizmet eden kişilerin hedef alınması en temel görev ve eylem hedefi olarak otaya konulmuştur.

Örgütün metropol eylemlerine verdiği önemin nedeni, halk arasında, örgütün metropollere bile hakim olduğu düşüncesini yerleştirerek bir korku ve yılgınlık ortamı yaratmak ve böylece siyasi alanda Devletimizi örgütle siyasi diyaloğa zorlayan bir kamuoyu oluşturabilmektir.

Ancak 1996 yılı başlarında güvenlik kuvvetlerinin aldığı tedbirler nedeniyle. merkezlerde eski eylem biçimlerinin işlemez hale geldiği, metropollerde örgüt kadrolarının istenilen eylemleri yapamadığı örgüt yönetimince tespit edilmiştir.

Planlanan hedeflere ulaşılması için “Hamas türü intihar saldırıları” dahil her türlü eylem türünün denenmesi kararlaştırılmış ve 1996 Mart ayından itibaren bu tür eylemlerin hazırlıklarının yapılması için örgüt kadrolarına talimat verilmiştir.

Terör örgütü PKK, V. Kongrede karar aldığı halde, metropollere yönelik eylem planlarının gerçekleştirilememesi önemli bir kriz yaratmıştır. İntihar eylemlerinin yapılması için kadrolara önceden talimat verilmekle birlikte konunun ciddi biçimde ele alınması ilk defa IV üncü Konferans’ta olmuştur. Mart 1996 tarihinde yapılan IV. Konferans’ta intihar eylemlerinin uygun yer ve zamanlarda yapılması ve en kısa zamanda gerçekleştirilmesi karara bağlanmıştır.

İntihar eylemlerinin organizasyonu sözde Dersim Eyaleti olarak bilinen Tunceli ili ve kırsalında faaliyet gösteren örgüt sorumlularınca yapılmıştır.

İntihar saldırı eylemlerinde genelde, örgüt tarafından gözden çıkarılmış, örgütün güvenini kaybetmiş kimseler arasından seçilmiştir.

İntihar saldırısı türündeki ilk eylem 10.06.1996 tarihinde Tunceli ili nüfusuna kayıtlı, Turabi kızı, 1981 doğumlu Derya ADAY tarafından gerçekleştirilmek istenmiş, ancak patlayıcı maddenin erken infilak etmesi nedeniyle bu örgüt mensubu parçalanarak ölmüştür.

Gerçekleştirilen ilk eylem 30.06.1996 tarihinde saat 17.40 sıralarında hamile görünümü vererek bando takımı ve tören mangasına yaklaşan Zeynep KINACI, yüklendiği patlayıcı infilak etmiş, 6 er şehit olmuş, 31 kişi yaralanmıştır. Abdullah ÖCALAN ve üst düzey örgüt yöneticileri bu eylemi kendilerinin yaptığını lanse etmeye çalışmışlardır.

İkinci intihar eylemi 25.10.1996 günü Adana ilinde Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü girişinde Leyla KAPLAN isimli militan tarafından gerçekleştirilmiş, 3 polis memuru ve 1 vatandaş hayatını kaybetmiş, 9 polis memuru ve 5 vatandaş yaralanmıştır.

29.10.1996 tarihinde Sivas ilinde Cumhuriyet Bayramı törenleri sırasında intihar eylemi gerçekleştirileceğinin ihbar olunması üzerine, Sivas ili girişinde arama yapan güvenlik kuvvetleri biri bayan üç kişiden şüphelenmiş, bu şahıslar TEM Şube Müdürlüğüne getirilirken BERMAL (K) Güler OTAÇ isimli örgüt mensubu patlayıcıyı infilak ettirmiş, 3 polis memuru, 1 vatandaş hayatını kaybetmiş, 8 kişi yaralanmıştır.

Yine 29.10.1996 tarihinde Diyarbakır ilinde Cumhuriyet Bayramı törenleri sırasında APE-MUSTAFA-CEVDET (K) Abdurrahman MARANGOZ tarafından intihar saldırısı planlanmış, ancak 27.10.1996 tarihinde yapılan operasyon sırasında bu örgüt mensubu yakalanmıştır. Abdurrahman MARANGOZ ifadesinde “Amed Eyalet Sekreteri Dr. Süleyman (K) Sait ÇÜRÜKKAYA tarafından bu intihar saldırısı için görevlendirildiğini” ifade etmiştir.


30) PKK’NIN 1997 YILI HEDEFLERİ VE İNTİHAR SALDIRILARINA İLİŞKİN PLANLAMALARI

1997 yılı örgüt tarafından kadrolarına “FİNAL YOLU” olarak lanse edildiği, yurtiçinde ve yurtdışında tertiplenen toplantı, konferans ve panellerde devamlı olarak “barış, diyalog, siyasi çözüm” gibi konuların işlendiği. bu şekilde kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığı görülmüştür.

Örgüt intihar saldırısı türündeki eylemleri sözde barış girişimlerinin alternatifi durumuna getirmiş. “barış, siyasi çözüm” gibi kavramlar etrafında yürüttüğü faaliyetler etkisiz kaldığı takdirde şehir merkezlerinde bomba ve intihar saldırılan gerçekleştirmeyi amaçlamıştır.

27 Kasım 1996 tarihinde Belçika Kürdistan Komitesi tarafından Brüksel’de Uluslararası Basın Merkezinde bir basın toplantısı yapılmıştır. Bu basın toplantısında örgüt mensupları tarafından “yeni savaş stratejisi” adı altında bir mücadele anlayışının benimsendiği şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Bu açıklamada “devletin sözde Kürt sorununa ait politikasını değiştirmemesi halinde intihar saldırılarının yeniden gündeme gelebileceği” yolunda tehditlerde bulunmuştur.

Yunanistan’da yayınlanan Avri Gazetesinin 28 Kasım 1996 tarihli nüshasında “PKK’nın siyasi kanadı olan ERNK Ankara’nın Kürt sorununa siyasi çözüm getirmesini istedi, aksi halde intihar saldırılarının yeniden başlayacağını bildirdi.” şeklinde haber vererek örgüte tercümanlık etmiştir.

Örgüt lideri Abdullah ÖCALAN Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisine verdiği beyanatta “Kentlere ineceğiz, kente çatışmalar başlayacaktır. Neye mal olursa olsun bir otobüse binmek zor değildir... bir uçağa binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var.” şeklinde sözler sarfetmiştir.

1996 yılında gerçekleştirilen intihar saldırılarından sonra örgüt yönetimi, bu tür eylemlerin gerektiğinde başvurulabilecek bir taktik olması gerektiği, içinde bulunulan dönemin sözde barış girişimlerine ağırlık verilecek bir süreç olması, bu nedenle eylemlerin bir müddet askıya alınması gerektiği sonucuna varmıştır.

Ancak, dönem içinde örgüt intihar saldırısı tarzındaki eylemleri sözde barış girişimlerinin alternatifi olarak yeniden gündeme getirmeyi kararlaştırmıştır. İntihar saldırılarında kullanılacak 10 örgüt mensubu Tunceli ili kırsal kesiminde faaliyet gösteren Isa (K) Orhan İLBAY ile irtibat kurmuşlardır.

Örgütün 1997 yılı eylem takvimini barış ve diyalog kavramları temelinde şekillendirmeyi planladığı, ancak bu girişimlerinden sonuç alınamaması halinde sürpriz eylemler olarak nitelendirilen ve aralarında intihar saldırılarının da bulunduğu bir eylem sürecine yönelinmeyi planladığı, bu doğrultuda örgütün İGT (İntihar Gerilla Timi) adı altında bir yapılanma oluşturduğu tespit edilmiştir.

02.09.1997 tarihinde Elazığ ilinde yapılan operasyonlarda İstanbul İlinde intihar saldırısı eylemi yapmak üzere kırsal kesimden gönderilen Berçem-Sinem (K) Fehime EMAN güvenlik kuvvetlerince yakalanmıştır. Fehime EMAN’ın yakalanması üzerine bir süre intihar eylemleri durdurulmuş, ancak terörist başı Abdullah ÖCALAN’ın Suriye’den İtalya’ya sığınması üzerine örgüt kadrolarında meydana gelen tedirginliği önlemek üzere bu eylemler tekrar gündeme gelmiştir.

14.11. 1998 tarihinde Antalya ilinde gerçekleştirilen operasyonlarda kırsal kesimde bulunan örgüt sorumluları tarafından metropollerde intihar saldırısı eylemleri yapmak üzere gönderilen Servet-Fırat (K) Medeni AK ile Esma KURT isimli örgüt mensupları eylemi gerçekleştiremeden yakalanmışlardır.

17.11.1998 tarihinde Yüksekova Jandarma Komutanlığı önünde, Van iline gitmek isteyen konvoya karşı Rojbin-Amanos (K) Fatma ÖZEN tarafından gerçekleştirilen intihar eylemi sonucu bir astsubay şehit olmuş, iki astsubay, 2 vatandaş yaralanmışlardır.

02. 12. 1998 tarihinde Lice İlçesi Atatürk Çarşısında Can Market isimli işyerinde BİNEVIŞ (K) Hüsniye ORUÇ tarafından yapılan intihar eyleminde 8 vatandaş yaralanmıştır.

24.12.1998 tarihinde Van ilinde Subay evleri önünde durmakta olan askeri servis aracına karşı BERVAN-AMED-MELSA (K) Hamdiye KAPLAN tarafından gerçekleştirilen intihar eyleminde bir çocuk ölmüş, 24 asker ve vatandaş yaralanmıştır.

15.10.1999 tarihinde İran’da bulunan sorumlu düzeyindeki örgüt mensupları tarafından intihar saldırısı eylemleri yapmak üzere gönderilen REHBER-HASAN (K) Adem NİKBAY isimli örgüt mensubu bol miktarda bomba yapımında kullanılan malzeme ve TNT kalıplarıyla birlikte İstanbul’da yakalanmıştır.

30.01.1999 tarihinde intiha:r saldırısı eylemleri için keşif yapmak üzere Avrupa’dan gönderilen Elif MAVİŞ isimli örgüt mensubu İstanbul’da yakalanmıştır.

04.03.1999 tarihinde Batman İlinde Şehit Keskin KAPLANKIRAN Karakolu önünde ŞEHRİSTAN (K) Nezahat BOYACI isimli örgüt mensubu tarafından intihar saldırısı eylemi gerçekleştirilmiş, ancak bayan militanı farkeden karakol nöbetçilerinin uyarıları üzerine örgüt militanı bombayı patlatarak ölmüş, başka can kaybı olmamıştır.


31) KIRSAL KESİMDE SİLAHLI FAALİYETLERİN DURUMU

IV üncü Konferans’ta alınan kararlardan sonra Temmuz-Ağustos 1996 tarihinden itibaren örgütün yurtiçinde gerçekleştirdiği eylemlerde hissedilir bir artış olmuştur. Uzun süredir gerçekleştirilemeyen ilçe ve karakol baskın’ türündeki eylemler zayıfta olsa yeniden gündeme getirilmiştir. Ancak dönem içerisinde aralarında sorumlu kadroların da bulunduğu çok sayıda örgüt mensubunun ölü olarak ele geçirilmeleri üzerine örgüt kadroları “kendinizi korumayı esas alın, mecbur olmadıkça çatışmalara girmeyin” şeklinde talimatlandırılmışlardır.

Örgüt, Tunceli kırsalındaki kadrolara bağlı olarak çalışan Sivas kırsalını Koçgiri Eyaleti olarak isimlendirerek yeniden düzenlemeye çalışmıştır.

Sözde Koçgiri Eyaleti’nin Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde güvenlik kuvvetlerinin yoğun operasyonları nedeniyle sıkışan faaliyetlere soluk borusu olabilecek konumda olduğu. bu bölgedeki güvenlik kuvvetlerinin daha tecrübesiz olmalarının verdiği avantajdan hareketle, eylemlerin Karadeniz ve batı bölgelerine açılmada kilit durumunda olduğu ve bu bölgede gerçekleştirilen eylemlerin kamuoyunu daha çok etkileyeceği yolunda değerlendirmeler yapılmıştır.

Yine örgüt 1995 yılında “Toros Akdeniz Eyaleti” adı altında Amanos dağlarına silahlı gruplar aktararak faaliyete başlamıştır. Bölgenin; Çukurova ve Toroslara açılım yapması, pek çok bölgeye geçiş sağlaması, coğrafi bakımdan silahlı grupların barınmasına elverişli olması gibi nedenlerle stratejik bir konumunun bulunduğu değerlendirilmiştir. 1995 yılında bölgede yaşanan örgütsel gelişme ve eylemlerin 1996 yılında gerilediği görülmüştür.

1996 yılı Eylül ayında K.Irak’ta meydana gelen gelişmeler üzerine sınırötesi operasyon beklentisi içine giren örgüt. taraftarlarına seferberlik çağrısı yaparak, kırsal kadroya katılmalarını istemiştir.

1996 Mart ayında YAJK (Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) I. Ulusal Kadın Konferansı K.Irak’ta yapılmış, 216 kadın örgüt militanı katılmıştır.

Güvenlik kuvvetlerinin sürekli operasyonları sonucu, örgütün ağır kayıplar vermesi kaçışlara da neden olmuştur. Kırsal kesimin eleman ve diğer ihtiyaçlarının temini HADEP’in etkili büyük çabalarına rağmen zorlaşmıştır.

Örgüt bu durumun önüne geçmek için V. Kongrede alınan kararlar çerçevesinde Diyarbakır-Batman hattında “Yurtiçi Cephe Merkezi” kurmayı amaçlamıştır.

Yurtiçi Cephe Merkezinin kuruluşunu Merkez Komite üyesi olan bir örgüt mensubunun organize etmesi, Doğu ve Güneydoğu illeri ile birlikte metropollerdeki cephe faaliyetlerinin sevk ve idaresini üstlenmesi karar altına alınmıştır.


32) HADEP’LE İLGİLİ LEGAL FAALİYETLER

PKK terör örgütünün yasal statü kazanma çalışmaları 1996 yılından itibaren de devam etmiştir. Yurtiçinde başta HADEP olmak üzere bütün legal sendika, dernek ve kuruluşları harekete geçirerek bir lobinin oluşması için gayret sarf etmiştir.

HADEP’in 23.06.1996 tarihinde Ankara’da gerçekleştirdiği II. Kongre öncesinde yapılan il ve ilçe kongrelerinde yönetime kimlerin seçileceğine. keza kongrede Genel Başkanlığa ve yönetime kimlerin seçileceğine PKK karar vermiştir. PKK’nın HADEP’i bu kadar yakından takip etmesi, kongrenin atmosferini de etkilemiş ve kongrenin devamı sırasında Türk Bayrağı yerlere atılmıştır.

Kurulduğu tarihten itibaren PKK’nın cephe faaliyetlerini üstlenen HADEP. kitleler içinde daha etkili olmak, dindar kesimin de desteğini sağlamak amacıyla KİH (Kürdistan İslam Hareketi) ile müşterek çalışmalara başlamıştır.


33) CEZAEVİ FAALİYETLERİ

1996 yılı içinde de PKK örgütünün organize ettiği açlık grevleri ve diğer faaliyetler devam etmiştir.

Cezaevlerindeki açlık grevlerine. HADEP teşkilat binalarında sözde tutuklu ailelerinin gerçekleştirdiği açlık grevleri ile destek verilmiştir. Bu faaliyetlerde sözde tutuklu ailelerine kurdurulan TUAD, TADER, TAYAD-DER gibi paravan dernekler kullanılmıştır. Cezaevlerindeki açlık grevleri 1996 yılı Temmuz-Ağustos aylarından itibaren örgütün talimatıyla tırmandırılmış ve sözde Kürt sorununa batılı ülkelerin dikkati çekilmek istenmiştir. Nitekim örgütün provoke etmesi sonucu 24.09.1996 tarihinde Diyarbakır E Tipi Cezaevinde meydana gelen isyanda on hükümlü ve tutuklu ölmüştür. Bu olay örgüte önemli bir propaganda imkanı sağlamıştır.


34) SKP’NİN KUZEY IRAK’A YERLEŞME GAYRETLERİ

12 Nisan 1995 tarihinde kuruluşunu ilan eden sözde Kürt Parlamentosu, VI. Genel Kurulu’nu 20. Kasım 1996 tarihinde Norveç’in başkenti Oslo’da yapmıştır. Bu kongrede ulusal kongrenin toplanması için gayret sarfedilmesi, SKP’nin K.Irak’a taşınması yönünde kararlar alınmıştır. Bu kararlar PKK’nın talimatları doğrultusunda alınmış olup, PKK’nın K.Irak’ta kurumlaşması amacını taşımaktadır. Nitekim ulusal kongrenin toparlanabilmesi ve K.Irak’ta altyapının oluşturulması amacıyla Zübeyir AYDAR başkanlığında bir heyet PKK tarafından K.lrak’a gönderilmiştir. Heyet bölgede PKK’ya siyasi destek sağlamaya çalışırken bir yandan da BKDP ile YNK’nin sözde barıştırma gayretleri içine girmiştir.


35) 1997 YILI HEDEFLERİ

Terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah ÖCALAN, örgüt mensuplarına yayınladığı “1997 Perspektifleri'' başlıklı talimatında 1997’nin kendileri için “Çözüm ve Final Yolu” olduğunu ilan ederek, örgüt militanlarını motive etmeye çalışmıştır.

Abdullah ÖCALAN, başka bir talimatında ise “Günlük olarak başaramayan düşer, başarı ölçüdür. Başarı ölçüleri; eğitim, moral, az kayıp ve gelişmeyi açık bir şekilde ortaya koymaktır. Bunu haftalık, aylık raporlarıyla kanıtlayan başarılıdır. Birimini anlamsız yıpratan, moralden düşüren ve kayba uğratan kesinlikle yargılanacaktır” demek suretiyle örgüt elemanlarına tehditler savurarak faaliyetlere yönlendirmeye çalışmıştır.

Abdullah ÖCALAN, 1997 perspektifine ilişkin olarak; “Bu yıl ulusal kongreyi, hatta federe devleti, onun meclis ve hükümetini kurma çalışmalarını hem güneyde (K. Irak), hem de kuzeyde (Doğu ve Güneydoğu Anadolu) sürdüreceğiz” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

PKK bir yandan K.Irak’a dayalı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi de içine alacak şekilde “Bağımsız Birleşik Kürdistan‘ın kurulmakta olduğunu” ifade ederken, bir yandan “PKK güneylileşmiştir” sloganıyla K. Irak ile PKK’nın bütünleştiğini dile getirmiş, diğer taraftan “PKK Türkiye’lileşiyor” tarzında bir dönem sloganını ortaya atmıştır.

PKK lideri Abdullah ÖCALAN, ‘Türkiye halkıyla gerek legal. gerek illegal olsun Türkiye halkının çeşitli güçleri ile ittifakları genişleteceğiz, illegalitede gerilla da dahil olmak üzere eylemlerde birlikteliği gerçekleştireceğiz. Türkiye cephesi önümüzdeki dönemde siyasi ve askeri boyutu ile büyük bir ivme kazanacaktır.” demek suretiyle ''PKK Türkiyelileşiyor” sloganına açıklamalar getirmiştir.

ERNK’nın devam ettirdiği Avrupa’daki PKK faaliyetleri 1994 yılında Atina’da açılan bürodan sonra Viyana, Kopenhag, Oslo, Helsinki, Stockholm, Madrid, Roma büroları vasıtasıyla sürdürülmüştür. PKK, 1997 yılı itibariyle Avrupa ülkelerindeki faaliyetlerini 18 eyalet olarak organize etmiştir. Bu eyaletlerin 10 tanesi Almanya’da bulunmaktadır. 1997 yılı itibariyle Avrupa’da PKK'nın güdümündeki bölücülük hareketi başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere bazı uluslararası platformlarda gündeme alınmış ve ülkemize yönelik bazı tavsiyelere konu olmuştur. Bu durum PKK’ya cesaret vermiştir. Bazı uluslararası kuruluşlar ise PKK’nın organı olduğunu bildikleri halde SKP ve benzeri kuruluşların temsilcilerini muhatap kabul ederek görüşmelerde bulunmuşlardır. Sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu’nun 7. Genel Kurulu 10 Nisan 1997 tarihinde Brüksel’de yapılmış ve bu kongrede ülkeye yani K.Irak’a dönüş kararı alınmıştır. Bu karardan sonra sözde SKP üyeleri K.Irak’a geziler tertiplemişler, ayrıca sözde Kürdistan Aydınlar Birliği mensupları ile birlikte Vatikan’da Papa ile görüşmüşlerdir.

Bazı ülkeler ise resmi veya yarı resmi karar organları vasıtasıyla PKK temsilcileri ile temasa geçmişler, PKK’nın güdümündeki bazı konferans ve panellere ev sahipliği yapmışlar, hatta bu toplantıları finanse etmişlerdir. Ayrıca PKK tarafından kurulan ve PKK’ya hizmet eden başta SKP olmak üzere pek çok komite, büro, temsilcilik, yayın kuruluşu gibi oluşumun örgütsel faaliyetine, toplantısına izin verilmiş, PKK’nın bu yapılanmaları direkt veya dolaylı olarak teşvik edilmiştir. Bunlardan SKP ve ERNK temsilcilikleri birçok ülkede yarı resmi diplomatik misyon olarak kabul görmüştür.

http://www.belgenet.com/dava/dava13.html

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-IV


IDDIANAME (devamı)





36) BARIŞ TRENİ, BARIŞ ŞENLİKLERİ

Terör Örgütü PKK 1997 yılı içerisinde yurtiçinde ve yurtdışında sözde barış etkinlikleri organize etmeye çalışmıştır.

Bu faaliyetlerden en önemlisi, sözde Barış Terini organizasyonu olmuştur. Önce İtalya-Türkiye arasında olması gereken barış treni projesi sonradan “Brüksel-Diyarbakır” hattı olarak değiştirilmiştir. Organizasyonun daha etkili olabilmesi için Diyarbakır’a yarış gününün 1 Eylül 1997 (Dünya Barış Günü) olması kararlaştırılmıştır.

Ancak barış treni organizasyonundan istediği neticeyi alamayan örgüt, bu defa Avrupa’nın çeşitli merkezilerinde yürüyüşler, toplantılar tertipleyerek amacına ulaşmak istemiştir.

Bu amaçla, 06.09.1997 tarihinde Köln’de “V. Kürdistan Zafer Paneli”, 16.09.1997 tarihinde Köln’de “Barış Yürüyüşü”, 19.09.1997 tarihinde Selanik’te “Kürt Halkı için Barış ve Dayanışma Festivali” adı altında çeşitli gösteriler tertiplemiştir.



37) 1997 YILI SINIR ÖTESİ VE SİLAHLI FAALİYETLER

1997 yılında yurtiçinde silahlı ve kitlesel faaliyetlerde başarılı olamayan PKK, tekrar K.lrak’a önem vererek bu bölgeyi sıçrama tahtası olarak kullanma çabaları içine girmiştir.

1997 yılına “Fetih Yılı, Zafer Yılı, Final Yılı” sloganlarıyla girilmiş ve kış döneminde K.Irak’tan ve Suriye’den ve yurtiçinden kadro ve eğitim takviyesi yapılmış olmasına rağmen terör örgütü PKK Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde sürdürdüğü silahlı faaliyetlerinde başarılı olamamış ve gerileme içinde olmuştur.

1997 yılında PKK, yurtiçi silahlı faaliyetlerini 4 saha ve 12 eyalet tanzim ederek sürdürmüştür. Yıl sonu itibariyle yurtdışında 2400-2600, yurtiçinde ise 2100-2300 örgüt mensubunun olduğu tespit edilmiştir. Bu çabalarına rağmen terör örgütü yıl içinde girdiği çatışmalarda önemli ölçüde kadro ve eleman kaybına uğramıştır.



38 ) KUZEY VE BATIYA AÇILIM FAALİYETLERİ

PKK terör örgütünün kurulması ile birlikte batıdaki yerleşim birimlerine yönelik ve Kürt orijinli vatandaşlarımızı esas alan faaliyetleri başlamıştır. Ancak, batının kırsal kesimindeki faaliyetlerinin 1996 yılı itibariyle stratejik ve taktik değişikliklere bağlı olarak başladığı görülmüştür

Kırsal alanda PKK faaliyetlerinin dayandığı uç noktalar durumundaki Kars, Erzincan, Erzurum, Tunceli, Kahramanmaraş. Gaziantep gibi alanlar batılı bölgelerine açılımda dayanak noktası durumunda olmuşlardır.

Terör örgütü Karadeniz Bölgemizde cılız da olsa, “Pontusçuluk, Lazcılık, Gürcücülük” faaliyetleri geliştirmeye çalışırken, bir yandan da Aleviliğin yaygınlık arz ettiği İç Anadolu Bölgesini mezhep çatışmalarının alanı haline getirmek istemiştir. Ayrıca, Akdeniz Bölgemizde rnetropollerde bulunan Kürt ve Arap nüfus üzerinde bölücü çalışmalar yapmıştır.

Karadeniz Bölgesinde 1997 yılı başı itibariyle bir takım eylemlerin başlatılması, özellikle Tokat -Amasya Bölgesinde PKK-DHKP/C örgütlerinin müşterek üslenme faaliyetleri, örgütün Karadeniz’e açılım planlarının 1996 yılında keşif, 1997 yılında ise üslenme ve eylem aşamasına geldiğini göstermiştir. Öte yandan 1996 yılında Akdeniz Bölgesinde eylemlerini hızlandıran örgüt mensupları üslendikleri Nurhak Dağlarından ve Toroslar üzerinden daha batıya açılmanın planlarını yapmışlardır. Örgütün Toros-Akdeniz Bölgesi olarak isimlendirdiği bu bölge Hatay gibi ilimizden başlayarak Muğla il hududuna kadar uzanmaktadır. PKK bu bölgeyi sözde ikinci bir Botan yapmayı düşünmüştür. Örgütün batıya açılım için üslenmeye çalıştığı Nurhak Dağlarıyla Toros Dağlarının kesiştiği nokta, Adana, İçel. İskenderun, Hatay, Gaziantep ve Adıyaman illerimizde bulunan ve büyük bir potansiyel teşkil eden Kürt orijinli vatandaşlarımızı kontrol altında bulundurmaya elverişli stratejik bir noktadır.



39) PKK’NIN 1998 YILI HEDEF VE FAALİYETLERİ

PKK terör örgütü 1998 yılı itibariyle çeşitli eylem ve örgütlenme hedeflerini belirlemiştir. Bu hedeflerin en önemlisi Kürdistan Ulusal Kongresinin toplanması olmuştur. Ayrıca. K.Irak’ta etkili bir güç haline gelinmesi. yurtiçinde etkili eylemler gerçekleştirilirken legal alandaki imkanların en üst seviyeye çıkarılması hedeflenmiştir.

PKK terör örgütü. 1997 ve 1998 bahar aylarıyla birlikte üç ayrı koldan Karadeniz’e açılım yapmak istemiştir. Tunceli-Erzincan üzerinden Giresun ve Gümüşhane, Sivas üzerinden Tokat ve Ordu bölgelerine küçük gruplarla açılını sağlanabilmiştir. 1998 yılı içerisinde Bingöl üzerinden hareket eden 6’şar kişilik iki grup Erzurum-Bayburt kırsalı üzerinden Trabzon-Çaykara ve Rize-İkizdere ilçelerine ulaşmışlarsa da bu gruplar imha olmuştur. Bu dönemde Toroslara açılmaya büyük önem vermiş ve bazı bölgelerde örgüt militanları üslenebilmiştir.

Örgütün silahlı faaliyetlerini bu alanlara kaydırmak amacıyla Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Malatya, Sivas, Tokat ve Ordu ile Karadeniz’in Artvin, Tokat ve Kastamonu hattını da açılımı koordine etme planları güncelliğini sürdürmektedir.

Örgütün Karadeniz’e açılım planında TKP-ML/TİKKO ve TDP örgütleriyle kurmuş olduğu ittifak, Sivas - Ordu -Tokat Bölgelerinde gerçekleştirilen eylemlerle işler hale getirilmek istenmiştir. Abdullah ÖCALAN’ın gündemde tutmaya çalıştığı “Türkiyelileşme” kavramına anılan alanlardaki faaliyetlerle hayatiyet kazandırılmaya çalışılmıştır.

Türkiyelileşme kavramı örgüt tarafından;

-Mevcut silahlı güçlerin ülkemizin her yerinde faaliyete geçirilmesi,

-Diğer sol grupların PKK’ya, sol ideolojik temel üzerinde kanalize edilmesi,

-Silahlı faaliyet için yeterli potansiyeli bulunmayan sol grupların PKK’nın kontrolünde bu faaliyetlere hazırlanmaları,

Şeklinde kullanılmaktadır.

Bölge halkına yönelik propaganda faaliyetlerinde ise Kürtçü bir örgüt olarak değil, bütün Türkiye halklarının kurtuluşuna yönelik gerilla faaliyeti olduğu söylemleri kullanılmıştır.

Örgütün teorik anlamda en üst karar organı olan ve periyodik olarak dört yılda bir toplanan kongrelerden PKK VI. Kongresi hazırlıkları K.Irak’ta yapılan toplantılarda sürdürülmüştür.

15-25 Mart 1998 tarihleri arasında ise Abdullah ÖCALAN sorumluluğunda PKK V. Konferansı Suriye’de gerçekleştirilmiştir.

01.06.1998 tarihinde ise Avrupa alanında PKK, TKP-ML, TKP/KIVILCIM, TKP-ML/KONFERANS, MLKP, DEV-SOL, DHP ve TDP örgütleri arasında “Devrimci Birleşik Güçler Platformu” adı altında bir protokol imzalanmış olup halen geçerliliğini muhafaza etmektedir.

Örgüt, 1998-1999 kış dönemini lojistik ve barınma için altyapı oluşturulması, operasyonlarda yıpranan kadroların dinlendirilmesi ve eğitimi bahar ve güz ayları için öngörülen faaliyetlerin planlanması, örgüt içi sorgulama ve yargılama. kitleyle kopan bağların yeniden kurulması için yeni kanallar açılması gibi hazırlık faaliyetleriyle geçirmiştir.

1998-1999 kış dönemine girilirken, geçmiş döneme göre faaliyetlerinde belirgin bir gerileme görülmüştür. Örgütün eleman sayısı yurtiçinde 2250-2500, yurtdışında ise 3000-3500 olarak tespit edilmiştir. Eylem gücü zaafa uğrayan örgütü muhafaza edebilmek için 1999 yılı “İktidarlaşma ve Devletleşme” Yılı olacak gibi söylemlere yer verilmiştir.


40) VI. KONGRESİ VE ALINAN KARARLAR

PKK terör örgütü VI. Kongresini 1999 Ocak-Şubat döneminde K.Irak-İran sınırında Kandil Dağları bölgesinde toplamıştır. Kongre sonrasında aşağıdaki bildiri yayınlanmıştır. Bu bildiri 05.03.1999 tarihli Özgür Politika isimli dergide yayınlanmıştır.

Bu bildiride aynen:

Zafer Kongresi Uluslararası Komploya Yanıttır.

Emperyalizmin, siyonizmin ve Türk sömürgeciliğinin el ele vererek parti önderimize yönelttikleri alçakça komplonun adım adım geliştirilip, uluslararası korsanlık eylemine dönüştürüldüğü, partimizin ve halkımızın ise böyle vahşi bir saldırganlığa karşı ise her şeyini ortaya koyarak direndiği bir ortamda 300’ü aşkın delegenin bütün mücadele sorunlarını gündemleştirdiği, kapsamlı bir biçimde tartıştığı ve ayrıntılı çözümler üretip karar altına aldığı, tarihi bir çalışma olarak başarıyla tamamlanmıştır.

VI. Kongrenin gerçekleştiği ortam partimiz ve halkımız için, parti önderliğimize yönelik komplo çerçevesinde, düşman saldırılarının vahşi boyutlara ulaştığı. oldukça zorlu ve acılı ama aynı zamanda büyük bilinç, öfke ve intikam ruhuyla dolu bir süreç olmuştur. ABD emperyalizmi, İsrail siyonizmi ve Türk faşizminin tüm uluslararası gerici güçleriyle, Kürt ihanetini de kullanarak gerçekleştirdiği 9 Ekim 1998 komplosu, hiçbir uluslararası hukuk kuralına, ahlak kuralına ve insanlık ölçülerine bağlı kalmaksızın sürdürülmüş, parti önderliğimizin yüksek öngörülü ve kararlı mücadelesine rağmen 15 Şubat 1999 günü korsanlık eylemiyle yeni bir aşamaya ulaşmıştır.

Parti önderimizin oldukça ölçülü olan mücadele çizgisi ve Kürt sorununa siyasi çözüm bulma arayış ve çabasının böyle alçakça bir yöntemle karşılaşması, tarihin oldukça derinlikli bir olayı olarak karşı karşıya olduğumuz düşman gerçeğini, Kürt halkının haklarının karşısındaki dünya gerçeğini. ABD entrikacılığı ile Avrupa iki yüzlülüğünü açıkça ortaya koymuştur.

ÖCALAN Yeniden Genel Başkan

VI. Kongremiz Başkan Abdullah ÖCALAN yoldaşı oybirliği ile yeniden alkışlar arasında Genel Başkanlığa seçmiştir. Ayrıca yeterli sayı ve nitelikte bir merkez yönetimi seçerek çalışmalarını tamamlamıştır. Yeni merkez komitemiz, tüm parti, cephe ve ordu güçlerimizi, tüm parçalardaki yurtsever halkımızı ve bütün dostlarımızı daha fazla birlik ve bütünlük içinde olmaya Başkan APO’nun çizgisinde daha aktif ve kararlı mücadele etmeye çağırır.

Türk Egemenleri Uyarıyoruz

Türk egemenlere gelince, Başkan APO’yu da tarih boyunca katlettikleri Kürt liderlerine benzetirlerse fena halde yanılırlar. Askeri, sivil tüm T.C. yöneticilerini son kez uyarıyoruz. Önderliğimize yönelik mevcut uygulamalar derhal durdurulmalı ve halkımızın temsilcisi olarak muhatap alınmalıdır. Mevcut uygulamalar devam ederse bunu yapanlar da bizden benzer uygulamaları göreceklerdir. Bu dünyada ya yanyana yaşam olacak ya da bize yaşam hakkı vermek istemeyenlere, biz de yaşam hakkı vermeyeceğiz.

Başından beri parti önderliğimize karşı bu alçakça komployu başlatıp planlayıp yürüten ABD ve İsrail, halkımızın düşmanlığını kazanmıştır. Yaptıklarının karşılığını gelişen devrimci hamlemizde bulacaklardır. Yine bu insanlık dışı komploya ortak ve alet olan tüm güçler yaptıklarını telafi etmedikleri müddetçe hak ettikleri zarara uğrayacaklardır.

Gerilla Vazgeçilmez Yaşam Güvencemizdir

Partileşmeyle birlikte özellikle gerilla üzerinde yoğunlaşan VI. Kongremiz savaşı ve ordulaşmayı geliştirmeyen, askerleşmeyi zayıflatan, gerillayı marjinalleştiren, kendini nihai zafere kilitlemeyen koşullara uygun yaratıcı bir taktik anlayışa ulaşmayan, gerilla tarzıyla çelişen, her türlü yaşam, savaş ve komuta tarzını eleştirerek mahkum etmiştir. “Gerilla vazgeçilmez yaşam güvencemizdir ve her şeyimiz gerilla ordumuzundur” şiarlarından hareketle ARGK’nin devamlı büyütülmesini askeri eğitim ve gerillanın nitelik bakımından geliştirilmesini, savaş tarzında kesin bir düzeltmeyi yaşayarak, yaratıcı bir taktik uygulama içinde olunmasını ve bu temelde önümüzdeki kongrede gerçek bir gerilla savaşının yürütülmesini gerekli ve mümkün görmüştür. Özellikle partimize yönelen komploya karşı gerillanın gerçek bir APO’cu fedai ruhuyla savaşarak başarıdan başarıya koşmasını, her türlü düşman varlığını hedefleyerek, APO’cu vuruş tarzıyla yönelmesini. savaşı güneye ve Türkiye’ye yayarak düşmanı tir tir titreten bir savaşla sömürgeci sistemi felç edip askeri zafer yolunu açmasını zorunlu görerek ARGK’nin tüm komutan ve savaşçılarını, ertelenemez tarihi görevimizi başarmaya çağırmıştır.

Parti VI ncı Kongresi, ilişki ve ittifak siyasetimiz doğrultusunda bir diplomatik faaliyet yürütmeyi, bu çalışmalarındaki hata ve yetersizlikleri de mutlaka aşmayı, başta Ortadoğu’nun ilerici güçleri olmak üzere dünyadaki tüm sosyalist ve demokratik çevrelerle ilişki ve ittifak içinde olmayı gerekli görmüştür. Özellikle Ortadoğu halkları, yeni dünya düzeni çerçevesinde, kapsamlı bir emperyalist ve Siyonist saldırıyla karşı karşıyadır. Başkan APO’ya yönelik komplo Ortadoğu gerçeğine yönelik bir komplodur. Başkan APO’ya yönelen saldırı Ortadoğu halklarına yöneltilmiş saldırıdır. Bugün bu gerçek daha net ortaya çıkmış bir durumdadır. Bu nedenle bu azgın ve tehlikeli saldırganlığa karşı Ortadoğu halklarının ve tüm ilerici yurtsever gençlerin birlik ve direniş içinde olmaları zorunludur. Böyle bir mücadeleyi daha da geliştirme kararlılığında olan partimiz Ortadoğu'nun tüm halk güçlerini ve tüm kardeş Müslümanları birlik ve ortak bir mücadele içinde olmaya çağırmaktadır.

Tüm Parti Militanları ve ARGK Savaşçıları

VI. Kongremizin kapsamlı değerlendirme ve kararları temelinde, zaferi hedefleyen yeni bir sürece girmiş bulunuyoruz. Başkan APO, en son Kongreye sunmuş olduğu raporunda bu yeni dönemin kapsamlı görevlerini ve görevleri nasıl bir tarz ve tempoyla başaracağımızı ortaya koymuş, görevlerimizin zaferi içerdiğini ve bunların APO’cu fedai ruhuyla başarılacağını açıkça göstermiş ve hepimizi bu temelde görev başına çağırmıştır. Başkan APO, baştan beri yürüttüğü çalışmalarıyla kendisini kapsamlı bir devrimci çizgi haline getirmiştir. Önderlik çizgisini çoktan beri netleştirmiş, hepimizi bu çizgi temelinde yaşamaya ve savaşmaya, bu çizginin koruyucusu ve uygulayıcısı olmaya çağırmıştır. Şimdi bu çizginin gerekleri. Başkan APO’nun yolumuzu aydınlatan tüm değerlendirme ve talimatları, hepimiz için her zaman ve her koşul altında yerine getirilmesi gereken bir emir ve talimat durumundadır. Bu temelde tüm kadro ve savaşçıların sağlam birer devrimci çizgi haline gelmeleri, APO’cu çizginin sağlam birer savunucusu ve uygulayıcısı olmaları, bütün görevlerin üzerine APO’cu fedai ruhuyla yürümeleri, parti birliğini ve bütünlüğünü her zaman ve her yerde geliştirmeleri, partili olmanın zorunlu gereğidir. İç ve dış düşmanlarımız bizi bu yoldan saptırmak için parti birliğini ve örgütlülüğünü bozmak için Başkan APO’nun devrimci önder kişiliğini zedelemek için her türlü oyuna başvuracak, her türlü çabayı harcayacaktır. Partimizin tüm kadro ve savaşçıları, düşman gerçeğinin derin bilincinde olarak her türlü düşman oyununa karşı uyanık davranmalı, özellikle parti önderliğimiz adına düşman tarafından yapılabilecek yazılı ve sözlü açıklamaların önderliğimizi ve bizi bağlamayacağını ve bunların düşmana ait olacağını kesin bilmelidir. Bu temelde düşman oyunlarını boşa çıkararak parti birliğimizi ve mücadelemizi geliştirmelidir. Bütün bunlar temelde tüm parti militanlarını ARGK’nin tüm komutan ve savaşçılarını her türlü düşman oyununa karşı uyanık olmaya, sağlam çizgi devrimcileri olarak önderlik çizgisinin başarılı savunucusu ve uygulayıcısı haline gelmeye, parti birlik ve bütünlüğümüzü her şeyin üstünde tutarak tamamen fedaileşmeye, dönemin devrimci görevlileri üzerine kahraman şehitlerimizin komutası altında APO’cu fedai ruhuyla yürümeye, ulusal kurtuluş için gelişen haklı mücadelemize başarıyla öncülük ederek, zaferi mutlaka yakalamaya, her zaman ve her yerde Başkan APO’ya layık fedailer olmaya çalışacağız.

Güney Kürdistan

VI. Kongremiz ulusal bütünlük çerçevesinde Kürdistan’ın bütün parçalarındaki özgün durumları değerlendirmiş, bu noktada özellikle Güney Kürdistan üzerinde durmuştur.

Bu alanı hem K.Irak’taki gelişmeler ve hem de yürüttüğümüz devrimci çalışma ve savaş açısından yaklaşan kongremiz, alandaki istikrarsız ortam ve değişim ihtimaline dikkat çekerek, örgütlenmeyi ve devrimin geliştirilmesini gerekli görmüştür.

Bu temelde parti çizgimizi alanın koşullarında hayata geçirmek üzere, alandaki tüm faaliyetleri “PKK başarır” adı altında yürütmeye karar vermiştir. İki yıldır bu alanda yürüttüğümüz savaşın sonuçlarını da değerlendiren kongremiz, bir yandan bu mücadelede belli düzeltme ve değişiklikler yapmayı gerekli görürken, diğer yandan buradaki işbirlikçi ve hain güçleri parti önderliğimize yönelen alçakça komplodaki önemli rollerine dikkat çekmiştir. İşbirlikçiliğe ve ihanete karşı doğru tutumunu aktif bir şekilde sürdürürken, ulusal çerçeveye giren güçleri de, ulusal birlik içinde toplamak için çalışmanın önemini de vurgulamıştır.

YAJK

VI. Ulusal Kongremizin üzerinde yoğun olarak çalıştığı bir konu da ulusal kadın hareketi olmuştur. Özellikle parti önderliğimizin yoğun çabaları temelinde önemli bir gelişme düzeyine ulaşan ve mücadelede etkin rol oynayan bu hareketi bir aşama daha ilerletmenin, örgütlülüğünü geliştirmenin sorunları tartışılmış ve önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Parti ideolojimizin bu alan özgünlüğünde partileştirilmesinin ve kadın kesiminin büyük devrimci potansiyelinin örgüt ve eyleme dökülmesinin önümüzdeki dönem görevlerinin başarılmasında büyük bir yer tutacağı sonucuna varılmıştır.

Anadolu Halk Kurtuluş Ordusu (AHKO) Kuruldu

VI. Kongremiz Türkiye devrimi ve demokrasisinin geliştirilmesi üzerinde de her zamankinden fazla durmuştur. Ulusal kurtuluş hareketimizin ulaştığı bu aşamada Türkiye devrim ve demokrasisi mücadelesini daha fazla geliştirmek, sömürgeciliği kendi içinde zorlamak artık kesin bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu temelde Türkiye’deki somut durumu değerlendiren kongremiz, bir yandan sömürgeciliğe ve faşizme karşı mücadele eden tüm güçleri her bakımdan destekler ve ulusal güç birliğini antifaşist mücadele cephesini oluşturmaya çalışırken, diğer yandan Türkiye halklarının örgütlülüğü ve eylemliliği için her türlü çalışmayı bizzat yapmayı basta Karadeniz ve Akdeniz olmak üzere gerillayı Türkiye’nin içlerine kadar yaymayı bu doğrultuda gelişen Anadolu Halk Kurtuluş Ordusunu sürekli güçlendirmeyi gerekli görmüştür. Özellikle son komplo temelinde T.C. kesin bir katliam ve soykırıma yönelirken böyle bir çalışma büyük önem taşımaktadır. Bu temelde partimiz Türkiye’nin tüm devrimci ve demokratik güçlerini, tüm emekçi Türkiye halklarını, parti önderliğimize ve halkımıza yönelik komplolara karşı olmaya ve görevlerine sahip çıkmaya çağırmaktadır. Türkiye’deki halkı unutmamalı ki, Kürdistan’da ve dünyada Türkiye ve Türk halkı gerçeğine en yakın, en dost kişilik Başkan APO'dur. Başkan APO, Kürdistan için çalıştığı kadar, Türkiye emekçi halkı için de çalışmıştır. Ama, ne yazık ki, bu gün bu halkın en azından sessiz bakışları altında katledilmek istenmektedir. Türkiye emekçileri böyle tarihsel bir kara lekenin alınlarına sürülmesine müsaade etmemeli, kendileri için tarihteki peygamberlere benzer bir rol üstlenmiş olan ve kurtuluşu müjdelemeye çalışan bu kişiliğe kulak kabartmayı bilmelidir.

Başkan APO yaşam anlayışıyla evrenselleşmiştir.

Başkan APO’nun günümüz sosyalizmini ve insanlığın gerçek temsilcisi olduğu gerçeğini vurgulayan kongremiz, bu çerçevede parti önderliğimizin yaptığı çalışmaların sosyalist ve devrimci harekete önemli bir teorik ve pratik katkı yaptığını emperyalist ve kapitalist sisteme karşı yeni bir sosyalist yaşam ve mücadele sistemi oluşturarak tüm dünyayı etkiler duruma ulaştığını ve böylece Başkan APO’nun devrimci sosyalist düşünce ve yaşam anlayışını evrenselleştirdiğini tespit etmiştir. Bu nedenle Başkan APO’ya yapılan saldırının uluslararası boyut taşıması ve hemen hemen tüm dünyayı içine almış olması bir tesadüf değildir. Başkan APO’ya yapılan komplo ve saldırı gerçekten dünya emekçilerine ve halkına yöneltilmiş bir saldırıdır. Bugün bu gerçeği tüm insanlık daha iyi anlamaya ve bu çerçevede yiğit evladına ve önderine sahip çıkmaya başlamıştır. Sosyalist kişiliğin önder temsilcisi olan Başkan APO, onun gereklerini her koşul altında ve yaşamın her alanında sonuna kadar militanca
yerine getirecektir. Başkan APO’nun ruhu ve düşüncesiyle donatılmış olan partimiz de bu doğrultuda yürümeye, dünya sosyalist ve devrimci hareketinin sağlam bir parçası olmaya devam edecektir. Bu temelde partimiz dünyanın tüm sosyalist, devrimci ve demokratik güçlerini ana dil, insanca yaşam ve insan haklarından yana olan tüm çevrelerini emperyalizme, faşizme ve geriliciliğe karşı ortak mücadele etmeye, bu temelde yürütülen mücadeleyi daha fazla birleştirmeye ve bu mücadelenin önder militanı olan Başkan APO’ya sahip çıkmaya çağırır.

Yeniden Yapılanma

Kongre sürecine girerken, parti önderliğimizin geliştirdiği partimizin yenilenmesi ve yeniden yapılanması yaklaşımı çerçevesinde parti sorunlarımızı gündemleştirip tartışan VI. Kongremiz, sömürgeciliğin ve feodal komprador sınıfın partimiz içindeki yansıması olan işbirlikçi çete çizgisiyle, bu çizgiye zemin teşkil eden her türlü orta sınıf eğilimini ve ruh halini kapsamlı bir biçimde değerlendirip mahkum etmiştir. Partileşmeyi, merkezileşmeyi ve örgüt olmayı zayıf bırakan her türlü bireyi tutucu. tepkici. tasfiyeci unsuru açığa çıkarıp eleştirerek, önderlik çizgisinde doğru örgüt ve yönetim olmanın yolunu göstermiştir. Partiyle bütünleşememenin katılım tarzından kaynaklandığını. kendini eğitmemeye, değiştirip dönüştürmemeye dayandığını ortaya koyan VI. Kongremiz, her türlü parti dışılığı aşmak için tüm kadroları önderlik çizgisine doğru bir tarzda yeniden katılmaya ve önderlik çizgisinde sarsılmaz bir birlik oluşturmaya çağırmıştır.

Komplo, Partimiz ve Halkımızı Fedai Bir Güç Haline Getirmiştir

Parti önderliğimizi imha ederek, komployu sonuca götürmek isteyen uluslararası düşman cephesinin kendisince büyük bir zafer kazandığını iddia etmesinin aksine, vahşi komplo, partimizi ve halkımızı bütünüyle fedai güç haline getirmiştir. Ulusal önder Başkan APO’nun şahsında partimizin ve halkımızın varlığını ve geleceğini yok etmeyi amaçlayan bu insanlık dışı saldırganlığı bütün yönleriyle değerlendirirken VI. Kongremiz hiçbir kural tanımayan ve tam bir uluslararası terörizm örneği olan bu alçakça komploya karşı partisel. kitlesel. tarihi ve örgütsel her alanda büyük bir zafer hamlesi yürütmek kararlılığına ulaşmıştır. Devrimimizin bütün gücü seferber edilerek her türlü mücadele yöntemiyle yürütülen bu devrimci hamlemiz, gerilla halk eylemliliğini en üst düzeyde birleştirerek düşmanlarımızı kahreden, dostlarımıza ise devamlı umut ve sevinç veren bir sonucu ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle halkımızın celladı ve soykırımcı T.C.’nin sahte zafer çığlıkları ve yalana dayalı propagandaları boşunadır. Türkiye’yi satma karşılığında ABD ve İsrail’in yaptıklarına dayanan bu sahte zafer umutları partimizin ve halkımızın öfke seli karşısında yok olup gidecektir.

VI. kongre çalışmalarımız bir zafer çalışmasıdır. Kongre kararlarımız zafer yaratacak kadar sağlam ve kapsamlıdır. Partimiz kendi yönetimi etrafında tam bir birlik ve bütünlük içindedir. Çalışmalarını tam bir seferberlik ruhuyla, APO’nun fedai ruhuyla yürütmektedir. Düşman, Başkan APO’ya yönelttiği komployla umutlarımızı kırmak ve bizi ezmek istiyor. Biz de APO’cu ruhuyla gerçekleştirdiğimiz VI. Kongremizin yeşerttiği zafer umutlarıyla dolmuş olarak düşmanı ezmeye yürüyoruz. Düşmanın Başkan APO’ya yönelttiği vahşi saldırıya karşı devrimci hamlemiz her alanda büyüyor. Dört parça tüm halkımız ayakta ve dostlarımızın çabaları bizimle, düşman oyunlarını bozarak Başkan APO’yu ve Kürdistan’ın özgür kılana kadar bu devrimci hamlemiz sürecek. Herkes kendini buna göre ayarlasın ve yürüsün. Gün mücadele günü, onur günü, şeref günü, direnme günü, geleceğini yaratma günü. Herkes her gününü buna göre anlamlı kılsın. Ruhuyla, beyniyle, elleriyle gücü neye yetiyorsa onunla düşmana vursun. Bizi bu dünyada yaşatmak istemeyen düşmana biz de bu dünyayı zindan edelim. Onun her parçasına her yerde vuralım. Partimizin önderliğinde gerillamızın vuruşları altında halkımızın her ferdi böyle yaparsa dünyayı düşmana zehir edip zaferi kazanacağımız kesindir. Bu temelde, Kuzey Kürdistan’daki Türkiye metropollerindeki tüm halkımızı T C. sistemini çökertmek üzere bir halk ayaklanması düzeyinde her türlü yöntemle mücadele etmeye, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki ve yurtdışındaki halkımızı kitlesel eylemliliği sürekli geliştirerek Başkan APO’ya ve Kuzey Kürdistan’daki mücadelemize destek vermeye, yiğit Kürt gençliğini ise her alanda bu mücadelenin kahramanca militanlığını yapmaya ve gerilla ordumuz ARGK saflarına katılmaya çağırıyoruz.

Kürdistan Halkımızın Serhildan Dalgasını Selamlıyoruz.

Parti önderliğimize yönelen uluslararası komplo karşısında yıkılmaz bir kale gibi büyük direnişe kalkan halkımızın yeni Serhildan dalgalarını selamlayan kongremiz ne pahasına olursa olsun, bu Serhildanları kesintisiz sürdürerek gerillayla birleştirip düşmanı yenecek bir düzeye yükseltmeyi tarihi önemde görmüştür.

Bununla birlikte ulusal kurtuluş mücadelemizin geldiği düzeyin bir gereği olarak parti önderliğimiz tarafından başlatılıp yürütülmüş olan devletleşme yolundaki ulusal kurtuluş mücadelemizi aksatmadan geliştirmenin, ulusal meclis ve ulusal kongre çalışmalarını ilerleterek ulusal birliği en üst düzeyde yaratmanın öneminin altını çizmiştir.

Bu temelde ruhunu düşmana satmış olan bir avuç hain dışındaki tüm ulusal yurtsever güçleri, Kürdistan’ın tüm parti, örgüt ve çevrelerini düşman komplosu çerçevesindeki soykırımcı amacını ve yaşadığımız dönemin yakıcılığını görerek her türlü ayrılığı ve küçük hesabı bir yana bırakıp, gerçek yurtseverlere yakışır bir tutumla ulusal birlik ve devletleşme çabalarına aktif olarak katılmaya çağırmıştır. Tüm bu güçleri “PKK dağıldı, bitti, bölündü” gibi düşman propagandaları karşısında aldanmamaları, bu konuda yanlış hesap yapmamaları. yani PKK mirasına konmak, PKK’ya karşı düşmanla uzlaşmak gibi umutsuz bir yola sapmamaları karşısında kesin olarak uyarmıştır...

Denilmektedir.

Bu bildiri metninde yer verilenler PKK’nın ve örgüt ileri gelenlerinin örgüt içindeki konumlarını sergilemektedir.


http://www.belgenet.com/dava/dava14.html


41) ABDULLAH ÖCALAN’IN KAÇIŞ SERÜVENİ


Türkiye’nin Suriye’ye karşı uyguladığı kriz yönetimi baskısı üzerine terör örgütünün başı olan Abdullah ÖCALAN, 9 Ekim 1998 günü Abdullah SARIKURT adına düzenlenmiş sahte pasaportla ve havayoluyla Atina’ya geçmiştir. Yanında PKK Yunanistan sorumlusu Rozerin (K) Ayfer KAYA olduğu halde Yunanistan
yetkilileriyle görüşen Abdullah ÖCALAN, aynı gün Moskova yakınlarında bir yere gelmiştir. Burada Jerinovski’nin partisinden milletvekili olan Mitrapano’nun tahsis ettiği evde 33 gün süreyle barınmıştır.

Rus Hükümeti’nin sıkıştırması üzerine yine aynı pasaport ile 12 aralık 1998 günü Roma’ya gelmiştir. Roma’ya gelişinde İtalyan milletvekili Mantovani ile ERNK Roma Temsilcisi Ahmet YAMAN hazır bulunmuşlardır.

16 Ocak 1999 günü İtalyan Hükümeti’nin de isteği ile yanında Ahmet YAMAN olduğu halde Rusya’ya gelmiştir. Rus Hükümeti’nin baskısı sonucu, 29 Ocak 1999 günü Rusya’dan Atina’ya geçmiştir.

Yunanistan yetkilileriyle görüştükten sonra 31 Ocak 1999-1 Şubat 1999 tarihleri günü ve gecesi evvela uçakla Belarus-Minsk havaalanına gelmiş, aynı gün Atina’ya geri dönmüştür. Yine aynı gün Korfu Adası’na götürülüp getirilmiştir.

2 Şubat 1999 günü Atina’dan Kenya’nm başkenti Nairobi’ye getirilmiş ve Yunanistan Büyükelçiliği’ne yerleştirilmiştir. 15 Şubat 1999 günü Nairobi’de Türk güvenlik kuvvetlerinin operasyonu sonucu yakalanmış ve Türkiye’ye getirilerek İmralı Adası’nda gözetim altına alınmıştır.



42) HADEP-PKK İLİŞKİSİ

1994 yılında güvenlik kuvvetlerinin gerçekleştirdiği operasyonlarda halk tabanını gittikçe kaybeden PKK terör örgütü, operasyonları durdurmak amacıyla legal kuruluşları hareket geçirerek. özellikle dış çevrelerde “operasyonların halka karşı gerçekleştirildiği” propagandasını yapmak istemiştir. Legal kuruluşların en etkilisi olanların başında siyasi partilerin geldiği şüphesizdir. Bu nedenle DEP’in kapatılmasından hemen sonra HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) adı altında bir siyasi parti kurulmuştur.

Abdullah ÖCALAN’ın talimatları doğrultusunda HADEP’in ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)’nin faaliyetlerini üstlenmesi kararlaştırılmıştır. Bu tarihten sonra şehir faaliyetleri ERNK’nin yerine HADEP bünyesinde oluşturulan “Halkla İlgilenme Komiteleri, Tutuklu Aileleri ile İlgilenme Komiteleri, Gençlik Komisyonları, Kadın Komisyonları’ kanalıyla yürütülmüştür. Böylece HADEP kurulduğu tarihten itibaren PKK’nın illegal olarak sürdürdüğü cephe faaliyetlerini sürdürmüş ve tamamen ERNK’nin rolünü üstlenmiştir.

HADEP bünyesinde oluşturulan komisyonlar toplumun çeşitli kesiminden vatandaşları PKK yanlısı düşüncelere kanalize ettiği gibi HADEP il, ilçe ve belde teşkilatlarında sürdürülen faaliyetlerle PKK’nın kırsal kesimine çok sayıda eleman gönderilmiş ve örgüte lojistik destek sağlanmıştır.

PKK terör örgütü, “Kürt kültürel kimliğinin tanınması” amacına yönelik olarak başlattığı süreçte HADEP’e PKK’yı aklama ve PKK’ya yasal zemin hazırlama görevini yüklemiştir.

HADEP mensupları; demokratik kitle kuruluşları, marksist-leninist solun yanı sıra sözde demokratik ve aydın çevreler nezdinde sürdürdükleri girişimlerde Kürt kültürel kimliğinin tanınması şartıyla sözde barışın sağlanabileceğini beyan etmişler ve kendilerine yüklenen misyon gereği bu beyanlarında ısrarlı ve kararlı olmuşlardır. HADEP bu tarzda ve üslupla 1995 Aralık Genel Seçimlerine girmiştir. PKK’nın yüklediği göreve uygun olarak önce medya ve sözde demokratik çevrelerin en geniş desteğini sağlamak amacıyla kendilerine bir “Türkiye Partisi” imajı uydurmaya çalışmıştır.

Bu maksatla da, geniş bir ittifak anlayışına girişmiştir. Yaptığı çalışmalar sonucu marksist-leninist ağırlıklı SİP (Sosyalist İktidar Partisi), BSP (Birleşik Sol Parti) bölücü PPK yanlısı DDP (Demokratik Değişim Partisi) gibi legal partilerle “Emek, Barış Özgürlük Bloku” adı altında bir ittifak gerçekleştirmişlerdir. Bölücü ve yasadışı KAWA, YEKBUN, RIZGARI gibi örgütlerin de desteğini almıştır. HADEP bu ittifakı oluştururken kamuoyunda isim yapmış bölücü, marksist-leninist kişilerle sözde demokratik aydın ve ilericileri de bir araya getirmek istemiş, başarı da elde etmiştir.

Diğer taraftan kamuoyunun desteğini sağlamak amacıyla propaganda faaliyetlerinde “barış ve kardeşliğin tesis edileceği ve sözde ateşkesin sağlanacağı” temalarına büyük ağırlık vermiştir. Nitekim, HADEP seçim bildirgesinde ve propaganda çalışmalarında “Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle, eşitlik ve özgürlük temelinde demokratik çözümünü ve birlikteliğini savunur” şeklinde ifadelerle amaçlarının bir an evvel barışın sağlanması olduğunu sık sık vurgulamıştır.

Böylece bir ay süren seçim çalışmaları sonucunda “HADEP’in güçlenmesi ve sözde Kürt sorununda ön plana çıkması halinde PKK terörünün fonksiyonel olmaktan çıkarılıp, geriletilebileceği” gibi bir imaj oluşmuş ve bu imaj bir kısım medya ve sözde aydın tarafından kamuoyuna empoze edilmeye çalışılmıştır.

Böyle bir imajın oluşması, PKK’nın HADEP’e yüklediği misyon ile çakışmış ve PKK’nın dönem taktiğine hizmet etmiştir. Nitekim, PKK terör örgütü “Devlet Kürt sorununun çözümünde bizimle pazarlık yapmıyorsa, legal zeminden ayrılmayan ve yasalara saygılı olan HADEP ile yapsın” tarzındaki düşünceleri zihinlerde uyandıracak beyanlarda bulunmuştur.

Diğer taraftan Abdullah ÖCALAN seçimlerde HADEP’i zor durumda bırakmamak için 20 Aralık 1995 tarihinde sözde ikinci bir ateşkes ilan etmiştir.

23.06.1996 tarihinde yapılan II. HADEP Olağan Genel Kurulu’nda Türk bayrağını indirerek yerine PKK terör örgütünün başı olan Abdullah ÖCALAN’ın posteri ve PKK’yı simgeleyen bez parçasının asılması olayı yaşanmıştır. Bu olay üzerine HADEP üst düzey yetkilileri gözaltına alınarak tutuklanmışlar, Ankara 1 No’lu DGM’nde yapılan yargılanmaları sonucu çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Ancak bu karar Yargıtay’ca bozulmuştur.

HADEP yöneticileri ve PKK terör örgütünün üst düzey elemanları HADEP’in kapatılması ihtimaline binaen DEHAP’ı kurmuşlardır. HADEP’in kapatılmasına kesin gözüyle bakarak üst düzey PKK yöneticileri bütün kadroların DEHAP’a geçmesi ve faaliyetlerinin DEHAP içinde yürütülmesi yönünde talimatlar verilmiştir. Ancak Yargıtay’ın, HADEP yöneticilerinin mahkumiyetlerine dair kararı bozması üzerine örgüt tekrar faaliyetlerinin HADEP bünyesinde yürütülmesine karar vermiştir. Bunun üzerine il kongreleri yapılmıştır. İl kongrelerine, il yönetimlerine PKK’nın güdümünde olan şahısların getirilmesine özen gösterilmiştir.

1997 yılı sonları ve 1998 yılı başlarında HADEP teşkilatlarında yapılan uygulamalarda hakkında Diyarbakır DGM’since verilmiş toplatma kararları bulunan ve PKK propagandasını içeren takvimlerle örgütsel doküman ve yayınlar ele geçmiştir.

1998 Şubat ayında Genel başkan Murat BOZLAK ile bazı merkez yöneticileri tutuklanmışlardır. Açılan dava Ankara 2 Nolu DGM’de devam etmektedir. 1 Kasım 1998 yılında yapılan 3. Genel Kurul Toplantısında Genel Başkanlığa yeniden Murat BOZLAIK seçilmiştir.

Soruşturma geçiren çok sayıda HADEP ve PKK mensubu ifadelerinde HADEP il ve ilçe teşkilatlarında özellikle Kürt orijinli vatandaşlarımızı PKK’ya kazandırma, PKK’nın kırsal kesimine silahlı mücadele yürütecek eleman gönderme ve lojistik destek sağlama çalışmalarının yapıldığını ortaya kovmuşlardır.

HADEP il ve ilçe teşkilat binalarında muhtelif tarihlerde yapılan uygulamalarda ele geçen muhtelif örgütsel doküman bu ifadeleri doğrulamakta ve HADEP-PKK ilişkisini açıkça ortaya koymaktadır.

9 Ekim 1998 tarihinden sonra terör örgütünün başının Surive’den çıkarılması ile başlayan süreçte HADEP, Abdullah ÖCALAN’ı desteklemek amacıyla büyük bir kampanya başlatmıştır. Bu meyanda HADEP Genel Başkanı Murat BOZLAK 15.11.1998 tarihli basın açıklamasında:

‘Resmi ideolojinin tek dil, tek kimlik, tek kültür biçiminde şekillenen anlayışının dar kalıpları çerçevesinde kalınarak, bugüne değin Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümü konusunda beklenen adımların atılamaması nedeniyle insanlarımız büyük acılar, üzüntüler yaşadılar. İnsan hakları ihlalleri durmak bilmedi, demokratikleşme sağlanamadı, ciddi boyutta ekonomik çöküntü yaşandı, çeteleşme hızla yayıldı.

Bu tablo, bir avuç rantçının dışındaki bütün insanlarımızı etkilemiş, içte ve dışta karşı karşıya kalınan bütün olumsuzlukların kaynağı olmuştur.

Başta İtalya olmak üzere Avrupa ülkelerinin, Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü konusunda dostane istemleri yanlış değerlendirilmiş ve hep geri çevrilmiştir.

PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN’ın İtalya’ya gidişi ile birlikte yeni ve önemli bir gelişme meydana gelmiştir.

Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü konusundaki istemini devamlı dile getiren İtalya’nın barışa hizmet etmeyecek, yeni acı ve üzüntülere sebebiyet verecek bir karara imza atması beklenmemelidir”

denilmektedir.

HADEP Kadıköy ilçe örgütünün 17.11.1998 tarihli basın açıklamasında;

“Cumhuriyetin 75 inci yılı Kürt halkı açısından sadece zulüm demektir, vahşet demektir. Resmi ideolojiye bağlı olarak geliştirilen inkar politikaları ve soykırıma varan şiddet uygulamaları sonucunda insanlık 75 yıl boyunca büyük bir tedirginlik yaşamış ve halen daha yaşamaktadır... ABD, İsrail, Türkiye ittifakı bölge halkını savaşa sürüklemeye çalışmıştır. Kürt halkına ve önderliğine karşı uluslararası komplo bu bağlamda gelişmiştir. Son olarak, PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN’ın İtalya’ya gitmesi Kürt sorununun siyasi çözümü açısından yeni bir sürecin başlangıcı olmuştur. Kürt sorununda 75 yıllık devlet politikası bu gün iflas etmiştir. Şiddet politikalarının çözüm olmadığı artık kabul edilmeli, sorunun çözümü demokratik siyasi çözümde aranmalıdır. İtalya’nın verdiği karar burada önem taşımaktadır. HADEP olarak beklediğimiz, İtalyan Hükümeti’nin vereceği kararın barışa ve çözüme katkı sunmasıdır” denilmiştir.

Ayrıca HADEP’in:

-Ankara İl ve Çankaya İlçe Teşkilatının ''kamuoyuna” başlıklı,

-İstanbul İl örgütünün 18.11.1998 ve 23.11.1998 tarihli,

-Van İl teşkilatlarının “kamuoyuna” başlıklı,

-Parti Meclis üyesi Abdullah AKIN ile Merkez Kadın Komisyonu imzalı,

-Genel Merkezinin 06.12. 1998 tarihli ve “kamuoyuna” başlıklı,

Basına yapılan açıklamaları ile dosya içinde yer alan diğer basın açıklamalarının tamamı aynı mahiyettedir. Ayrıca HADEP Genel Başkanı Murat BOZLAK’ın basın açıklaması da örgütün başı Abdullah ÖCALAN’a destek verilmek amacıyla kaleme alınmışlardır.

Nihayet terör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN, 22.02.1999 tarihli Savcılık ifadesinde bu konuda şunları söylemektedir:

“...HEP ile SHP’nin ittifak yaparak seçimlere girmelerini fikren destekledim. Bildiğiniz gibi SHP, Cumhuriyet halk Partisi’nin mirasının almıştır. SHP en köklü partilerden biridir. Kürt sorununu bu parti çözebilir diye düşündüm. Esasen SHP’nin de Kürt sorunu ile ilgili hazırladığı rapor vardır. Bu sebeple SHP ile HEP’in ittifak yapmalarını istedim. İttifak ortamının hazırlanması için çaba sarfettim. Dolayısıyla gösterilen HEP kökenli milletvekili adaylarının bir kısmını tanımamakla birlikte adayların seçiminde etkili oldum. Seçilenlerin adaylıklarını onayladım. Seçimlerden evvel Zübeyir AYDAR, Ahmet TURK, Hatip DİCLE, Leyla ZANA, Sedat YURTTAŞ, Sırrı SAKIK ile görüştüm. Yüz yüze görüştüklerim arasında Zübeyir AYDAR, Ahmet TÜRK, Leyla ZANA, Sedat YURTTAŞ vardır. Diğer milletvekilleriyle telefonla görüştüm. Görüşmeler, Suriye ve Lübnan’daki evimde olmuştur.

Birinci Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman Kürt milletvekilleri de meclise kendi kıyafetleri ile gelmişlerdi ve kendi dilleriyle konuşuyorlardı. Esasen bunların çoğu Türkçe’yi bilmiyordu. Ben o zaman seçilen milletvekillerine meclise kendi kıyafetlerinizle geleceksiniz, mecliste Kürtçe konuşabilirsiniz, yani Kürt olduğunuzu belirtebilirsiniz şeklinde talimat verdim.

...23.06. 1996 tarihinde yapıları HADEP Kurultayında Türk Bayrağının indirilmesi olayı tamamen HADEP’in bir gafıdır. Olaydan birkaç gün sonra MED-TV’de yaptığım konuşmada bu olayın yanlış olduğunu ortaya koydum.

HADEP bünyesinde yurtiçinde oluşturulan Gençlik ve Kadın Komisyonlarında yapılan eğitim çalışmalarıyla Romanya ve Moldovya gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmaları tamamen benim perspektifime ve görüşlerime uygun olarak yapılan çalışmalardır. Ben kendilerine “buraya PKK ideolojisini taşıyamazsınız, siyasal ve yasal gerçeklere uygun bir eğitim yaparak bilinçlenmeyi sağlayacaksınız” diyordum.

Romanya ve Moldovya gibi ülkelerde yapılan eğitim çalışmalarında yetişen müdahaleci grupların HADEP faaliyetlerinde ve icraatında söz sahibi olduğu doğrudur. Yurtdışındaki ve özellikle Romanya’daki eğitim çalışmalarını Mehmet Hoca (K) Cevat SOYSAL benimle telefonla irtibat kurarak görüş ve talimatlarımı alırdı.

HADEP il ve ilçe teşkilatlarında, gerek yurtdışındaki kamplara, gerekse kırsal alana eleman gönderme faaliyetlerinin yapıldığı doğrudur. Ancak ben kendilerine, bu işin yasal parti olmaları nedeniyle, kendilerine zarar vereceğini, faaliyetlerinin yanlış olduğunu belirtiyordum. HADEP’in kuruluşu sırasında Avrupa teşkilatımız vasıtasıyla para yardımı yaptık. Zannederim bu yardım 200 bin Mark civarında idi.

Halen cezaevinde tutuklu olarak bulunan Sabri OK’un HADEP’lilere talimat verdiği doğrudur. Üst düzey kararları da vermektedir. Ancak benim demek istediğim şudur. Ben esasen bir siyasi kanal arayışı içindeyim. Fakat HADEP’linin yasal gerçekler karşısında kendini PKK militanı gibi görmesi ve göstermesi doğru değildir.

18 Nisan 1999 tarihinde yapılacak Milletvekili Genel Seçimleri dolayısıyla benden CHP veya DTP ile ittifak yapılıp yapılmayacağı konusunda Avrupa’daki görevlimiz Şahin (K) Ferhat Abdi ŞAHİN vasıtasıyla görüş soruldu. Ben de, her iki parti için yapılacak ittifak için olumlu görüş belirttim.

Şeklindeki sözleri konuya açıklık getirmektedir.

Görüldüğü gibi yüzlerce örgüt ve HADEP mensubunun ifadeleri, HADEP il ve ilçe teşkilatlarında yapılan aramalarda ele geçen doküman, HADEP üst düzey yetkililerinin beyanları, Abdullah ÖCALAN’ın Suriye’den çıkarılmasından sonra destek amacıyla HADEP tarafından organize edilen eylemler, Abdullah ÖCALAN’ın ifadesi birbirlerini doğrulmakta olup, HADEP’in, PKK terör örgütünün legal görünüşlü uzantısı, ERNK yerine yurtiçinde faaliyet gösteren ve ERNK’nın fonksiyonlarını ifa eden bir kuruluş olduğunu ve PKK terör örgütünün asker alma daireleri gibi çalıştığını ispatlamaktadır.


43) MED/TV- PKK İLİŞKİSİ

Terör örgütü PKK’nın III. Konferansı’nda (5-15 Mart 1994) almış olduğu kararlar doğrultusunda, Kürt orijinli bir İngiliz vatandaşı tarafından İngiltere’de kurulmuş, 30.03.1995 tarihinde yayına başlamıştır.

Terör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN, 1995 tarihinde örgüt mensuplarına verdiği talimatta;

MED -TV yayınlarında Türkiye aleyhinde propaganda malzemesi yapabilmek amacıyla, kırsal kesimde bulunan örgüt mensuplarının ellerindeki dokümanları derlemelerini, ayrıca bilgi, belge ve doküman temin ederek örgütün Avrupa alanına aktarmalarını istemiştir.

MED-TV’ye yayın lisansı Mart 1995 tarihinde İngiltere Bağımsız Televizyon Komisyonu ITC (Independent Television Commision) tarafından verilmiştir. MED-TV yanları ilk kez İngiltere’den Starbird adlı bir yayın kuruluşunun yer istasyonundan merkezi Paris’te bulunan Eutelsat uydusu aracılığı ile yapılmaya başlanmıştır.

Starbird adlı kuruluşun, MED-TV yayını konusunda Fransız Telecom Şirketi ile bir yıllık sözleşme yaptığı, bu iş için daha önce Fransız Telecom’a tahsis edilen Eutelsat uydusunun 37 nci transponderin PKK güdümünde faaliyet gösteren Belçika LBO Şirketi tarafından kiralandığı ve (l-F2 10 derece doğu) kanalını kullandığı öğrenilmiştir.

LBO isimli Belçika Şirketi MED-TV yayınları konusunda. Fransız Telecom İdaresi ile yaptığı bir yıllık transponder kiralamasına ilişkin sözleşmeyi 31 Mart 1996 tarihinde feshetmesi üzerine, MED-TV yayın saatleri süresince, Fransız Eutelsat uydusunda bulunan söz konusu transponderi. Portekiz Televizyon İdaresi kiralamış ve PKK’nın paravan kuruluşu durumundaki LBO şirketi Portekiz Televizyon İdaresi ile anlaşmış ve MED-TV yayınları aynı frekans üzerinden yayın yapma imkanına kavuşmuştur.

MED-TV’nin birçok programları Brüksel’de Little Bil One (LBO) adlı şirketin Denderleuw Kasabasındaki stüdyolarından izinsiz olarak yapılmaya başlanmıştır. Yapılan bu programlar Belçika’lı VTY isimli bir şirket aracılığıyla şifreli olarak Alman Koperikus uydusundan Belçika’dan Londra’ya aktarılmıştır.

Ağustos 1996 tarihinden itibaren Intelsat, Eutelsat ve Eutelsat-II, Hotbird-4 uydusundan Polonya ve Slovakya gibi şirketlerin transponderleri ile bahse konu yayınlar sürdürülmektedir.

Kurulduğu tarihten itibaren MED-TV’nin düzenlediği panel, haberler, söyleşi, Kürsiya Gel (Halk Kürsüsü) gibi programlarda PKK terör örgütünün propagandası yapılmış, başta Abdullah ÖCALAN olmak üzere birçok üst düzey örgüt mensubu ile telefonla canlı bağlantı kurulmuştur.

MED-TV’nin Finansmanı

MED-TV’nin ticari olarak temsiline dönük olarak 27.04.1995 tarihinde Brüksel’de Roj adlı bir şirket kurulmuştur.

Kürt Vakfı: 10.01.1997 tarihinde MED-TV’ye gelir sağlamak amacıyla örgüt mensupları tarafından Kürt Vakfı adıyla İngiltere’de bir banka hesabı açtırılmış ve bu vakfa bağış yapılması için örgüt yayın organlarında propaganda içerikli yazılar yazılmıştır.

Dayanışma Vakfı: Örgütün yasadışı yollardan elde ettiği ve aklamakta güçlük çektiği paralar için MED-TV'ye yardım adı altında karapara aklama operasyonu başlattığı, bunun için İsveç merkez olmak üzere İsveç Posta nezdindeki hesaba MED-TV’ye dayanışma adı altında karapara aktarılmıştır.

Temmuz 1998 tarihinde MED-TV’nin yayın politikası ve yönetim biçimi örgüt üst yönetimi tarafından beğenilmemiş, bu alanda faaliyet gösteren örgüt mensupları örgütün elebaşısı Abdullah ÖCALAN tarafından sorguya tabi tutularak, MED-TV yönetiminin yeniden oluşturulması yoluna gidilmiştir. Buna göre yeni yönetimde yer alan örgüt mensuplarının çoğunluğu Avrupa alanından örgüte katılan kimselerden oluşmuştur. Keza, TV Stüdyosunda yer alan bayan görevlileri tamamen PKK’nın sözde kadın ordulaşması olarak kurduğu YAJK (Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) mensuplarından seçmiştir.

Terör örgütü PKK’nın başı Abdullah ÖCALAN Roma’da yakalanmasından sonra bu ülkede siyasi statü kazanabilmesi için propaganda faaliyetleri yoğunlaştırılmıştır. Bu amaçla PKK örgütünün görsel yayın organı olan MED--TV’de. İtalya’da örgüt mensuplarının yaptıkları gösterileri naklen vermiş. yurtiçinde gerçekleştirilen cezaevi eylemleriyle HADEP yöneticilerinin beyanlarını ve kitlesel gösterileri abartılı olarak aktarmıştır. PKK örgütünün kırsal kesiminde bulunan örgüt mensuplarıyla canlı telefon bağlantıları kurarak örgüte yardım eden kişilerin demoralize olmalarını önlemek istemiştir. Abdullah ÖCALAN'ın İtalya’ya gelmesinden itibaren MED-TV, Avrupa kamuoyunu etkilemek amacıyla propagandaya başlamış, özellikle sözde Kürt olduklarından dolayı Türkiye’de kötü muameleye maruz bırakılan kişilerle röportajlar yapmıştır.

Abdullah ÖCALAN’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinden sonra MED-TV yayınlarını aralıksız 24 saate çıkarmıştır. PKK mensup ve yandaşlarını eylemlere yönelten kışkırtıcı yayınlara ağırlık vermiştir. Her akşam düzenlenen panel programlarında Abdullah ÖCALAN’a destek amacıyla kamuoyu oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca üst düzey örgüt mensuplarının da, MED-TV aracılığıyla örgüt mensuplarını kitlesel şiddet eylemlerine yöneltme çalışmaları devam etmiştir.

Abdullah ÖCALAN’ın yakalanmasından sonra 17.02.1999 tarihinde Almanya’da PKK yandaşlarınca gerçekleştirilen gösteriler MED-TV’de canlı olarak yayınlanmış ve bu yayın sırasında MED-TV programcıları, göstericileri, Abdullah ÖCALAN’ı ve PKK örgütünü destekleyen konuşmalar ve yorumlara yer verilmiştir.

MED-TV’de yayınlanan 02.03.1996 tarihli Halk Meclisi Programında PKK merkez komitesi üyesi Osman ÖCALAN ile canlı telefon bağlantısı kurulmuştur. Osman ÖCALAN bu telefon bağlantısında şunları söylemiştir:

''...Şu anda kurtuluş savaşımızı, bir Halk ayaklanması, ikincisi yetkinleşen, pekleşen, sağlamlaşan gerilla ve bunun yanı sıra da özellikle Kürdistan gençliğinin, Kürdistan’in belli başlı kesimlerinde ve Türkiye’nin metropollerinde gerçekleştirdiği intikam eylemleriyle fedailik savaş süreci başlamıştır. Yani fedailik olayı yeni bir olaydır. Bu temelde hem halkımız hem de gerilla güçlerimiz fedailik eylemini devreye sokacaklardır. Klasik gerilla savaşı fedailik ve halk ayaklanması üçlüsü temelinde Kürdistan devriminin yeni aşamaya girdiğini, Türk Devleti’nin büyük bir bozgunla karşı karşıya olduğunu söyleyebilirim.

Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de halkımızın her türlü eylem biçimini yapmaya hakkı vardır. Türk Devleti kuralsız bir savaş yürütüyor. Doğal olarak buna meşru müdafaa hakkıyla cevap vermemiz gerekiyor. Bu açıdan halkımıza. Özellikle gençliğimize, özellikle belirteceğimiz şudur: Yani Kürdistan’da ve Türkiye’de her türlü direniş hakkını kullanabilir, her türlü savaş biçimini kullanabilir. Bu hakkı kimse elinden almaz, meşrudur. Çünkü düşmanımız kuralsız bir savaş yürütmektedir Özellikle gençlerimiz “APO İntikam Şahinleri” örgütünde olduğu gibi birçok intikam örgütünü kurabilir ve mücadelesini yükseltebilir. Onlar bunun bilinci içerisindedirler. Beklentimiz yeri göğü sarsan eylemleri daha da boyutlandırmaktır.”

MED-TV hakkındaki bu bilgi ve dosya içinde bulunan MED-TV programlarında yapılan konuşmaların çözümleri ve yukarıya alınan Osman ÖCALAN’ın konuşmaları bu TV’nin tamamen PKK terör örgütünün kuruluş olduğunu, örgütün talimatları doğrultusunda yayın yaptığını ve halen de bu yayınını örgütün amaçları doğrultusunda daha da yükseltip şiddetlendirerek devam ettiğini göstermektedir.



44) SİLAHLI ÇETE PKK’NIN UYUŞTURUCU TİCARETİYLE İLİŞKİSİ

İnsan hayatına değer vermeyen silahlı çete PKK uyuşturucu ticareti de yapmaktadır. Sanık Abdullah ÖCALAN, örgütünün doğrudan uyuşturucu ticareti yaptığını inkar etmiş;

''...Bizim örgütümüzün uyuşturucu madde ticaretiyle iştigali yoktur. Başlangıçta da ifade ettim; bizim Zağros bölgesi dediğimiz, Van ve Hakkari bölgesinin normal ticareti uyuşturucu ticaretidir. Oradaki bölge sorumlularımız buradaki uyuşturucu ticaretinden pay almışlardır. Bunun dışında örgütümüz uyuşturucu ticaretiyle iştigal etmez” beyanında bulunmuştur. (Kls: 1/Dizi:43-78/Cumhuriyet Savcılığı Sorgu Zaptı Sayfa 21-22)

Abdullah ÖCALAN’ın beyanından da silahlı çete PKK’nın uyuşturucu ticareti yapan çete ve kişilerle sıkı ilişki içinde olduğu anlaşılır. Uyuşturucu ticaretinden kazandığı paralardan PKk’ya pay veren uyuşturucu tacirlerinin
uyuşturucunun naklinde ve pazarlanmasında PKK elemanlarından yardım gördüğü muhakkaktır.

“1984-1993 yılları arasında yıkıcı ve bölücü örgütlerle ilişki içerisinde bulundukları tespit edilen 503 Türk uyruklu şahıs uyuşturucu madde kaçakçılığı olaylarına karıştıkları gerekçesiyle yakalanmışlar ve haklarında tahkikat yapılmıştır.

Haklarında tahkikat yapılan 503 şahıstan 188’i serbest bırakılırken geriye kalan 315 şahıs Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde tutuklanmıştır.

Farklı ülkelerin polis raporlarına göre toplamın %94,6’sı olan 298 şahıs ya terör örgütü PKK mensubu ya da örgütle yakın ilişki içinde bulunan kişilerdir. (Paris Enstitüsü tarafından hazırlanan Terörizm ve Politik Şiddet’ başlıklı rapor) (Kls:39)

06.05.1998 günü silahlı çete PKK’dan kaçarak 2'nci Jandarma Sınır Tabur Komutanlığına teslim Fettah DURSUN 25.05.1998 günü zabıtaya verdiği, Van devlet Güvenlik Mahkemesinde yapılan yargılamasının 27.08.1998 günlü oturumunda da doğruluğunu teyit ettiği ifadesinde; PKK örgütü elemanı Mehmet Ali METE’nin örgütün uyuşturucusunu satmakla görevli olduğunu, 1994 ve 1995 yılı içerisinde Mehmet Ali METE’nin değişik tarihlerde Yüksekova İlçesi Yediveren Köyü Pağeng bölgesine çağırdığı, Ferzinde ATASOY, Emirhan YAZGAN, Tahir BASKIN isimli uyuşturucu kaçakçılığı ile iştigal eden şahıslara satması için örgüte ait eroini verdiğini, bu şahısların örgütün eroinini satıp, parasını ödedikleri beyanında bulunmuştur. (Kls:39)


Abdullah OCALAN da;

“...Ben başından beri uyuşturucu ticaretine karşı çıktım. 1990’lı yıllarda İran’da Makü bölge sorumlusuyla yaptığım konuşmada, ‘Bu uyuşturucu ticaretini bırakın, PKK’nın siyasi yönünü bitirir’ dedim” sözleriyle PKK elemanlarının uyuşturucu ticareti yaptığını dolaylı olarak da olsa ikrar etmiştir. (Kls: 1/Abdullah ÖCALAN’ın sorgu zaptı, sayfa 22)

PKK (Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) hakkındaki bilgiler aşağıda dizi numaraları verilen dökümanlarda bulunmaktadır:

a) PKK Kuruluş Bildirgesi, (Kls:3/Dizi: 10)
b) PKK Programı, (Kls:3/Dizi:9)
c) PKK Program ve Tüzüğü, (Kls:3/Dizi:8 )
ç) PKK V. Kongre Kararları, (Kls:3/Dizi:6)
d) Şubat 1996 Tarihli ve Haziran 1997 Tarihli Serxwebun Dergileri, (Kls:3/Dizi: 5)
e) Abdullah ÖCALAN’ın 1 99C’ yılında örgüt mensuplarına verdiği talimatları içerir konuşmalar, (Kls :3/Dizi: 15)
f) Abdullah ÖCALAN’ın ifadeleriyle PKK tarihi, (Kls:3/Dizi: 11)
g) Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 3 cilt halinde “PKK”
isimli kitap, (Kls:5/Dizi: 11-12-13-14)
h) Abdullah ÖCALAN tarafından yazılmış olan “Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler ve Görevlerimiz” isimli kitap, (Kls:5/Dizi:7—8 )
ı)”Kendi ifadeleriyle Abdullah ÖCALAN” isimli broşür, (Kls:5/Dizi:5-6)
i) PKK 1998 Yurtiçi Silahlı Faaliyetler isimli broşür, (Kls:5/Dizil-2)
j) Serxwebun Dergisi (1982 Ocak Birinci Ulusal Konferans Kararları), (Kls:4/Dizi: 183)
k) PKK 1. Ulusal Konferans Kararları, (1(ls:4/Dizi: 180)
1) PKK IV. Kongre Kararları. (Kls:4/Dizi; 179)
m) VI. Ulusal Kongre Sürecine Dair Talimat Ve Perspektifler, (Kls:4/Dizi: 178 )
n) PKK II. Ulusal Konferans Kararlan (Serxwebun Temmuz 1990), (Kls:4/Dizi: 177)
o) PKK III. Konferans Kararları (örgütsel doküman), (Kls:4/Dizi:78- 169)
ö) PKK IV. Ulusal Konferansından Değerlendirmeler ve Kararlar (Serxwebun Haziran 1996. Sayı 174), (Kls:4/Dizi:77)
p) V. Ulusal Konferans Kararlan (1998 Nisan, Mayıs, Haziran aylarına ait 196, 197, 198 sayılı Serxwebun Dergileri), (Kls:4/Dizi:34-73)
r) IV. Ulusal Kongre Kararları (Şubat. Mart, Nisan, Mayıs ayların ait 110. 11 1, 112, 1 13 sayılı Serxwebun Dergileri), (Kls:4/Dizi:26-33)
s) VI. Kongre Kararlarına ait örgüt açıklamaları, (Kls:4/Dizi: 11-25)
ş) 07.03.1999 tarihli telsiz görüşmeleri, (Kls:4/Dizi: 1-10)
t) 05.03.1999 tarihli Özgür Politika Gazetesi (PKK Vİ. Zafer Kongresini Yaptı başlığıyla kongre bildirisi yayınlanmıştır), (Kls:4/Dizi: 11-14)
u) Kürdistan Devriminin Yolu-Manifesto. (Kls:4/Dizi: 184)
ü) Abdullah ÖCAlAN’ın Roma’da yakalanması sonrası HADEP tarafından verilen destek (Kls:7)
v) HADEP-PKK ilişkisini gösterir ifade suretleri (Kls:7/Dizi: 1-44)
y) HADEP-PKK ilişki dosyası (Kls:7)
z) HADEP-PKK ilişkisini gösterir belge ve dökümanlar (Kls: 7/Dizi: 1- 12)
aa) HADEP-PKK ilişkisini gösterir ifadeler (KJs:6/Dizi: 1-110)
bb) MED-TV Dosyası (Kls:8 )


http://www.belgenet.com/dava/dava15.html


Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-V


IDDIANAME (devamı)



III. BÖLÜM

TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN BUGÜNE KADAR GERÇEKLEŞTİRDİĞİ

EYLEMLERİ VE NİTELİKLERİ

A-GENEL BİLGİLER

Silahlı Çete PKK, sanık Abdullah ÖCALAN tarafından kurulur. Ağrı, Adıyaman, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkari, Kars. Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Tunceli illerimizde başlangıçta Ulusal Kurtuluş Ordusu, Kürdistan Devrimcileri, APO’cular gibi adlar altında faaliyetini sürdüren örgüt. 27-28 Kasım 1978 tarihlerinde Diyarbakır’ın Lice İlçesi. Akziyaret (Fis) Köyünde Abdullah ÖCALA.N’ın başkanlık ettiği 1. Kongresi’nde partileşme sürecine girer ve PKK (Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) adını alır.

PKK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi içine alan Marksist-Leninist ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devletinden ayrı bağımsız bir Kürdistan Devleti kurmak amacıyla kurulur. Silahlı Çetenin kurucusu ve halen de başkanı olan sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda. “başlangıçta bağımsız Kürdistan kurmak gibi bir kavramımız vardı” sözleriyle Silahlı Çetenin kuruluş amacının bağımsız Kürdistan’ı kurmak olduğunu doğrulamıştır.

1980 yılına kadar PKK, Gaziantep. Şanlıurfa ve Mardin’de örgütlenmeye çalışmış, bölgede faaliyet gösteren KUK gibi rakip bölücü örgütlerle silahlı iktidar mücadelesi yapmış, Bucak Ailesi gibi bölgede saygınlığı ve otoritesi olan ailelerle de çatışmıştır. Abdullah ÖCALAN sorgusunda bu dönemi, mahalli otoriteye karşı faaliyet gösterdikleri “Hilvan-Siverek Dönemi” olarak adlandırmıştır.

Örgüt, 12 Eylül Askeri Harekatı’nın yapılacağını önceden haber almış, harekat öncesinde örgütün önde gelen liderlerini Suriye’ye geçirmiştir. Bu sebeple PKK, 12 Eylül Harekatı’ndan sonra da varlığını devam ettirebilmiştir.

Suriye’ye geçtikten sonra Abdullah ÖCALAN, Suriye istihbarat birimlerinin aracılığıyla Filistin Halk Kurtuluş Partisi Cephesi ile ilişki kurar ve bu örgütten demokratik cephe kimliği temin eder. Filistin Örgütü, Lübnan-Bekaa Vadisi’nde PKK’ya yer verir. Abdullah ÖCALAN burasını PKK’nın kampı haline getirir, başlangıçta Helvi Kampı dedikleri bu kampa sonradan “Mahsun Korkmaz Akademisi” adını verirler. Abdullah ÖCALAN silahlı çete PKK’ya bağlanan elemanlarını bu kampta toplam ve bu kampta elemanlarını eğitir. Sorgusunda “kendi eğitimimizi kendimiz yaptık” der. 1983 yılında Suriye’nin de yardımlarıyla Kürdistan Demokratik Partisi Başkanı Mesut BARZANİ ile anlaşır, elemanlarının bir kısmını Kuzey Irak’a geçirir. Burada da elemanlarını eğitmek için kamplar kurar.

Suriye ve Irak’ta geçen uzun bir hazırlık döneminden sonra Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi başlatma kararı verilir. İllegal yollardan Türkiye’ye giriş yapan Silahlı Çete PKK elemanlarının 15 Ağustos 1984 günü Eruh ve Şemdinli İlçelerine silahlı saldırıda bulunmasıyla, PKK’nın Türkiye’ye karşı silahlı mücadelesi başlamış olur.

Sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda, Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla ilgili;

“1982 yılında Diyarbakır Cezaevinde bizim elemanlarımız ölüm orucu başlatmıştı... Bu ölüm oruçlarında Merkez Komitesi’nden Mazlum DOĞAN, Kemal PİR, Mehmet Hayri DURMUŞ yitirildi. Üç kişi bu ölüm orııçlarında yitirilince böyle bir eyleme karar verildi. Hatta eylemin başlangıcı 1983 yılı olmalıydı. Eruh ve Şemdinli benim talimatımla olmuştur. Eruh ve Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyen birliklerimiz, Kuzey Irak’ta KDP’nin kontrolündeki bölgede bulunan Lolan Kampı’nda hazırlanmıştır.” demiştir. (Kls:1/Dizi:43-78)

Silahlı çete PKK’nın Türkiye’ye karşı Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlayan silahlı saldırıları, kanlı terör eylemleriyle devam etmiştir. 15 Ağustos 1984 günü yapılan Eruh ve Şemdinli baskınlarından sonra 22 Şubat 1999 tarihine kadar PKK, 6036 saldırı yapmış, 388 gasp suçu işlemiş, 1046 kişiyi kaçırmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın yönlendirmesiyle Türkiye’nin her bölgesinde, hatta Türkiye dışında örgütlenen PKK elemanlarının eylemlerinin tamamı insanı hedef almış, bu kanlı eylemlerde İstanbul, İzmir, Antalya, Antep’te birçok vatandaşımız PKK eylemcileri tarafından öldürülmüşlerdir.

15 Ağustos 1984 günü başlayan PKK terör eylemlerinde 22 Şubat 1999 tarihi itibariyle 4472 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 5620 sivil vatandaşımız yaralanmış, bunların bir çoğu sakat kalmıştır. PKK’nın silahlı çetelerine karşı toprağını, halkının canını ve malını korumak için savaşan güvenlik güçlerimizden 3874 asker, 1225 GKK, 247 polis şehit olmuş, 8178 asker, 1665 GKK, 909 polis yaralanmıştır. Bu yaralı asker, polis ve GKK’lardan kimi kolunu, kimi ayağını kaybetmiş, genç yaşta sakat kalmışlardır.

PKK çeteleri, sivillere yönelik saldırılarında tam bir vahşet sergilemiş; kadın, erkek, yaşlı, genç, bebek ayırt etmeden rasgele öldürmüşlerdir. Bazı vatandaşlarımız evlerinin içinde yanarak can vermişlerdir.



B-PKK EYLEMLERİNDEN ÖRNEKLER

a) Yerleşim Yerlerine Yapılan Baskınlar

1) 5 Ağustos 1985 günü, saat 21.00 sıralarında Van’ın Çatak İlçesi, Kanalga Köyü, Taşbucak Mezrasına gelen 10-15 kadar PKK elemanının, kapısının önünde bulunan Hacı Şeref ÖZKAN’ı, Gazi ÖZKAN'ı, (2) yaşındaki kız çocuğu Nergiz ve (1) yaşındaki kız çocuğu Heyet’i silahla tarayarak öldürdükleri, Hacı Şeref ÖZKAN’ın evine gaz dökmek ve yakmak suretiyle evde bulunan Meryem ÖZKAN, (10) yaşındaki Hakim ve (8) yaşındaki Utba’yı evle birlikte yakarak; Hayriye ÖZKAN’ın evine bomba atmak ve silahla taramak suretiyle de evde bulunan Hayriye ÖZKAN, (10) yaşındaki Zaide ÖZKAN ve (5) yaşındaki Veliti ÖZKAN’ı öldürdükleri, (Kls: 10/Dizi: 1)

2) 22.02.1987 günü saat 18.30 sıralarında Türk askeri kıyafeti giymiş bir grup silahlı PKK elemanının Şırnak İli, Uludere İlçesi, Taşdelen Köyüne geldikleri, asker kıyafetli olmalarına rağmen köylülerin kendilerinden şüphelendikleri, bunun üzerine Taşdelen Köylüleri ile silahlı PKK grubu arasında çatışma başladığı, PKK militanlarının gecenin karanlığından da istifade ederek köyden kaçtıkları, ancak köyden ayrılmadan önce kadın ve çocukların bulunduğu 4 evi otomatik silahlarla taradıkları ve Zülfü CENGİZ, Gürgin CENGİZ, Mecit CENGİZ, Gülli CENGİZ, Sadık APAYDIN, Huri APAYDIN, Hikmet APAYDIN, Ayşe APAYDIN, Leyla APAYDIN, Halit CENGİZ, Halime ÖZER, Elife ÖZER ve Halide AYKUT’u katlettikleri, (Kls:9/Dizi:2)

3) 19.08.1987 günü saat 21.15 sıralarında Diyarbakır İli Eruh İlçesi Bağgöze Bucağı, Kılıçkaya Köyü Milan Mezrasına bomba ve otomatik silahlarla baskın düzenleyen sayıları 60-70 kadar olduğu tahmin edilen PKK elemanlarının evleri yaktıkları. evlerin içinde bulunan 25 kadar vatandaşımızı bomba ve otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri, ölenlerin içinde çocuk ve kadınların bulunduğu, (Kls:9/Dizi:4)

4) 10.10. 1987 günü saat 20.00 sıralarında bir gurup PKK elemanının Şırnak İli, Meşeiçi Köyü. Çobandere Mezrasına otomatik silah ve bombalarla saldın yaptıkları, ev ve çadırları taradıkları, kadınlardan Azime ŞANLI, Hezar ŞANLI, Ayşe VAROL. Latife VAROL. Leyla VAROL. Hatun ŞANLI, Leyla KARTAL ile Abdurrahman ŞANLI, Mehmet KARTAL ve henüz ismi konmamış Genç oğlu 15 günlük, Faysal oğlu 1 aylık bebekleri öldürdükleri, Mesut ŞANLI, Kadriye KARTAL, Hanım ŞANLI, Fatma ŞANLI, Ali ŞANLI, İbrahim KARTAL. Yusuf ŞANLI, Genco VAROL ve Bestan ŞANLI’yı yaraladıkları. (Kls:9/Dizi:3)

5) 29.03.1988 günü gece Şırnak İli Eruh İlçesi Yağızoymak Köyüne silahlı baskın düzenleyen PKK elemanlarının köyün yakınlarında dere yatağı içinde koyunlarını otlatan çobanlar Mehmet TEKİN, Ömer KIZILASLAN, Abdullah KIZILASLAN, Ahmet DELAN, Emin EROĞLU, Ömer PİŞKİN, Hamit YILMAZ, Hüseyin PİŞKİN ve Abdullah PİŞKİN’i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi:5)

6) 07.05.1983 günü Şırnak İli Dereler Köyü Taraklı Mezrasını basan bir grup silahlı PKK elemanının evlerinden çıkardıkları halkı Mezra ortasındaki boşlukta topladıkları “Devlet bizim düşmanımızdır. Babatlar bizim düşmanımızdır. Çeteler bizim düşmanımızdır. Sizler Babatlara ve çetelere yardım ediyorsunuz. Yardım edenleri cezalandıracağız.” konuşmasını yatıktan sonra topluluktan Salih İNCİ, Ali İNCİ, Mustafa İNCİ, Şehmuz İNCİ ile birlikte Esmer KABUL. Gevri İNCİ, Meryem KABUL, Halim KAPLAN isimli kadınları ayırdıktan sonra otomatik silahlarla taramak suretiyle mezra dışında yakaladıkları Osman BABAT’ın başına taş vurmak suretiyle öldürdükleri, Osman BABAT’ı öldürdükten sonra boğazından iple bağlayarak bir ağaca astıkları, (Kls:9/Dizi: 1)

7) 24.11.1989 günü bir grup PKK militanının Yüksekova İlçesi İkiyaka Köyüne baskın düzenledikleri, baskından önce çevrede koyun otlatmakta olan İkiyaka Köyü çobanları Kemal DOGAN, Mehmet Reşit AYKUT, Abdurrahman GEZGİNCİ, Mehmet KIRBIŞ ve İkrem BOZ’u yakaladıkları, bir araya topladıktan sonra ellerini bağladıkları, çobanların kaçmamaları için başlarına adam koyduktan sonra İkiyaka Köyüne gittikleri, köyde bir evden elinde fenerle bir kadının çıktığını görmeleri üzerine kadına ateş ettikleri, eve roketatar ve el bombası attıkları, otomatik silahlarla taradıkları, evden karşılık verilmemesi üzerine eve girdikleri, evde bulunan kadın ve çocukları bir araya topladıktan sonra üzenlerine ateş ederek öldürdükleri, bu arada bir grup PKK elemanlarının da Hüseyin BOZ’a ait eve girerek evde bulunan kadın ve çocukları boğarak öldürdükleri, bundan sonra köyün çobanlarını bağladıkları yere geldikleri, çobanlar Kemal DOĞAN, Mehmet Reşit AYKUT. Abdurrahman GEZGİNCİ, Cafer BOZ, Nurettin BALCI, Enver BABAT, Mehmet KIRBİŞ ve İkram BOZ’u eşyalarını aldıktan sonra soğuktan korunmak için başlarına sardıkları puşi ile boğarak öldürdükleri ve olay yerinde bulunan 300 koyunu da alarak kaçtıkları, olayda çobanlardan başka 1959 doğumlu Emine AYKUT, 1960 doğunılu Cemil AYKUT, 1942 doğumlu Züleyha AYKUT, 1978 doğumlu Mehmet AYKUT, (1) yaşlarında Elife AYKUT, 1968 doğumlu Fatma BOZ. 1331 doğumlu Hazal AYKUT, (4) yaşlarında Halime AYKUT, (3) yaşlarında Rıfat AYKUT, (2) yaşlarında Mustafa AYKUT. Enver AYKUT, Burhan AYKUT, 1982 doğumlu Ayhan AYKUT, 1982 doğumlu Namet AYKUT, 1982 doğumlu İsmet AYKUT, 1935 doğumlu Naıni BOZ, 1958 doğumlu Esat BOZ, 1965 doğumlu Selime BOZ, (5) yaşlarında Cebrail BOZ, (2) yaşlarında Muhammet BOZ’un da PKK elemanları tarafından hunharca öldürüldükleri, (Kls:10/Dizi:3)

8) 28.04.1991 günü saat 18.50 sıralarında Solhan İlçesi Hükümet Caddesi üzerinde bulunan Memurlar Lokali’ni silahlarla tarayan bir grup PKK elemanının, Memurlar Lokali’nde bulunan İlçe Kaymakamı Ersin ATEŞ, İlçe Cumhuriyet Savcısı Mehmet TÜRKSEVEN ile İlçe Orman Bölge Şefi Ahmet YANEL’i öldürdükleri. (Kls:9/Dizi:6)

9) 21.06.1992 günü saat 19.00 sıralarında Solhan İlçesi Elmasırtı Köyüne baskın düzenleyen 20-22 kişi oldukları sanılan bir grup PKK elemanının köyden Bahattin ATEŞ. Şevket ATEŞ, Kemal BİDOŞ, Mehmet YILDIZ, Meyhettin YILDIZ'ı öldürdükleri, Zeki ATEŞ, Mehdi YILI)IZ, Agit YILDIZ ve İsmail YILDIZ’ı köyden ayrılırken beraberlerinde götürdükleri, Ziya BİDOŞ, Ekrem BİDOŞ, Hasan KAYNAR. Ahmet TUNÇ, Ali YILDIZ ve Salih YILDIZ’ın evlerini tamamen yaktıkları, (Kls:9/Dizi: 7)

10) 22.06.1992 günü saat 22.00 sıralarında Gercüş İlçesi, Seki Köyüne uzun namlulu silahlar ve roketatarlarla saldırı düzenleyen 50-60 kişi oldukları tahmin edilen bir grup PKK elemanının köyden Behçet TUNÇ, 8 yaşlarında Gülbahar TUNÇ, 4 yaşlarında Haşim GÖK, 10 yaşında Şükrü GÖK, 1 aylık henüz ismi konmamış kız çocuğunu, 13 yaşında Abdurrahman GÖK, 10 yaşında Sultan Gök, Latife GÖK. Fahriye GÖK’ün hayatlarına son verdikleri. (Kls:9/Dizi:22)

11) 25.06.1992 günü, saat 22.30 sıralarında Silvan İlçesi, Yolaç Köyüne gelen bir grup silahlı PKK elemanının köyün telefon hatlarını kestikten, köy etrafı ve köy camii yanında tertibat aldıktan sonra camide bulunan köy imamı ile 15 kişiyi cami önüne çıkardıkları ve her birinin ellerini iplerle bağladıktan sonra duvara dizip otomatik silahlarla taradıkları, Medeni FİDANCI, Hüseyin ÇETİNKAYA, Sait FİDANCI, Köy İmamı Abdulhaluk ILGAZ, Ahmet KANTAR, Adnan KANTAR, Mehmet Mehdi FİDANCI, Ali USLU, 15 yaşlarında Mehmet Emin KANTAR, 15 yaşlarında Zeki FİDANCI’yı öldürdükleri, 14 yaşlarında Yusuf KANTAR, 14 yaşlarında Yeşrip KANTAR, 11 yaşlarında M. Fesih ÇETİNKAYA’yı yaraladıkları, (Kls:9/Dizi:8)

12) 01.10.1992 günü Bitlis İli, Cevizdalı Köyüne baskın düzenleyen sayıları 100 kadar tahmin edilen PKK grubunun köyde kendileriyle konuşan Hacı Salih AKPOLAT’a “korucular silahlarını bıraksın, size bir şey yapmayacağız” dedikleri, korucu Abdullah KAPTAN hariç köy korucularının silahlarını PKK elemanlarına teslim ettikleri, silahlı PKK grubunun silahını bırakmayan Abdullah KAPTAN’ı şehit ettikten sonra köy halkından bulduklarını, köyün üst tarafında topladıkları, bu sırada bir grup PKK elemanının da köydeki evlerin içine girerek evlere el bombası attıkları ve evde buldukları şahısları uzun namlulu tüfeklerle tarayarak öldürdükleri, köyün üst tarafında topladıkları köylüleri de silahla tarayarak öldürdükleri, olayda PKK elemanlarıyla konuştuktan sonra koruculara silahlarını bıraktıran Mehmet Salih AKPOLAT, Abdullah KAPTAN, Yakup KAPTAN, (5) yaşlarında Hikmet KAPTAN, Abdulhamit AKPOLAT. Eyüp KAPTAN, (16) yaşlarında Felemez KAPTAN, Zekiye KAPTAN. Meryem AKPOLAT, Perinaz KAPTAN, Aysel KAPTAN. Hatice KAPTAN, (16) yaşlarında Raife AKPOLAT. (16) yaşlarında Yaşar KAPTAN, (65) yaşlarında Nafiye KAPTAN, Sıtti KAPTAN, Raife KAPTAN, Rabiya KAPTAN, Cemile AKPOLAT, Aysel KAPTAN, Kamile AKPOLAT. Medine KAPTAN, Hasret KAPTAN. (13) yaşlarında İbrahim KAPTAN, (8) yaşlarında Aynur KAPTAN, (4) yaşlarında Gülbahar KAPTAN, (10) yaşlarında Nafive KAPTAN, (8) yaşlarında Turan AKPOLAT, (8) yaşlarında Ejder AKPOLAT’ın öldürüldüğü, ayrıca (11) kişinin yaraladıkları. (Kls: l0/Dizi:9)

13) 23.10.1992 günü saat 22.00 sıralarında Tunceli İli Mazgirt İlçesi Dedebağı Köyüne baskın düzenleyen 12 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun köyün telefon bağlantısını kestikten sonra Hıdır GÜL ile Ali Haydar İLKHAN’ın evlerinde bulunanların tamamını dışarıya çıkardıktan sonra kaleşnikof silahlarla taradıkları, Keko GÜL, Besi GÜL, Hıdır GÜL, Gülhan GÜL, 2 yaşındaki Onur GÜL, 3 yaşındaki Sıla GÜL, Haydar İLKHAN, Gülten İLKHAN, Heves İLKHAN, Nursel GÜL ve Zeynep KIZIL’ı öldürdükleri, Ali Kaya GÜL, Güllü GÜL, Fidan GÜL, Seliha GÜL’ü yaraladıkları. (Kls: 11/Dos:6)

14) 23.01.1993 günü Diyarbakır İline saldıran bombalı ve silahlı bir grup PKK elemanının Bağlar Semtinde müstecirliğini Ramazan BAYKAL’ın yaptığı Köşk Çayevini silahla taradığı, Kaynartepe Mahallesi İnkılap Sokak 10 Nolu eve de bomba attıkları, kahvehanede bulunan Zülküf GÜMÜŞ, Salih ŞEN, Ahmet ELKANSU ile 10 Nolu evde bulunan Surri AYDIN. Güneş AYDIN, Cebrail AYDIN ve Aynur AYDIN’ın öldüğü, PKK elemanlarının olay yerinde bıraktıkları bombayı evine götüren 12 yaşındaki Kasım ERENDAĞ’ın da bombanın evde patlaması neticesi hayatlarını kaybettiği, (Kls:9/Dizi: 13)

15) 14.06.1993 günü saat 21.00 sıralarında Şirvan İlçesi Gözlüce Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının Nurettin KALKAN. Reşat KALKAN, Mahfuz KALKAN,Asiye KALKAN. Nesime DİCLE ve 8 yaşındaki Sevdet KALKAN’ı otomatik silahla tarayarak, Gözlüce Köyüne baskın yapmadan önce yolda karşılaştıkları Şirvan İlçesi Ormanlı Köyünde çobanlık yapan Mehmet AKBURAK'ı iple boğmak suretiyle öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 15)

16) 05.07.1993 günü saat 20.00 sıralarında Erzincan İli Kemaliye İlçesi Başbağlar Köyüne baskın düzenleyen 60 kişilik silahlı PKK grubunun köy halkını köy meydanında topladıkları, kadınları ayırarak başka bir yere gönderdikten sonra önceden kararlaştırdıkları şekilde meydandaki erkeklerin üzerlerine yaylım ateşi açarak Hasan Fehmi AYDIN, Recep PARTO, Hasan SANDIKÇI, İbrahim BALTACI, Yahya Kemal ÖZDEMİR, Ali Rıza TÜRKÜCÜ, Ali KUCU, Süleyman AKPINAR, Ali BALTACI, Kamil AKPINAR, Mehmet BALTACI, Mehmet TAŞDELEN, Celal DEMİRCİ, Salim PARTO, Aydın AYDIN, Rıfat AYDIN, Hüseyin GÜNER, Feridun DİKKAYA, Ali TAŞDELEN, Hüseyin Hüsnü ÖZTÜRK, İbrahim PARTO, İbrahim ÇELİK, Şaban TURKÜCU, Nazife BALTACI, İbrahim BALTACI, İbrahim Hakkı GÜRCAN, Ahmet YILDIRIM, Adil TORUN, Şakir AYDINLI, Nurettin AYDIN, Süleyman ORHAN’ı öldürdükleri, Ali AKAIRPINAR, Hüseyin KESKİN, Süleyman AYDIN’ı yaraladıkları, köyü ateşe verdikleri, köydeki evlerin çoğunun yakıldığı, (Kls: 13/Dizi: 1)

17) 18.07.1993 günü Van İli Bahçesaray İlçesinde göçerlerin bulunduğu yaylaya baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının yaylada bulunan (14)’ü çocuk, (l0)’u orta yaştaki (24) vatandaşımızı, Ahmet SEVGİLİ isimli şahsın çadırı içerisine topladıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, olayda (7) yaşında Azat SABIRLI, (2) yaşında Yunus SABIRLI, Gülnaz SÖYLEMİŞ, Müzeyyen YAŞAR, Sedef ELMALI, (3) yaşında Bahar TURAN, Neşide AĞAÇ, (1) yaşında Zehra AGAÇ, (7) yaşında Sevim AGAÇ, Hediye TURAN, Suzan TURAN, (13) yaşında Yıldız GAZEL, Hikmet SABIRLI, Semra SABIRLI, (12) yaşında Nezahat ELMALI, (4) yaşında Eylem ELMALI, Beybun SEVGİLİ, Huri SAMSA, Muteber SABIRLI, (14) yaşında Azime ELMALI, Menice YAŞAR, (8) yaşında Muhammet YAŞAR, (4) yaşında Hamim YAŞAR, (12) yaşında Hürriyet SEVGİLİ’nin insanlıkla bağdaşmayacak şekilde öldürüldükleri. (Kls: 10/Dizi: 11)

18) 15.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında içlerinde 2 de kadının bulunduğu. asker elbisesi giymiş 20 kişi kadar oldukları sanılan silahlı PKK grubunun Çemişgezek İlçesi Güneyhaşı Köyüne baskın düzenledikleri, köyün telefon kablolarını kopardıktan sonra halkı camii önünde topladıkları ve sıraya dizdikleri, üzerlerindeki kimlik ve paraları aldıktan sonra halkın içinden ayırdıkları 8-10 kişiyi silahlarıyla taradıkları ve Ali AKGÜN, 16 yaşlarındaki Soner ÖZCAN, Sadettin GEDİK, Adnan KURT, İzzet ÖZCAN, Selahattin GEDİK’i öldürdükleri ve olay yerinden kaçtıkları, kaçarken Aydın KURT’a ait 34 LJT 12 plakalı otomobili yaktıkları. (Kls: 11 /Dizi:8)

19) 28.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında Kovancılar İlçesi Yoncalıbayır Köyüne baskın düzenleyen 17 kişilik PKK grubunun köy halkını meydanda topladıktan sonra içlerinden 12 kişiyi ayırdığı, halka ayırdığı kişileri köy dışına götürüp bu kişilerle konuşma yapacaklarını ve sonra bırakacaklarını söyledikleri ve ayırdıkları 12 kişiyi köy dışındaki Gilbere Deresine götürdükleri, Gilbere Deresine giderken 12 kişiden Zeki ASLAN ile Hanifi TUNÇ’un PKK elemanlarının maksatlarını anlayarak kaçmayı başardıkları, 12 kişiyi Gilbere Deresine götüren PKK elemanlarının Ahmet AKTAŞ isimli vatandaşı kendilerine kılavuz olması için ayırdıktan sonra geriye kalanları sıraya dizdikleri ve taşıdıkları kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla taradıkları, Sait TUNÇ, Zeki KARAMAZI, Nuri ARSLAN, Bedri TUNÇ. Ali DEMİR, Hasan ERDOĞAN, Naci KAYA. Aydın ÖZMEN, Nurettin ÖZMEN’i katlettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:3)

20) 03.09.1993 günü, Muş İli Korkut İlçesi, Kürnbet Köyünde bulunan Tarım Açık Cezaevine baskın düzenleyen bir grup silahlı çete PKK elemanının, cezaevinin ana giriş kapısını kırdıktan sonra 6’şar kişilik gruplar halinde cezaevine girdikleri, cezaevi görevlilerini tehditle etkisiz hale getirdikten sonra cezaevinde bulunan yiyecek ve giyecekleri ve bir kısım eşyayı dışarı taşıdıklarını, cezaevinde yangın çıkardıkları, cezaevinde bulunan traktör römorkuna cezaevinden çıkardıkları cezaevi ambarından çıkarmış oldukları eşyaları römorka yükledikleri, yanlarına hükümlü Cemil ve Zehra oğlu Diyarbakır Kulp İlçesi nüfusuna kayıtlı 1978 doğumlu Zeki TAYFUN’u da alarak traktör ve römorkla birlikte cezaevinden uzaklaştıkları, (Kls: 10/Dizi: 13)

21) 17.09.1993 günü saat 20.30 sıralarında, Diyarbakır İli Eğil İlçe merkezine baskın düzenleyen sayıları tahminen 25-30 kişi olan silahlı PKK grubunun ilçedeki PTT binasını yaktığı, Emniyet Teşkilatı Gece Bekçisi Mehmet SÜZÜK’ü şehit ettikleri, öğretmenler Lokali’nde bulunan İlçe Mal Müdürü M. İhsan ORUÇ, İlçe Tapu Müdürü Aziz YILMAZ. Belediye Memuru Burhanettin ASLANOĞLU, Nüfus Müdürlüğü memuru Mirza TEKIN’i otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 17)

22) 25.10.1993 günü silahlı 5 PKK elemanının Erzurum İli Çat ilçesi Yavi Kasabası’na baskın düzenlediği, PKK elemanlarının Ağaköy’den 25 DY 142 plaka nolu kamyonetine yüklediği hayvanları Gökçeşeyh Köyüne götüren Zeki BİNGÖL’ü Yavi Kasabasına yakın bir yerde durdurdukları, Zeki BİNGÖL ve yanındaki arkadaşlarını kamyonetten indirdikten sonra Zeki BİNGÖL’den aldıkları penseyle Yavi Kasabasının telefon hatlarını kestikleri, sonradan kamyonete bindikleri, Yavi Kasabasında dolu olan kahvehane önünde PKK elemanlarından 4’ünün kamyonetten indiği, araçta kalan PKK elemanının Zeki BİNGÖL’e kamyonetten hayvanları indirttiği ve kamyonetin önünü tekrar geldikleri istikamete çevirdiği, kamyonetten inen 4 PKK militanının kahvehaneve girdikten sonra kahvehanede bulunan halkı rasgele taradıkları ve Hikmet ÇİMEN, Ahmet KOÇOĞLU, Elaattin AKDENİZ, Abdulgani AKDENİZ, Selahattin KÖSE, Hamit TURHAN, Mehmet POLAT, Tahsin POLAT, Sıddık BİRGÜL, Dursun YAŞAR, Kamil TİRYAKI, Zülküf POLAT, Şeref KÖSE, Abdulbaki YILDIZ, Ahmet KÖÇER, Selami DURSUNOĞLU, Ahmet PEKCAN, Ali KARAPINAR., Selami KUDRET, Sinan ŞİMŞEK, Lütfü Ihsan POLAT, Salih SUNAR, Hacı Ali NEHİR, Yusuf ŞAHAN. Hacı BİLİR, Yusuf YAVİLİOĞLU, Kurbani YEŞİL, Hacı YAVİLİOĞLU, Rasim YAVİLİOĞLU, Bünyamin YEŞİL, Muhlis MENTEŞE ve Hulusi MENTEŞE’yi öldürdükleri, 10 kişiyi yaraladıkları. (Kls: 13/Dizi:2)

23) 12.12.1993 günü Adıyaman İli Ağaçkonak Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının köyde bulunan GKK’lar Cumali BEREKET ile Mehmet DENİZ’in evine giderek hem Cumali BEREKET’İ hem İsnıet DENİZ’İ ve hem de bu şahısların yakınları Ali BEREKET, Mehmet DENİZ, Gülistan BEREKET, Bedriye DENİZ, Cemal DENİZ, Şehriban DENİZ. Gülhan BEREKET, Burhan DENİZ, Emine DENİZ, 2 yaşındaki Hülya DENİZ’i öldürdükleri, 11 yaşındaki Erdal DENİZ’i yaraladıkları ve Mehmet DENİZ ve Cumali BEREKET’in evini tamamen yaktıkları. (Kls: 11/Dizi: 13)

24) 13.08.1994 günü Elazığ İli Alacakaya İlçesi Halkalı Köyüne baskın düzenleyen 4 silahlı PKK elemanının tarlalarında çalışan köylüleri topladıkları ve hepsini yine köy sakinlerinden olan Mehmet TEMİZKAN isimli kişinin tarlasının içindeki söğüt ağacının yanında topladıkları, köylülere silahlı çete PKK’nın propagandasını yaptıkları, köylülerden Hüseyin ÖZGEN’i kendilerine ekmek getirmesi için köye gönderdikleri, sonra PKK elemanlarından birinin elindeki telsiz ile bir konuşma yaptığı, konuşmadan sonra herhalde aldığı emir uyarınca topladıkları köylüleri 2’şer sıra halinde dizdikten sonra köylülerin ellerinde bulunan saatlerle ceplerinde bulunan paraları topladıkları ve ellerindeki kaleşnikof silahlarla dizdikleri köylüleri taradıkları, Mehmet Zülfi ÖZGEN, Mehmet ÖZGEN, Ali ÖZDEMİR, Hüseyin BAKŞİ, Mehmet BAKŞİ. Ahmet ÇELİK, Mehmet ÇELİK, Hüseyin ÇELİK, Mehmedi GÜLŞEN. Mahmut GÜLŞEN’İ öldürdükleri, Hanifi ÖZGEN’i yaraladıkları, (Kils: 11 /Dizi:4)



b) Şehir Eylemleri

1) 25.12.1991 günü saat 13.00 sıralarında PKK elemanları Cemal TEKİN, Nevzat GÜNGÖR, Soner ÖNDER, Hüseyin BİLGE ve Çetin ARKAŞ’ın Bakırköy İlçesi İstanbul Caddesinde bulunan Çetinkaya Giyim Mağazasına molotof kokteyli ile saldırı düzenledikleri, mağazayı tutuşturdukları, mağarada bulunan Ahmet ÇETİNKAYA, Sezer BAKKAL, Merve Gül BAKKAL, Şaziye NADİR, Zübeyde NADİR, Hatice ÇELİK, Habire ÇELİK, Rezzan KIZILKIRMIZI, Seda KIZILKIRMIZI, Hasan DERVİŞOĞLU, Yaver AĞABEYLİ ve Şengül ARAS’ı yakarak öldürdükleri, 12 kişiyi de yaraladıkları, (Kls: 12/Dizi: 1)

2) 12.02.1994 günü PKK örgütü elemanları Cumali KARSU ve Enver ÖZER’in yedeksubay öğrenciler ve askerlerin geleceği saatte patlamak üzere ayarlanmış, zaman ayarlı bombayı Tuzla Tren İstasyonundaki çöp bidonuna yerleştirdikleri, eylem talimatını PKK elemanı Şerif MERCAN’ın verdiği, bombanın patlaması sonucu yedeksubay adayları İsmail KAYA, Osman BOZDAĞLIOĞLU, Murat TUNCEL, Ekrem OKUTAN, Cüneyt GÜDEN’in öldükleri, 16 askeri öğrenci ile 11 erin yaralandığı, (Kls: 12/Dizi:2)


c) Yol Kesme

1) 09.05.1990 günü Muş İlinden Bingöl-Genç istikametine giden 3005 sefer sayılı treni Yörecik Köyü yakınlarında durduran silahlı bir grup PKK elemanının tren görevlileri Mustafa TOPÇU, Mustafa ESKİMEZ ve Ziya ÇETİN’i trenden indirdikten sonra başlarına uzun namlulu silahlarla ateş ederek öldürdükleri, diğer görevliler Hüseyin ÖZGÜR, Yaşar ÇAVUŞ, Sait ERGUN’ün PKK elemanlarının elinden kurtularak kaçmayı başardıkları. (Kls: 10/Dizi:4)

2) 10.06.1992 günü Bitlis İlçesi Kokarsu Köyüne baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının Çubuk Mezrasıyla Sütlüce Mezrası arasında köye gitmekte olan 13 AV 223 plakalı minibüsü durdurduktan sonra içinde bulunan İbrahim IŞIKLI, Mehmet Ali ŞİLLİ, Mehmet ŞİŞMAN, Ahmet ŞİŞMAN, Hikmetullah DİKSİN, Abdullah ÖZBAŞ, Kemal ŞİLLİ, Mahmut ÖZER. Adil ŞİŞMAN, Mahmut GÜNEŞ, Abdülaziz TAŞOĞLU, Yaşar ALAYUMAT ve Mahmut ŞİŞMAN’ı kaleşnikof tüfeklerle tarayarak öldürdükleri, (KIls: 10/Diızi:8)

3) 09.10.1992 günü silahlı 8 PKK elemanının saat 15.40 sıralarında Gözlü Köyü yol ayırımına 1 Km. kala müsait bir yerde pusu kurdukları ve o saatte Sadettin DAYANA’nın sevk ve idaresinde Şirvan İlçesi Kayahisar Köyü istikametine gitmekte olan ECH 02 plaka Nolu minibüsü otomatik silahlarla taradıkları ve minibüste bulunan Han ARAL, Sadullah ERDOĞAN, Mehmet EPPAKNA ve Zaide ZEYREK’i öldürdükleri, Hayrettin DAYANA, İdris BULUNTEKİN, İskan BULUNTEKİN, Selahattin ZEYREK ve Mustafa ZEYREK’i yaraladıkları. (Kls:9/Dizi: 10)

4) 20.10.1992 günü Solhan İlçesi Hazerşah Köyü Aksakal Mezrası yakınlarında, 23 EA 355 plakalı otobüsün önünü kesen 3 PKK elemanının otobüste bulunan yolcuları indirdikten sonra aracı ateşe verdikleri ve kimlik tespitine başladıkları, bu sırada Abdurrahman PARLA isimli yolcunun kaçmak istemesi üzerine ellerindeki silahlarla bütün yolcuları taradıkları ve Mahmut KAYA, Sait ALIN. Hasan IŞIK, Ziya ÖZCAN, Mahmut ALP, Ali KAYA, Eşref İDE, Temür ÖZTAŞ, Abdullah İLKYAZ, Mehmet TUZ, Rabiya KARABEYESER. Hamit AKAR, Keje KAYA, Ömer ÖLMEZ, Abdurrahman GÜLTEKİN, Cevdet YILMAZ, Hüseyin ALACA, Selim İLHAN ve Ali DEMİR'i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 11)

5) 25.10.1992 günü saat 10.45 sıralarında Muş İlinden Elazığ İli istikametine jandarma timi muhafazasında gitmekte olan 2561 sefer sayılı posta trenine 229 km.deki tünel girişinde bir grup PKK elemanınca ateş açıldığı, ateşe ateşle karşılık verildiği, PKK elemanlarının önceden trenin raylarını sökmüş olmaları ve raylara patlayıcı madde yerleştirmeleri, trene de roketatarlarla saldırmaları neticesinde tren çeken olan 2 lokomotif ile güvenlik görevlilerinin içinde bulunduğu zırhlı vagon, 3 yolcu vagonu ve 5 yük vagonunun 25 mt. derinliğindeki Murat Nehrine yuvarlandığı, olayda tren makinistleri Şükrü oğlu 1934 doğumlu Ahmet YILDIRIM ile Hasan oğlu 1942 doğumlu Ali Osman DİLEKÇİ’nin öldüğü, 45 kişinin de muhtelif yerlerinden yaralandığı, (Kls: 10/Dizi: 10)

6) 10.08.1993 günü Genç İlçesi Ardıçdibi Köyü Soğan Mezrası yakınlarında yolun güneyindeki tepelere pusu kuran sayısı belirsiz PKK elemanlarının saat 18.00 sıralarında Çaytepe Köyüne yolcu taşımakta olan Ziya ÖZTÜRK yönetimindeki 12 AH 462 plaka Nolu minibüsü uzun namlulu silahlarla tarayarak Tahsin YOLDAŞ, Hamit ARTAR, Ziya ÖZTÜRK, Fevzi ÇABUK. Sait ARI, Gülten ÇAKIRCI, Zehra PEŞMEN ve Nurullah DİNSEVER ile (1) yaşlarında Salim oğlu Emrah ÖZER’i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 16)

7) 04.08.1993 günü Bingöl Solhan İlçesi, Bağönü Köyü Kordere mevkiinde 8-12 minibüsü durduran bir grup PKK elemanının araçlarda bulunan Şehmuz KARDAŞ, Mehmet ÜRÜN, Hasan YEŞİLDAG, Mehmet OZİL, Mehmet Salih KILIÇASLAN, Hasan KIZMAZ, Ferzende KARDAŞ, Aşur TURAN. Mirza BUGAN, Mehmet Zeki KARDAŞ. Hayrettin KARDAŞ, Seyfettin ÇETİN, Feyat ÜRÜN, Aydın UZUNKÖPRÜ, Seyfettin ÖZASLAN, Kıyasettin AKYOL’u silahla tarayarak öldürdükleri, (14) vatandaşımızı da yaraladıkları, öldürdükleri ve yaraladıkları şahısların paralarını aldıktan sonra olay yerinden uzaklaştıkları. (Kls: 10/Dizi: 12)

8) 18.09.1993 günü, Bitlis-Mut karayolunda Köyü Karçunbaşı mevkiinde 5-6 aracı durduran bir grup PKK elemanının araçta bulunanları indirip kimlik kontrolü yaptıkları ve GKK’ları ayırdıkları, bu sırada olay yerine doğru gelen 13 AN 823 plakalı minibüste bulunan GKK’ların durumu anlayarak PKK elemanlarına ateş ettikleri, bunun üzerine PKK elemanlarının da ellerindeki kaleşnikof silahlarla araçlardan indirdikleri şahısların üzerine rasgele ateş ettikleri, Menderes YAŞAR, Ali YALÇIN, Seneddin KANIK, Mehmet Sait ÇELİK, Sebahattin CEYHAN, Bedirhan UYANIK, Muzaffer ALTINKAYA ve Ali YALÇIN’ı öldürdükleri, ayrıca (14) kişiyi yaraladıkları. (Kls: 10/Dizi: 15)

9) 07.09.1994 günü Hakkari İli Çukurca İlçesi Köprülü Köyü yolunu kesen bir grup PKK militanının (10) adet otomobil, (1) minibüs, (1) jeep pikap, (1) adet kamyonu yaktığı, araçlardan indirdikleri Ahmet ACAR, Kasım EDİŞ, Nevzat EDİŞ, Hacı TEKİN, Necati YÜNLÜ isimli vatandaşları tarayarak öldürdükleri, (15) vatandaşı da kaçırdıkları, olay yerine intikal eden güvenlik görevlileri ile PKK grubu arasında sıcak temas sağlandığı, bu çatışmada da Çukurca İlçe Jandarma Komando Bölüğünde görevli Isparta İli Yalvaç İlçesi Cami Mahallesi nüfusuna kayıtlı 1967 doğumlu Erkan APALAK’ın silahla vurularak şehit olduğu, (Kls: 10/Dizi: 16)

10) 01.06.1995 günü Kozluk İlçesi Ulaşlı Köyü Tomurcuk Mezrası yakınlarında Kahveci-1 mevkiinde pusu kuran bir grup PKK militanın Ziyaret Beldesine doğru seyir halinde olan 01 EC 590 plaka nolu otobüsü kaleşnikof silahlarla yaylım ateşine tuttukları, PKK elemanlarının ateşi neticesinde şoför koltuğunun arkasındaki ikinci koltukta ve ön sol koltukta oturan kadınlardan Sevim KILIZKAN, Süheyla KANMAZ, Necla KOÇYİĞİT’i öldürerek olay yerinden kaçtıkları. (Kls:9/Dizi:2 1)

http://www.belgenet.com/dava/dava16.html


A-GENEL BİLGİLER

d) Ekonomik Hedeflere Saldırılar

1) 21.03.19 90 günü bir grup silahlı PKK elemanının önceden planladıkları şekilde Şark Kromları Ferro Krom Müessese Müdürlüğü elemanlarını taşıyan müesseseye ait araçların önüne pusu kurdukları, Palu İlçesi Kayaönü Köyü hudutları içindeki Küçükseri Tepesinde durdurdukları, müessese müdürü ile diğer personeli araçlardan indirdikten sonra şahısların arasından seçtikleri müessese müdürü Metin ÇAKIR, Bülent FİDAN, Orhan YELER, Fethi Mehmet BAKAR, Selim ŞAHİN, Aydın İNCEOĞLU, Hüseyin YEĞENOĞLU, Mehmet Zeki ÖZÇELİK’i silahlarıyla tarayarak öldürdükleri, müessese müdürlüğüne ait araçları yaktıkları, olay yerine PKK ve ERNK imzalı bildiri bıraktıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları, (Kls: 11/Dizi: 1)

2) 11.09.1992 günü saat 19.40 sıralarında ellerinde uzun namlulu silah, roketatar ve lav silahları bulunan PKK grubunun Kozluk İlçesi Yanıkkaya köyü yakınlarında bulunan Shell/Mobil Şirketi’ne ait Mobil 32 Nolu sondaj kuyusu ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına ait 103 Toplama Kampına baskın düzenlediği, 103 Toplama Kampında tanker kamyonu, jeneratör ve karavanı yaktıkları, Mobil 32 Nolu sondaj kuyusunda işçi ve mühendisleri ayırdıktan sonra her birinin üzerine tek tek ateş ederek, mühendisler Ahmet Hakan YILMAZ, Hakan BAYLA ve Mustafa YELKENCİ’yi öldürdükleri, Ahmet ŞENYİĞİT, Hasan ZENGİN, Mustafa OĞUL ve Ahmet ŞAHBİLMEZ’i yaraladıkları, (Kls:9/Dizi:9)

3) 23.10.1993 günü, 5 silahlı PKK elemanının Muhittin GÜÇ isimli şahsa ait 12 AE 308 plaka nolu kamyonu gasp ettikleri, gasp ettikleri kamyonun kasasında gizlenerek Kiğı Günlük Köyü yol ayrımındaki kil ocağına kadar geldikleri, kil ocağında araçtan inerek işçileri bir araya topladıkları ve üzerlerine yaylım ateşi açarak Özer ÇAKMAK, Sezgin BİNGÖL, Eşref YILDIZ, Mustafa Necati AKSAÇ, Ömer NAMA, Abdurrahman BAĞCI, Yusuf KILIÇ, Mustafa NAMA, Abdussemet AVCI ve Muhittin ÜSTÜNKAYA’yı öldürdükleri, Rıdvan ADA ve Yahya GÖÇER’i yaraladıkları. (Kls: 9/Dizi: 18)

4) 21.09.1996 günü saat 22.30 sıralarında Alacakaya İlçesi Etibank Şark Kromları Kef İşletmesine el bombası ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun özel güvenlik görevlileri Eyüp ÇELİK, Suat ÇETİN, Davut EŞ, Mansur SÖNMEZ ile Yılmaz GÜN’ü öldürdükleri, Müteahhit Etibank Şark Kromları İşletmesine ait iş makinaları, yazıhane ve yatakhaneleri tahrip ettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:5)



e) İntihar Saldırıları

1) 30.06.1996 günü saat 17.40’ta elbiselerinin içine bomba yerleştiren Zeynep KINACI isimli PKK elemanının Tunceli İli Cumhuriyet Meydanında bayrak merasimine katılan Merasim Kıtasının içine hızla daldığı ve evvelce vücuduna yerleştirdiği bombayı infilak ettirdiği, olayda PKK elemanı Zeynep KINACI’nın kendisi ile birlikte Astsubay Önder YAĞMUR, Er Celal ATIL, Er Yusuf YILDIRIM, Er İbrahim SEVER, Er Ahmet YAYMAN’ın öldürüldüğü, (Kls: 11/Dizi:12)

2) 17.11.1998 günü saat 09.00 sıralarında Yüksekova İlçesi İlçe Jandarma Komutanlığı önünde Van iline gitmek için hazırlanan askeri konvoy arasına giren Fatmi ÖZEN isimli PKK elemanının çantasına yerleştirdiği parça tesirli bombayı infilak ettirdiği, bombanın infilak etmesi sonucu Astsubay İrfan TÜRKER’in şehit olduğu, Jandarma Astsubay Uğur AKYOL, Astsubay Çavuş Adem CEYLAN, Mustafa DUGARLI ile Yüksekova ilçesinden İbrahim DİCLE ve Hüseyin KANAT’ın yaralandıkları, (Kls:10/Dizi: 19)


f) Öğretmen Katliamları

1) 14.04.1990 günü Elazığ Arıcak İlçesi Bükardı Köyüne gündüz saatlerinde silahlı baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının köyün ilkokuluna gittikleri, öğretmenleri bir odada topladıktan sonra öğretmenlerin eşlerini de getirdikleri, öğretmenlerin eş ve çocuklarını müdür odasına aldıktan sonra sınıflardan birine öğretmenleri ikişer ikişer oturttukları, bir müddet konuşma yaptıktan sonra silahlarıyla üzerlerine ateş ederek öğretmen Sebahattin KURTULUŞ, eşi Hikmet KURTULUŞ, öğretmen İzzet YÜKSEL, öğretmen Ahmet BEKAR ve öğretmen Bayram YEŞİL’i şehit ettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:2)

2) 23-24.06.1993 günü gece saatlerinde Tunceli İli Meşeyolu Köyüne gelen silahlı bir grup PKK elemanının köy ilkokulu lojmanlarında kalan okul Müdürü Hamza ÇETİN ile Okul Öğretmeni Erkan AYDIN’ı kaleşnikof silahla ateş etmek suretiyle öldürdükleri, okul lojmanlarından birini ve okulu tamamen yaktıkları, bir lojmanı da tamamen tahrip ettikleri, (Kls: 11/Dizi:7)

3) 07.10.1993 günü saat 17.50’de Tunceli İli Pertek İlçesi Pirincik Köyüne gelen 5 silahlı PKK elemanının köy okuluna 15 mt. mesafede olan bekar öğretmenlerin kaldığı lojmana girdikleri, konuşmak için geldiklerini söyleyerek öğretmenleri bir odaya topladıktan sonra evli öğretmenleri, okul müdür yardımcısı ve okul müdürünü de girdikleri lojmana çağırdıkları, okul müdürü o sırada bir başka köyde hasta ziyaretine gitmesi sebebiyle bulunamadığı, diğer evli öğretmenler ve okul müdür yardımcısının bekar öğretmenlerin kaldıkları lojmana geldikleri, PKK elemanlarından biri öğretmenlere 5 dakika kadar süren bir konuşma yaptıktan sonra okul müdür yardımcısı Ali Galip TUTAR'ı ekmek almak bahanesiyle 2 PKK elemanının nezaretinde evine gönderdikleri, Ali Galip TUTAR'ı gönderdikten 5 dakika sonra kalan 3 PKK elemanının kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla odada kalan öğretmenleri yaylım ateşine tuttukları, öğretmenler Fevzi KATAR, Taşkın ŞENGEN, Ünal ATLI, Orhan BAKIŞ’ı öldürdükleri, Cemal ÜNLÜ’yü ağır yaraladıkları. (Kls: 11 /Dizi:9)

4) 11.09.1994 günü saat 22.15 sıralarında kalabalık bir PKK grubunun Tunceli İli Mazgirt ilçesi Darıkent Beldesine baskın düzenlediği, beldede bulunan Jandarma Karakolu’nu yoğun ateş altında etkisiz hale getirdikten sonra beldenin PTT ve belediye binalarına, sağlık ocağına girdikleri, PTT binasında bütün eşya ve evrakı yaktıkları, belediye binasının bütün kapı ve pencerelerini kırdıkları, sağlık ocağı içinde yangın çıkardıkları, ocakta bulunan sağlık malzemelerini aldıkları, Darıkent Beldesi İlköğretim Müdürlüğünde görevli öğretmenler Ali İhsan ÇETİNKAYA, Metin KAYNAR, Buminhan TEMİZKAN. Mustafa KARINCA, Rüstem ŞEN ve Vedat İNAN’ı evlerinden çıkardıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, sağlık memurları Mesut DEMİRTAŞ, Kazım KILIÇ ve Hüseyin VURAL’ı kaçırdıkları, ilköğretim okulunun bir kısmını yaktıkları (Kls: 11/Dizi: 10)


g) Turizme Yönelik Saldırılar

1) PKK elemanları Sakine DONMEZ ile Atilla KAYA’nın, örgütün Ege Bölgesinde turistlere yönelik bombalı eylem yapma kararı alması üzerine önceden hazırlanan ve yanlarına verilen 5 adet zaman ayarlı savunma tipi el bombasıyla turist görünümünde Fethiye’ye geldikleri, Fethiye’de Çoban Pansiyonu’na yerleştikten sonra 21.06.1994 günü Yat Limanı yanındaki Çay Bahçesinde önceden meyve suyu kutusu içine yerleştirdikleri zaman ayarlı el bombasını naylon torbayla oturdukları masanın demirine astıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları, bombanın patlaması sonucunda çay bahçesinde bulunan içlerinde 7’si Alman ve İngiliz vatandaşı turist olan 13 kişinin yaralandığı, (Kls: 15/Dizi:2)

2) Fethiye İlçesindeki eylemi gerçekleştiren Sakine DÖNMEZ ve Atilla KAYA’nın ertesi günü Marmaris ilçesine gittikleri, 22.06.1994 günü saat 14.30’da Atilla KAYA’nın Belediye Halk Plajı’ndaki, Sakine DONMEZ’in Abdi İPEKÇİ Parkı’ndaki çöp bidonlarına zaman ayarlı el bombalarını yerleştirdikleri, çöp bidonlarına konan bombaların infilak etmesi sonucu parklarda bulunan 11 kişinin çeşitli yerlerinden yaralandık1arı, yaralananlardan 4’ünün İngiliz vatandaşı turist olduğu, Joanna GRIFFITHS isimli yaralı İngiliz turistinin sonradan aldığı yaralar sebebiyle öldüğü, (Kls:15/Dizi:2)

3) 17.09.1995 günü saat 09.55’te PKK elemanları Mehmet Nuri ÖZEN, Hasan AŞKIN ve Fesih YAVAŞ’ın izmir Gaziemir’deki TANSAŞ Mağarasının çok yakınında bulunan çöp bidonuna yerleştirdikleri saatli bombanın patlaması sonucu Muzaffer YILDIZ, Veli EREFE, Sefer AĞLAR, Selami SAYILIER, Nadir SAKALLIOĞLU’nu öldürdükleri, 28 kişinin yaralandığı, çevrede bulunan ağaçların hasar gördüğü, Mehmet Nuri ÖZEN ve Hasan AŞKIN’ın Yunanistan’da Atina’ya 5-6 saatlik mesafesi olan Yunan Devletinin himayesindeki PKK Kampında askeri eğitim gördükleri, eğitimlerini bilhassa bomba yapma üzerinde yoğunlaştığı, eğitimlerinin bittiği 1995 yılı ağustos ayı ortalarında kamp sorumlusu Yılmaz-Zuhal (K) tarafından İzmir’deki turistik tesislere eylem düzenlemek üzere Hasan AŞKIN’la birlikte Türkiye’ye gönderildikleri, Türkiye’ye gönderildikten sonra arkalarından gelen Doğan (K)la birlikte eylem düzenlemeye elverişli yerleri araştırdıkları, Gaziemir’deki TANSAŞ Mağazasına turistlerin ve askerlerin de geldiğini tespit ettikten sonra burada eylem yapmayı kararlaştırdıkları, TANSAŞ Mağazası yanındaki bombayı Doğan (K)’la birlikte hazırladıkları, hazırladıkları bombayı Hasan AŞKIN’ın çöp bidonuna yerleştirdiği, bombayı yerleştirmek için olay yerine Feshi YAVAŞ’la birlikte geldikleri. (Kls: 13/Dizi:3)


h) Askeri Birliklere Saldırı

1) 3/118 Jandarma Sınır Tabur Komutanlığı 9. Bölüğe bağlı ve Andaç Köyü Serin Mahallesinde konuşlandırılan Serin Jandarma Takımına 25.10.1985 günü gece saatlerinde silahlı baskın düzenleyen 50-60 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun Jandarma erlerinden Ahmet BURSA, İsmail DEMİRBAŞ, Halis ARINIĞ, Ali TÜRKER, Nihat ÇELEBİ, Beytullah ALIÇ, Ömer KARA, Celal ÇAMBEL, Ramazan ÇELİK’i şehit ettikleri, Nihat EMİROĞLU ve Muammer KAFKAS’ı yaraladıkları, şehit ve yaralıların silah ve mühimmatlarını da gasp ettikten sonra gece karanlığından da yararlanarak olay yerinden uzaklaştıkları, (Kls: 10/Dizi:2)

2) 04.08.1991 günü saat 04.30 sıralarında Hakkari İli Şemdinli İlçesi hudutları içinde bulunan 1/118 Sınır Tabur Komutanlığına bağlı Samanlı Karakolu’na baskın düzenleyen 150-200 kişilik bir PKK grubunun, karakolda görevli Jandarma Onbaşı Bekir ÖZAYDIN, Er Sedai ÖZER, Er Hasan TARIM, Er Yüksel KARACA, Er Mustafa HİÇYILMAZ, Er Mustafa GEDİK, Er Durak AÇIKGÖZ, Er Sait Ahmet APAK, Er Erdal ÇOBAN, GKK Baki YALÇIN’ı şehit ettikleri, 7 eri kaçırdıkları, toplam 9 subay, astsubay ve eri yaraladıkları, (Kls: l0/Dtzi:5)

3) 25.10.1991 günü saat 04.45 sıralarında 10. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığına baskın düzenleyen ve 200 kişi oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun, Sınır Bölük Komutanlığının emniyetini sağlamak için tepelerde mevzilenmiş timlerinde görevli erler Necati ÇİÇEK, Mehmet ÜNAL, Duran OKÇU, Ali AKDOĞAN, Savaş GEDİK, Ali ERDOĞAN, İdris DEMİRTAŞ, Yılmaz KABAK, Ali ERDEM, Hasan YAĞLIGİRDİ, Necdet AYHAN, Cengiz SABUNCU, Hüseyin ALBAŞGİL, İsmet ÖZDEMİR, İsmail AKDUMAN’ı şehit ettikleri, Asteğmen Bilal ÇAKIRCALI; Çavuş Feyyaz BİLGİÇ, Erler İlhan ÜNALAN, Hasan KARASAKAL. Mahmut GÖKALP, Salih DEMİR, Habip KOÇER, Bayram SELEK, Faruk GÜNEY, Sadık KOCA’yı yaraladıkları, (Kls: lO/Dizi:7)

4) 24.05.1993 günü kalabalık bir silahlı PKK grubunun Bilaloğlu Köyü yakınlarında Çevrimpınar yol ayırımında Elazığ-Bingöl karayolunu kestikleri, durdurdukları araçlarda bulunan yolcuları indirdikten sonra izinden dönen ve kıtalarına gitmekte olan erbaş ve erler Ramazan AKKAYA, Mehmet ÖZTÜRK, Ertan KAÇAR, Hüseyin ÇELİK, Mustafa YILMAZ. Nihat ODABAŞI, Ercan ÇOBANOĞLU, Uğur BOZACI, İbrahim ERTAN, Hasan GÜLTUTAN, Haydar ASLAN, Mevlüt ÖZKAN, Şenol CANSIZ, Aydın KUZEY. Mustafa KOÇANOĞLU, Mustafa SARIGÖZ, Cavit YAMAN, Ali ARAR. İlyas UYAR, Murat MENTEŞ, Ahmet ARAR, Hilmi ŞAHİN, Şeref TAY, Adem ZÖNGÜR, Baki UMUTLU, Murat ELİBOL, Mehmet TURA, Ahmet APAK, Hikmet ÖZDEMİR, Turgut ERGUL ile öğretmenler Mehmet BİROL, Abdullah KABA, Selahattin ASLAN ve Güzel DOĞAN, Sisi ÖZDEMİR, Erdal AKBAŞ isimli vatandaşları şehit ettikleri, (Kls:9/Dizi: 14)

5) 15.09.1993 günü Van İli Çatak ilçesi Kanalga Karakoluna baskın düzenleyen kalabalık bir grup silahlı PKK elemanının, karakolu korumak için 2 km. mesafedeki 2053 rakımlı tepe ile bu tepenin kuzeyindeki rakımsız tepede pusuya yatan timlerde görevli Uzman Jandarma Çavuş Mete SARAÇ, Jandarma Onbaşı Yılmaz GÖKÇEN, Jandarma Onbaşı Ramazan ÇAKIR, Jandarma Onbaşı Murat ÖZÇELEBİ, Jandarma Er Selahattin TOKAT, Jandarma Astsubay Çavuş Ali UĞUR, Jandarma Er Cuma YILDIZ, Jandarma Er Satılmış TAŞDELEN, Jandarma Er Zeki CANER, Jandarma Er Muammer KARACAER, Jandarma ER Ali ÇAKIR, Jandarma Er İhsan AVŞAR’ı şehit ettikleri ve silahlarını gasp ettikten sonra kaçtıkları, (Kls:10/Dizi:14)

6) Eruh Dağdöşü Köyünde konuşlanmış bulunan Jandarma Komando Bölüklerinin emniyetini sağlamak amacıyla çevreye çıkardığı timlerine 09.11.1994 günü saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun, timlerde görevli komando erler Fahrettin ENGİN, Atilla ÖZTÜRK, Veli KARA, Halim ÇİMEN, Mehmet ÖZEN, Ayhan ÖZAY, Şamas AYTAÇ, Muharrem ÇAKIR, Kurabey YILDIRIM, Yaşar SOYTÜRK, Faik ALKAN, Ercan AYGUN, Erol KAKIŞIN, Cevahir ÇELİK, Mustafa ALTINTAŞ’ı öldürdükleri, 13 komando erini de yaraladıkları, (Kls:9/D izi: 20)

7) 15.06.1995 günü saat 23.00 sıralarında Şemdinli ilçesi Ortaklar Köyü hudutları içinde bulunan Jandarma Karakoluna baskın düzenleyen 400 kişilik silahlı PKK grubunun karakolda görevli jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Ekrem KAYAR, Jandarma Astsubay Çavuş Vedat ÖZAYAR, Jandarma eri Ali ÇELİK, Jandarma Eri Engin ÇİL, Jandarma Eri Halil TATLI, Jandarma Eri Ali AKYOL, Jandarma Eri Hasan ÇELİK, Jandarma Eri Arif MEYDAN, Jandarma Eri İrfan ÖNCEL, Jandarma Eri Sadık ŞİŞMAN, Jandarma Eri Mehmet ÇADIRCI, Jandarma Eri İlimder ATASOY, Jandarma Onbaşı Ali SIJYABATMAZ, Jandarma Eri Mehmet DEMİR, Jandarma Eri Mehmet ÖZTÜRK’ü şehit ettikleri; Jandarma erleri Mehmet SIKILGAN, İsmail BAŞARAN, Hakan PUSAT, Ramazan ÇELİK, Tuncay KAVAKLIOĞLU’nu kaçırdıkları, Jandarma Erleri Halil KAYACI, Şahin KILIÇ, Yavuz KIRMIZIYÜZ, İrfan TOPÇUOĞLU, Hulusi ERDOĞAN, Özkan ADIŞANLI’yı yaraladıkları, (Kls: 10/Dizi: 18)

a) Olay zaptı tutanakları kapsamları,

b) Olay yeri krokileri,

c) Otopsi ve ölü muayene tutanakları kapsamları,

d) Görgü tanıkları ifade tutanakları kapsamları,

e) Olayı gerçekleştiren sanıklarla ilgili iddianameler,

f) Bazı sanıklarla ilgili onanlı mahkumiyet hükmü kararları kapsamları gibi delillerden anlaşılmıştır.

Yukarıda anlatılan eylemler, insan hayatını hedef alan terör eylemleridir. Bu eylemler, iddianameye rasgele alınmıştır. PKK elemanlarının gerçekleştirdiği binlerce eylemin tamamı bu niteliktedir ve yukarıda da belirtildiği gibi insanlık aleyhine işlenen, toplu kıyıma yönelik olan terör eylemleridir.

PKK bir terör örgütüdür. PKK’nın bir terör örgütü olduğu, belgelerle de sabittir.

26-30 Ekim 1986 günlerinde Lübnan’daki Mahsun Korkmaz Akademisi’nde yapılan PKK’nın III. Kongresi’nde kabul edilen 30.10.1986 tarihli ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı sözde Askerlik Kanununda;

"Yüzyıllardır ülkemiz ve halkımız üzerinde egemenlik sürdüren Türk sömürgeciliği, gerici zorunu dayatıp ülkemizi bir cephanelik, insan potansiyelimizi ise kendi amaçları doğrultusunda bir savaş aracı olarak günümüze kadar kullanmıştır... Bu yapıyla şiddetli bir savaş içinde doğup gelişen devrimci önderlik, bu gerici yapıyı parçalayarak geliştirdiği ulusal kurtuluş hareketini bugün ileri boyutlarda gelişen ulusal kurtuluş savaşının yürütülmesi için halk ordusunun inşası düzeyine getirmiştir. Bu nedenle bugün bağımsızlık ve özgürlük için savaşmak Kürdistan’da tek onurlu yaşam biçimidir. Bu gerçekler doğrultusunda....onurlu her Kürdistan’lının gücünü ordu gücüne dönüştürmesi ve orduyla birleştirmesi zorunludur....

Kanun hükümleri şunlardır;

1. Değişik yaş ve cinsiyetten her Kürdistan’lı yurtsever.., gönüllü olarak Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu birliklerine katılmayı ve savaşmayı görev bilmelidirler.

2. ...her Kürdistan’lı... ulusal kurtuluş savaşına maddi ve manevi destek vermekle yükümlüdür.

3. 18-25 yaşlar arasındaki her Kürdistanlı erkek, Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşmak üzere Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusuna katılmak....zorundadır.

EK MADDE: ...orduya katılması için çağrının bildirilmesine rağmen, buna uymayan kişilere yönetmelikteki ordudan kaçma hükümleri uygulanır..." maddelerine yer verilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

Yine “Kürdistaıı’da Yargılama Esasları” Başlıklı 30 Ekim 1986 Kürdistan Kurtuluş Cephesi imzalı belgede;

"...Kendisini kanıtlayan bu meşruiyete göre bugün Kürdistan’da suçlar ve cezaları şöyle belirlenir;

1. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı Türk sömürgeciliği ile doğrudan birlik, ona işbirlikçilik, uşaklık, ajanlık, milislik, muhbirlik vb. yapmak bu ülke ve halk karşısında açık ihanettir ve ihanetin cezası da ölümdür.

2. “Komünist, devrimci, yurtsever, milliyetçi” vb. sıfatları kedine takıp gerçekte bunların gereklerini yerine getirmemek, bunların yerine siyasal ikiyüzlülük, teslimiyetçilik, işbirlikçilik... böylece Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı olmak, ona karşı mücadele etmek, onun gelişimini engellemeye çalışmak.... maskeli olarak Türk sömürgeciliğine hizmet etmek... siyasal görünümlü bir ihanettir. Bu tür ihanetin cezası onca uyarı ile vazgeçirmeye çalışmak, örgütsel yapıları dağıtmak, bunlara rağmen devam ettiğinde ise ölümdür.

3. Türk sömürgeciliğine karşı mücadele etmemek. direnmemek, ulusal kurtuluş mücadelesine katılmamak, madden ve manen desteklememek. ...dolaylı olarak sömürgeci egemenliğe hizmet etmek ve ülke halk kurtuluş davası karşısında suçlu duruma düşmek demektir. Bu suçlara karşı bilinçlendirme ve ikna faaliyetleri ile mücadeleye hizmet eder hale getirmek için çalışarak uyarmak, bu çabalara rağmen süren bu hale karşı uygun biçimlerde ve vatandaşlığın bir gereği olarak para, başka maddi değer, devrimci görevlerde zorla çalıştırma vb. cezalar verilir.

EK MADDE: Bu kanun pratikte ERNK Komiteleri, örgütleri ve silahlı kuvvetleri uygular” denilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

‘Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Vergilendirme Fişidir’ başlıklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Temsilciliği imzalı ERNK Marmara Temsilciliği Mühürlü belgede;

“Sayın ..........

Sömürgeci faşist Türk Devletine karşı yürütülen Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımımız... tüm şiddetiyle gerilla savaşı tarzında ve daha yüksek boyutlarda gelişip devam etmektedir. Savaşımızın gelişip daha da yaygınlaşması beraberinde maddi masraf ve ihtiyaçlarını da getirmektedir. Bu nedenle gerilla savaşımızın maddi yönden de desteklenmesi hali vakti yerinde olan her Kürdistanlının vazgeçilmez temel birer insanlık borcudur... Birer namus ve şeref borcu olan bu görevin yerine getirilmemesi halinde sözü edilen kesimlerin can ve mal varlıklarına yönelinecektir. Bu ulusal kurtuluş cephemizin yargı sisteminin bir gereğidir. Bu nedenle sizlerinde elinden gelen... süre içerisinde yardım yapmanız uygun görülmüştür... Not: Düşmana haber verildiği takdirde gelişecek olaylardan sorumlu değiliz.” sözlerine yer verilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

Dosyada mevcut;

1- Askerlik Kanunu Başlıklı 30.10.1986 tarihli ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı,

2- “Kürdistan’da Yargılama Esasları” başlıklı ve 30 Ekim 1986 Kürdistan Kurtuluş Cephesi imzalı,

3- “Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Vergilendirme Fişidir” başlıklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Temsilciliği imzalı ve ERNK Marmara Temsilciliği mühürlü, belgelerle sabittir.

Halkın canıyla malıyla tehdit edildiği bu belgeler de PKK’nın terörist bir örgüt olduğunu gösterir.

Abdullah ÖCALAN sorgusunda;

“1991-1993 yılları arasında bölgedeki müteahhitlerden yüzde itibariyle miktar örgüte gelir adıyla paralar alınmıştır. Müteahhit firmalar, örgütün gücünü kullanarak ihale aldıklarında biz de onun üzerinden bir gelir temin etmekteyiz. Bunlardan Halis TOPRAK, fabrika yapımına başlayınca, bizimkiler ondan eğer burada fabrika yapacaksan, çalıştıracaksan bir ücret vermek zorundasın. Yeni örgüte bir bedel vereceksin demişler ve ondan ücret almışlardır. Miktarını bilemiyorum. Bölgelerdeki elemanlarımız tahsil etmişlerdir. Ali Rıza SEPTİOĞLU’nun ailece işlettiği taş ocakları vardır. Keza bundan da bölgesel örgütümüz örgüt adına ücret almıştır. Miktarını bilemiyorum. Keza Ceylan Holding Şirketinden bölgesel birimlerimiz para tahsil etmişlerdir. Miktarını bilemiyorum. Bu para alma usulü bölgemizde yaygındır. ...Bunun dışında ismini bilemediğim çok sayıda iş adamından da para temin edilmektedir... Ayrıca sınır boylarında örgüte ait Gümrük Birimleri adı altında oluşumlar vardır. Paraları bunlar tahsil etmektedir...'' şeklinde beyanlarda bulunmuştur. (Kls:1 /Dizi:43-78/Cumhuniyet Savcılığı Sorgu Zaptı, Sayfa 18).

PKK çeteleri tarafından vahşice katledilen sivil vatandaşlarımızın çoğunluğu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde yaşayan vatandaşlarımızdır. GKK’ların yaşadığı köyler bilhassa PKK çetelerinin hedefi olmuştur.

Sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda;

1987 yılından itibaren Olağanüstü Hal ve GKK Sisteminin ihdas edildiğini, bu sebeple 1987 yılından sonra GKK’ların da hedefleri arasında olduğunu söylemiştir. Ancak, GKK’ların aileleri, çocukları ve yakınları da PKK çetelerinin hedefi olmuştur. Yukarıda yer ve zaman verilerek anlatılan terör olaylarında görüldüğü gibi PKK çeteleri GKK’ların ailelerini, kundaktaki çocuklarını katletmiş, evlerini yakmışlardır.

GKK’lar, Abdullah ÖCALAN ve PKK’nın ideoloji ve propagandasının mesnetsiz ve yalan olduğunu, PKK’ya karşı çıkarak en açık şekilde gösteren Kürt asıllı vatandaşlarımızdır. Bu sebeple PKK çeteleri en büyük katliamlarını bilhassa GKK’ların yaşadığı köylerde gerçekleştirmişlerdir.

PKK elemanlarının kadın erkek ayırımı yapmaksızın 30 kişiyi katlettikleri, 20.06.1987 günü gerçekleştirilen Pınarcık katliamı ile ilgili olarak baskına katılanlardan Alaattin KANAT;

“...Bu köye koruculuk sistemini kabul ettiği için eylem yapılmasına karar verilmiştir.” şeklinde beyanda bulunmuştur. (Kls: 16/Dizi:2)

GKK’ları, ailelerini, çocuklarını ve bütün varlıklarını PKK yönetimi ve bizzat Abdullah ÖCALAN hedef göstermiştir.

PKK’nın 1994 yılında yapılan III. Ulusal Konferansı’nda GKK’lar eylem hedeflerinden biri olarak seçilmiştir.

Yine PKK’nın V. Kongresinde GKK’ların aileleri ile birlikte imha edilmesi karar altına alınmıştır.

PKK’nın yayın organı Serxwebun dergisi Şubat 1993 sayısında Abdullah
ÖCALAN;

''..Kurtuluş güçlerimizin en önemli hedeflerinden birisi de koruculuğu tümden tasfiye etmektir. Bu başarıldığı takdirde düşmana tamamen yenilgi psikolojisi hakim olacaktır” demiştir. (Kls: 14/Dizi:7)

18.06.1996 günlü MED-TV’de yayınlanan Panel programında;

“Önümüzdeki aylar sıcak geçebilir... Bu ara, koruculardaki çözülme vardır. Özellikle Batman’daki korucuların... Sonlarını getirmemelerini diliyorum. Onlara yönelik de bir af çağrımız vardır. İlişkilerini geliştirirlerse bizimle, onları olduğu gibi güneye de çekeriz. Ve gerilla saflarına da alırız. Hiç çekinmelerine gerek yoktur. Ayrıyeten savaşta da üzerimize gelmezlerse. onları hedeflemek gibi bir durumumuz olmayacaktır. En azından ateş etmezlerse biz de kendilerine yönelmeyeceğiz. Ama çok azılı olan üzerimize gelenlerin de bu halk içinde asla yerinin olmayacağını, asla affedilmeyeceklerini bilmeleri gerektiğini vurguluyorum.” (Kls:37/Dizi: 15)

Yine 01.03.1998 günlü MED-TV’de yayınlanan Panel programında;

“Önümüzdeki yıldaki savaşa biz kendimizi ağır ağır hazırladık, biz savaş yapacağız, korucular gerillanın üzerine gelmesin, ihbarcılık yapmasınlar, büyük suç işlemezlerse biz onların ailelerine dokunmayız, evlerine dokunmayız. Hatta onların canlarına da dokunmayız, ama çok açık bir şekilde bizim üzerimize gelirlerse, ihbarcılık yaparlarsa, bunlar tasfiye olurlar. Şimdi olmazlarsa yarın olurlar. Belki, kendiliğinden olmazlarsa çocukları, karıları kötülüğün içinde kalırlar. Ben onların çocukları ve karıları için söylüyorum: Önümüzdeki savaş çok ağır olacak, binlercesi belki ölür. Bunun için ben diyorum ki, bu zararlı işten bütün korucular kendilerini uzak tutsunlar” şeklindeki sözleriyle köy korucularına gözdağı vermek istemiştir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut belgeler,
b) Emanette kayıtlı Abdullah ÖCALAN’ın MED-TV’de yaptığı konuşmaların zapdedildiği video kaset içeriği,
Gibi delillerle sabittir.

01.03.1998 günü MED-TV’de yaptığı konuşma Abdullah ÖCALAN’ın daha başlangıçta, GKK’lar ile birlikte korucuların ailelerini, ismi konmamış çocuklarını, barındıkları evlerini ve yakınlarını da PKK çetelerine hedef gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Okullar, sağlık ocakları, kil ocakları, maden işletmeleri, sondaj kuyularında çalışanlar da PKK çetelerinin hedefi olmuştur.

Yukarıda verilen emsal olaylarda görüldüğü gibi; okullar yakılmış, okul öğretmenleri öldürülmüş, hiçbir şeyden habersiz kil ocağında çalışan işçiler, bölgede açılmış sondaj kuyularında. maden işletmelerinde çalışan mühendisler, PKK çetelerince kurşuna dizilmiştir.

GKK’larla birlikte öğretmenler, işçiler, bölgede çalışan mühendisler de Abdullah ÖCALAN ve PKK yönetimi tarafından hedef gösterilmiştir.

PKK’nın 1994 yılında yapılan İli. Ulusal Konferansı’nda Türkiye Cumhuriyetinin eğitim ve kültür kurumlarının tasfiye edilmesi, turizm ve maden işletmeleri eylem hedefleri olarak tespit edilmiş, PKK’nın V. Kongresi’nde de suikast eylem stratejisinin bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple. yukarıda anlatılan emsal olaylarda olduğu gibi öğretmenlere işçiler, bölgede çalışan mühendisler PKK çetelerinin hedefi olmuş, öğretmenler, mühendisler kurşuna dizilmiş, okullar yakılmıştır.

21.06.1988 günü Lübnan Bekaa Vadisi’nde silah eğitimi gören PKK elemanlarına yaptığı konuşmasında Abdullah ÖCALAN;

“Siz o sıcak savaşın içinde dehşet olacaksınız, fırtına olacaksınız. Başka, siz esemezsiniz, kurtarmazsınız durumu...” dediği anlaşılmaktadır. (Kls:37 / Dizi:1 5)

13.02.1993 günü PKK’nın 1993 yılı hedefleriyle ilgili yaptığı konuşmasında;

Ülkemizin güneyinde savaş değişik biçimlerde daha da sürdürülecektir... Gerillamız şimdi 5 bin-10 bin civarında ise, eğer herkes planına bağlı kalırsa, doğru savaşın tarzı ile karşılık verirse 50 bine fırlar... Her köyü bir direniş kalesi haline getirtebiliriz. Her kent bir Serhildan biçiminde kaynar. Bütün bunlar hedeftir. Plan hedefindedir ve yöntemleri de bellidir. En hainini amansız tepelemekten tutalım, tarafsızlaştırması gerekeni tarafsızlaştırmaya, bir parayı kazanılacak olandan tutalım, bir ruh ile kazanmaya kadar herkese uygun yöntemlerle yaklaşınız. Bunlar çalışma tarzıdır. Taktik de düşmanının bir taburunu imha etmekten tutalım, bir tugayını bile içinden dışından kuşatmaya alıp tasfiye edebiliriz... Yakmadık köy bırakmayız. Bütün bunlar taktik plan hedeflerimiz dahilindedir...” sözleri açıklanmaya çalışılan durumu doğrulamaktadır. (Kls:37/DİZİ 15)

14.04.1998 günü MED-TV’de yaptığı konuşmasında;

“Şimdi bizim pek turistler hedeftir demeyeceğim ama, şüphesiz Türkiye’de bir savaş var. Özel turist hedefleri diye bir hedef yok, fakat ekonomi de hedeftir tabi ve bu arada turizm ekonomisi de hedeftir. Turist demiyorum, dikkat edin turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste zarar vermemeyi de biraz gözönüne getirerek şüphesiz bazı adımlar atarız. Bu günlerde bunun arayışı içindeyiz.” mesajının anlamı terör estirmektir. (Kls:37/Dizi: 15)

10.07.1998 günlü MED-TV’de yayınlanan Vedat AYDIN'ı anma programındaki konuşmasında;

“Özellikle şehirlere yönelik eylem taktiklerini fazla dayatmadık ama, sanırım belli bir müddet bu yönlü gelişmeler de ortaya çıkabilir. Daha çok gerillayı kırsal alanda geliştirmekle birlikte kent ağırlıklı hareketleri de geliştirecek kapasitemiz var. O kapasiteyi geliştiriyoruz. Sanırım gerekebilir de, çünkü kendilerini rahat hissettiklerini düşünüyorlar. Başta turizm olmak üzere ekonomik hedefler bizim rahat dolaşabileceğimiz hedeflerdir...” açıklaması yeni hedef belirlemesinin delilidir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut belgeler,
b) Emanette mevcut sanık Abdullah ÖCALAN’ın yaptığı konuşmaların zapdedildiği video kaset.
Gibi deliller sanığın amacını ve hedeflerini ortaya koymaktadır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın yukarıya alınan konuşmalarının, talimatlarının muhatabı silahlı PKK çeteleridir. Silahlı PKK çeteleri. Abdullah ÖCALAN’dan aldıkları talimat uyarınca rastgele gerçekleştirdikleri terör eylemleriyle, gerçekten dehşet olmuşlar, etrafa dehşet ve korku salmışlardır. Köyde, kentte PKK otoritesini kurmak için amansız davranmışlar. Abdullah OCALAN’ın tabiriyle tepelemişler, köyleri yakmışlardır. Abdullah ÖCALA.N’ın talimatında geçen: “herkese uygun yöntemle yaklaşma” öldürmek ve yakmaktır, yani terördür. Terör eylemleriyle dehşet yaratmak Abdullah ÖCALAN’ın PKK’ya verdiği yegane taktiktir.

PKK, bir terör örgütüdür. Abdullah ÖCALAN MED-TV’de yaptığı konuşmasında;

"...Özel turist hedefleri diye bir hedef yok, fakat ekonomi de hedeftir tabii ve bu arada turizm ekonomisi de hedeftir. Eğer işler daha da kızışırsa, şüphesiz bu tip hedeflere insan demiyorum, turist demiyorum, dikkat edin turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste zarar vermemeyi de biraz gözönüne getirerek şüphesiz bazı adımlar atarız. Bu günlerde bunun arayışı içindeyiz.’ demiştir. (Kls:37/Dizi: 15)

Ancak, PKK elemanları Türk turizmine zarar vermek için doğrudan insanı hedef almıştır. Marmaris İlçemizde turistlerin uğradığı bir parkta bulunan masa altına, Fethiye İlçemizde turistlerin gezindiği kordon boyunda bulunan çöp sepetine bomba yerleştiren Sakine DÖNMEZ ile Atilla KAYA isimli PKK elemanlarının hedefi, doğrudan doğruya insandır. Sakine DÖNMEZ ve Atilla KAYA’nın gerçekleştirdiği bu eylemlerde Fethiye Kordon boyunda gezinen bir turist ölmüş, 20’den fazla insan yaralanmıştır. Doğrudan insanı hedef alan bu eylemler. terör eylemleridir.

Tamamen bir terör örgütü olan PKK, Türkiye’yi kendisiyle diyalog kurması için yine bir terör örgütüne yakışır bir biçimde tehdit de etmiştir.

27.11.1996 günü PKK’nın 18. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle Belçika Kürdistan Komitesi tarafından Brüksel şehrinde bulunan Uluslararası Basın Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında, örgüt mensuplarının Türkiye’nin Kürt Meselesi ile ilgili politikalarının değiştirilmemesi halinde intihar saldırısı eylemlerinin yeniden gündeme gelmesinin kaçınılmaz olduğu tehdidinde bulunmuştur. (Kls: 14/Dizi: 115-16-17)

a) Dosyada mevcut Belçika’da yayınlanan 28.11.1996 tarihli gazetede yayınlanmış habere ilişkin fotokopi.
b) Yunanistan’da yayınlanan Avgi Gazetesinin 28.11.1996 tarihli nüshasında yer alan haber fotokopisi gibi delillerle sabittir.

Aynı tehdidin;
Aralık 1996 günlü Serxwebun Dergisi’ne beyanat veren Abdullah ÖCALAN tarafından;
''...Kentlere ineceğiz, kent çatışmaları başlayacaktır. Neye mal olursa olsun bir otobüse binmek zor değildir, bir uçağa binmek zor değildir, yine bir trene binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var... (Kls: 14/Dizi: 10)

21.03.1997 tarihli MED-TV yayınında;
“Şunu açıklıkla belirtelim ki, askeri hazırlıklarımız hiçbir döneme kıyaslanmayacak kadar ileri bir düzeydedir. İster şahsi intihar eylemleri içinde olsun, ister çok etkili küçük yerlere sızmak... şehirler de buna dahildir, çok önemli askeri birlikler de buna dahildir, çok geniş tahrip gücüyle eylem düzenleme imkanları da var"
Sözleri, militanlarına vermek istediği talimat niteliğindedir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisi’nde Abdullah ÖCALAN’ın açıklamasının yer aldığı yazı fotokopisi.
b) 21.03.1997 günlü MED-TV vayınında Abdullah ÖCALAN'ın yaptığı konuşmanın zapdedildiği dosyada mevcut video kaset,
c) Abdullah ÖCALAN’ın MED-TV’de yaptığı konuşmanın çözüm tutanakları kapsamı.

Verdiği talimatların delilidir.

Yine Abdullah ÖCALAN’ın Bekaa Vadisi’nde kendisiyle röportaj yapan İngiliz Sunday Mirror Gazetesi muhabirine verdiği beyanatında 3 bin dişi PKK militanının Türkiye’ye gelen turistlere karşı bombalı intihar saldırısında bulunacağını söylediği, (Kls: 14/Dizi: 15-16-17)

Dosyada mevcut belge ile sabittir.

27.11.1996 günü Brüksel kentinde bulunan Uluslararası Basın Merkezinde PKK’nın 18. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle düzenlenen basın toplantısında Belçika Kürdistan Komitesi tarafından açıklanan yeni savaş stratejisi, Abdullah ÖCALAN’ın Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisinde verdiği beyanat ile 21.03.1997 günü MED-TV’de yaptığı açıklamalar, Abdullah ÖCALAN’ın Bekaa Vadisinde Sunday Mirror Gazetesi muhabiri ile yaptığı röportajlar, intihar saldırısı eylemlerinin de terör eylemi olduğunu gösterir. PKK’nın intihar saldırısı eylemlerinin de hedefi kesinlikle askeri hedefler değil, hiçbir şeyden haberi olmayan insanlardır, sivil halktır, turistlerdir. Abdullah ÖCALAN intihar saldırısı eylemlerinin hedeflerini;

"...neye mal olursa olsun, bir otobüse binmek zor değildir, bir uçağa binmek zor değildir, yine bir trene binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var..." sözleriyle ve İngiliz Sunday Mirror Gazetesi muhabiri ile yaptığı röportajda göstermiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da açıkça anlaşıldığı gibi, PKK bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün elemanları da söz konusu terörist eylemleri sanık Abdullah ÖCALAN’ın verdiği emir ve talimatlar üzerine gerçekleştirmişlerdir.

İnsan hayatına hiç değer vermeyen, devamlı insan haklarını ihlal eden bu terörist örgüte karşı Türkiye, toprağın] ve insanının hayatını, malını korumak için hukuk kuralları içinde mücadele etmiştir.

Uluslar arasında terörizm şiddetle kınanmış, uluslararası hukukta da hiçbir şekilde himaye görmemiştir.

Türkiye’nin de taraf olduğu “Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi”nin 1 inci maddesi uyarınca;
“Adam kaldırma, rehin alma veya gayrı kanuni hürriyeti tahdit eden. şahısların hayatı için tehlike teşkil ettiği ölçüde bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup ve koli kullanmak suretiyle işlenen suçların hiçbiri siyasi suç, siyasi suça murtabit suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç niteliğinde telakki edilmeyecektir.''

Helsinki Nihai Senedi’nde de;
“Devletlerin egemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı, sınırların dokunulmazlığı, devletlerin toprak bütünlüğüne saygı, içişlerine karışmama” ilkeleri benimsenmiş ve kabul edilmiştir.

Hukuken hiçbir bağlayıcılığı olmayan ‘Yeni bir Avrupa İçin Paris Şartı’nda da;
“Tüm ilkeler her biri diğerleri dikkate alın

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-V


IDDIANAME (devamı)



III. BÖLÜM

TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN BUGÜNE KADAR GERÇEKLEŞTİRDİĞİ

EYLEMLERİ VE NİTELİKLERİ

A-GENEL BİLGİLER

Silahlı Çete PKK, sanık Abdullah ÖCALAN tarafından kurulur. Ağrı, Adıyaman, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkari, Kars. Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Tunceli illerimizde başlangıçta Ulusal Kurtuluş Ordusu, Kürdistan Devrimcileri, APO’cular gibi adlar altında faaliyetini sürdüren örgüt. 27-28 Kasım 1978 tarihlerinde Diyarbakır’ın Lice İlçesi. Akziyaret (Fis) Köyünde Abdullah ÖCALA.N’ın başkanlık ettiği 1. Kongresi’nde partileşme sürecine girer ve PKK (Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) adını alır.

PKK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi içine alan Marksist-Leninist ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devletinden ayrı bağımsız bir Kürdistan Devleti kurmak amacıyla kurulur. Silahlı Çetenin kurucusu ve halen de başkanı olan sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda. “başlangıçta bağımsız Kürdistan kurmak gibi bir kavramımız vardı” sözleriyle Silahlı Çetenin kuruluş amacının bağımsız Kürdistan’ı kurmak olduğunu doğrulamıştır.

1980 yılına kadar PKK, Gaziantep. Şanlıurfa ve Mardin’de örgütlenmeye çalışmış, bölgede faaliyet gösteren KUK gibi rakip bölücü örgütlerle silahlı iktidar mücadelesi yapmış, Bucak Ailesi gibi bölgede saygınlığı ve otoritesi olan ailelerle de çatışmıştır. Abdullah ÖCALAN sorgusunda bu dönemi, mahalli otoriteye karşı faaliyet gösterdikleri “Hilvan-Siverek Dönemi” olarak adlandırmıştır.

Örgüt, 12 Eylül Askeri Harekatı’nın yapılacağını önceden haber almış, harekat öncesinde örgütün önde gelen liderlerini Suriye’ye geçirmiştir. Bu sebeple PKK, 12 Eylül Harekatı’ndan sonra da varlığını devam ettirebilmiştir.

Suriye’ye geçtikten sonra Abdullah ÖCALAN, Suriye istihbarat birimlerinin aracılığıyla Filistin Halk Kurtuluş Partisi Cephesi ile ilişki kurar ve bu örgütten demokratik cephe kimliği temin eder. Filistin Örgütü, Lübnan-Bekaa Vadisi’nde PKK’ya yer verir. Abdullah ÖCALAN burasını PKK’nın kampı haline getirir, başlangıçta Helvi Kampı dedikleri bu kampa sonradan “Mahsun Korkmaz Akademisi” adını verirler. Abdullah ÖCALAN silahlı çete PKK’ya bağlanan elemanlarını bu kampta toplam ve bu kampta elemanlarını eğitir. Sorgusunda “kendi eğitimimizi kendimiz yaptık” der. 1983 yılında Suriye’nin de yardımlarıyla Kürdistan Demokratik Partisi Başkanı Mesut BARZANİ ile anlaşır, elemanlarının bir kısmını Kuzey Irak’a geçirir. Burada da elemanlarını eğitmek için kamplar kurar.

Suriye ve Irak’ta geçen uzun bir hazırlık döneminden sonra Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi başlatma kararı verilir. İllegal yollardan Türkiye’ye giriş yapan Silahlı Çete PKK elemanlarının 15 Ağustos 1984 günü Eruh ve Şemdinli İlçelerine silahlı saldırıda bulunmasıyla, PKK’nın Türkiye’ye karşı silahlı mücadelesi başlamış olur.

Sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda, Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla ilgili;

“1982 yılında Diyarbakır Cezaevinde bizim elemanlarımız ölüm orucu başlatmıştı... Bu ölüm oruçlarında Merkez Komitesi’nden Mazlum DOĞAN, Kemal PİR, Mehmet Hayri DURMUŞ yitirildi. Üç kişi bu ölüm orııçlarında yitirilince böyle bir eyleme karar verildi. Hatta eylemin başlangıcı 1983 yılı olmalıydı. Eruh ve Şemdinli benim talimatımla olmuştur. Eruh ve Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyen birliklerimiz, Kuzey Irak’ta KDP’nin kontrolündeki bölgede bulunan Lolan Kampı’nda hazırlanmıştır.” demiştir. (Kls:1/Dizi:43-78)

Silahlı çete PKK’nın Türkiye’ye karşı Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlayan silahlı saldırıları, kanlı terör eylemleriyle devam etmiştir. 15 Ağustos 1984 günü yapılan Eruh ve Şemdinli baskınlarından sonra 22 Şubat 1999 tarihine kadar PKK, 6036 saldırı yapmış, 388 gasp suçu işlemiş, 1046 kişiyi kaçırmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın yönlendirmesiyle Türkiye’nin her bölgesinde, hatta Türkiye dışında örgütlenen PKK elemanlarının eylemlerinin tamamı insanı hedef almış, bu kanlı eylemlerde İstanbul, İzmir, Antalya, Antep’te birçok vatandaşımız PKK eylemcileri tarafından öldürülmüşlerdir.

15 Ağustos 1984 günü başlayan PKK terör eylemlerinde 22 Şubat 1999 tarihi itibariyle 4472 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 5620 sivil vatandaşımız yaralanmış, bunların bir çoğu sakat kalmıştır. PKK’nın silahlı çetelerine karşı toprağını, halkının canını ve malını korumak için savaşan güvenlik güçlerimizden 3874 asker, 1225 GKK, 247 polis şehit olmuş, 8178 asker, 1665 GKK, 909 polis yaralanmıştır. Bu yaralı asker, polis ve GKK’lardan kimi kolunu, kimi ayağını kaybetmiş, genç yaşta sakat kalmışlardır.

PKK çeteleri, sivillere yönelik saldırılarında tam bir vahşet sergilemiş; kadın, erkek, yaşlı, genç, bebek ayırt etmeden rasgele öldürmüşlerdir. Bazı vatandaşlarımız evlerinin içinde yanarak can vermişlerdir.



B-PKK EYLEMLERİNDEN ÖRNEKLER

a) Yerleşim Yerlerine Yapılan Baskınlar

1) 5 Ağustos 1985 günü, saat 21.00 sıralarında Van’ın Çatak İlçesi, Kanalga Köyü, Taşbucak Mezrasına gelen 10-15 kadar PKK elemanının, kapısının önünde bulunan Hacı Şeref ÖZKAN’ı, Gazi ÖZKAN'ı, (2) yaşındaki kız çocuğu Nergiz ve (1) yaşındaki kız çocuğu Heyet’i silahla tarayarak öldürdükleri, Hacı Şeref ÖZKAN’ın evine gaz dökmek ve yakmak suretiyle evde bulunan Meryem ÖZKAN, (10) yaşındaki Hakim ve (8) yaşındaki Utba’yı evle birlikte yakarak; Hayriye ÖZKAN’ın evine bomba atmak ve silahla taramak suretiyle de evde bulunan Hayriye ÖZKAN, (10) yaşındaki Zaide ÖZKAN ve (5) yaşındaki Veliti ÖZKAN’ı öldürdükleri, (Kls: 10/Dizi: 1)

2) 22.02.1987 günü saat 18.30 sıralarında Türk askeri kıyafeti giymiş bir grup silahlı PKK elemanının Şırnak İli, Uludere İlçesi, Taşdelen Köyüne geldikleri, asker kıyafetli olmalarına rağmen köylülerin kendilerinden şüphelendikleri, bunun üzerine Taşdelen Köylüleri ile silahlı PKK grubu arasında çatışma başladığı, PKK militanlarının gecenin karanlığından da istifade ederek köyden kaçtıkları, ancak köyden ayrılmadan önce kadın ve çocukların bulunduğu 4 evi otomatik silahlarla taradıkları ve Zülfü CENGİZ, Gürgin CENGİZ, Mecit CENGİZ, Gülli CENGİZ, Sadık APAYDIN, Huri APAYDIN, Hikmet APAYDIN, Ayşe APAYDIN, Leyla APAYDIN, Halit CENGİZ, Halime ÖZER, Elife ÖZER ve Halide AYKUT’u katlettikleri, (Kls:9/Dizi:2)

3) 19.08.1987 günü saat 21.15 sıralarında Diyarbakır İli Eruh İlçesi Bağgöze Bucağı, Kılıçkaya Köyü Milan Mezrasına bomba ve otomatik silahlarla baskın düzenleyen sayıları 60-70 kadar olduğu tahmin edilen PKK elemanlarının evleri yaktıkları. evlerin içinde bulunan 25 kadar vatandaşımızı bomba ve otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri, ölenlerin içinde çocuk ve kadınların bulunduğu, (Kls:9/Dizi:4)

4) 10.10. 1987 günü saat 20.00 sıralarında bir gurup PKK elemanının Şırnak İli, Meşeiçi Köyü. Çobandere Mezrasına otomatik silah ve bombalarla saldın yaptıkları, ev ve çadırları taradıkları, kadınlardan Azime ŞANLI, Hezar ŞANLI, Ayşe VAROL. Latife VAROL. Leyla VAROL. Hatun ŞANLI, Leyla KARTAL ile Abdurrahman ŞANLI, Mehmet KARTAL ve henüz ismi konmamış Genç oğlu 15 günlük, Faysal oğlu 1 aylık bebekleri öldürdükleri, Mesut ŞANLI, Kadriye KARTAL, Hanım ŞANLI, Fatma ŞANLI, Ali ŞANLI, İbrahim KARTAL. Yusuf ŞANLI, Genco VAROL ve Bestan ŞANLI’yı yaraladıkları. (Kls:9/Dizi:3)

5) 29.03.1988 günü gece Şırnak İli Eruh İlçesi Yağızoymak Köyüne silahlı baskın düzenleyen PKK elemanlarının köyün yakınlarında dere yatağı içinde koyunlarını otlatan çobanlar Mehmet TEKİN, Ömer KIZILASLAN, Abdullah KIZILASLAN, Ahmet DELAN, Emin EROĞLU, Ömer PİŞKİN, Hamit YILMAZ, Hüseyin PİŞKİN ve Abdullah PİŞKİN’i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi:5)

6) 07.05.1983 günü Şırnak İli Dereler Köyü Taraklı Mezrasını basan bir grup silahlı PKK elemanının evlerinden çıkardıkları halkı Mezra ortasındaki boşlukta topladıkları “Devlet bizim düşmanımızdır. Babatlar bizim düşmanımızdır. Çeteler bizim düşmanımızdır. Sizler Babatlara ve çetelere yardım ediyorsunuz. Yardım edenleri cezalandıracağız.” konuşmasını yatıktan sonra topluluktan Salih İNCİ, Ali İNCİ, Mustafa İNCİ, Şehmuz İNCİ ile birlikte Esmer KABUL. Gevri İNCİ, Meryem KABUL, Halim KAPLAN isimli kadınları ayırdıktan sonra otomatik silahlarla taramak suretiyle mezra dışında yakaladıkları Osman BABAT’ın başına taş vurmak suretiyle öldürdükleri, Osman BABAT’ı öldürdükten sonra boğazından iple bağlayarak bir ağaca astıkları, (Kls:9/Dizi: 1)

7) 24.11.1989 günü bir grup PKK militanının Yüksekova İlçesi İkiyaka Köyüne baskın düzenledikleri, baskından önce çevrede koyun otlatmakta olan İkiyaka Köyü çobanları Kemal DOGAN, Mehmet Reşit AYKUT, Abdurrahman GEZGİNCİ, Mehmet KIRBIŞ ve İkrem BOZ’u yakaladıkları, bir araya topladıktan sonra ellerini bağladıkları, çobanların kaçmamaları için başlarına adam koyduktan sonra İkiyaka Köyüne gittikleri, köyde bir evden elinde fenerle bir kadının çıktığını görmeleri üzerine kadına ateş ettikleri, eve roketatar ve el bombası attıkları, otomatik silahlarla taradıkları, evden karşılık verilmemesi üzerine eve girdikleri, evde bulunan kadın ve çocukları bir araya topladıktan sonra üzenlerine ateş ederek öldürdükleri, bu arada bir grup PKK elemanlarının da Hüseyin BOZ’a ait eve girerek evde bulunan kadın ve çocukları boğarak öldürdükleri, bundan sonra köyün çobanlarını bağladıkları yere geldikleri, çobanlar Kemal DOĞAN, Mehmet Reşit AYKUT. Abdurrahman GEZGİNCİ, Cafer BOZ, Nurettin BALCI, Enver BABAT, Mehmet KIRBİŞ ve İkram BOZ’u eşyalarını aldıktan sonra soğuktan korunmak için başlarına sardıkları puşi ile boğarak öldürdükleri ve olay yerinde bulunan 300 koyunu da alarak kaçtıkları, olayda çobanlardan başka 1959 doğumlu Emine AYKUT, 1960 doğunılu Cemil AYKUT, 1942 doğumlu Züleyha AYKUT, 1978 doğumlu Mehmet AYKUT, (1) yaşlarında Elife AYKUT, 1968 doğumlu Fatma BOZ. 1331 doğumlu Hazal AYKUT, (4) yaşlarında Halime AYKUT, (3) yaşlarında Rıfat AYKUT, (2) yaşlarında Mustafa AYKUT. Enver AYKUT, Burhan AYKUT, 1982 doğumlu Ayhan AYKUT, 1982 doğumlu Namet AYKUT, 1982 doğumlu İsmet AYKUT, 1935 doğumlu Naıni BOZ, 1958 doğumlu Esat BOZ, 1965 doğumlu Selime BOZ, (5) yaşlarında Cebrail BOZ, (2) yaşlarında Muhammet BOZ’un da PKK elemanları tarafından hunharca öldürüldükleri, (Kls:10/Dizi:3)

8) 28.04.1991 günü saat 18.50 sıralarında Solhan İlçesi Hükümet Caddesi üzerinde bulunan Memurlar Lokali’ni silahlarla tarayan bir grup PKK elemanının, Memurlar Lokali’nde bulunan İlçe Kaymakamı Ersin ATEŞ, İlçe Cumhuriyet Savcısı Mehmet TÜRKSEVEN ile İlçe Orman Bölge Şefi Ahmet YANEL’i öldürdükleri. (Kls:9/Dizi:6)

9) 21.06.1992 günü saat 19.00 sıralarında Solhan İlçesi Elmasırtı Köyüne baskın düzenleyen 20-22 kişi oldukları sanılan bir grup PKK elemanının köyden Bahattin ATEŞ. Şevket ATEŞ, Kemal BİDOŞ, Mehmet YILDIZ, Meyhettin YILDIZ'ı öldürdükleri, Zeki ATEŞ, Mehdi YILI)IZ, Agit YILDIZ ve İsmail YILDIZ’ı köyden ayrılırken beraberlerinde götürdükleri, Ziya BİDOŞ, Ekrem BİDOŞ, Hasan KAYNAR. Ahmet TUNÇ, Ali YILDIZ ve Salih YILDIZ’ın evlerini tamamen yaktıkları, (Kls:9/Dizi: 7)

10) 22.06.1992 günü saat 22.00 sıralarında Gercüş İlçesi, Seki Köyüne uzun namlulu silahlar ve roketatarlarla saldırı düzenleyen 50-60 kişi oldukları tahmin edilen bir grup PKK elemanının köyden Behçet TUNÇ, 8 yaşlarında Gülbahar TUNÇ, 4 yaşlarında Haşim GÖK, 10 yaşında Şükrü GÖK, 1 aylık henüz ismi konmamış kız çocuğunu, 13 yaşında Abdurrahman GÖK, 10 yaşında Sultan Gök, Latife GÖK. Fahriye GÖK’ün hayatlarına son verdikleri. (Kls:9/Dizi:22)

11) 25.06.1992 günü, saat 22.30 sıralarında Silvan İlçesi, Yolaç Köyüne gelen bir grup silahlı PKK elemanının köyün telefon hatlarını kestikten, köy etrafı ve köy camii yanında tertibat aldıktan sonra camide bulunan köy imamı ile 15 kişiyi cami önüne çıkardıkları ve her birinin ellerini iplerle bağladıktan sonra duvara dizip otomatik silahlarla taradıkları, Medeni FİDANCI, Hüseyin ÇETİNKAYA, Sait FİDANCI, Köy İmamı Abdulhaluk ILGAZ, Ahmet KANTAR, Adnan KANTAR, Mehmet Mehdi FİDANCI, Ali USLU, 15 yaşlarında Mehmet Emin KANTAR, 15 yaşlarında Zeki FİDANCI’yı öldürdükleri, 14 yaşlarında Yusuf KANTAR, 14 yaşlarında Yeşrip KANTAR, 11 yaşlarında M. Fesih ÇETİNKAYA’yı yaraladıkları, (Kls:9/Dizi:8)

12) 01.10.1992 günü Bitlis İli, Cevizdalı Köyüne baskın düzenleyen sayıları 100 kadar tahmin edilen PKK grubunun köyde kendileriyle konuşan Hacı Salih AKPOLAT’a “korucular silahlarını bıraksın, size bir şey yapmayacağız” dedikleri, korucu Abdullah KAPTAN hariç köy korucularının silahlarını PKK elemanlarına teslim ettikleri, silahlı PKK grubunun silahını bırakmayan Abdullah KAPTAN’ı şehit ettikten sonra köy halkından bulduklarını, köyün üst tarafında topladıkları, bu sırada bir grup PKK elemanının da köydeki evlerin içine girerek evlere el bombası attıkları ve evde buldukları şahısları uzun namlulu tüfeklerle tarayarak öldürdükleri, köyün üst tarafında topladıkları köylüleri de silahla tarayarak öldürdükleri, olayda PKK elemanlarıyla konuştuktan sonra koruculara silahlarını bıraktıran Mehmet Salih AKPOLAT, Abdullah KAPTAN, Yakup KAPTAN, (5) yaşlarında Hikmet KAPTAN, Abdulhamit AKPOLAT. Eyüp KAPTAN, (16) yaşlarında Felemez KAPTAN, Zekiye KAPTAN. Meryem AKPOLAT, Perinaz KAPTAN, Aysel KAPTAN. Hatice KAPTAN, (16) yaşlarında Raife AKPOLAT. (16) yaşlarında Yaşar KAPTAN, (65) yaşlarında Nafiye KAPTAN, Sıtti KAPTAN, Raife KAPTAN, Rabiya KAPTAN, Cemile AKPOLAT, Aysel KAPTAN, Kamile AKPOLAT. Medine KAPTAN, Hasret KAPTAN. (13) yaşlarında İbrahim KAPTAN, (8) yaşlarında Aynur KAPTAN, (4) yaşlarında Gülbahar KAPTAN, (10) yaşlarında Nafive KAPTAN, (8) yaşlarında Turan AKPOLAT, (8) yaşlarında Ejder AKPOLAT’ın öldürüldüğü, ayrıca (11) kişinin yaraladıkları. (Kls: l0/Dizi:9)

13) 23.10.1992 günü saat 22.00 sıralarında Tunceli İli Mazgirt İlçesi Dedebağı Köyüne baskın düzenleyen 12 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun köyün telefon bağlantısını kestikten sonra Hıdır GÜL ile Ali Haydar İLKHAN’ın evlerinde bulunanların tamamını dışarıya çıkardıktan sonra kaleşnikof silahlarla taradıkları, Keko GÜL, Besi GÜL, Hıdır GÜL, Gülhan GÜL, 2 yaşındaki Onur GÜL, 3 yaşındaki Sıla GÜL, Haydar İLKHAN, Gülten İLKHAN, Heves İLKHAN, Nursel GÜL ve Zeynep KIZIL’ı öldürdükleri, Ali Kaya GÜL, Güllü GÜL, Fidan GÜL, Seliha GÜL’ü yaraladıkları. (Kls: 11/Dos:6)

14) 23.01.1993 günü Diyarbakır İline saldıran bombalı ve silahlı bir grup PKK elemanının Bağlar Semtinde müstecirliğini Ramazan BAYKAL’ın yaptığı Köşk Çayevini silahla taradığı, Kaynartepe Mahallesi İnkılap Sokak 10 Nolu eve de bomba attıkları, kahvehanede bulunan Zülküf GÜMÜŞ, Salih ŞEN, Ahmet ELKANSU ile 10 Nolu evde bulunan Surri AYDIN. Güneş AYDIN, Cebrail AYDIN ve Aynur AYDIN’ın öldüğü, PKK elemanlarının olay yerinde bıraktıkları bombayı evine götüren 12 yaşındaki Kasım ERENDAĞ’ın da bombanın evde patlaması neticesi hayatlarını kaybettiği, (Kls:9/Dizi: 13)

15) 14.06.1993 günü saat 21.00 sıralarında Şirvan İlçesi Gözlüce Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının Nurettin KALKAN. Reşat KALKAN, Mahfuz KALKAN,Asiye KALKAN. Nesime DİCLE ve 8 yaşındaki Sevdet KALKAN’ı otomatik silahla tarayarak, Gözlüce Köyüne baskın yapmadan önce yolda karşılaştıkları Şirvan İlçesi Ormanlı Köyünde çobanlık yapan Mehmet AKBURAK'ı iple boğmak suretiyle öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 15)

16) 05.07.1993 günü saat 20.00 sıralarında Erzincan İli Kemaliye İlçesi Başbağlar Köyüne baskın düzenleyen 60 kişilik silahlı PKK grubunun köy halkını köy meydanında topladıkları, kadınları ayırarak başka bir yere gönderdikten sonra önceden kararlaştırdıkları şekilde meydandaki erkeklerin üzerlerine yaylım ateşi açarak Hasan Fehmi AYDIN, Recep PARTO, Hasan SANDIKÇI, İbrahim BALTACI, Yahya Kemal ÖZDEMİR, Ali Rıza TÜRKÜCÜ, Ali KUCU, Süleyman AKPINAR, Ali BALTACI, Kamil AKPINAR, Mehmet BALTACI, Mehmet TAŞDELEN, Celal DEMİRCİ, Salim PARTO, Aydın AYDIN, Rıfat AYDIN, Hüseyin GÜNER, Feridun DİKKAYA, Ali TAŞDELEN, Hüseyin Hüsnü ÖZTÜRK, İbrahim PARTO, İbrahim ÇELİK, Şaban TURKÜCU, Nazife BALTACI, İbrahim BALTACI, İbrahim Hakkı GÜRCAN, Ahmet YILDIRIM, Adil TORUN, Şakir AYDINLI, Nurettin AYDIN, Süleyman ORHAN’ı öldürdükleri, Ali AKAIRPINAR, Hüseyin KESKİN, Süleyman AYDIN’ı yaraladıkları, köyü ateşe verdikleri, köydeki evlerin çoğunun yakıldığı, (Kls: 13/Dizi: 1)

17) 18.07.1993 günü Van İli Bahçesaray İlçesinde göçerlerin bulunduğu yaylaya baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının yaylada bulunan (14)’ü çocuk, (l0)’u orta yaştaki (24) vatandaşımızı, Ahmet SEVGİLİ isimli şahsın çadırı içerisine topladıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, olayda (7) yaşında Azat SABIRLI, (2) yaşında Yunus SABIRLI, Gülnaz SÖYLEMİŞ, Müzeyyen YAŞAR, Sedef ELMALI, (3) yaşında Bahar TURAN, Neşide AĞAÇ, (1) yaşında Zehra AGAÇ, (7) yaşında Sevim AGAÇ, Hediye TURAN, Suzan TURAN, (13) yaşında Yıldız GAZEL, Hikmet SABIRLI, Semra SABIRLI, (12) yaşında Nezahat ELMALI, (4) yaşında Eylem ELMALI, Beybun SEVGİLİ, Huri SAMSA, Muteber SABIRLI, (14) yaşında Azime ELMALI, Menice YAŞAR, (8) yaşında Muhammet YAŞAR, (4) yaşında Hamim YAŞAR, (12) yaşında Hürriyet SEVGİLİ’nin insanlıkla bağdaşmayacak şekilde öldürüldükleri. (Kls: 10/Dizi: 11)

18) 15.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında içlerinde 2 de kadının bulunduğu. asker elbisesi giymiş 20 kişi kadar oldukları sanılan silahlı PKK grubunun Çemişgezek İlçesi Güneyhaşı Köyüne baskın düzenledikleri, köyün telefon kablolarını kopardıktan sonra halkı camii önünde topladıkları ve sıraya dizdikleri, üzerlerindeki kimlik ve paraları aldıktan sonra halkın içinden ayırdıkları 8-10 kişiyi silahlarıyla taradıkları ve Ali AKGÜN, 16 yaşlarındaki Soner ÖZCAN, Sadettin GEDİK, Adnan KURT, İzzet ÖZCAN, Selahattin GEDİK’i öldürdükleri ve olay yerinden kaçtıkları, kaçarken Aydın KURT’a ait 34 LJT 12 plakalı otomobili yaktıkları. (Kls: 11 /Dizi:8)

19) 28.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında Kovancılar İlçesi Yoncalıbayır Köyüne baskın düzenleyen 17 kişilik PKK grubunun köy halkını meydanda topladıktan sonra içlerinden 12 kişiyi ayırdığı, halka ayırdığı kişileri köy dışına götürüp bu kişilerle konuşma yapacaklarını ve sonra bırakacaklarını söyledikleri ve ayırdıkları 12 kişiyi köy dışındaki Gilbere Deresine götürdükleri, Gilbere Deresine giderken 12 kişiden Zeki ASLAN ile Hanifi TUNÇ’un PKK elemanlarının maksatlarını anlayarak kaçmayı başardıkları, 12 kişiyi Gilbere Deresine götüren PKK elemanlarının Ahmet AKTAŞ isimli vatandaşı kendilerine kılavuz olması için ayırdıktan sonra geriye kalanları sıraya dizdikleri ve taşıdıkları kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla taradıkları, Sait TUNÇ, Zeki KARAMAZI, Nuri ARSLAN, Bedri TUNÇ. Ali DEMİR, Hasan ERDOĞAN, Naci KAYA. Aydın ÖZMEN, Nurettin ÖZMEN’i katlettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:3)

20) 03.09.1993 günü, Muş İli Korkut İlçesi, Kürnbet Köyünde bulunan Tarım Açık Cezaevine baskın düzenleyen bir grup silahlı çete PKK elemanının, cezaevinin ana giriş kapısını kırdıktan sonra 6’şar kişilik gruplar halinde cezaevine girdikleri, cezaevi görevlilerini tehditle etkisiz hale getirdikten sonra cezaevinde bulunan yiyecek ve giyecekleri ve bir kısım eşyayı dışarı taşıdıklarını, cezaevinde yangın çıkardıkları, cezaevinde bulunan traktör römorkuna cezaevinden çıkardıkları cezaevi ambarından çıkarmış oldukları eşyaları römorka yükledikleri, yanlarına hükümlü Cemil ve Zehra oğlu Diyarbakır Kulp İlçesi nüfusuna kayıtlı 1978 doğumlu Zeki TAYFUN’u da alarak traktör ve römorkla birlikte cezaevinden uzaklaştıkları, (Kls: 10/Dizi: 13)

21) 17.09.1993 günü saat 20.30 sıralarında, Diyarbakır İli Eğil İlçe merkezine baskın düzenleyen sayıları tahminen 25-30 kişi olan silahlı PKK grubunun ilçedeki PTT binasını yaktığı, Emniyet Teşkilatı Gece Bekçisi Mehmet SÜZÜK’ü şehit ettikleri, öğretmenler Lokali’nde bulunan İlçe Mal Müdürü M. İhsan ORUÇ, İlçe Tapu Müdürü Aziz YILMAZ. Belediye Memuru Burhanettin ASLANOĞLU, Nüfus Müdürlüğü memuru Mirza TEKIN’i otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 17)

22) 25.10.1993 günü silahlı 5 PKK elemanının Erzurum İli Çat ilçesi Yavi Kasabası’na baskın düzenlediği, PKK elemanlarının Ağaköy’den 25 DY 142 plaka nolu kamyonetine yüklediği hayvanları Gökçeşeyh Köyüne götüren Zeki BİNGÖL’ü Yavi Kasabasına yakın bir yerde durdurdukları, Zeki BİNGÖL ve yanındaki arkadaşlarını kamyonetten indirdikten sonra Zeki BİNGÖL’den aldıkları penseyle Yavi Kasabasının telefon hatlarını kestikleri, sonradan kamyonete bindikleri, Yavi Kasabasında dolu olan kahvehane önünde PKK elemanlarından 4’ünün kamyonetten indiği, araçta kalan PKK elemanının Zeki BİNGÖL’e kamyonetten hayvanları indirttiği ve kamyonetin önünü tekrar geldikleri istikamete çevirdiği, kamyonetten inen 4 PKK militanının kahvehaneve girdikten sonra kahvehanede bulunan halkı rasgele taradıkları ve Hikmet ÇİMEN, Ahmet KOÇOĞLU, Elaattin AKDENİZ, Abdulgani AKDENİZ, Selahattin KÖSE, Hamit TURHAN, Mehmet POLAT, Tahsin POLAT, Sıddık BİRGÜL, Dursun YAŞAR, Kamil TİRYAKI, Zülküf POLAT, Şeref KÖSE, Abdulbaki YILDIZ, Ahmet KÖÇER, Selami DURSUNOĞLU, Ahmet PEKCAN, Ali KARAPINAR., Selami KUDRET, Sinan ŞİMŞEK, Lütfü Ihsan POLAT, Salih SUNAR, Hacı Ali NEHİR, Yusuf ŞAHAN. Hacı BİLİR, Yusuf YAVİLİOĞLU, Kurbani YEŞİL, Hacı YAVİLİOĞLU, Rasim YAVİLİOĞLU, Bünyamin YEŞİL, Muhlis MENTEŞE ve Hulusi MENTEŞE’yi öldürdükleri, 10 kişiyi yaraladıkları. (Kls: 13/Dizi:2)

23) 12.12.1993 günü Adıyaman İli Ağaçkonak Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının köyde bulunan GKK’lar Cumali BEREKET ile Mehmet DENİZ’in evine giderek hem Cumali BEREKET’İ hem İsnıet DENİZ’İ ve hem de bu şahısların yakınları Ali BEREKET, Mehmet DENİZ, Gülistan BEREKET, Bedriye DENİZ, Cemal DENİZ, Şehriban DENİZ. Gülhan BEREKET, Burhan DENİZ, Emine DENİZ, 2 yaşındaki Hülya DENİZ’i öldürdükleri, 11 yaşındaki Erdal DENİZ’i yaraladıkları ve Mehmet DENİZ ve Cumali BEREKET’in evini tamamen yaktıkları. (Kls: 11/Dizi: 13)

24) 13.08.1994 günü Elazığ İli Alacakaya İlçesi Halkalı Köyüne baskın düzenleyen 4 silahlı PKK elemanının tarlalarında çalışan köylüleri topladıkları ve hepsini yine köy sakinlerinden olan Mehmet TEMİZKAN isimli kişinin tarlasının içindeki söğüt ağacının yanında topladıkları, köylülere silahlı çete PKK’nın propagandasını yaptıkları, köylülerden Hüseyin ÖZGEN’i kendilerine ekmek getirmesi için köye gönderdikleri, sonra PKK elemanlarından birinin elindeki telsiz ile bir konuşma yaptığı, konuşmadan sonra herhalde aldığı emir uyarınca topladıkları köylüleri 2’şer sıra halinde dizdikten sonra köylülerin ellerinde bulunan saatlerle ceplerinde bulunan paraları topladıkları ve ellerindeki kaleşnikof silahlarla dizdikleri köylüleri taradıkları, Mehmet Zülfi ÖZGEN, Mehmet ÖZGEN, Ali ÖZDEMİR, Hüseyin BAKŞİ, Mehmet BAKŞİ. Ahmet ÇELİK, Mehmet ÇELİK, Hüseyin ÇELİK, Mehmedi GÜLŞEN. Mahmut GÜLŞEN’İ öldürdükleri, Hanifi ÖZGEN’i yaraladıkları, (Kils: 11 /Dizi:4)



b) Şehir Eylemleri

1) 25.12.1991 günü saat 13.00 sıralarında PKK elemanları Cemal TEKİN, Nevzat GÜNGÖR, Soner ÖNDER, Hüseyin BİLGE ve Çetin ARKAŞ’ın Bakırköy İlçesi İstanbul Caddesinde bulunan Çetinkaya Giyim Mağazasına molotof kokteyli ile saldırı düzenledikleri, mağazayı tutuşturdukları, mağarada bulunan Ahmet ÇETİNKAYA, Sezer BAKKAL, Merve Gül BAKKAL, Şaziye NADİR, Zübeyde NADİR, Hatice ÇELİK, Habire ÇELİK, Rezzan KIZILKIRMIZI, Seda KIZILKIRMIZI, Hasan DERVİŞOĞLU, Yaver AĞABEYLİ ve Şengül ARAS’ı yakarak öldürdükleri, 12 kişiyi de yaraladıkları, (Kls: 12/Dizi: 1)

2) 12.02.1994 günü PKK örgütü elemanları Cumali KARSU ve Enver ÖZER’in yedeksubay öğrenciler ve askerlerin geleceği saatte patlamak üzere ayarlanmış, zaman ayarlı bombayı Tuzla Tren İstasyonundaki çöp bidonuna yerleştirdikleri, eylem talimatını PKK elemanı Şerif MERCAN’ın verdiği, bombanın patlaması sonucu yedeksubay adayları İsmail KAYA, Osman BOZDAĞLIOĞLU, Murat TUNCEL, Ekrem OKUTAN, Cüneyt GÜDEN’in öldükleri, 16 askeri öğrenci ile 11 erin yaralandığı, (Kls: 12/Dizi:2)


c) Yol Kesme

1) 09.05.1990 günü Muş İlinden Bingöl-Genç istikametine giden 3005 sefer sayılı treni Yörecik Köyü yakınlarında durduran silahlı bir grup PKK elemanının tren görevlileri Mustafa TOPÇU, Mustafa ESKİMEZ ve Ziya ÇETİN’i trenden indirdikten sonra başlarına uzun namlulu silahlarla ateş ederek öldürdükleri, diğer görevliler Hüseyin ÖZGÜR, Yaşar ÇAVUŞ, Sait ERGUN’ün PKK elemanlarının elinden kurtularak kaçmayı başardıkları. (Kls: 10/Dizi:4)

2) 10.06.1992 günü Bitlis İlçesi Kokarsu Köyüne baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının Çubuk Mezrasıyla Sütlüce Mezrası arasında köye gitmekte olan 13 AV 223 plakalı minibüsü durdurduktan sonra içinde bulunan İbrahim IŞIKLI, Mehmet Ali ŞİLLİ, Mehmet ŞİŞMAN, Ahmet ŞİŞMAN, Hikmetullah DİKSİN, Abdullah ÖZBAŞ, Kemal ŞİLLİ, Mahmut ÖZER. Adil ŞİŞMAN, Mahmut GÜNEŞ, Abdülaziz TAŞOĞLU, Yaşar ALAYUMAT ve Mahmut ŞİŞMAN’ı kaleşnikof tüfeklerle tarayarak öldürdükleri, (KIls: 10/Diızi:8)

3) 09.10.1992 günü silahlı 8 PKK elemanının saat 15.40 sıralarında Gözlü Köyü yol ayırımına 1 Km. kala müsait bir yerde pusu kurdukları ve o saatte Sadettin DAYANA’nın sevk ve idaresinde Şirvan İlçesi Kayahisar Köyü istikametine gitmekte olan ECH 02 plaka Nolu minibüsü otomatik silahlarla taradıkları ve minibüste bulunan Han ARAL, Sadullah ERDOĞAN, Mehmet EPPAKNA ve Zaide ZEYREK’i öldürdükleri, Hayrettin DAYANA, İdris BULUNTEKİN, İskan BULUNTEKİN, Selahattin ZEYREK ve Mustafa ZEYREK’i yaraladıkları. (Kls:9/Dizi: 10)

4) 20.10.1992 günü Solhan İlçesi Hazerşah Köyü Aksakal Mezrası yakınlarında, 23 EA 355 plakalı otobüsün önünü kesen 3 PKK elemanının otobüste bulunan yolcuları indirdikten sonra aracı ateşe verdikleri ve kimlik tespitine başladıkları, bu sırada Abdurrahman PARLA isimli yolcunun kaçmak istemesi üzerine ellerindeki silahlarla bütün yolcuları taradıkları ve Mahmut KAYA, Sait ALIN. Hasan IŞIK, Ziya ÖZCAN, Mahmut ALP, Ali KAYA, Eşref İDE, Temür ÖZTAŞ, Abdullah İLKYAZ, Mehmet TUZ, Rabiya KARABEYESER. Hamit AKAR, Keje KAYA, Ömer ÖLMEZ, Abdurrahman GÜLTEKİN, Cevdet YILMAZ, Hüseyin ALACA, Selim İLHAN ve Ali DEMİR'i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 11)

5) 25.10.1992 günü saat 10.45 sıralarında Muş İlinden Elazığ İli istikametine jandarma timi muhafazasında gitmekte olan 2561 sefer sayılı posta trenine 229 km.deki tünel girişinde bir grup PKK elemanınca ateş açıldığı, ateşe ateşle karşılık verildiği, PKK elemanlarının önceden trenin raylarını sökmüş olmaları ve raylara patlayıcı madde yerleştirmeleri, trene de roketatarlarla saldırmaları neticesinde tren çeken olan 2 lokomotif ile güvenlik görevlilerinin içinde bulunduğu zırhlı vagon, 3 yolcu vagonu ve 5 yük vagonunun 25 mt. derinliğindeki Murat Nehrine yuvarlandığı, olayda tren makinistleri Şükrü oğlu 1934 doğumlu Ahmet YILDIRIM ile Hasan oğlu 1942 doğumlu Ali Osman DİLEKÇİ’nin öldüğü, 45 kişinin de muhtelif yerlerinden yaralandığı, (Kls: 10/Dizi: 10)

6) 10.08.1993 günü Genç İlçesi Ardıçdibi Köyü Soğan Mezrası yakınlarında yolun güneyindeki tepelere pusu kuran sayısı belirsiz PKK elemanlarının saat 18.00 sıralarında Çaytepe Köyüne yolcu taşımakta olan Ziya ÖZTÜRK yönetimindeki 12 AH 462 plaka Nolu minibüsü uzun namlulu silahlarla tarayarak Tahsin YOLDAŞ, Hamit ARTAR, Ziya ÖZTÜRK, Fevzi ÇABUK. Sait ARI, Gülten ÇAKIRCI, Zehra PEŞMEN ve Nurullah DİNSEVER ile (1) yaşlarında Salim oğlu Emrah ÖZER’i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 16)

7) 04.08.1993 günü Bingöl Solhan İlçesi, Bağönü Köyü Kordere mevkiinde 8-12 minibüsü durduran bir grup PKK elemanının araçlarda bulunan Şehmuz KARDAŞ, Mehmet ÜRÜN, Hasan YEŞİLDAG, Mehmet OZİL, Mehmet Salih KILIÇASLAN, Hasan KIZMAZ, Ferzende KARDAŞ, Aşur TURAN. Mirza BUGAN, Mehmet Zeki KARDAŞ. Hayrettin KARDAŞ, Seyfettin ÇETİN, Feyat ÜRÜN, Aydın UZUNKÖPRÜ, Seyfettin ÖZASLAN, Kıyasettin AKYOL’u silahla tarayarak öldürdükleri, (14) vatandaşımızı da yaraladıkları, öldürdükleri ve yaraladıkları şahısların paralarını aldıktan sonra olay yerinden uzaklaştıkları. (Kls: 10/Dizi: 12)

8) 18.09.1993 günü, Bitlis-Mut karayolunda Köyü Karçunbaşı mevkiinde 5-6 aracı durduran bir grup PKK elemanının araçta bulunanları indirip kimlik kontrolü yaptıkları ve GKK’ları ayırdıkları, bu sırada olay yerine doğru gelen 13 AN 823 plakalı minibüste bulunan GKK’ların durumu anlayarak PKK elemanlarına ateş ettikleri, bunun üzerine PKK elemanlarının da ellerindeki kaleşnikof silahlarla araçlardan indirdikleri şahısların üzerine rasgele ateş ettikleri, Menderes YAŞAR, Ali YALÇIN, Seneddin KANIK, Mehmet Sait ÇELİK, Sebahattin CEYHAN, Bedirhan UYANIK, Muzaffer ALTINKAYA ve Ali YALÇIN’ı öldürdükleri, ayrıca (14) kişiyi yaraladıkları. (Kls: 10/Dizi: 15)

9) 07.09.1994 günü Hakkari İli Çukurca İlçesi Köprülü Köyü yolunu kesen bir grup PKK militanının (10) adet otomobil, (1) minibüs, (1) jeep pikap, (1) adet kamyonu yaktığı, araçlardan indirdikleri Ahmet ACAR, Kasım EDİŞ, Nevzat EDİŞ, Hacı TEKİN, Necati YÜNLÜ isimli vatandaşları tarayarak öldürdükleri, (15) vatandaşı da kaçırdıkları, olay yerine intikal eden güvenlik görevlileri ile PKK grubu arasında sıcak temas sağlandığı, bu çatışmada da Çukurca İlçe Jandarma Komando Bölüğünde görevli Isparta İli Yalvaç İlçesi Cami Mahallesi nüfusuna kayıtlı 1967 doğumlu Erkan APALAK’ın silahla vurularak şehit olduğu, (Kls: 10/Dizi: 16)

10) 01.06.1995 günü Kozluk İlçesi Ulaşlı Köyü Tomurcuk Mezrası yakınlarında Kahveci-1 mevkiinde pusu kuran bir grup PKK militanın Ziyaret Beldesine doğru seyir halinde olan 01 EC 590 plaka nolu otobüsü kaleşnikof silahlarla yaylım ateşine tuttukları, PKK elemanlarının ateşi neticesinde şoför koltuğunun arkasındaki ikinci koltukta ve ön sol koltukta oturan kadınlardan Sevim KILIZKAN, Süheyla KANMAZ, Necla KOÇYİĞİT’i öldürerek olay yerinden kaçtıkları. (Kls:9/Dizi:2 1)

http://www.belgenet.com/dava/dava16.html


A-GENEL BİLGİLER

d) Ekonomik Hedeflere Saldırılar

1) 21.03.19 90 günü bir grup silahlı PKK elemanının önceden planladıkları şekilde Şark Kromları Ferro Krom Müessese Müdürlüğü elemanlarını taşıyan müesseseye ait araçların önüne pusu kurdukları, Palu İlçesi Kayaönü Köyü hudutları içindeki Küçükseri Tepesinde durdurdukları, müessese müdürü ile diğer personeli araçlardan indirdikten sonra şahısların arasından seçtikleri müessese müdürü Metin ÇAKIR, Bülent FİDAN, Orhan YELER, Fethi Mehmet BAKAR, Selim ŞAHİN, Aydın İNCEOĞLU, Hüseyin YEĞENOĞLU, Mehmet Zeki ÖZÇELİK’i silahlarıyla tarayarak öldürdükleri, müessese müdürlüğüne ait araçları yaktıkları, olay yerine PKK ve ERNK imzalı bildiri bıraktıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları, (Kls: 11/Dizi: 1)

2) 11.09.1992 günü saat 19.40 sıralarında ellerinde uzun namlulu silah, roketatar ve lav silahları bulunan PKK grubunun Kozluk İlçesi Yanıkkaya köyü yakınlarında bulunan Shell/Mobil Şirketi’ne ait Mobil 32 Nolu sondaj kuyusu ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına ait 103 Toplama Kampına baskın düzenlediği, 103 Toplama Kampında tanker kamyonu, jeneratör ve karavanı yaktıkları, Mobil 32 Nolu sondaj kuyusunda işçi ve mühendisleri ayırdıktan sonra her birinin üzerine tek tek ateş ederek, mühendisler Ahmet Hakan YILMAZ, Hakan BAYLA ve Mustafa YELKENCİ’yi öldürdükleri, Ahmet ŞENYİĞİT, Hasan ZENGİN, Mustafa OĞUL ve Ahmet ŞAHBİLMEZ’i yaraladıkları, (Kls:9/Dizi:9)

3) 23.10.1993 günü, 5 silahlı PKK elemanının Muhittin GÜÇ isimli şahsa ait 12 AE 308 plaka nolu kamyonu gasp ettikleri, gasp ettikleri kamyonun kasasında gizlenerek Kiğı Günlük Köyü yol ayrımındaki kil ocağına kadar geldikleri, kil ocağında araçtan inerek işçileri bir araya topladıkları ve üzerlerine yaylım ateşi açarak Özer ÇAKMAK, Sezgin BİNGÖL, Eşref YILDIZ, Mustafa Necati AKSAÇ, Ömer NAMA, Abdurrahman BAĞCI, Yusuf KILIÇ, Mustafa NAMA, Abdussemet AVCI ve Muhittin ÜSTÜNKAYA’yı öldürdükleri, Rıdvan ADA ve Yahya GÖÇER’i yaraladıkları. (Kls: 9/Dizi: 18)

4) 21.09.1996 günü saat 22.30 sıralarında Alacakaya İlçesi Etibank Şark Kromları Kef İşletmesine el bombası ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun özel güvenlik görevlileri Eyüp ÇELİK, Suat ÇETİN, Davut EŞ, Mansur SÖNMEZ ile Yılmaz GÜN’ü öldürdükleri, Müteahhit Etibank Şark Kromları İşletmesine ait iş makinaları, yazıhane ve yatakhaneleri tahrip ettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:5)



e) İntihar Saldırıları

1) 30.06.1996 günü saat 17.40’ta elbiselerinin içine bomba yerleştiren Zeynep KINACI isimli PKK elemanının Tunceli İli Cumhuriyet Meydanında bayrak merasimine katılan Merasim Kıtasının içine hızla daldığı ve evvelce vücuduna yerleştirdiği bombayı infilak ettirdiği, olayda PKK elemanı Zeynep KINACI’nın kendisi ile birlikte Astsubay Önder YAĞMUR, Er Celal ATIL, Er Yusuf YILDIRIM, Er İbrahim SEVER, Er Ahmet YAYMAN’ın öldürüldüğü, (Kls: 11/Dizi:12)

2) 17.11.1998 günü saat 09.00 sıralarında Yüksekova İlçesi İlçe Jandarma Komutanlığı önünde Van iline gitmek için hazırlanan askeri konvoy arasına giren Fatmi ÖZEN isimli PKK elemanının çantasına yerleştirdiği parça tesirli bombayı infilak ettirdiği, bombanın infilak etmesi sonucu Astsubay İrfan TÜRKER’in şehit olduğu, Jandarma Astsubay Uğur AKYOL, Astsubay Çavuş Adem CEYLAN, Mustafa DUGARLI ile Yüksekova ilçesinden İbrahim DİCLE ve Hüseyin KANAT’ın yaralandıkları, (Kls:10/Dizi: 19)


f) Öğretmen Katliamları

1) 14.04.1990 günü Elazığ Arıcak İlçesi Bükardı Köyüne gündüz saatlerinde silahlı baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının köyün ilkokuluna gittikleri, öğretmenleri bir odada topladıktan sonra öğretmenlerin eşlerini de getirdikleri, öğretmenlerin eş ve çocuklarını müdür odasına aldıktan sonra sınıflardan birine öğretmenleri ikişer ikişer oturttukları, bir müddet konuşma yaptıktan sonra silahlarıyla üzerlerine ateş ederek öğretmen Sebahattin KURTULUŞ, eşi Hikmet KURTULUŞ, öğretmen İzzet YÜKSEL, öğretmen Ahmet BEKAR ve öğretmen Bayram YEŞİL’i şehit ettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:2)

2) 23-24.06.1993 günü gece saatlerinde Tunceli İli Meşeyolu Köyüne gelen silahlı bir grup PKK elemanının köy ilkokulu lojmanlarında kalan okul Müdürü Hamza ÇETİN ile Okul Öğretmeni Erkan AYDIN’ı kaleşnikof silahla ateş etmek suretiyle öldürdükleri, okul lojmanlarından birini ve okulu tamamen yaktıkları, bir lojmanı da tamamen tahrip ettikleri, (Kls: 11/Dizi:7)

3) 07.10.1993 günü saat 17.50’de Tunceli İli Pertek İlçesi Pirincik Köyüne gelen 5 silahlı PKK elemanının köy okuluna 15 mt. mesafede olan bekar öğretmenlerin kaldığı lojmana girdikleri, konuşmak için geldiklerini söyleyerek öğretmenleri bir odaya topladıktan sonra evli öğretmenleri, okul müdür yardımcısı ve okul müdürünü de girdikleri lojmana çağırdıkları, okul müdürü o sırada bir başka köyde hasta ziyaretine gitmesi sebebiyle bulunamadığı, diğer evli öğretmenler ve okul müdür yardımcısının bekar öğretmenlerin kaldıkları lojmana geldikleri, PKK elemanlarından biri öğretmenlere 5 dakika kadar süren bir konuşma yaptıktan sonra okul müdür yardımcısı Ali Galip TUTAR'ı ekmek almak bahanesiyle 2 PKK elemanının nezaretinde evine gönderdikleri, Ali Galip TUTAR'ı gönderdikten 5 dakika sonra kalan 3 PKK elemanının kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla odada kalan öğretmenleri yaylım ateşine tuttukları, öğretmenler Fevzi KATAR, Taşkın ŞENGEN, Ünal ATLI, Orhan BAKIŞ’ı öldürdükleri, Cemal ÜNLÜ’yü ağır yaraladıkları. (Kls: 11 /Dizi:9)

4) 11.09.1994 günü saat 22.15 sıralarında kalabalık bir PKK grubunun Tunceli İli Mazgirt ilçesi Darıkent Beldesine baskın düzenlediği, beldede bulunan Jandarma Karakolu’nu yoğun ateş altında etkisiz hale getirdikten sonra beldenin PTT ve belediye binalarına, sağlık ocağına girdikleri, PTT binasında bütün eşya ve evrakı yaktıkları, belediye binasının bütün kapı ve pencerelerini kırdıkları, sağlık ocağı içinde yangın çıkardıkları, ocakta bulunan sağlık malzemelerini aldıkları, Darıkent Beldesi İlköğretim Müdürlüğünde görevli öğretmenler Ali İhsan ÇETİNKAYA, Metin KAYNAR, Buminhan TEMİZKAN. Mustafa KARINCA, Rüstem ŞEN ve Vedat İNAN’ı evlerinden çıkardıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, sağlık memurları Mesut DEMİRTAŞ, Kazım KILIÇ ve Hüseyin VURAL’ı kaçırdıkları, ilköğretim okulunun bir kısmını yaktıkları (Kls: 11/Dizi: 10)


g) Turizme Yönelik Saldırılar

1) PKK elemanları Sakine DONMEZ ile Atilla KAYA’nın, örgütün Ege Bölgesinde turistlere yönelik bombalı eylem yapma kararı alması üzerine önceden hazırlanan ve yanlarına verilen 5 adet zaman ayarlı savunma tipi el bombasıyla turist görünümünde Fethiye’ye geldikleri, Fethiye’de Çoban Pansiyonu’na yerleştikten sonra 21.06.1994 günü Yat Limanı yanındaki Çay Bahçesinde önceden meyve suyu kutusu içine yerleştirdikleri zaman ayarlı el bombasını naylon torbayla oturdukları masanın demirine astıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları, bombanın patlaması sonucunda çay bahçesinde bulunan içlerinde 7’si Alman ve İngiliz vatandaşı turist olan 13 kişinin yaralandığı, (Kls: 15/Dizi:2)

2) Fethiye İlçesindeki eylemi gerçekleştiren Sakine DÖNMEZ ve Atilla KAYA’nın ertesi günü Marmaris ilçesine gittikleri, 22.06.1994 günü saat 14.30’da Atilla KAYA’nın Belediye Halk Plajı’ndaki, Sakine DONMEZ’in Abdi İPEKÇİ Parkı’ndaki çöp bidonlarına zaman ayarlı el bombalarını yerleştirdikleri, çöp bidonlarına konan bombaların infilak etmesi sonucu parklarda bulunan 11 kişinin çeşitli yerlerinden yaralandık1arı, yaralananlardan 4’ünün İngiliz vatandaşı turist olduğu, Joanna GRIFFITHS isimli yaralı İngiliz turistinin sonradan aldığı yaralar sebebiyle öldüğü, (Kls:15/Dizi:2)

3) 17.09.1995 günü saat 09.55’te PKK elemanları Mehmet Nuri ÖZEN, Hasan AŞKIN ve Fesih YAVAŞ’ın izmir Gaziemir’deki TANSAŞ Mağarasının çok yakınında bulunan çöp bidonuna yerleştirdikleri saatli bombanın patlaması sonucu Muzaffer YILDIZ, Veli EREFE, Sefer AĞLAR, Selami SAYILIER, Nadir SAKALLIOĞLU’nu öldürdükleri, 28 kişinin yaralandığı, çevrede bulunan ağaçların hasar gördüğü, Mehmet Nuri ÖZEN ve Hasan AŞKIN’ın Yunanistan’da Atina’ya 5-6 saatlik mesafesi olan Yunan Devletinin himayesindeki PKK Kampında askeri eğitim gördükleri, eğitimlerini bilhassa bomba yapma üzerinde yoğunlaştığı, eğitimlerinin bittiği 1995 yılı ağustos ayı ortalarında kamp sorumlusu Yılmaz-Zuhal (K) tarafından İzmir’deki turistik tesislere eylem düzenlemek üzere Hasan AŞKIN’la birlikte Türkiye’ye gönderildikleri, Türkiye’ye gönderildikten sonra arkalarından gelen Doğan (K)la birlikte eylem düzenlemeye elverişli yerleri araştırdıkları, Gaziemir’deki TANSAŞ Mağazasına turistlerin ve askerlerin de geldiğini tespit ettikten sonra burada eylem yapmayı kararlaştırdıkları, TANSAŞ Mağazası yanındaki bombayı Doğan (K)’la birlikte hazırladıkları, hazırladıkları bombayı Hasan AŞKIN’ın çöp bidonuna yerleştirdiği, bombayı yerleştirmek için olay yerine Feshi YAVAŞ’la birlikte geldikleri. (Kls: 13/Dizi:3)


h) Askeri Birliklere Saldırı

1) 3/118 Jandarma Sınır Tabur Komutanlığı 9. Bölüğe bağlı ve Andaç Köyü Serin Mahallesinde konuşlandırılan Serin Jandarma Takımına 25.10.1985 günü gece saatlerinde silahlı baskın düzenleyen 50-60 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun Jandarma erlerinden Ahmet BURSA, İsmail DEMİRBAŞ, Halis ARINIĞ, Ali TÜRKER, Nihat ÇELEBİ, Beytullah ALIÇ, Ömer KARA, Celal ÇAMBEL, Ramazan ÇELİK’i şehit ettikleri, Nihat EMİROĞLU ve Muammer KAFKAS’ı yaraladıkları, şehit ve yaralıların silah ve mühimmatlarını da gasp ettikten sonra gece karanlığından da yararlanarak olay yerinden uzaklaştıkları, (Kls: 10/Dizi:2)

2) 04.08.1991 günü saat 04.30 sıralarında Hakkari İli Şemdinli İlçesi hudutları içinde bulunan 1/118 Sınır Tabur Komutanlığına bağlı Samanlı Karakolu’na baskın düzenleyen 150-200 kişilik bir PKK grubunun, karakolda görevli Jandarma Onbaşı Bekir ÖZAYDIN, Er Sedai ÖZER, Er Hasan TARIM, Er Yüksel KARACA, Er Mustafa HİÇYILMAZ, Er Mustafa GEDİK, Er Durak AÇIKGÖZ, Er Sait Ahmet APAK, Er Erdal ÇOBAN, GKK Baki YALÇIN’ı şehit ettikleri, 7 eri kaçırdıkları, toplam 9 subay, astsubay ve eri yaraladıkları, (Kls: l0/Dtzi:5)

3) 25.10.1991 günü saat 04.45 sıralarında 10. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığına baskın düzenleyen ve 200 kişi oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun, Sınır Bölük Komutanlığının emniyetini sağlamak için tepelerde mevzilenmiş timlerinde görevli erler Necati ÇİÇEK, Mehmet ÜNAL, Duran OKÇU, Ali AKDOĞAN, Savaş GEDİK, Ali ERDOĞAN, İdris DEMİRTAŞ, Yılmaz KABAK, Ali ERDEM, Hasan YAĞLIGİRDİ, Necdet AYHAN, Cengiz SABUNCU, Hüseyin ALBAŞGİL, İsmet ÖZDEMİR, İsmail AKDUMAN’ı şehit ettikleri, Asteğmen Bilal ÇAKIRCALI; Çavuş Feyyaz BİLGİÇ, Erler İlhan ÜNALAN, Hasan KARASAKAL. Mahmut GÖKALP, Salih DEMİR, Habip KOÇER, Bayram SELEK, Faruk GÜNEY, Sadık KOCA’yı yaraladıkları, (Kls: lO/Dizi:7)

4) 24.05.1993 günü kalabalık bir silahlı PKK grubunun Bilaloğlu Köyü yakınlarında Çevrimpınar yol ayırımında Elazığ-Bingöl karayolunu kestikleri, durdurdukları araçlarda bulunan yolcuları indirdikten sonra izinden dönen ve kıtalarına gitmekte olan erbaş ve erler Ramazan AKKAYA, Mehmet ÖZTÜRK, Ertan KAÇAR, Hüseyin ÇELİK, Mustafa YILMAZ. Nihat ODABAŞI, Ercan ÇOBANOĞLU, Uğur BOZACI, İbrahim ERTAN, Hasan GÜLTUTAN, Haydar ASLAN, Mevlüt ÖZKAN, Şenol CANSIZ, Aydın KUZEY. Mustafa KOÇANOĞLU, Mustafa SARIGÖZ, Cavit YAMAN, Ali ARAR. İlyas UYAR, Murat MENTEŞ, Ahmet ARAR, Hilmi ŞAHİN, Şeref TAY, Adem ZÖNGÜR, Baki UMUTLU, Murat ELİBOL, Mehmet TURA, Ahmet APAK, Hikmet ÖZDEMİR, Turgut ERGUL ile öğretmenler Mehmet BİROL, Abdullah KABA, Selahattin ASLAN ve Güzel DOĞAN, Sisi ÖZDEMİR, Erdal AKBAŞ isimli vatandaşları şehit ettikleri, (Kls:9/Dizi: 14)

5) 15.09.1993 günü Van İli Çatak ilçesi Kanalga Karakoluna baskın düzenleyen kalabalık bir grup silahlı PKK elemanının, karakolu korumak için 2 km. mesafedeki 2053 rakımlı tepe ile bu tepenin kuzeyindeki rakımsız tepede pusuya yatan timlerde görevli Uzman Jandarma Çavuş Mete SARAÇ, Jandarma Onbaşı Yılmaz GÖKÇEN, Jandarma Onbaşı Ramazan ÇAKIR, Jandarma Onbaşı Murat ÖZÇELEBİ, Jandarma Er Selahattin TOKAT, Jandarma Astsubay Çavuş Ali UĞUR, Jandarma Er Cuma YILDIZ, Jandarma Er Satılmış TAŞDELEN, Jandarma Er Zeki CANER, Jandarma Er Muammer KARACAER, Jandarma ER Ali ÇAKIR, Jandarma Er İhsan AVŞAR’ı şehit ettikleri ve silahlarını gasp ettikten sonra kaçtıkları, (Kls:10/Dizi:14)

6) Eruh Dağdöşü Köyünde konuşlanmış bulunan Jandarma Komando Bölüklerinin emniyetini sağlamak amacıyla çevreye çıkardığı timlerine 09.11.1994 günü saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun, timlerde görevli komando erler Fahrettin ENGİN, Atilla ÖZTÜRK, Veli KARA, Halim ÇİMEN, Mehmet ÖZEN, Ayhan ÖZAY, Şamas AYTAÇ, Muharrem ÇAKIR, Kurabey YILDIRIM, Yaşar SOYTÜRK, Faik ALKAN, Ercan AYGUN, Erol KAKIŞIN, Cevahir ÇELİK, Mustafa ALTINTAŞ’ı öldürdükleri, 13 komando erini de yaraladıkları, (Kls:9/D izi: 20)

7) 15.06.1995 günü saat 23.00 sıralarında Şemdinli ilçesi Ortaklar Köyü hudutları içinde bulunan Jandarma Karakoluna baskın düzenleyen 400 kişilik silahlı PKK grubunun karakolda görevli jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Ekrem KAYAR, Jandarma Astsubay Çavuş Vedat ÖZAYAR, Jandarma eri Ali ÇELİK, Jandarma Eri Engin ÇİL, Jandarma Eri Halil TATLI, Jandarma Eri Ali AKYOL, Jandarma Eri Hasan ÇELİK, Jandarma Eri Arif MEYDAN, Jandarma Eri İrfan ÖNCEL, Jandarma Eri Sadık ŞİŞMAN, Jandarma Eri Mehmet ÇADIRCI, Jandarma Eri İlimder ATASOY, Jandarma Onbaşı Ali SIJYABATMAZ, Jandarma Eri Mehmet DEMİR, Jandarma Eri Mehmet ÖZTÜRK’ü şehit ettikleri; Jandarma erleri Mehmet SIKILGAN, İsmail BAŞARAN, Hakan PUSAT, Ramazan ÇELİK, Tuncay KAVAKLIOĞLU’nu kaçırdıkları, Jandarma Erleri Halil KAYACI, Şahin KILIÇ, Yavuz KIRMIZIYÜZ, İrfan TOPÇUOĞLU, Hulusi ERDOĞAN, Özkan ADIŞANLI’yı yaraladıkları, (Kls: 10/Dizi: 18)

a) Olay zaptı tutanakları kapsamları,

b) Olay yeri krokileri,

c) Otopsi ve ölü muayene tutanakları kapsamları,

d) Görgü tanıkları ifade tutanakları kapsamları,

e) Olayı gerçekleştiren sanıklarla ilgili iddianameler,

f) Bazı sanıklarla ilgili onanlı mahkumiyet hükmü kararları kapsamları gibi delillerden anlaşılmıştır.

Yukarıda anlatılan eylemler, insan hayatını hedef alan terör eylemleridir. Bu eylemler, iddianameye rasgele alınmıştır. PKK elemanlarının gerçekleştirdiği binlerce eylemin tamamı bu niteliktedir ve yukarıda da belirtildiği gibi insanlık aleyhine işlenen, toplu kıyıma yönelik olan terör eylemleridir.

PKK bir terör örgütüdür. PKK’nın bir terör örgütü olduğu, belgelerle de sabittir.

26-30 Ekim 1986 günlerinde Lübnan’daki Mahsun Korkmaz Akademisi’nde yapılan PKK’nın III. Kongresi’nde kabul edilen 30.10.1986 tarihli ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı sözde Askerlik Kanununda;

"Yüzyıllardır ülkemiz ve halkımız üzerinde egemenlik sürdüren Türk sömürgeciliği, gerici zorunu dayatıp ülkemizi bir cephanelik, insan potansiyelimizi ise kendi amaçları doğrultusunda bir savaş aracı olarak günümüze kadar kullanmıştır... Bu yapıyla şiddetli bir savaş içinde doğup gelişen devrimci önderlik, bu gerici yapıyı parçalayarak geliştirdiği ulusal kurtuluş hareketini bugün ileri boyutlarda gelişen ulusal kurtuluş savaşının yürütülmesi için halk ordusunun inşası düzeyine getirmiştir. Bu nedenle bugün bağımsızlık ve özgürlük için savaşmak Kürdistan’da tek onurlu yaşam biçimidir. Bu gerçekler doğrultusunda....onurlu her Kürdistan’lının gücünü ordu gücüne dönüştürmesi ve orduyla birleştirmesi zorunludur....

Kanun hükümleri şunlardır;

1. Değişik yaş ve cinsiyetten her Kürdistan’lı yurtsever.., gönüllü olarak Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu birliklerine katılmayı ve savaşmayı görev bilmelidirler.

2. ...her Kürdistan’lı... ulusal kurtuluş savaşına maddi ve manevi destek vermekle yükümlüdür.

3. 18-25 yaşlar arasındaki her Kürdistanlı erkek, Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşmak üzere Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusuna katılmak....zorundadır.

EK MADDE: ...orduya katılması için çağrının bildirilmesine rağmen, buna uymayan kişilere yönetmelikteki ordudan kaçma hükümleri uygulanır..." maddelerine yer verilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

Yine “Kürdistaıı’da Yargılama Esasları” Başlıklı 30 Ekim 1986 Kürdistan Kurtuluş Cephesi imzalı belgede;

"...Kendisini kanıtlayan bu meşruiyete göre bugün Kürdistan’da suçlar ve cezaları şöyle belirlenir;

1. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı Türk sömürgeciliği ile doğrudan birlik, ona işbirlikçilik, uşaklık, ajanlık, milislik, muhbirlik vb. yapmak bu ülke ve halk karşısında açık ihanettir ve ihanetin cezası da ölümdür.

2. “Komünist, devrimci, yurtsever, milliyetçi” vb. sıfatları kedine takıp gerçekte bunların gereklerini yerine getirmemek, bunların yerine siyasal ikiyüzlülük, teslimiyetçilik, işbirlikçilik... böylece Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı olmak, ona karşı mücadele etmek, onun gelişimini engellemeye çalışmak.... maskeli olarak Türk sömürgeciliğine hizmet etmek... siyasal görünümlü bir ihanettir. Bu tür ihanetin cezası onca uyarı ile vazgeçirmeye çalışmak, örgütsel yapıları dağıtmak, bunlara rağmen devam ettiğinde ise ölümdür.

3. Türk sömürgeciliğine karşı mücadele etmemek. direnmemek, ulusal kurtuluş mücadelesine katılmamak, madden ve manen desteklememek. ...dolaylı olarak sömürgeci egemenliğe hizmet etmek ve ülke halk kurtuluş davası karşısında suçlu duruma düşmek demektir. Bu suçlara karşı bilinçlendirme ve ikna faaliyetleri ile mücadeleye hizmet eder hale getirmek için çalışarak uyarmak, bu çabalara rağmen süren bu hale karşı uygun biçimlerde ve vatandaşlığın bir gereği olarak para, başka maddi değer, devrimci görevlerde zorla çalıştırma vb. cezalar verilir.

EK MADDE: Bu kanun pratikte ERNK Komiteleri, örgütleri ve silahlı kuvvetleri uygular” denilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

‘Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Vergilendirme Fişidir’ başlıklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Temsilciliği imzalı ERNK Marmara Temsilciliği Mühürlü belgede;

“Sayın ..........

Sömürgeci faşist Türk Devletine karşı yürütülen Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımımız... tüm şiddetiyle gerilla savaşı tarzında ve daha yüksek boyutlarda gelişip devam etmektedir. Savaşımızın gelişip daha da yaygınlaşması beraberinde maddi masraf ve ihtiyaçlarını da getirmektedir. Bu nedenle gerilla savaşımızın maddi yönden de desteklenmesi hali vakti yerinde olan her Kürdistanlının vazgeçilmez temel birer insanlık borcudur... Birer namus ve şeref borcu olan bu görevin yerine getirilmemesi halinde sözü edilen kesimlerin can ve mal varlıklarına yönelinecektir. Bu ulusal kurtuluş cephemizin yargı sisteminin bir gereğidir. Bu nedenle sizlerinde elinden gelen... süre içerisinde yardım yapmanız uygun görülmüştür... Not: Düşmana haber verildiği takdirde gelişecek olaylardan sorumlu değiliz.” sözlerine yer verilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

Dosyada mevcut;

1- Askerlik Kanunu Başlıklı 30.10.1986 tarihli ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı,

2- “Kürdistan’da Yargılama Esasları” başlıklı ve 30 Ekim 1986 Kürdistan Kurtuluş Cephesi imzalı,

3- “Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Vergilendirme Fişidir” başlıklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Temsilciliği imzalı ve ERNK Marmara Temsilciliği mühürlü, belgelerle sabittir.

Halkın canıyla malıyla tehdit edildiği bu belgeler de PKK’nın terörist bir örgüt olduğunu gösterir.

Abdullah ÖCALAN sorgusunda;

“1991-1993 yılları arasında bölgedeki müteahhitlerden yüzde itibariyle miktar örgüte gelir adıyla paralar alınmıştır. Müteahhit firmalar, örgütün gücünü kullanarak ihale aldıklarında biz de onun üzerinden bir gelir temin etmekteyiz. Bunlardan Halis TOPRAK, fabrika yapımına başlayınca, bizimkiler ondan eğer burada fabrika yapacaksan, çalıştıracaksan bir ücret vermek zorundasın. Yeni örgüte bir bedel vereceksin demişler ve ondan ücret almışlardır. Miktarını bilemiyorum. Bölgelerdeki elemanlarımız tahsil etmişlerdir. Ali Rıza SEPTİOĞLU’nun ailece işlettiği taş ocakları vardır. Keza bundan da bölgesel örgütümüz örgüt adına ücret almıştır. Miktarını bilemiyorum. Keza Ceylan Holding Şirketinden bölgesel birimlerimiz para tahsil etmişlerdir. Miktarını bilemiyorum. Bu para alma usulü bölgemizde yaygındır. ...Bunun dışında ismini bilemediğim çok sayıda iş adamından da para temin edilmektedir... Ayrıca sınır boylarında örgüte ait Gümrük Birimleri adı altında oluşumlar vardır. Paraları bunlar tahsil etmektedir...'' şeklinde beyanlarda bulunmuştur. (Kls:1 /Dizi:43-78/Cumhuniyet Savcılığı Sorgu Zaptı, Sayfa 18).

PKK çeteleri tarafından vahşice katledilen sivil vatandaşlarımızın çoğunluğu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde yaşayan vatandaşlarımızdır. GKK’ların yaşadığı köyler bilhassa PKK çetelerinin hedefi olmuştur.

Sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda;

1987 yılından itibaren Olağanüstü Hal ve GKK Sisteminin ihdas edildiğini, bu sebeple 1987 yılından sonra GKK’ların da hedefleri arasında olduğunu söylemiştir. Ancak, GKK’ların aileleri, çocukları ve yakınları da PKK çetelerinin hedefi olmuştur. Yukarıda yer ve zaman verilerek anlatılan terör olaylarında görüldüğü gibi PKK çeteleri GKK’ların ailelerini, kundaktaki çocuklarını katletmiş, evlerini yakmışlardır.

GKK’lar, Abdullah ÖCALAN ve PKK’nın ideoloji ve propagandasının mesnetsiz ve yalan olduğunu, PKK’ya karşı çıkarak en açık şekilde gösteren Kürt asıllı vatandaşlarımızdır. Bu sebeple PKK çeteleri en büyük katliamlarını bilhassa GKK’ların yaşadığı köylerde gerçekleştirmişlerdir.

PKK elemanlarının kadın erkek ayırımı yapmaksızın 30 kişiyi katlettikleri, 20.06.1987 günü gerçekleştirilen Pınarcık katliamı ile ilgili olarak baskına katılanlardan Alaattin KANAT;

“...Bu köye koruculuk sistemini kabul ettiği için eylem yapılmasına karar verilmiştir.” şeklinde beyanda bulunmuştur. (Kls: 16/Dizi:2)

GKK’ları, ailelerini, çocuklarını ve bütün varlıklarını PKK yönetimi ve bizzat Abdullah ÖCALAN hedef göstermiştir.

PKK’nın 1994 yılında yapılan III. Ulusal Konferansı’nda GKK’lar eylem hedeflerinden biri olarak seçilmiştir.

Yine PKK’nın V. Kongresinde GKK’ların aileleri ile birlikte imha edilmesi karar altına alınmıştır.

PKK’nın yayın organı Serxwebun dergisi Şubat 1993 sayısında Abdullah
ÖCALAN;

''..Kurtuluş güçlerimizin en önemli hedeflerinden birisi de koruculuğu tümden tasfiye etmektir. Bu başarıldığı takdirde düşmana tamamen yenilgi psikolojisi hakim olacaktır” demiştir. (Kls: 14/Dizi:7)

18.06.1996 günlü MED-TV’de yayınlanan Panel programında;

“Önümüzdeki aylar sıcak geçebilir... Bu ara, koruculardaki çözülme vardır. Özellikle Batman’daki korucuların... Sonlarını getirmemelerini diliyorum. Onlara yönelik de bir af çağrımız vardır. İlişkilerini geliştirirlerse bizimle, onları olduğu gibi güneye de çekeriz. Ve gerilla saflarına da alırız. Hiç çekinmelerine gerek yoktur. Ayrıyeten savaşta da üzerimize gelmezlerse. onları hedeflemek gibi bir durumumuz olmayacaktır. En azından ateş etmezlerse biz de kendilerine yönelmeyeceğiz. Ama çok azılı olan üzerimize gelenlerin de bu halk içinde asla yerinin olmayacağını, asla affedilmeyeceklerini bilmeleri gerektiğini vurguluyorum.” (Kls:37/Dizi: 15)

Yine 01.03.1998 günlü MED-TV’de yayınlanan Panel programında;

“Önümüzdeki yıldaki savaşa biz kendimizi ağır ağır hazırladık, biz savaş yapacağız, korucular gerillanın üzerine gelmesin, ihbarcılık yapmasınlar, büyük suç işlemezlerse biz onların ailelerine dokunmayız, evlerine dokunmayız. Hatta onların canlarına da dokunmayız, ama çok açık bir şekilde bizim üzerimize gelirlerse, ihbarcılık yaparlarsa, bunlar tasfiye olurlar. Şimdi olmazlarsa yarın olurlar. Belki, kendiliğinden olmazlarsa çocukları, karıları kötülüğün içinde kalırlar. Ben onların çocukları ve karıları için söylüyorum: Önümüzdeki savaş çok ağır olacak, binlercesi belki ölür. Bunun için ben diyorum ki, bu zararlı işten bütün korucular kendilerini uzak tutsunlar” şeklindeki sözleriyle köy korucularına gözdağı vermek istemiştir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut belgeler,
b) Emanette kayıtlı Abdullah ÖCALAN’ın MED-TV’de yaptığı konuşmaların zapdedildiği video kaset içeriği,
Gibi delillerle sabittir.

01.03.1998 günü MED-TV’de yaptığı konuşma Abdullah ÖCALAN’ın daha başlangıçta, GKK’lar ile birlikte korucuların ailelerini, ismi konmamış çocuklarını, barındıkları evlerini ve yakınlarını da PKK çetelerine hedef gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Okullar, sağlık ocakları, kil ocakları, maden işletmeleri, sondaj kuyularında çalışanlar da PKK çetelerinin hedefi olmuştur.

Yukarıda verilen emsal olaylarda görüldüğü gibi; okullar yakılmış, okul öğretmenleri öldürülmüş, hiçbir şeyden habersiz kil ocağında çalışan işçiler, bölgede açılmış sondaj kuyularında. maden işletmelerinde çalışan mühendisler, PKK çetelerince kurşuna dizilmiştir.

GKK’larla birlikte öğretmenler, işçiler, bölgede çalışan mühendisler de Abdullah ÖCALAN ve PKK yönetimi tarafından hedef gösterilmiştir.

PKK’nın 1994 yılında yapılan İli. Ulusal Konferansı’nda Türkiye Cumhuriyetinin eğitim ve kültür kurumlarının tasfiye edilmesi, turizm ve maden işletmeleri eylem hedefleri olarak tespit edilmiş, PKK’nın V. Kongresi’nde de suikast eylem stratejisinin bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple. yukarıda anlatılan emsal olaylarda olduğu gibi öğretmenlere işçiler, bölgede çalışan mühendisler PKK çetelerinin hedefi olmuş, öğretmenler, mühendisler kurşuna dizilmiş, okullar yakılmıştır.

21.06.1988 günü Lübnan Bekaa Vadisi’nde silah eğitimi gören PKK elemanlarına yaptığı konuşmasında Abdullah ÖCALAN;

“Siz o sıcak savaşın içinde dehşet olacaksınız, fırtına olacaksınız. Başka, siz esemezsiniz, kurtarmazsınız durumu...” dediği anlaşılmaktadır. (Kls:37 / Dizi:1 5)

13.02.1993 günü PKK’nın 1993 yılı hedefleriyle ilgili yaptığı konuşmasında;

Ülkemizin güneyinde savaş değişik biçimlerde daha da sürdürülecektir... Gerillamız şimdi 5 bin-10 bin civarında ise, eğer herkes planına bağlı kalırsa, doğru savaşın tarzı ile karşılık verirse 50 bine fırlar... Her köyü bir direniş kalesi haline getirtebiliriz. Her kent bir Serhildan biçiminde kaynar. Bütün bunlar hedeftir. Plan hedefindedir ve yöntemleri de bellidir. En hainini amansız tepelemekten tutalım, tarafsızlaştırması gerekeni tarafsızlaştırmaya, bir parayı kazanılacak olandan tutalım, bir ruh ile kazanmaya kadar herkese uygun yöntemlerle yaklaşınız. Bunlar çalışma tarzıdır. Taktik de düşmanının bir taburunu imha etmekten tutalım, bir tugayını bile içinden dışından kuşatmaya alıp tasfiye edebiliriz... Yakmadık köy bırakmayız. Bütün bunlar taktik plan hedeflerimiz dahilindedir...” sözleri açıklanmaya çalışılan durumu doğrulamaktadır. (Kls:37/DİZİ 15)

14.04.1998 günü MED-TV’de yaptığı konuşmasında;

“Şimdi bizim pek turistler hedeftir demeyeceğim ama, şüphesiz Türkiye’de bir savaş var. Özel turist hedefleri diye bir hedef yok, fakat ekonomi de hedeftir tabi ve bu arada turizm ekonomisi de hedeftir. Turist demiyorum, dikkat edin turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste zarar vermemeyi de biraz gözönüne getirerek şüphesiz bazı adımlar atarız. Bu günlerde bunun arayışı içindeyiz.” mesajının anlamı terör estirmektir. (Kls:37/Dizi: 15)

10.07.1998 günlü MED-TV’de yayınlanan Vedat AYDIN'ı anma programındaki konuşmasında;

“Özellikle şehirlere yönelik eylem taktiklerini fazla dayatmadık ama, sanırım belli bir müddet bu yönlü gelişmeler de ortaya çıkabilir. Daha çok gerillayı kırsal alanda geliştirmekle birlikte kent ağırlıklı hareketleri de geliştirecek kapasitemiz var. O kapasiteyi geliştiriyoruz. Sanırım gerekebilir de, çünkü kendilerini rahat hissettiklerini düşünüyorlar. Başta turizm olmak üzere ekonomik hedefler bizim rahat dolaşabileceğimiz hedeflerdir...” açıklaması yeni hedef belirlemesinin delilidir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut belgeler,
b) Emanette mevcut sanık Abdullah ÖCALAN’ın yaptığı konuşmaların zapdedildiği video kaset.
Gibi deliller sanığın amacını ve hedeflerini ortaya koymaktadır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın yukarıya alınan konuşmalarının, talimatlarının muhatabı silahlı PKK çeteleridir. Silahlı PKK çeteleri. Abdullah ÖCALAN’dan aldıkları talimat uyarınca rastgele gerçekleştirdikleri terör eylemleriyle, gerçekten dehşet olmuşlar, etrafa dehşet ve korku salmışlardır. Köyde, kentte PKK otoritesini kurmak için amansız davranmışlar. Abdullah OCALAN’ın tabiriyle tepelemişler, köyleri yakmışlardır. Abdullah ÖCALA.N’ın talimatında geçen: “herkese uygun yöntemle yaklaşma” öldürmek ve yakmaktır, yani terördür. Terör eylemleriyle dehşet yaratmak Abdullah ÖCALAN’ın PKK’ya verdiği yegane taktiktir.

PKK, bir terör örgütüdür. Abdullah ÖCALAN MED-TV’de yaptığı konuşmasında;

"...Özel turist hedefleri diye bir hedef yok, fakat ekonomi de hedeftir tabii ve bu arada turizm ekonomisi de hedeftir. Eğer işler daha da kızışırsa, şüphesiz bu tip hedeflere insan demiyorum, turist demiyorum, dikkat edin turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste zarar vermemeyi de biraz gözönüne getirerek şüphesiz bazı adımlar atarız. Bu günlerde bunun arayışı içindeyiz.’ demiştir. (Kls:37/Dizi: 15)

Ancak, PKK elemanları Türk turizmine zarar vermek için doğrudan insanı hedef almıştır. Marmaris İlçemizde turistlerin uğradığı bir parkta bulunan masa altına, Fethiye İlçemizde turistlerin gezindiği kordon boyunda bulunan çöp sepetine bomba yerleştiren Sakine DÖNMEZ ile Atilla KAYA isimli PKK elemanlarının hedefi, doğrudan doğruya insandır. Sakine DÖNMEZ ve Atilla KAYA’nın gerçekleştirdiği bu eylemlerde Fethiye Kordon boyunda gezinen bir turist ölmüş, 20’den fazla insan yaralanmıştır. Doğrudan insanı hedef alan bu eylemler. terör eylemleridir.

Tamamen bir terör örgütü olan PKK, Türkiye’yi kendisiyle diyalog kurması için yine bir terör örgütüne yakışır bir biçimde tehdit de etmiştir.

27.11.1996 günü PKK’nın 18. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle Belçika Kürdistan Komitesi tarafından Brüksel şehrinde bulunan Uluslararası Basın Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında, örgüt mensuplarının Türkiye’nin Kürt Meselesi ile ilgili politikalarının değiştirilmemesi halinde intihar saldırısı eylemlerinin yeniden gündeme gelmesinin kaçınılmaz olduğu tehdidinde bulunmuştur. (Kls: 14/Dizi: 115-16-17)

a) Dosyada mevcut Belçika’da yayınlanan 28.11.1996 tarihli gazetede yayınlanmış habere ilişkin fotokopi.
b) Yunanistan’da yayınlanan Avgi Gazetesinin 28.11.1996 tarihli nüshasında yer alan haber fotokopisi gibi delillerle sabittir.

Aynı tehdidin;
Aralık 1996 günlü Serxwebun Dergisi’ne beyanat veren Abdullah ÖCALAN tarafından;
''...Kentlere ineceğiz, kent çatışmaları başlayacaktır. Neye mal olursa olsun bir otobüse binmek zor değildir, bir uçağa binmek zor değildir, yine bir trene binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var... (Kls: 14/Dizi: 10)

21.03.1997 tarihli MED-TV yayınında;
“Şunu açıklıkla belirtelim ki, askeri hazırlıklarımız hiçbir döneme kıyaslanmayacak kadar ileri bir düzeydedir. İster şahsi intihar eylemleri içinde olsun, ister çok etkili küçük yerlere sızmak... şehirler de buna dahildir, çok önemli askeri birlikler de buna dahildir, çok geniş tahrip gücüyle eylem düzenleme imkanları da var"
Sözleri, militanlarına vermek istediği talimat niteliğindedir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisi’nde Abdullah ÖCALAN’ın açıklamasının yer aldığı yazı fotokopisi.
b) 21.03.1997 günlü MED-TV vayınında Abdullah ÖCALAN'ın yaptığı konuşmanın zapdedildiği dosyada mevcut video kaset,
c) Abdullah ÖCALAN’ın MED-TV’de yaptığı konuşmanın çözüm tutanakları kapsamı.

Verdiği talimatların delilidir.

Yine Abdullah ÖCALAN’ın Bekaa Vadisi’nde kendisiyle röportaj yapan İngiliz Sunday Mirror Gazetesi muhabirine verdiği beyanatında 3 bin dişi PKK militanının Türkiye’ye gelen turistlere karşı bombalı intihar saldırısında bulunacağını söylediği, (Kls: 14/Dizi: 15-16-17)

Dosyada mevcut belge ile sabittir.

27.11.1996 günü Brüksel kentinde bulunan Uluslararası Basın Merkezinde PKK’nın 18. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle düzenlenen basın toplantısında Belçika Kürdistan Komitesi tarafından açıklanan yeni savaş stratejisi, Abdullah ÖCALAN’ın Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisinde verdiği beyanat ile 21.03.1997 günü MED-TV’de yaptığı açıklamalar, Abdullah ÖCALAN’ın Bekaa Vadisinde Sunday Mirror Gazetesi muhabiri ile yaptığı röportajlar, intihar saldırısı eylemlerinin de terör eylemi olduğunu gösterir. PKK’nın intihar saldırısı eylemlerinin de hedefi kesinlikle askeri hedefler değil, hiçbir şeyden haberi olmayan insanlardır, sivil halktır, turistlerdir. Abdullah ÖCALAN intihar saldırısı eylemlerinin hedeflerini;

"...neye mal olursa olsun, bir otobüse binmek zor değildir, bir uçağa binmek zor değildir, yine bir trene binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var..." sözleriyle ve İngiliz Sunday Mirror Gazetesi muhabiri ile yaptığı röportajda göstermiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da açıkça anlaşıldığı gibi, PKK bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün elemanları da söz konusu terörist eylemleri sanık Abdullah ÖCALAN’ın verdiği emir ve talimatlar üzerine gerçekleştirmişlerdir.

İnsan hayatına hiç değer vermeyen, devamlı insan haklarını ihlal eden bu terörist örgüte karşı Türkiye, toprağın] ve insanının hayatını, malını korumak için hukuk kuralları içinde mücadele etmiştir.

Uluslar arasında terörizm şiddetle kınanmış, uluslararası hukukta da hiçbir şekilde himaye görmemiştir.

Türkiye’nin de taraf olduğu “Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi”nin 1 inci maddesi uyarınca;
“Adam kaldırma, rehin alma veya gayrı kanuni hürriyeti tahdit eden. şahısların hayatı için tehlike teşkil ettiği ölçüde bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup ve koli kullanmak suretiyle işlenen suçların hiçbiri siyasi suç, siyasi suça murtabit suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç niteliğinde telakki edilmeyecektir.''

Helsinki Nihai Senedi’nde de;
“Devletlerin egemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı, sınırların dokunulmazlığı, devletlerin toprak bütünlüğüne saygı, içişlerine karışmama” ilkeleri benimsenmiş ve kabul edilmiştir.

Hukuken hiçbir bağlayıcılığı olmayan ‘Yeni bir Avrupa İçin Paris Şartı’nda da;
“Tüm ilkeler her biri diğerleri dikkate alın

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-V


IDDIANAME (devamı)



III. BÖLÜM

TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN BUGÜNE KADAR GERÇEKLEŞTİRDİĞİ

EYLEMLERİ VE NİTELİKLERİ

A-GENEL BİLGİLER

Silahlı Çete PKK, sanık Abdullah ÖCALAN tarafından kurulur. Ağrı, Adıyaman, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkari, Kars. Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Tunceli illerimizde başlangıçta Ulusal Kurtuluş Ordusu, Kürdistan Devrimcileri, APO’cular gibi adlar altında faaliyetini sürdüren örgüt. 27-28 Kasım 1978 tarihlerinde Diyarbakır’ın Lice İlçesi. Akziyaret (Fis) Köyünde Abdullah ÖCALA.N’ın başkanlık ettiği 1. Kongresi’nde partileşme sürecine girer ve PKK (Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) adını alır.

PKK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi içine alan Marksist-Leninist ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devletinden ayrı bağımsız bir Kürdistan Devleti kurmak amacıyla kurulur. Silahlı Çetenin kurucusu ve halen de başkanı olan sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda. “başlangıçta bağımsız Kürdistan kurmak gibi bir kavramımız vardı” sözleriyle Silahlı Çetenin kuruluş amacının bağımsız Kürdistan’ı kurmak olduğunu doğrulamıştır.

1980 yılına kadar PKK, Gaziantep. Şanlıurfa ve Mardin’de örgütlenmeye çalışmış, bölgede faaliyet gösteren KUK gibi rakip bölücü örgütlerle silahlı iktidar mücadelesi yapmış, Bucak Ailesi gibi bölgede saygınlığı ve otoritesi olan ailelerle de çatışmıştır. Abdullah ÖCALAN sorgusunda bu dönemi, mahalli otoriteye karşı faaliyet gösterdikleri “Hilvan-Siverek Dönemi” olarak adlandırmıştır.

Örgüt, 12 Eylül Askeri Harekatı’nın yapılacağını önceden haber almış, harekat öncesinde örgütün önde gelen liderlerini Suriye’ye geçirmiştir. Bu sebeple PKK, 12 Eylül Harekatı’ndan sonra da varlığını devam ettirebilmiştir.

Suriye’ye geçtikten sonra Abdullah ÖCALAN, Suriye istihbarat birimlerinin aracılığıyla Filistin Halk Kurtuluş Partisi Cephesi ile ilişki kurar ve bu örgütten demokratik cephe kimliği temin eder. Filistin Örgütü, Lübnan-Bekaa Vadisi’nde PKK’ya yer verir. Abdullah ÖCALAN burasını PKK’nın kampı haline getirir, başlangıçta Helvi Kampı dedikleri bu kampa sonradan “Mahsun Korkmaz Akademisi” adını verirler. Abdullah ÖCALAN silahlı çete PKK’ya bağlanan elemanlarını bu kampta toplam ve bu kampta elemanlarını eğitir. Sorgusunda “kendi eğitimimizi kendimiz yaptık” der. 1983 yılında Suriye’nin de yardımlarıyla Kürdistan Demokratik Partisi Başkanı Mesut BARZANİ ile anlaşır, elemanlarının bir kısmını Kuzey Irak’a geçirir. Burada da elemanlarını eğitmek için kamplar kurar.

Suriye ve Irak’ta geçen uzun bir hazırlık döneminden sonra Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi başlatma kararı verilir. İllegal yollardan Türkiye’ye giriş yapan Silahlı Çete PKK elemanlarının 15 Ağustos 1984 günü Eruh ve Şemdinli İlçelerine silahlı saldırıda bulunmasıyla, PKK’nın Türkiye’ye karşı silahlı mücadelesi başlamış olur.

Sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda, Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla ilgili;

“1982 yılında Diyarbakır Cezaevinde bizim elemanlarımız ölüm orucu başlatmıştı... Bu ölüm oruçlarında Merkez Komitesi’nden Mazlum DOĞAN, Kemal PİR, Mehmet Hayri DURMUŞ yitirildi. Üç kişi bu ölüm orııçlarında yitirilince böyle bir eyleme karar verildi. Hatta eylemin başlangıcı 1983 yılı olmalıydı. Eruh ve Şemdinli benim talimatımla olmuştur. Eruh ve Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyen birliklerimiz, Kuzey Irak’ta KDP’nin kontrolündeki bölgede bulunan Lolan Kampı’nda hazırlanmıştır.” demiştir. (Kls:1/Dizi:43-78)

Silahlı çete PKK’nın Türkiye’ye karşı Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlayan silahlı saldırıları, kanlı terör eylemleriyle devam etmiştir. 15 Ağustos 1984 günü yapılan Eruh ve Şemdinli baskınlarından sonra 22 Şubat 1999 tarihine kadar PKK, 6036 saldırı yapmış, 388 gasp suçu işlemiş, 1046 kişiyi kaçırmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın yönlendirmesiyle Türkiye’nin her bölgesinde, hatta Türkiye dışında örgütlenen PKK elemanlarının eylemlerinin tamamı insanı hedef almış, bu kanlı eylemlerde İstanbul, İzmir, Antalya, Antep’te birçok vatandaşımız PKK eylemcileri tarafından öldürülmüşlerdir.

15 Ağustos 1984 günü başlayan PKK terör eylemlerinde 22 Şubat 1999 tarihi itibariyle 4472 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 5620 sivil vatandaşımız yaralanmış, bunların bir çoğu sakat kalmıştır. PKK’nın silahlı çetelerine karşı toprağını, halkının canını ve malını korumak için savaşan güvenlik güçlerimizden 3874 asker, 1225 GKK, 247 polis şehit olmuş, 8178 asker, 1665 GKK, 909 polis yaralanmıştır. Bu yaralı asker, polis ve GKK’lardan kimi kolunu, kimi ayağını kaybetmiş, genç yaşta sakat kalmışlardır.

PKK çeteleri, sivillere yönelik saldırılarında tam bir vahşet sergilemiş; kadın, erkek, yaşlı, genç, bebek ayırt etmeden rasgele öldürmüşlerdir. Bazı vatandaşlarımız evlerinin içinde yanarak can vermişlerdir.



B-PKK EYLEMLERİNDEN ÖRNEKLER

a) Yerleşim Yerlerine Yapılan Baskınlar

1) 5 Ağustos 1985 günü, saat 21.00 sıralarında Van’ın Çatak İlçesi, Kanalga Köyü, Taşbucak Mezrasına gelen 10-15 kadar PKK elemanının, kapısının önünde bulunan Hacı Şeref ÖZKAN’ı, Gazi ÖZKAN'ı, (2) yaşındaki kız çocuğu Nergiz ve (1) yaşındaki kız çocuğu Heyet’i silahla tarayarak öldürdükleri, Hacı Şeref ÖZKAN’ın evine gaz dökmek ve yakmak suretiyle evde bulunan Meryem ÖZKAN, (10) yaşındaki Hakim ve (8) yaşındaki Utba’yı evle birlikte yakarak; Hayriye ÖZKAN’ın evine bomba atmak ve silahla taramak suretiyle de evde bulunan Hayriye ÖZKAN, (10) yaşındaki Zaide ÖZKAN ve (5) yaşındaki Veliti ÖZKAN’ı öldürdükleri, (Kls: 10/Dizi: 1)

2) 22.02.1987 günü saat 18.30 sıralarında Türk askeri kıyafeti giymiş bir grup silahlı PKK elemanının Şırnak İli, Uludere İlçesi, Taşdelen Köyüne geldikleri, asker kıyafetli olmalarına rağmen köylülerin kendilerinden şüphelendikleri, bunun üzerine Taşdelen Köylüleri ile silahlı PKK grubu arasında çatışma başladığı, PKK militanlarının gecenin karanlığından da istifade ederek köyden kaçtıkları, ancak köyden ayrılmadan önce kadın ve çocukların bulunduğu 4 evi otomatik silahlarla taradıkları ve Zülfü CENGİZ, Gürgin CENGİZ, Mecit CENGİZ, Gülli CENGİZ, Sadık APAYDIN, Huri APAYDIN, Hikmet APAYDIN, Ayşe APAYDIN, Leyla APAYDIN, Halit CENGİZ, Halime ÖZER, Elife ÖZER ve Halide AYKUT’u katlettikleri, (Kls:9/Dizi:2)

3) 19.08.1987 günü saat 21.15 sıralarında Diyarbakır İli Eruh İlçesi Bağgöze Bucağı, Kılıçkaya Köyü Milan Mezrasına bomba ve otomatik silahlarla baskın düzenleyen sayıları 60-70 kadar olduğu tahmin edilen PKK elemanlarının evleri yaktıkları. evlerin içinde bulunan 25 kadar vatandaşımızı bomba ve otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri, ölenlerin içinde çocuk ve kadınların bulunduğu, (Kls:9/Dizi:4)

4) 10.10. 1987 günü saat 20.00 sıralarında bir gurup PKK elemanının Şırnak İli, Meşeiçi Köyü. Çobandere Mezrasına otomatik silah ve bombalarla saldın yaptıkları, ev ve çadırları taradıkları, kadınlardan Azime ŞANLI, Hezar ŞANLI, Ayşe VAROL. Latife VAROL. Leyla VAROL. Hatun ŞANLI, Leyla KARTAL ile Abdurrahman ŞANLI, Mehmet KARTAL ve henüz ismi konmamış Genç oğlu 15 günlük, Faysal oğlu 1 aylık bebekleri öldürdükleri, Mesut ŞANLI, Kadriye KARTAL, Hanım ŞANLI, Fatma ŞANLI, Ali ŞANLI, İbrahim KARTAL. Yusuf ŞANLI, Genco VAROL ve Bestan ŞANLI’yı yaraladıkları. (Kls:9/Dizi:3)

5) 29.03.1988 günü gece Şırnak İli Eruh İlçesi Yağızoymak Köyüne silahlı baskın düzenleyen PKK elemanlarının köyün yakınlarında dere yatağı içinde koyunlarını otlatan çobanlar Mehmet TEKİN, Ömer KIZILASLAN, Abdullah KIZILASLAN, Ahmet DELAN, Emin EROĞLU, Ömer PİŞKİN, Hamit YILMAZ, Hüseyin PİŞKİN ve Abdullah PİŞKİN’i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi:5)

6) 07.05.1983 günü Şırnak İli Dereler Köyü Taraklı Mezrasını basan bir grup silahlı PKK elemanının evlerinden çıkardıkları halkı Mezra ortasındaki boşlukta topladıkları “Devlet bizim düşmanımızdır. Babatlar bizim düşmanımızdır. Çeteler bizim düşmanımızdır. Sizler Babatlara ve çetelere yardım ediyorsunuz. Yardım edenleri cezalandıracağız.” konuşmasını yatıktan sonra topluluktan Salih İNCİ, Ali İNCİ, Mustafa İNCİ, Şehmuz İNCİ ile birlikte Esmer KABUL. Gevri İNCİ, Meryem KABUL, Halim KAPLAN isimli kadınları ayırdıktan sonra otomatik silahlarla taramak suretiyle mezra dışında yakaladıkları Osman BABAT’ın başına taş vurmak suretiyle öldürdükleri, Osman BABAT’ı öldürdükten sonra boğazından iple bağlayarak bir ağaca astıkları, (Kls:9/Dizi: 1)

7) 24.11.1989 günü bir grup PKK militanının Yüksekova İlçesi İkiyaka Köyüne baskın düzenledikleri, baskından önce çevrede koyun otlatmakta olan İkiyaka Köyü çobanları Kemal DOGAN, Mehmet Reşit AYKUT, Abdurrahman GEZGİNCİ, Mehmet KIRBIŞ ve İkrem BOZ’u yakaladıkları, bir araya topladıktan sonra ellerini bağladıkları, çobanların kaçmamaları için başlarına adam koyduktan sonra İkiyaka Köyüne gittikleri, köyde bir evden elinde fenerle bir kadının çıktığını görmeleri üzerine kadına ateş ettikleri, eve roketatar ve el bombası attıkları, otomatik silahlarla taradıkları, evden karşılık verilmemesi üzerine eve girdikleri, evde bulunan kadın ve çocukları bir araya topladıktan sonra üzenlerine ateş ederek öldürdükleri, bu arada bir grup PKK elemanlarının da Hüseyin BOZ’a ait eve girerek evde bulunan kadın ve çocukları boğarak öldürdükleri, bundan sonra köyün çobanlarını bağladıkları yere geldikleri, çobanlar Kemal DOĞAN, Mehmet Reşit AYKUT. Abdurrahman GEZGİNCİ, Cafer BOZ, Nurettin BALCI, Enver BABAT, Mehmet KIRBİŞ ve İkram BOZ’u eşyalarını aldıktan sonra soğuktan korunmak için başlarına sardıkları puşi ile boğarak öldürdükleri ve olay yerinde bulunan 300 koyunu da alarak kaçtıkları, olayda çobanlardan başka 1959 doğumlu Emine AYKUT, 1960 doğunılu Cemil AYKUT, 1942 doğumlu Züleyha AYKUT, 1978 doğumlu Mehmet AYKUT, (1) yaşlarında Elife AYKUT, 1968 doğumlu Fatma BOZ. 1331 doğumlu Hazal AYKUT, (4) yaşlarında Halime AYKUT, (3) yaşlarında Rıfat AYKUT, (2) yaşlarında Mustafa AYKUT. Enver AYKUT, Burhan AYKUT, 1982 doğumlu Ayhan AYKUT, 1982 doğumlu Namet AYKUT, 1982 doğumlu İsmet AYKUT, 1935 doğumlu Naıni BOZ, 1958 doğumlu Esat BOZ, 1965 doğumlu Selime BOZ, (5) yaşlarında Cebrail BOZ, (2) yaşlarında Muhammet BOZ’un da PKK elemanları tarafından hunharca öldürüldükleri, (Kls:10/Dizi:3)

8) 28.04.1991 günü saat 18.50 sıralarında Solhan İlçesi Hükümet Caddesi üzerinde bulunan Memurlar Lokali’ni silahlarla tarayan bir grup PKK elemanının, Memurlar Lokali’nde bulunan İlçe Kaymakamı Ersin ATEŞ, İlçe Cumhuriyet Savcısı Mehmet TÜRKSEVEN ile İlçe Orman Bölge Şefi Ahmet YANEL’i öldürdükleri. (Kls:9/Dizi:6)

9) 21.06.1992 günü saat 19.00 sıralarında Solhan İlçesi Elmasırtı Köyüne baskın düzenleyen 20-22 kişi oldukları sanılan bir grup PKK elemanının köyden Bahattin ATEŞ. Şevket ATEŞ, Kemal BİDOŞ, Mehmet YILDIZ, Meyhettin YILDIZ'ı öldürdükleri, Zeki ATEŞ, Mehdi YILI)IZ, Agit YILDIZ ve İsmail YILDIZ’ı köyden ayrılırken beraberlerinde götürdükleri, Ziya BİDOŞ, Ekrem BİDOŞ, Hasan KAYNAR. Ahmet TUNÇ, Ali YILDIZ ve Salih YILDIZ’ın evlerini tamamen yaktıkları, (Kls:9/Dizi: 7)

10) 22.06.1992 günü saat 22.00 sıralarında Gercüş İlçesi, Seki Köyüne uzun namlulu silahlar ve roketatarlarla saldırı düzenleyen 50-60 kişi oldukları tahmin edilen bir grup PKK elemanının köyden Behçet TUNÇ, 8 yaşlarında Gülbahar TUNÇ, 4 yaşlarında Haşim GÖK, 10 yaşında Şükrü GÖK, 1 aylık henüz ismi konmamış kız çocuğunu, 13 yaşında Abdurrahman GÖK, 10 yaşında Sultan Gök, Latife GÖK. Fahriye GÖK’ün hayatlarına son verdikleri. (Kls:9/Dizi:22)

11) 25.06.1992 günü, saat 22.30 sıralarında Silvan İlçesi, Yolaç Köyüne gelen bir grup silahlı PKK elemanının köyün telefon hatlarını kestikten, köy etrafı ve köy camii yanında tertibat aldıktan sonra camide bulunan köy imamı ile 15 kişiyi cami önüne çıkardıkları ve her birinin ellerini iplerle bağladıktan sonra duvara dizip otomatik silahlarla taradıkları, Medeni FİDANCI, Hüseyin ÇETİNKAYA, Sait FİDANCI, Köy İmamı Abdulhaluk ILGAZ, Ahmet KANTAR, Adnan KANTAR, Mehmet Mehdi FİDANCI, Ali USLU, 15 yaşlarında Mehmet Emin KANTAR, 15 yaşlarında Zeki FİDANCI’yı öldürdükleri, 14 yaşlarında Yusuf KANTAR, 14 yaşlarında Yeşrip KANTAR, 11 yaşlarında M. Fesih ÇETİNKAYA’yı yaraladıkları, (Kls:9/Dizi:8)

12) 01.10.1992 günü Bitlis İli, Cevizdalı Köyüne baskın düzenleyen sayıları 100 kadar tahmin edilen PKK grubunun köyde kendileriyle konuşan Hacı Salih AKPOLAT’a “korucular silahlarını bıraksın, size bir şey yapmayacağız” dedikleri, korucu Abdullah KAPTAN hariç köy korucularının silahlarını PKK elemanlarına teslim ettikleri, silahlı PKK grubunun silahını bırakmayan Abdullah KAPTAN’ı şehit ettikten sonra köy halkından bulduklarını, köyün üst tarafında topladıkları, bu sırada bir grup PKK elemanının da köydeki evlerin içine girerek evlere el bombası attıkları ve evde buldukları şahısları uzun namlulu tüfeklerle tarayarak öldürdükleri, köyün üst tarafında topladıkları köylüleri de silahla tarayarak öldürdükleri, olayda PKK elemanlarıyla konuştuktan sonra koruculara silahlarını bıraktıran Mehmet Salih AKPOLAT, Abdullah KAPTAN, Yakup KAPTAN, (5) yaşlarında Hikmet KAPTAN, Abdulhamit AKPOLAT. Eyüp KAPTAN, (16) yaşlarında Felemez KAPTAN, Zekiye KAPTAN. Meryem AKPOLAT, Perinaz KAPTAN, Aysel KAPTAN. Hatice KAPTAN, (16) yaşlarında Raife AKPOLAT. (16) yaşlarında Yaşar KAPTAN, (65) yaşlarında Nafiye KAPTAN, Sıtti KAPTAN, Raife KAPTAN, Rabiya KAPTAN, Cemile AKPOLAT, Aysel KAPTAN, Kamile AKPOLAT. Medine KAPTAN, Hasret KAPTAN. (13) yaşlarında İbrahim KAPTAN, (8) yaşlarında Aynur KAPTAN, (4) yaşlarında Gülbahar KAPTAN, (10) yaşlarında Nafive KAPTAN, (8) yaşlarında Turan AKPOLAT, (8) yaşlarında Ejder AKPOLAT’ın öldürüldüğü, ayrıca (11) kişinin yaraladıkları. (Kls: l0/Dizi:9)

13) 23.10.1992 günü saat 22.00 sıralarında Tunceli İli Mazgirt İlçesi Dedebağı Köyüne baskın düzenleyen 12 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun köyün telefon bağlantısını kestikten sonra Hıdır GÜL ile Ali Haydar İLKHAN’ın evlerinde bulunanların tamamını dışarıya çıkardıktan sonra kaleşnikof silahlarla taradıkları, Keko GÜL, Besi GÜL, Hıdır GÜL, Gülhan GÜL, 2 yaşındaki Onur GÜL, 3 yaşındaki Sıla GÜL, Haydar İLKHAN, Gülten İLKHAN, Heves İLKHAN, Nursel GÜL ve Zeynep KIZIL’ı öldürdükleri, Ali Kaya GÜL, Güllü GÜL, Fidan GÜL, Seliha GÜL’ü yaraladıkları. (Kls: 11/Dos:6)

14) 23.01.1993 günü Diyarbakır İline saldıran bombalı ve silahlı bir grup PKK elemanının Bağlar Semtinde müstecirliğini Ramazan BAYKAL’ın yaptığı Köşk Çayevini silahla taradığı, Kaynartepe Mahallesi İnkılap Sokak 10 Nolu eve de bomba attıkları, kahvehanede bulunan Zülküf GÜMÜŞ, Salih ŞEN, Ahmet ELKANSU ile 10 Nolu evde bulunan Surri AYDIN. Güneş AYDIN, Cebrail AYDIN ve Aynur AYDIN’ın öldüğü, PKK elemanlarının olay yerinde bıraktıkları bombayı evine götüren 12 yaşındaki Kasım ERENDAĞ’ın da bombanın evde patlaması neticesi hayatlarını kaybettiği, (Kls:9/Dizi: 13)

15) 14.06.1993 günü saat 21.00 sıralarında Şirvan İlçesi Gözlüce Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının Nurettin KALKAN. Reşat KALKAN, Mahfuz KALKAN,Asiye KALKAN. Nesime DİCLE ve 8 yaşındaki Sevdet KALKAN’ı otomatik silahla tarayarak, Gözlüce Köyüne baskın yapmadan önce yolda karşılaştıkları Şirvan İlçesi Ormanlı Köyünde çobanlık yapan Mehmet AKBURAK'ı iple boğmak suretiyle öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 15)

16) 05.07.1993 günü saat 20.00 sıralarında Erzincan İli Kemaliye İlçesi Başbağlar Köyüne baskın düzenleyen 60 kişilik silahlı PKK grubunun köy halkını köy meydanında topladıkları, kadınları ayırarak başka bir yere gönderdikten sonra önceden kararlaştırdıkları şekilde meydandaki erkeklerin üzerlerine yaylım ateşi açarak Hasan Fehmi AYDIN, Recep PARTO, Hasan SANDIKÇI, İbrahim BALTACI, Yahya Kemal ÖZDEMİR, Ali Rıza TÜRKÜCÜ, Ali KUCU, Süleyman AKPINAR, Ali BALTACI, Kamil AKPINAR, Mehmet BALTACI, Mehmet TAŞDELEN, Celal DEMİRCİ, Salim PARTO, Aydın AYDIN, Rıfat AYDIN, Hüseyin GÜNER, Feridun DİKKAYA, Ali TAŞDELEN, Hüseyin Hüsnü ÖZTÜRK, İbrahim PARTO, İbrahim ÇELİK, Şaban TURKÜCU, Nazife BALTACI, İbrahim BALTACI, İbrahim Hakkı GÜRCAN, Ahmet YILDIRIM, Adil TORUN, Şakir AYDINLI, Nurettin AYDIN, Süleyman ORHAN’ı öldürdükleri, Ali AKAIRPINAR, Hüseyin KESKİN, Süleyman AYDIN’ı yaraladıkları, köyü ateşe verdikleri, köydeki evlerin çoğunun yakıldığı, (Kls: 13/Dizi: 1)

17) 18.07.1993 günü Van İli Bahçesaray İlçesinde göçerlerin bulunduğu yaylaya baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının yaylada bulunan (14)’ü çocuk, (l0)’u orta yaştaki (24) vatandaşımızı, Ahmet SEVGİLİ isimli şahsın çadırı içerisine topladıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, olayda (7) yaşında Azat SABIRLI, (2) yaşında Yunus SABIRLI, Gülnaz SÖYLEMİŞ, Müzeyyen YAŞAR, Sedef ELMALI, (3) yaşında Bahar TURAN, Neşide AĞAÇ, (1) yaşında Zehra AGAÇ, (7) yaşında Sevim AGAÇ, Hediye TURAN, Suzan TURAN, (13) yaşında Yıldız GAZEL, Hikmet SABIRLI, Semra SABIRLI, (12) yaşında Nezahat ELMALI, (4) yaşında Eylem ELMALI, Beybun SEVGİLİ, Huri SAMSA, Muteber SABIRLI, (14) yaşında Azime ELMALI, Menice YAŞAR, (8) yaşında Muhammet YAŞAR, (4) yaşında Hamim YAŞAR, (12) yaşında Hürriyet SEVGİLİ’nin insanlıkla bağdaşmayacak şekilde öldürüldükleri. (Kls: 10/Dizi: 11)

18) 15.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında içlerinde 2 de kadının bulunduğu. asker elbisesi giymiş 20 kişi kadar oldukları sanılan silahlı PKK grubunun Çemişgezek İlçesi Güneyhaşı Köyüne baskın düzenledikleri, köyün telefon kablolarını kopardıktan sonra halkı camii önünde topladıkları ve sıraya dizdikleri, üzerlerindeki kimlik ve paraları aldıktan sonra halkın içinden ayırdıkları 8-10 kişiyi silahlarıyla taradıkları ve Ali AKGÜN, 16 yaşlarındaki Soner ÖZCAN, Sadettin GEDİK, Adnan KURT, İzzet ÖZCAN, Selahattin GEDİK’i öldürdükleri ve olay yerinden kaçtıkları, kaçarken Aydın KURT’a ait 34 LJT 12 plakalı otomobili yaktıkları. (Kls: 11 /Dizi:8)

19) 28.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında Kovancılar İlçesi Yoncalıbayır Köyüne baskın düzenleyen 17 kişilik PKK grubunun köy halkını meydanda topladıktan sonra içlerinden 12 kişiyi ayırdığı, halka ayırdığı kişileri köy dışına götürüp bu kişilerle konuşma yapacaklarını ve sonra bırakacaklarını söyledikleri ve ayırdıkları 12 kişiyi köy dışındaki Gilbere Deresine götürdükleri, Gilbere Deresine giderken 12 kişiden Zeki ASLAN ile Hanifi TUNÇ’un PKK elemanlarının maksatlarını anlayarak kaçmayı başardıkları, 12 kişiyi Gilbere Deresine götüren PKK elemanlarının Ahmet AKTAŞ isimli vatandaşı kendilerine kılavuz olması için ayırdıktan sonra geriye kalanları sıraya dizdikleri ve taşıdıkları kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla taradıkları, Sait TUNÇ, Zeki KARAMAZI, Nuri ARSLAN, Bedri TUNÇ. Ali DEMİR, Hasan ERDOĞAN, Naci KAYA. Aydın ÖZMEN, Nurettin ÖZMEN’i katlettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:3)

20) 03.09.1993 günü, Muş İli Korkut İlçesi, Kürnbet Köyünde bulunan Tarım Açık Cezaevine baskın düzenleyen bir grup silahlı çete PKK elemanının, cezaevinin ana giriş kapısını kırdıktan sonra 6’şar kişilik gruplar halinde cezaevine girdikleri, cezaevi görevlilerini tehditle etkisiz hale getirdikten sonra cezaevinde bulunan yiyecek ve giyecekleri ve bir kısım eşyayı dışarı taşıdıklarını, cezaevinde yangın çıkardıkları, cezaevinde bulunan traktör römorkuna cezaevinden çıkardıkları cezaevi ambarından çıkarmış oldukları eşyaları römorka yükledikleri, yanlarına hükümlü Cemil ve Zehra oğlu Diyarbakır Kulp İlçesi nüfusuna kayıtlı 1978 doğumlu Zeki TAYFUN’u da alarak traktör ve römorkla birlikte cezaevinden uzaklaştıkları, (Kls: 10/Dizi: 13)

21) 17.09.1993 günü saat 20.30 sıralarında, Diyarbakır İli Eğil İlçe merkezine baskın düzenleyen sayıları tahminen 25-30 kişi olan silahlı PKK grubunun ilçedeki PTT binasını yaktığı, Emniyet Teşkilatı Gece Bekçisi Mehmet SÜZÜK’ü şehit ettikleri, öğretmenler Lokali’nde bulunan İlçe Mal Müdürü M. İhsan ORUÇ, İlçe Tapu Müdürü Aziz YILMAZ. Belediye Memuru Burhanettin ASLANOĞLU, Nüfus Müdürlüğü memuru Mirza TEKIN’i otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 17)

22) 25.10.1993 günü silahlı 5 PKK elemanının Erzurum İli Çat ilçesi Yavi Kasabası’na baskın düzenlediği, PKK elemanlarının Ağaköy’den 25 DY 142 plaka nolu kamyonetine yüklediği hayvanları Gökçeşeyh Köyüne götüren Zeki BİNGÖL’ü Yavi Kasabasına yakın bir yerde durdurdukları, Zeki BİNGÖL ve yanındaki arkadaşlarını kamyonetten indirdikten sonra Zeki BİNGÖL’den aldıkları penseyle Yavi Kasabasının telefon hatlarını kestikleri, sonradan kamyonete bindikleri, Yavi Kasabasında dolu olan kahvehane önünde PKK elemanlarından 4’ünün kamyonetten indiği, araçta kalan PKK elemanının Zeki BİNGÖL’e kamyonetten hayvanları indirttiği ve kamyonetin önünü tekrar geldikleri istikamete çevirdiği, kamyonetten inen 4 PKK militanının kahvehaneve girdikten sonra kahvehanede bulunan halkı rasgele taradıkları ve Hikmet ÇİMEN, Ahmet KOÇOĞLU, Elaattin AKDENİZ, Abdulgani AKDENİZ, Selahattin KÖSE, Hamit TURHAN, Mehmet POLAT, Tahsin POLAT, Sıddık BİRGÜL, Dursun YAŞAR, Kamil TİRYAKI, Zülküf POLAT, Şeref KÖSE, Abdulbaki YILDIZ, Ahmet KÖÇER, Selami DURSUNOĞLU, Ahmet PEKCAN, Ali KARAPINAR., Selami KUDRET, Sinan ŞİMŞEK, Lütfü Ihsan POLAT, Salih SUNAR, Hacı Ali NEHİR, Yusuf ŞAHAN. Hacı BİLİR, Yusuf YAVİLİOĞLU, Kurbani YEŞİL, Hacı YAVİLİOĞLU, Rasim YAVİLİOĞLU, Bünyamin YEŞİL, Muhlis MENTEŞE ve Hulusi MENTEŞE’yi öldürdükleri, 10 kişiyi yaraladıkları. (Kls: 13/Dizi:2)

23) 12.12.1993 günü Adıyaman İli Ağaçkonak Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının köyde bulunan GKK’lar Cumali BEREKET ile Mehmet DENİZ’in evine giderek hem Cumali BEREKET’İ hem İsnıet DENİZ’İ ve hem de bu şahısların yakınları Ali BEREKET, Mehmet DENİZ, Gülistan BEREKET, Bedriye DENİZ, Cemal DENİZ, Şehriban DENİZ. Gülhan BEREKET, Burhan DENİZ, Emine DENİZ, 2 yaşındaki Hülya DENİZ’i öldürdükleri, 11 yaşındaki Erdal DENİZ’i yaraladıkları ve Mehmet DENİZ ve Cumali BEREKET’in evini tamamen yaktıkları. (Kls: 11/Dizi: 13)

24) 13.08.1994 günü Elazığ İli Alacakaya İlçesi Halkalı Köyüne baskın düzenleyen 4 silahlı PKK elemanının tarlalarında çalışan köylüleri topladıkları ve hepsini yine köy sakinlerinden olan Mehmet TEMİZKAN isimli kişinin tarlasının içindeki söğüt ağacının yanında topladıkları, köylülere silahlı çete PKK’nın propagandasını yaptıkları, köylülerden Hüseyin ÖZGEN’i kendilerine ekmek getirmesi için köye gönderdikleri, sonra PKK elemanlarından birinin elindeki telsiz ile bir konuşma yaptığı, konuşmadan sonra herhalde aldığı emir uyarınca topladıkları köylüleri 2’şer sıra halinde dizdikten sonra köylülerin ellerinde bulunan saatlerle ceplerinde bulunan paraları topladıkları ve ellerindeki kaleşnikof silahlarla dizdikleri köylüleri taradıkları, Mehmet Zülfi ÖZGEN, Mehmet ÖZGEN, Ali ÖZDEMİR, Hüseyin BAKŞİ, Mehmet BAKŞİ. Ahmet ÇELİK, Mehmet ÇELİK, Hüseyin ÇELİK, Mehmedi GÜLŞEN. Mahmut GÜLŞEN’İ öldürdükleri, Hanifi ÖZGEN’i yaraladıkları, (Kils: 11 /Dizi:4)



b) Şehir Eylemleri

1) 25.12.1991 günü saat 13.00 sıralarında PKK elemanları Cemal TEKİN, Nevzat GÜNGÖR, Soner ÖNDER, Hüseyin BİLGE ve Çetin ARKAŞ’ın Bakırköy İlçesi İstanbul Caddesinde bulunan Çetinkaya Giyim Mağazasına molotof kokteyli ile saldırı düzenledikleri, mağazayı tutuşturdukları, mağarada bulunan Ahmet ÇETİNKAYA, Sezer BAKKAL, Merve Gül BAKKAL, Şaziye NADİR, Zübeyde NADİR, Hatice ÇELİK, Habire ÇELİK, Rezzan KIZILKIRMIZI, Seda KIZILKIRMIZI, Hasan DERVİŞOĞLU, Yaver AĞABEYLİ ve Şengül ARAS’ı yakarak öldürdükleri, 12 kişiyi de yaraladıkları, (Kls: 12/Dizi: 1)

2) 12.02.1994 günü PKK örgütü elemanları Cumali KARSU ve Enver ÖZER’in yedeksubay öğrenciler ve askerlerin geleceği saatte patlamak üzere ayarlanmış, zaman ayarlı bombayı Tuzla Tren İstasyonundaki çöp bidonuna yerleştirdikleri, eylem talimatını PKK elemanı Şerif MERCAN’ın verdiği, bombanın patlaması sonucu yedeksubay adayları İsmail KAYA, Osman BOZDAĞLIOĞLU, Murat TUNCEL, Ekrem OKUTAN, Cüneyt GÜDEN’in öldükleri, 16 askeri öğrenci ile 11 erin yaralandığı, (Kls: 12/Dizi:2)


c) Yol Kesme

1) 09.05.1990 günü Muş İlinden Bingöl-Genç istikametine giden 3005 sefer sayılı treni Yörecik Köyü yakınlarında durduran silahlı bir grup PKK elemanının tren görevlileri Mustafa TOPÇU, Mustafa ESKİMEZ ve Ziya ÇETİN’i trenden indirdikten sonra başlarına uzun namlulu silahlarla ateş ederek öldürdükleri, diğer görevliler Hüseyin ÖZGÜR, Yaşar ÇAVUŞ, Sait ERGUN’ün PKK elemanlarının elinden kurtularak kaçmayı başardıkları. (Kls: 10/Dizi:4)

2) 10.06.1992 günü Bitlis İlçesi Kokarsu Köyüne baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının Çubuk Mezrasıyla Sütlüce Mezrası arasında köye gitmekte olan 13 AV 223 plakalı minibüsü durdurduktan sonra içinde bulunan İbrahim IŞIKLI, Mehmet Ali ŞİLLİ, Mehmet ŞİŞMAN, Ahmet ŞİŞMAN, Hikmetullah DİKSİN, Abdullah ÖZBAŞ, Kemal ŞİLLİ, Mahmut ÖZER. Adil ŞİŞMAN, Mahmut GÜNEŞ, Abdülaziz TAŞOĞLU, Yaşar ALAYUMAT ve Mahmut ŞİŞMAN’ı kaleşnikof tüfeklerle tarayarak öldürdükleri, (KIls: 10/Diızi:8)

3) 09.10.1992 günü silahlı 8 PKK elemanının saat 15.40 sıralarında Gözlü Köyü yol ayırımına 1 Km. kala müsait bir yerde pusu kurdukları ve o saatte Sadettin DAYANA’nın sevk ve idaresinde Şirvan İlçesi Kayahisar Köyü istikametine gitmekte olan ECH 02 plaka Nolu minibüsü otomatik silahlarla taradıkları ve minibüste bulunan Han ARAL, Sadullah ERDOĞAN, Mehmet EPPAKNA ve Zaide ZEYREK’i öldürdükleri, Hayrettin DAYANA, İdris BULUNTEKİN, İskan BULUNTEKİN, Selahattin ZEYREK ve Mustafa ZEYREK’i yaraladıkları. (Kls:9/Dizi: 10)

4) 20.10.1992 günü Solhan İlçesi Hazerşah Köyü Aksakal Mezrası yakınlarında, 23 EA 355 plakalı otobüsün önünü kesen 3 PKK elemanının otobüste bulunan yolcuları indirdikten sonra aracı ateşe verdikleri ve kimlik tespitine başladıkları, bu sırada Abdurrahman PARLA isimli yolcunun kaçmak istemesi üzerine ellerindeki silahlarla bütün yolcuları taradıkları ve Mahmut KAYA, Sait ALIN. Hasan IŞIK, Ziya ÖZCAN, Mahmut ALP, Ali KAYA, Eşref İDE, Temür ÖZTAŞ, Abdullah İLKYAZ, Mehmet TUZ, Rabiya KARABEYESER. Hamit AKAR, Keje KAYA, Ömer ÖLMEZ, Abdurrahman GÜLTEKİN, Cevdet YILMAZ, Hüseyin ALACA, Selim İLHAN ve Ali DEMİR'i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 11)

5) 25.10.1992 günü saat 10.45 sıralarında Muş İlinden Elazığ İli istikametine jandarma timi muhafazasında gitmekte olan 2561 sefer sayılı posta trenine 229 km.deki tünel girişinde bir grup PKK elemanınca ateş açıldığı, ateşe ateşle karşılık verildiği, PKK elemanlarının önceden trenin raylarını sökmüş olmaları ve raylara patlayıcı madde yerleştirmeleri, trene de roketatarlarla saldırmaları neticesinde tren çeken olan 2 lokomotif ile güvenlik görevlilerinin içinde bulunduğu zırhlı vagon, 3 yolcu vagonu ve 5 yük vagonunun 25 mt. derinliğindeki Murat Nehrine yuvarlandığı, olayda tren makinistleri Şükrü oğlu 1934 doğumlu Ahmet YILDIRIM ile Hasan oğlu 1942 doğumlu Ali Osman DİLEKÇİ’nin öldüğü, 45 kişinin de muhtelif yerlerinden yaralandığı, (Kls: 10/Dizi: 10)

6) 10.08.1993 günü Genç İlçesi Ardıçdibi Köyü Soğan Mezrası yakınlarında yolun güneyindeki tepelere pusu kuran sayısı belirsiz PKK elemanlarının saat 18.00 sıralarında Çaytepe Köyüne yolcu taşımakta olan Ziya ÖZTÜRK yönetimindeki 12 AH 462 plaka Nolu minibüsü uzun namlulu silahlarla tarayarak Tahsin YOLDAŞ, Hamit ARTAR, Ziya ÖZTÜRK, Fevzi ÇABUK. Sait ARI, Gülten ÇAKIRCI, Zehra PEŞMEN ve Nurullah DİNSEVER ile (1) yaşlarında Salim oğlu Emrah ÖZER’i öldürdükleri, (Kls:9/Dizi: 16)

7) 04.08.1993 günü Bingöl Solhan İlçesi, Bağönü Köyü Kordere mevkiinde 8-12 minibüsü durduran bir grup PKK elemanının araçlarda bulunan Şehmuz KARDAŞ, Mehmet ÜRÜN, Hasan YEŞİLDAG, Mehmet OZİL, Mehmet Salih KILIÇASLAN, Hasan KIZMAZ, Ferzende KARDAŞ, Aşur TURAN. Mirza BUGAN, Mehmet Zeki KARDAŞ. Hayrettin KARDAŞ, Seyfettin ÇETİN, Feyat ÜRÜN, Aydın UZUNKÖPRÜ, Seyfettin ÖZASLAN, Kıyasettin AKYOL’u silahla tarayarak öldürdükleri, (14) vatandaşımızı da yaraladıkları, öldürdükleri ve yaraladıkları şahısların paralarını aldıktan sonra olay yerinden uzaklaştıkları. (Kls: 10/Dizi: 12)

8) 18.09.1993 günü, Bitlis-Mut karayolunda Köyü Karçunbaşı mevkiinde 5-6 aracı durduran bir grup PKK elemanının araçta bulunanları indirip kimlik kontrolü yaptıkları ve GKK’ları ayırdıkları, bu sırada olay yerine doğru gelen 13 AN 823 plakalı minibüste bulunan GKK’ların durumu anlayarak PKK elemanlarına ateş ettikleri, bunun üzerine PKK elemanlarının da ellerindeki kaleşnikof silahlarla araçlardan indirdikleri şahısların üzerine rasgele ateş ettikleri, Menderes YAŞAR, Ali YALÇIN, Seneddin KANIK, Mehmet Sait ÇELİK, Sebahattin CEYHAN, Bedirhan UYANIK, Muzaffer ALTINKAYA ve Ali YALÇIN’ı öldürdükleri, ayrıca (14) kişiyi yaraladıkları. (Kls: 10/Dizi: 15)

9) 07.09.1994 günü Hakkari İli Çukurca İlçesi Köprülü Köyü yolunu kesen bir grup PKK militanının (10) adet otomobil, (1) minibüs, (1) jeep pikap, (1) adet kamyonu yaktığı, araçlardan indirdikleri Ahmet ACAR, Kasım EDİŞ, Nevzat EDİŞ, Hacı TEKİN, Necati YÜNLÜ isimli vatandaşları tarayarak öldürdükleri, (15) vatandaşı da kaçırdıkları, olay yerine intikal eden güvenlik görevlileri ile PKK grubu arasında sıcak temas sağlandığı, bu çatışmada da Çukurca İlçe Jandarma Komando Bölüğünde görevli Isparta İli Yalvaç İlçesi Cami Mahallesi nüfusuna kayıtlı 1967 doğumlu Erkan APALAK’ın silahla vurularak şehit olduğu, (Kls: 10/Dizi: 16)

10) 01.06.1995 günü Kozluk İlçesi Ulaşlı Köyü Tomurcuk Mezrası yakınlarında Kahveci-1 mevkiinde pusu kuran bir grup PKK militanın Ziyaret Beldesine doğru seyir halinde olan 01 EC 590 plaka nolu otobüsü kaleşnikof silahlarla yaylım ateşine tuttukları, PKK elemanlarının ateşi neticesinde şoför koltuğunun arkasındaki ikinci koltukta ve ön sol koltukta oturan kadınlardan Sevim KILIZKAN, Süheyla KANMAZ, Necla KOÇYİĞİT’i öldürerek olay yerinden kaçtıkları. (Kls:9/Dizi:2 1)

http://www.belgenet.com/dava/dava16.html



--------------------------------------------------------------------------------


Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-VI


IDDIANAME (devamı)



A-GENEL BİLGİLER

d) Ekonomik Hedeflere Saldırılar

1) 21.03.19 90 günü bir grup silahlı PKK elemanının önceden planladıkları şekilde Şark Kromları Ferro Krom Müessese Müdürlüğü elemanlarını taşıyan müesseseye ait araçların önüne pusu kurdukları, Palu İlçesi Kayaönü Köyü hudutları içindeki Küçükseri Tepesinde durdurdukları, müessese müdürü ile diğer personeli araçlardan indirdikten sonra şahısların arasından seçtikleri müessese müdürü Metin ÇAKIR, Bülent FİDAN, Orhan YELER, Fethi Mehmet BAKAR, Selim ŞAHİN, Aydın İNCEOĞLU, Hüseyin YEĞENOĞLU, Mehmet Zeki ÖZÇELİK’i silahlarıyla tarayarak öldürdükleri, müessese müdürlüğüne ait araçları yaktıkları, olay yerine PKK ve ERNK imzalı bildiri bıraktıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları, (Kls: 11/Dizi: 1)

2) 11.09.1992 günü saat 19.40 sıralarında ellerinde uzun namlulu silah, roketatar ve lav silahları bulunan PKK grubunun Kozluk İlçesi Yanıkkaya köyü yakınlarında bulunan Shell/Mobil Şirketi’ne ait Mobil 32 Nolu sondaj kuyusu ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına ait 103 Toplama Kampına baskın düzenlediği, 103 Toplama Kampında tanker kamyonu, jeneratör ve karavanı yaktıkları, Mobil 32 Nolu sondaj kuyusunda işçi ve mühendisleri ayırdıktan sonra her birinin üzerine tek tek ateş ederek, mühendisler Ahmet Hakan YILMAZ, Hakan BAYLA ve Mustafa YELKENCİ’yi öldürdükleri, Ahmet ŞENYİĞİT, Hasan ZENGİN, Mustafa OĞUL ve Ahmet ŞAHBİLMEZ’i yaraladıkları, (Kls:9/Dizi:9)

3) 23.10.1993 günü, 5 silahlı PKK elemanının Muhittin GÜÇ isimli şahsa ait 12 AE 308 plaka nolu kamyonu gasp ettikleri, gasp ettikleri kamyonun kasasında gizlenerek Kiğı Günlük Köyü yol ayrımındaki kil ocağına kadar geldikleri, kil ocağında araçtan inerek işçileri bir araya topladıkları ve üzerlerine yaylım ateşi açarak Özer ÇAKMAK, Sezgin BİNGÖL, Eşref YILDIZ, Mustafa Necati AKSAÇ, Ömer NAMA, Abdurrahman BAĞCI, Yusuf KILIÇ, Mustafa NAMA, Abdussemet AVCI ve Muhittin ÜSTÜNKAYA’yı öldürdükleri, Rıdvan ADA ve Yahya GÖÇER’i yaraladıkları. (Kls: 9/Dizi: 18 )

4) 21.09.1996 günü saat 22.30 sıralarında Alacakaya İlçesi Etibank Şark Kromları Kef İşletmesine el bombası ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun özel güvenlik görevlileri Eyüp ÇELİK, Suat ÇETİN, Davut EŞ, Mansur SÖNMEZ ile Yılmaz GÜN’ü öldürdükleri, Müteahhit Etibank Şark Kromları İşletmesine ait iş makinaları, yazıhane ve yatakhaneleri tahrip ettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:5)



e) İntihar Saldırıları

1) 30.06.1996 günü saat 17.40’ta elbiselerinin içine bomba yerleştiren Zeynep KINACI isimli PKK elemanının Tunceli İli Cumhuriyet Meydanında bayrak merasimine katılan Merasim Kıtasının içine hızla daldığı ve evvelce vücuduna yerleştirdiği bombayı infilak ettirdiği, olayda PKK elemanı Zeynep KINACI’nın kendisi ile birlikte Astsubay Önder YAĞMUR, Er Celal ATIL, Er Yusuf YILDIRIM, Er İbrahim SEVER, Er Ahmet YAYMAN’ın öldürüldüğü, (Kls: 11/Dizi:12)

2) 17.11.1998 günü saat 09.00 sıralarında Yüksekova İlçesi İlçe Jandarma Komutanlığı önünde Van iline gitmek için hazırlanan askeri konvoy arasına giren Fatmi ÖZEN isimli PKK elemanının çantasına yerleştirdiği parça tesirli bombayı infilak ettirdiği, bombanın infilak etmesi sonucu Astsubay İrfan TÜRKER’in şehit olduğu, Jandarma Astsubay Uğur AKYOL, Astsubay Çavuş Adem CEYLAN, Mustafa DUGARLI ile Yüksekova ilçesinden İbrahim DİCLE ve Hüseyin KANAT’ın yaralandıkları, (Kls:10/Dizi: 19)


f) Öğretmen Katliamları

1) 14.04.1990 günü Elazığ Arıcak İlçesi Bükardı Köyüne gündüz saatlerinde silahlı baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının köyün ilkokuluna gittikleri, öğretmenleri bir odada topladıktan sonra öğretmenlerin eşlerini de getirdikleri, öğretmenlerin eş ve çocuklarını müdür odasına aldıktan sonra sınıflardan birine öğretmenleri ikişer ikişer oturttukları, bir müddet konuşma yaptıktan sonra silahlarıyla üzerlerine ateş ederek öğretmen Sebahattin KURTULUŞ, eşi Hikmet KURTULUŞ, öğretmen İzzet YÜKSEL, öğretmen Ahmet BEKAR ve öğretmen Bayram YEŞİL’i şehit ettikleri, (Kls: 1 1/Dizi:2)

2) 23-24.06.1993 günü gece saatlerinde Tunceli İli Meşeyolu Köyüne gelen silahlı bir grup PKK elemanının köy ilkokulu lojmanlarında kalan okul Müdürü Hamza ÇETİN ile Okul Öğretmeni Erkan AYDIN’ı kaleşnikof silahla ateş etmek suretiyle öldürdükleri, okul lojmanlarından birini ve okulu tamamen yaktıkları, bir lojmanı da tamamen tahrip ettikleri, (Kls: 11/Dizi:7)

3) 07.10.1993 günü saat 17.50’de Tunceli İli Pertek İlçesi Pirincik Köyüne gelen 5 silahlı PKK elemanının köy okuluna 15 mt. mesafede olan bekar öğretmenlerin kaldığı lojmana girdikleri, konuşmak için geldiklerini söyleyerek öğretmenleri bir odaya topladıktan sonra evli öğretmenleri, okul müdür yardımcısı ve okul müdürünü de girdikleri lojmana çağırdıkları, okul müdürü o sırada bir başka köyde hasta ziyaretine gitmesi sebebiyle bulunamadığı, diğer evli öğretmenler ve okul müdür yardımcısının bekar öğretmenlerin kaldıkları lojmana geldikleri, PKK elemanlarından biri öğretmenlere 5 dakika kadar süren bir konuşma yaptıktan sonra okul müdür yardımcısı Ali Galip TUTAR'ı ekmek almak bahanesiyle 2 PKK elemanının nezaretinde evine gönderdikleri, Ali Galip TUTAR'ı gönderdikten 5 dakika sonra kalan 3 PKK elemanının kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla odada kalan öğretmenleri yaylım ateşine tuttukları, öğretmenler Fevzi KATAR, Taşkın ŞENGEN, Ünal ATLI, Orhan BAKIŞ’ı öldürdükleri, Cemal ÜNLÜ’yü ağır yaraladıkları. (Kls: 11 /Dizi:9)

4) 11.09.1994 günü saat 22.15 sıralarında kalabalık bir PKK grubunun Tunceli İli Mazgirt ilçesi Darıkent Beldesine baskın düzenlediği, beldede bulunan Jandarma Karakolu’nu yoğun ateş altında etkisiz hale getirdikten sonra beldenin PTT ve belediye binalarına, sağlık ocağına girdikleri, PTT binasında bütün eşya ve evrakı yaktıkları, belediye binasının bütün kapı ve pencerelerini kırdıkları, sağlık ocağı içinde yangın çıkardıkları, ocakta bulunan sağlık malzemelerini aldıkları, Darıkent Beldesi İlköğretim Müdürlüğünde görevli öğretmenler Ali İhsan ÇETİNKAYA, Metin KAYNAR, Buminhan TEMİZKAN. Mustafa KARINCA, Rüstem ŞEN ve Vedat İNAN’ı evlerinden çıkardıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, sağlık memurları Mesut DEMİRTAŞ, Kazım KILIÇ ve Hüseyin VURAL’ı kaçırdıkları, ilköğretim okulunun bir kısmını yaktıkları (Kls: 11/Dizi: 10)


g) Turizme Yönelik Saldırılar

1) PKK elemanları Sakine DONMEZ ile Atilla KAYA’nın, örgütün Ege Bölgesinde turistlere yönelik bombalı eylem yapma kararı alması üzerine önceden hazırlanan ve yanlarına verilen 5 adet zaman ayarlı savunma tipi el bombasıyla turist görünümünde Fethiye’ye geldikleri, Fethiye’de Çoban Pansiyonu’na yerleştikten sonra 21.06.1994 günü Yat Limanı yanındaki Çay Bahçesinde önceden meyve suyu kutusu içine yerleştirdikleri zaman ayarlı el bombasını naylon torbayla oturdukları masanın demirine astıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları, bombanın patlaması sonucunda çay bahçesinde bulunan içlerinde 7’si Alman ve İngiliz vatandaşı turist olan 13 kişinin yaralandığı, (Kls: 15/Dizi:2)

2) Fethiye İlçesindeki eylemi gerçekleştiren Sakine DÖNMEZ ve Atilla KAYA’nın ertesi günü Marmaris ilçesine gittikleri, 22.06.1994 günü saat 14.30’da Atilla KAYA’nın Belediye Halk Plajı’ndaki, Sakine DONMEZ’in Abdi İPEKÇİ Parkı’ndaki çöp bidonlarına zaman ayarlı el bombalarını yerleştirdikleri, çöp bidonlarına konan bombaların infilak etmesi sonucu parklarda bulunan 11 kişinin çeşitli yerlerinden yaralandık1arı, yaralananlardan 4’ünün İngiliz vatandaşı turist olduğu, Joanna GRIFFITHS isimli yaralı İngiliz turistinin sonradan aldığı yaralar sebebiyle öldüğü, (Kls:15/Dizi:2)

3) 17.09.1995 günü saat 09.55’te PKK elemanları Mehmet Nuri ÖZEN, Hasan AŞKIN ve Fesih YAVAŞ’ın izmir Gaziemir’deki TANSAŞ Mağarasının çok yakınında bulunan çöp bidonuna yerleştirdikleri saatli bombanın patlaması sonucu Muzaffer YILDIZ, Veli EREFE, Sefer AĞLAR, Selami SAYILIER, Nadir SAKALLIOĞLU’nu öldürdükleri, 28 kişinin yaralandığı, çevrede bulunan ağaçların hasar gördüğü, Mehmet Nuri ÖZEN ve Hasan AŞKIN’ın Yunanistan’da Atina’ya 5-6 saatlik mesafesi olan Yunan Devletinin himayesindeki PKK Kampında askeri eğitim gördükleri, eğitimlerini bilhassa bomba yapma üzerinde yoğunlaştığı, eğitimlerinin bittiği 1995 yılı ağustos ayı ortalarında kamp sorumlusu Yılmaz-Zuhal (K) tarafından İzmir’deki turistik tesislere eylem düzenlemek üzere Hasan AŞKIN’la birlikte Türkiye’ye gönderildikleri, Türkiye’ye gönderildikten sonra arkalarından gelen Doğan (K)la birlikte eylem düzenlemeye elverişli yerleri araştırdıkları, Gaziemir’deki TANSAŞ Mağazasına turistlerin ve askerlerin de geldiğini tespit ettikten sonra burada eylem yapmayı kararlaştırdıkları, TANSAŞ Mağazası yanındaki bombayı Doğan (K)’la birlikte hazırladıkları, hazırladıkları bombayı Hasan AŞKIN’ın çöp bidonuna yerleştirdiği, bombayı yerleştirmek için olay yerine Feshi YAVAŞ’la birlikte geldikleri. (Kls: 13/Dizi:3)


h) Askeri Birliklere Saldırı

1) 3/118 Jandarma Sınır Tabur Komutanlığı 9. Bölüğe bağlı ve Andaç Köyü Serin Mahallesinde konuşlandırılan Serin Jandarma Takımına 25.10.1985 günü gece saatlerinde silahlı baskın düzenleyen 50-60 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun Jandarma erlerinden Ahmet BURSA, İsmail DEMİRBAŞ, Halis ARINIĞ, Ali TÜRKER, Nihat ÇELEBİ, Beytullah ALIÇ, Ömer KARA, Celal ÇAMBEL, Ramazan ÇELİK’i şehit ettikleri, Nihat EMİROĞLU ve Muammer KAFKAS’ı yaraladıkları, şehit ve yaralıların silah ve mühimmatlarını da gasp ettikten sonra gece karanlığından da yararlanarak olay yerinden uzaklaştıkları, (Kls: 10/Dizi:2)

2) 04.08.1991 günü saat 04.30 sıralarında Hakkari İli Şemdinli İlçesi hudutları içinde bulunan 1/118 Sınır Tabur Komutanlığına bağlı Samanlı Karakolu’na baskın düzenleyen 150-200 kişilik bir PKK grubunun, karakolda görevli Jandarma Onbaşı Bekir ÖZAYDIN, Er Sedai ÖZER, Er Hasan TARIM, Er Yüksel KARACA, Er Mustafa HİÇYILMAZ, Er Mustafa GEDİK, Er Durak AÇIKGÖZ, Er Sait Ahmet APAK, Er Erdal ÇOBAN, GKK Baki YALÇIN’ı şehit ettikleri, 7 eri kaçırdıkları, toplam 9 subay, astsubay ve eri yaraladıkları, (Kls: l0/Dtzi:5)

3) 25.10.1991 günü saat 04.45 sıralarında 10. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığına baskın düzenleyen ve 200 kişi oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun, Sınır Bölük Komutanlığının emniyetini sağlamak için tepelerde mevzilenmiş timlerinde görevli erler Necati ÇİÇEK, Mehmet ÜNAL, Duran OKÇU, Ali AKDOĞAN, Savaş GEDİK, Ali ERDOĞAN, İdris DEMİRTAŞ, Yılmaz KABAK, Ali ERDEM, Hasan YAĞLIGİRDİ, Necdet AYHAN, Cengiz SABUNCU, Hüseyin ALBAŞGİL, İsmet ÖZDEMİR, İsmail AKDUMAN’ı şehit ettikleri, Asteğmen Bilal ÇAKIRCALI; Çavuş Feyyaz BİLGİÇ, Erler İlhan ÜNALAN, Hasan KARASAKAL. Mahmut GÖKALP, Salih DEMİR, Habip KOÇER, Bayram SELEK, Faruk GÜNEY, Sadık KOCA’yı yaraladıkları, (Kls: lO/Dizi:7)

4) 24.05.1993 günü kalabalık bir silahlı PKK grubunun Bilaloğlu Köyü yakınlarında Çevrimpınar yol ayırımında Elazığ-Bingöl karayolunu kestikleri, durdurdukları araçlarda bulunan yolcuları indirdikten sonra izinden dönen ve kıtalarına gitmekte olan erbaş ve erler Ramazan AKKAYA, Mehmet ÖZTÜRK, Ertan KAÇAR, Hüseyin ÇELİK, Mustafa YILMAZ. Nihat ODABAŞI, Ercan ÇOBANOĞLU, Uğur BOZACI, İbrahim ERTAN, Hasan GÜLTUTAN, Haydar ASLAN, Mevlüt ÖZKAN, Şenol CANSIZ, Aydın KUZEY. Mustafa KOÇANOĞLU, Mustafa SARIGÖZ, Cavit YAMAN, Ali ARAR. İlyas UYAR, Murat MENTEŞ, Ahmet ARAR, Hilmi ŞAHİN, Şeref TAY, Adem ZÖNGÜR, Baki UMUTLU, Murat ELİBOL, Mehmet TURA, Ahmet APAK, Hikmet ÖZDEMİR, Turgut ERGUL ile öğretmenler Mehmet BİROL, Abdullah KABA, Selahattin ASLAN ve Güzel DOĞAN, Sisi ÖZDEMİR, Erdal AKBAŞ isimli vatandaşları şehit ettikleri, (Kls:9/Dizi: 14)

5) 15.09.1993 günü Van İli Çatak ilçesi Kanalga Karakoluna baskın düzenleyen kalabalık bir grup silahlı PKK elemanının, karakolu korumak için 2 km. mesafedeki 2053 rakımlı tepe ile bu tepenin kuzeyindeki rakımsız tepede pusuya yatan timlerde görevli Uzman Jandarma Çavuş Mete SARAÇ, Jandarma Onbaşı Yılmaz GÖKÇEN, Jandarma Onbaşı Ramazan ÇAKIR, Jandarma Onbaşı Murat ÖZÇELEBİ, Jandarma Er Selahattin TOKAT, Jandarma Astsubay Çavuş Ali UĞUR, Jandarma Er Cuma YILDIZ, Jandarma Er Satılmış TAŞDELEN, Jandarma Er Zeki CANER, Jandarma Er Muammer KARACAER, Jandarma ER Ali ÇAKIR, Jandarma Er İhsan AVŞAR’ı şehit ettikleri ve silahlarını gasp ettikten sonra kaçtıkları, (Kls:10/Dizi:14)

6) Eruh Dağdöşü Köyünde konuşlanmış bulunan Jandarma Komando Bölüklerinin emniyetini sağlamak amacıyla çevreye çıkardığı timlerine 09.11.1994 günü saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun, timlerde görevli komando erler Fahrettin ENGİN, Atilla ÖZTÜRK, Veli KARA, Halim ÇİMEN, Mehmet ÖZEN, Ayhan ÖZAY, Şamas AYTAÇ, Muharrem ÇAKIR, Kurabey YILDIRIM, Yaşar SOYTÜRK, Faik ALKAN, Ercan AYGUN, Erol KAKIŞIN, Cevahir ÇELİK, Mustafa ALTINTAŞ’ı öldürdükleri, 13 komando erini de yaraladıkları, (Kls:9/D izi: 20)

7) 15.06.1995 günü saat 23.00 sıralarında Şemdinli ilçesi Ortaklar Köyü hudutları içinde bulunan Jandarma Karakoluna baskın düzenleyen 400 kişilik silahlı PKK grubunun karakolda görevli jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Ekrem KAYAR, Jandarma Astsubay Çavuş Vedat ÖZAYAR, Jandarma eri Ali ÇELİK, Jandarma Eri Engin ÇİL, Jandarma Eri Halil TATLI, Jandarma Eri Ali AKYOL, Jandarma Eri Hasan ÇELİK, Jandarma Eri Arif MEYDAN, Jandarma Eri İrfan ÖNCEL, Jandarma Eri Sadık ŞİŞMAN, Jandarma Eri Mehmet ÇADIRCI, Jandarma Eri İlimder ATASOY, Jandarma Onbaşı Ali SIJYABATMAZ, Jandarma Eri Mehmet DEMİR, Jandarma Eri Mehmet ÖZTÜRK’ü şehit ettikleri; Jandarma erleri Mehmet SIKILGAN, İsmail BAŞARAN, Hakan PUSAT, Ramazan ÇELİK, Tuncay KAVAKLIOĞLU’nu kaçırdıkları, Jandarma Erleri Halil KAYACI, Şahin KILIÇ, Yavuz KIRMIZIYÜZ, İrfan TOPÇUOĞLU, Hulusi ERDOĞAN, Özkan ADIŞANLI’yı yaraladıkları, (Kls: 10/Dizi: 18 )

a) Olay zaptı tutanakları kapsamları,

b) Olay yeri krokileri,

c) Otopsi ve ölü muayene tutanakları kapsamları,

d) Görgü tanıkları ifade tutanakları kapsamları,

e) Olayı gerçekleştiren sanıklarla ilgili iddianameler,

f) Bazı sanıklarla ilgili onanlı mahkumiyet hükmü kararları kapsamları gibi delillerden anlaşılmıştır.

Yukarıda anlatılan eylemler, insan hayatını hedef alan terör eylemleridir. Bu eylemler, iddianameye rasgele alınmıştır. PKK elemanlarının gerçekleştirdiği binlerce eylemin tamamı bu niteliktedir ve yukarıda da belirtildiği gibi insanlık aleyhine işlenen, toplu kıyıma yönelik olan terör eylemleridir.

PKK bir terör örgütüdür. PKK’nın bir terör örgütü olduğu, belgelerle de sabittir.

26-30 Ekim 1986 günlerinde Lübnan’daki Mahsun Korkmaz Akademisi’nde yapılan PKK’nın III. Kongresi’nde kabul edilen 30.10.1986 tarihli ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı sözde Askerlik Kanununda;

"Yüzyıllardır ülkemiz ve halkımız üzerinde egemenlik sürdüren Türk sömürgeciliği, gerici zorunu dayatıp ülkemizi bir cephanelik, insan potansiyelimizi ise kendi amaçları doğrultusunda bir savaş aracı olarak günümüze kadar kullanmıştır... Bu yapıyla şiddetli bir savaş içinde doğup gelişen devrimci önderlik, bu gerici yapıyı parçalayarak geliştirdiği ulusal kurtuluş hareketini bugün ileri boyutlarda gelişen ulusal kurtuluş savaşının yürütülmesi için halk ordusunun inşası düzeyine getirmiştir. Bu nedenle bugün bağımsızlık ve özgürlük için savaşmak Kürdistan’da tek onurlu yaşam biçimidir. Bu gerçekler doğrultusunda....onurlu her Kürdistan’lının gücünü ordu gücüne dönüştürmesi ve orduyla birleştirmesi zorunludur....

Kanun hükümleri şunlardır;

1. Değişik yaş ve cinsiyetten her Kürdistan’lı yurtsever.., gönüllü olarak Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu birliklerine katılmayı ve savaşmayı görev bilmelidirler.

2. ...her Kürdistan’lı... ulusal kurtuluş savaşına maddi ve manevi destek vermekle yükümlüdür.

3. 18-25 yaşlar arasındaki her Kürdistanlı erkek, Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşmak üzere Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusuna katılmak....zorundadır.

EK MADDE: ...orduya katılması için çağrının bildirilmesine rağmen, buna uymayan kişilere yönetmelikteki ordudan kaçma hükümleri uygulanır..." maddelerine yer verilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

Yine “Kürdistaıı’da Yargılama Esasları” Başlıklı 30 Ekim 1986 Kürdistan Kurtuluş Cephesi imzalı belgede;

"...Kendisini kanıtlayan bu meşruiyete göre bugün Kürdistan’da suçlar ve cezaları şöyle belirlenir;

1. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı Türk sömürgeciliği ile doğrudan birlik, ona işbirlikçilik, uşaklık, ajanlık, milislik, muhbirlik vb. yapmak bu ülke ve halk karşısında açık ihanettir ve ihanetin cezası da ölümdür.

2. “Komünist, devrimci, yurtsever, milliyetçi” vb. sıfatları kedine takıp gerçekte bunların gereklerini yerine getirmemek, bunların yerine siyasal ikiyüzlülük, teslimiyetçilik, işbirlikçilik... böylece Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı olmak, ona karşı mücadele etmek, onun gelişimini engellemeye çalışmak.... maskeli olarak Türk sömürgeciliğine hizmet etmek... siyasal görünümlü bir ihanettir. Bu tür ihanetin cezası onca uyarı ile vazgeçirmeye çalışmak, örgütsel yapıları dağıtmak, bunlara rağmen devam ettiğinde ise ölümdür.

3. Türk sömürgeciliğine karşı mücadele etmemek. direnmemek, ulusal kurtuluş mücadelesine katılmamak, madden ve manen desteklememek. ...dolaylı olarak sömürgeci egemenliğe hizmet etmek ve ülke halk kurtuluş davası karşısında suçlu duruma düşmek demektir. Bu suçlara karşı bilinçlendirme ve ikna faaliyetleri ile mücadeleye hizmet eder hale getirmek için çalışarak uyarmak, bu çabalara rağmen süren bu hale karşı uygun biçimlerde ve vatandaşlığın bir gereği olarak para, başka maddi değer, devrimci görevlerde zorla çalıştırma vb. cezalar verilir.

EK MADDE: Bu kanun pratikte ERNK Komiteleri, örgütleri ve silahlı kuvvetleri uygular” denilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

‘Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Vergilendirme Fişidir’ başlıklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Temsilciliği imzalı ERNK Marmara Temsilciliği Mühürlü belgede;

“Sayın ..........

Sömürgeci faşist Türk Devletine karşı yürütülen Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımımız... tüm şiddetiyle gerilla savaşı tarzında ve daha yüksek boyutlarda gelişip devam etmektedir. Savaşımızın gelişip daha da yaygınlaşması beraberinde maddi masraf ve ihtiyaçlarını da getirmektedir. Bu nedenle gerilla savaşımızın maddi yönden de desteklenmesi hali vakti yerinde olan her Kürdistanlının vazgeçilmez temel birer insanlık borcudur... Birer namus ve şeref borcu olan bu görevin yerine getirilmemesi halinde sözü edilen kesimlerin can ve mal varlıklarına yönelinecektir. Bu ulusal kurtuluş cephemizin yargı sisteminin bir gereğidir. Bu nedenle sizlerinde elinden gelen... süre içerisinde yardım yapmanız uygun görülmüştür... Not: Düşmana haber verildiği takdirde gelişecek olaylardan sorumlu değiliz.” sözlerine yer verilmiştir. (Kls: 14/Dizi: 17)

Dosyada mevcut;

1- Askerlik Kanunu Başlıklı 30.10.1986 tarihli ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı,

2- “Kürdistan’da Yargılama Esasları” başlıklı ve 30 Ekim 1986 Kürdistan Kurtuluş Cephesi imzalı,

3- “Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Vergilendirme Fişidir” başlıklı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) Temsilciliği imzalı ve ERNK Marmara Temsilciliği mühürlü, belgelerle sabittir.

Halkın canıyla malıyla tehdit edildiği bu belgeler de PKK’nın terörist bir örgüt olduğunu gösterir.

Abdullah ÖCALAN sorgusunda;

“1991-1993 yılları arasında bölgedeki müteahhitlerden yüzde itibariyle miktar örgüte gelir adıyla paralar alınmıştır. Müteahhit firmalar, örgütün gücünü kullanarak ihale aldıklarında biz de onun üzerinden bir gelir temin etmekteyiz. Bunlardan Halis TOPRAK, fabrika yapımına başlayınca, bizimkiler ondan eğer burada fabrika yapacaksan, çalıştıracaksan bir ücret vermek zorundasın. Yeni örgüte bir bedel vereceksin demişler ve ondan ücret almışlardır. Miktarını bilemiyorum. Bölgelerdeki elemanlarımız tahsil etmişlerdir. Ali Rıza SEPTİOĞLU’nun ailece işlettiği taş ocakları vardır. Keza bundan da bölgesel örgütümüz örgüt adına ücret almıştır. Miktarını bilemiyorum. Keza Ceylan Holding Şirketinden bölgesel birimlerimiz para tahsil etmişlerdir. Miktarını bilemiyorum. Bu para alma usulü bölgemizde yaygındır. ...Bunun dışında ismini bilemediğim çok sayıda iş adamından da para temin edilmektedir... Ayrıca sınır boylarında örgüte ait Gümrük Birimleri adı altında oluşumlar vardır. Paraları bunlar tahsil etmektedir...'' şeklinde beyanlarda bulunmuştur. (Kls:1 /Dizi:43-78/Cumhuniyet Savcılığı Sorgu Zaptı, Sayfa 18 ).

PKK çeteleri tarafından vahşice katledilen sivil vatandaşlarımızın çoğunluğu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde yaşayan vatandaşlarımızdır. GKK’ların yaşadığı köyler bilhassa PKK çetelerinin hedefi olmuştur.

Sanık Abdullah ÖCALAN sorgusunda;

1987 yılından itibaren Olağanüstü Hal ve GKK Sisteminin ihdas edildiğini, bu sebeple 1987 yılından sonra GKK’ların da hedefleri arasında olduğunu söylemiştir. Ancak, GKK’ların aileleri, çocukları ve yakınları da PKK çetelerinin hedefi olmuştur. Yukarıda yer ve zaman verilerek anlatılan terör olaylarında görüldüğü gibi PKK çeteleri GKK’ların ailelerini, kundaktaki çocuklarını katletmiş, evlerini yakmışlardır.

GKK’lar, Abdullah ÖCALAN ve PKK’nın ideoloji ve propagandasının mesnetsiz ve yalan olduğunu, PKK’ya karşı çıkarak en açık şekilde gösteren Kürt asıllı vatandaşlarımızdır. Bu sebeple PKK çeteleri en büyük katliamlarını bilhassa GKK’ların yaşadığı köylerde gerçekleştirmişlerdir.

PKK elemanlarının kadın erkek ayırımı yapmaksızın 30 kişiyi katlettikleri, 20.06.1987 günü gerçekleştirilen Pınarcık katliamı ile ilgili olarak baskına katılanlardan Alaattin KANAT;

“...Bu köye koruculuk sistemini kabul ettiği için eylem yapılmasına karar verilmiştir.” şeklinde beyanda bulunmuştur. (Kls: 16/Dizi:2)

GKK’ları, ailelerini, çocuklarını ve bütün varlıklarını PKK yönetimi ve bizzat Abdullah ÖCALAN hedef göstermiştir.

PKK’nın 1994 yılında yapılan III. Ulusal Konferansı’nda GKK’lar eylem hedeflerinden biri olarak seçilmiştir.

Yine PKK’nın V. Kongresinde GKK’ların aileleri ile birlikte imha edilmesi karar altına alınmıştır.

PKK’nın yayın organı Serxwebun dergisi Şubat 1993 sayısında Abdullah
ÖCALAN;

''..Kurtuluş güçlerimizin en önemli hedeflerinden birisi de koruculuğu tümden tasfiye etmektir. Bu başarıldığı takdirde düşmana tamamen yenilgi psikolojisi hakim olacaktır” demiştir. (Kls: 14/Dizi:7)

18.06.1996 günlü MED-TV’de yayınlanan Panel programında;

“Önümüzdeki aylar sıcak geçebilir... Bu ara, koruculardaki çözülme vardır. Özellikle Batman’daki korucuların... Sonlarını getirmemelerini diliyorum. Onlara yönelik de bir af çağrımız vardır. İlişkilerini geliştirirlerse bizimle, onları olduğu gibi güneye de çekeriz. Ve gerilla saflarına da alırız. Hiç çekinmelerine gerek yoktur. Ayrıyeten savaşta da üzerimize gelmezlerse. onları hedeflemek gibi bir durumumuz olmayacaktır. En azından ateş etmezlerse biz de kendilerine yönelmeyeceğiz. Ama çok azılı olan üzerimize gelenlerin de bu halk içinde asla yerinin olmayacağını, asla affedilmeyeceklerini bilmeleri gerektiğini vurguluyorum.” (Kls:37/Dizi: 15)

Yine 01.03.1998 günlü MED-TV’de yayınlanan Panel programında;

“Önümüzdeki yıldaki savaşa biz kendimizi ağır ağır hazırladık, biz savaş yapacağız, korucular gerillanın üzerine gelmesin, ihbarcılık yapmasınlar, büyük suç işlemezlerse biz onların ailelerine dokunmayız, evlerine dokunmayız. Hatta onların canlarına da dokunmayız, ama çok açık bir şekilde bizim üzerimize gelirlerse, ihbarcılık yaparlarsa, bunlar tasfiye olurlar. Şimdi olmazlarsa yarın olurlar. Belki, kendiliğinden olmazlarsa çocukları, karıları kötülüğün içinde kalırlar. Ben onların çocukları ve karıları için söylüyorum: Önümüzdeki savaş çok ağır olacak, binlercesi belki ölür. Bunun için ben diyorum ki, bu zararlı işten bütün korucular kendilerini uzak tutsunlar” şeklindeki sözleriyle köy korucularına gözdağı vermek istemiştir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut belgeler,
b) Emanette kayıtlı Abdullah ÖCALAN’ın MED-TV’de yaptığı konuşmaların zapdedildiği video kaset içeriği,
Gibi delillerle sabittir.

01.03.1998 günü MED-TV’de yaptığı konuşma Abdullah ÖCALAN’ın daha başlangıçta, GKK’lar ile birlikte korucuların ailelerini, ismi konmamış çocuklarını, barındıkları evlerini ve yakınlarını da PKK çetelerine hedef gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Okullar, sağlık ocakları, kil ocakları, maden işletmeleri, sondaj kuyularında çalışanlar da PKK çetelerinin hedefi olmuştur.

Yukarıda verilen emsal olaylarda görüldüğü gibi; okullar yakılmış, okul öğretmenleri öldürülmüş, hiçbir şeyden habersiz kil ocağında çalışan işçiler, bölgede açılmış sondaj kuyularında. maden işletmelerinde çalışan mühendisler, PKK çetelerince kurşuna dizilmiştir.

GKK’larla birlikte öğretmenler, işçiler, bölgede çalışan mühendisler de Abdullah ÖCALAN ve PKK yönetimi tarafından hedef gösterilmiştir.

PKK’nın 1994 yılında yapılan İli. Ulusal Konferansı’nda Türkiye Cumhuriyetinin eğitim ve kültür kurumlarının tasfiye edilmesi, turizm ve maden işletmeleri eylem hedefleri olarak tespit edilmiş, PKK’nın V. Kongresi’nde de suikast eylem stratejisinin bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple. yukarıda anlatılan emsal olaylarda olduğu gibi öğretmenlere işçiler, bölgede çalışan mühendisler PKK çetelerinin hedefi olmuş, öğretmenler, mühendisler kurşuna dizilmiş, okullar yakılmıştır.

21.06.1988 günü Lübnan Bekaa Vadisi’nde silah eğitimi gören PKK elemanlarına yaptığı konuşmasında Abdullah ÖCALAN;

“Siz o sıcak savaşın içinde dehşet olacaksınız, fırtına olacaksınız. Başka, siz esemezsiniz, kurtarmazsınız durumu...” dediği anlaşılmaktadır. (Kls:37 / Dizi:1 5)

13.02.1993 günü PKK’nın 1993 yılı hedefleriyle ilgili yaptığı konuşmasında;

Ülkemizin güneyinde savaş değişik biçimlerde daha da sürdürülecektir... Gerillamız şimdi 5 bin-10 bin civarında ise, eğer herkes planına bağlı kalırsa, doğru savaşın tarzı ile karşılık verirse 50 bine fırlar... Her köyü bir direniş kalesi haline getirtebiliriz. Her kent bir Serhildan biçiminde kaynar. Bütün bunlar hedeftir. Plan hedefindedir ve yöntemleri de bellidir. En hainini amansız tepelemekten tutalım, tarafsızlaştırması gerekeni tarafsızlaştırmaya, bir parayı kazanılacak olandan tutalım, bir ruh ile kazanmaya kadar herkese uygun yöntemlerle yaklaşınız. Bunlar çalışma tarzıdır. Taktik de düşmanının bir taburunu imha etmekten tutalım, bir tugayını bile içinden dışından kuşatmaya alıp tasfiye edebiliriz... Yakmadık köy bırakmayız. Bütün bunlar taktik plan hedeflerimiz dahilindedir...” sözleri açıklanmaya çalışılan durumu doğrulamaktadır. (Kls:37/DİZİ 15)

14.04.1998 günü MED-TV’de yaptığı konuşmasında;

“Şimdi bizim pek turistler hedeftir demeyeceğim ama, şüphesiz Türkiye’de bir savaş var. Özel turist hedefleri diye bir hedef yok, fakat ekonomi de hedeftir tabi ve bu arada turizm ekonomisi de hedeftir. Turist demiyorum, dikkat edin turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste zarar vermemeyi de biraz gözönüne getirerek şüphesiz bazı adımlar atarız. Bu günlerde bunun arayışı içindeyiz.” mesajının anlamı terör estirmektir. (Kls:37/Dizi: 15)

10.07.1998 günlü MED-TV’de yayınlanan Vedat AYDIN'ı anma programındaki konuşmasında;

“Özellikle şehirlere yönelik eylem taktiklerini fazla dayatmadık ama, sanırım belli bir müddet bu yönlü gelişmeler de ortaya çıkabilir. Daha çok gerillayı kırsal alanda geliştirmekle birlikte kent ağırlıklı hareketleri de geliştirecek kapasitemiz var. O kapasiteyi geliştiriyoruz. Sanırım gerekebilir de, çünkü kendilerini rahat hissettiklerini düşünüyorlar. Başta turizm olmak üzere ekonomik hedefler bizim rahat dolaşabileceğimiz hedeflerdir...” açıklaması yeni hedef belirlemesinin delilidir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut belgeler,
b) Emanette mevcut sanık Abdullah ÖCALAN’ın yaptığı konuşmaların zapdedildiği video kaset.
Gibi deliller sanığın amacını ve hedeflerini ortaya koymaktadır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın yukarıya alınan konuşmalarının, talimatlarının muhatabı silahlı PKK çeteleridir. Silahlı PKK çeteleri. Abdullah ÖCALAN’dan aldıkları talimat uyarınca rastgele gerçekleştirdikleri terör eylemleriyle, gerçekten dehşet olmuşlar, etrafa dehşet ve korku salmışlardır. Köyde, kentte PKK otoritesini kurmak için amansız davranmışlar. Abdullah OCALAN’ın tabiriyle tepelemişler, köyleri yakmışlardır. Abdullah ÖCALA.N’ın talimatında geçen: “herkese uygun yöntemle yaklaşma” öldürmek ve yakmaktır, yani terördür. Terör eylemleriyle dehşet yaratmak Abdullah ÖCALAN’ın PKK’ya verdiği yegane taktiktir.

PKK, bir terör örgütüdür. Abdullah ÖCALAN MED-TV’de yaptığı konuşmasında;

"...Özel turist hedefleri diye bir hedef yok, fakat ekonomi de hedeftir tabii ve bu arada turizm ekonomisi de hedeftir. Eğer işler daha da kızışırsa, şüphesiz bu tip hedeflere insan demiyorum, turist demiyorum, dikkat edin turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste zarar vermemeyi de biraz gözönüne getirerek şüphesiz bazı adımlar atarız. Bu günlerde bunun arayışı içindeyiz.’ demiştir. (Kls:37/Dizi: 15)

Ancak, PKK elemanları Türk turizmine zarar vermek için doğrudan insanı hedef almıştır. Marmaris İlçemizde turistlerin uğradığı bir parkta bulunan masa altına, Fethiye İlçemizde turistlerin gezindiği kordon boyunda bulunan çöp sepetine bomba yerleştiren Sakine DÖNMEZ ile Atilla KAYA isimli PKK elemanlarının hedefi, doğrudan doğruya insandır. Sakine DÖNMEZ ve Atilla KAYA’nın gerçekleştirdiği bu eylemlerde Fethiye Kordon boyunda gezinen bir turist ölmüş, 20’den fazla insan yaralanmıştır. Doğrudan insanı hedef alan bu eylemler. terör eylemleridir.

Tamamen bir terör örgütü olan PKK, Türkiye’yi kendisiyle diyalog kurması için yine bir terör örgütüne yakışır bir biçimde tehdit de etmiştir.

27.11.1996 günü PKK’nın 18. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle Belçika Kürdistan Komitesi tarafından Brüksel şehrinde bulunan Uluslararası Basın Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında, örgüt mensuplarının Türkiye’nin Kürt Meselesi ile ilgili politikalarının değiştirilmemesi halinde intihar saldırısı eylemlerinin yeniden gündeme gelmesinin kaçınılmaz olduğu tehdidinde bulunmuştur. (Kls: 14/Dizi: 115-16-17)

a) Dosyada mevcut Belçika’da yayınlanan 28.11.1996 tarihli gazetede yayınlanmış habere ilişkin fotokopi.
b) Yunanistan’da yayınlanan Avgi Gazetesinin 28.11.1996 tarihli nüshasında yer alan haber fotokopisi gibi delillerle sabittir.

Aynı tehdidin;
Aralık 1996 günlü Serxwebun Dergisi’ne beyanat veren Abdullah ÖCALAN tarafından;
''...Kentlere ineceğiz, kent çatışmaları başlayacaktır. Neye mal olursa olsun bir otobüse binmek zor değildir, bir uçağa binmek zor değildir, yine bir trene binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var... (Kls: 14/Dizi: 10)

21.03.1997 tarihli MED-TV yayınında;
“Şunu açıklıkla belirtelim ki, askeri hazırlıklarımız hiçbir döneme kıyaslanmayacak kadar ileri bir düzeydedir. İster şahsi intihar eylemleri içinde olsun, ister çok etkili küçük yerlere sızmak... şehirler de buna dahildir, çok önemli askeri birlikler de buna dahildir, çok geniş tahrip gücüyle eylem düzenleme imkanları da var"
Sözleri, militanlarına vermek istediği talimat niteliğindedir. (Kls:37/Dizi: 15)

a) Dosyada mevcut Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisi’nde Abdullah ÖCALAN’ın açıklamasının yer aldığı yazı fotokopisi.
b) 21.03.1997 günlü MED-TV vayınında Abdullah ÖCALAN'ın yaptığı konuşmanın zapdedildiği dosyada mevcut video kaset,
c) Abdullah ÖCALAN’ın MED-TV’de yaptığı konuşmanın çözüm tutanakları kapsamı.

Verdiği talimatların delilidir.

Yine Abdullah ÖCALAN’ın Bekaa Vadisi’nde kendisiyle röportaj yapan İngiliz Sunday Mirror Gazetesi muhabirine verdiği beyanatında 3 bin dişi PKK militanının Türkiye’ye gelen turistlere karşı bombalı intihar saldırısında bulunacağını söylediği, (Kls: 14/Dizi: 15-16-17)

Dosyada mevcut belge ile sabittir.

27.11.1996 günü Brüksel kentinde bulunan Uluslararası Basın Merkezinde PKK’nın 18. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle düzenlenen basın toplantısında Belçika Kürdistan Komitesi tarafından açıklanan yeni savaş stratejisi, Abdullah ÖCALAN’ın Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisinde verdiği beyanat ile 21.03.1997 günü MED-TV’de yaptığı açıklamalar, Abdullah ÖCALAN’ın Bekaa Vadisinde Sunday Mirror Gazetesi muhabiri ile yaptığı röportajlar, intihar saldırısı eylemlerinin de terör eylemi olduğunu gösterir. PKK’nın intihar saldırısı eylemlerinin de hedefi kesinlikle askeri hedefler değil, hiçbir şeyden haberi olmayan insanlardır, sivil halktır, turistlerdir. Abdullah ÖCALAN intihar saldırısı eylemlerinin hedeflerini;

"...neye mal olursa olsun, bir otobüse binmek zor değildir, bir uçağa binmek zor değildir, yine bir trene binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var..." sözleriyle ve İngiliz Sunday Mirror Gazetesi muhabiri ile yaptığı röportajda göstermiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalardan da açıkça anlaşıldığı gibi, PKK bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün elemanları da söz konusu terörist eylemleri sanık Abdullah ÖCALAN’ın verdiği emir ve talimatlar üzerine gerçekleştirmişlerdir.

İnsan hayatına hiç değer vermeyen, devamlı insan haklarını ihlal eden bu terörist örgüte karşı Türkiye, toprağın] ve insanının hayatını, malını korumak için hukuk kuralları içinde mücadele etmiştir.

Uluslar arasında terörizm şiddetle kınanmış, uluslararası hukukta da hiçbir şekilde himaye görmemiştir.

Türkiye’nin de taraf olduğu “Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi”nin 1 inci maddesi uyarınca;
“Adam kaldırma, rehin alma veya gayrı kanuni hürriyeti tahdit eden. şahısların hayatı için tehlike teşkil ettiği ölçüde bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup ve koli kullanmak suretiyle işlenen suçların hiçbiri siyasi suç, siyasi suça murtabit suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç niteliğinde telakki edilmeyecektir.''

Helsinki Nihai Senedi’nde de;
“Devletlerin egemen eşitliği ve egemenliğin üzerindeki haklara saygı, sınırların dokunulmazlığı, devletlerin toprak bütünlüğüne saygı, içişlerine karışmama” ilkeleri benimsenmiş ve kabul edilmiştir.

Hukuken hiçbir bağlayıcılığı olmayan ‘Yeni bir Avrupa İçin Paris Şartı’nda da;
“Tüm ilkeler her biri diğerleri dikkate alınmak şartıyla yorumlanarak kayıtsız şartsız aynı derecede uygulanır. Bu ilkeler, ilişkilerimizirı temelini oluşturur. Taraf devletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlal eden faaliyetlere karşı demokratik gruplari savunmak hususunda işbirliği yapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibi yasadışı’ faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir... Her türlü terörist eylemleri. yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyor ve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılması için çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz.”

İlkeleri kabul edilmiştir.

Avrupa’da hiçbir ülke, sanık Abdullah ÖCALAN’ın siyasi iltica talebini kabul etmemiştir. Ne Abdullah ÖCA.LAN’ı bir müddet ülkesinde barındıran İtalya, ne Rusya, ne Almanya, ne Hollanda ne de bir başka Avrupa ülkesi Abdullah ÖCALAN’ın siyasi mülteci olarak ülkelerinde barınmasına izin vermemiştir.

Abdullah ÖCALAN sorgusunda: kendisini Türkiye’ye karşı kullanan, ama sıkıştığında siyasi iltica talebini kabul etmeyen İngiltere, Almanya, İtalya, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerini insan haklarını işletmemekle, iki yüzlü olmakla suçlamıştır. Avrupa ülkelerinin Abdullah ÖCALAN’ı ülkelerine kabul etmemelerinin her biri için başka sebepleri de olabilir. Ama Abdullah ÖCALAN’ın. Avrupa ülkelerine siyasi mülteci olarak kabul edilmeyişinin en önemli sebebi PKK’nın herkesçe bilinen bir terör örgütü olmasıdır. Avrupa ülkeleri, terörist olduğu açıkça bilinen bir örgütün başkanını ülkelerine sokmaktan kaçınmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN ayrıca alınan ifadesinde;

“...Yunanistan’ın PKK örgütüyle ilişkileri az çok Suriye’nin PKK örgütüyle ilişkilerine benzer. 1988 yılında ben Lübnan’da iken Badovas ve Nagazakis’in beni ziyaretleriyle bu ilişkiler başlamıştır... Bu ilişkilerin kurulmasında birkaç yıl sonra muhtemelen 1994 senesinde Yunanistan’da PKK örgütünün kampları açıldı. Lavrion Kampı’nda PKK’lı gençlere daha çok ideolojik eğitim veriliyordu. 0 tarihlerde Yunanistan temsilcimiz Mahir (K) Fethi DEMİR’dir. Yunanistan’da Lavrion Kampı’ndan başka bir de bomba eğitimi veren Dimitri Elen Kampımız vardır... Yunanistan’da bomba eğitimini, kamp eğitimini ve küçük grupları barındırmak hususundaki organize de bizim dost tabir ettiğimiz Yunan istihbaratının yardımı olmaktadır. . ...Yunanistan’ın bizimle işbirliği yapmasındaki amacı, bizi Türkiye’ye karşı kullanmak, Türkiye’yle çelişkilerinde koz olarak kullanmaktır...” diyerek, Yunanistan’ın Türkiye’yle işbirliği yaptığını ileri sürmüştür. (Abdullah ÖCALAN’ın sorgu zaptı sayfa 32-33/Kls: l/Dizi:43-78 )

1994-95 yıllarında PKK’nın Yunanistan temsilcisi Mahir (K) Fethi DEMİR de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde benzer beyanda bulunmuştur.

Yunanistan aynen Suriye ve Libya gibi insanlığa karşı suç işleyen terör örgütlerini ülkesinde barındıran, bunlarla işbirliği yapan terörist bir devlettir. Buna rağmen Yunanistan dahi. Suriye’den çıkarıldıktan sonra terörist olduğu dünyaca bilinen bir örgütün başına siyasi sığınma hakkı tanımamış, tanımaktan korkmuştur. Bu durum da, sanığın terörist kişiliğini açıkça göstermektedir.

http://www.belgenet.com/dava/dava17.html

IV. BÖLÜM

Silahlı terör örgütü olduğundan kuşku duyulmayan PKK’nın gerçekleştirdiği eylemlerden önce veya sonra, örgüt tarafından yayınlanan dergilerde ya da örgütsel toplantılarda söylenen beyanatlar ve tespit edilen telsiz konuşma ve talimatları ile yakalanan sanıkların anlatımları, örgütün amacını, stratejisini, hedeflerini sergilemekte ve sanık Abdullah ÖCALAN’ın bu olaylardaki sorumluluğunu ortaya koymaktadır.

A- SANIK ABDULLAH ÖCALAN’IN TERÖRİST FAALİYETLERİNİN TERÖR
ÖRGÜTÜ YAYINLARINA GÖRE DEĞERLENDİRMESİ

a) 20.06.1987 tarihinde Mardin ili Ömerli İlçesi Pınarcık köyüne yasadışı PKK örgüt mensuplarınca saldırı yapılmış, 31 vatandaşımız öldürülmüş, 4 vatandaşımız yaralanmıştır.

Bu olayla ilgili olarak sanığın Serxwehun Dergisi Haziran 1987, sayı 66 sayfa 1-4’te yer alan beyanları:

"...Pınarcık eylemi hiç kimsenin çarpıtamayacağı gerçekleri ortaya sermiştir. 80 kişiden oluşan ARGK (Arteşe Rızgariya Gele Kürdistan-Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) Birliği, GKK’ların bulunduğu köyü sarmış ve çeteleri kadın ve çocuk imha etmiştir.

...ARGK savaşçıları düşmana karşı inisiyatifi ele geçirmiş, onları etkisizleştirmiş, hedefi imha etmiş, bütün donanımlarına el koymuştur. (Kls: 14/Dizi: 1)

b) Aynı eylem hakkında Berxwedan 31 Mart 1988 Sayı 51, sayfa 3’teki beyanında eylemi “soylu bir eylem” olarak nitelemiştir.

c) Sanık 25.05.1990 tarihli Parti Genel Sekreterliği talimatında:

“...Yeterince bir eyleme hazırlıklı olacaksınız. Araç-gereç ve birim örgütlenmekten tutalım, eylem istenildiği anda darbeyi vurmak gerekir.

Gücünüz ve militanlığınıza göre başarmanız gereken bir görev oluyor.... şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. (Kls:1 4 / Dizi: 2)

d) 04.08.1991 tarihinde Hakkari ili Günyazı-Samanlı Karakoluna yapılan PKK saldırısı sonucu 9 er ile 1 GKK şehit olmuştur.

-15.08.1984 tarihinde Eruh İlçesine saldırı düzenlenmiştir.

-Çiçekli Jandarma Karakoluna saldırı yapılmıştır.

Bu olaylarla ilgili olarak sanığın Serxwebun Dergisi Şubat 1992, sayı 122, sayfa 21-22’de yer alan beyanları:

“...Ancak süreklilikleştirilemediği için taktik bir aşama süreci yaratılmadı. Yeni eylemler sürekli kılınamadığı için tek başına kaldılar ve taktik bir sıçrama yaratılamadı. Mevcut durumda elimizde olan imkanlar o dönemde elimizde yoktu. Teknik olanaklarımız zayıf ve savaşın geri bir aşamada olması kuvvetlerimiz için bir dezavantajdı. Avantajlarımız ise düşmanın özel savaşta fazla yetkinleşmemesi, gerilla savaşına karşı hazırlıksız oluşu, yine günümüzdeki mevcut güç yoğunluğunun olmaması ve tedbirlerin alınmamış olmasıydı. O dönemin avantajları iyi değerlendirilseydi çok daha farklı büyük gelişmeler sağlanırdı. Çünkü, yapılan çıkışlar çok önemli ve büyük çıkışlardı. Bu çıkışlar süreklilikleştirilmiş olsaydı, günümüzde savaşın gelişim düzeyi çok daha ileri olacaktı.

...Bugün Mavan eylemi (Samanlı Karakol baskını) kendi başına kalan bir eylem değildir. Taktik bir aşamayı ifade ediyor ve Mavan bu taktik aşamanın ilk adımı olmuştur. Bu anlamda Mavan eylemi önemlidir..." şeklindedir. (Kls: 14/Dizi:3)

e) 1992 yaz dönemi hedefleri ile ilgili Serxwebun Dergisi Temmuz 1992, Sayı 127, Sayfa 4-5’te yer alan beyanları:

"...Gerilla örgütlenmesi biraz daha derinleşecektir. Özellikle de sıcak savaşın avantajıyla kendisini çelikleştirecek, hemen hemen bütün kent ve köyleri vurabilecek noktaya getirecektir... Kent işgalleri günlerce sürebilir. Birçok işbirlikçi hedefler tamamen ezilecektir. Bazıları kaçırılacak, bazıları tahrip edilecek hedeflerdendir. Bazılarına da el konulacaktır..." şeklindedir. (Kls: 14/Dizi:5)

f) 1993 yılı hedefleri ile ilgili olarak Serxwebun Şubat 1993, sayı 134, sayfa 9’de yer alan “Abdullah ÖCALAN Yoldaşın 1993 Yılı Savaşına İlişkin Değerlendirmesi” başlıklı yazıda:

"...1993 yılı toplu bir savaşım yılı olacaktır. Garzan, boydan boya gerilla denetimine alınacaktır. Amed bütünüyle savaş alanına çevrilecektir. Dersim, bütünüyle savaş alanına çevrilecek ve denetime alınacaktır...

..Bir şehre girip, günlerce kalıp işgal edebiliriz, içine gireriz, dışını pusularız, denetim altına alırız, girmedik köy bırakmayız..." şeklinde talimat vermiştir. (Kls: 14/Dizi:6-7)

g) Serxwebun Haziran 1993, sayı 138, sayfa 3’te yer alan “Savaşta da barışta da zafer Kürdistan’ındır” başlıklı yazıda:

"...Yapılan bütün hazırlıklar devletleşme aşamasını her yönüyle kurumlaştırma yönünde geliştirilmiştir. Bunun için daha yaygın, kapsamlı ve nitelikli eylemler hedeflenmiştir.

...Kurtuluş güçlerimizin en önemli hedeflerinden birisi de koruculuğu tümden tasfiye etmektir. Bu başarıldığı oranda düşmana tamamen yenilgi psikolojisi egemen olacaktır....” şeklinde beyanda bulunmuştur. (Kls: 14/Dizi: 18 )

h) Serxwebun Dergisi, Haziran 1993, sayı 138, sayfa 25-28’de yer alan “Zaferi kesinleştirmek için yeni atılım dönemine yüklenelim” başlıklı yazıda:

"...Mart ayı ortalarından günümüze kadar adına ateşkes denilen bir siyasal hamle sürecini başlattık. En önemlisi, güçlerimizin hazırlık sürecini derinleştirilmesi ve sağlamlaştırılmasına yol açtı. İyi biliyoruz ki, bu sağlamlaştırma çok gerekli idi. Yapımız sanıldığından daha fazla amatör yanılgılı ve savaş gerçeğine karşı bir çok eksiklikle dolu bir yapıydı.

...Savaşta düşmanı tanımak çok önemlidir. Politikaları ve bütün yönleriyle düşmanı tanımak çok önemlidir. Birincisi budur. İkincisi kendimizi tanımak en önemlisidir. Bu yaza girerken, hemen hemen bütün eyaletlerimizde savaşı geliştirebilecek gücün konumlandırıldığını biliyorsunuz. Bütün stratejik dağlık alanlar gerillaya kavuşturulmuştur. Gerillanın en az bir yıl savaşabilecek lojistiği sağlanmıştır...” şeklinde beyanda bulunmuştur. (Kls: 14/Dizi: 18 )

ı) Serxwebun Dergisi, Ağustos 1993, sayı 143. sayfa 9’da yer alan “15 Ağustos özgürlük yürüyüşünün 10. Zafer yılı ve 10. Savaş yılında gelişme olasılıkları” başlıklı yazısında:

"...15 Ağustos atılımı, stratejik savunma içinde bir taktik saldırı hareketi olarak doğdu. Şimdi topyekün savaşın ikinci aşaması gelişiyor ve yaşanıyor. Savaşan tarafların ikisi de hem PKK hem de T.C. topyekün savaş ve seferberlik ilan etmiş durumda..." şeklinde beyanda bulunmuştur. (Kls:14/Dizi:18 )

i) Serxwebun Dergisi, Mayıs 1994. sayı 149, sayfa 23’te yer alan “Savaş Gerçekleri Ve Taktikleri Üzerine” başlıklı talimat yazısında:

"...Savaşta acıma yoktur. İnsan insana acır, denilir. Doğru, insan hayvanlara da acır. Ama, canavarlara, canavarlaşan insanlara acımak, acıyanın sonunu getirir. Bunun tasfiye olmayı getirmekten başka bir sonucu da yoktur. Daha da öteye gidiyoruz ve diyoruz ki, düşmana gözü karaca vurulmalı, her vuruşta kinimiz fışkırmalıdır...” şeklinde örgütüne ve militanlarına talimat vermiştir. (Kls: 14/Dizi:8 )

j) Sanık Abdullah ÖCALAN tarafından kaleme alınan ve Almanya Devletinden posta kanalıyla Nusaybin İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderilen 17 Ocak 1992 tarihli ve “Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler Ve Görevlerimiz” başlıklı yazısında:

"...Devrimci bir parti, bir anlamda basitten karmaşığa giden bir ayaklanma sorununu gündemine koymadan devrim yapamayacağı gibi, ayaklanmanın gerilla tarafından beslenmesini ve korunmasını esas almadan bu temelde gerillayı sağlamca oturtmadan ve netleşmeye ulaştırmadan devrimi gerçekleştiremeyiz.

" ...Halk milisleri kentlerde iyi bir hazırlık içinde olmalıdır. Mahalleler gerektiğinde milislerle savunulmalıdır. Milis, gerillanın bir alt basamağı olarak işlem görmelidir. Hemen katılmasa hile halkın silahlı hazırlığı olmalı ve günü geldiğinde silahlarını çıkarıp kullanabileceği düzeye getirilmelidir...” şeklinde yönlendirmede bulunmuştur. (Kls:14 / Dizi:14)

k) Terör örgütünün 1994 yılında yapılan III. Ulusal Konferansı’nda belirlenen eylem hedefleri:

“-T.C.’nin eğitim ve kültür kurumlarının çeşitli birimlerde tasfiye edilmesi,

-T.C.’nin yargı sistemini işlemez hale getirerek tasfiye edilmesi,

-Ordu bir bütün olarak hedeftir.

-Ordu, özel tim, korucular, polis. mit, sivil savunma hedeftir.

-Turizm işletmeleri, maden işletmeleri, petrol boru hatları, petrol işletmeleri, enerji kaynakları, fabrikalar, termik santraller, silah sanayii, ulaşım ve haberleşme sistemleri... Bunların tahrip edilmesi, işlemez hale getirilmesi ve kamulaştırılması esastır’ şeklinde belirleme yapılarak terörü Türkiye sathına taşımak amacıyla ARGK-ERNK bünyesinde eylem birlikleri oluşturup, yukarıda belirtilen sahalarda eylem yapmak üzere görevlendirilmiştir. (Kls:4/Dizi:78-169)

1) Terör örgütünün V. Kongresi’nde belirlenen eylem stratejisi:

“Hareketli savaş tarzının tek taktik olarak uygulanmaması, buna paralel olarak suikast, sabotaj, pusu, baskın, çatışma, kuşatma gibi eylem biçimlerinin iç içe gerçekleştirilmesi, kurtarılmış alanlar oluşturulması, geçici köy korucularının aileleriyle birlikte imha edilmesi” şeklinde belirlenmiştir.

Yukarıda belirtilen eylem kararları, sanık Abdullah ÖCALAN’ın başkanlığında düzenlenen konferans ve kongrelerde alınmış ve akabinde Türkiye’ye gönderilen terör örgütü mensuplarınca uygulamaya konulmuştur. (Kls:3/Dizi:6)

http://www.belgenet.com/dava/dava18.html


B- TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NİN KARADENİZ’E AÇILIM FAALİYETLERİ

1995 yılında K. Irak’taki Haftanin bölgesinde yapılan PKK örgütünün V. Kongresinde alınan karar gereği olarak 1997 yılında Karadeniz ve Toroslara açılım faaliyetleri adı altında adam öldürme, gasp, soygun gibi terörist faaliyetler bu bölgelere taşınmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN ifadelerinde, bu faaliyetini Türkiyelileşme olarak belirtmiş ise de, aslında, bu faa1iyet terörün Türkiye sathına yayılmasıdır. Bu terörist faaliyetin iki amaca yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

a) Silahlı faaliyetlerini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan Anadolu’nun diğer bölgelerine taşıyarak sürdürmek,

b) Silahlı terör faaliyetlerinin bölge dışına taşmasıyla bu bölgede faaliyet gösteren diğer terör örgütleri ile (DHKP/C, TİKKO gibi) yeni ittifaklar geliştirmek ve bu bölgede bulunan halk arasında ayrılıkçı düşünceyi geliştirerek kendi saflarına çekmek.

Bu çerçevede Karadeniz’e açılım adı altında terörü bu bölgeye taşımıştır.

Tunceli, Erzincan üzerinden; Giresun ve Gümüşhane bölgelerine,

Sivas üzerinden; Tokat, Ordu kırsalına açılım adı altında gasp, soygun, adam öldürme, adam kaçırma gibi terör faaliyetlerini bu bölgeye taşımıştır.

-Terör örgütünün Tokat bölgesinde yukarıda belirtilen stratejiye uygun olarak terör faaliyetleri 26.05.1997’de Tokat Kurtuluş Un Fabrikasının basılarak 3 kişinin öldürülmesi olayıyla başlaması (Hazırlık: 1997/275);

-07.06.1997 tarihinde Tokat, Niksar İlçesi. Gökoluk köyü yakınlarında bulunan PTTye ait radyolink istasyonuna saldırı yapılması (Hazırlık: 1998/44),

-27.07.1997 tarihinde Almus İlçesi Ceget Kasabası çıkışında askeri araca silahlı saldırı yapılması (Hazırlık: 1997/368 ),

-30.08.1997 tarihinde Reşadiye ilçesi. Bostankolu köyü, Sirkaya mevkiinde yol çalışmaları yapan araçların yakılması (Hazırlık: 1997/4 13),

-14.10.1997 tarihinde Reşadiye ilçesi, Sazak köyü bölgesinde jandarma timine pusu kurularak 4 askerin şehit edilmesi ve 1 askerin yaralanması (Hazırlık: 1998 / 7),

-30.11.1997 tarihinde Almus İlçesi Kızıldere köyü girişinde sayımda görevli askerlere ateş açılması (Hazırlık: 1998/14).

-20.11.1997 tarihinde Almus ilçesi, Çiftlik köyü Arhut yaylasında güvenlik kuvvetleriyle silahlı çatışmaya girilmesi (Hazırlık: 1998/12),

-15.07.1997 tarihinde Almus ilçesi, Bakımlı köyü Kızıliniş mevkiinde karayolunun kesilerek yolcuların özel eşyalarının gaspedilmesi (Hazırlık: 1998/10),

-14.12.1997 tarihinde Niksar İlçesi. Arpaören köyü Fatlı mevkiinde MİMSAN Kireç Sanayine baskın yapılması (Hazırlık: 1998/62),

-06.07.1998 tarihinde Niksar ilçesi Akkuş karayolunun kesilmesi. otobüsün yakılarak otobüste bulunan Ünye İlçesi Cezaevi 2 nci Müdürü Mustafa ERYILMAZ’ın öldürülmesi (Hazırlık: 1998/325),

Olaylarıyla devam etmiştir.

Sivas-Tokat bölgelerinde DHKP/C ve TİKKO adlı terör örgütleriyle işbirliği yaparak “Birleşik Kuvvet” adı altında ittifak oluşturmuş, bu oluşum içinde yol kesme, adam öldürme, gasp, soygun gibi terörist eylemlerini sürdürmüştür.


http://www.belgenet.com/dava/dava19.html
--------------------------------------------------------------------------------


Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
IDDIANAME-VII



VI. BÖLÜM (devam)

SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda ayrı ayrı bölümler halinde ve geniş şekilde açıklanan duruma göre sanık Abdullah ÖCALAN’ın;

Kurduğu ve örgütlediği PKK silahlı terör örgütünü, aldığı kararlarla, verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek, Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemleri sabit görüldüğünden;

2845 sayılı Kanunun 9 ve 20 nci maddeleri uyarınca yargılamasının yapılmasına,

Dosyanın, Cumhuriyet Başsavcılığımızın 04.09.1997 gün, Hz. 1996/865. İd. 1997/104 sayılı iddianamesiyle aynı suçtan açılan ve Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1999/21 Esas numarası üzerinden yargılaması sürdürülen kamu davası ile birleştirilmesine,

Eyleminin uyduğu Türk Ceza Kanununun 125 inci maddesi uyarınca cezalandırılmasına,

Emanette bulunan ve örgüte ait olduğu anlaşılan 19.500 Dolar ile suç konusu video kasetlerin Türk Ceza Kanununun 36 ncı maddesi uyarınca müsaderesine,

Karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.

26/04/ 1999-ANKARA



Talat ŞALK Nuh Mete YÜKSEL
17924 19201
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı Cumhuriyet Savcısı




Hamza KELEŞ
23839
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı


EKLER 43 klasör.

http://www.belgenet.com/dava/dava23.html



SAVCILIK MÜTALAASI - (8 Haziran 1999)

Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan’ın yargılandığı davanın 8 Haziran 1999 tarihinde yapılan duruşmasında, Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Cevdet Volkan ile Cumhuriyet Savcısı Talat Şalk tarafından mütalaa okundu.

MÜTALAANIN TAM METNİ ŞÖYLE

Tutuklu sanık Abdullah Öcalan hakkında, devletin hakimiyeti altında bulunan toprakların tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymağa veya devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa yönelik hareketlerde bulunmak suçundan yargılanması ve cezalandırılması talebiyle 26.04.1999 gün ve hazırlık 1997-514 hz.1999-1998 es. ve 1999/78 id. sayılı iddianame ile kamu davası açılmış, aynı sanık hakkında daha önce açılan kamu davaları ile mahkemenizin 1999/21 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiş İmralı Adası’nda başlatılan ve süreklilik arzeden 04.06.1999 günlü yargılaması sırasında da esas hakkında mütalaamızı hazırlamamız için süre verilmiştir.

Sanık hakkında son davaya ait iddianamede yapılan soruşturma, 15 yıldır terör faaliyetlerini aralıksız sürdüren ve sanığın başında bulunduğu PKK örgütünün kuruluşu, amacı, programı, stratejisi, yapılanması ve genel faaaliyetleri ile gerçekleştirdiği eylemleri ve bunların nitelikleri ve hukuki değerlendirilmesi konularında geniş bilgi verildiğinden, tekrarında yarar görülmemiş, sanık Öcalan’ın değişik aşamalardaki savunmaları ve yargılama sırasında ortaya çıkan fiili ve hukuki durum değerlendirilerek, esas hakkındaki mütalaamız hazırlanmıştır.

Sanık Abdullah Öcalan, 31.05.1999 günlü oturumundaki sorgusunda da belirtilen ve kendisinin verdiği talimatlar üzerine örgüt elemanları tarafından gerçekleştirilen bütün eylemlerden birinci derecede sorumlu olduğunu, hatta ölümlerin, iddianamede belirtilenden daha da fazla olması gerektiğini, 01.06.1999 günlü oturumda da hazırlık soruşturması sırasında Jandarma ve Devlet Güvenlik Mahkemesi cumhuriyet savcılarınca alınan ifadeleri ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkmesi yedek üye hakimliğince tespit olunan ilk sorgusunun doğru olduğunu, herhangi bir baskıya maruz kalmadan serbest iradesi ile verdiğini kabul etmiştir.

Yine sanık Abdullah Öcalan, Ankara 2 No’lu DGM Başkanlığı’na sunduğu yazılı savunmasının 69. sayfasında, PKK örgütünün eylemlerdeki sorumluluğunu açıkça ikrar etmiştir.

TCK’nın 125. maddesinde yazılı, devletin hakimiyeti altındaki bir takım topraklar üzerinde müstakil bir Kürt devleti kurma amacıyla Türkiye toprakları üzerinde sürekli faaliyet göstererek binlerce terör eylemi gerçekleştiren, onbinlerce insanımızı acımasızca öldüren, bir o kadarını da sakat bırakan silahlı çete PKK’nın kuruculuğunu yapan, uzun süre üstlendiği ve örgütünü yönettiği Suriye’den ayrılmak zorunda kalan, sığındığı ülkelerden iltica talebinde bulunmasına rağmen kabul görmeyen ve sonunda Kenya’da yakalanıp güvenlik birimlerimize teslim edilen bu tarihe kadar fiilen yakalandıktan sonra da yasadışı silahlı ve bölücü terör faaliyetinde bulunan PKK’nın başlangıçta, "genel sekreter" daha sonraki dönemlerinde "önder" ve "genel başkan" sıfatını kullanan sanık Abdullah Öcalan’ın 22 Şubat 1999 günü Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılarına verdiği ifadesinde:

"PKK örgütünün kurucusu olduğum doğrudur. Yine bu örgütün önderliğini yaptığım, benim önderliğimde Türkiye toprakları üzerinde silahlı bir mücadele başlattığım da doğrudur. Başlangıçta gerçekten Kürdistan devleti kurmak gibi bir kavramımız da vardır. Bu da doğrudur. Ancak gelişen süreç içerisinde, müstakil bir Kürt devleti kurmak değil de Kürtler’in de cumhuriyetin kuruluşunda rol almış bir halk olarak, özgür olduğu bir ortam içerisinde birleştirilmesi sonucuna vardım. Bu temelde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel özgürlüğünü elde etmiş olarak birarada yaşayabileceğimiz sonucuna vardım..."

Kendi isteğiyle ikinci kez verdiği 03.04.1999 verdiği ifadesinde de;

"...Bildiğiniz gibi PKK’nın da kurucusu benim. PKK kurulurken programını da yaptık. O zaman Kürtler’in bağımsız bir Kürdistan kavramı da vardı. Marksist temele dayalı yeni sistem getirecektik. Ancak değişen olaylar ve zaman, bize bu programın hayali olduğunu gösterdi... Kürt devleti kurmanın mümkün olamayacağı, ilmen de sabittir. Gerekli de değildir. Mevcut Türkiye Cumhuriyet devleti içerisinde de demokratik ortamda her şeyin gerçekleşmesi mümkündür. Ben sonuca vardım." demiştir.

Hazırlık tahkikatı ve son tahkikat aşamasında, silahlı çete PKK’nın kurucusu ve yöneticisi olduğunu, birinci derecede sorumlusu olduğunu, PKK’nın başlangıçta bağımsız Kürdistan devleti kurmak için kurulduğunu söyleyen ve suçunu ikrar eden Sanık, yazılı savunmasında silahlı çete ve PKK, kendi yargılanmasıyla ilgili:

SANIĞIN YAZILI SAVUNMASINDAN

"PKK, Cumhuriyet’in 50 yıllık alt ve üst yapısının ortaya çıkarttığı objektif temel üzerinde, dünyadaki fırtınalı devrin ve karşı devrimin pratik ve teorik incelemesini ütopik ve teorik bir durumun öncelikle 1970-1980 arası ideolojik isyan hareketi, 1980-1999 arasında da siyasi ve eylemsel hareketi olarak doğup gelişmiş, gerçekten de son büyük Kürt isyan hareketi... PKK tarihinde, ayrılık ve birlik sorununda iki önemli aşamayı ayırt etmek büyük önem taşır.

Çıkış sürecinde bir zamanların dil yasağına kadar varan baskı ve inkar, diğer yandan o dönem soruna hakim sorunlara sloganvari ütopik yaklaşım, yine Kürt milliyetçiliğinde korku ve kuşkuya dayanan ayrılıkçılıkla birlikte dünya çapındaki ulusal kurtuluş hareketlerinin ayrı devlet kurmak biçiminde anlaşılması...

Devletin 1990 başlarında dil yasağını kaldırması, dil ve kültür alanına getirilen sınırlı özgürlük ve üst düzey yetkililerin sorunu kabul edip çözüme yönelik çalışmaları en son benim Mart 1993 ateşkes yaklaşımımım, aslında özgür birlikteliğe giderek vurgu yaptığımız dönemi açıkca ortaya koyuyordu. Bu yıllardan itibaren, özgür birlik propagandası hakimdir. (Yazılı savunma, sayfa 19-20)

Özellikle Sovyetler’in çözülüşü, Körfez Savaşı sonrasında Türkiye’yi yakından ilgilendiren meseleler, Kürt meselesine çözümü hayati kılıyor ve bunun yolu da, gerçekten geçikmiş temel ihtiyaç olan kapsamlı bir demokratikleşmeden geçiyordu. PKK burada direndi, kendini geliştirmekten ziyade, aşırı tekrarlayarak direndi... Halbuki reel sosyalizmin çözülüşünden, demokratik çözüm tarzını çıkarabilmeliydik. ’Ulusların kaderlerini tayin hakkı’ ilkesinin artık geçerliliğini yitirdiğini, bilimsel tekniğin değiştiğini, aslında 17. yüzyıldan itibaren gelişmenin ürünü olan ulus devlet anlayışını çözdüğünü, aynı çözümün daha gerçekçi olduğunu görmeliydi.

Kısaca 70’ler programını bırakıp yeni bir programa ulaşmalıydı. Bunun pratik dili, kendini, giderek yozlaşan ve çok acılara, kayıplara yol açan şiddet yerine siyasal, demokratik faaliyete yoğunlaştıran bir eylem çizgisine ulaşmalıydı. (Savunma, sayfa 26)

Benim pratiğim yakinen incelenirse, şu çok açık görülecektir ve kitap dolusu belgelerle kanıtlanacaktır. En iyi, anlamlı, mümkün olan özgürlük ve bağımsızlık, bu yer Kürdistan da olsa, ancak Türkiye’nin genel Misak-ı Milli sınırları içerisinde mümkündür. Bilimsel olarak kanıtlamak zor değildir. Ayrılmış bir Kürdistan ve bitmiş bir gücün kuklası, işbirlikçilerin malikanesinden öteye gidemeyecek bir Kürdistan’dır. Ayrılmış bir Kürdistan, halkın değil yabancı ve işbirlikçilerin olabilir, ki bu ağırlıklı olarak hayaldir. Ancak çıkar güçlerinin oyunu olarak sık sık tekrarlanır. Tarih, bütün oyunların isyanlarda nasıl oynandığını, nasıl felaketleri halkın yaşadığını çok iyi ortaya koymaktadır. Kendi isyanımızda da bunu gördük. Eğer dış oyunlardan bahsedeceksek, temel amacım bu dönemeçte yüz geri yapmak istedikleri ve Kürt sorununu da araç olarak kullanmakla bunu başaracaklarına inandıklarıdır. Tarihin en kritik döneminde bu oyunlar oynanmıştır. Çözümsüz kaldığında başarıyla oynanmıştır da... O halde sorunu kendi ellerimizle çözmek, oynamak isteyenlere karşı kendi güçlü silahımız haline getirilmektir. Savunmamda, bunun oldukça mümkün ve tek çaremiz olduğunu ortaya koydum. Bizzat tecrübemiz buna en iyi kanıt oldu. O halde ’ilk defa özgür irade ile gerçekleştireceğimiz bu kardeşlik çözümü, yeni bir tarihi süreç olacak’ derken haklıyız... Kendi yargılanmamı olumlu barışın gerekçesi yapmak, en temel demokratik idealimdir. Savunmam, temelde bu amacımla bağlantılıdır..." gibi görüşlere yer vermiştir.

Sanık Abullah Öcalan tarafından 5. kongre sırasında sunulan politik raporda,

"...1993’te biraz da geçiş arzeden o dönemi bir ateşkesle lehimize çevirmek istedik ve bu çok önemli bir adımdı. Hiç olmazsa bunu fırsat bilirler, canlanırlar diye düşündük. Aslında biraz da hem uzun soluk alma, hem de hazırlık yapma imkanı idi. Bazıları bu hazırlığı yaptı. Ama yine komuta yapımızca, bu layıkiyle değerlendirilemedi.’ (Kls38)

Yine, ’PKK parti önderliği’ adı altında, 08 Ekim 1998 tarihinde tüm partililer ve ARGK savaşçılarına gönderdiği telsiz emrinde, ateşkesle ilgili "...çoğunuz görev alacaksınız. Görev bu temelde olabilir. Tabii düşmanın kısa bir süre için şöyle bir hedefi de var. Kök kazımaktan bahsediyor... Bizim bunlara misilleme hakkımız makbuldür. Yani kendimizi iyi düzenleyerek, bu 10 kat değişmiş, dönüşmüş bir temelde cevaplandırma görevimiz var. Biz, ateşkes olayını tek taraflı da olsa düzenlemeyi, sadece biraz daha hazırlık düzeyimiz, siyasi diplomatik olarak da hamle imkanı kazanmak için yaptık. Bu başarılı olmuştur. Ama yetersizdir. Daha da yapılacak işler vardır. Düşman bunları bilerek çok sert davranıyor." (Kls19)

Sanık Abdullah Öcalan’ın 16.10.1998 günlü sözde Botan Eyalet sorumlularına yönelik telsiz talimatında

(Nasıl ki Ankara’dan çıkış partileşme anlamına geldi ise yine Ortadoğu’ya açılıp bir ordulaşma başarıldıysa, uluslararası alana da fazlasıyla açılmak kesinlikle devletleşme anlamında ciddi bir adım olarak değerlendirilmelidir. İnanıyorum ki, yeni dönem bundan epeyi güç olacaktır... Gerilla tarzında yenilik, ustalık... en etkili cevabı verecektir)
şeklindeki sözleri asıl niyetini ortaya koymaktadır.

Burada talimatın tarihine dikkat edilmesi gerekir. Talimat 16 Ekim 1998 tarihinde verilmiştir. Bu tarihte Abdullah Öcalan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye’yi sıkıştırması sebebiyle Suriye’den çıkma ve Avrupa’ya gitme hazırlığı içindedir. 16 Ekim 1998 günlü sözde Botan Eyaletine yönelik talimatta Abdullah Öcalan, çıkışını uluslar alanına açılışın kesinlikle devletleşme anlamında ciddi bir adım olarak değerlendirmiş ve alan sorumlularına da böyle anlatmıştır.

Örgütüne gelir sağlama ve karşı gelenleri yıldırma ve sindirme amacıyla Hatay alan komutanına 1995 yılı içinde verdiği telsiz talimatında

(Şimdi onlara özgün yaklaşırsınız. Yani zaten dostane ilişkilerimizi söylersiniz ve mutlaka kazanmaya çalışırsınız. Fakat faşist Türk kesimini de yıldırırsınız sanırım. Sanırım o başlangıçta yaptığımız eylemler önemli. Fakat genelleştirmemek kaydıyla. O yoksulları kazanmak, fakat tehlikeli olan elebaşları da ezin. Tabi hiç acımadan çıkarlarını darbeleyin. Ve yine dediğim gibi, bu ara zengin bir alan aslında. Birçok şeyini de haraca bağlayabilirsiniz, o zenginlerini. Bundan sonra hissederlerse epey gelir imkanımız da artar)
şeklinde acımasızlığını ve amacını sergileyen sözleri dikkat çekicidir.

Sanık Abdullah Öcalan savunmasında samimi değildir. Silahlı çete PKK’nın kuruluş amacı olan müstakil Kürdistan’ı kurmak amacından vazgeçmemiştir. Abdullah Öcalan’ın tek taraflı ateşkes ilan etmesi, örgütün biraz daha iyi hazırlanması, siyasi ve diplomatik hamle imkanını kazanmak içindir.
Abdullah Öcalan’ın 5. Kongreye sunduğu ve telsiz çözümlerinden yukarıya alınan alıntılar, kendisinin ateşkeste samimi olmadığını, tek taraflı da olsa ateşkesin, örgütün hazırlık düzeyini artırmak, uluslararasında diplomatik hamle imkanını kazanmak ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne örgütünü muhatap kabul ettirmek için uyguladığını göstermektedir.

Başlangıçta bağımsız Kürdistan’ı kurmak amacına yönelik eylem yaptıklarını, sonuçta pratiğin kendilerini bağımsız Kürdistan’ı kurmanın mümkün olmadığını gösterdiğini, bu sebeple cumhuriyetin kuruluşunda rol almış bir halk olarak demokratik cumhuriyet içerisinde özgür bir ortamda, eşitlik temelinde birlikte yaşamayı hedef aldıklarını, bağımsız Kürdistan’ı kurma hedefinden vazgeçtiklerini söyleyen Abdullah Öcalan’ın bu yöndeki savunmasına ve öne sürdüğü görüşlerine itibar edilmemiş ve PKK’nın ve örgütün sorumlusu durumundaki sanık Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulma çabası olarak değerlendirilmiştir.

MÜDAHİLLERİN SÖZLERİ

Müdahil Yusuf Aydemir, (Ben Kürdüm ve ana dilim Kürtçedir. Benim oğlum 3 yıl Güneydoğu’da görev yaptı. Üzerinde Yaşadığım ülke Türkiye, benim bayrağım da Türk bayrağıdır...),
Müdahil Jale Atav, (Ben kardeşimi şehit verdim. Yazdığımı okumak istiyorum. Ben Kürt kökenli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Asker kızı ve asker annesiyim. Babam Kürt, annem Türk’tür),
Müdahil Vekili Kazım Ayaydın, (Ben Türkçe’yi ilkokulda öğrenen Kürt asıllı Türk vatandaşıyım. Bu davanın ne pragmatik açıdan ne de bilimsel açıdan Kürtler’le bir ilgisi yoktur. Tarih boyunca buna benzer hadiselerle karşılaşmışız, isyanlar olmuş. Osmanlı’nın son zamanından itibaren bu isyanlar araştırıldığında, her isyanın arkasında bir ülkenin menfur emellerinin çıktığı görülmüştür. Evliya Çelebi’nin Erzurum ile ilgili izlenimlerinde, Ben Erzurum’da aileler gördüm. Dede Türkçe konuşuyor. Oğul hem Türkçe, hem Kürtçe konuşuyor. Torun Kürtçe konuşuyor. Annem ve babam sadece Kürtçe konuşurlar. Ben hem Türkçe, hem Kürtçe konuşuyorum. Oğlum sadece Türkçe konuşuyor. Bu döngü 300 yıllık zaman içindedir... Bu ülkenin birlik ve beraberliği için herkes topyekün mücadele edecektir. Bunun içinde Kürt de vardır) demişlerdir.

Müdahillerin yukarıya alınan konuşmalarında da Türkiye’de Türk-Kürt ayırımının yapılamayacağı, Kürt ve Türk’ün iç içe yaşadığı, aralarında kan bağı oluştuğu, suni olarak Türk ve Kürt ayrılığı yaratılmaya, millet ve vatan bütünlüğünün bölünmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Türk ve Kürt beraberliği için sanık Abdullah Öcalan da savunmasında,
(Türklerin özellikle hakim tabakadan koparak gelen Türkmen akınlarının 11. yüzyılda Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya akın etmeleri, iki halk arasında yoğun bir kaynaşmaya yol açtı. Kürtlerin nispeten yerleşik konumları, bu yüzyıllarda daha çok Türkmen boylarının erimelerine yol açıyordu. Siyasallaşmada Türkler, sosyalleşmede de Kürtler nispeten hakim bir konumdaydılar. Türk üst tabakaları yerel siyasal kültür ile bütünleşip çoğunlukla hakim olurken alt tabaka daha çok Kürtler içerisinde erimeyi yaşıyordu. İki halkın aynı sosyoekonomik ve kültürel ve dini benzerlikleri yaşaması bu kaynaşmada önemli rol oynar... Tarihe baktığımızda özellikle Büyük Selçukluların İran, Irak, Suriye ve Kürt illerinde kurulan imparatorluk ve daha sonra da özellikle Mervaniler, Artukoğulları, Eyyubiler, Ak ve Karakoyunlular da ve birçok küçük beyliklerde Kürt ve Türk üst tabakaları ve dolayısıyla dağlı halk, ortak halk ve ortak devleti iç içe yaşamak gibi bir olguyu temsil ediyor. Ortak devlet anlayışı hiçbir kavimle birlikte ne Araplar ne Acemler ne Ermeni ne Bizansllılarla böyle yaşanmıyor. Türk Kürdü ve Kürt Türkü böyle oluşuyor... Bu olgunun en çarpıcı ve üst boyutta ifadesini Osmanlı Kürdistan ilişkilerinden Yavuz Selim ile başlayan dönemde görebiliriz. Öyle ki, ağırlıklı Kürt beylikleri Yavuz’un istemine rağmen ayrı devlet olarak değil kendisinin göndereceği beylerbeyi sorumluluğunda ortak devlet çatısı altında kalmayı çıkarlarına da uygun buluyorlar...

Abdullah Öcalan’ın yukarıda alınan ifadelerinden de açıkca anlaşılacağı gibi 11. asırdan itibaren Türkler ile Kürtler birlikte yaşamaya başlamış birçok Türk boyu Kürt boylarının arasında erimiştir. Yine Abdullah Öcalan’ın ifadesiyle iki halk arasında tabii bir kültür erozyonu yaşanmış kan bağı da oluşmuştur. Tarihi gerçekte budur.
PKK çetelerine karşı savaşırken şehit düşen Kürt asıllı vatandaşların sayısı yukarıya konuşmaları alınan müdahil çocuklarının sayısı ile sınırlı değildir. Müdahil olup da duruşmada konuşmayan çok sayıda Kürt asıllı Türk vatandaşının çocukları PKK çetelerince şehit edilmişlerdir. Halen de PKK çetelerine karşı güvenlik kuvvetleri içinde mücadele eden çok sayıda Kürt asıllı Türk vatandaşı vardır. Ayrıca, güvenlik kuvvetlerimizin yanında PKK çetelerine karşı yer alan geçici köy korucuları Kürt asıllı vatandaşlarımızdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Kürtler’e yapılmış ne bir baskı ne de Kürtler’in inkarı vardır. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1925’de patlak veren Şeyh Sait isyanı çoğunlukla Kürtlerin katıldıkları bir isyandır. Ancak devletten ayrılmayı hedefleyen bir Kürt isyanı değildir. Abdullah Öcalan da, Şeyh Sait isyanı için ayrılıkçı bir isyan dememiş, isyanı başlatanlar ve isyana katılanlar için (Onlar ulusal kurtuluştan Cumhuriyet’in değil, saltanat ve hilafetin geri geleceğini sanarak önce destek vermişler. Bu gelişmeyince isyana yönelmişlerdir...) demiştir.
Devlet, isyanı şiddetle bastırmış, isyan edenleri cezalandırmıştır. Devlete karşı başlatılan silahlı bir hareketin güç kullanılarak bastırılması isyan edenlerin de cezalandırılması uluslararası hukukta da kabul edilmiş bir kuraldır. İsyanların dışında Kürtler’e karşı hiçbir baskı yapılmamıştır.

Erzurum ve Sivas kongrelerinde benimsenen Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nca da kabul ve ilan edilen Misak-ı Milli’nin bir maddesinde de, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 günü (Mütareke sınırlarının içinde dinsel, kültürel amaçlı ve amaç bakımından birlik oluşturmuş ve birbirlerine karşı saygı ve fedakarlık duygularıyla dolu, ırkı ve toplumsal hakları ile coğrafi konumlarına bütünüyle saygılı Osmanlı İslam çoğunluğunun yerleşik bulunduğu bölümlerin tamamı gerçekte ve yasal olarak hiçbir nedenle ayrım yapılması mümkün olmayan bir bütündür) hükmü kabul edilmiştir. İstiklal Savaşı’nda Misak-ı Milli’nin bu hükmü aynen benimsenmiştir. İstiklal Savaşı iyi incelendiğinde Atatürk’ün, Misak-ı Milli’nin çizdiği sınırları içinde yaşayan halkın tamamını bir bütün olarak gördüğü, bölgesel güçleri birleştirmeye çalıştığı ve düşmana topyekün milletin gücüyle karşı koyma çalıştığı görülür. Amasya Genelgesi’nde; (Milletin bağımsızlığını yine milletin kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır) denmiştir.
Bu genelgede, Mondros Mütarekesi’nde kabul edilen sınırlar içinde yaşayan halkın tek bir millet olarak görüldüğü açıktır.
Erzurum Kongresi’nde de Atatürk, Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Süleyman Nazif tarafından kurulan Doğu Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’ni bir çatı altında birleştirmiştir. Erzurum Kongresi’nde, (Trabzon ile Canik Sancağı ve Doğu İlleri adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Elazığ, Van, Bitlis ve bağımsız livaların hiçbir sebeple, bahaneyle birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğu) kararı alınmıştır.
4 Eylül 1919’da başlayan ve 12 Eylül 1919’a kadar devam eden Sivas Kongresi’nde ise (Bütün yurttaki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birleştirilmiş. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında kurulmuştur. Erzurum Kongresi’nde kararlaştırılan her türlü işgal ve müdahaleye karşı toptan direnme kararı perçinlenmiş, Mondros Mütarekesi sırasında sınırlarımız içerisinde kalan ve ezici İslam çoğunluğu tarafından yerleşik bulunan Osmanlı ülkesi unsurları birbirinden ve Osmanlı camiasından bölünmesi mümkün olmayan ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Adı geçen ülkelerde yaşayan bütün İslami unsurlar birbirlerine karşı saygı ve fedakarlık duyguları ile dolu ve ırkı toplumsal ve coğrafik haklarına bütünüyle saygılı özkardeşlerdir) hükümleri kabul edilmiştir.
Ne Erzurum Kongresi kararları, ne Sivas Kongresi kararları, ne Misak-ı Milli hükümleri ayrıca Kürtlerden bahsetmemektedir.

Türkiye’de PKK tarafından başlatılan ve giderek yaygınlaştırılan tedhiş eylemleri bir bağımsızlık hareketi olarak kabul edilemez. Çünkü bağımsızlık mücadelesi içinde olan milletler, kendi egemenliklerini ülkesi içinde etkili kılmaya çalışır. Bu amaçla da, hukuka aykırı biçimde o toprak parçası üzerinde egemenlik iddiasında bulunan güçlerle savaşmak, ancak bağımsızlık mücadelesi sayılabilir.
Yaygın terör eylemlerine başvuran PKK yasadışıdır. Gerçekleştirdiği tüm terör hareketleri hukukdışı ve insanlıkla bağdaşmayan, yasalara göre her biri ayrı ayrı suç teşkil eden eylemlerdir. Bunların hedefi ise devlet düzenine karşı gelmektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletinin bütünlüğü, devletin siyasi yapısı ile korumakla görevli olduğu kişi güvenliği, özgürlüklerin korunması, sosyal refahın sağlanması, ülkenin kalkınması ve büyümesinin önlenmesine yönelik olduğu çok açıktır.
PKK terör örgütünün hedef olarak gösterdiği toprak parçası, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altındadır. Ayaklanma, başkaldırı ya da isyan şeklini alan, gerek Türkiye çapında gerekse ve özellikle siyasi yönden Batı Avrupa ülkelerinde yaygınlaştırılan bu hareket, devlete ve devlet güçlerine yöneltilmiş ve devletin otoritesini zayıflatmak, düzeni sarsmak amacıyla başlatılmış zaman içinde genişletilmiştir. Bununla amaçlananın ise yaratılacak terör ortamından yararlanıp, ülke topraklarının ve milletin bütünlüğünün parçalanmasıdır.
Yaratılmak istenen ve alınan iç ve dış desteklerle planlanıp yürürlüğe konulan bu durum, başlangıçtan beri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3’üncü maddesindeki (Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür) ilkesi, 14’üncü maddesinde belirtilen hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmaması prensibi ile bağdaştırılamaz ve TCK’nın 125’inci maddesinde müeyyidesini bulan devletin birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklarda bir kısmının devlet iradesinden ayırmaya kalkışmak suçunu oluşturur.

3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerine göre, PKK terör örgütü, gerçekleştirdiği eylemler terör suçu, bu eylemleri planlayan, silahlı çetenin amir ve kumanda görevini üstlenen ya da örgüt adına faaliyet gösteren veya bilerek ve isteyerek yardımda bulunan herkes terör suçlusu sayılmıştır. Bu nedenle TCK’nın 125’inci maddesi de terör suçu olarak kabul edilmiş, bu suça bakma görevi ise aynı yasa ile 2845 Sayılı Kanunun 9’uncu maddelerine göre Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevleri arasında sayılmıştır.
Bu suç bir tehlike suçudur. Teşebbüs safhasında kalsa bile suç tamamlanmıştır.
Uluslararası hukuk terörizmi her koşulda yasaklamış ve ciddi bir insan hakları ihlali olarak kabul etmiştir.

ULUSLARARASI BELGELER

Uluslararası belgelerden olan ve bağlayıcılığı bulunan:
-1989 AGİK Viyana Kapanış Belgesi’nde; katılan ülkelerin terör suçları yöntemlerinin ve uygulamalarının kınanacağı, hiçbir şart altında teröre hak verilmeyeceği, bu konularda kararlı davranılacağı, suçluların iadesi ve takibatını emniyet altına almak için gereken tedbirlere buşvurulacağı,
-1990 Paris Şartı’nda, devletlerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünü ihlal eden faaliyetlere karşı demokratik müesseseleri savunmada işbirliği yapılacağı ve terörün her ülkede suç sayılacağı,
-1992 Helsinki Bildirisi’nde, terör hareketlerinin kayıtsız şartsız kınanması, terör tehdidinin ortadan kaldırılması için işbirliği yapılacağı,
-1993 Viyana İnsan Hakları Dünya Konferansı Deklarasyonu’nda, egemen ve bağımsız ülkelerin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini tamamen veya kısmen tehlikeye sokacak her türlü hareketin makul karşılanmayacağı, tevşik edilmeyeceği, terörden korunma ve mücadelede işbirliğini geliştirmek için gerekli tedbirin alınacağı, hususlarında karşılıklı anlaşmaya varıldığı kaydedilmiş ve uluslararası hukuk kuralı haline getirilmiştir.

Çok sayıda yasadışı silahlı terör eylemlerini yaygın şekilde gerçekleştiren, gerek iç ve gerekse dış hukuk açısından terör örgütü olduğu konusunda hiçbir tereddüt bulunmayan, eylem ve faaliyetleri nedeniyle Avrupa ülkelerince de terör örgütü ve terörist sayılan PKK’ya ve elebaşısı Abdullah Öcalan’a, uluslararası hukuk açısından ve yargılama yönünden ayrıcalık tanınması, siyasi kişilik tanınarak statü kazandırılmak istenmesi hukukdışıdır.
Tutuklu sanık Abdullah Öcalan, yasalar karşısında bir terör suçu sanığıdır. İnsan hakları ve usul yargılaması hükümleri dışında kendisine bir ayrıcalık da tanınamaz. Terör suçu sanığı sayıldığından 3713 Sayılı Kanunu’nun 16’ıncı maddesi uyarınca ve güvenliği nedeniyle bu tür tutukluların tabi olduğu rejime tabi tutulmuştur. Aksini ileri sürmek gerçeklerle bağdaştırılamaz.

Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre savaş suçlusu statüsü verilmesi yönündeki taleplerin hiçbir hukuki dayanağı da bulunmamaktadır.
PKK’nın başlattığı ayrılıkçı terör eylemlerini önlemek, yakalandığında yargılamak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel görevidir. PKK terör örgütüne uluslararası antlaşmalara göre bir taraf statüsü tanınması da sözkonusu olamaz. Aksi takdirde Helsinki Konferansı Son Belgesi ile kabul edilen ve diğer antlaşma ve sözleşmelerde de yeralan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemen eşitliğine ve egemenliğinin niteliğindeki haklarına saygısızlık olacaktır.
Anayasa’nın 10. Maddesi’ne göre, herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşitttir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, aynı zamanda insan haklarına saygılı, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bölge ve ırk ayrımı yapılmaksızın, konuştuğu dile bakılmaksızın, herkese yasalar eşit şekilde uygulanır. Anayasa ve yasaların tanıdığı hak ve özgürlüklerden herkes yararlanır. Yeter ki şans tanınsın.
Kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içine alan ve herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, Anayasamızın 12. maddesinde kabul edilmiş, 13. maddesiyle de temel hak ve özgürlüklerin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğinin, Cumhuriyet’in, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının korunması amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği kabul edilmiş, bunun ise Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun olarak yapılabileceği, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasa ile güvence altına alınan kişinin temel hak ve özgürlükleri ve bunların kısıtlanması, ülkemizin de taraf olduğu tüm uluslararası sözleşme ve antlaşmalarda yer almaktadır.
Uluslararası hukuka uygun şekilde, Anayasa ile düzenlenen ve diğer yasalarla uygulamaya konulan bu hukuki durum karşısında, PKK terör örgütünün ve örgütü fiilen kuran, gizli ve açık şekilde verdiği yazılı ve sözlü talimat ve emirleri ile sevk ve idare eden, yöneten sanık Abdullah Öcalan’ın fiil ve hareketi, Türk Ceza Kanunu’nun ayrı ayrı bölümlerinde her biri ayrı suç sayılan, şahıslara karşı işlenen, mal, kamunun düzeni ve güvenliği ile geleceği, adliyenin şahsiyeti, devlet idaresi ve hürriyet aleyhinde işlenen suç kapsamında olduğu gibi, bunların tamamını içine alan ve devletin şahsiyetine karşı cürümler başlığı altında düzenlenen ve Türk Ceza Kanunu’nun en ağır ve ilk özel ceza maddesi olan 125. maddesindeki suçun unsurlarını oluşturmaktadır.

Sanık, gerek hazırlık soruşturması sırasında, gerekse yargılamada yaptığı sözlü ve yazılı savunmasında, özetle;
PKK törer örgütünü kendisinin kurduğunu, örgütü sevk ve idare ettiğini, yakalandığı ana kadar örgütün kendisinin liderliği ve komutası altında faliyetlerini sürdürdüğünü, hareketin geçmişteki isyan hareketinden farklı yönlerinin olduğunu, iddianamede belirtilen olayları ve terör eylemi niteliğini ve bunlardaki sorumluluğunu kabul ettiğini,
1990’dan sonra tesadüfen eline geçen Leslie Lipson’un „Demokratik Uygarlık“ adlı kitabının etkisinde kalarak, İsviçre ve İngiltere gibi demokratik ülkeleri örnek vererek, başlatılan hareketin sorunları çözemeyeceğini, çözüm yolunun demokratikleşme alanında mesafe alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, ülkesi ve milletiyle bütünlüğü içinde demokratik uygulamalar çerçevesinde mümkün olabileceğini anladığını ve bundan sonra demokratik sistem üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdığını,
15 Mart 1993’de, bir başlangıç olarak tek taraflı silah bırakma eylemini başlattığını, daha sonra da bu yönde gayret sarfettiğini, 1 Eylül 1998 tarihinde de ateşkes girişimlerinde bulunduğunu, amacının daha fazla kan dökülmesini önlemek, terör hareketlerine son vermek, ölüp öldürmek yerine, yaşayıp yaşatmanın ya da daha doğru anlaşılacağına inandığını,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile birlikte barış içinde sorunlara çözüm yolu bulmak olduğunu, bu yönde basın ve yayın organlarında açıklamalarda bulunduğunu, gayri resmi olarak da bazı aracı kişilerle bu yönde girişimlerinin de olduğunu,
Türkiye’deki demokratik ve çağdaş gelişmelerin de vardığı sonucu olumlu yönde etkilediğini, devamlı bu yönde çıkış yolu aradığını,
Örgütü ve silahlı gücünü meşru savunma hudutları içine çekmek, saldırı olmadıkça karşılık vermemek için gayret sarfettiğini ileri sürmüştür.

"Demokratik Birlik Çözümü" ile adlandırdığı çözüm yolunun ise

1- Ülke bütünlüğünün ortak vatan gerçeğinin daha da güçlendirilmesi,
2- Demokratik Cumhuriyetin sosyal birlik ve bağımsızlık çerçevesinde olması,
3- Toplumdaki dil ve kültür özgürlüğü sorununun can alıcı özünü teşkil etmesi,
4- Askeri ve silahlı güç yaklaşımları çözüm için anlamını yitirdiğinden terkedilmesi,
5- Başta PKK olmak üzere yasadışı konumda olan birçok örgüt barışla birlikte normal siyasal ve yasal sürece kendini uydurması,
Başlıkları altında ileri sürdüğü tezlerin, Anayasa ve yasalarda yapılacak değişikliklerle ve uygulamalardaki aksaklıkların giderilmesiyle gerçekleşebileceğini iddia etmiş, konunun tamamen, mensubu olduğu örgütün amacını sağlayıcı nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
Ayrıca 1990 yılından sonra, sivil kesimlere karşı hiçbir saldırıda bulunulmaması talimatını verdiğini, bu yönde gelişen az sayıdaki olayların kendi insiyatifi dışında ve bölgesel sorumlularca geliştirildiğini, bu durumdan acı duymakla birlikte önleyemediğini savunmuştur.
Sanığın savunmasının bir an için doğru olduğu kabul edilse ve samimi düşüncesi olduğu varsayılsa bile yasa dışı olan ve silahlı faaliyetleri ile uzun süredir sürekli terörü canlı tutarak amacına ulaşmak isteyen, Türk ulusuna yurt içinde ve dışarıda acı veren PKK’nın çizelgesi dosya içinde mevcut bulunan resmi verilere göre, 15.02.1999 tarihine kadar gerçekleştirdiği eylemler bu savunmasını doğrulamamaktadır.

Kurulduğu tarihten yakalandığı güne kadar:

Düzenlediği 6 bin 36 saldırı olayından 4 bin 57’sinin, devlet güçleriyle giriştiği 8 bin 257 silahlı çatışmadan 6 bin 57’sinin, 3 bin 71 bombalama ve patlama eyleminden 2 bin 403’ünün, 388 gasp olayından 298’inin, 1046 adam kaçırma suçundan 934’ünün, 567 yasadışı gösteri olayından 529’unun, 1993 yılından sonra gerçekleştirilmiş olması,
Her biri ayrı ayrı suç teşkil eden ve insanlık aleyhine işlendiğinden hiçbir kuşku duyulmayan bu olaylar sonucu PKK terör örgütü tarafından öldürülen ya da şehit edilen 4 bin 472 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından 2 bin 871’inin, 3 bin 874 rütbeli ve rütbesiz askerden 2 bin 778’inin, 247 polisten 148’inin, 1225 Geçici Köy Korucusundan (GKK) 960’ının, yaralananlardan 5 bin 620 vatandaştan 4 bin 9’unun, 8 bin 178 askerden 6 bin 192’sinin, 909 olan polisten 606’sının, 1655 GKK’dan 1373’ünün, 1993 yılından 15.02.1999 tarihine kadar geçen zaman içinde meydana gelmesi,
Örgüt tarafından kaçırıldığı tespit olunan 5 bin 51 kişiden 3 bin 279’unun, geri dönenlerin ise 2 bin 697’den 1848’inin bu döneme rastlaması,
Bu dönem içinde meydana gelen terör olayları nedeniyle, değişik yaşlardaki 120 çocuğun teröre kurban gitmiş ve 188’inin de yaralanması,
Sanığın savunmasının hangi gerçeklere dayandırıldığını ve ne derece samimi olduğunu ortaya koymaktadır.
PKK’nın 5. Kongresi 08-27 Ocak 1995 tarihinde yapılmıştır. Kongrede PKK’nın faaliyet gösterdiği, Kuzey Irak ve Türkiye için planları olan güçlerin, PKK’nın desteğine ihtiyacı olabileceği değerlendirilmiş, bununla ilgili bir dizi kararlar alınmıştır. Alınan kararlarla Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, AGİT gibi uluslararası kurum ve kuruluşlarla ilişkilerin geliştirilmesi ve PKK’ya siyasi bir hüviyet kazandırılması düşünülmüştür. Ancak PKK, bütün siyasallaşma çabalarına kendini siyasi bir kuruluş gibi göstermek istemesine rağmen bir terör örgütüdür.
Yine 5. Kongrede ajan ve GKK aileleri olarak tanımlanan şahıslara imha şeklinde yönelineceği, bu tür şahısların biribirleriyle olan çelişkilerin derinleştirilmesinin sağlanacağı, GKK’larının mal varlıklarına el konulacağı, güvenlik ve ekonomik yönden abluka altına alınarak imkanlarının kısıtlanacağı kararlaştırılmıştır.
5. Kongre’den sonra Şam yakınlarında bir örgüt kampında 01-05 Mayıs 1996 tarihlerinde yapılan PKK’nın 4. Konferansı’nda da il ve ilçe gibi kalabalık yerleşim birimlerine baskınlar düzenlenmesi, intihar eylemlerinin geliştirilmesi öngörülmüştür.
Sanık Abdullah Öcalan, silahlı çete PKK elemanlarına bilhassa GKK’nın barındıkları köyleri hedef göstermiştir. GKK, PKK örgütüne katılmayı kabul etmeyen kürt asıllı vatandaşlarımızdır. GKK’larının PKK’yı kabul etmemesi ve mücadele vermesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürtlere baskı yaptığı, Kürt halkının özgürlüğü için savaştığı propagandasını en iyi şekilde boşa çıkardığından Abdullah Öcalan’ın emriyle PKK çeteleri bir çok GKK ailelerini, çocuklarını yakınları ile birlikte yok etmişlerdir.
22 Şubat 1999 tarihi itibarıyla 1225 GKK şehit edilmiştir. Öldürülen 4 bin 472 vatandaşımızın büyük çoğunluğu Kürt asıllı vatandaşlarımızdır.
Antalya, İzmir ve İstanbul gibi batı şehirlerinde dahi PKK elemanlarının ferdi olarak işledikleri cinayetlerde öldürülenler Kürt asıllıdır. Öldürülenler ya ajan ya da işbirlikçidir. Yani PKK örgütüne katılmayan veya yardım etmeyenlerdir.
Belirlenen bu durum, PKK tarafından gerçekleştirilen olaylarla sabit olmuştur.
Alınan bu kararlar, PKK’nın uluslararası kurum ve kuruluşlarla ilişkiye girmesine, kendisini dünya kamuoyuna tanıtmak istemesine rağmen insanlığa karşı suç işleyen terörist bir örgütten başka bir şey olmadığını gösterir.
Abdullah Öcalan da yazdığı, „Kürdistan’da Zorun Rolü“ isimli kitabında (...Kürt halkı kuruluş mücadelesini bazı alanlarda eylem biçimleri ile sınırlayamaz.) demiştir.
Geçmişteki sorumluluklardan, yeni çözüm yolları ortaya atarak ve yeni tezler ileri sürerek kurtulmak mümkün değildir. Sanığın savunmasının temelini oluşturan bu durum, mevcut yasalar karşısında geçerli bir neden olamaz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ülkesi ideoloji ve bu doğrultuda harekete geçirilen terör odaklarına deneme tahtası yapılamaz. Buna kalkışanlar sonunda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını karşısında bulur. Bundan kimsenin kuşku duymaması gerekir.
Anayasa’ya göre, Türkiye Cumhuriyeti bir cumhuriyettir. Toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Devletimizin bu temel ilkeleri, tutuklu sanık Abdullah Öcalan tarafından tohumu atılan PKK terör örgütü kurulmadan önce kabul edilmiş ve uzun zamandan beri de varlığını sürdürmektedir. Bunları değiştirmek, zedelemek, ortadan kaldırmak, hiçbir gücün, kuruluşun insiyatifinde olamaz. Bu nedenle de sanığın savunmasında Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünün, demokratik yapısının ve işlerliğinin 1993’den sonra ya da yakalandıktan sonra farkına varmış olmasına bir anlam verilemez. Olsa olsa kendisinin psikolojik savunma mekanizması içine girmesi ile açıklanabilir.
Sanık tarafından geçmişte kullanılan ’Özgür birliktelik’ kavramı daima belli bir ırkın yaşadığı toprakları içine alan, ayrılıkçı, bölücülüğü çağrıştıran bir üslup olarak kullanılmıştır. Demokratik birlik kavramıyla da hiçbir ilgisi yoktur.

SONUÇ
Dosya içinde mevcut delillere, sanığın değişik safhalarda alınan ifade ve savunmalarına, yargılama sırasında gözlenen durumuna, mensubu bulunduğu silahlı ve bölücü terör örgütünün uzun süredir ve sürekli olarak gerçekleştirdiği, yurt içi ve yurt dışına da yaygınlaştırdığı eylemlerinin niteliğine, sanığın halen de örgütle olan bağlantısını kesmemiş bulunmasına göre üzerine atılan suç sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK’nın 125. maddesi uyarınca cezalandırılmasına, tutukluluk halinin devamına, emanete kayıtlı olan ve örgüte ait olduğu anlaşılan eşya ve paranın TCK’nın 36. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi kamu adına talep olunur."


http://www.belgenet.com/dava/dava24.html



Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
Abdullah Öcalan'ın Savunması - 23 Haziran 1999


SAVUNMA - 23 Haziran 1999

ANKARA 2 N0'LU DEVLET GÜVENLİK BAŞKANLIĞI'NA

Davanın esası hakkındaki savunmamın temelinde, isyan gerçeği kadar sonuçlarının bilimsel ele alınışına ağırlık vermemin büyük önem taşıdığına inanıyorum.

Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esas hakkındaki mütalaası, iddianamenin bir özeti olup, benim ilk savunmamdan kapsamlı alıntılar yapmakla birlikte, aynı sonuca gitmekte, kişi ve örgüt olarak geçirilen değişimi samimi bulmamakta, bir çıkmazı ifade ettiği, dolayısıyla eylemlerin yoğunluğu, çokluğu ve halen manen de olsa örgütle bağımın devamlılığını da belirterek, TCK. 125. Maddesi ile cezalandırmayı öngörmektedir.

En üst resmi yetkililerce de, son "Kürt İsyanı" olarak değerlendirilen PKK önderlikli bu isyanın, gerçekten hangi, tarihi geçmiş kadar, toplumsal koşulların ürünü olduğu mutlaka değerlendirilmeli idi. Bir savaş boyutunda, can, mal, maddi ve manevi kayıpları olan, beraberinde, sonuçları çok yönlü olumlu, olumsuz ortaya çıkan bu olayları, bireysel terör boyutuna indirmek mümkün olmadığı gibi yanlış sonuçlara ve çıkmazı derinleştirmeye götürür. Yine yalnız mevcut hukuk, hatta yasalar açısından ele almakla büyük yetersizlikler içerecektir. Daha da önemlisi, bu kadar ağır toplumsal alt üst oluşlara yol açan sosyal patlamanın olası sonuçlarını, geleceğe ilişkin en yararlı biçimde ele almak yerine, güncel duygularla ele alıp değerlendirirsek, büyük çıkmaza düşecek ve geleceğin daha da büyük kaybına yol açacaktır.

1970 Türkiye'sinin ciddi bir sosyal patlamayı yaşadığı, yasal düzeni zorladığı, hem 12 Mart 1971, hem de 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile açığa çıkmıştır. Yasallık ciddi zorlanmış, beraberinde 27 Mayıs askeri müdahalesi sonucu nisbi demokratik özelliği olan anayasayı budamayı ve 1982 anti-demokratik özellikleri yaygın olan anayasanın getirilmesi ile sonuçlanmıştır. 1980 öncesi iktidar, muhalefet, sağ-sol tüm partiler yasa dışı ilan edilmiş ve yargılanmışlardır.

PKK de, bu dönemin yasa dışı bir hareketi olarak doğmuş, ağırlıklı olarak Kürtlerin toplumsal gerçeğine dayalı bir araştırma, propaganda ve giderek eylem hareketi olarak gelişmiştir. Çıkışının yasal değil meşru olduğunu, özellikle 1982 anayasasına dayalı olarak geliştirilen "dil yasağı" na kadar varan, ağırlaştırılan bir baskı sistemine karşı, isyanın yasal olmamakla birlikte meşruiyeti önemle göz önüne getirilmelidir. Kürt toplumundaki muazzam tarihsel korku, gerilik, adını bile söylemekten utanma, çekinme durumu iyi bilinmektedir. Dönemin anarşik karakteri ve yasallığın oldukça aşınmış koşullarında böyle bir isyanın gelişmiş olması şaşırtıcı bulunmamalıdır. PKK buna ideolojik ve stratejik bir hat çizmek istemiştir. Birçok belgesinde bunu açıkça dile getirmiştir. İddianamede bunlar belirtilmiştir. Tekrarlamayacağım. Temel sloganlarını "Bağımsızlık ve Özgürlük" olarak belirlemiştir. İsyan sloganlarıdır. Buna göre genel program ve eylemliliğe de yönelmiştir. Bunlar inkar edilmiyor. Ama bilimsel ele almanın büyük önemini vurguluyorum. Yasal açıdan cezayı gerektirdiği açık olmakla birlikte, hukuk felsefesi açısından da sonuç çıkarmanın hayati olduğunu hep belirtiyorum. Bunun bir gereği olarak tarihsel gelişim ve güncel, iç-dış, sosyal-siyasal gelişmeler ve tarafların bu temelde durumlarının objektif değerlendirilmesi bize olayları açıklamak kadar, doğru sonuç almaya da götürecektir.

PKK bu yaygın eylemliliğin başta gelen sorumlularından biri olmakla beraber, "Kürt Sorunu"nun tartışmasını Ankara'da önünde bulmuştur. Yine "Kürt Hareketi" ile Kuzey Irak'ta olup bitenlerden öğrenmiştir. Bu iki yönlü etkilenmeden giderek etkileyen bir güç konumuna gelmiştir. Slogan ve eylemliliğinin bu iki yönlü gelişmeden şiddetle etkilendiği açıktır. Daha düzenli ve sürekliliğe kavuşturmaya çalıştığı ve başardığı da doğrudur. Ama her şeyi kendisinin yarattığı ve tek sorumlu kılınması gerektiği; abartmalı ve oldukça yanılgılı sonuçlara götürebilir. Gerçekten, özellikle eylemlerde keyfilik birçok dünya köşelerinde de görüldüğü üzere kontrolden çıkmış ve hatta kendini vurmaya kadar götürmüştür. Bu, sorumluluktan kurtarmaz ama gerçeğin görülmesini sağlar. Program ve sloganlar ayrı devleti çağırır ve bu sorumlu kılar, ama hayatın gerçeği, her program ve slogandan daha geçerli ve gerçekçi olanın ne olduğunu önümüze koyar. Bu, tüm dünyada, tarih boyunca sayısız örnekleri ile karşımıza çıkmaktadır. Bir hareketi yalnız bir dönemin slogan, program esaslarına göre değerlendirirsek, bu çok eksik ve yanlış bir yöntem olacaktır. En dogmatik ideoloji ve eylem olarak doğan dinler, örneğin İslamiyet, Mekke'de ayrı Medine'de bir başka biçim, Şam ve Bağdat'ta hatta İstanbul'da da başka şekiller altında varlığını sürdürmüştür. Her dönem arasında büyük farklılıklar mevcuttur. Birçok örgüt hareket, hatta bireyin gelişiminde de bu durumları gözlemek mümkündür.

Özce, PKK düşünce ve eylem olarak yasalar açısından ne kadar sorumlu tutulsa da, dayandığı toplumsal zemin, içindekilerin kişilik özellikleri, direniş tarzı, uygulanan baskı biçimleri de sorumlulukta önemli pay sahibidir. Örneğin, demokratik bir toplumda ve devlet yapısında bu tür isyana yatkın toplum ve bireyler, bu yaygınlıkta ve şiddete ortaya çıkmazlar. Slogan ve programları böyle ayrılıkçı ve sert olmaz. Siyaset kısaca böylece ortaya çıkmaz, devlet de bu sertlikte yönelim içine girmez. Örgüt veya bireyler, siyaset yapmada daha yaratıcı ve duyarlı yaklaşım kadar, devlet de aynı duyarlılığı, olgunluğu göstererek işler büyümeden sonuca gitmeyi bilirler. Nitekim, Avrupa kökenli demokratik yaklaşımlar bu temelde gelişmiştir. Ama geri toplumların bireysel, aşiretsel kavgaları; neredeyse dağıtıcı, geriletici tarzda bazen yüzyılları bile buluyor. Ortadoğu toplumsal gerçekliğinde; din, mezhep ve aşiretsel-ailesel çatışmalarda bunun halen ne kadar güçlü yaşandığı bilinmektedir.

Bu, kısa ama bence önemli hususları şunun için belirtiyorum. PKK, tüm olup bitenlerin sorumlusu olarak görülse bile, içinde bizzat özüne ters düşen, onu özel amaçları için kullanan kişi, grup hatta devlet seviyesinde güçleri görmezsek ve her birisinin sorumluluk payını doğru belirleyemezsek, bu bizi zincirleme yanlışlıklara götürür. Aynı yaklaşımı, PKK'nin örgüt yapısı için de söylemek mümkündür. Merkezinden üyesine, ana karargahından militanına kadar sorumluluk düzeyleri ancak bu çerçevede konulursa, hangi birey, örgüt, olup bitenlerden ne kadar sorumlu tutulmalı sorusuna ancak o zaman gerçekçi bir cevap verilebilir.

Tabii ben kısa bir iddianame de bunlar yapılmalıydı demiyorum. Ama yaklaşımın özü önemlidir. Yöntem yetersizliği beraberinde önemli sakıncaları getirir.

Bireysel olarak kendi durumumu da ancak bu yaklaşım çerçevesinde ele alabilir ve kabullenebilirim. Yoksa "sanık her şeyi fazlasıyla kabul etti" demekle, belki hukuki açıdan bir anlamı, o da eksik ve çoğu yanlışça bir anlam ifade edebilir, ama daha çok ahlaki ve siyasi olarak benim gerçekliğimi ifade etmekten uzak olacaktır. Bazı doğrular kadar eksiği, yanlışı çok olan değerlendirme ve sonuçlara götürecektir ki bunu kabullenmek gerçekliğe ters düşecektir.

Bu anlamda, başta gelen bireysel sorumluluğumu ideolojiden, örgüt ve eylemliliğe kadar kabul etmekle birlikte; ideolojik dönüşüm, gelişim, örgüt içi savaş ve eylemlerin başta sivil boyutlu olanlardan tutalım, özelikle ateşkes süreçlerinde meşru savunmayı aşan biçimlerine karşı sürekli çıkışım inkar edilemez. Bu hususlarla ilgili, belgeli, çok geniş izahat yapmak benim için zor değildir. Amacı aşan bazı söz ve açıklamalarım temel anlayışımı göz ardı ettirmemelidir.

PKK'de Dönüşüm Bir Çıkmaz Değil Bir Gerekliliktir

Sovyet sisteminin 1990'lara doğru çözülüşü, en az 200 yıl önceki Fransız İhtilali kadar demokratik dönüşüm üzerinde etkide bulunma potansiyeli taşır. Gerçekten başta Doğu Avrupa olmak üzere, dünyanın pek çok ülkesinde demokratikleşme yönünde gelişmelere yol açmıştır. Nasıl, Sovyet Ekim Devrimi Türkiye'nin ulusal kurtuluşunda en önemli dış katkıya yol açmışsa; bu çözülüş de yanı başındaki Türkiye ve diğer Türki Cumhuriyetler üzerinde Soğuk Savaş döneminden kalma ve demokratikleşmeyi zorlaştıran statükodan uzaklaşma yönünde, o kadar derinden olumlu gelişmelere yol açmıştır. Şüphesiz daha belirleyici olan daha önceki cumhuriyet birikimleri olmakla birlikte, bu yıllarda tam bir demokratik hareketlenme sürecini çok sancılı da olsa girildiği; yasalara pek yansımazsa da sosyal ve siyasal dokunun hızla kabuk değiştirdiği bir gerçekliktir. Kürt toplumunda da bu adeta devrimsel bir biçimde "Serhıldanlar" olarak yaşanmıştır. Kürt objektifliği yasal olmasa da -ki dil yasağı bu dönemde kaldırılmıştır- fiili olarak devletin en üst kademelerinde tanınmıştır. Bu önemli bir demokratik adımdır. Yasal güvence olmasa da. Fakat süreç beraberinde çok çatışmalı geçmiştir.

İşte PKK'nin dönüşüm gerçeğinden bahsederken her şeyden önce dünya ve ülke çapında bu gelişmelere objektif olarak dayandırıyoruz. PKK'nin kuruluş yılları; Soğuk Savaşın katı ideolojik kamplara ayrılmış, Kürt objektivitesinin ağır bir inkar ve iradesizliği yaşadığı statükocu yıllardır. Ayrıca anarşik yanı ağır basan, demokratikleşmeyi pek tanımayan gençliğin; sağ-sol kamplara alabildiğine parçalandığı bir sürecin damgasını taşır. Hem program hem eyleminde bu yıllardaki dogmatik, ideolojik yaklaşımla, gençliğin radikal çıkışının derin izleri vardır. 1990'larda dünya genelinde birçok örgüt yapısında olduğu gibi, Türkiye'deki partiler, örgütler yapısında da kaçınılmaz olarak, dönüşüm yaşanacaktır. Yaşandı, daha da yaşanacaktır. PKK'de de yaşanılan ağır çatışma ortamı nedeni ile bu yönlü gelişmeler ortaya çıkacaktı. Benim bu yıllarda PKK program ve eski propaganda sloganlarını terk etmem ve yeni arayışlara girmem bu nedenlerle bir çıkmazı değil, bir kaçınılmazlığı ifade eder. Eleştirilmesi gereken yan, geç olması ve net formüle edilememesi ve PKK kongre ve programına yeterince yansıtılamaması noktalarında olmalıdır. Dönüşüm zorunluluğu inkar edilemez. Bu nedenle program aşılmıştır. Yani ayrı bir devlet veya o anlama gelebilecek, program formülasyonun gerçekçi ve gerekli olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu yılların yaratıcı kılınamadığı ve tekrarlandığından bahsederken bunu kast ediyoruz. Aşmaya çalışırken, bir çok belgede de ifadesini bulduğu gibi, çok açıkça bağımsızlık da özgürlük de en anlamlı biçimde, Türkiye birlikteliğinde hem en ileri hem en pratik yoldan gerçekleşebilir, dedim. Burada bir dar taktik yaklaşım yoktur. Hayatın deneyiminden geçmiş çok önemli dersler çıkarmış bir tecrübenin doğurduğu olgunlaşmış bir anlayış söz konusudur. Devlet de olunacaksa, bu yine Türkiye Cumhuriyetinin demokratikleşen bünyesinde en anlamlı gerçekleşebilir sonucuna da ulaşılmıştır ve bu da tutuklanmadan önceki belgeli konuşmalar da mevcuttur.

Benim, Avrupa Seferine çıkışımı devletleşme olarak nitelendirmemde de aynı yaklaşımı belirtmem tutarsızlık olarak görülmemelidir. Eğer egemen yan ayrılıkçı biçimde olsa idi, bu büyük bir tutarsızlık olarak veya basit bir pişmanlık olarak değerlendirilebilinirdi. Ama bu yıllarda Kürtlerdeki siyasal iradeyi nasıl değerlendirdiğime genelde bakıldığında, bir tutarsızlığın olmadığı görülecektir. Örneğin, Türkiye'nin yakın gözetim ve hatta desteğinde Kuzey Irak'ta geliştirilenin bir Kürt siyasal oluşumu, hatta federe devleti olduğunu herkes söylemektedir. Demek ki, bu anlamda bir devletleşme yoğun yaşanıyor. PKK ve Türkiye'nin de bu oluşumdaki rolleri önemli ve inkar edilemez. Aynı doğrultuda bir gelişme son seçimlerde HADEP'in yerel iktidarlaşma, otorite olma da diyebileceğim bir gelişmenin yaşandığı, 40'a yakın önemli il ve ilçede belediye kazanımının da demokratik devletleşme yani; Demokratik Cumhuriyetle demokratik temelde siyasal irade birliği anlamına geldiği, Kürt toplumunda ilk defa bu kapsamda demokratik bir iradenin ortaya çıkmasının üniter devlet içinde devlet gücü anlamına geldiği inkar edilemez. Dolayısıyla benim bu yıllar için devletleşme sözcüğünü kullanmam bir tutarsızlığı, samimi olmamayı değil; objektif bir gerçekliğe parmak bastığımı gösterir. Şu doğrudur, dar ayrılıkçılık biçiminde siyaset yapma ve güç olma bir büyük çıkmazdır. Ama Türkiye bütünselliğinde ve devlet yapısında demokratik katılımla yer alma ve güç olma da, bir o kadar tarihi bir gelişmedir. Olanca engellemelere rağmen bu gelişmenin adım adım hükmünü icra ettiği bir gerçekliktir. Demokratik çözüm tezleriyle dile getirmek istediğim, geç de olsa ve istenildiği gibi formüle edilememiş de olsa bu tarihsel gelişmeyi görme ve katılma öngörüsü ve iradesidir. Ne taktiksel günü kurtarma amaçlı bir yaklaşım, ne de ilkesiz bir dönüşümdür. Dünya çapında büyük bir gelişme yaşayan ve her gün neredeyse bir uygulamaya tanık olduğumuz olaylardan ders çıkarma ve kendi acil ve çok önemli sorunlarımıza hangi koşullarda olursak olalım öncelik verme ve beklenen rolü oynamadır. Savunmamda eksik de olsa PKK için yeni bir program ve siyasal-yasal hat için bazı tezleri ortaya atmam samimi ve doğruluğuna inandığım ve oldukça uzun bir birikime dayanan düşünsel ve siyasal tecrübenin sonucudur. Bu hususta getirmeye çalıştığım anlayış açıklığının doğru anlaşılması, genel demokratikleşmede ve onun kilit rol arz eden Kürt sorunundaki çıkmazı aşmada, katkısının yapıcı ve önemli olduğuna kuşkum yoktur.

PKK'de Örgüt ve Eylem Anlayışında Bir İç Savaş Yaşadığım GerçektirPKK sorumluluğumda, hem süre hem kapsam bakımından en önemli ve en büyük "Kürt İsyanı" olarak değerlendirmek, çok acılı ve acımasız yönlerinden bahsetmek mümkün ve gerçekçidir. Fakat iç yapısı, örgüt ve bireyler şahsında sorumluluk ve yetki söz konusu olduğunda gerçek, başka biçimde karşımıza çıkar.

PKK'nin öncülük ettiği eylemliliğe düzenli ve temel strateji ve taktiklerine uygun bir gerilla ve benzeri savaş olarak geliştiğini söylemek zordur. Hele hele en üst düzeyde sorumlu olarak çatışma tarzının benim istediğim doğrultuda geliştiğini sanmak büyük yanlışlılık olur. Olsa olsa Kürt toplumsal gerçeğindeki ağır feodal yapının aşiret-aile, dinsel gerilik biçiminde parçalanma ve çelişkilerinin yüz yıllardan beri süzüle gelen tortularının PKK içinde can bulması ve kendini konuşturmasıdır demek, daha doğru bir sosyolojik değerlendirmedir. Katılım gösteren herkes kendine göre "Kanun benim" anlayışından hareket ederek bırakalım PKK'nin resmi yönetmenlik esaslarına göre, feodal kurallara bile ters gelen birçok tutum ve eylem içine girmiştir. Özellikle 1987'de köy korucularına yönelim adı altında hiç yönelinmemesi gereken sivillere, bu arada kadın ve çocuklara, çatışmalarla ilgisi olmayan kişilere yönelim olmuştur. Tam bu noktada, PKK'nin sınırlı da olsa ideolojik ve siyasi yanları bir tarafa bırakılarak "Aydınlar Kaybetti", "Köylülük İktidar Oldu" adı altında partinin gerçek özünü tasfiye edip, ele geçirdikleri olanakları hem partinin gerçek temsil gücünü, hem de halkı bireysel etkileri altına almak için bir iç çatışmayı dayatmışlardır. Ben, buna temelde öncülük eden kişiler nedeni ile "Dörtlü Çete" olarak tabir etmiştim. 1987-1997 arasında bu temelde şiddetli bir savaşım verdiğim, benim için önemli ve anlaşılmaya değerdir. Bu şüphesiz genel sorumluluğumu kaldırmaz, ama ahlaki, siyasi, örgütsel ve eylemsel tavrımın anlaşılması açısından büyük önem taşır. PKK'yi en zor duruma düşüren eylemler daha çok bu süreçte ve kontrolü kendi ellerinde tutan bu tip şahıslar eliyle işlendiğini tespit etmek zor değildir. Bu tip şahıslar, kırsal alanın kendilerine sağladığı avantajları iyi kullanarak bildiklerini uygulamışlar ve çoğunlukla yalanla üstünü örtmüşlerdir. Bu hususlar resmi devlet raporlarında yoğunca görülmekte, değerlendirilmektedir. Sırf etkili olmak için, en yanı başındaki yoldaşını, halktan yardımcı dostlarını bile ucuz bahanelerle cezalandırmaktan geri kalmamışlardır. Kürt toplumundaki iktidar olmanın ilkelliği, acımazlığı, aşiret ve köy ağalarındaki zorbalık burada daha tehlikeli bir biçimde karşımıza çıkmıştır. Kaldı ki bir çok geri toplumda örneğin Afrika'da ve geçmişte her halk topluluğunda da yaşanmıştır. Kuzey Irak'taki Kürt grupları arasındaki çatışmaların bu niteliği bilinmektedir. Kaldı ki, Osmanlı hanedanı bile iktidar için "kardeş katlini" ferman haline getirebilmiştir. Ulusal Kurtuluşta, Mustafa Kemal Atatürk'ün koruması olan Topal Osman, mecliste keyfi olarak milletvekili öldürüyor, insanları diri diri mezara koyuyor, ancak Atatürk'ün özel emri ile öldürülerek kurtulabiliniyor. Çerkes Ethem'in benzer eylemleri incelenmeye değer. Bu örnekleri şunun için veriyorum, isyanlarda, gerilla savaşlarında benzer acımasızlıklar yaygın yaşanıyor. Kaldı ki, bu çete anlayışı içinde olanlara karşı sistemli bir mücadele verildiği belgelidir. Bunlara karşı çok kapsamlı bir eğitsel ve örgütsel çaba yürütüldüğü ve en yola gelmeyenlerin ancak iç çatışmalarla etkisizleştirildiği bilinmektedir.

Esas hakkındaki mütalaada 90'lı yıllar madem böyle bir iç mücadeleyi yaşadığı halde neden en çok tahribat ve kayıpların yaşandığına dayalı kapsamlı bir liste vermektedir. Çatışmaların en çok içte ve dışta bu yıllarda yoğunlaştığı göz önüne getirilirse bu cevabını bulur. Özellikle 1993-1996 devlet bünyesinde de kontrolden çıkmanın yaygın yaşandığı, bir çok faili-meçhul kayıplarda bu durumun önemli payı bulunduğu, devletin gücünün yasadışı kullanıldığı resmi "Susurluk Raporu"nda açıkça dile getirilmektedir. Ve halen açığa çıkmamış bir çok çete odağından bahsedilmektedir. Resmi olarak bir istatistikte 18 bin civarında olayın, ölümün faili-meçhul kaldığı belirtilmektedir. Bunlar PKK'ye yönelik olmayan rakamlar olarak verilmektedir. Kısaca bu yıllardaki kaos ileri boyutludur. PKK ile olan çatışmalarla yakından bağlantılıdır. Şiddetli çatışma ortamında, bu yönlü gelişmelerin yoğun yaşandığı canlı Bosna, Kosova ve geçmişte Filistin ve İrlanda da daha acımasız yaşanmıştır. Bu, PKK'de ilk defa kapsamlı güç olma ve bunu yitirmeme anlaşışı ile birleşince, bireylerin yetişme tarzlarının da etkisiyle zor kontrolü anlaşılırdır. PKK düzenli bir ordu gücü, dolayısıyla her eylemini emirlere göre yürüten bir konuma gelememiştir. Ne kadar çaba harcansa da, gelişme sınırlı olmuştur. Bunları sorumluluk payımı görmemek için değil, gerçeğin olduğu gibi anlaşılması için belirtiyorum. Çok yönlü talimat ve perspektifleri verdim, yoğun eğitmeye çalıştım ama bu başta beni ve örgütün resmi taktik çizgisini doğru uygulamaya yetmedi. Sınırlı kaldı. Bireysel, bölgesel inisiyatifler daha hakim oldu.

Tasvip edilmesi mümkün olmayan ve açık bir yozlaşmayı ifade eden büyük acılara içimizde ve dışımızda yol açan gelişmelerin iç yüzü böyledir. Son birkaç yıldır bu kişi ve yapılar önemli oranda etkisizleştirildiği için benzer olaylar yok denilecek kadar azalmıştır. Bu, verilen iç mücadele sayesinde olmuştur. Tekrar vurgularsam; benzer bir çok şiddet ortamı kadar olmasa da, yaşanan bu olaylar onca propagandaya rağmen bizde sınırlı yaşanmıştır. Objektif bir gözlemci burada şahsi payımızı tesbit etmekte zorluk çekmeyecektir.

Daha çarpıcı benzer bir durum, devletin kendi yasalarına hakim olmaya başladığı faili-meçhul kayıpların en aza indirgendiği 1996 yılları sonrası için de sözkonusudur. Kısaca hem sayısal hem niteliksel olarak acısı ve kaybı büyük olan bu yıllardaki örgüt ve şahsi sorumluluğuma böyle bir açıklık getirmeyi çok önemli buluyorum. "30 bin kişinin katili", "bebek katili" insafsız, adaletsiz ve gerçek dışı bir yaklaşımdır. REDDEDİYORUM. Gerçek olanın meşru yönde ve insan olarak yaşayabilmek için büyük fedakarlıklarla dolu olan, daha demokratik bir toplum ve cumhuriyet için mücadele verildiğidir. İstenildiği gibi olmamışsa ve benim de asla kabul edemeyeceğim, siyasi ve ahlaki olarak tasvibi mümkün olmayan olaylar ve öldürmeler olmuşsa; bunda her iki tarafın objektif ve subjektif sorumlulukları doğru konulduğunda ancak, adil davranılmış olur. En başta gelen sorumlulardanım. Ama tek sorumlu değilim. Demokratik ve kültürel talepleri resmen de defalarca kabul edilen ama gerekleri bir türlü yerine getirelemeyen bir toplumsal isyanda devletin en üst kurumandan cahil, geri yanları olanların acımasız kişiliklerine kadar herkesin, hepimizin sorumlulukları vardır. Bir an önce bunu görmek, ve herkesin payına düşeni yapmak doğru bir ahlaki ve siyasi anlayışın gereğidir. Adil bir hukuk da ancak böyle bir ahlaki felsefe ve demokratik siyasete dayalı olarak gelişebilecektir.

PKK'ye ve bu temelde ağırlıklı olarak bana mal edilen çatışma, kayıp ve acı gerçeklerine ilişkin olarak sorumluluklarımı böyle belirlemek durumundayım. Bu temelde adaletli bir barışın en taleplisi ve hak edeni olduğuma kuşku duymuyorum. Elimdeki tüm olanakları sürekli seferber ederek üzerime düşeni yerine getirmeye çalışacağım da bir o kadar kesindir.


http://www.belgenet.com/dava/savunma1.html


Türkiye'nin Kürt İlişki ve İsyanında İki Yol, İki Tarihi Sonuç

Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye'nin, içte demokratikleşmeme dışta da büzülme, gücüne göre önderlik edebilecek rolünü oynamamasında Kürt Sorununda gereken bilimsel demokratik yaklaşımı gösterememek temel nedendir. Karşılıklı isyan ve bastırma, ama sonuçlardan ders çıkarmayıp yaralı bir biçimde bırakma, günümüze kadar bir yol, bir yaklaşım tarzı olarak benimsenmiştir. Ne teşhis ne ne de tedavide gerekli bilimsel yaklaşım yerine karışlıklı korkuların, günübirlik yerleşik ekonomik ve siyasi çıkarların mahkumiyeti altında soruna yaklaşılmış bu da daha ağırlaşmasına yol açmıştır. Bazen ceza hukukuyla gereken yapılarak çözüleceği sanılmış; başka bir dönem de feodal-aşiretçi-dini yapının önde gelenlerine çeşitli tavizler verilerek durum idare edilmiş; yine salt eğitim, ekonomik geliştirmeyle üstesinden geleceği sanılmıştır. Tüm bu yaklaşımlar giderek inkarcı temele de dayandığı için buna karşın soruna dayalı en ufak bir yaklaşım ve gelişme radikal olmaktan kurtulamamıştır.

Bugün herkes PKK'nin yöntemlerindeki radikalizmden bahsederken bunun dayandığı tarihi ve siyasi hakimiyet tarzını görmüyor. Dil yasağına kadar varmış bir baskı biçimi her çıkışın şiddetli olmasına dolayısıyla bastırmanın benzer gelişmesine yol açar. Tek boyutlu ve tarihi temelden yoksun yaklaşım, sorunları dağ gibi büyütmekten öteye sonuç vermediği artık görülmelidir. 2000'e doğru Türkiye'nin sorun nedeniyle tam bir kilitlenmeyi yaşadığını herkes iliklerine kadar hisseder duruma gelmiştir. Bazıları -özellikle savaşta aktif yer alanlar- büyük acılar ve kayıplar yaşarken, çok az bir kesim savaşın rantıyla büyük servetler ve politik güç kazanmayı temel yaşam ve siyasal yöntem haline getirmiştir. Toplumda buna dayalı adeta bir iş bölümü oluşmuştur. Rant ekonomisinin, muazzam sosyal bozulma ve dengesizliklerin ve yıllardır süren siyasetin işlevsiz ve kilitlenmesinde bu temel gerçek belirleyici rol oynar. Türkiye adeta buna mahkummuş gibi bir alışkanlık oluşmuştur. Çözüm yerine günü ve kendi dar şahsi, grup çıkarını kollamak içine en çok düşülen toplumsal tavırdır. Bir toplumda en tehlikeli olan yaklaşımda budur. Burada toplumun faal güçleri yaratıcı siyaset ve temel ahlaki kuraldan yoksun olmak kadar, devlet güçlerinin de önemli oranda duyarsız yaklaşımı, kilitlenmenin özünü teşkil eder. Bu denge kırılmadıkça Türkiye'nin önünü açılmasından bahsedilemez.

Genelde demokratikleşme, özelde onun en önemli parçası olarak adı ne konulursa konulsun Kürt Sorununa bilimsel olmak kadar demokratik yaklaşımda sınırlı bir gelişme 1990 başlarında yakalanmıştı. Bunun değerlendirilmemesi belki de cumhuriyet tarihinin en tahripkar sonuçlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Savaşta anlamsız ısrar, her iki tarafta acı kayıpları dayanılması zor boyutlara taşımıştır. Sosyal bozulma ve ekonomik dar boğaz günümüzde en ileri boyuta ulaşmıştır.

Gerek iddianame ve mütalaada gerekse ilk savunmamda bu hususlara fazla dayanıldığı için açma gereği duymuyorum. İmralı Davası bu açıdan Türkiye'nin güncel kilitlenmesini kendi şahsında da yaşarken arkasında böyle bir tarihi, toplumsal, siyasal gerçekliğe dayanmaktadır. Dava bu açıdan geçmişin yargılanma tarzını esas alıp sorunu daha da derinleştirecek mi? Yoksa en azından yaklaşımıyla geleceğin sorgulanma tarzına dayalı bir çıkış yolu, onun ip uçlarını gösterecek mi? Cevap aranması gereken en temel sorular bunlardır. Davanın klasik olmaktan çıkması, bu sorulara verilecek yanıtlara bağlı olacaktır. Daha şimdiden inanıyorum ki hem toplum hem devlet katlarında yine hem içte hem dışta yoğun bir biçimde tartışmalar bu iki soru ve cevabı etrafında gelişmekte ve sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

Kendi açımdan bu sorulara yanıt vermeyi tarihi bir görev sayıyorum. Savunmamın özünü, vereceğim yanıtlar teşkil edecektir. Sorunun dolayısıyla isyanın ortaya çıkmasında, ve gelişmesinde ne kadar ve nasıl sorumlu olduğumu ortaya koyarken daha önemli olanın bu çatışmadan, isyandan nasıl bir gelecek bizi bekliyor, nasıl yeni bir düzen şekillenmesi ortaya çıkar, sorularına yanıt vermemi sorumluluğumun en önemli boyutu olarak değerlendiriyorum. Geçmişin kadar geleceğin yanıtının doğru olmasının hayati olduğuna inanıyorum.

PKK gerçeğini dar ceza hukuku açısından değerlendirmek kadar eksik bir yaklaşım olamaz. Bu davada bu tehlikeyi aşmak istiyorum. PKK tarihinin Türkiye'nin son çeyrek asrını şiddetli etkilediği doğrudur. Daha da doğru olan, geleceğini hem kapsam hem süre bakımdan yoğun etkileyeceğidir. Eğer doğru değerlendirmezsek Türkiye'nin 21. Yüzyıl kaybı olmak kadar, doğru değerlendirilmesi halinde sadece geçmişin bu en ağır kilit sorunundan kurtulmakla kalmayacak, gelecek yüz yılda bölgede lider ülke olma şansını yakalaması anlamına gelecektir. Türkiye'nin bu anlamda tam bir dönemeçte, yol ayırımında olduğu ne kadar doğru ve önemliyse; bundan daha önemli olanın artık hata ve yanlışlıklarının affedilmez olmak kadar doğru çözüme mahkum olduğumuz da bir o kadar ve kesinlikle gereklidir. Gerçek samimiyetsizlik ve hatta gerçek ihanet burada doğruyu görmemek ve ona gelmemektir. Çocukluk hataları kişilerin tarihinde olduğu kadar, örgütlerin de tarihinde vardır. Belli bir düzeye kadar anlayışla ve affedici yaklaşıla bilinir. Ama bu kadar olgunlaşma yaşanmışken; hatada ısrar edenler; tarihin gereklerini yerine getirmede rolünü oynayamayanlar, gerçek gaflet ve ihanet içinde olmaktan kurtulamazlar. Bu anlamda PKK'nin geçmişini yargılamak kadar geleceğini sorgulamayı bununla birlikte olası gelişmelerdeki rolünü belirlemeyi en temel sorumluluğum saymaktayım. Bu yaklaşımın geçmişin hukuki yargılamasından sonuç çıkarmak kadar, kilitlenmiş siyasetin, hatta ekonominin iç-dış politikanın önünü açmada da önemli rol oynayacağına inanıyorum. Daha şimdiden tartışılan temel insan haklarına, demokrasiye dayalı Demokratik Cumhuriyetin bu temelde Türkiye'nin bölgede beklenen çıkışına, liderlik rolüne de o kadar açıklık getireceğine, çözümleyici katkı sağlayacağına inanıyorum.

Çıkmaz ve Çatışmada Israr Gelecek Yüzyılın da Kaybıdır

İmralı duruşmalarından çıkan sonuç; eğer klasik anlamda Kürt Sorunu demokratik ve kültürel yaklaşımından uzak ele alınırsa; bu çıkmazın dolayısıyla çok güçlü bir alt yapı kazanmış çatışma ortamının derinleşerek devamı olacaktır. Burada duruşma sürecince ağır duygusal ortamın sömürülerek yapılan değerlendirmeleri kendi açımdan ziyade, ülke geleceğinden ötürü oldukça tehlikeli buluyorum. Birey olarak can varlığımın çok ötesinde büyük sonuçları bağrında taşıdığı için alabildiğine olabilecekleri açık görmek gerekiyor. Burada tehtidvari yaklaşım asla söz konusu değildir. Ancak, gelişkin politik ve stratejik yaklaşım gücü olanların görebilecekleri olası gelişmeler söz konusudur. Sıralarsak;

1-Askeri silahlı çatışma kurumsallaşarak devam edecektir. PKK'nin gerek ülke içi, gerek dünyanın tüm önemli ülkelerinde ve hudutların her iki tarafında tuttuğu mevziler, kazandığı tecrübe, lojistik alım olanakları, silah temininde kolaylıklar, mali imkanlar, aday temin etme ve daha da artan rezervler, uygun coğrafya ile birleştirilince bu işi yıllarca sürdürebileceği açıktır. Düşük ve orta düzeyde bir savaşı rahatlıkla götürebilir. Ordu da bu konuda kazandığı deneyim ve yeniden yapılanma üstün tekniği ile daha fazla bu işe girebilir, sürdürebilir. Bu askeri yaklaşımın derinleşme olasılığı gerçekten güçlüdür. Geçen on beş yılın çok ötesinde önümüzdeki yüz yıla yayılabilir. Tabii bölgenin kaygan ve her türlü ittifaka elverişli konumu, Kürtler üzerinde dünya çapında geliştirilecek politik askeri ilişkiler, bu çatışmayı daha ileri boyutlara taşıma riskini hep bağrında taşır. Belki de dünyanın en riskli çatışma alanı olmaya adaydır. Çünkü bir çok çıkar hesabı çatışıyor. Kuzey Irak bunun küçük bir örneğidir. Nereye götüreceğini şimdiden kestirmek güçtür.

Muhtemelen Arapların yeni yaklaşımları, Saddamlı veya Saddamsız devreye girebilir. Türkiye ile çelişkilerine göre PKK ile çeşitli düzeyde var olan ilişkileri daha da geliştirecekler. Bunda, su meselesi, tarih ve ekonomik çıkarlara dayalı çelişkiler de etkide bulunacaktır. Askeri çatışmanın gelişmesinde önemli bir mihraktır. Arkasına çeşitli dayanışma içinde oldukları ülkeleri de alarak, bu yönlü faaliyetler genelde Kürtlere özelde PKK'ye dayalı olarak artarak devam edecektir.

İran, tarihte olduğu gibi Türkiye ile ideolojik boyut da kazanmış çelişkilerini yine gerek Hizbullah, ama daha çok da Kürtlere, PKK'ye dayalı olarak kullanacak ve çatışma ortamının derinleşerek devamında temel bir faktör olacaktır. Sınırlı ilişkilerin gelişim potansiyeli yüksektir.

Suriye, özellikle İsrail'le barışla birlikte Kuzey'e Türkiye'ye gerek Antakya, gerek su ve gerekse Irak ve hatta İran'la ilişkileri nedeni ile çelişkilerin su üzerine çıkaracak. Kürtleri, PKK'yi daha yakın bir müttefik olarak değerlendirecek bu çatışmanın derinleşerek sürmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

İsrail'in Araplarla barıştan sonra Kürtlerle daha bağımsız ve yoğun ilişkilenmesi kaçınılmaz, belki de oldukça ileri boyutlara taşınacaktır.

Buna Rusya'nın Türki dünyası, Kafkasya, Balkanlar hatta Ortadoğu'da Türkiye ile geleneksel çelişkilerini daha fazla açığa çıkarması, şimdiden Ermenistan, Sırbistan, Kıbrıs'taki Türkiye karşıtı politikası gelişebilir. En rahat Kürtler ve PKK'den yararlanmak isteyecek ve savaşı daha da tırmandıracak süper güç konumundadır. Sınırlı ilgi ve ilişkisinin sürekli gelişimi kaçınılmazdır. Lojistik ve teknik donanımı hızlandırabilir.

Avrupa ve bir parçası olarak Yunanistan'ın rolü oldukça açıktır. Kürtler ve PKK'nin en çok kurumsallaştığı, güç topladığı alanlar olarak rolünün çok yönlü gelişerek devam etmesi kaçınılmazdır.

Amerika ve İngiltere'nin Türkiye ile bir ittifakı var olsa da özellikle Irak'ta bekledikleri sonuçları elde etme, İsrail-Arap barışı ile birlikte tüm Arap alemi ile güçlenecek ilişkileri ve yine giderek İran'la da gelişen ilişkileri, daha şimdiden Kuzey Irak'taki pürüzlü yaklaşımda görüldüğü gibi beklenmedik boyutlara taşıma riski büyüktür.

Bu stratejik güç odaklarının şimdilik sınırlı ilişkilerinin bile, hatta çoğu karşıyız demelerine rağmen nasıl bir rol oynadığı ve hepsinin de menfaatleri gereği en çok Kürtler dolayısıyla PKK ile ilişkilenme potansiyeli çok yüksek ve çatışmayı derinleştirici özelliktedir. Bu nedenlerle yalnız stratejik dış güç ilişkileri bile durumun tehlikeli boyutlara tırmanabileceğini göstermektedir. Kaldı ki bu adı geçen güçlerin Türkiye'ye karşı çeşitli ittifakları geçmişte yoğun yaşadıkları gibi daha da geliştirmek istediklerini, hatta olası bir savaş senaryosuna taşırdıklarını biliyoruz.

Askeri çatışmanın diğer önemli artma olasılığı bizzat Kürt nüfusunun İran, Irak, Suriye, Kafkaslar ve tüm dünyaya dağılmış olanlarının birleşme olasılığı ve bunun PKK etrafında önemli çapta gerçekleştirilmiş bulunmasıdır. Bu yeni ve çok önemle değerlendirilmesi gereken bir husustur. Tüm bu alan ve nüfustan lojistik, aday, mali, ilişki açısından beslenme olanakları mevcut ve artarak devam edebilecek niteliktedir.

Buna el verişli coğrafi yapı kadar, Türkiye Kürtlerinin önemli desteği, cezaevindeki taraftarları da eklersek çatışma riskinin boyutları daha iyi anlaşılacaktır.

Daha kapsamlı da ele alabileceğimiz bu madde bile askeri-silahlı çatışma boyutunun tehlikeli ve tahripkar potansiyelini geçmiş ile kıyaslanmayacak kadar bağrında taşıdığını, artarak aktifleşeceğini göstermektedir. Geleceğe ilişkin en tehlikeli yan budur.

Eskiden Lübnanlaşma, şimdilerde Yugoslavlaşma ve Iraklaşma gibi örneklemelere kıyasla insan hakları ve demokrasi sorunlarının ağırlaşması Türkiye'yi giderek yalnızlaştıracak ve tehlikeli senaryolara konu edinebilecektir. Kürt hareketinin başta Kuzey Irak olmak üzere dünya çapında kazandığı mevzilenme, kurumlaşma düzeyi koşullar olgunlaştığında Kosova benzeri müdahalelere bahane edileceği açıktır. Bu koşullar, şiddet ortamının daha da tırmandıracağı aşırı milliyetçi dalgalanmalar, sertleşecek iktidar yapısı ile daha şimdiden önemli gelişmeyi yaşadığı açıktır.

Kürt sorunu başta olmak üzere, sorunlara demokratik yaklaşımlar bu sürecin önüne geçecek tek doğru seçenektir. Yurtta barış dünyada barış politikası tam bu noktada büyük önemini ortaya koymaktadır.

2-Başta bölge Kürtleri olmak üzere Ortadoğu ve dünya Kürtlerinin çeşitli ve sıraladığımız stratejik güçlerce yönlendirilerek Türkiye karşıtlığı geliştirilecektir. Savaş ve çıkmazın derinleşmesi belki de Türkiye'yi tek hedef haline getirecektir. Mevcut ağır duygusal durum hızla aşılmazsa düşmanlık boyutuna taşarsa, buna dini, mezhepsel ve ağır ekonomik ve sosyal nedenlerden kaynaklanan etkiler de bulaşırsa, tehlikenin boyutları daha fazla karşımıza çıkar. Bölge halkının durumu tarihte ve PKK'de görüldüğü gibi her zaman sorunları derin bir çözümsüzlüğe gömülürse isyan etmeye müsait bir kitledir. PKK ile adeta bu durumda süreklilik kazanarak devam edecektir. Kuşku, korku, kin ağır ekonomik-sosyal bunalımla daha trajik sonuçlara adaydır. Çok yönlü teknikle ilişkilere açık durum var olan yüzyılların ilişki kopuklarını da kolay aştırarak daha şimdiden ne hale gelmiş olan durumu daha da içinden çıkılmaz hale getireceği açıktır. Eğer sorun daha da ağırlaşırsa başta komşu ülkeler olmak üzere Türkiye ile sorunu olan herkes başta, hem kendi Kürtlerini, hem de yoğun mültecilikle yanına çektiklerini kullanarak önlenemez bir biçimde politize edecek ve çıkarları için kullanacaklardır. Şimdiki kullanma düzeyleri oldukça sınırlı olup, asıl bunun önümüzdeki sürece, kendi deyişleri ile "APO" sonrası sürece nasıl yayacaklar hesabı içindeler. Gerçekten benim varlığım birçoklarının stratejik yaklaşımını bozduğu için istemediler, sözümona Türkiye'ye hoş davrandılar. Başta Yunan ikiyüzlülüğü olmak üzere. Tüm Kürtlerin Türkiye'ye yöneltilme tehlikesi stratejik olduğu kadar günceldir, tehlikelidir. Dava dolayısıyla çok gerçekçi değerlendirmeyi gerektiriyor. Dar, duygusal, inkarcı yaklaşım; sağ ve ırkçı milli ön yargılarla aslında Türkiye'nin geleceği üzerinde tehlikeli bir konumda olduğu bilinmek durumundadır ve ona göre doğru, stratejik politik yaklaşımı elden bırakmamayı çok önemli kılar.

3- Çıkmaz ve çatışmanın derinleşmesi ekonomik faturayı daha da ağırlaştıracaktır. Şu anda yaşanan ekonomik kriz gerçekten ağırlaşan sorunla yakından bağlantılıdır. Yalnız askeri harcamalar değil, bölgenin çok zengin ekonomik potansiyelinin harekete geçirilememesi, varolan ekonomik faaliyetlerin bile durma noktasına gelmesi, ağır işsizlik ve savaş rantıyla beslenmenin ekonomi üzerindeki tahribatı tüm Türkiye ekonomisi üzerinde artan bunalımlara yol açıyor. Türkiye ekonomisinin bölgede ve Ortadoğu'da sıçrama yaptıracak güçte olan alan şimdilik yutan alan durumundadır. Çıkmazın, çatışmanın devamı bu durumu daha da içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya getireceği açıktır, savaş ve çatışma ortamındaki nüfus ekonomik açıdan en verimsiz ve masraflı nüfustur. Hiçbir ekonomi bu kapsamda bu nüfusu besleyemez, hele hiç kalkındıramaz.

4- Eğitim ve kültürel gerileme kaçınılmazdır. Zaten çatışma alanında doğru dürüst eğitim yürütülemediği gibi yapılan da kalitesizdir. Türkçe'nin gelişememesi kadar, Kürtçe'nin de bilinen durumu halkı son derece eğitimsiz, kültürsüz her etkiye, özellikle dine, aşiretçiliğe açık bir yığın haline getirmektedir. Bu da cehalete, korkuya yol açmakta ağır sağlık sorunlarına, sosyal bunalımlara, kişisel, aşiretsel kavgalara ve bilinen isyanlara yol açmada önemli bir rol oynamaktadır. Çatışma ortamının derinleşerek devamı gerçekten sosyal-kültürel sorunları bir çok olumsuzluğun zemini yapacak ve bu nüfus en tehlikeli konumu teşkil etmekten alı konulamayacaktır.

5-Çıkmaz ve çatışmanın süre gitmesi Türkiye'nin özellikle demokratik gelişmesini nasıl şimdiye kadar frenlemiş ve çarpık kılmışsa bu da bu haliyle aratarak devam edecektir. Devlet yapısında arzulanan demokratik yönlü değişimler olmayacak, kısır politikacılığa, tükenen particiliğe yol açacaktır. Yaşanan tükenmiş politika, politikacı ve politik partilerin yerine hangisi, hangi adla gelirse gelsin aynı akibete düşmekten kurtulamayacaktır. Sonuçta aynı zemin, çözümsüzlük hepsini benzer kılmakta ve tüketmektedir.

Bu durum sivil kuruluşlar ve medya dünyası üzerinde de etkisini olduğu gibi göstermektedir. Yaratıcı olmayan, halkın gerçek sorunları ile ilgilenmeyen giderek yabancılaşan organlara dönüşmektedirler. Sendikalar benzer bir konumu yaşamaktan kurutulamıyorlar.

Toplumun bünyesel sorunları daha da bunalımlı bir hal almaktadır. Moral değerler yozlaşmaktadır. Aileler hızla parçalanmakta yaşamını sürdürmesi zorlanmaktadır.

Sınırlı gelişme gösteren kurumlar, kişiler ise daha çok savaş ile bağlantısından dolayı sakıncalı olmaktadır. Ağır bir hukuk sorunu da tüm bu gelişmelerin bir sonucu olarak kendini göstermektedir. İnsan hakları ve demokratik haklara dayalı bir anayasa ve yasalar ihtiyacı kendini her geçen gün dayatmaktadır.

6-Dış politika üzerinde de mevcut çıkmazın nasıl etkide bulunduğu daha çarpıcıdır. Özellikle Avrupa kendi çıkarlarına da dayalı demokrasi gerekçelerini göstererek istediği gibi davranmakta, AB'ye bu nedenle girilememektedir. Sorunun demokratik bir tarzda aşılamaması nasıl içerde büyük olumsuzluklara yol açıyorsa dışa doğru da istenilen atılıma imkan vermemektedir. Hatta başta artan borç neden olmak üzere giderek gelişen bağımlılık bir çok dış inisiyatifin yitirilmesine yol açmaktadır. Belli güçlere bağlanmaya yol açmaktadır. Çatışma ortamına daha çok girmeye yatkın hale getirmektedir. İçte gerçekleşmeyen barış, dışarıda da barışı zorlamaktadır.

Özellikle Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Asya'ya yönelik kapsamlı açılım ve liderlik pozisyonu sorunun ağırlaşmasından ötürü yakalanamamakta ve kullanılamamaktadır.

Belki de ağır bir ceza davası dolayısıyla anlamsız gelebilecek bu açıklamalar esasında İmralı duruşmalarıyla herkese, her kuruma olası gelişmelerle bağlantısı açısından önemli ve ortaya konulmak durumundadır. Gerçekten dava sonuçları çözümleyici ele alınmazsa, ana maddeler halinde belirttiğimiz hususlar Türkiye gündemi ve geleceği üzerinde giderek ağırlaşan etkilerini göstermeye devam edeceklerdir. Davanın ağırlığı bu sorunlarla ilişkisinden ileri gelmektedir. Çoğu kimsenin hissedip de dile getiremediği bu gerçeklerdir.

Bu ana maddeler: Çıkmazı ve çatışma ortamını neden sürdürmemiz gerektiğini gayet açık ortaya koymaktadır. Her bakımdan yutan bir batağa yol açmaktadır, çıkmaya çalıştıkça daha fazla batırmaktadır. Çıkmaz niteliği buradadır. Kazanma ve kaybetme de artık bu durumlar karşısında önemini yitirmektedir. Bir isyanın meşru taleplerini bir an önce göz önüne almak ve giderek tehlike arz eden yanlarına dur demek de bu açıdan önemlidir. Aslında çoktan bu noktaya gelindiğini de görmek gerekirdi. Karşılıklı hatalı ve aşırı tekrarlayıcı yaklaşımlar kesinlikle sürdürülmemelidir. Çünkü kazandıracağı bir şey yoktur. İsyanın gerçekçi demokratik ve kültürel taleplerinin ülke geneli için de gerekli olduğu görülerek rahatlıkla karşılanabilir. Bu anlamda pratik çözümü de aslında en kolay sorunlardandır. Bir Filistin, Kosova, İrlanda değildir.

Bu açıdan da bakılınca İmralı duruşmaları gerçek ve tarihi bir fırsatı da sunmaktadır. Hiç olmazsa çekilen bunca acı ve verilen kayıpların bir daha yaşanmaması ve verilmemesi için bu tarihi fırsatı değerlendirebilelim. Geleceğin daha ağır bunalımlara ve karanlıklara tahammülü yoktur. Çıkarılacak dersler temelinde, geleceğe olumlu yönelmek, kaybettiren ana hususları kazanım nedenlerine dönüştürmek kesinlikle mümkün ve tek seçeneğimiz olduğunu belirtmeliyim.


http://www.belgenet.com/dava/savunma2.html


Sorunlara Demokratik Çözüm Türkiye'nin Kazanılmış Geleceğidir

İmralı'da yargılanma gerçekliğim;demokratikleşmemiş bir toplum ve devlet yapısıyla çok acılı bir isyanın birbiriyle uçurum teşkil ettiği, yabancılaştığı trajik bir tarihi olayın öyküsü olarak da değerlendirilecektir. Sürekli bastırılmış sorunların sonuçta nerelere götürebileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Dar ceza maddelerinin uygulamada ne kadar geç ve çözüm getirmekten uzak olmak kadar, demokratik anayasal hukukun çarpıcı gerekliğini de ortaya koymuştur. Davanın daha baştan siyasi savunmaya beni zorlaması da bu gereklilikten kaynaklanıyor. Birinci savunmam aslında sorunda demokratik anayasal çözümün vazgeçilmezliğini ortaya koyuyor. Bu gerçeğin daha da altında, derin tarihi, kültürel, siyasi, sosyal, ekonomik yanları bulunan bir sorunun yarattığı derin çıkmaz ve bundan kaynaklanan acılı isyanların askeri yollarla tamamen ortadan kaldırılamayacağını, çağımızda bunun büsbütün zorlaştığını, çözümün demokratik olmanın dışında pek mümkün olmadığını da ortaya sermiş, açığa çıkarmıştır.

Derin bir sosyolojik tespit olan, tarihen olgunlaşmış bir sorunun çözümünü de yanı başında ürettiğini burada da çarpıcı olarak görmekteyiz. Ağır sorunlar olgunlaşmadan, acılı bir hal almadan çözümlenemiyor. Çözümsüzlükte ısrarın ise karşılıklı sürekli kayıp ve artan acılar olduğu da tamamen kanıtlanmış oluyor. Devlet ve toplumun yeter dediği bir noktaya dayanılmıştır. Türkiye ve dünyanın etkili güç odaklarının da gördüğü ve oldukça tartışılan İmralı yargılma sürecinin tarihini bir çözüm başlangıcını teşkil edebileceğidir. Buna katılıyor ve özce geleceğin olasılı çözüm sonuçlarını şöyle sıralayabilirim:

1- Sorunda çıkmazın derinleşmesi askeri, silahlı güç yaklaşımlarını anlamsız, sürekli kaybettiren bir noktaya getirmiştir. Savaşlar, isyanlar, her düzeyde çatışmalar özünde bir toplumsal sorundan kaynaklanır. Çelişkinin boyutuna göre kısa, uzun, dar, kapsamlı, zayıf veya şiddetli bir hal alarak kördüğümü çözemeye çalışırlar. Burada ahlaki siyasi gerekirliklere dikkat edilmezse şiddette bir yozlaşma ve hatta vahşet durumu ortaya çıkar. Davada yaşanılan ve çok daha fazlası tüm taraflarca gösterebilinecek acılı duygusal durumlar, aslında şiddetin anlamsız yanı kadar gereksizliğini de ortaya koyuyor.

PKK'nin başlangıçta şimdi daha iyi anlaşıldığı gibi demokratik, kültürel amaçlı bir çıkışı ve hatta yasaların ve siyasi ortamın kapalılığının bir isyana yol açması anlaşılırdır ve bu anlamda yasal olmazsa da ahlaki ve siyasi meşruiyetinden bahsedilebilinir. Doksanlı yılların başına kadar uygulanan şiddete bu anlam yüklenebilir. Ve sınırlı da olsa aslında demokratik ve kültürel haklarda bir çözüm imkanı kendini olanaklı kılmıştır. undan sonraki süreç içte olduğu kadar dışta da ve karşılıklı olarak hem çıkmazı ve buna dayalı tehlikeleri sürekli arttırma yönünde rol oynadı.

PKK'nin askeri anlamda içte ve dışta kurumlaşması Türkiye için demokratik çözüm boyutunun çok üzerine çıktığında, askeri seçeneğe yüklenme ve bu da beraberinde ağır ekonomik sosyal, siyasal sorunları getirdi. Çıkmaz çok derinleşti. Sorunun özü gereği askeri olarak çözülecek bir durum da yoktu. Bu artık anlaşılmıştır. Benim bu nedenle silahlı çatışmaya son verme kararlılığım kendini dar anlamda kurtarma anlamına gelmiyor. Tehlikeli ve anlamsız bir çıkmazdan bir an evvel kurtulma gereğini ifade ediyor. Politik ve askeri olarak da soruna doğru bilimsel yaklaşımın bir sonucudur. O halde devletin de gerekli duyarlılığı göstermesi halinde silahlı çatışmadan vazgeçme vakti gelmiş ve hatta geçmektedir. Demokratik çözümün zemini var. Ve önlemez bir gelişmeyi yaşıyor. Bu noktadan karşılıklı inatlaşma gereksizdir. Olgun yaklaşım büyük önem taşır.

Türkiye burada büyük tehlikelerden korunma kadar, tersine yani güç kaynağına dönüştürme şansına sahip olacaktır. İçte ve dışta PKK'nin askeri savaş olanakları çözümle birlikte Türkiye'nin hizmetine girecektir. Özellikle ileride başta Kuzey Irak'taki Kürt oluşumu olmak üzere tüm askeri mevzilenmelerin ve altta çeşitli güç odaklarının kendi politikalarını nasıl Kürt Sorunu adı altında iki yüz yıldır dayatmışlarsa da, bunu daha da tırmandırarak dayatma bir Bosna, Kosova, Lübnanlaşma, Iraklaşma düzeyine vardırma tehlikesi ortadan kalkacaktır. Kürtlerin Demokratik Cumhuriyetle bütünleşmesi geliştikçe bu askeri anlamda da karşı tehtidden stratejik bir güç kaynağına dönüşecektir. Çözüm bu büyük fırsatı sunuyor. Geleceğe en büyük stratejik yatırım oluyor. Karşılığında verilen, artık dünyanın her tarafından verilen ve verilmesi kaçınılmaz olan, bir taviz olarak da görülemeyecek olan, doğal demokratik ve kültürel haklardır. Kolay ve en masrafsız çözüm derken bunu kastediyorum. Bu olmadı mı tehlike ve kayıpların boyutu da zaten yaşanandan bellidir. "En kolay ve en zor barış" deyimi burada kendisini gösteriyor. Dikkat edilirse dev boyutlu askeri masraflardan kurtulma, acı ve kayıpların durması, başka birçok güce tavizkar olmamak kadar, karşılarında güçlü pozisyonda olma, içte tıkanmanın aşılmasıyla çok güçlü ekonomik, sosyal-siyasal kültürel gelişme süreçlerine girme, dış politikada itilen başta Avrupa olmak üzere bir çok mevziye girme ve gerçekten bölgede lider ülke konumuna yükselme bu çıkmazdan ve çatışma ortamından kurtulma ile yakından bağlantılıdır. Türkiye'nin stratejik olarak tehlike arz eden birçok odaklar karşısında çözümle birlikte güç kazanması işin can alıcı özüdür. Geleceğin kurtarılması derken bunu kast ediyorum.

2- PKK'nin askeri sorun olmaktan çıkması, Kürt sorununun siyasal çözümünün yolunu açacak ve beraberinde siyasi sorun olmaktan çıkması anlamına da gelecektir. Devletin bütünlüğünü birliğini zorlamaktan, ona güç verme sürecine girilecektir. Devletle demokratik bütünleşme yolu açıldıkça devlete karşıt konum aşılacaktır. Yasal sürecin gerekleri işledikçe demokratik tarz açık tutuldukça PKK'nin tüm iç ve dış merkezleri, kurumları anlamsız hale gelecek, tehlike olmaktan çıkacaktır. Bu da gerçekten devlet açısından kendini aşırı kilitlenmeden kurtaracak, maddi manevi güç kaybını önleyecektir. Türkiye karşıtı güçlerin yine Türkiye içinde bu temelde çıkar sağlayanların elinden kullanacakları bir silah alınacak ve hatta doğru değerlendirilirse güce dönüştürülebilecektir. PKK'nin siyasi varlığına böyle çözümsel, bilimsel yaklaşım gerçekten günümüzün ve geleceğin Türkiyesinin en önemli kazanımı olacaktır. PKK'nin küçümsenmesi nasıl büyük kayıplara, tehlikelere yol açtıysa; doğru ele alınması, kazanılması da bir o kadar kazanım ve güce kavuşturacaktır. Karşılığında fazla bir taviz söz konusu değildir. Bazı yasal düzenlemelerle demokratik yolları bütünleşme ve dönüşme için açık bırakmaktır. Devletin bu siyasi duyarlığı göstermesi her halde bu kadar olup-bitenden sonra anlaşılır ve uygulanır olmalıdır. Bu temelde PKK'nin olumlu karşılık vermesi zor olmayacaktır. Kanımca ceza maddeleri ile mahkumiyetten daha önemli olan kökten ve kalıcı yaklaşım PKK için bu çözümlenme tarzı ile gelişecek ve kazanılacaktır.

3- Çıkmazda ve çatışma sürecinde ileri çapta devlete yabancılaşmış, ters düşmüş Kürt halk yığınlarının da bu çözüm tarzıyla rahat kazanılacağı açıktır. Demokrasiye en susamış bir Ortadoğu halkı olarak Kürtler, Türkiye'nin tarihte olduğu gibi günümüzde de hem muhtaç olduğu ve hem de güç vermek durumunda kaldığı mevcut durumda uzanacak barış, dostluk eli büyük birlikteliğe kaynaşmaya götürecektir. Sadece Türkiye Kürtleri değil tüm Ortadoğu ve dünya Kürtlerinin demokratik kazanımı en rahat Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde mümkündür. Unutmamak gerekir ki; tarihte Malazgirt'te, Çaldıran'da, Erzurum da nasıl en kritik anda bu dostluk kazanmak için vazgeçilmezse günümüzde demokratikleşme anlamında benzer bir süreci arzediyor ve bunun da ancak demokratik birlik yoluyla, incinmiş duyguların güvenle, barışla, kazanılması ve pekiştirilmesiyle olacaktır. Tüm Türkiye halkına da şüphesiz bu yaklaşım gerekli, ama bazı farklılıklar bölge halkına daha kapsamlı demokratik, kültürel, ekonomik ve sosyal yaklaşımı gerektiriyor. Sorunun anlaşılmasında, isyan zemini olmaktan çıkarılmasında bilimsel çözüm yolu budur. Bu yaklaşım ve uygulama başarısı gerçekten Türkiye'nin ülke ve devlet olarak geleceğinin bu bölge sorunları nedeniyle hep eleştirilmekten kurtulması kadar taze bir cumhuriyet gücüne, demokratik birliğe kavuşması anlamına gelecektir. Güç kaybettirme alan ve odağından, güç alınan bir zengin bölge ve özgür vatandaşlara sahip olma durumuna geçilecektir. Ortadoğu'da Kürtleri çok yönlü kazanmak, çok ciddi ve stratejik bir tehlike konusu olabilecek ve geçmişte olduğu gibi gelecekte daha da gelişecek bu durumu tersine çevirmek Türkiye'nin en temel stratejik görevi olmalıdır. Kürtlerin halk olarak kazanılması Ortadoğu'nun kazanılmasıdır. Türkiye tarihini bu halkla kazandığı gibi, bugünkü büyük çıkmazdan ve acılı çatışmadan da bu halkın tümünün barışla dostlukla kazanılmasıyla kurtulacak ve geleceğinin de büyük kazanımına bu halkla ulaşacaktır.

4-Sorunun çıkmaz ve çatışma sürecinden kurtulması ekonomik olarak gelişmenin önünün alabildiğine açılması demektir. Milli bütçeyi savaş nedeniyle sadece yutmuyor, verimsiz yatırımlar kadar ekonominin dengesiz gelişimine, rant tarzına yöneltiyor, bu da günümüzde en ağırlaşan bunalımın temel nedeni oluyor. Hangi düzeyde seyrederse, etsin bu kadar geniş alanda ve uzun sürede hiçbir ekonomi bu savaşa dayanamaz. Dolayısıyla çözüm en çarpıcı sonuçlarını ekonomik alan üzerinde gösterecektir. Askeri giderlerde kısıntıdan tutalım, bölgenin zengin ekonomik kaynaklarının harekete geçirilmesi kadar, Gap projesine aktarılacak savaş kaynaklarıyla, bölgede çarpıcı ekonomik gelişmeler kaçınılmazdır. Türkiye'nin genel ekonomik yapısı da bölge olanakları kadar, oradan Ortadoğu'ya taşırılmasıyla gerçekten bir hamle sürecine girecektir. Ekonomik verimlilik ve bütünlük en az siyasal birlik kadar önemli kazanımlara yol açacaktır. Türkiye'nin ekonomik kurtuluşu kadar bölgesel üstünlüğü ve başarısının sorunun çözümüne ne kadar bağlı olduğu görüldüğü gibi geleceğinin büyük kazanımının da bundan geçtiği açıktır.

5-Türkiye'nin siyasi koşullarında ve anayasal hukukunda Kürt sorununun en pratik çözümünün demokratik ve kültürel haklarını kullanmadan geçtiği, çıkmazın böyle aşılacağı ve şiddetle artık bir yere varılamayacağı dava dolayısıyla daha iyi anlaşılmıştır. Demokratik ve kültürel kimlik iyi anlaşılmalıdır. Siyasi kimlikten farklıdır. Daha çok devletle özgür yurttaş ve özgür toplum temelinde demokratik birliği ifade eder. Kültürel kimlik tarihten gelen varlığına sahiplenmeyi ifade eder. Günümüz dünyasında her ülkede az çok yaşanan temel insan haklarıdır. Türkiye'de sorun olması Kürt toplumundaki tarihi çözümsüzlük, bunun doğurduğu korku ve endişeler, tek yolmuş gibi isyana kalkışmalar önemli rol oynamıştır. Pratik çözüm Türk ulusal değerlerinin, başta Türkçe olmak üzere temel eğitim dili olarak öğretmek, Kürtçeyi de serbest ifade ve eğitim dili olarak bırakmaktır. Her iki dilin ihtiyaca göre öğrenilmesi aslında anayasanın da bir gereğidir. Dil yasaklama anayasaya aykırıdır. Demokratik acılım zaten Türkiye'nin genel bir sorunudur. Hızlı ekonomik gelişmeyle feodal toplum yapısının çözülmesi daha da hızlanacaktır. Bölge halkı yoğun bir demokratikleşme ve kültürel ifade sorununu bu temelde aşarsa bundan ülke ve devletin birliği zarar görmez, tersine vazgeçilmez, gönüllü birlik ortaya çıkar, zorlama her zaman ayrılıkçılığı körükler. İnandırıcı biçimde çıkarlarının ülke ve devletin bütünlüğünden geçtiği iyi anlatılırsa hiç kimse ayrılmayı düşünmez. Bunun dışında tüm birlik anlayışları bozulmaya mahkumdur.

Sorunun bu çözüm tarzı çıkmazın aşılması kadar şiddetin çok aşırı ve gereksizliğini de ortaya koyacaktır. Yaşanan ortam bunu fazlasıyla göstermiştir. Bölge halkının demokratik ve kültürel kimlikle ulusal bütünlüğe katılması, cumhuriyetin daha güçlü demokratikleşmesi olacaktır. Ortak vatan ve devletin gönüllü özümsenmesi en büyük güçtür. Geçmişin bütün korku ve endişeleri böyle aşılacak geleceğe duyulan güven böyle sarsılmaz olacaktır.

6-Cumhuriyetin kuruluşundan beri demokratikleşmenin bir engeli haline getirilen, gittikçe de ağırlaşan sorunun demokratik çözümü en çok Türkiye genelinde siyasi yapının demokratikleşmesinde kilit rol oynayacaktır. Demokratik siyaseti kilitleyen neden olmaktan böyle çıkarılacaktır. Tüm siyasi darlığın, geriliğin temelinde sorunun bu çıkmazı yatmaktadır. Partilerin, parlamentonun rolünü yeterince oynamayışının da yine bununla bağlantısı açıktır.

Çıkmaz ve sürekli isyan ve sonrası Türkiye demokrasisinin en temel engelidir. Dolayısıyla bölge halkının demokratikleşmesi tüm Türkiye'nin siyasal yapılarında zincirleme bir etkiye yol açacaktır. Devletin birliği ve gücü bu demokratikleşme hamlesinden çok şey kazanacaktır. Siyaset rant getirme aracı olmaktan çıkacak, yaratıcı işlevi olan en yüce bir kuruma dönüşecektir.

Demokratik bir anayasa hukuku da bu gelişmelerle birlikte, gelişme şansını yakalayacaktır. Siyasetin demokratikleşmesi anayasanın demokratikleşmesine daha hızlı yansıyacaktır. Hukuk ve siyaset birlikteliği demokratik rejimin güvencesi olacaktır.

Kısacası sorunun demokratik çözümü birikmiş tüm iç sorunların çözüm kilidi, dolayısıyla geleceğin Türkiye'sinin çok yönlü kazanmasının temelidir. İçteki sorunlarını böyle çözmüş bir Türkiye dışa yönelik hamle gücünü kazanmış demektir.

7-İç çıkmaz ve çatışma ortamının demokratik çözüm yolu, en çarpıcı etkisini dışa açılımda gösterecektir. Ağır ekonomik ve siyasal sorunların çözmüş, güçlü ekonomik ve demokratik yapısıyla Türkiye Cumhuriyetinin her dış politika adımının daha başarılı sonuç vermesi kaçınılmazdır. En başta AB'ne üyelik sorun olmaktan çıkacak ve gerçekleşecektir.

Bölgesel liderlik özgücüne dayalı olarak, en iddialı konuma gelecektir. Özellikle Kürtlerin bölgesel dostluğu, bölgesel gücüne büyük katkı sağlayacaktır. Tarihte olduğu gibi günümüzde ve gelecekte de Kürtlerin bu rolü Ortadoğu'da haklı ve güçlü olmanın temeli olacaktır. Stratejik bir tehlike olarak görülmekten çıkıp dayanılan temel bir güç haline gelecektir.

Bu temelde Balkanlardan Kafkasya'ya ve Orta Asya'ya kadar güçlenmenin yolu açılacaktır. İlişkilerin yeniden demokratik düzenlenmesi tarihteki stratejik güçlenmeye benzer ama demokratik temelde bir süreci başlatmanın temel adımlarındandır. Şimdiye kadar bunun gerçekleşmeyişi Misak-ı Millinin bir parçasını kaybetmekten tutalım, sürekli içe büzülme ve güç kaybına götürmüştür. Türkiye ile bölgesel çelişkileri olan bu gücü, Kürtlerden yararlandıkça en büyük darboğaza düşüldüğü İmralı duruşmalarında ortaya daha çarpıcı çıkmıştır. O halde bu çıkmaza ve çatışmalı ortama son vermek dışa doğru beklenen demokratik hamle gücüne kavuşmak, geleceği kazanmaktır. Çözümsüzlük büyük kaybettirdiği gibi çözüm büyük kazandıracaktır.

Sonuç; İmralı Süreci Tarihi Bir Başlagıç Olabilir

İmralı yargılama süreci anahtarlarıyla ortaya konulduğu gibi yeni bir sürecin başlangıcı olmak açısından tarihi bir fırsat olarak da değerlendirilebilir. Tarihte her toplumsal düzen önemli bir çatışmanın üründür. İnanıyorum ki bu çatışma ve isyanın sonucu da geleceğin demokratik toplumsal düzeni olacaktır. Çıkmaz ve çatışmada ısrarın tarihi olumsuz gelişmelere derinleştireceği, olumlu ve çözümleyici yaklaşımın ise çatışmayı sona erdirme ve kalıcı bir barış ve kardeşlik ortamına yol açması kaçınılmazdır. Bunun için acı ve kayıplarımızı bir intikam aracı olarak değil, bizi çözüm ve barışa zorlamanın temel gerekçesi kılarak olgun ve mantıki yaklaşmak böylelikle kayıp ve kazançlarımızın doğru değerlendirmesini yapmak büyük önem taşır. Önemli toplumsal sorunlar, çözümlenmedikçe hep acı ve kayıplara yol açarlar. Tarihte ve günümüzde yaşananlara baktığımızda daha ağır örneklerini çokça göreceğiz.

Uzun bir tarihin süreçten gelen ve gerçekten önemli toplumsal nedenlerin olan bu isyanların doğru bir değerlendirilmesi ve çıkaracağımız derslerin ışığında PKK önderlikli son "İsyan Hareketi"ni çatışmasını gerçekten "son" haline getirmek mümkün ve gereklidir. Savunmalarımda özce bunun gerekçelerini ortaya koymaya çalıştım. Yetersiz ve bazı yanlışlıklar olabilir, ama doğru yolu gösterdiğime ve bunda inançlı ve kararlı olmak kadar samimi olduğumu da kesinlikle belirtmeliyim. Yaklaşımın bilimsel ve demokratik içeriği tartışmasızdır. Yasal açıdan savunma yerine ahlaki ve siyasi demokratik değerlere ulaşma ve çözüm olarak görme bir kusur ve çıkmaz olarak görülmemelidir. Tarihi bir gelişmenin kilometre taşlarından biri olarak görülmelidir. Başka tür yaklaşımların çıkmazı derinleştirmekten öteye varmayacağı, yaşadığımız büyük tecrübenin bir sonucu olarak da değerlendirilmelidir.

Bundan sonra yaşamımda yapabileceğim güçlü ve bağlı halkla birlikte yeni barış ve kardeşlik sürecini yaratmaktır. Demokratik Cumhuriyete verdiğimiz kararlılık sözünü bu temelde değerlendirmek, tarihi önem taşır. Fırsat buldukça gereklerini şüphesiz yerine getireceğim. Sözümde samimiyet pratiğimle ancak kanıtlanarak kendini gösterecektir.

Bu temelde devletin duyarlılığı şüphesiz belirleyici önem taşır. Yargılamanın ilk günden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü, Terör ve İstihbarat Dairesinin konuya ilişkin açıklamasını önemli buluyorum. Aynen almakta yarar görüyorum: Cumhuriyet gazetesi 2 Haziran 1999 "Güneydoğu Sorunun çözülmesi için bir takım adımların atılması PKK'ye taviz anlamına gelmez. Buna kamuoyunu hazırlamak gerekir. Bunda medyaya büyük görevler düşüyor. Devlet eğer olumlu atar ve olaylar yüzde 50 azalırsa bile bu çok büyük bir gelişmedir.... Devlet soruna intikamcı ve feodal duygularla değil bilimsel yaklaşır. Soruna köklü bir çözüm yolu açıksa inatlaşmaya gitmez, bu davadan çıkarılacak sonuçlara göre, devlet de bir takım demokratik ve kültürel adımlar atıp, bu işe artık son verecektir. Türk halkının terörle yaşamaya daha fazla dayanacak hali kalmamıştır"

Gerçek devletin olgun ve duyarlı yaklaşımının seçkin bir örneği ile karşı karşıyayız. Bu yaklaşımın pratiğe geçmesi beraberinde arzulanan gelişmeleri ortaya çıkaracaktır. 1 Eylül 1998 tek taraflı ateşkese ilişkin İmralı sürecinde de üzerinde daha önemle durmamız, olayları değil yüzde elli çok çok alt bir düzeye indirmiştir. Bu düzeye güçsüzlükten veya kendiliğinden gelinmemiştir. Sorumlu bir yaklaşımın, yeni bir süreci başlatma gereği, bir yandan devlet duyarlılığı öte yandan gücümüz ölçüsünde buna yanıt vermeyle erçekleşmiştir. Bundan sonra yapılması gereken açıklamada da dile getirildiği gibi adımların atılması, PKK'nin silahlı mücadeleyi bırakması, bu işe son verilmesidir. Manevi etkimi kullanarak bu rolümü başarıyla yerine getireceğime inancımı belirtmek istiyorum. Gerçekten halkımızın dayanma gücü artık kalmamıştır.

Sorunlarımızın çözüm yolu artık Demokratik Sistemin geliştirilmesinden ve çizilecek çerçevesinden geçmektedir. Bu konuda Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın 37. Kuruluş Yıldönümünde yapılan konuşmasından alınan kısa bazı bölümler umut vermekte ve doğru yolu göstermektedir.

"İnsan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde de insan hak ve özgürlüklerinin çağdaş, evrensel standartlara uygun olarak korunması ve geliştirilmesi zorunludur."

"Düşünceyi açıklama özgürlüğüne getirilen diğer bir sınırlama nedeni de dil konusundadır. 26. Maddenin 3. Fırkasında 'Düşüncenin açıklamasında ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan her hangi bir dil kullanılamaz' denilmektedir. Oysa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düşüncelerin ve açıklanması ve yayılmasında belli bir dilin kullanılmasının yasaklanabileceğine ilişkin sınırlayıcı bir kurala yer verilmemiştir."

"Anayasa ve yasalardaki sınırlama ve yasakların kaldırılarak, insan hakları yönünden çağdaş demokrasilerde geçerli olan düzeye ulaşması çabaları sürmektedir. Düşünce açıklama özgürlüğüne anayasada daha geniş yer verilmesi yönünde basın kuruluşlarımız, sivil toplum örgütleri ve bilim adamlarımız öneriler yapmaktadır. Böylece oluşacak kamuoyu ve siyasal irade sonucu anayasa değişikliğinin gerçekleşmesini umuyoruz. Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak, kabul edilen ve uluslar arası alanda büyük gelişme gösteren insan hakları hukuku verileri yasalarımıza yansıtılmalı, uluslar arası sözleşmeler karşısında anayasa ve yasa kurallarının gözden geçirilerek, sözleşmelerde ön görülen evrensel standartlar hukukumuza kazandırılmalıdır"

Bu satırlar demokratik ve kültürel hakların da temelini teşkil etmekte ve çözüm yolunu göstermektedir. Girilen doğrultu budur ve er geç gelişeceği çağdaş, demokratik uygarlığın gereğidir. Demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve onun Demokratik Anayasası bunun somut ifadesi olacaktır.

Ceza kanunun 125. Maddesinde cezalandırılmamla birlikte tarihin ahlaki ve siyasi açıdan beraatının kesin olduğuna inancımı belirtiyor, Demokratik Cumhuriyete onurlu ve adil bir barış için hizmette bulunmayı en yüce erdem, fazilet olarak selamlıyor saygılarımı sunuyorum.

http://www.belgenet.com/dava/savunma3.html


Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
2 NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ'NİN KARARI_29 Haziran 1999


ANKARA 2 NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ'NİN KARARI

--------------------------------------------------------------------------------

T.C. ANKARA
2 NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ
ESAS NO: 1999/21

DURUŞMA TUTANAĞI

OTURUM NO : 11
OTURUM TARİHİ : 29.6.1999

BAŞKAN : MEHMET TURGUT OKYAY
ÜYE : HÜSEYİN EKEN
ÜYE : MEHMET MARAŞ
DGM.C.BAŞSAVCISI : CEVDET VOLKAN
DGM.C.SAVCISI : TALAT ŞALK
KATİP : HÜSEYİN KARAKUŞ


Belli edilen gün ve saatte duruşmaya mahsus salonda oturum açıldı. Yoklama yapıldı. Sanık Abdullah ÖCALAN cezaevinden getirildi. Huzura alındı. Sanık vekilleri
Av. Mahmut ŞAKAR, Av. Mükrime TEPE, Av. Hatice KORKUT, Av. Aysel TUĞLUK, Av. Aydın ORUÇ, Av. Kenan SİDAR, Av. Niyazi BULGAN, Av. Doğan ERBAŞ, Av. Kemal BİLGİÇ, Av. İrfan DÜNDAR, Av. Fehim GÜNEŞ , Av. Ahmet AVŞAR geldiler. Yerlerine alındılar. Müdahiller Ali BUGAN, Ali ÇEPELLİ, Arzu YILDIRIM, Behiye AKYEL, Bekir DOĞAN, Bekir İSPİRLİ, Reyha ÇEPELLİ, Cafer ŞENTÜRK, Fatma KANTEMİR, Güler APALAK, H. Mehmet ALPTEKİN, Hacer Jale ATAV, Hamit KÖSE, Hülya TOPAL, Mehmet ÇEVRÜK, Mehmet GENCER, Mehmet YILDIZ, Muharrem YILDIRIM, Öztürk BOZKURT, Saliha KÖSE, Salime ARSLAN, Selma TÜRKYILMAZ, Sıdıka ÇAN, Süleyman ALDAĞ, Şiray ÖZÇELİK, Tahsin İLHAN geldiler. Yerlerine alındılar. MüdahiI vekilleri Av. Cengiz ERKOYUNCU, Av. Burhan Cahit TORUN, Av. Mehdi KESKİN, Av. Necdet KÜÇÜKTAŞKINER, Av. Kadir KARTAL, Av. Zeki Hacı İBRAHİMOĞULLARI, Av. Şevket Can ÖZBAY, Av. Mehmet Emin BAĞCI, Av. İbrahim İLKYAZ, Av. Aynur ÖNER, Av. Emin AKOĞUZ, Av. Süleyman AYHAN, Av. Mükremin TÜRKMEN geldiler. Yerlerine alındılar. Açık duruşmaya devam olundu.

Dava dosyası, Esas hakkındaki savunma ve ekleri incelendi.

Sanığa son söz verildi: Vatana ihanet suçlamasını kabul etmiyorum. Daha önceki savunmalarımda da belirttiğim gibi vatanın birliği özgür vatan için mücadele ettiğime inanıyorum. Bundan sonra demokratik Cumhuriyet ekseni etrafında onurlu bir barış ve kardeşlik için çalışacağıma inanıyorum. İnsanın geleceğinin savaşta değil barışta olduğuna inanıyorum. Herkesi selamlıyorum dedi.

Dosya inceledi. Duruşmaya son verildi.

HÜKÜM: Nedenleri bilahare yazılacak gerekçeli kararda gösterileceği üzere:

1. Şanlıurfa İli Halfeti İlçesi Ömerli Köyü, Cilt No: 029/01, Aile Sıra No:18, Birey Sıra No: 13'de nüfusa kayıtlı, Ömer ve Üveyş'ten olma 14.04.1947 asli, 14.04.1949 tashih doğumlu sanık Abdullah ÖCALAN'IN;

Kurduğu silahlı terör örgütü PKK`yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek, devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile cezalandırılmasına.

2. Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayrımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç, suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi, yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi, ceza adaletinin sağlanması, hak ve nesafet kuralları gözönünde tutularak sanık hakkında takdiren TCK'nun 59. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,

3. TCK'nun 31. Maddesi`ne göre, sanığın ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanmasına,

4. TCK'nun 33. Maddesi`ne göre, sanığın ceza süresi içerisinde yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına,

5. TCK'nun 40. Maddesi uyarınca sanığın nezarette kaldığı günler ile tutuklulukta geçirdiği günlerin cezasından inidirilmesine ve tutukluluk halinin devamına,

6. Ankara DGM C.Başsavcılığı Adli Emaneti'nin:
a. 1990/30 sırasında kayıtlı bulunan 19 bin 500 ABD Doları'nın PKK terör örgütüne ait olduğu anlaşıldığından, TCK'nun 36. Maddesi'ne göre zor alımına,
Bir adet Zenith marka saat, bir adet Safilo gözlük ve kılıfı, bir adet deri kemer, bir adet Rayban marka güneş gözlüğü ve bir adet kıravatın sanığa iadesine,
b. 1999/69 sırasında kayıtlı bulunan toplam 52 adet teyp kaseti ile 18 adet video kaseti, 1999/56 sırasında kayıtlı bulunan 2 adet video kaseti ve 1999/72 sırasında kayıtlı bulunan bir adet video kasetinin suç kanıtı olmaları nedeniyle dava dosyasında saklanmasına,

7. Müdahil davacıların özel hukuka ilişkin hakları bakımından ilgili hukuk mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açma haklarının saklı tutulmasına,
Müdahale tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre, takdir edilen 56 milyon 250`şer bin lira maktu avukatlık ücretini sanıktan alınarak, kendisini avukatla temsil ettiren müdahillere verilmesine,

8. Bugünkü duruşmada bulunmayan müdahiller ile vekillerine ve gelmeyen sanık vekillerine karar tebliğinin 2845 Sayılı Yasa'nın 21. maddesine göre, TRT aracılığıyla ilanen yapılmasına

9. ( ) yargılama giderinin sanıktan alınmasına,


İsteme uygun olmak, Yargıtay yolu ve resen Yargıtay yolu açık olmak üzere, DGM.C. Başsavcısı Cevdet VOLKAN ve DGM. C.Savcısı Talat ŞALK’ın huzurlarında, Sanık Abdullah ÖCALAN ile Sanık vekilleri Av. Mahmut ŞAKAR, Av. Mükrime TEPE, Av. Hatice KORKUT, Av. Aysel TUĞLUK, Av. Aydın ORUÇ, Av. Kenan SİDAR, Av. Niyazi BULGAN, Av. Doğan ERBAŞ, Av. Kemal BİLGİÇ, Av. İrfan DÜNDAR, Av. Fehim GÜNEŞ , Av. Ahmet AVŞAR, Müdahiller Ali BUGAN, Ali ÇEPELLİ, Arzu YILDIRIM, Behiye AKYEL, Bekir DOĞAN, Bekir İSPİRLİ, Reyha ÇEPELLİ, Cafer ŞENTÜRK, Fatma KANTEMİR, Güler APALAK, H. Mehmet ALPTEKİN, Hacer Jale ATAV, Hamit KÖSE, Hülya TOPAL, Mehmet ÇEVRÜK, Mehmet GENCER, Mehmet YILDIZ, Muharrem YILDIRIM, Öztürk BOZKURT, Saliha KÖSE, Salime ARSLAN, Selma TÜRKYILMAZ, Sıdıka ÇAN, Süleyman ALDAĞ, Şiray ÖZÇELİK, Tahsin İlhan, Müdahil Vekilleri, Av. Cengiz ERKOYUNCU, Av. Burhan Cahit TORUN, Av. Mehdi KESKİN, Av. Necdet KÜÇÜKTAŞKINER, Av. Kadir KARTAL, Av. Zeki Hacı İBRAHİMOĞULLARI, Av. Şevket Can ÖZBAY, Av. Mehmet Emin BAĞCI, Av. İbrahim İLKYAZ, Av. Aynur ÖNER, Av. Emin AKOĞUZ, Av. Süleyman AYHAN, Av. Mükremin TÜRKMEN'in yüzlerine karşı oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup, anlatıldı. 29.06.1999

http://www.belgenet.com/dava/dava.html

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
GEREKÇELİ KARAR



GEREKÇELİ KARAR

19 Temmuz 2009, Pazar

--------------------------------------------------------------------------------
ANKARA 2 NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ'NİN
SANIK ABDULLAH ÖCALAN DAVASI
GEREKÇELİ KARARI




Esas No : 1999/21
Karar No : 1999/73
C.Savcılığı Esas No: 1997/271

DGM'nin 280 sayfalık gerekçeli kararının ilk 181 sayfasında, davaya müdahil 3228 kişinin adları ile Sanık Abdullah Öcalan'ın nüfus dökümü, sanık avukatlarının isimleri yer almaktadır.
Gerekçeli Karara, 182. sayfasından itibaren tam metin olarak yer verilmiştir.

Gerekçeli Kararın kolay okunabilmesi amacıyla aşağıdaki bölümleme yapılmıştır.
Bu bölümlemede gösterilen sayfa numaraları orijinal metindeki numaralardır.



--------------------------------------------------------------------------------

Giriş (s.182-183)
İddia (s.183-186)
PKK terör örgütünün gerçekleştirdiği eylemlerden örnekler (s.186-194)
Eylemlerden örnekler (devam) (s.194-201)
Esas hakkında mütalaa (s.201-207)
Savunma (s.207-212)
Savunma (devam) (s.213-219)
Savunma (devam) (s.219-227)
Sanık vekillerinin savunması (s.227-238)
Yetki ve Görev Konusu (s.238-240)
PKK terör örgütünün kuruluşu, amaç ve programı, stratejisi, eylem ve faaliyetleri (s.240-247)
PKK terör örgütünün kuruluşu, amaç ve programı... (devam) (s. 248-254)
PKK'nın gelir kaynakları (s.254-256)
PKK terör örgütünün diğer ülkelerle ilişkileri
(Suriye, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi) (s.256-261)
(İran, Almanya, Hollanda, Belçika, İtalya, Irak) (s.261-263)
Eylemlerden örnekler - Deliller (s.264-268)
Sanığın savunmasının değerlendirilmesi (s.268-275)
Sanığın durumunun ceza hukuku açısından değerlendirilmesi (s. 276-279)
Hüküm (s.279-280)

http://www.belgenet.com/dava/gerekce.html

--------------------------------------------------------------------------------




GEREKÇELİ KARAR (1)

--------------------------------------------------------------------------------
GİRİŞ:

Kimi birey, topluluk, örgüt veya devletler tarafından değişik amaçlarla başvurulan bir şiddet yöntemi olan terör hareketlerine; eski çağlardan bu yana rastlanmaktadır. Örneğin MÖ.73-66 yıllarında yaşayan “SİCARİİ”ler adlı dini kimlikli bir örgüt, düşmanlarına güpegündüz işlek yerlerde saldırarak, “sica” denilen kısa kılıçlarla öldürüp, kalabalığa karışıp kaybolmak suretiyle terörizmin ilk örneğini vermiştir.

Terörizm, ateşli silahların, patlayıcıların ve boğucu gazların icadı ile kitlelere yönelmiş ve yoğunlaşmıştır,

Günümüzde milliyetçi, devrimci veya dini amaçlarla terörist eylemlerde bulunan çeşitli örgütler bulunmaktadır. Örneğin İspanya’da BASK’lı gerillalar, Siri Lanka’da TAMİLLER, Hindistan’da SİH’ler, İrlanda’da İRA milliyetçi; eski Federal Almanya’da BAADER- MEINHOF, İtalya’da KIZIL TUGAYLAR, Yunanistan’da 17 KASIM, Japonya’da KIZIL ORDU ve YÜCE GERÇEK TARİKATI devrimci; Mısır’da MÜSLÜMAN KARDEŞLER, Orta Doğu’da HİZBULLAH, Şİİ EMEL, İSLAMİ CİHAT, Türkiye’de İBDA/C dini amaçlı örgütlerdendir.

Bu kararın konusunu ise, 20. yüzyılın en kanlı terör örgütlerinin başında gelen PKK'nın lideri Abdullah ÖCALAN oluşturmaktadır.

Sanık Abdullah ÖCALAN, Türkiye Cumhuriyeti Şanlıurfa İli Halfeti İlçesi Ömerli Köyü nüfusuna kayıtlı olup, kararımızın sonraki bölümlerinde ayrıntılı bir şekilde açıklandığı gibi, 1978 yılında PKK terör örgütünü kurmuş, o tarihten yakalandığı 15.02.1999 gününe kadar fiilen genel başkanlığını yürütmüştür. Sanık 1978 yılında PKK'yı kurduktan sonra, 1979 yılında yurtdışına kaçmış ve Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde, Filistin Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi’nin himayesindeki kamplarda uzun yıllar kaldıktan sonra 1992 yılından itibaren Suriye’ye geçerek Şam’da faaliyetlerini sürdürmüştür. Türkiye’nin baskıları sonucu Suriye Devleti tarafından 09 Ekim 1998 günü Suriye’den çıkış yapmaya zorlanmış ve böylece 09 Ekim 1998 günü Suriye’den çıkış yapıp Yunanistan’a gelmiş, Yunanistan’da bir süre kalmış, iltica talebi kabul edilmemesi nedeniyle buradan da ayrılıp Moskova’ya gitmiş, Rusya’da da 33 gün kaldıktan sonra İtalya’ya geçmiş, İtalya’da siyasi iltica talebinde bulunmuş, ancak bu talebi kabul edilmeyince 66 gün sonra, 16 Ocak 1999 günü İtalya’dan ayrılıp tekrar Moskova’ya gelmiş, burada hoş karşılanmaması sonucu 29 Ocak 1999 tarihinde Moskova’dan ayrılarak tekrar Yunanistan’a gelmiş, fakat gelmesine karşı çıkan Yunanistan görevlilerince uçakla Minsk Havaalanı’na bırakılmış, burada da kabul görmemesi nedeniyle zorunlu olarak tekrar Yunanistan'a dönmüş; bunun üzerine Yunanistan’da kalması sakıncalı görüldüğünden Kenya’ya götürülerek Yunanistan Büyükelçiliği’ne ait konutta barındırılırken Kenya güvenlik birimlerince yakalanarak 15.02.1999 günü Türk güvenlik görevlilerine teslim edilerek Türkiye'ye getirilip özellikle sanığın kendi can güvenliği sağlamak amacıyla İmralı Adası’nda inşa edilen ve yüksek güvenlik sistemi ile donatılan cezaevine konulmuştur.

Sanık hakkında daha önce gıyabi tutuklu olarak açılan ve Ankara 2 Nolu DGM., Adana DGM. ile Erzurum DGM'lerinde derdest bulunan davalar ile sanık yakalandıktan sonra Ankara 2 Nolu DGM'ne açılan 1999/63 Esas sayılı dava dosyaları, Ankara 2 Nolu DGM'nin 1999/21 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiş, davanın önemi, sanığın can güvenliğinin sağlanması ve duruşmaların adil ve açık yargılama esaslarına uygun olarak, seri şekilde yapılabilmesi bakımından duruşmaların 31 Mayıs 1999 tarihinden itibaren İmralı Adası’nda kesintisiz olarak yapılmasına karar verilmiştir.

Bu karar gereğince 31 Mayıs 1999 tarihinden itibaren, seri şekilde gerçekleştirilen 9 celse sonunda dava sonuçlandırılmıştır.


http://www.belgenet.com/dava/gerekce01.html
--------------------------------------------------------------------------------



A-İDDİA
1- İddianameler

a) Ankara DGM.C.Başsavcılığı’nın 04.09.1997 gün ve 1996/865 Hz., 1997/271 Es. ve 1997/1 04 nolu iddianamesi ile;

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın yasadışı bölücü terör örgütü PKK'yı kurup, sevk ve idare etmek suretiyle, Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiili işlediğinden bahisle TCK'nun 125. maddesine göre cezalandırılması istemiyle mahkememize açılan kamu davası, ilk önce mahkememiz esasının 1997/161 sırasına kaydedilmişken, daha sonra verilen tefrik kararlarıyla önce 1998/71 numarasını almış, en sonunda da 1999/2 1 Esas numarasına almıştır. Duruşmalar 1999/21 Esas sırası üzerinden yürütülerek sonuçlandırılmıştır. (K1-88)

b) Erzincan DGM.C.Başsavcılığı’nın 16.06.1989 gün ve 1989/165 Hz., 1989/122 Es. ve 1989/114 nolu iddianamesi ile;

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın, Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiili işlediğinden bahisle TCK'nun 125. maddesine göre cezalandırılması istemiyle Erzincan DGM'ne açılan kamu davası, Erzincan DGM'nin 4210 Sayılı Yasa ile kaldırılması üzerine Erzurum DGM'ne gönderilmiş ve bu mahkemenin 1998/176 Esasına kayıtlı iken 2Z021999 gün ve 1998/176 Es. 1999/81 D.İş sayılı Birleştirme Kararı ile, mahkememizin 1998/71 Es. sayılı dava dosyası ile birleştirilerek mahkememize gönderilmiştir. (Kl-64)

c) Adana DGM.C.Başsavcılığı’ııın 22.12.1998 gün ve 1997/218 Hz,, 1999/547 Es. ve 1998/492 nolu iddianamesi ile;

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın 1978 yılında yasadışı bölücü terör örgütü PKK'yı kurduğu, sevk ve idare ettiği, örgüt elemanlarının birçok eylem gerçekleştirerek, asker, polis, geçici köy korucusu gibi devlet görevlilerini şehit ettikleri, sivil halktan birçok insanı öldürüp, yaraladıkları, böylece örgütün başı olan sanığın Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf suçu işlediğinden bahisle TCK'nun 125. maddesine göre cezalandırılması istemiyle Adana DGM'ne açılan kamu davası da, bu mahkemenin 28.12.1998 gün ve 1998/245 Es. 1998/279 D.İş sayılı tefrik ve birleştirme kararı ile mahkememize gönderilmiştir. Önce mahkememizin 1999/9 Esas sırasına kaydedilmiş, bilahare 03.02.1999 gün ve 1999/9-6 sayılı kararla, mahkememizin 1998/71 Es. sayılı davası ile birleştirilmesine, duruşmaların bu dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. (Kl-65)

d) Ankara DGM.C.Başsavcılığı’nın 26.04.1999 gün ve 1997/514 Hz., 1999/98 Es., 1999/78 nolu iddianamesi ile de;

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın siyasi faaliyetlerine 1970 yılında İstanbul’da DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) Şubesi’nde başladığı, 1971 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kayıt yaptırarak Marksist-Leninist görüşlü THKP/C örgütüyle ilgilendiği, Nisan 1972 tarihinde Şafak Grubu’nun bildirilerini dağıtırken yakalanarak 7 ay Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuklu kaldığı, Mart 1973 tarihinde etrafına topladığı üniversiteli arkadaşları ile “Kürtçü-Bölücü” bir örgütlenmeyi oluşturmak amacıyla toplantılar yaptığı, bu toplantılarda “Kürdistan” olarak nitelendirilen, Doğu ve Güneydoğu illerimizin Türkiye’nin sömürgesi olduğu, bu bölgede bağımsız bir Kürt Devleti kurmak amacıyla gizli bir örgüt kurulması gerektiği sonucuna varıldığı, sanığın Ankara’daki öğrenci evleri, okul kantinleri ve yurtlar ile bazı semtlerdeki “Kültür, Güzelleştirme, Yaşatma” sıfatlı dernekler nezdinde çalışmalar yaparak öğrencilere ve gençlere el atıp örgütün ideolojik alt yapısı ve öncü kadrosunu oluşturmaya çalıştığı, 1975 yılında Dikmen Semti’nde yapılan bir toplantıda ideolojik oluşumun sağlandığı ve askeri kadronun oluştuğu sonucuna varılarak 1976 yılından itibaren faaliyetlerin Doğu ve Güneydoğu illerinde sürdürülmesi kararının alındığı, sanığın 1975 yılında grubun manifestosu veya örgütün program taslağı sayılan 68 sayfalık “Kürdistan Devriminin Yolu” isimli broşürü Mehmet Hayri DURMUŞ ile birlikte kaleme aldığı, 1976 yılından itibaren Güneydoğu illerine dağılarak “Ulusalcılar, UKO’cular, Kürdistan Devrimci’leri” adı altında faaliyet gösterdikleri, nihayet 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır İli, Lice İlçesi, Fis (Ziyaret) Köyü’nde PKK.nın (Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) I. Kongresi yapılarak kurulduğu, kurucu genel başkan olarak Abdullah ÖCALAN’ın seçildiği, 30 Temmuz 1979 tarihinde bölge milletvekillerinden Mehmet Celal BUCAK’a yapılan silahlı saldın ile de örgütün kuruluşunun ilan edildiği, PKK.nın kuruluş amacının, örgütün manifestosu olan “Kürdistan Devriminin Yolu” isimli broşür ile parti programı ve kuruluş bildirgesinde “Bağımsız-Birleşik Kürdistan’ın kurulması'' stratejisinin ise “Uzun süreli halk savaşı” olarak açıklandığı, halk savaşı stratejisinin temel örgütlenmesinin parti-cephe-ordu şeklinde olduğu, temel faaliyet biçiminin de “Gerilla Savaşı” olduğu, uzun süreli halk savaşının; 1- Stratejik savunma, 2- Stratejik denge, 3- Stratejik saldırı aşamalarından oluştuğu,

Temel yapılanmaya göre;
Partinin: ideolojik, politik öncü olduğu,
Cephenin: ERNK (Eniya Rızgariya Netawiya Kürdistan-Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi), 1985 yılında kurulmuş olup, tüm- halkın temsil edi1diği ve yönetildiği siyasi organizasyon olduğu,
Ordunun: ARGK (Arteşe Rızgariye Gele Kürdistan-Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu), 1986 yılında iki aşamalı olarak kurulduğu,

Örgütün tüzüğüne göre en yüksek karar organının Kongre olduğu, Kongre’nin belirlenmiş delegelerin 2/3’ünün katılımı ile 4 yılda bir toplandığı, Kongre’nin parti programı ve tüzüğünü kabul etmek veya değiştirmek, partinin dönemsel politikasını çizmek, parti pratiğini değerlendirmek, parti genel başkanı, merkez komite ve merkez disiplin kurulu üyelerini seçmek yetkisinin bulunduğu, iki kongre arasında partinin en yüksek ideolojik ve politik organı olarak da parti genel başkanının fonksiyon ifa ettiği, parti genel başkanlığının, partinin ve devrimin önderi olduğu,

Cephe: ERNK'nin PKK terör örgütünün yurt içinde ve yurtdışında legal ve illegal bazda sürdürdüğü eleman temini, taraftar desteği sağlama ve kitleselleşme faaliyetlerini yürütüp, partiye mali ve lojistik destek sağladığı, bu amaçla birçok yasal görünümlü parti, demek ve vakıf gibi örgütleri kontrol altında tuttuğu,

Ordu, ARGK'nin 1986 yılında yapılan PKK III. Konferansı'nda alınan bir karar üzerine kurulduğu, ARGK Genel Yönetmeliği hükümlerine göre; Yüksek Askeri Konsey, Genel Kurmay, Ana Karargah, Sahra Komutanlığı, Eyalet Komutanlığı gibi yukarıdan aşağıya doğru bir kurumlaşma söz konusu olup, tabur, bölük, takım, manga gibi askeri birliklerle tabana doğru indiği;

ARGK'nin Başkomutanı olarak Abdullah ÖCALAN’ın gösterildiği, silahlı eylemlerinin hemen tamamının Abdullah ÖCALAN’ın talimatları üzerine gerçekleştirildiği,

PKK'nın Suriye, Lübnan, Kuzey Irak, Iran, Libya, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Romanya, Bulgaristan ve Batı Avrupa’daki birçok ülkeyle ilişkilerinin bulunduğu, bu ülkelerden eleman temini, para, silah, cephane gibi ihtiyaçlarını karşıladığı, ayrıca kimilerinden de kamp yeri temin ederek elemanlarına silahlı eğitim verdiği,

PKK gruplarının ülke içinde sözde Amed Eyaleti, Garzan Eyaleti, Botan Eyaleti, Zağnos Eya1eti, Dersim Eyaleti, Mardin Eyaleti, Serhat Eyaleti, Ruha (GAP) Eyaleti, Koçgiri Eyaleti,

Güneybatı Eyaleti, Erzurum Eyaleti ve Toros-Akdeniz Eyaletleri’nde, genellikle sarp ve ulaşımı güç dağlık bölgelerde manga, takım, bölük şeklinde tertiplenerek üslendiği, vur-kaç taktiği uygulayarak hedeflerine saldırdığı, hedefleri arasında; askeri birim ve kışlalar, polis karakolları, noktaları ve mensupları, askeri ve idari personelin oturduğu lojmanlar, kamu kurum ve kuruluşlarına ait binalar, okullar, öğretmenler, sağlık ocakları, yol, köprü, baraj ve okullar gibi alanların bulunduğu,

PKK'nın I. (Kuruluş) Kongresi’nin 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Fis (Ziyaret) Köyü’nde, II. Kongresi’nin 20-25.08.1982 tarihinde Suriye’de Ürdün sınırına yakın bir kampta, III. Kongresi’nin 25-30 Ekim 1986 tarihinde Lübnan’da bulunan Helvi Kampında, IV. Kongresi’nin 26-31 Aralık 1990 tarihlerinde Kuzey Irak’ın Haftanin Bölgesi’nde, V. Kongresi’nin 08-28.01.1995 tarihlerinde Kuzey Irak’ta, VI. Kongresi’nin Ocak-Şubat 1999 tarihinde Kuzey Irak-İran sınırındaki Kandil Dağları Bölgesi’nde yapıldığı,

Önemli politik değerlendirme ve kararların gerektiği ancak Kongre’nin toplanamadığı veya toplanmasına gerek görülmediği dönemlerde gerçekleştirilen parti Konferanslarından I.sinin 15-25.07.1981 tarihleri arasında Lübnan’ın Helvi Kampı'nda, II.sinin Mayıs 1990’da Lübnan’da, III.sünün 5-15.03.1994 tarihinde Suriye’de, IV.sünün 01-15 Mayıs 1996 tarihleri arasında Suriye’de Şam yakınlarında bir örgüt kampında yapıldığı, toplantılarda sanığın daima örgütün genel başkanı olarak seçilip kabul edildiği,

PKK'nın 1994 yılında güvenlik güçlerinden yediği darbe ile güç kaybetmesi üzerine operasyonların halka karşı gerçekleştirildiği propagandasını yapmak, siyasal, yasal alanda destek sağlamak amacıyla HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) kurulmasını sağladığı, böylece HADEP’in kurulduğu tarihten itibaren PKK'nın illegal olarak sürdürdüğü cephe faaliyetlerini yürüterek tamamen ERNK'nin rolünü üstlendiği, ayrıca İngiltere üzerinden yayın yapan MED TV'yi, III. Konferans’ta alınan bir karar üzerine kurarak 30.03.1995 tarihinden itibaren yayına geçirdiği, ayrıca PKK'nın uyuşturucu ticareti ile de ilişkisinin bulunduğu, özellikle uyuşturucu ticareti yapan kişilerle PKK'lıların sıkı ilişki içerisinde oldukları, uyuşturucu ticaretinden kazanılan paralardan pay alındığı buna karşılık uyuşturucunun nakledilmesinde PKK. elemanlarının yardımcı olduğu, 1984-1993 yılları arasında uyuşturucu ticaretinden yakalanan 503 şahısın PKK. ile ilişki içerisinde olduklarının belirlendiği,


http://www.belgenet.com/dava/gerekce02.html

--------------------------------------------------------------------------------

PKK Terör Örgütü’nün Gerçekleştirdiği Eylemlerden Örnekler:
1- 15 Ağustos 1984 günü, saat:21.30 sıralarında bir grup PKK örgüt mensubu tarafından Eruh İlçesi’ne yapılan silahlı saldırı sonunda, Jandarma Nöbetçi Er Süleyman AYDIN’ın şehit olduğu, vatandaşlardan Ali ERİŞİR, M.Recai YILMAZ, Özgür AYKIN ile Jandarma erlerinden Doğan AVŞAR, Ali ERGÜN, Hüsamettin İLKIN, Mustafa ANAR, Şenol ÖZDEMİR, Yüksel KAYNAR, Adil ALTINTAŞ, Mehmet PEŞMEN ve Bayram ERTEKİN’in yaralandığı, ayrıca Musa ÇAYLAK’ın altın bileziklerinin gaspedildiği,

2- 15 Ağustos 1984 günü, saat: 21:30 sıralarında bir grup PKK örgüt mensubunca Şemdinli İlçesi’ne yapılan silahlı saldırı sonunda, askerlik şubesinde görevli Tuncay ŞENEROL ile Memiş ARIBAŞ ve Jandarma çavuş Sedat KURUM’un ağır şekilde yaralandıkları, bunlardan Memiş ARIBAŞ’ın aldığı yara nedeniyle bilahare şehit olduğu,

3- 5 Ağustos 1985 günü, saat 21:00 sıralarında Van’ın Çatak İlçesi, Kanalga Köyü, Taşbucak Mezrasına gelen 10-15 kadar PKK elemanının, kapısının önünde bulunan Ali Şeref ÖZKAN’ı, Gazi ÖZKAN'ı, (2) yaşındaki kız çocuğu Nergiz ve (1) yaşındaki kız çocuğu Heyet’i silahla tarayarak öldürdükleri, Hacı Şeref ÖZKAN’ın evine gaz dökmek ve yakmak suretiyle evde bulunan Meryem ÖZKAN, (10) yaşındaki Hakim ve (8) yaşındaki Utba’yı evle birlikte yakarak; Hayriye ÖZKAN’ın evine bomba atmak ve silahla taramak suretiyle de evde bulunan Hayriye ÖZKAN, (10) yaşındaki Zaide ÖZKAN ve (5) yaşındaki Veliti ÖZKAN’ı öldürdükleri,

4- 22.02.1987 günü saat 18.30 sıralarında Türk askeri kıyafeti giymiş bir grup silahlı PKK elemanının Şırnak İli, Uludere İlçesi, Taşdelen Köyüne geldikleri, asker kıyafetli olmalarına rağmen köylülerin kendilerinden şüphelendikleri, bunun üzerine Taşdelen Köylüleri ile silahlı PKK grubu arasında çatışma başladığı, PKK militanlarının gecenin karanlığından da istifade ederek köyden kaçtıkları, ancak köyden ayrılmadan önce kadın ve çocukların bulunduğu 4 evi otomatik silahlarla taradıkları ve Zülfü CENGİZ, Gürgin CENGİZ, Mecit CENGİZ, Gülli CENGİZ, Sadık APAYDIN, Huri APAYDIN, Hikmet APAYDIN, Ayşe APAYDIN, Leyla APAYDIN, Halit CENGİZ, Halime ÖZER, Elife ÖZER ve Halide AYKUT’u katlettikleri,

5- 19.08.1987 günü saat 21.15 sıralarında Diyarbakır İli Eruh İlçesi Bağgöze Bucağı, Kılıçkaya Köyü Milan Mezrasına bomba ve otomatik silahlarla baskın düzenleyen sayıları 60-70 kadar olduğu tahmin edilen PKK elemanlarının evleri yaktıkları, evlerin içinde bulunan 25 kadar vatandaşımızı bomba ve otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri, ölenlerin içinde çocuk ve kadınların bulunduğu,

6- 10.10. 1987 günü saat 20.00 sıralarında bir gurup PKK elemanının Şırnak İli, Meşeiçi Köyü. Çobandere Mezrasına otomatik silah ve bombalarla saldın yaptıkları, ev ve çadırları taradıkları, kadınlardan Azime ŞANLI, Hezar ŞANLI, Ayşe VAROL. Latife VAROL. Leyla VAROL. Hatun ŞANLI, Leyla KARTAL ile Abdurrahman ŞANLI, Mehmet KARTAL ve henüz ismi konmamış Genç oğlu 15 günlük, Faysal oğlu 1 aylık bebekleri öldürdükleri, Mesut ŞANLI, Kadriye KARTAL, Hanım ŞANLI, Fatma ŞANLI, Ali ŞANLI, İbrahim KARTAL. Yusuf ŞANLI, Genco VAROL ve Bestan ŞANLI’yı yaraladıkları,

7- 29.03.1988 günü gece Şırnak İli Eruh İlçesi Yağızoymak Köyüne silahlı baskın düzenleyen PKK elemanlarının köyün yakınlarında dereyatağı içinde koyunlarını otlatan çobanlar Mehmet TEKİN, Ömer KIZILASLAN, Abdullah KIZILASLAN, Ahmet DELAN, Emin EROĞLU, Ömer PİŞKİN, Hamit YILMAZ, Hüseyin PİŞKİN ve Abdullah PİŞKİN’i öldürdükleri,

8- 07.05.1983 günü Şırnak İli Dereler Köyü Taraklı Mezrasını basan bir grup silahlı PKK elemanının evlerinden çıkardıkları halkı Mezra ortasındaki boşlukta topladıkları, “Devlet bizim düşmanımızdır. Babatlar bizim düşmanımızdır. Çeteler bizim düşmanımızdır. Sizler Babatlara ve çetelere yardım ediyorsunuz. Yardım edenleri cezalandıracağız.” konuşmasını yaptıktan sonra topluluktan Salih İNCİ, Ali İNCİ, Mustafa İNCİ, Şehmuz İNCİ ile birlikte Esmer KABUL. Gevri İNCİ, Meryem KABUL, Halim KAPLAN isimli kadınları ayırdıktan sonra otomatik silahlarla taramak suretiyle, mezra dışında yakaladıkları Osman BABAT’ın başına taş vurmak suretiyle öldürdükleri, Osman BABAT’ı öldürdükten sonra boğazından iple bağlayarak bir ağaca astıkları,

9- 24.11.1989 günü bir grup PKK militanının Yüksekova İlçesi İkiyaka Köyüne baskın düzenledikleri, baskından önce çevrede koyun otlatmakta olan İkiyaka Köyü çobanları Kemal DOGAN, Mehmet Reşit AYKUT, Abdurrahman GEZGİNCİ, Mehmet KIRBIŞ ve İkrem BOZ’u yakaladıkları, bir araya topladıktan sonra ellerini bağladıkları, çobanların kaçmamaları için başlarına adam koyduktan sonra İkiyaka Köyüne gittikleri, köyde bir evden elinde fenerle bir kadının çıktığını görmeleri üzerine kadına ateş ettikleri, eve roketatar ve el bombası attıkları, otomatik silahlarla taradıkları, evden karşılık verilmemesi üzerine eve girdikleri, evde bulunan kadın ve çocukları bir araya topladıktan sonra üzenlerine ateş ederek öldürdükleri, bu arada bir grup PKK elemanlarının da Hüseyin BOZ’a ait eve girerek evde bulunan kadın ve çocukları boğarak öldürdükleri, bundan sonra köyün çobanlarını bağladıkları yere geldikleri, çobanlar Kemal DOĞAN, Mehmet Reşit AYKUT. Abdurrahman GEZGİNCİ, Cafer BOZ, Nurettin BALCI, Enver BABAT, Mehmet KIRBİŞ ve İkram BOZ’u eşyalarını aldıktan sonra soğuktan korunmak için başlarına sardıkları puşi ile boğarak öldürdükleri ve olay yerinde bulunan 300 koyunu da alarak kaçtıkları, olayda çobanlardan başka 1959 doğumlu Emine AYKUT, 1960 doğumlu Cemil AYKUT, 1942 doğumlu Züleyha AYKUT, 1978 doğumlu Mehmet AYKUT, (1) yaşlarında Elife AYKUT, 1968 doğumlu Fatma BOZ. 1331 doğumlu Hazal AYKUT, (4) yaşlarında Halime AYKUT, (3) yaşlarında Rıfat AYKUT, (2) yaşlarında Mustafa AYKUT. Enver AYKUT, Burhan AYKUT, 1982 doğumlu Ayhan AYKUT, 1982 doğumlu Namet AYKUT, 1982 doğumlu İsmet AYKUT, 1935 doğumlu Naıni BOZ, 1958 doğumlu Esat BOZ, 1965 doğumlu Selime BOZ, (5) yaşlarında Cebrail BOZ, (2) yaşlarında Muhammet BOZ’un da PKK elemanları tarafından hunharca öldürüldükleri,

10- 28.04.1991 günü saat 18.50 sıralarında Solhan İlçesi Hükümet Caddesi üzerinde bulunan Memurlar Lokali’ni silahlarla tarayan bir grup PKK'lının, Memurlar Lokali’nde bulunan İlçe Kaymakamı Ersin ATEŞ, İlçe Cumhuriyet Savcısı Mehmet TÜRKSEVEN ile İlçe Orman Bölge Şefi Ahmet YANEL’i öldürdükleri,

11- 21.06.1992 günü saat 19.00 sıralarında Solhan İlçesi Elmasırtı Köyüne baskın düzenleyen 20-22 kişi oldukları sanılan bir grup PKK'lının, köyden Bahattin ATEŞ. Şevket ATEŞ, Kemal BİDOŞ, Mehmet YILDIZ, Meyhettin YILDIZ'ı öldürdükleri, Zeki ATEŞ, Mehdi YILI)IZ, Agit YILDIZ ve İsmail YILDIZ’ı köyden ayrılırken beraberlerinde götürdükleri, Ziya BİDOŞ, Ekrem BİDOŞ, Hasan KAYNAR. Ahmet TUNÇ, Ali YILDIZ ve Salih YILDIZ’ın evlerini tamamen yaktıkları,

12- 22.06.1992 günü saat 22.00 sıralarında Gercüş İlçesi, Seki Köyüne uzun namlulu silahlar ve roketatarlarla saldıran 50-60 kişilik PKK grubunun, köyden Behçet TUNÇ, 8 yaşlarında Gülbahar TUNÇ, 4 yaşlarında Haşim GÖK, 10 yaşında Şükrü GÖK, 1 aylık henüz ismi konmamış kız çocuğunu, 13 yaşında Abdurrahman GÖK, 10 yaşında Sultan Gök, Latife GÖK. Fahriye GÖK’ün hayatlarına son verdikleri,

13- 25.06.1992 günü, saat 22.30 sıralarında Silvan İlçesi, Yolaç Köyüne gelen bir grup silahlı PKK elemanının köyün telefon hatlarını kestikten, köy etrafı ve köy camii yanında tertibat aldıktan sonra camide bulunan köy imamı ile 15 kişiyi cami önüne çıkardıkları ve her birinin ellerini iplerle bağladıktan sonra duvara dizip otomatik silahlarla taradıkları, Medeni FİDANCI, Hüseyin ÇETİNKAYA, Sait FİDANCI, Köy İmamı Abdulhaluk ILGAZ, Ahmet KANTAR, Adnan KANTAR, Mehmet Mehdi FİDANCI, Ali USLU, 15 yaşlarında Mehmet Emin KANTAR, 15 yaşlarında Zeki FİDANCI’yı öldürdükleri, 14 yaşlarında Yusuf KANTAR, 14 yaşlarında Yeşrip KANTAR, 11 yaşlarında M. Fesih ÇETİNKAYA’yı yaraladıkları,

14- 01.10.1992 günü Bitlis İli, Cevizdalı Köyüne baskın düzenleyen sayıları 100 kadar tahmin edilen PKK grubunun köyde kendileriyle konuşan Hacı Salih AKPOLAT’a “korucular silahlarını bıraksın, size bir şey yapmayacağız” dedikleri, korucu Abdullah KAPTAN hariç köy korucularının silahlarını PKK elemanlarına teslim ettikleri, silahlı PKK grubunun silahını bırakmayan Abdullah KAPTAN’ı şehit ettikten sonra köy halkından bulduklarını köyün üst tarafında topladıkları, bu sırada bir grup PKK elemanının da köydeki evlerin içine girerek evlere el bombası attıkları ve evde buldukları şahısları uzun namlulu tüfeklerle tarayarak öldürdükleri, köyün üst tarafında topladıkları köylüleri de silahla tarayarak öldürdükleri, olayda PKK elemanlarıyla konuştuktan sonra koruculara silahlarını bıraktıran Mehmet Salih AKPOLAT, Abdullah KAPTAN, Yakup KAPTAN, (5) yaşlarında Hikmet KAPTAN, Abdulhamit AKPOLAT. Eyüp KAPTAN, (16) yaşlarında Felemez KAPTAN, Zekiye KAPTAN. Meryem AKPOLAT, Perinaz KAPTAN, Aysel KAPTAN. Hatice KAPTAN, (16) yaşlarında Raife AKPOLAT. (16) yaşlarında Yaşar KAPTAN, (65) yaşlarında Nafiye KAPTAN, Sıtti KAPTAN, Raife KAPTAN, Rabiya KAPTAN, Cemile AKPOLAT, Aysel KAPTAN, Kamile AKPOLAT. Medine KAPTAN, Hasret KAPTAN. (13) yaşlarında İbrahim KAPTAN, (8) yaşlarında Aynur KAPTAN, (4) yaşlarında Gülbahar KAPTAN, (10) yaşlarında Nafive KAPTAN, (8) yaşlarında Turan AKPOLAT, (8) yaşlarında Ejder AKPOLAT’ın öldürüldüğü, ayrıca (11) kişinin yaralandığı,

15- 23.10.1992 günü saat 22.00 sıralarında Tunceli İli Mazgirt İlçesi Dedebağı Köyüne baskın düzenleyen 12 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun köyün telefon bağlantısını kestikten sonra Hıdır GÜL ile Ali Haydar İLKHAN’ın evlerinde bulunanların tamamını dışarıya çıkardıktan sonra kaleşnikof silahlarla taradıkları, Keko GÜL, Besi GÜL, Hıdır GÜL, Gülhan GÜL, 2 yaşındaki Onur GÜL, 3 yaşındaki Sıla GÜL, Haydar İLKHAN, Gülten İLKHAN, Heves İLKHAN, Nursel GÜL ve Zeynep KIZIL’ı öldürdükleri, Ali Kaya GÜL, Güllü GÜL, Fidan GÜL, Seliha GÜL’ü yaraladıkları,

16- 23.01.1993 günü Diyarbakır İline saldıran bombalı ve silahlı bir grup PKK elemanının Bağlar Semtinde müstecirliğini Ramazan BAYKAL’ın yaptığı Köşk Çayevini silahla taradığı, Kaynartepe Mahallesi İnkılap Sokak 10 Nolu eve de bomba attıkları, kahvehanede bulunan Zülküf GÜMÜŞ, Salih ŞEN, Ahmet ELKANSU ile 10 Nolu evde bulunan Surri AYDIN. Güneş AYDIN, Cebrail AYDIN ve Aynur AYDIN’ın öldüğü, PKK elemanlarının olay yerinde bıraktıkları bombayı evine götüren 12 yaşındaki Kasım ERENDAĞ’ın da bombanın evde patlaması neticesi hayatını kaybettiği,

17- 14.06.1993 günü saat 21.00 sıralarında Şirvan İlçesi Gözlüce Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK'lının Nurettin KALKAN, Reşat KALKAN, Mahfuz KALKAN, Asiye KALKAN, Nesime DİCLE ve 8 yaşındaki Sevdet KALKAN’ı otomatik silahla tarayarak, Gözlüce Köyüne baskın yapmadan önce yolda karşılaştıkları Şirvan İlçesi Ormanlı Köyünde çobanlık yapan Mehmet AKBURAK'ı iple boğmak suretiyle öldürdükleri,

18- 05.07.1993 günü saat 20.00 sıralarında Erzincan İli Kemaliye İlçesi Başbağlar Köyüne baskın düzenleyen 60 kişilik silahlı PKK grubunun köy halkını köy meydanında topladıkları, kadınları ayırarak başka bir yere gönderdikten sonra önceden kararlaştırdıkları şekilde meydandaki erkeklerin üzerlerine yaylım ateşi açarak Hasan Fehmi AYDIN, Recep PARTO, Hasan SANDIKÇI, İbrahim BALTACI, Yahya Kemal ÖZDEMİR, Ali Rıza TÜRKÜCÜ, Ali KUCU, Süleyman AKPINAR, Ali BALTACI, Kamil AKPINAR, Mehmet BALTACI, Mehmet TAŞDELEN, Celal DEMİRCİ, Salim PARTO, Aydın AYDIN, Rıfat AYDIN, Hüseyin GÜNER, Feridun DİKKAYA, Ali TAŞDELEN, Hüseyin Hüsnü ÖZTÜRK, İbrahim PARTO, İbrahim ÇELİK, Şaban TURKÜCU, Nazife BALTACI, İbrahim BALTACI, İbrahim Hakkı GÜRCAN, Ahmet YILDIRIM, Adil TORUN, Şakir AYDINLI, Nurettin AYDIN, Süleyman ORHAN’ı öldürdükleri, Ali AKARPINAR, Hüseyin KESKİN, Süleyman AYDIN’ı yaraladıkları, köyü ateşe verdikleri, köydeki evlerin çoğunun yakıldığı,

19- 18.07.1993 günü Van İli Bahçesaray İlçesinde göçerlerin bulunduğu yaylaya baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının, yaylada bulunan (14)’ü çocuk, (l0)’u orta yaştaki (24) vatandaşımızı, Ahmet SEVGİLİ isimli şahsın çadırı içerisine topladıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, olayda (7) yaşında Azat SABIRLI, (2) yaşında Yunus SABIRLI, Gülnaz SÖYLEMİŞ, Müzeyyen YAŞAR, Sedef ELMALI, (3) yaşında Bahar TURAN, Neşide AĞAÇ, (1) yaşında Zehra AGAÇ, (7) yaşında Sevim AGAÇ, Hediye TURAN, Suzan TURAN, (13) yaşında Yıldız GAZEL, Hikmet SABIRLI, Semra SABIRLI, (12) yaşında Nezahat ELMALI, (4) yaşında Eylem ELMALI, Beybun SEVGİLİ, Huri SAMSA, Muteber SABIRLI, (14) yaşında Azime ELMALI, Menice YAŞAR, (8) yaşında Muhammet YAŞAR, (4) yaşında Hamim YAŞAR, (12) yaşında Hürriyet SEVGİLİ’nin hayatlarını kaybettiği,

20- 15.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında içlerinde 2 de kadının bulunduğu. asker elbisesi giymiş 20 kişi kadar oldukları sanılan silahlı PKK grubunun Çemişgezek İlçesi Güneyhaşı Köyüne baskın düzenledikleri, köyün telefon kablolarını kopardıktan sonra halkı camii önünde topladıkları ve sıraya dizdikleri, üzerlerindeki kimlik ve paraları aldıktan sonra halkın içinden ayırdıkları 8-10 kişiyi silahlarıyla taradıkları ve Ali AKGÜN, 16 yaşlarındaki Soner ÖZCAN, Sadettin GEDİK, Adnan KURT, İzzet ÖZCAN, Selahattin GEDİK’i öldürdükleri ve olay yerinden kaçtıkları, kaçarken Aydın KURT’a ait 34 LJT 12 plakalı otomobili yaktıkları,

21- 28.08.1993 günü saat 21.00 sıralarında Kovancılar İlçesi Yoncalıbayır Köyüne baskın düzenleyen 17 kişilik PKK'lının, köy halkını meydanda topladıktan sonra içlerinden 12 kişiyi ayırdığı, halka ayırdığı kişileri köy dışına götürüp bu kişilerle konuşma yapacaklarını ve sonra bırakacaklarını söyledikleri ve ayırdıkları 12 kişiyi köy dışındaki Gilbere Deresine götüren PKK elemanlarının Ahmet AKTAŞ isimli vatandaşı kendilerine kılavuz olması için ayırdıktan sonra geriye kalanları sıraya dizdikleri ve taşıdıkları kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla taradıkları, Sait TUNÇ, Zeki KARAMAZI, Nuri ARSLAN, Bedri TUNÇ. Ali DEMİR, Hasan ERDOĞAN, Naci KAYA. Aydın ÖZMEN, Nurettin ÖZMEN’i katlettikleri,

22- 03.09.1993 günü, Muş İli Korkut İlçesi, Kürnbet Köyünde bulunan Tarım Açık Cezaevine baskın düzenleyen bir grup silahlı çete PKK'lının, cezaevinin ana giriş kapısını kırdıktan sonra 6’şar kişilik gruplar halinde cezaevine girdikleri, cezaevi görevlilerini tehditle etkisiz hale getirdikten sonra cezaevinde bulunan yiyecek ve giyecekleri ve bir kısım eşyayı dışarı taşıdıkları, cezaevinde yangın çıkardıkları, cezaevinde bulunan traktör römorkuna cezaevi ambarlarından çıkarmış oldukları eşyaları yükledikleri, yanlarına hükümlü Cemil ve Zehra oğlu Diyarbakır Kulp İlçesi nüfusuna kayıtlı 1978 doğumlu Zeki TAYFUN’u da alarak traktör ve römorkla birlikte cezaevinden uzaklaştıkları,

23- 17.09.1993 günü saat 20.30 sıralarında, Diyarbakır İli Eğil İlçe merkezine baskın düzenleyen sayıları tahminen 25-30 kişi olan silahlı PKK grubunun ilçedeki PTT binasını yaktığı, Emniyet Teşkilatı Gece Bekçisi Mehmet SÜZÜK’ü şehit ettikleri, öğretmenler Lokali’nde bulunan İlçe Mal Müdürü M. İhsan ORUÇ, İlçe Tapu Müdürü Aziz YILMAZ. Belediye Memuru Burhanettin ASLANOĞLU, Nüfus Müdürlüğü memuru Mirza TEKİN’i otomatik silahlarla tarayarak öldürdükleri,

24- 25.10.1993 günü silahlı 5 PKK'lının, Erzurum İli Çat ilçesi Yavi Kasabası’na baskın düzenlediği, Ağaköy’den 25 DY 142 plaka nolu kamyonetine yüklediği hayvanları Gökçeşeyh Köyüne götüren Zeki BİNGÖL’ü Yavi Kasabasına yakın bir yerde durdurdukları, Zeki BİNGÖL'ü, yanındaki arkadaşlarını ve hayvanları kamyonetten indirdikleri, kamyonetle köye gelen militanlardan 4'ünün kamyonetten inerek kahvehaneye girdikten sonra kahvehanede bulunan halkı rasgele taradıkları ve Hikmet ÇİMEN, Ahmet KOÇOĞLU, Elaattin AKDENİZ, Abdulgani AKDENİZ, Selahattin KÖSE, Hamit TURHAN, Mehmet POLAT, Tahsin POLAT, Sıddık BİRGÜL, Dursun YAŞAR, Kamil TİRYAKI, Zülküf POLAT, Şeref KÖSE, Abdulbaki YILDIZ, Ahmet KÖÇER, Selami DURSUNOĞLU, Ahmet PEKCAN, Ali KARAPINAR., Selami KUDRET, Sinan ŞİMŞEK, Lütfü Ihsan POLAT, Salih SUNAR, Hacı Ali NEHİR, Yusuf ŞAHAN. Hacı BİLİR, Yusuf YAVİLİOĞLU, Kurbani YEŞİL, Hacı YAVİLİOĞLU, Rasim YAVİLİOĞLU, Bünyamin YEŞİL, Muhlis MENTEŞE ve Hulusi MENTEŞE’yi öldürdükleri, 10 kişiyi yaraladıkları,

25- 12.12.1993 günü Adıyaman İli Ağaçkonak Köyüne baskın düzenleyen bir grup silahlı PKK elemanının, köyde bulunan GKK’lar Cumali BEREKET ile Mehmet DENİZ’in evine giderek, hem Cumali BEREKET’i hem İsmet DENİZ’i ve hem de bu şahısların yakınları Ali BEREKET, Mehmet DENİZ, Gülistan BEREKET, Bedriye DENİZ, Cemal DENİZ, Şehriban DENİZ. Gülhan BEREKET, Burhan DENİZ, Emine DENİZ, 2 yaşındaki Hülya DENİZ’i öldürdükleri, 11 yaşındaki Erdal DENİZ’i yaraladıkları ve Mehmet DENİZ ve Cumali BEREKET’in evini tamamen yaktıkları,

26- 13.08.1994 günü Elazığ İli Alacakaya İlçesi Halkalı Köyüne baskın düzenleyen 4 silahlı PKK elemanının tarlalarında çalışan köylüleri topladıkları ve hepsini yine köy sakinlerinden olan Mehmet TEMİZKAN isimli kişinin tarlasının içindeki söğüt ağacının yanında topladıkları, köylülere PKK’nın propagandasını yaptıkları, köylülerden Hüseyin ÖZGEN’i kendilerine ekmek getirmesi için köye gönderdikleri, sonra PKK elemanlarından birinin elindeki telsiz ile bir konuşma yaptığı, konuşmadan sonra aldığı emir uyarınca topladıkları köylüleri 2’şer sıra halinde dizdikten sonra köylülerin saatlerini ve paralarını topladıkları, ellerindeki kaleşnikof silahlarla dizdikleri köylüleri taradıkları, Mehmet Zülfi ÖZGEN, Mehmet ÖZGEN, Ali ÖZDEMİR, Hüseyin BAKŞİ, Mehmet BAKŞİ. Ahmet ÇELİK, Mehmet ÇELİK, Hüseyin ÇELİK, Mehmedi GÜLŞEN. Mahmut GÜLŞEN’İ öldürdükleri, Hanifi ÖZGEN’i yaraladıkları,

27- 25.12.1991 günü saat 13.00 sıralarında PKK elemanları Cemal TEKİN, Nevzat GÜNGÖR, Soner ÖNDER, Hüseyin BİLGE ve Çetin ARKAŞ’ın, Bakırköy İlçesi İstanbul Caddesinde bulunan Çetinkaya Giyim Mağazasına molotof kokteyli ile saldırı düzenledikleri, mağazayı tutuşturdukları, mağazada bulunan Ahmet ÇETİNKAYA, Sezer BAKKAL, Merve Gül BAKKAL, Şaziye NADİR, Zübeyde NADİR, Hatice ÇELİK, Habire ÇELİK, Rezzan KIZILKIRMIZI, Seda KIZILKIRMIZI, Hasan DERVİŞOĞLU, Yaver AĞABEYLİ ve Şengül ARAS’ı yakarak öldürdükleri, 12 kişiyi de yaraladıkları,

28- 12.02.1994 günü PKK örgütü elemanları Cumali KARSU ve Enver ÖZER’in yedeksubay öğrenciler ve askerlerin geleceği saatte patlamak üzere ayarlanmış zaman ayarlı bombayı Tuzla Tren İstasyonundaki çöp bidonuna yerleştirdikleri, eylem talimatını PKK elemanı Şerif MERCAN’ın verdiği, bombanın patlaması sonucu yedeksubay adayları İsmail KAYA, Osman BOZDAĞLIOĞLU, Murat TUNCEL, Ekrem OKUTAN, Cüneyt GÜDEN’in öldükleri, 16 askeri öğrenci ile 11 erin yaralandığı,

29- 09.05.1990 günü Muş İlinden Bingöl-Genç istikametine giden 3005 sefer sayılı treni Yörecik Köyü yakınlarında durduran silahlı bir grup PKK elemanının tren görevlileri Mustafa TOPÇU, Mustafa ESKİMEZ ve Ziya ÇETİN’i trenden indirdikten sonra başlarına uzun namlulu silahlarla ateş ederek öldürdükleri, diğer görevliler Hüseyin ÖZGÜR, Yaşar ÇAVUŞ, Sait ERGUN’ün PKK elemanlarının elinden kurtularak kaçmayı başardıkları,

30- 10.06.1992 günü Bitlis İlçesi Kokarsu Köyüne baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının Çubuk Mezrasıyla Sütlüce Mezrası arasında köye gitmekte olan 13 AV 223 plakalı minibüsü durdurduktan sonra içinde bulunan İbrahim IŞIKLI, Mehmet Ali ŞİLLİ, Mehmet ŞİŞMAN, Ahmet ŞİŞMAN, Hikmetullah DİKSİN, Abdullah ÖZBAŞ, Kemal ŞİLLİ, Mahmut ÖZER. Adil ŞİŞMAN, Mahmut GÜNEŞ, Abdülaziz TAŞOĞLU, Yaşar ALAYUMAT ve Mahmut ŞİŞMAN’ı kaleşnikof tüfeklerle tarayarak öldürdükleri,

31- 09.10.1992 günü silahlı 8 PKK elemanının saat 15.40 sıralarında Gözlü Köyü yol ayırımına 1 Km. kala müsait bir yerde pusu kurdukları ve o saatte Sadettin DAYANA’nın sevk ve idaresinde Şirvan İlçesi Kayahisar Köyü istikametine gitmekte olan ECH 02 plaka Nolu minibüsü otomatik silahlarla taradıkları ve minibüste bulunan Hari ARAL, Sadullah ERDOĞAN, Mehmet İPPAKNA ve Zaide ZEYREK’i öldürdükleri, Hayrettin DAYANA, İdris BULUNTEKİN, İskan BULUNTEKİN, Selahattin ZEYREK ve Mustafa ZEYREK’i yaraladıkları,

32- 20.10.1992 günü Solhan İlçesi Hazerşah Köyü Aksakal Mezrası yakınlarında, 23 EA 355 plakalı otobüsün önünü kesen 3 PKK elemanının otobüste bulunan yolcuları indirdikten sonra aracı ateşe verdikleri ve kimlik tespitine başladıkları, bu sırada Abdurrahman PARLA isimli yolcunun kaçmak istemesi üzerine ellerindeki silahlarla bütün yolcuları taradıkları ve Mahmut KAYA, Sait ALIN. Hasan IŞIK, Ziya ÖZCAN, Mahmut ALP, Ali KAYA, Eşref İDE, Temür ÖZTAŞ, Abdullah İLKYAZ, Mehmet TUZ, Rabiya KARABEYESER. Hamit AKAR, Keje KAYA, Ömer ÖLMEZ, Abdurrahman GÜLTEKİN, Cevdet YILMAZ, Hüseyin ALACA, Selim İLHAN ve Ali DEMİR'i öldürdükleri,

33- 25.10.1992 günü saat 10.45 sıralarında Muş İlinden Elazığ İli istikametine jandarma timi muhafazasında gitmekte olan 2561 sefer sayılı posta trenine 229 km.deki tünel girişinde bir grup PKK elemanınca ateş açıldığı, ateşe ateşle karşılık verildiği, PKK elemanlarının önceden trenin raylarını sökmüş olmaları ve raylara patlayıcı madde yerleştirmeleri, trene de roketatarlarla saldırmaları neticesinde tren çeken olan 2 lokomotif ile güvenlik görevlilerinin içinde bulunduğu zırhlı vagon, 3 yolcu vagonu ve 5 yük vagonunun 25 mt. derinliğindeki Murat Nehrine yuvarlandığı, olayda tren makinistleri Ahmet YILDIRIM ile Ali Osman DİLEKÇİ’nin öldüğü, 45 kişinin de muhtelif yerlerinden yaralandığı,

34- 10.08.1993 günü Genç İlçesi Ardıçdibi Köyü Soğan Mezrası yakınlarında yolun güneyindeki tepelere pusu kuran sayısı belirsiz PKK elemanlarının saat 18.00 sıralarında Çaytepe Köyüne yolcu taşımakta olan Ziya ÖZTÜRK yönetimindeki 12 AH 462 plaka Nolu minibüsü uzun namlulu silahlarla tarayarak Tahsin YOLDAŞ, Hamit ARTAR, Ziya ÖZTÜRK, Fevzi ÇABUK, Sait ARI, Gülten ÇAKIRCI, Zehra PEŞMEN ve Nurullah DİNSEVER ile (1) yaşlarındaki Emrah ÖZER’i öldürdükleri,

35- 04.08.1993 günü Bingöl Solhan İlçesi, Bağönü Köyü Kordere mevkiinde 8-12
minibüsü durduran bir grup PKK elemanının araçlarda bulunan Şehmuz KARDAŞ, Mehmet ÜRÜN, Hasan YEŞİLDAG, Mehmet OZİL, Mehmet Salih KILIÇASLAN, Hasan KIZMAZ, Ferzende KARDAŞ, Aşur TURAN. Mirza BUGAN, Mehmet Zeki KARDAŞ. Hayrettin KARDAŞ, Seyfettin ÇETİN, Feyat ÜRÜN, Aydın UZUNKÖPRÜ, Seyfettin ÖZASLAN, Kıyasettin AKYOL’u silahla tarayarak öldürdükleri, (14) vatandaşımızı da yaraladıkları, öldürdükleri ve yaraladıkları şahısların paralarını aldıktan sonra olay yerinden uzaklaştıkları,

http://www.belgenet.com/dava/gerekce03.html
--------------------------------------------------------------------------------

PKK Terör Örgütü’nün Gerçekleştirdiği Eylemlerden Örnekler: (devam)

36- 18.09.1993 günü, Bitlis-Mut karayolunda Köyü Karçunbaşı mevkiinde 5-6 aracı durduran bir grup PKK elemanının araçta bulunanları indirip kimlik kontrolü yaptıkları ve GKK’ları ayırdıkları, bu sırada olay yerine doğru gelen 13 AN 823 plakalı minibüste bulunan GKK’ların durumu anlayarak PKK elemanlarına ateş ettikleri, bunun üzerine PKK elemanlarının da ellerindeki kaleşnikof silahlarla araçlardan indirdikleri şahısların üzerine rasgele ateş ettikleri, Menderes YAŞAR, Ali YALÇIN, Seneddin KANIK, Mehmet Sait ÇELİK, Sebahattin CEYHAN, Bedirhan UYANIK, Muzaffer ALTINKAYA ve Ali YALÇIN’ı öldürdükleri, ayrıca (14) kişiyi yaraladıkları,

37- 07.09.1994 günü Hakkari İli Çukurca İlçesi Köprülü Köyü yolunu kesen bir grup PKK militanının, (10) adet otomobil, (1) minibüs, (1) jeep pikap, (1) adet kamyonu yaktığı, araçlardan indirdikleri Ahmet ACAR, Kasım EDİŞ, Nevzat EDİŞ, Hacı TEKİN, Necati YÜNLÜ isimli vatandaşları tarayarak öldürdükleri, (15) vatandaşı da kaçırdıkları, olay yerine intikal eden güvenlik görevlileri ile PKK grubu arasında sıcak temas sağlandığı, bu çatışmada da Çukurca İlçe Jandarma Komando Bölüğünde görevli Isparta İli Yalvaç İlçesi Cami Mahallesi nüfusuna kayıtlı 1967 doğumlu Erkan APALAK’ın silahla vurularak şehit olduğu,

38- 01.06.1995 günü Kozluk İlçesi Ulaşlı Köyü Tomurcuk Mezrası yakınlarında Kahveci-1 mevkiinde pusu kuran bir grup PKK militanın Ziyaret Beldesine doğru seyir halinde olan 01 EC 590 plaka nolu otobüsü kaleşnikof silahlarla yaylım ateşine tuttukları, PKK elemanlarının ateşi neticesinde şoför koltuğunun arkasındaki ikinci koltukta ve ön sol koltukta oturan kadınlardan Sevim KILIZKAN, Süheyla KANMAZ, Necla KOÇYİĞİT’i öldürerek olay yerinden kaçtıkları,

39- 21.03.1990 günü bir grup silahlı PKK elemanının önceden planladıkları şekilde Şark Kromları Ferro Krom Müessese Müdürlüğü elemanlarını taşıyan müesseseye ait araçların önüne pusu kurdukları, Palu İlçesi Kayaönü Köyü hudutları içindeki Küçükseri Tepesinde durdurdukları, müessese müdürü ile diğer personeli araçlarından indirdikten sonra şahısların arasından seçtikleri müessese müdürü Metin ÇAKIR, Bülent FİDAN, Orhan YELER, Fethi Mehmet BAKAR, Selim ŞAHİN, Aydın İNCEOĞLU, Hüseyin YEĞENOĞLU, Mehmet Zeki ÖZÇELİK’i silahlarıyla tarayarak öldürdükleri, müessese müdürlüğüne ait araçları yaktıkları, olay yerine ''PKK'' ve ''ERNK'' imzalı bildiri bıraktıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları,

40- 11.09.1992 günü saat 19.40 sıralarında ellerinde uzun namlulu silah, roketatar ve lav silahları bulunan PKK grubunun Kozluk İlçesi Yanıkkaya köyü yakınlarında bulunan Shell/Mobil Şirketi’ne ait Mobil 32 nolu sondaj kuyusu ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına ait 103 Toplama Kampına baskın düzenlediği, 103 Toplama Kampında tanker kamyonu, jeneratör ve karavanı yaktıkları, Mobil 32 nolu sondaj kuyusunda işçi ve mühendisleri ayırdıktan sonra her birinin üzerine tek tek ateş ederek, mühendisler Ahmet Hakan YILMAZ, Hakan BAYLA ve Mustafa YELKENCİ’yi öldürdükleri, Ahmet ŞENYİĞİT, Hasan ZENGİN, Mustafa OĞUL ve Ahmet ŞAHBİLMEZ’i yaraladıkları,

41- 23.10.1993 günü, 5 silahlı PKK elemanının Muhittin GÜÇ isimli şahsa ait 12 AE 308 plaka nolu kamyonu gasp ettikleri, gasp ettikleri kamyonun kasasında gizlenerek Kiğı Günlük Köyü yol ayrımındaki kil ocağına kadar geldikleri, kil ocağında araçtan inerek işçileri bir araya topladıkları ve üzerlerine yaylım ateşi açarak Özer ÇAKMAK, Sezgin BİNGÖL, Eşref YILDIZ, Mustafa Necati AKSAÇ, Ömer NAMA, Abdurrahman BAĞCI, Yusuf KILIÇ, Mustafa NAMA, Abdussemet AVCI ve Muhittin ÜSTÜNKAYA’yı öldürdükleri, Rıdvan ADA ve Yahya GÖÇER’i yaraladıkları,

42- 21.09.1996 günü saat 22.30 sıralarında Alacakaya İlçesi Etibank Şark Kromları Kef İşletmesine el bombası ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun özel güvenlik görevlileri Eyüp ÇELİK, Suat ÇETİN, Davut EŞ, Mansur SÖNMEZ ile Yılmaz GÜN’ü öldürdükleri, İşletmeye ait iş makinaları, yazıhane ve yatakhaneleri tahrip ettikleri,

43- 30.06.1996 günü saat 17.40’ta elbiselerinin içine bomba yerleştiren Zeynep KINACI isimli PKK elemanının Tunceli İli Cumhuriyet Meydanında bayrak merasimine katılan Merasim Kıtasının içine hızla daldığı ve evvelce vücuduna yerleştirdiği bombayı infilak ettirdiği, olayda PKK elemanı Zeynep KINACI’nın kendisi ile birlikte Astsubay Önder YAĞMUR, Er Celal ATIL, Er Yusuf YILDIRIM, Er İbrahim SEVER, Er Ahmet YAYMAN’ın öldüğü,

44- 17.11.1998 günü saat 09.00 sıralarında Yüksekova İlçesi İlçe Jandarma Komutanlığı önünde Van iline gitmek için hazırlanan askeri konvoy arasına giren Fatmi ÖZEN isimli PKK elemanının çantasına yerleştirdiği parça tesirli bombayı infilak ettirdiği, bombanın infilak etmesi sonucu Astsubay İrfan TÜRKER’in şehit olduğu, Jandarma Astsubay Uğur AKYOL, Astsubay Çavuş Adem CEYLAN, Mustafa DUGARLI ile Yüksekova ilçesinden İbrahim DİCLE ve Hüseyin KANAT’ın yaralandıkları,

45- 14.04.1990 günü Elazığ Arıcak İlçesi Bükardı Köyüne gündüz saatlerinde silahlı baskın düzenleyen bir grup PKK elemanının köyün ilkokuluna gittikleri, öğretmenleri bir odada topladıktan sonra öğretmenlerin eşlerini de getirdikleri, öğretmenlerin eş ve çocuklarını müdür odasına aldıktan sonra sınıflardan birine öğretmenleri ikişer ikişer oturttukları, bir müddet konuşma yaptıktan sonra silahlarıyla üzerlerine ateş ederek öğretmen Sebahattin KURTULUŞ, eşi Hikmet KURTULUŞ, öğretmen İzzet YÜKSEL, öğretmen Ahmet BEKAR ve öğretmen Bayram YEŞİL’i şehit ettikleri,

46- 23-24.06.1993 günü gece saatlerinde Tunceli İli Meşeyolu Köyüne gelen silahlı bir grup PKK elemanının köy ilkokulu lojmanlarında kalan okul Müdürü Hamza ÇETİN ile Okul Öğretmeni Erkan AYDIN’ı kaleşnikof silahla ateş etmek suretiyle öldürdükleri, okul lojmanlarından birini ve okulu tamamen yaktıkları, bir lojmanı da tamamen tahrip ettikleri,

47- 07.10.1993 günü saat 17.50’de Tunceli İli Pertek İlçesi Pirincik Köyüne gelen 5 silahlı PKK elemanının köy okuluna 15 mt. mesafede olan bekar öğretmenlerin kaldığı lojmana girdikleri, konuşmak için geldiklerini söyleyerek öğretmenleri bir odaya topladıktan sonra evli öğretmenleri, okul müdür yardımcısı ve okul müdürünü de girdikleri lojmana çağırdıkları, okul müdürü o sırada bir başka köyde hasta ziyaretine gitmesi sebebiyle bulunamadığı, diğer evli öğretmenler ve okul müdür yardımcısının bekar öğretmenlerin kaldıkları lojmana geldikleri, PKK elemanlarından biri öğretmenlere 5 dakika kadar süren bir konuşma yaptıktan sonra okul müdür yardımcısı Ali Galip TUTAR'ı ekmek almak bahanesiyle 2 PKK elemanının nezaretinde evine gönderdikleri, Ali Galip TUTAR'ı gönderdikten 5 dakika sonra kalan 3 PKK elemanının kaleşnikof ve G-3 silahlarıyla odada kalan öğretmenleri yaylım ateşine tuttukları, öğretmenler Fevzi KATAR, Taşkın ŞENGEN, Ünal ATLI, Orhan BAKIŞ’ı öldürdükleri, Cemal ÜNLÜ’yü ağır yaraladıkları,

48- 11.09.1994 günü saat 22.15 sıralarında kalabalık bir PKK grubunun Tunceli İli Mazgirt ilçesi Darıkent Beldesine baskın düzenlediği, beldede bulunan Jandarma Karakolu’nu yoğun ateş altında etkisiz hale getirdikten sonra beldenin PTT ve belediye binalarına, sağlık ocağına girdikleri, PTT binasında bütün eşya ve evrakı yaktıkları, belediye binasının bütün kapı ve pencerelerini kırdıkları, sağlık ocağı içinde yangın çıkardıkları, ocakta bulunan sağlık malzemelerini aldıkları, Darıkent Beldesi İlköğretim Müdürlüğünde görevli öğretmenler Ali İhsan ÇETİNKAYA, Metin KAYNAR, Buminhan TEMİZKAN. Mustafa KARINCA, Rüstem ŞEN ve Vedat İNAN’ı evlerinden çıkardıktan sonra kaleşnikof silahla tarayarak öldürdükleri, sağlık memurları Mesut DEMİRTAŞ, Kazım KILIÇ ve Hüseyin VURAL’ı kaçırdıkları, ilköğretim okulunun bir kısmını yaktıkları,

49- PKK elemanları Sakine DONMEZ ile Atilla KAYA’nın, örgütün Ege Bölgesinde turistlere yönelik bombalı eylem yapma kararı alması üzerine önceden hazırlanan ve yanlarına verilen 5 adet zaman ayarlı savunma tipi el bombasıyla turist görünümünde Fethiye’ye geldikleri, Fethiye’de Çoban Pansiyonu’na yerleştikten sonra 21.06.1994 günü Yat Limanı yanındaki Çay Bahçesinde önceden meyve suyu kutusu içine yerleştirdikleri zaman ayarlı el bombasını naylon torbayla oturdukları masanın demirine astıkları ve olay yerinden uzaklaştıkları, bombanın patlaması sonucunda çay bahçesinde bulunan içlerinde 7’si Alman ve İngiliz vatandaşı turist olan 13 kişinin yaralandığı,

50- Fethiye İlçesindeki eylemi gerçekleştiren Sakine DÖNMEZ ve Atilla KAYA’nın ertesi günü Marmaris ilçesine gittikleri, 22.06.1994 günü saat 14.30’da Atilla KAYA’nın Belediye Halk Plajı’ndaki, Sakine DÖNMEZ’in Abdi İPEKÇİ Parkı’ndaki çöp bidonlarına zaman ayarlı el bombalarını yerleştirdikleri, çöp bidonlarına konan bombaların infilak etmesi sonucu parklarda bulunan 11 kişinin çeşitli yerlerinden yaralandık1arı, yaralananlardan 4’ünün İngiliz vatandaşı turist olduğu, Joanna GRIFFITHS isimli yaralı İngiliz turistin sonradan öldüğü,

51- 17.09.1995 günü saat 09.55’te PKK elemanları Mehmet Nuri ÖZEN, Hasan AŞKIN ve Fesih YAVAŞ’ın İzmir Gaziemir’deki TANSAŞ Mağarasının çok yakınında bulunan çöp bidonuna yerleştirdikleri saatli bombanın patlaması sonucu Muzaffer YILDIZ, Veli EREFE, Sefer AĞLAR, Selami SAYILIER, Nadir SAKALLIOĞLU’nu öldürdükleri, 28 kişinin yaralandığı, çevrede bulunan ağaçların hasar gördüğü, Mehmet Nuri ÖZEN ve Hasan AŞKIN’ın Yunanistan’da Atina’ya 5-6 saatlik mesafesi olan Yunan Devletinin himayesindeki PKK Kampında askeri eğitim gördükleri, eğitimlerini bilhassa bomba yapma üzerinde yoğunlaştığı, eğitimlerinin bittiği 1995 yılı ağustos ayı ortalarında kamp sorumlusu Yılmaz- Zuhal (K) tarafından İzmir’deki turistik tesislere eylem düzenlemek üzere Hasan AŞKIN’la birlikte Türkiye’ye gönderildikleri, Türkiye’ye gönderildikten sonra arkalarından gelen Doğan (K)la birlikte eylem düzenlemeye elverişli yerleri araştırdıkları, Gaziemir’deki TANSAŞ Mağazasına turistlerin ve askerlerin de geldiğini tespit ettikten sonra burada eylem yapmayı kararlaştırdıkları, TANSAŞ Mağazası yanındaki bombayı Doğan (K)’la birlikte hazırladıkları, hazırladıkları bombayı Hasan AŞKIN’ın çöp bidonuna yerleştirdiği, bombayı yerleştirmek için olay yerine Feshi YAVAŞ’la birlikte geldikleri,

52- 3/118 Jandarma Sınır Tabur Komutanlığı 9. Bölüğe bağlı ve Andaç Köyü Serin
Mahallesinde konuşlandırılan Serin Jandarma Takımına 25.10.1985 günü gece saatlerinde silahlı baskın düzenleyen 50-60 kişi kadar oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun, Jandarma erlerinden Ahmet BURSA, İsmail DEMİRBAŞ, Halis ARINIĞ, Ali TÜRKER, Nihat ÇELEBİ, Beytullah ALIÇ, Ömer KARA, Celal ÇAMBEL, Ramazan ÇELİK’i şehit ettikleri, Nihat EMİROĞLU ve Muammer KAFKAS’ı yaraladıkları, şehit ve yaralıların silah ve mühimmatlarını da gasp ettikten sonra gece karanlığından da yararlanarak olay yerinden uzaklaştıkları,

53- 04.08.1991 günü saat 04.30 sıralarında Hakkari İli Şemdinli İlçesi hudutları içinde bulunan 1/118 Sınır Tabur Komutanlığına bağlı Samanlı Karakolu’na baskın düzenleyen 150-200 kişilik bir PKK grubunun, karakolda görevli Jandarma Onbaşı Bekir ÖZAYDIN, Er Sedai ÖZER, Er Hasan TARIM, Er Yüksel KARACA, Er Mustafa HİÇYILMAZ, Er Mustafa GEDİK, Er Durak AÇIKGÖZ, Er Sait Ahmet APAK, Er Erdal ÇOBAN, GKK Baki YALÇIN’ı şehit ettikleri, 7 eri kaçırdıkları, toplam 9 subay, astsubay ve eri yaraladıkları,

54- 25.10.1991 günü saat 04.45 sıralarında 10. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığına baskın düzenleyen ve 200 kişi oldukları tahmin edilen silahlı PKK grubunun, Sınır Bölük Komutanlığının emniyetini sağlamak için tepelerde mevzilendirilmiş timlerinde görevli erler Necati ÇİÇEK, Mehmet ÜNAL, Duran OKÇU, Ali AKDOĞAN, Savaş GEDİK, Ali ERDOĞAN, İdris DEMİRTAŞ, Yılmaz KABAK, Ali ERDEM, Hasan YAĞLIGİRDİ, Necdet AYHAN, Cengiz SABUNCU, Hüseyin ALBAŞGİL, İsmet ÖZDEMİR, İsmail AKDUMAN’ı şehit ettikleri, Asteğmen Bilal ÇAKIRCALI, Çavuş Feyyaz BİLGİÇ, Erler İlhan ÜNALAN, Hasan KARASAKAL. Mahmut GÖKALP, Salih DEMİR, Habip KOÇER, Bayram SELEK, Faruk GÜNEY, Sadık KOCA’yı yaraladıkları,

55- 24.05.1993 günü kalabalık bir silahlı PKK grubunun Bilaloğlu Köyü yakınlarında Çevrimpınar yol ayırımında Elazığ-Bingöl karayolunu kestikleri, durdurdukları araçlarda bulunan yolcuları indirdikten sonra izinden dönen ve kıtalarına gitmekte olan erbaş ve erler Ramazan AKKAYA, Mehmet ÖZTÜRK, Ertan KAÇAR, Hüseyin ÇELİK, Mustafa YILMAZ. Nihat ODABAŞI, Ercan ÇOBANOĞLU, Uğur BOZACI, İbrahim ERTAN, Hasan GÜLTUTAN, Haydar ASLAN, Mevlüt ÖZKAN, Şenol CANSIZ, Aydın KUZEY, Mustafa KOÇANOĞLU, Mustafa SARIGÖZ, Cavit YAMAN, Ali ARAR, İlyas UYAR, Murat MENTEŞ, Ahmet ARAR, Hilmi ŞAHİN, Şeref TAY, Adem ZÖNGÜR, Baki UMUTLU, Murat ELİBOL, Mehmet TURA, Ahmet APAK, Hikmet ÖZDEMİR, Turgut ERGUL ile öğretmenler Mehmet BİROL, Abdullah KABA, Selahattin ASLAN ve Güzel DOĞAN, Sisi ÖZDEMİR, Erdal AKBAŞ isimli vatandaşları şehit ettikleri,

56- 15.09.1993 günü Van İli Çatak ilçesi Kanalga Karakoluna baskın düzenleyen kalabalık bir grup silahlı PKK elemanının, karakolu korumak için 2 km. mesafedeki 2053 rakımlı tepe ile bu tepenin kuzeyindeki rakımsız tepede pusuya yatan timlerde görevli Uzman Jandarma Çavuş Mete SARAÇ, Jandarma Onbaşı Yılmaz GÖKÇEN, Jandarma Onbaşı Ramazan ÇAKIR, Jandarma Onbaşı Murat ÖZÇELEBİ, Jandarma Er Selahattin TOKAT, Jandarma Astsubay Çavuş Ali UĞUR, Jandarma Er Cuma YILDIZ, Jandarma Er Satılmış TAŞDELEN, Jandarma Er Zeki CANER, Jandarma Er Muammer KARACAER, Jandarma ER Ali ÇAKIR, Jandarma Er İhsan AVŞAR’ı şehit ettikleri ve silahlarını gasp ettikten sonra kaçtıkları,

57- Eruh Dağdöşü Köyünde konuşlanmış bulunan Jandarma Komando Bölüklerinin emniyetini sağlamak amacıyla çevreye çıkardığı timlerine 09.11.1994 günü saldırı düzenleyen kalabalık bir PKK grubunun, timlerde görevli komando erler Fahrettin ENGİN, Atilla ÖZTÜRK, Veli KARA, Halim ÇİMEN, Mehmet ÖZEN, Ayhan ÖZAY, Şamas AYTAÇ, Muharrem ÇAKIR, Kurabey YILDIRIM, Yaşar SOYTÜRK, Faik ALKAN, Ercan AYGUN, Erol KAKIŞIN, Cevahir ÇELİK, Mustafa ALTINTAŞ’ı öldürdükleri, 13 komando erini de yaraladıkları,

58- 15.06.1995 günü saat 23.00 sıralarında Şemdinli ilçesi Ortaklar Köyü hudutları içinde bulunan Jandarma Karakoluna baskın düzenleyen 400 kişilik silahlı PKK grubunun karakolda görevli jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Ekrem KAYAR, Jandarma Astsubay Çavuş Vedat ÖZAYAR, Jandarma eri Ali ÇELİK, Jandarma Eri Engin ÇİL, Jandarma Eri Halil TATLI, Jandarma Eri Ali AKYOL, Jandarma Eri Hasan ÇELİK, Jandarma Eri Arif MEYDAN, Jandarma Eri İrfan ÖNCEL, Jandarma Eri Sadık ŞİŞMAN, Jandarma Eri Mehmet ÇADIRCI, Jandarma Eri İlimder ATASOY, Jandarma Onbaşı Ali SIJYABATMAZ, Jandarma Eri Mehmet DEMİR, Jandarma Eri Mehmet ÖZTÜRK’ü şehit ettikleri; Jandarma erleri Mehmet SIKILGAN, İsmail BAŞARAN, Hakan PUSAT, Ramazan ÇELİK, Tuncay KAVAKLIOĞLU’nu kaçırdıkları, Jandarma Erleri Halil KAYACI, Şahin KILIÇ, Yavuz KIRMIZIYÜZ, İrfan TOPÇUOĞLU, Hulusi ERDOĞAN, Özkan ADIŞANLI’yı yaraladıkları,

1995 yılında yapılan V. Kongre’de örgütün Karadeniz ve Toroslar Bölgesi’ne açılması kararını alması üzerine silahlı faaliyetlerin bu bölgelere taşındığı ve;
1- 26.05.1997’de Tokat Kurtuluş Un Fabrikası’nı basan bir grup PKK'lının 3 kişiyi öldürdüğü,
2- 07.06.1997 tarihinde Tokat Niksar İlçesi Gökoluk Köyü yakınlarında bulunan PTT'ye ait radyolink istasyonuna saldırıldığı,
3-27.07:1997 tarihinde Almus İlçesi Ceget Kasabası çıkışında askeri araca silahla saldırıldığı,
4- 30.08.1997 tarihinde Reşadiye İlçesi Bostankolu Köyü’nde yol çalışması yapan araçların yakıldığı,
5- 14.10.1997 tarihinde Reşadiye İlçesi Sazak Yöresi’nde jandarma timine pusu kurularak 4 askerin şehit edildiği, 1 askerin yaralandığı,
6- 30.11.1997 tarihinde Almus İlçesi Kızıldere Köyü civarında sayımda görevli askerlere ateş açıldığı,
7- 20.11.1997 tarihinde Almus İlçesi Çiftlik Köyü Arut Yaylası’nda güvenlik kuvvetleri ile silahlı çatışmaya girildiği,
8- 15.07.1997 tarihinde Almus İlçesi Bakımlı Köyü Kızıliniş Mevkiinde karayolu kesilerek yolcuların eşyalarının gaspedildiği,
9- 14.12.1997 tarihinde Niksar İlçesi Alpaören Köyü Fatlı Mevkiinde bulunan Mimsan Kireç Sanayi’ne baskın yapıldığı,
10- 06.07.1998 tarihinde Niksar-Akkuş karayolu kesilerek bir otobüs yakılıp, içinde bulunan Ünye İlçesi Cezaevi 2. Müdürü Mustafa ERYILMAZ’ın öldürüldüğü,

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın, PKK'nın Kongre ve Konferanslarına sunduğu raporlar ile buralarda alınan kararlarla ve çeşitli basın, yayın kuruluşlarına verdiği beyanlarla, yazdığı yazılar ve kitaplarla, örgüt elemanlarını eylem yapmaya sevk ettiği, yukarıda örnek verilen eylemlerin birçoğunun emrini bizzat verdiği, böylece üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde sözde Kürdistan Devleti kurmak amacıyla kurup örgütlediği silahlı çete niteliğindeki PKK terör örgütünü, aldığı kararlar, verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek; Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf suçu işlediğinden bahisle 2845 Sayılı Yasanın 9 ve 20. maddelerince yargılanarak, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmış, bu dava da önce mahkememizin 1999/63 Esas sırasına kaydedilmişken, 29.04.1999 gün ve 1999/63-52 sayılı kararla, mahkememizin 1999/21 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. (Kl-88)

Böylece sanık hakkında aynı suçtan açılan 4 ayrı kamu davası, aralarında mevcut şahsi ve hukuki irtibat nedeniyle CMUK'nun 2-3-4. maddeleri uyarınca mahkememizin 1999/21 Esas sayılı davası ile birleştirilerek; yargılama bu dosya üzerinden yürütülüp sonuçlandırılmıştır.

http://www.belgenet.com/dava/gerekce04.html

--------------------------------------------------------------------------------

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
GEREKÇELİ KARAR-II


GEREKÇELİ KARAR (5)

2- Esas Hakkında Mütalaa
Yazılı olarak hazırlanıp 08.06.1999 günlü oturumda, DGM.C.Başsavcısı Cevdet VOLKAN tarafından okunarak sunulan esas hakkındaki mütalaada;

Sanık hakkında açılan son davaya ait 26.04.1999 gün ve 1997/514 Hz, 1999/98 Es., 1999/78 nolu iddianamede, sanığın başında bulunduğu PKK terör örgütünün kuruluşu, amacı, programı, stratejisi, yapılanması ve genel faaliyetleri ile gerçekleştirdiği eylemler ve bunların nitelikleri, hukuki değerlendirilmesi konularında geniş bilgi verildiğinden tekrarında yarar görülmediği, bu nedenle sanığın değişik aşamalardaki savunmaları ve yargılama sırasında ortaya çıkan fiili ve hukuki durumu değerlendirilerek esas hakkındaki mütalaanın hazırlandığı,

Sanığın 31.05.1999 günlü oturumdaki sorgusunda, iddianamede belirtilen ve kendisinin verdiği talimatlar üzerine örgüt elemanları tarafından gerçekleştirilen bütün eylemlerden 1. derecede sorumlu olduğunu, hatta ölümlerin iddianamede belirtilenden daha da fazla olması gerektiğini, 01.06.1999 günlü oturumda da hazırlık soruşturması sırasında Jandarma ve DGM C.Savcılarınca alınan ifadeleri ile Ankara DGM Yedek Hakimliği’nce tespit olunan, ilk savunmasının doğru olduğunu,, herhangi bir baskıya maruz kalmadan serbest iradesiyle verdiğini kabul ettiği, yine mahkeme başkanlığına sunduğu yazılı savunmasının 69. sayfasında PKK örgütünün eylemlerindeki sorumluluğunu açıkça ikrar ettiği,

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın 22.02.1999 günü DGM.C.Savcılığı’na verdiği ifadesinde “PKK örgütünün kurucusu olduğum doğrudur. Yine bu örgütün önderliğini yaptığım, benim önderliğimde Türkiye toprakları üzerinde silahlı bir mücadele başlattığım da doğrudur. Başlangıçta gerçekten Kürdistan Devleti kurmak gibi bir kavramımız da vardır. Bu da doğrudur. Ancak gelişen süreç içerisinde müstakil bir Kürt Devleti kurmak değil de Kürtlerin de Cumhuriyetin kuruluşunda rol almış bir halk olarak özgür olduğu bir ortam içerisinde birleştirilmesi sonucuna vardım. Bu temelde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel özgürlüğünü elde etmiş olarak birarada yaşayabileceğimiz sonucuna vardım.” dediği,

Kendi isteğiyle ikinci kez verdiği 03.04.1999 günlü ifadesinde de;

''...bildiğiniz gibi PKK'nın da kurucusu benim, PKK kurulurken programını da yaptık. 0 zaman Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan kavramı da vardı. Marksist temele dayalı yeni bir sistem getirecektik. Ancak değişen olaylar ve zaman, bize bu programın hayali olduğunu gösterdi... Kürt Devleti kurmanın mümkün olamayacağı ilmen de sabittir, gerekli de değildir. Mevcut Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde de demokratik ortamda her şeyin gerçekleşmesi mümkündür. Ben bu sonuca yardım.” dediği,

Hazırlık tahkikatı ile son tahkikat aşamasındaki ifadelerinde: Silahlı çete PKK'nın kurucusu ve yöneticisi olarak eylemlerinden birinci derecede sorumlu olduğunu kabul ettiği, ancak 1990’lı yıllardan itibaren aynı sınırlar dahilinde demokrasiyi geliştirerek sınırlara hiç dokunmadan geliştirilecek bir çözümün daha gerçekçi olduğunu gördüğünü, kısaca 70’ler programını bırakıp yeni bir programa ulaşması gerektiğini kavradığını, “Pratiğim yakınen incelenirse şu çok açık görülecektir ve kitap dolusu belgelerle kanıtlanacaktır. En iyi anlamlı ve mümkün olan özgürlük ve bağımsızlık bu yer Kürdistan da olsa ancak Türkiye’nin genel Misak-ı Milli sınırları içerisinde mümkündür. Bilimsel olarak kanıtlamak zor değildir. Ayrılmış bir Kürdistan bitmiş ve bir gücün kuklası, işbirlikçilerin malikanesinden öteye gidemeyecek bir Kürdistan'dır. Ayrılmış bir Kürdistan halkın değil, yabancı ve işbirlikçilerin olabilir, ki bu ağırlıklı olarak hayaldir. Ancak çıkar güçlerinin oyunu olarak sık sık tekrarlanır. Tarih bütün oyunların isyanlarda nasıl oynandığını, asıl felaketleri halkın yaşadığını çok iyi ortaya koymaktadır. Kendi isyanımızda da bunu gördük. Tarihin en kritik dönemlerinde bu oyunlar oynanmıştır. Çözümsüz kaldığında başarıyla oynanmıştır da. 0 halde sorunu kendi ellerimizle çözmek, oynamak isteyenlere karşı kendi güçlü silahımız haline getirmektir. Bizzat tecrübemiz buna en iyi kanıt oldu. 0 halde ilk defa özgür irade ile gerçekleştireceğimiz bu kardeşlik çözümü yeni bir tarihi süreç olacak derken haklıyız. Kendi yargılanmamı olumlu barışın gerekçesi yapmak en temel demokratik idealimdir. Savunmanı temelde bu amaçla bağlantılıdır.” gibi görüşlere yer verilmişse de;

Sanık Abdullah ÖCALAN tarafından yazılan “Kürdistan’da Zorun Rolü” isimli kitapta “...Kürt halkı kurtuluş mücadelesini bazı alanlarda eylem biçimleri ile sınırlayamaz.”,

Sanık tarafından V. Kongre’ye sunulan politik raporda “1993’te biraz da geçiş arzeden o
dönemi bir ateşkes ile lehimize çevirmek istedik ve bu çok önemli bir adımdı. Hiç olmazsa bunu fırsat bilirler, canlanırlar diye düşündük. Aslında biraz da hem uzun soluk alma, hem de hazırlık yapma imkanı idi. Bazıları bu hazırlığı yaptı ama yine komuta yapılınca bu layıkıyla değerlendirilemedi.”

Yine PKK parti önderliği adı altında 08 Ekim 1998 tarihinde tüm partililer ve ARGK. savaşçılarına gönderdiği telsiz emrinde ateşkesle ilgili “Çoğunuz görev alacaksınız, görev bu temelde olabilir. Tabi düşmanın kısa bir süre için şöyle bir hedefi de var, kök kazımaktan bahsediyor... Bizim bunlara misilleme hakkımız makbuldür. Yani kendimizi iyi düzenleyerek bu 10 kat değişmiş, dönüşmüş bir temelde cevaplandırma görevimiz var. Biz ateşkes olayını tek taraflı da olsa düzenlemeyi sadece biraz daha hazırlık düzeyimiz, siyasi, diplomatik olarak da hamle imkanı kazanmak için yaptık, bu başarılı olmuştur, ama yetersizdir, daha da yapılacak işler vardır, düşman bunları bilerek çok sert davranıyor.”

Sanık tarafından 16.10.1998 tarihinde sözde Botan Eyalet Sorumlularına verilen telsiz talimatında “‘Nasıl ki Ankara’dan çıkış partileşme anlamına geldi ise, yine Ortadoğu’ya açılıp bir ordulaşma başarıldıysa, Uluslar arası alanda fazlasıyla açılmak kesinlikle devletleşme anlamında ciddi bir adım olarak değerlendirilmelidir. İnanıyorum ki yeni dönem bundan epey güç olacaktır. Gerilla tarzında yenilik ustalık en etkili cevabı verecektir.” şeklindeki sözlerle asıl niyetini ortaya koyduğu, keza sanık tarafından 1995 yılı içerisinde Hatay Alan Komutanı’na verilen telsiz talimatında “... şimdi onlara özgün yaklaşırsınız, yani zaten dostane ilişkilerimizi söylersiniz ve mutlaka kazanmaya çalışırsınız, fakat faşist Türk kesimini de yıldırırsınız sanırım. Sanırım o başlangıçta yaptığınız eylemler önemli, fakat genelleştirmemek kaydıyla. 0 yoksulları kazanın fakat tehlikeli olan ele başları da ezin. Tabii hiç acımadan çıkarlarını darbeleyen ve yine dediğim gibi bu arada zengin bir alan aslında. Birçok şeyini de haraca bağlayabilirsiniz o zenginlerin, bundan sonra hissederlerse epey gelir imkanınız da artar.” şeklindeki sözlerle örgüte gelir sağlamada karşı gelenleri yıldırma ve sindirme amacıyla acımasızlığını sergilemesinin dikkat çekici olduğu, bu nedenlerle sanığın savunmasında samimi olmadığı, silahlı çete PKK'nın kuruluş amacı olan müstakil Kürdistan’ı kurmak idealinden vazgeçmediği, bunun için koşulların oluşumunu bekleyip daha uygun bir ortamın yaratılması fırsatını kolladığı, tek taraflı ateşkes ilan etmesinin örgütün biraz daha iyi hazırlanması, siyasi ve diplomatik hamle imkanının kazanabilmesine yönelik olduğunu, bu itibarla sanığın içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için çaba sarf edip samimi olmayan ifadelerde bulunduğunu,

Silahlı çete PKK'nın bir terör örgütü olduğunu, yurtiçinde ve özellikle yurtdışında uyuşturucu ticareti yapanlarla sıkı bir ilişki içerisine girerek gelir temininde onları aracı olarak kullandığını, uyuşturucu ticaretinden pay ve haraç aldığını, bu terör örgütünün bütün Kürtleri temsil ettiğinin gerçeklerle bağdaşmadığını, duruşmalarda dinlenen kimi müdahiller ile müdahil vekillerinden Av. Kazım AYAYDIN’ın da ifadelerinde Kürt kökenli Türk vatandaşı olduklarını ve Türkiye’de Kürt-Türk ayırımı yapılamayacağını, Türk ve Kürt’ün iç içe yaşadığını vurguladıklarını, PKK'nın suni olarak Türk ve Kürt ayrılığı yaratmaya, millet ve vatan bütünlüğünü bozmaya çalıştığını, oysa sanığın da ifadelerinde vurguladığı gibi 11. asırdan itibaren Türk’ler ile Kürt’lerin birlikte yaşamaya başladıklarını, birçok Türk boyunun Kürt boyları arasında eridiğini, bu itibarla iki halk arasında tabii bir kültür erozyonunun yaşandığını, kan bağının oluştuğunu, PKK çetelerine karşı savaşırken şehit düşen Kürt asıllı vatandaşların sayıca daha fazla olduğunu, PKK'ya karşı mücadele veren güvenlik kuvvetlerimizin yanında yer alan geçici köy korucularının Kürt asıllı vatandaşlar olmasının da dikkate değer olduğunu,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Kürt’lere baskı yapılmadığını, inkar politikası güdülmediğini, 1925’te patlak veren Şeyh Sait İsyanı'nın dahi devletten ayrılmayı hedeflemediğini, saltanat ve hilafetin geri getirilmesini amaçladığını, devlete karşı başlatılan silahlı bir hareketin güç kullanılarak bastırılması, isyan edenlerin de cezalandırılmasının uluslararası hukukta kabul edilmiş bir kural olduğunu,

Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde benimsenip Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nca da kabul edilen Misak-ı Milli’nin bir maddesinde; Mondros Mütarekesi’nin imzaladığı 30 Ekim 1918 günü mütareke sınırları içinde dinsel, kültürel amaçlı ve amaç bakımından birlik oluşturmuş ve birbirlerine saygı ve fedakarlık duyguları ile dolu ırki ve toplumsal haklarıyla coğrafi konumlarına bütünü ile saygılı ve fedakarlık duyguları ile dolu Osmanlı İslam çoğunluğunun yerleşik bulunduğu bölümlerin tamamının gerçekte veya yasal olarak hiçbir nedenle ayrım yapılması mümkün olmayan bir bütün olduğunun kabul edildiği, İstiklal Savaşı’nda Misak-ı Milli’nin bu hükmünün aynen benimsendiği, İstiklal Savaşı iyi incelendiğinde Atatürk’ün Misak-ı Milli’nin çizdiği sınırları içinde yaşayan halkın tamamını bir bütün olarak gördüğü, bölgesel güçleri birleştirmeye çalıştığı ve düşmana topyekün milletin gücüyle karşı koymaya çalıştığının görüleceği,

Amasya genelgesinde; ''Milletin bağımsızlığını yine milletin kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.”, Erzurum Kongresi’nde ; “Trabzon ile Canik sancağı ve doğu illeri adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Elazığ, Van, Bitlis ve bağımsız livaların hiçbir sebeple, bahane ile birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğu,”, Sivas kongresinde ise, “Bütün yurttaki Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri birleştirilmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafa-ı Hukuk Cemiyeti adı altında kurulmuştur. Erzurum Kongresi’nde kararlaştırılan her türlü müdahaleye karşı toptan direnme kararı perçinlenmiş, Mondros Mütarakesi sırasında sınırlarımız içerisinde kalan ve ezici İslam çoğunluğu tarafından yerleşik Osmanlı ülkesi sınırları birbirinden ve Osmanlı camiasından bölünmesi mümkün olmayan ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Adı geçen ülkelerde yaşayan bütün islami unsurlar birbirlerine karşı saygı ve fedakarlık duyguları ile dolu ve ırki, toplumsal ve coğrafik haklarına bütünü ile saygılı özkardeşlerdir.” şeklindeki hükümlere yer verilerek, kurulacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ırk esasına dayandırılmamasının amaçlandığını, bilahare ırk esasına dayanmama prensibinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında da aynen muhafaza edildiğini,

PKK tarafından başlatılan terör eylemlerinin bir bağımsızlık hareketi olarak kabul edilemeyeceğini, çünkü kendi toprakları üzerinde egemenlik iddiasında bulunan güçlerle savaşmanın ancak bağımsızlık mücadelesi sayılabileceğini, oysa PKK terör örgütünün hedef olarak gösterdiği toprak parçasının Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altında bulunduğunu, ayaklanma, başkaldırı ya da isyan şeklini alan bu hareketin devlet güçlerine yöneltilerek devletin otoritesini zayıflatmayı, sonuçta ülke topraklarını ve millet bütünlüğünün parçalanmasını, zayıflatmayı, sonuçta ülke topraklarını ve millet bütünlüğünün parçalanmasını amaçladığını, bu açıdan bu eylemlerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesindeki “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” ilkesi, 14. maddesinde belirtilen hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmaması hükmü ile bağdaşmadığını ve tümü ile TCK'nun 125. maddesinde müeyyidesini bulan devletin birliğini bozmağa veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya kalkışmak suçunu oluşturduğu, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerine göre PKK'nın bir terör örgütü, mensuplarının da terör suçlusu sayılacağını, uluslararası hukukta da terörizmin her koşulda yasaklanıp ciddi bir insan hakları ihlali olarak kabul edildiğini, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’de, sonuçta terör suçlarının insanlık suçu olarak kabul edildiğini, 1989 AGİK Viyana Kapanış Belgesi, 1990 Paris Şartı, 1992 Helsinki Bildirisi ve 1993 Viyana İnsan Hakları Dünya Konferansı Deklarasyonunda terör suçlarının ve bu suçlara katılan ülkelerin kınanacağı, hiçbir şart altında teröre hak verilmeyeceği, devletlerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünü ihlal eden faaliyetlere karşı savunmada işbirliği yapılacağı, terörün her ülkede suç sayılacağı, terör tehdidinin ortadan kaldırılması için işbirliği yapılacağı hususlarında karşılıklı anlaşmaya varıldığı, bu bakımdan gerek ulusal ve gerekse uluslararası hukuk açısından sanık Abdullah ÖCALAN’ın terör suçu sanığı olduğu, Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre savaş suçlusu statüsü verilmesi yönündeki istemlerin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığı, PKK'nın başlattığı ayrılıkçı-terör eylemlerini önlemek, mensuplarını yakalandığında yargılamak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel görevi olduğunu, PKK'ya uluslararası anlaşmalara göre bir taraf statüsü tanınmasının mümkün olamayacağını,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin insan haklarına saygılı, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu, bölge ve ırk ayırımı yapılmaksızın, konuştuğu dile bakılmaksızın herkese yasaların eşit şekilde uygulandığını, Anayasa ve Yasaların tanıdığı hak ve özgürlüklerden herkesin yararlandığını, nitekim Anayasa’nın 10. maddesinde bu ilkenin yer aldığını,

PKK terör örgütünü fiilen kuran, gizli ve açık şekilde verdiği yazılı ve sözlü talimat ve emirlerle sev ve idare eden, yöneten sanık Abdullah ÖCALAN’ın fiil ve hareketinin TCK'nun ayrı ayrı bölümlerinde her biri ayrı ayrı suç sayılan şahıslara karşı işlenen mal, kamunun düzeni ve güvenliği ile geleceği, adliyenin şahsiyeti, devlet idaresi ve hürriyet aleyhine işlenen suç kapsamında olduğu gibi, bunların tamamını içine alan, bünyesi içerisinde toplayan ve mahiyeti gereği devletin şahsiyetine karşı cürümler başlığı altında düzenlenen TCK'nun 125. maddesindeki suçun unsurlarını oluşturacağını,

Sanığın 1990 yılından sonra sivil kesimlere karşı hiçbir saldırıda bulunulmaması talimatı verdiği, bu yönde gelişen az sayıdaki olayların kendi inisiyatifi dışında ve bölge sorumlularınca geliştirildiği, bundan acı duymakla birlikte önleyemediği yönündeki savunmasının bir an için doğru olduğu kabul edilirse ve samimi düşüncesi olduğu varsayılsa bile yasadışı olan ve silahlı faaliyetleri ile uzun süredir devamlı terörü canlı tutarak amacına ulaşmak isteyen, Türk Ulusu’na yurtiçinde ve dışarıda acı veren, kin, nefret duygularını uyandıran PKK'nın dosya içerisinde mevcut resmi verilere göre 15.02.1999 tarihine kadar gerçekleştirdiği eylemlerin bu savunmayı doğrulamadığını, nitekim PKK'nın kurulduğu tarihten sanığın yakalandığı 15.02.1999 tarihine kadar düzenlediği 6036 saldırı olayından 4057'sinin, devlet güçleri ile giriştiği 8257 silahlı çatışmadan 6057’sinin, 3071 bombalama ve patlatma eyleminden 2403'unün, 388 gasp olayından 298’inin, 1046 adam kaçırma olayından 934’ünün, 567 yasadışı gösteri olayından 329’unun 1993 yılından sonra gerçekleştirilmiş olması, keza KK terör örgütü tarafından öldürülen ya da şehit edilen 4472 T.C. vatandaşlarından 2871’inin, 3874 rütbeli ve rütbesiz askerden 2778’inin, 247 polisten 148’inin, 1225 geçici köy korucusundan 960’ının, yaralananlardan 5620 vatandaştan 4009’unun, 8178 askerden 6192’sinin, 909 polisten 606’sının, 1655 geçici köy korucusundan 1373 ‘ünün, 1993 yılından 15.02.1999 tarihine kadar geçen zaman içerisinde meydana gelmesi, ayrıca güvenlik güçleri ile çatışmaya zorlanan ve sonunda ölü olarak ele geçirilen 18777 PKK elemanından 12623’ünün, yaralı olarak ele geçirilen 647 kişiden 502’sinin 1993 yılından bu yana gerçekleşmiş olmasının, sanığın savunmasının hangi gerçeklere dayandığını ve ne derecede samimi olduğunu ortaya koyduğunu,

PKK'nın V. Kongresi’nin 08-27 Ocak 1995 tarihinde yapıldığını, bu kongrede ajan ve GKK'ları aileleri olarak tanınan şahıslara imha şeklinde yönelineceği, bu tür şahısların birbirleri ile çelişkilerinin derinleştirilmesinin sağlanacağı, malvarlıklarına el konulacağı, güvenlik ve ekonomik yönde abluka altına alınarak imkanlarının kısıtlanacağının kararlaştırıldığı, keza 1-5 Mayıs 1996 tarihlerinde yapılan IV. Konferans’ta da il ve ilçe kalabalık yerleşim birimlerine baskınlar düzenleyip intihar eylemlerinin gerçekleştirilmesinin öngörüldüğü, sanığın bilhassa GKK'ların barındığı köyleri hedef gösterdiğini, GKK'nın PKK örgütüne katılmayan Kürt asıllı vatandaşlarımız olduğunu, GKK'nın PKK’ya katılmayı kabul etmemesi ve aksine devlet güçleri yanında yer almasının ve 22 Şubat 1999 tarihi itibariyle 1225 GKK'nın şehit edilmesi, öldürülen 4472 vatandaşın büyük çoğunluğunun Kürt asıllı bulunması gibi olguların; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürtlere baskı yaptığı ve PKK'nın Kürt halkının özgürlüğü için savaştığı yönündeki propagandayı boşa çıkaran çok iyi gerçekler olduğunu,

Sonuç olarak iddianamelerde yer verilen ve her biri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının canına ve malına yönelen, toplum düzenini bozan ve sarsan, herkeste kin ve nefret duyguları uyandıran, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan, gerek yurtiçinde ve gerek yurtdışında yasadışı silahlı terör faaliyetlerine başvuran PKK örgütünün ve elebaşı olan sanık Abdullah ÖCALAN’ın eylemlerini tüm dosya kapsamı ve sanığın savunmaları ile sabit olduğu, eylemlerinin gerek yurtiçinde ve gerekse yurtdışında uzun süredir ve sürekli olarak gerçekleştirilip yaygınlaştırılması, çokluğu ve nitelikleri ile sanığın halen de örgütle olan bağlantısını kesmemiş olduğu nazara alınarak TCK'nun 125. maddesi uyarınca cezalandırılmasına, emanette kayıtlı olan örgüte at eşya ile paranın TCK'nın 36. maddesi gereğince müsaderesine, tutukluluk halinin devamına karar verilmesi talep olunmuştur. (Kl-88)

3 - Müdahillerin Beyanları

Davaya; çok sayıda şehit ve gazi aileleri ile bazı dernek, vakıf ve sendika temsilcileri müdahale talebinde bulunmuş olup, mahkememizce talepte bulunanların suçtan zarar görmüş olmalarına binaen, CMUK'nun 365 ve müteakip maddeleri gereğince davaya müdahilliklerine karar verilmiştir.

Mahkememizce dinlenen müdahiller; müdahale dilekçelerini tekrar ederek, sanığın kurduğu ve lideri olduğu PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirilen eylemler sonucu, çok sayıda askerin, polisin, kamu görevlilerinin ve sivil kişilerin öldürüldüğünü veya sakat bırakıldıklarını beyan ederek, sanıktan şikayetçi olduklarını, sanığın cezalandırılmasını ve şahsi haklarının saklı tutulmasını talep etmişlerdir.

Yine mahkememizce dinlenen müdahiller vekilleri, müdahale dilekçeleri ile müstakilen veya müştereken verdikleri iddialarını içeren dilekçelerini tekrar ederek, sanık Abdullah ÖCALAN'ın başında bulunduğu PKK terör örgütünün bağımsız Kürt Devleti kurmak ve vatanı parçalamak amacıyla gerçekleştirdiği terör eylemleri sonucu sivil, asker ve polis ayırımı yapmadan binlerce kişinin öldürüldüklerini veya sakat bırakıldıklarını, yine terör eylemleriyle iş makinalarını, alt ve üst yapı yatırımlarını, petrol tesislerini, ormanları vb. yakıp yıktıklarını,

Ülkede, Türkler’in ve Kürtler’in en az bin yıldır birlikte yaşamakta olup, Türk-Kürt ayırımı yapılmadığını, sanığın amacının; devleti parçalamak olduğunu, şehit kanı ile çizilmiş Misak-ı Milli sınırları içinde vatanın bir bütün olup, asla parçalanamayacağını beyan ederek,

Sanıktan şikayetçi olduklarını, sanığın vatana ihanet suçundan TCK'nun 125.’inci maddesi gereğince cezalandırılmasını ve şahsi haklarının saklı tutulmasını talep etmişlerdir. (Kl.:67 ve 70)


http://www.belgenet.com/dava/gerekce05.html

--------------------------------------------------------------------------------


B - S A V U N M A :

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılarına, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliği’ne verdiği ifadeleri ve sanık ile vekillerinin duruşma aşamasında verdiği yazılı ve sözlü savunmaları ana hatlarıyla ve özet olarak aşağıdaki şekildedir.

1- Sanık Abdullah ÖCALAN, Ankara DGM. C. Savcılığınca alınan 22.02.1999 günlü ifadesinde:

PKK örgütünün kurucusu olduğunu, örgütün önderliğini yaptığını, kendi, önderliğinde Türkiye toprakları üzerinde silahlı bir mücadele başlattığını, başlangıçta Kürdistan Devleti kurmak gibi bir kavramları olduğunu ancak gelişen süreç içerisinde müstakil bir Kürt Devleti kurmak değil de, Kürtlerin de cumhuriyetin kuruluşunda rol almış bir halk olarak Özgür olduğu bir ortam içerisinde birleştirilmesi ve bu temelde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel özgürlüğünü elde etmiş olarak birarada yaşayabileceği sonucuna vardığını,

MED Televizyonunda 13.12.1998 günü, “Kendinizi yakmayın, sizi yakanları yakın” şeklindeki konuşmanın kendisine ait olduğunu, bu konuşmanın özgürlük temelinde bir arada yaşama düşüncesine de aykırı olduğunun farkında olduğunu, ancak bu konuşmayı ağır bir ortam içerisinde yaptığını, yine 25.12.1998 günlü MED Televizyonu’nda intihar eylemleri ile ilgili yaptığı konuşmanın kendisine ait olduğunu ve bu konuşmaları duygusallıkla yaptığını,
18.06.1998 günlü Panel Programı’nda geçici köy korucuları ile ilgili yaptığı konuşmanın doğru olduğunu, korucuların üzerlerine en çok gelen grup olduğunu, kendilerine saldırdıkları için korucuların hedef alındığını,

PKK’nın şiddet anlayışında sivil vatandaşlara yapılan saldırıların çok olduğunu, bilhassa 1987 yılından sonra yoğunlaştığını, yarı çete anlayışı olan bu saldırıları kendisinin tasvip etmediğini, önüne geçmek için büyük mücadele verdiğini ancak başarılı olamadığını,

PKK’nın terör eylemlerinden en fazla zararı bölge halkının gördüğünü, başlangıçta bölgenin özgürlüğü için ortaya çıktıklarını, ancak daha sonra kendilerine katılımlar olduğunu, bölgede öteden beri süregelen düşmanlıkların olması, Şemdin SAKIK gibi, Kör Cemal gibi, Şahin BALİÇ gibi, Cemil IŞIK gibi, PKK’dan yönetimi ele geçirenlerin baskılarını ve eylemlerini daha duyarlı bölge halkı üzerinde yoğunlaştırdıklarını, kendisinin buna sonuna kadar karşı koyduğunu, hatta bu şekil eylemleri gerçekleştirenlerden bazıları (Kör Cemal Kod) Halil KAYA, (Hogir Kod) Cemil IŞIK, (Mete Kod) Şahin BALİÇ gibilerini cezalandırdığını, Şemdin SAKIK’ı da cezalandıracağı sırada ellerinden kaçtığını, suçlu görülen şahısların merkez komutasınca yargılandıklarını, yargılanma sonucunda kendisinin özel onayıyla cezaların infaz edildiğini, kendisinin özel onayının önemli kişiler için alındığını, cezalandırmaların ARGK Yönetmeliği çerçevesinde yapıldığını,

Terör eylemleri sonucu meydana gelen ölü ve yaralı sayısı ile ilgili bilançonun doğru olup, ölü ve yaralı sayısının belirtilenden de daha fazla olabileceğini, bu olayların emrini kendisinin verdiğini, sorumluluğun kendisine ait olduğunu,

1993 yılındaki ateşkesle ilgili olarak bu tarihte Celal TALABANİ’nin Şam’a geldiğini, kendisine Özal’ın ateşkes konusunda talebi olduğunu ilettiğini, böyle bir beklentisi olduğunu söylediğini, daha önceden bazı gazetecilerle yaptığı röportajlarda da bu izlenimi edindiğini ve bunun üzerine 15 Mart 1993 günü Celal TALABANİ ile birlikte ateşkes ilan ettiğini,

Örgütün mali kaynaklarının büyük çoğunlukla Avrupa’dan bağış ve kampanyalardan elde edilen gelirler olduğunu, vergilendirme adı altında para toplandığını, 1991-1993 yılları arasında bölgedeki mütahitlerden yüzde itibariyle bir miktar örgüte gelir adı altında para alındığını,

Körfez Savaşı’nda kuzeye doğru sürülen insanların bıraktıkları, silahları topladıklarını ve bir kısmını da para ile satın aldıklarını, PKK tarafından kullanılan Strella füzelerinin Yunanistan temsilcisi Rozalin Kod Ayfer KAYA’nın yardım kampanyası oluşturup, kiliselerden ve kendilerine yakın halktan topladıkları paralarla 20 adet Strella füzesini tüccar vasıtası ile Sırbistan’dan satın aldıklarını ve kendilerine Kuzey Irak’ta teslim edildiğini, yine örgütün kullandığı Sam 6 ve Sam 7 füzelerini Kuzey Irak’taki boşluktan yararlanarak temin ettiklerini,

PKK’nın siyasi görüşüne uygun propaganda yapmak amacıyla MED Televizyonunu kurduklarını, finansını bağış yoluyla temin ettiklerini ve toplanan paraları yasal hale getirmek için vakıflar kurduklarını ve bu televizyonda çalışan kişilerin örgüt elemanları olup gönüllü olarak çalıştıklarını,

Kendisinin bilgisi dahilinde PKK örgütünün uyuşturucu kaçakçılığı yapmadığını, ZAROS bölgesi dedikleri Van ve Hakkari bölgesinde yapılan uyuşturucu ticaretinden oradaki sorumlularının, bu uyuşturucu ticaretini yapanlardan pay aldıklarını, bunun dışında örgütün, uyuşturucu ticareti ile iştigal etmediğini, kendisinin uyuşturucu ticaretine karşı çıktığını,

1995 yılında Lahey’de kurulan ve merkezi Brüksel’de olan Sürgünde Kürdistan Parlamentosu’nun kurulmasını desteklediğini, bu parlamentonun 65 üyesi mevcut olup 12 tanesinin PKK Temsilcisi olduğunu, diplomasi alanında faaliyet göstermek ve Avrupa’daki birçok kişi ve kuruluşlar için rahatça ilişki kurabilecekleri legal ve kabul görmüş bir oluşum meydana getirmek için kurulduğunu,

PKK örgütünün klasik anlamda siyasi parti olmaktan öte parti, ordu ve cephe şeklinde teşkilatlandığını, kendisinin örgütte genelde APO Kod adıyla anıldığını, yazışmalarda Ali Fırat Kod adını kullandığını, ayrıca yurtdışı temsilciliklerinin olduğunu, yine örgüte bağlı Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği (YAJK) örgütünün olduğunu, emrinde Avrupa dahil 3.000 kadar örgüt elemanının olduğunu,

1979 yılında Suriye’ye geçtiğini, Filistin örgütü ile irtibat kurarak bu örgütten demokratik cephe-kimliği temin edip, bu kimliklerle Lübnan’a geçtiklerini, Filistin örgütünün kendilerine Bekaa vadisinde kamp yeri verdiğini, HELVE adı verilen bu kampın daha sonra ismini Mahsun Korkmaz Akademisi olarak değiştirdiklerini, 1992 yılında tekrar Suriye’ye geçtiklerini, burada El Muhaberat elemanı Ağa Kod Mervan Zerki ile ilişki kurduklarını, bu şahsın Suriye İstihbaratı ve Devleti ile aralarında bir halka oluşturduğunu, Suriye’ye geldiklerinde evler satın aldıklarını veya kiraladıklarını ve daha sonra bu evleri parti okullarına çevirdiklerini, Suriye’de bulunduğu süre içerisinde Ali Ammar adına tanzim edilmiş Demokratik Cephe kimliği ile dolaştığını, 1992 yılı sonunda 9 Ekim 1998 yılına kadar ağırlıklı olarak Şam’da kaldığını,

09 Ekim 1998 günü Rozerin kod Ayfer KAYA ile birlikte Suriye’den çıkış yapıp Yunanistan’a geldiklerini, o zamana kadar PKK'ya dost olduğunu ifade eden Yunanistan’ın iltica talebini kabul etmemesi nedeniyle, Yunanistan’dan ayrılıp Moskova’ya geldiklerini, Rusya’da kalmasını DUMA’nın kabul etmesine rağmen Rusya Başbakanının karşı çıkması nedeniyle 33 gün sonra Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldığını, bazı İtalyan milletvekillerinin daveti üzerine yanında Roma temsilcisi Ahmet YAMAN olduğu halde Rus yolcu uçağı ile Roma’ya geldiklerini, İtalya’da siyasi iltica talebinin kabul edilmesini beklerken, tutuklamanın gündeme geldiğini, daha önce gerek İtalya gerekse Avrupa Devletleri’nin her gün yüzlerce Kürt’ün siyasi bile olmayan iltica taleplerini kabul ederken kendisinin siyasi olan iltica talebini kabul etmediklerini, giderek üstündeki baskıyı artırdıklarını, kaç kurtul şeklinde kendisine karşı bir tutum göstermeye başladıklarını, bu baskılar karşısında İtalya’da toplam 66 gün kaldıktan sonra 16 Ocak 1999 günü İtalya’dan ayrıldığını, ayrılmadan önce Rozalin vasıtası ile Güney Kıbrıs’tan kırmızı pasaport temin ettiğini ve tekrar Moskova’ya geldiklerini, Moskova’nın ters tutum takınması sonucu 29 Ocak 1999 tarihinde Rusya’dan ayrıldıklarını, Yunan gizli servisine ait uçakla tekrar Yunanistan’a geldiklerini, Yunanistan yetkililerinin karşı çıkmaları sonucu tekrar kendisini uçakla Minsk Havaalanı’na bıraktıklarını, burada da kabul görmemesi üzerine sonuçta mecburen tekrar Yunanistan’a dönme gereğini duyduğunu ve oradan da kendisini Kenya’ya götürdüklerini,

Yunanistan’ın PKK örgütü ile ilişkilerinin, Suriye’nin PKK örgütü ile ilişkilerine benzediğini, 1988 yılında Lübnan’da Badovas ve Nagazakis ziyaretleri ile bu ilişkilerin başladığını, 1994 senesinde Yunanistan’da PKK örgütünün kamplarının açıldığını, Lavrion kampında PKK'lı gençlere daha çok ideolojik eğitim verildiğini, ayrıca bomba eğitimi yapılan Dimitri Elen Kampının olduğunu, bu kampın sorumlusunun Mahir Kod Fethi DEMİR olduğunu, ayrıca Yunanistan’da küçük grupların yerleşmesi için evlerin bulunduğunu, Yunanistan’da sivil kurumlardan, kiliselerden ve sendikalardan para yardımı aldıklarını, İran’da Urumiye’de bir hastanelerinin mevcut olduğunu ayrıca İran-Irak sınırına yakın ve İran topraklarında kalan kamp yerlerinin olduğunu, Ermenistan’da temsilciliklerinin bulunduğunu, Almanya’da çok sayıda demek ve temsilciliklerinin olduğunu,

Avrupa’nın kendisini Türkiye’ye karşı kullandığını, Türkiye’yi ve kendisini karşı karşıya getirirken, Türkiye’nin de önünü kesmeyi hedeflediğini, insan haklarından çok sık bahseden Avrupa’nın kendisini kullanmak suretiyle çok kan dökülmesine sebep olduğunu ve sonuçta insan haklarını işletmeyerek iki yüzlü olduğunu gösterdiğini, bu nedenle Avrupa’yı kınadığını, kendisinin sebep olduğu eylemler nedeniyle yüz binlerce Kürt’e siyasi olmadığı halde iltica hakkı tanırlarken kendisinin PKK örgütünün başı ve bir numaralı siyasi adamı olduğu halde kendisine siyasi sığınma hakkı tanımadıklarını beyan etmiştir. (Kl.: 1)

2- Sanık Abdullah ÖCALAN Ankara DGM. C. Savcılarınca alınan 03.04.1999 günlü ek ifadesinde:

PKK'nın kurucusu olduğunu, kurulurken programını da yaptıklarını, o zaman bağımsız bir Kürdistan kavramı olduğunu, Marksist temele dayalı yeni bir sistem getireceklerini, ancak değişen olaylar ve zamanın kendilerine bu programın hayali olduğunu gösterdiğini, PKK kurulduktan sonra şiddete başvurulduğunu, ama zaman içerisinde PKK'nın gösterdiği bu şiddetten rahatsız olduğunu, 1993’ten sonra bütün çabasını PKK'yı şiddet unsurundan arındırıp siyasi kanal içerisine sokmayı amaçladığını, kendisinin uzun örgüt hayatında Kürtlerin özgürlüklerini Türkiye içerisinde bulduklarını gördüğünü, Kürtlerin derdinin ayrı bir devlet kurmak olamayacağını, federasyon ve otonominin çözüm olmadığını, bundan daha ileri bir çözümün demokratik sistem olduğunu, Türkiye’de de mevcut sistemde, Kürtlerin siyasal haklarının var olduğunu, 1990’lardan sonra Kürtler ile ilgili kültürel hakların geliştiğini ve halen yürürlükte olduğunu, Kürtçe kaset de çıkarıldığını, Kürt Enstitüsü kurulduğunu, Kürtlerin oy verdiği bir parti ve kültür derneklerinin olduğunu, bütün bu olanların Türkiye’de Kürtlerin özgür ifade hakkının geliştiğinin göstergesi olduğunu, PKK programının politik ve siyasi değerinin olmadığını, kavram olarak Kürdistan ibaresini kullandığını, coğrafi olarak ele aldığını, Kürt devleti kurmanın mümkün olmayacağının ilmen de sabit olup, gerekli de olmadığını, mevcut Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde demokratik ortamda her şeyin gerçekleşmesinin mümkün olduğunu, kendisinin bu sonuca vardığını,

Avrupa’ya siyasi faaliyette bulunmak için çıktığını, ancak hiçbir Avrupa ülkesinin siyasi
sığınma hakkı vermediğini, Yunanistan’ın ve onunla ilişkili komploda yer alanların kendisini Türkiye’ye teslim etmekle, asıl hedeflerinin yüzyıllık Kürt-Türk düşmanlığının temelini atmak olduğunu ve kendisinin en büyük emelinin bu Kürt Türk düşmanlığına engel olmak olduğu, 1993’ten beri PKK'yı şiddet kullanan örgüt olmaktan çıkarıp, siyasi alanda faaliyet gösteren bir örgüt haline getirmek için çaba sarfettiğini beyan etmiştir. (Kl.: 1)

3- Sanık Abdullah ÖCALAN, Ankara DGM. Yedek Hakimliği'nce yapılan 23.02.1999 günlü sorgusunda:

Sanık, Yedek Hakimlikçe yapılan sorgusunda; 22.02.1999 günlü Ankara DGM. C.Savcılarınca alınan ifadesini aynen tekrar ettiğini beyan ederek, kendisinin PKK örgütünün kurucusu ve lideri olduğunu, örgütle alınan kararların en son olarak kendisinin onayına sunulduğunu, örgütün ideolojik ve siyasi faaliyetinin 1973-1978 tarihleri arası olduğunu, 1977-1978 tarihleri arasında da Hilvan-Siverek’te mahalli otoriteye karşı toprak sahipleri ve ağalara karşı, örgüt tarafından bir silahlı girişimde bulunulduğunu, ilk silahlı çatışmanın bu temelde başladığını, kendisinin Temmuz 1979 tarihinde Lübnan’a gittiğini ve bu tarihten itibaren silahlı, ideolojik ve askeri hareketi daha da geliştirmek için eğitimlere başladıklarını, 1984 yılında Diyarbakır Cezaevinde başlayan ölüm oruçlarının ağır etkisi altında kalarak yeni bir silahlı mücadele sürecine başladıklarını ve bunun günümüze kadar devam edegeldiğini, yurtiçinde mücadele şeklinin eyalet şekline dayandığını, eyaletlerin de birimlere kadar gittiğini, her eyaletin bir sorumlusu olup, silahlı eylem kararlarının buradaki sorumlu birliklerce alındığını, silahlı eylem kararlarının, genel hatları itibariyle kendisinin onayına sunulduğunu, kendisinin daha çok temel stratejik ve taktik kararlar alıp örgüte bildirdiğini, uygulamanın birimler tarafından yapıldığını,

PKK örgütünün temel gelir kaynağının geniş halk yığınlarından sağlanan bağış, aidat ve kampanyalara dayandığını ve ayrıca bazı sivil kuruluşlardan da mali destek gördüklerini, PKK örgütünün uyuşturucu kaçakçılığı ile bir ilgisinin olmadığını, ancak bazı bölgelerde bazı kişilerce yapılan uyuşturucu kaçakçılığından o bölgeden sorumlu elemanları tarafından bu kişilerden belli miktarda bağış şeklinde paralar alındığını, ancak örgütün direkt olarak uyuşturucu ticareti ile bir ilgisinin olmadığını, örgüt ideolojisine ters düşeceğini,

Örgütün temel hedefleri arasında ekonomik hedeflerin olduğunu, ancak bu hedefler arasında orman yakmalar ve insanların oldukları kurumların olmadığını, daha çok savaşın sürmesine yol açan ekonomik hedefler söz konusu olduğunu, ayrıca örgütün insana dokunmamak kaydıyla turistik hedeflere karşı da eylemlerinin olduğunu, kendisinin genellikle köylerde ve sivil yerlerde yapılan katliam şeklindeki eylemleri tasvip etmediğini ve bu şekilde eylem yapılmaması hususunda da mücadele verdiğini, ancak örgütteki bazı öğelerin iktidarı ele geçirmek amacı ve anlayışı içinde toplu köy katliamlarını gerçekleştirmiş olduklarını, kendisinin bu hususta mücadele edip bu şekilde eylem yapanları en ağır şekilde cezalandırdığını, 1987 yılından sonra kurulan koruculuk sisteminde koruculara karşı da silahlı eylemlerinin olduğunu,

Örgütün yurt dışında çıkan Serxwebun, Özgür Politika ve yurtiçinde çıkan Özgür Gündem isimli legal yayınlarının olduğunu, bu yayınlarda Ali Fırat Kod adı ile yazılarının yayınlandığını, örgütün propagandasını yapmak amacıyla MED Televizyonu’nu kurduklarını beyan etmiştir. (Kl.: 1)


http://www.belgenet.com/dava/gerekce06.html

--------------------------------------------------------------------------------

4- Sanık Abdullah ÖCALAN duruşmada verdiği yazılı savunmasında:

Sanığın ''demokratik çözüm sürecinde bir dönemeç'' başlığı altında 81 sayfadan ibaret yazılı savunmasının ''giriş'' kısmında, savunmasının temelinde, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, hakkında hazırladığı iddianameye ayrıntılı bir yanıt olmaktan çok; daha önemli gördüğü Kürt sorunu ve PKK öncülüğündeki son isyandan, tarihi bir uzlaşma ve çözüm imkanının nasıl geliştirebileceğini, orta boy bir savaş olarak da anlaşılabilecek bu eylemliliğin, barış şansını ortaya koymaya çalıştığını, hukuki yaklaşım ağırlıklı savunmalarını avukatlarına bıraktığını, kendisi için daha büyük önem taşıyan, adı, kaynağı, amaçları nasıl izah edilirse edilsin, resmi olarak bile "düşük yoğunluklu bir savaş" olarak değerlendirilen bu kapsamlı eylemliliğin barış gereğini ortaya koymak, "Her savaşın bir barışı vardır" kuralı gereği, makul olan çözümü aramanın savunmasının temel amacı olduğunu, özünün, çok tekrar içerse de, "demokratik çözüm" kavramında yoğunlaştırıldığını, daha önceleri sınırlı değindiği bu yaklaşımı, oldukça açtığını, bunda, eline geçen, Leslie LİPSON' un "Demokratik Uygarlık" adlı kitabının da katkısı olduğunu beyan etmiş,

20. yüzyılda zafer kazanan demokrasinin ve demokratik sistemin, insanlık tarihine kadar kökeni uzanmakla beraber devlet sistemi olmasının, ilkçağ Atinası'nda kapsamlı bir anlama kavuştuğunu, esasta, toplumun kendi yönetim gücünü ifade ederken, bireyi en özgür kılan sistemlerin en gerçekçisi olduğunu, esas gücünü toplumun doğallığına cevap vermesinden aldığını, otoriter rejimler, belki hızlı gelişmelere yol açarlar ama, toplumsal doğallığa yabancılaşmaları, onları dönemlerinde ne kadar güçlü de olsalar, er geç çöküşe götüreceğini, devsel köleci imparatorluklardan , kapitalist faşist totaliter diktatörlüklere, hatta, reel-sosyalist totaliterliğe kadar, hepsinin aynı akıbeti paylaşmış olduklarını, günümüz demokrasilerinin, basit ve karmaşık yönleriyle önce fikri boyutta, 17'inci ve 18'inci yüzyılda gelişirken, kurumsal yönetimsel gelişmenin, 19'uncu yüzyılın ortalarından itibaren hız kazanmış olup, 20'inci yüzyılda ise, faşizmin total amansız diktatörlüğü ile zıt yöndeki reel-sosyalizmin, totaliter rejimlerine karşı direnerek, yüzyılın sonunda kesin zaferini ilan etmiş olduğunu,

Demokratik kuramın ışığında Türk toplumunu ve yakın dönem Türkiye tarihini değerlendirmeden, günümüzün çok gündeme getirilen demokrasi paketlerini de anlamanın mümkün olmayacağını, Osmanlı İmparatorluğu’nun Britanya, hatta Rusya tarzı bir güç haline gelememesinin, bünyesinde ciddi hiçbir demokratik gelişmeye imkan vermemesinin, çöküşle sonuçlanmaya götürdüğünü, 1. Dünya Savaşı sonunda imparatorluğun dağılışından sonra, cumhuriyetin kuruluşunu Mustafa Kemal’in pratik komuta ve gerçekçi siyasi anlayışı ile, yakından bağlantılı olduğunu, pratik ustalığının çok güçlü ama derin bir teorik ve siyasi yaşamının olmamasının gerçekten cumhuriyetin daha ileri açılımını, özellikle demokratik boyutunu sınırlandırdığını, bunda toplumsal bünyede demokratik akımdan uzaklık, dinsel geriliğin hakimiyeti ve çok sayıda ayaklanmanın saltanat lehine cumhuriyeti tehdit etmesinin, otokratik cumhuriyete yol açtığını, demokratik parti ile cumhuriyetin oligarşik bir karakter kazandığını ve daha sonra ordunun 27 Mayıs ve 12 Eylül hareketlerinin yaşandığını, bilahare PKK'nın Kürt sorununu tüm sisteme mal ettiğini, dünyada reel-sosyalizmin çözülüşü genelde otoriter ve totaliter rejimlerin geniş bir coğrafyada çözülüş ve çöküş sürecine girmelerinin, dünya çapında demokratik sistemin zaferine götürdüğünü, demokratik sistemin faşist rejimlerin çöküşü ile II. Dünya Savaşı sonrası gelişimine, 90’Iarda reel-sosyalizmin çözülüşünü ekleyince tüm dünyayı etkilemesi gibi Türkiye’yi de etkilediğini beyan ederek,

Türkiye’nin 2000’li yıllar gündeminin demokratik cumhuriyet dönemi olduğunu, demokratik çözüm seçeneği, genelde olduğu gibi Kürt sorununda da tek seçenek durumunda olduğunu, ayrılmanın ne mümkün ne de gerekli olduğunu, Kürtlerin çıkarının kesinlikle tüm Türkiye ile demokratik birliğinden geçtiğini, demokratik çözümün, hakkıyla uygulanırsa otonomi, federasyondan bile daha başarılı ve gerçekçi bir model olma yolunda olduğunu, pratiği daha şimdiden bu yolda ilerlediğini, en zor sorunun böyle çözüme gidilmesi halinde artık şiddet onun devrimci, karşı devrimci, darbeci, dinci biçimlerinin de gündemden düşeceklerini, batı tarzı sorunları ele alışın hızlı bir sürece gireceğini, o zaman ekonomik kaynakların, toplumun eğitim düzeyi, demagojik, oligarşik olmayan yönetim yapısı ve gerçek demokratik değerlere “Özgürlük, Eşitlik, Adalet” gibi bağlılığın büyük bir hamleye yol açabileceğini belirterek,

Türk-Kürt ilişkilerinde kısa tarih ve bazı temel özelliklere değinerek, Türklerin özellikle hakim tabakadan giderek kopan Türkmen akınlarının X1. Yüzyılda Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları coğrafyaya akın etmelerinin iki halk arasında yoğun bir kaynaşmaya yol açtığını, Kürtlerin nispeten yerleşik konumları bu yüzyıllarda daha çok Türk boylarının erimelerine yol açtığını, siyasallaşmada Türklerin, sosyalleşmede Kürtlerin nispeten hakim konumda olduklarını, Yavuz Selim ile başlayan Osmanlı Kürdistan ilişki düzeninin 19. yüzyıldan itibaren bozulmaya başladığını, bunda imparatorluğun batı ‘kapitalizmi karşısında gerilemesi, bölgeye özellikle Britanya İmparatorluğu’nun sızması, merkezi otoritenin artan vergi ve askerlik talebinin, bu bozulmada dolayısıyla günümüze kadar gelecek bir isyan sürecine yol açtığım, diğer tüm kavimlerin isyanının başarıya ulaşmasına karşın bu isyanların büyük çapta olmalarına rağmen başarıya gitmelerinde bünyedeki ortak vatan ve devlet anlayışının büyük rol oynadığını,

Gerek son Mebusan Meclisi’nde ve gerekse Mustafa Kemal’in önderlik ettiği Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara toplantı ve kongrelerinde, ulusal kurtuluşun açıkça Türk ve Kürt ortak ulusal kurtuluşçuluğu olduğunu, ortak ulusal kurtuluşun başını şüphesiz devlet tecrübesi, askeri deneyimi, milli bilinç gelişkinliği itibariyle Türk tarafının çektiğini, Kürt tarafın temel bağlı yedek güç olmaktan rahatsız ve endişe duymadığını, ortak tarih devlet ve ülke, din anlayışının bunun temelinde yattığını, gerek ulusal kurtuluş, gerekse cumhuriyetin zaferini iki halk için tarihi, ortak bir vatan ve devlet olarak değerlendirmenin en doğru yaklaşım olduğunu ifade ile, ulusal kurtuluş savaşı ve Türk-Kürt ilişkilerinde gelinen yeni aşama ile ilgili açıklamalarda bulunmuştur.

Sanık, PKK'nın ortaya çıkışı ile ilgili olarak, PKK'nın Cumhuriyetin 50 yıllık alt ve üst yapısının ortaya çıkardığı objektif temel üzerinde dünyadaki fırtınalı devrim ve karşı devrimin teorik-pratik incelemesini, ütopik ve teorik bir grubun öncelikle 1970-1980 arası ideolojik isyan hareketi, 1980-1990 arasında da siyasi ve eylemsel hareketi olarak doğup geliştiğini, gerçekten de son büyük Kürt isyan hareketi olduğunu; siyaset ve savaş sanatını birleştirmede ileri adımlar atmış, benzeri olmayan, şeklen Kürt olsa da özde bölgesel bir özgürlük hareketi olduğunu, PKK tarihinde ayrılık ve birlik sorununda iki önemli aşamayı ayırt etmenin büyük önem taşıdığını, çıkış sürecinde bir yandan yılların dil yasağına kadar varan baskı ve inkar, diğer yandan o dönem sonuna hakim olan sorunlara sloganvari, ütopik yaklaşım, yine Kürt milliyetçiliğindeki kuşku ve korkuya dayanan ayrıcılıkla birlikte dünya çapındaki ulusal kurtuluş hareketlerinin tek çözüm yolunun ayrı devlet kurma biçiminde anlaşılması, PKK'nın programında da, propagandasında ayrılma yönüne ağırlık vermeye yol açtığını, devletin 90 başlarında dil yasağını kaldırması, dil ve kültür alanına getirilen sınırlı özgürlük ve üst düzey yetkililerin sorunu kabul edip, çözüme yönelik çabaları ve en son kendisinin Mart 93 ateşkes yaklaşımının, aslında özgür birlikteliğe giderek vurgu yaptıkları dönemi açıkça ortaya koyduğunu, bu yıllardan itibaren özgür birlik propagandasının hakim olduğunu, 96’dan itibaren kendilerine gelen dolaylı mesajlara, çözümü “Ülkenin bütünlüğü ve devletin bağımsızlığı çerçevesinde demokratik birlik” biçiminde açıkça sözlü ve yazılı değerlendirmelerinde esas aldıklarını, bunda hem devletin yaklaşımlarının eski katılığı aşması, hem de pratikte ayrılıkçı yaklaşımın gerçekçi olmamak, pek yararlı bir yol olmamak kadar, acı ve kaybın çok olmasının da payının büyük olduğunu, hayatın, neyin doğru ve birleşme zemini olabileceğini kendilerine her geçen gün daha açıkça gösterdiğini,

20. yüzyılın sonlarına doğru sosyal ve siyasal sistemlerin büyük değişim ve dönüşüm yaşadıklarını, buna direnenlerin fazla başarı gösteremediklerinin çarpıcı bir gerçeklik olduğunu, PKK'nın da bölüşüm sorunlarını yaşadığını, PKK'nın program ve ilkelerinde son çeyrek asrın büyük değişikliklerini de gözüne getirerek ve en önemlisi Cumhuriyetin demokratik yapısında Kürt sorununda kaynaklanan fiili değişimi ve zorlanan yasal sistemi gözönüne getirerek, kendinden beklenen ve bu gelişmelerin çok yönlü gerekli kıldığı değişikleri yapması gerektiğini, demokratik cumhuriyetin temel çerçevesinde ortak vatan anlayışında, ütopik dönemin ve özgür birlik anlayışında ifadesini bulan bir siyasi programı geliştirmesi gerektiğini beyan ederek,

PKK'nın eylem yapısını değerlendirirken, Başsavcılığın PKK'nın eylem yapısı hakkında da gerçeğin toplu bir yapısını veremediğini belirtirken, seçtiği bazı eylemlerle, daha çok isyanın acımasız yönünü sadece PKK'ya yüklemek terörizm iddiasını güçlendirmek amacıyla değerlendirdiğini, halbuki başladıklarından günümüze kadar resmi-sivil ve asker en üst düzeyde bir yetkilinin olayı bir isyan, hatta 28. isyan, üstü örtülü bir gerilla savaşı, daha bilimsel olarak orta veya düşük yoğunluklu bir savaş olarak değerlendirdiklerini, doğrusunun da bu olduğunu, dolayısıyla eylem yapısına propaganda dili dışında bakıldığında, her iki taraf için acısı bol, çok kayba yol açan, güvenlik güçleri için resmen ifade edilen 5.000, PKK tarafından ise 20.000; arada faili meçhul ve sivillerden de en azından 15.000 rakamıyla 40.000 toplam insan kaybının yaşandığı, 3 bini aşkın köyün boşaltıldığı, 3 milyonu aşan göçüyle, her tür uçak, top ve tankın kullanıldığı, bazen resmen 40-50 bin ordu gücüyle haftalarca süren çatışmalara açık ki terörizm ile savaş denilemeyeceğini, bunun bilimsel ifadesinin süre itibariyle de 15 yılını dolduran kapsamlı bir savaş olduğunu ifade ile,

Cumhuriyetin, tarihin bu en kapsamlı sorununa demokrasi ile yanıt vermesi gerektiğini belirterek, Başsavcılığın iddianamesinin en sakıncalı yanının Cumhuriyet tarihi boyunca en kapsamlı bir sorun olarak kendini koyan ve tüm siyasi, askeri önde gelenlerce de değerlendirilen ve günümüzde Cumhuriyetin asil kurucu öğesi olarak kabul edilen Kürtleri kelime olarak kabule yanaşmaması olduğunu, bunun çok geri, inkarcı ve sonuçları tehlikeli yaklaşımı ifade ettiğini, bu hususta Atatürk’ün Cumhuriyetin kuruluşunda Kürtleri nasıl değerlendirdiğini Atatürk’ün Haziran 1920 El Cezire komutanı Nihat Paşa’ya Kürt ve Kürdistan politikasını belirleyen talimatından ve İzmit Basın Konferansı’nda Ahmet Emin YALMAN’ın sorularına verdiği yanıtlardan alıntılar yaparak Atatürk’ün bu sözleri ile ulusal kurtuluşun ve zaferinin ürünü olan Cumhuriyetin temelinde Kürtlerin konumunu çok açık olarak ortaya koyduğunu, hiç olmazsa Atatürk’ün bu sözlerinde anlaşmanın çözüm şansını herkesçe en makul konumda tutacağını,

Ulusal kurtuluş ve Cumhuriyetin kuruluşunda Kürt öğesinin kurucu özelliği ile birlikte olunmadığında, Türk ulusunun bir ayağından kopuk, topal kalacağını, bunun tarihin tüm önemli dönemlerinde Malazgirt’te, Çaldıran’da kendisini açıkça kanıtladığını, kader birliği ve kardeşliğin bu tarihin bir sonucu olduğunu, isyanların tarihinin bu gerçeği gözardı ettirmemesi gerektiğini, kaldı ki isyanların daha çok merkezi otorite ile Kürt feodalitesinin otorite kavgası olduğunu, Kürt feodalitesinin, fazla milli endişelerle hareket etmediğini, kendi aşiret ve bölgesel otorite ve çıkarları peşinde koştuğunun iyi bilindiğini, kim bu çıkarları desteklerse ondan yana geçtiğinin de tarihi bir gerçek olduğunu, Kürt olgusunun ise daha çok etnik, yani aşiretsel, kültürel ve sosyo-ekonomik olarak geri bir yapı olgusu ve ondan kaynaklanan sorun olarak karşımıza çıktığını, özellikle Cumhuriyet tarihinde her iki tarafın da bilimsel yaklaşımdan uzak, dar milliyetçi ve ayrılıkçı ve bundan kaynaklanan çatışmacı yaklaşımının sorunu tehlikeli boyutlarda ağırlaştırıp, çözümü zorlaştırdığını, ulusal kurtuluş ve Cumhuriyetin kuruIuş yıllarında aslında çözüme yakın yaklaşımların olduğunu,

Atatürk’ün bu dönem yaklaşımlarının alıntılarda görüldüğü gibi, bunu gayet iyi açıklamakta ve somut gelişme yani ortak savaş, ortak vatan ve Cumhuriyetin kurtarılışı ve kuruluşu, TBMM'de milli giysi ve dillerini kullanmalarının da bunun pratik kanıtları olduğunu, Koçkiri isyanının bile bu dönemde af ve uzlaşmayla sonuçlandığını, sertlik yaklaşımının TBMM'de kabul görmediğini, Nurettin Paşa olayında bunun açık olduğunu, aslında bu devam ettirilseydi sorun daha o dönemde ağırlaşmaz ve Cumhuriyete kan kaybettirmez, bu kadar pahalıya yol açmayacağını, burada sorunun can alıcı özünün Cumhuriyetin kendini daha doğuya, Kürtlere, kaldı ki tüm Türkiye’ye yansıtmadan saltanat ve hilafetle bağ kurma ve mahalli otoriteden vazgeçmemenin bu yılların isyan sonuçları olduğunu, ki bunun da sert çatışma ve
ezilme ile sonuçlandığını, bundan çıkarılması gereken sonucun sorunların inkarı değil, gerçekten doğru çözüm yolları olduğunu, ki bunun da iki Dünya Savaşı arası dönemde tam görülmezse de II. Dünya Savaşı’ndan günümüze doğru büyük bir tempo ve yoğunlukla gelişim gösteren demokratikleşme gücü olduğunu, Türkiye’nin en büyük sorununun bu anlamda demokratik mücadelesini başarıyla vermemesi, demokratik ölçülerini geliştirememesi olduğunu,

Demokratik sistemin bu gücünün en temel nedeninin şüphesiz toplumsal realiteyi bilimsel olduğu kadar ahlaki, felsefi ve altındaki alt yapılarla politik, hukuki yapılarına kadar tanım getirmek kadar çözümü de ileri-geri ayırımı yapmadan o dönem toplumsal güçlerin irade düzeylerine, eşitlik ve özgürlük sistemlerine açık çözüm kanalı üretmesinin olduğunu, demokrasinin gelişmesinde ayrıca bilimsel-teknik gelişmenin de payının büyük olduğunu, din ve inanç özgürlüğünü bünyesinde taşıdığını, dil ve kültür konusunda da demokratik çözümün daha çarpıcı olup, en başarılı olan saha olduğunu, çünkü dil ve kültürün iç içe geçmişliği birçok ulusal topluluğun yüzyıllardır birlikte asimile ettiği bu değerler ayrılarak zayıflamayı, monotonluğa düşmeyi değil birlikte zenginleşmeyi, çeşitliliği, güçlenmeyi, yaşamayı tercih edecekler ki bunun okulunun da, laboratuarının da demokrasi ve onun inançlı uygulanması olduğunu, demokrasinin adeta bir dil ve kültür bahçesi olduğunu, günümüzün en gelişmiş, güçlü ülkelerinin yine bunun açık ispatı olduğunu ifade ederek, Leslie LİPSON’un “Demokratik Uygarlık” adlı yapıtından alıntılar yapmak suretiyle ve İsviçre’deki dil konusundaki parçalanmışlık ve bunun birliğin gücü haline nasıl geldiğine dair gelişmelerle ilgili örnekler vererek dil ve kültür farklılıklarının demokrasi içinde, bağımsızlık içinde nasıl güçlendiğini, hem nedeni ve sonucu olduğunu çarpıcı olarak ortaya koymakta olduğunu, bir diğer örnek ülke olarak İngiltere’nin anayasa sistemini en iyi uygulama unvanına sahip olup, sorunlarını şiddete başvurmadan demokrasi içinde en uygar tartışmayla çözmenin de seçkin ülkesi olduğunu belirterek, Avrupa ülkelerinin ağırlıklı olarak 20. yüzyıl başlarında en önemli ulusal, dil, din vb. sorunlarını çözdüklerini ve bugünkü güçlü demokrasilerini kurduklarını, çok yönlü gelişme ve üstünlüklerinde bu rejimin belirleyici payı bulunduğunu, bu anlamda Avrupalılaşmanın daha Cumhuriyetin ilk yıllarında da bir hedef olduğunu, Atatürk’ün görev olarak bıraktığı “Çağdaş uygarlık seviyesini yakalamak ve hatta üstüne çıkmak” deyişi kadar, “Cumhuriyeti biz kurduk, onu siz ilerleteceksiniz’ sözünün de herhalde ancak Cumhuriyetin demokratikleştirilmesiyle mümkün olacağını,

Şunu çok iyi görmek gerektiğini, çağdaş Türkiye Devleti’nin, 19. yüzyılın başlarında III. Selim'in zorla saltanattan indirilmesi ve ayanlarla yapılan “Sened-i İttifak”tan beri her türlü şiddeti, devrimi, karşı devrimi, darbeleri kendi içinde neredeyse iki yüzyıldır yaşamakta olduğunu ve şiddetin artık çözümleyici değil, zorlayıcı, engelleyici olduğunu, hatta kendisini aşırı tekrarladığının da tarihi bir gerçek olduğunu, şiddetin artık Cumhuriyetin gündeminden kesin kalkması gerektiğini, Türkiye’de tüm kesimlerin konsensüs sağladıkları en temel konunun bu olduğunu, kimsenin sorunların şiddetle çözüleceğine inanmadığını, bunun açık ve tarihten en büyük dersi çıkarmış görünen ve büyük zor gücüne rağmen bu gücün etkisini ancak yaratıcı, çağdaş bir demokrasiye yönlendirmede kullanan ve açıkça 90 ortalarından beri MGK konseptleri ile yürütülen, içinden geçmekte olduğumuz tarihi aşamayla da kanıtlanmakta olduğunu, ordunun en demokratik görünen partilerden daha duyarlı demokrasinin ölçütlerini hatırlattığını, demokratik aşamanın karşısında bir tehdit değil, tersine sağlıklı aşama yapmasının ve işlemesinin teminat gücü aşamasında olduğunu, aşağı yukarı diğer tüm ağırlıklı siyasal, ekonomik ve sivil kuruluşların da açık ifade etmeseler de bir büyük demokrasi arayışında olduklarını, anlamlı bir demokratikleşmeden kaçınan kesimin olmadığının da, aşamanın tarihi değerini ortaya koyduğunu ifade ederek,

Kürt sorununun, ayrılma değil Cumhuriyet ile demokratik birlik sorunu olduğunu, bu bağlamda çeşitli seçenekleri gözönüne getirdiklerinde ayrı bir devlet seçeneğinin hem maddi temeli hem de fayda anlamında bir çözüm yolu olmadığı iddiası olsa bile, pratik değerinin en zayıf yol olduğunun görüleceğini, ikinci seçenek olan federasyon, otonomi gibi seçeneklerin kısmı bir uygulama özelliğine sahip olup Türkiye’deki Kürtler açısından durumun daha önemli farklılıkları olup, lehçe farklılıklar kadar Kürt-Türk içiçeliği olan bölgelerin durumu, Doğu’daki Kürt nüfusunun en azından bir katı kadar Batı’da bulunmasının federasyon ve otonomi tezinin de maddi temelinin elverişsizliğini gösterdiğini, üçüncü seçeneğin demokratik çözüm yolunun olduğunu, şimdiye kadar pek açıkça ifade edilemeyen teorik ve pratik yolları ile tartışılmayan aslında dünya çapında çok önemli sorunlara çözüm olan bu yaklaşımın Türkiye’de gündemleşmemesinin büyük bir şanssızlık kadar, demokrasinin tutarlı, ciddi gelişmemesinin bir sonucu olduğunu, halbuki Kürt problemine en ideal yaklaşımı demokratik kuram ve zengin pratikte görmek, rahatlıkla ideale yakın çözümleri üretmenin mümkün olduğunu, aslında Cumhuriyetin kuruluşunun buna tarihi temeli verdiği gibi Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı’ndaki konuşmasının da çözümün bu yolda aranması gerektiğini gayet açık ortaya koyduğunu, İsviçre örneğinde olduğu gibi Avrupa'nın ve dünyanın birçok devletlerinde bu yolla çözüme ulaşıldığı halde Türkiye açısından en acı veren, neden dünya politikalarından ders çıkaramadığımız, ideale yakın bir çözüm imkanının var olduğu halde neden değerlendiremediğimiz sorusu olduğunu, birçok sorunda olduğu gibi hep isyan ve bastırmanın sanki tek yolmuş gibi davranıldığını, bunu Kürt sorununa ilişkin açmak gerektiğinde: ya ayrılık, isyan, buna karşı ya bastırma ve inkar yolunun seçildiğini, halbuki her iki yaklaşımın da çok denendiği halde verdiği muazzam acı kayıpları bir yana bırakıldığında bir çözüm gücü olmadığı gibi, sorunu ve toplumu çok ağır sorunlarla yüzyüze bırakmış olduğunu dile getirerek, gerek Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ve sonraki yapısına ilişkin, gerekse de önemli bir son dönem isyanına çeyrek yüzyıldır neredeyse başlayan ve son 15 yıldır savaş boyutunda süren bir isyanın önde gelen sorumlusu olarak vardığı tarihi sonucun demokratik laik Cumhuriyetle bu çok ağırlaşmış sorunun, adı ne konulursa konulsun ancak kanıtı da ortaya çıkan demokratik birlik çözümü olduğunu, demokratik birlik çözümünün Türkiye’nin geleceği olduğunu vurguladıktan sonra,


http://www.belgenet.com/dava/gerekce07.html
--------------------------------------------------------------------------------

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
GEREKÇELİ KARAR-III


GEREKÇELİ KARAR (8)


--------------------------------------------------------------------------------
Demokratik birlik çözümü için tezler, başlığı altında,

1- Çözümün, ülke bütünlüğünü, ortak vatan gerçeğini daha da güçlendireceği,
Bu konuda iddianamede Kürdistan’a dayalı bir devlet kurulması istenildiğinin, program ve konuşmalarından alıntılara dayanılarak belirtildiğini, bunun doğru olduğunu, ama her ilke ve programın yaşamda denendikten sonra ve bizzat savaş boyutunda bir mücadeleden geçtikten sonra uygulama değerinin daha iyi anlaşılacağını, dünyanın benzer iddialarla ortaya çıkan birçok gücünün sonuçta pratik yolun farklı olduğunu görüp değiştiklerini, zorla kurulan birliklerin dağıldığı gibi yapay anlamlı, temeli olmayan ayrı üniteler, birimlerin de birleşmekten kaçınamadıklarını, kocaman Sovyet sisteminin çözülürken 70 yıl sonra başta Avrupa Birliği olmak üzere Dünya çapında birçok birliğin kurulduğunu, ayrılık istemekle, hatta ayrılığı gerçekleştirmekte, arzulanan hedefe ulaşılamayacağını, birlik yararlıysa en son bunun hükmünün geçerli olacağını,

2- Çözümün, Demokratik Cumhuriyetin siyasal birlik ve bağımsızlık çerçevesinde olacağını,
İddianamede Cumhuriyeti parçalamaktan da bahsedilse, program ve konuşma ifadelerinde buna benzer kanıtlar ortaya konulsa da, tarihin, dünya halklarının ve bizzat mücadelelerinin kendilerine öğrettiği ve çoktandır kabul ettikleri Cumhuriyetin, demokratik karakteri ile birlikteliğin en doğru olduğu kadar, mümkün pratik çözüm yolu olduğu,

3- Kürt toplumundaki dil ve kültür özgürlüğü, sorununun can alıcı yönünü teşkil etmekte olduğu,
1.ve 2. tezlerin sorunun bir vatan ve devlet yaratma olmadığını, vatanda özgür yaşamla devletle demokratik birlik olduğunu, bunun için tarihsel, siyasal ve anayasal zeminin açık olduğunu, iyi niyetli ve cesur yaklaşımların asgari demokratik ölçütler içinde kurulduğundan varolduğu sanılan sorunların o kadar da ağır olmadığı ve aşılacak cinste olduğunu ortaya koyduğunu, bununla birlikte dil yasağı ve kültürel özgürlüğün önündeki engellerin, sorunun en özgün yönünü oluşturduğunu, bu özgün yön üzerinde yoğunlaşamamanın çok karmaşık bir durum yarattığını, siyasal boyutla kültürel boyutun karışmasına ve sorunun birçok yanlış ifade tarzı ve beraberinde uygulamalara hatta isyanlara yol açabilmiş olduğunu, bunun bir talihsizlik olduğu kadar bilimsel yaklaşamamanın, dokumatik ideolojik yaklaşımın acı sonuçları olduğunu, dolayısıyla dil ve kültür özgürlüğüyle ifade etme araçları önündeki engellerin ortadan kaldırılmasının, sorunun yaşadığı karmaşayı aşmak kadar birçok yanlışı, korkuyu dolayısıyla tepkileri de kaldıracağını, ayrılık ve zayıflık yönünde değil, birlik, zenginlik ve güçlenme temelinde tarihi çözümü ve gelişmeleri beraberinde getireceğini,

4- Askeri ve silahlı güç yaklaşımlarının çözüm için anlamını yitirdiği ve terk edilmesi gerektiği,
Şiddetle varılacak bir yol kalmadığı gibi, artık şiddetin gereksiz olup, sadece çıkmazı derinleştirdiği, tahribat ve acıyı artırdığı, sonuçta aynı noktaya gelindiği için bir an önce terk edilmesi gerektiği,

5- Başta PKK olmak üzere yasadışı konumda olan birçok örgütün barışla birlikte normal siyasal ve yasal sürece kendini uyarlaması gerekeceği,
Silahlı çatışma ortamının ortadan kalkmasının yıllardır yasadışı konumda olan birçok örgütü demokratik ortamla bütünleşmeye iteceğini ileri sürdükten sonra;
Sanık kişisel durumuyla ilgili olarak, çocukluk ve gençlik yıllarını ve PKK örgütünü nasıl kurduğunu anlattıktan sonra, kronolojik olarak bu yılları değerlendirdiğinde, yaşam çizgisine ta köyden beri damgasını vuran fazla tanımlanmamış, ama giderek bilimsel olmaya çalışan bir özgürlük anlayışının hakim olduğunu, PKK öncülüğündeki eylemliliklerindeki sorumluluğunun açık olduğunu, ama kendisinin eylem anlayışını izah etmeye yetmeyeceğini, yaşamının en zor sürecinin genelde isyan, özellikle de militanlık adına ortaya çıkan kişi ve yapıların tahribatını asgariye indirmek çabaları olduğunu, bunu sık şu örnekle dile getirdiğini: “Çingeneye paşalık vermişler. 0 da önce babasını asmış” yaşananın biraz bu olduğunu, kendisinin buna “Avare, asi çetelik” de dediğini, askeri yasalardan siyasi temellerden yoksun, yüzyılların aile, aşiret kavgaları ortamında büyümüş, bir tavuk yüzünden birbirini vurmaya yatkın toplum yapısı bu kişilik yapısında birleşince kontrolü zor bir durum yarattığını, bu düzeyde bile tutulmasının önemli bir başarı olarak görülmesi gerektiğini, kendisinin baştan beri kabul edebileceği şiddet anlayışının, meşru savunma durumunu aşmayan şiddet anlayışı olduğunu, birçok saldırı ve intihar eyleminin kahramanlık olarak değerlendirildiğini, ama hiçbirisinin emrini vermediği gibi haberinin de olmadığını, bu tip gelişmeleri de asgari düzeyde tutmak için sürekli çaba harcadığını, bunun kendisi için hem ahlaki, hem de askeri bir anlayış gereği olduğunu, meşru savunma amacının da “Ya özgürlük ya ölüm”, “Ya özgürlüğümü verin ya öldürün” biçiminde formüle edilebileceğini, dışarıya çıkış ve dağlara üslenmesinin hep bu anlayış çerçevesinde olmakla bağlantılı olduğunu, bunun dışında şiddet anlayışının gerçekten bir çılgınlık olduğunu, bir devlet veya sınırlı özgürlük yolu açıksa orada şiddetin hatta uygar düzeyi aşan her tür kavgacılığın asla meşru olamayacağını, başlangıçta her bakımdan kişi ve kültür, dil inkarına dek baskı ortamının nasıl ki şiddete götürdüyse, özellikle 90’lı yıllara kadar daha sonra sınırlı özgürleşme olanağı belirince, giderek bunun kendisi için anlamını yitirdiğini, siyasetin daha uygarlaştırıcı demokratik yönteminin etkili olmaya başladığını, 93’ten itibaren daha sıkça dile getirdiğini, şiddete devletle ulaşılması halinde gerçekten bırakmanın her geçen gün kendisini daha fazla hissettirdiğini, bunda imkan azlığından ziyade anlamsızlığı kadar, amaca demokratik siyasetle varılabileceği kanısının temel rol oynadığını, bu konuda en temel eksikliğinin ateşkes sürecinin, derinliğine ve devletin yaptığı hazırlıkları çok iyi görüp değerlendirememe ve böylelikle tarihi bir fırsatı kaçırma olarak değerlendirdiğini, daha sonraki şiddet sürecinin ağır tahribatlara yol açtığını, bunu farketmek ve çok yoğun bir çaba harcamakla beraber ancak 96’lardan itibaren tekrar devletten gelen dolaylı mesajlarla kontrol altına almaya, ateşkesler biçiminde demokratik siyasi sürece hazırlık yapmaya başladığını, tam istenilen düzeyde olmasa da süreci daha kontrollü olarak demokratik çözüme yakın hale getirdiğini, ayrıca kişisel düzeyde yine dikkate alınması gereken temel bir çalışmasının PKK'nın 70’ler dünyasından kalma program ve propaganda tarzını 96 yıllardan itibaren değiştirmeye ve aşmaya ilişkin çabaları olduğunu, resmi olmasa da fiili olarak Türkiye genelinde demokratikleşme ile bağlantılı, Kürt toplumunun artık feodal koşullarının demokratik iradesiyle aşabileceğini ve böylelikle demokratik birlik çözümünü vurguladığını,

Yurt ve yurtseverlik yaklaşımını dile getirmek durumunda olduğunu, iddianamede 125’inci madde ile yargılanmasının, bunun da vatana ihanet, ayrı bir devlet kurma suçlaması gözönüne getirildiğinde önem taşıdığını, ya özgür vatan, ya da ölüm sloganını anlamlı bulduğunu, burada özgün olan ulusal kurtuluş ve Cumhuriyetin kuruluşundaki ortak vatan ve devlet kavramını özgür yurttaş ve toplum bilinci haline gelememesi olduğunu, özellikle Kürtler için en büyük eksikliğin gerek kendi doğdukları ana coğrafya gerekse bir parçası oldukları tüm Türkiye’yi vatan olarak görme duygu ve düşüncelerinin zayıflığı olduğunu, bunun üzerinde oynanmaya müsait bir durum yarattığı, ayrı bir Kürdistan kavramının bunun sonucu olduğunu, doğrusu ortaya konulmazsa tehlikeli olacağı, dolayısıyla geçirdiği mücadele tecrübesinin bir sonucu olarak tıpkı çok milliyet kökenli ülkeler örneği ABD., İsviçre vb. gibi, ister tek bir ulusal dil kullanılsın, ister birden çok dil kullanılsın milliyet ayırımına bakılmaksızın tek ortak vatan ve ulus kavramına ulaşmanın önemli olduğunu, Türkiye için bu yaklaşımın demokratik çözüm için temel alınması gerektiğini, şimdiye kadar eksik olanın demokrasi boyutu olduğunu, çağdaş vatan kavramının tüm birey, dil ve kültürler için özgürlük gerektirdiği gibi, özgürlük olunca, vatanın bağımsızlığının da o oranda güçleneceğini, ikisi Türkiye’de sanki çelişkiliymiş gibi birbirini zayıflatacaklarının sanıldığını, bunun temel bir yanlış olduğunu, aşılması gereken en önemli bir demokratik sorun olup buna kapsamlı bir çözümle ulaştığına inandığını, aynı hususun bağımsız devlet kavramı için de geçerli olduğunu, kendilerinin başlangıçta devlet ne kadar bizimdir, değildir düşüncesine ulaşmadan bir kişiye, bir gruba bakıp en sert suçlama yöneltmekle dogmatizme düştüklerini, bunun siyasi düşünce ve eylemlerini de etkilediğini, daha bilimsel baktıklarında karşı çıkmaları gereken devlet değil, onun oligarşik temsili olduğunu, bağımsızlık için yıkmak değil demokratikleşmesinin temel alınması gerektiğini, yine parçalanmanın değil özgür irade ile birlikteliğe çalışmanın hem gerçekçi hem demokratik bir görev olduğunu, bu sürecin de kapsamlı bilince çıkardığını,

Dış güçlerle, bu çerçeveyi aşan ilişkiler içinde olmasının, yapı gereği mümkün olmadığını, en büyük ispatının dost geçinenlerin en aşağılık bir komployu kendisi için ortaya koyduklarını, bir kukla bile olsaydı düşmanı çok olan Türkiye için herhalde kendisini kullanmayı dolayısıyla saklamayı bilecek güçte olduklarını, tam tersine uzun vadeli, Türkiye aleyhinde kullanamayacaklarını bildikleri için uluslararasında hiçbir hukuk ve insani bir ölçü tanımadan ve daha çok da Türkiye ile çatışmalarını körüklemek için kendisini kabul etmeme ve teslim etme oyununu oynadıklarını, tüm Türkiye dışı pratiğinin dile getirdiği “özgür vatan ve demokratik cumhuriyet” amacıyla sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu, her şeyini bu temelde ortaya koyan, kişiliğini özgür vatan ve demokratik birlik için katık eden biri olduğunun tartışmasız olduğunu ve tarihin her geçen gün bunu kanıtlayacağını,

Cumhuriyet Başsavcılığının başlangıçtaki program ve geniş açıklamalara dayanarak sonuçta ayrı bir devlet kurma sonucuna varsa ve kendisinin her şey “Bağımsızlık ve özgürlük” içindir sözünün bundan başka bir amaç taşımadığını belirtse de, bu tarihsel tecrübeyi en sorumlu yaşayanlardan biri olarak bu savunmasında demokratik birliğe götürmeyi amaçladığını ortaya koymaya çalıştığını, elinde yaptığı konuşma belgeleri olmasa da, tek taraflı ateşkes süreçlerinde ve dolaylı diyaloglarda bunu açık olarak dile getiren, bağımsızlık ve özgürlüğün hem birey için, hem halk ve toplum için koşullar gereği ancak Türkiye’nin bütünselliği ve cumhuriyetin demokratik yapılanması içerisinde gerçekleşebileceğini, bilimsel ölçüler içinde bakıldığında dört tarafta kabul edemeyecek komşularla çevrili, ağırlıklı olarok dağlık bir coğrafyada, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal olarak çok bölünmüş, ağır feodal devlet yargılarıyla ve daha bir alfabeye bile sahip olmayan, nüfusun daha büyük kısmı metropollerde çalışan Kürt toplumu için devlet iddiasında bulunmanın bu nedenlerle gerçekçi olamayacağını, kaldı ki son 200 yıllık tarih tecrübesi ve en son PKK isyanının mevcut askeri güç dengesi altında, ayrılık yönünde sorunu daha da ağırlaştıracağını ortaya koyduğunu, bu yöntemle tarafların zorlanacağını, büyük acı ve kayıplar yaşanacağını, ama ne ayrılmanın gerçekleşebileceğini ne de sorunun yok edilebileceğini, hastalığın daha da ağırlaşarak devam edebileceğini, hastalığı ne hastayı yok ederek tedavi etmenin mümkün olduğunu ne de ana öğesi olduğu, bütünden yani devletten ayırmakla parça tedavi şansına sahip olduğunu, doğrusunun, çürük olan kısımların devlet bünyesindeki demokratikleşmeyen, özgürlükler önünde engel teşkil eden en üst devlet yetkilileri tarafından da dile getirilen yasaların, eskimiş kurumların, korkuya, inkarcılığa dayalı yaklaşımların aşılmasıyla, bölge halkının yaşadığı feodal toplum yapılarının, aşiretsel, şeyhlik, ağalık, devletten duyulan korkunun aşılması, özgür birey ve toplum temelinde gerçek bir anayasal yurttaş olarak, cumhuriyet ve demokratik birlik içinde bütünleşmenin sağlanması gerektiğini ve sonuç olarak demokratik birliğin cumhuriyetin yeni tarihsel adımı olacağını beyan etmiştir. (Kl. :66)

5. Sanık Abdullah ÖCALAN Esasa ilişkin savunmasında:

Sanık, davanın esası hakkındaki savunmasının temelinde isyan gerçeği kadar sonuçlarının bilimsel ele alınışına ağırlık vermenin büyük önem taşıdığına inandığını belirterek, Cumhuriyet Başsavcılığının Esas hakkındaki mütalaasının iddianamenin bir özeti olup, kendisinin ilk savunmasından kapsamlı alıntılar yapmakla birlikte aynı sonuca gittiği, kişi ve örgüt olarak geçirilen değişimi samimi bulmadığı, bir çıkmazı ifade ettiği, dolayısıyla eylemlerin yoğunluğu, çokluğu ve halen manen de olsa örgütle bağının devamlılığını da belirterek TCK'nun 125. maddesiyle cezalandırmayı öngördüğünü,

En üst resmi yetkililerce de son “Kürt isyanı “ olarak değerlendirilen PKK önderlikli bu isyanın gerçekten hangi tarihi geçmiş kadar toplumsal koşulların ürünü olduğunu değerlendirilmediği, olayları bireysel terör boyutuna indirmenin mantıklı olmadığı gibi yanlış sonuçlara ve çıkmazı derinleştirmeye götüreceğini, 1970 Türkiyesi’nin ciddi bir sosyal patlamayı yaşadığı, yasal düzeni zorladığı, hem 12 Mart 1971 hem de 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesiyle açığa çıktığını, yasallığın ciddi şekilde zorlanarak beraberinde 27 Mayıs askeri müdahalesi sonucu nisbi demokratik özelliği olan Anayasayı budamayı ve 1982 antidemokratik özellikleri yaygın olan Anayasanın getirilmesiyle sonuçlandığını, 1980 öncesi iktidar, muhalefet, sağ-sol tüm partilerin yasadışı ilan edilmiş olduğunu,

PKK'nın da bu dönemin yasadışı bir hareketi olarak doğup ağırlıklı olarak Kürtlerin toplumsal gerçeğine dayalı iyi araştırma, propaganda ve giderek eylem hareketi olarak geliştiğini, çıkışın yasal değil meşru olduğunu, özellikle 1982 Anayasasına dayalı olarak geliştirilen “dil yasağı”na kadar varan ağırlaştırılan bir baskı sistemine karşı isyanın yasal olmamakla birlikte meşruiyetinin önemle göz önüne getirilmesi gerektiğini, temel sloganlarının “bağımsızlık ve özgürlük” olarak belirlendiğini ve buna göre genel program ve eylemliliğe yöneldiklerini,

PKK'nın bu yaygın eylemliliğin başta gelen sorumlularından biri olmakla beraber, “Kürt sorunu“nun tartışmasını Ankara’da önünde bulduğunu, yine “Kürt hareketi” ile Kuzey Irak'ta olup bitenleri de öğrendiğini, bu iki yönlü etkilenmeden giderek etkileyen bir güç konumuna geldiğini,

Özce, PKK'nın düşünce ve eylem olarak yasalar açısından ne kadar sorumlu tutulsa da, dayandığı toplumsal zemin, içindekilerin kişilik özellikleri, direniş tarzı ve uygulanan baskı biçimlerinin de sorumlulukta önemli pay sahibi olduklarını, demokratik bir toplumda ve devlet yapısında bu tür isyana yatkın toplum ve bireylerin bu yaygınlıkta ve şiddette ortaya çıkmayacaklarını, slogan ve programlarının böyle ayrılıkçı ve sert olmayacağını beyan ederek;

PKK’da dönüşümün bir çıkmaz değil bir gereklilik olduğunu, Sovyet sisteminin 1990’lara doğru çözülüşünün en az 200 yıl önceki Fransız ihtilali kadar demokratik dönüşüm üzerinde etkide bulunma potansiyeli taşıdığını, başta doğu Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde demokratikleşme yönünde gelişmelere yol açtığını, nasıl Sovyet Ekim devriminin Türkiye’nin ulusal kurtuluşunda en önemli dış katkıya yol açmışsa, bu çözülüşün de yanı başındaki Türkiye ve diğer Türki Cumhuriyetler üzerinde soğuk savaş döneminden kalma ve demokratikleşmeyi zorlaştıran statükodan uzaklaştırma yönünde o kadar derinden olumlu gelişmelere yol açtığını, bu yıllarda tam bir demokratik hareketlenme sürecine çok sancılı da olsa girildiği, yasalara pek yansımasa da sosyal ve siyasal dokunun hızla kabuk değiştirdiğini, Kürt toplumunda da bunun adeta devrimsel bir biçimde “serhıldanlar” olarak yaşandığını, Kürt objektifliğinin yasal olmasa da fiili olarak devletin en üst kademelerinde tanındığını, bunun önemli bir demokratik adım olduğunu,

PKK’nın dönüşüm gerçeğinden bahsederken, her şeyden önce dünya ve ülke çapında bu gelişmelere objektif olarak dayandıklarını, PKK’nın kuruluş yıllarının; soğuk savaşın katı ideolojik kamplara ayrılmış Kürt objektivitesini ağır bir inkar ve iradesizliği yaşadığı statükocu yıllar olduğunu, ayrıca anarşik yanı ağır basan, demokratikleşmeyi pek tanımayan gençliğin sağ-sol kamplara alabildiğine parçalandığı bir sürecin damgasını taşıdığını, hem program hem eyleminde bu yıllardaki dogmatik, ideolojik yaklaşımla, gençliğin radikal çıkışının derin izlerinin olduğunu, 1990’lar da dünya genelinde bir çok örgüt yapısında olduğu gibi Türkiye’nin partiler ve örgütsel yapısında da kaçınılmaz olarak dönüşüm yaşandığını, PKK’da da yaşanılan ağır çatışma ortamı nedeniyle bu yönlü gelişmelerin ortaya çıktığını, kendisinin bu yıllarda PKK program ve eski propaganda sloganlarını terk etmesi ve yeni arayışlara girmesinin bu nedenlerle bir çıkmazı değil bir kaçınılmazlığı ifade ettiğini,

PKK’da örgüt ve eylem anlayışında bir iç savaş yaşadığının gerçek olduğunu, PKK’nın öncülük ettiği eylemliliğin düzenli ve temel stratejiye ve taktiklerine uygun bir gerilla benzeri savaş olarak geliştiğini söylemenin zor olduğunu, hele hele en üst düzeyde sorumlu olarak, çatışma tarzının kendisinin istediği doğrultuda geliştiğini sanmanın büyük yanlışlık olacağını, olsa olsa Kürt toplumsal gerçeğindeki ağır feodal yapının aşiret-aiIe, dinsel gerilik biçiminde parçalanma ve çelişkilerinin yüzyıllardan beri süregelen tortularının PKK içinde can bulması ve kendini konuşturmasıdır demenin daha doğru bir sosyolojik değerlendirme olacağını, katılım gösteren herkesin kendine göre “kanun benim” anlayışından hareket ederek feodal kurallara bile ters gelen bir çok tutum ve eylem içine girdiklerini, özellikle 1987’de köy korucularına yönelim adı altında hiç yönelinmemesi gereken sivillere ve bu arada kadın ve çocuklara, çatışmalarla ilgisi olmayan kişilere yönelim olduğunu, tam bu noktada PKK’nın sınırlı da olsa ideolojik ve siyasi yanları bir tarafa bırakılarak “aydınlar kaybetti”, “köylülük iktidar oldu” adı altında partinin gerçek özünü tasfiye edip ele geçirdikleri olanakları hem partinin gerçek temsil gücünü hem de halkı bireysel etkileri altına almak için bir iç çatışmayı dayattıklarını, kendisinin bunu temelde öncülük eden kişiler nedeniyle “dörtlü çete” olarak tabir ettiğini, 1987-1997 arasında bu temelde şiddetli bir savaş verdiğini, bunun şüphesiz genel sorumluluğunu kaldırmayacağını, ama ahlaki, siyasi, örgütsel ve eylemsel tavrının anlaşılması açısından büyük önem taşıdığını, PKK’yı en zor duruma düşüren eylemlerin daha çok bu süreçte ve kontrolü kendi ellerinde tutan bu tip şahıslar eliyle işlendiğini, bu tip şahısların kırsal alanın kendilerine sağladığı avantajları iyi kullanarak bildiklerini uyguladıkları ve çoğunlukla yalanla üstünü örttüklerini, bu hususların resmi devlet raporlarında da yoğunca görülmekte ve değerlendirilmekte olduğunu, bu kişilerin sırf etkili olmak için en yanıbaşındaki yoldaşını, halktan yardımcı dostlarını bile ucuz bahanelerle cezalandırmaktan geri kalmadıklarını belirterek,

Esas hakkındaki mütalaada 1990’lı yıllar madem böyle bir iç mücadeleyi yaşadığı halde neden en çok tahribat ve kayıpların yaşandığına dayalı kapsamlı bir liste verildiğini, çatışmaların en çok içte ve dışta bu yıllarda yoğunlaştığı göz önüne getirildiğinde sorunun cevap bulacağını, özellikle 1993-1996 devlet bünyesinde de kontrolden çıkmanın yaygın yaşandığı, bir çok faili meçhul kayıplarda bu durumun önemli payı bulunduğu, devletin gücünün yasadışı kullanıldığının resmi “Susurluk Raporu”nda açıkça dile getirildiğini ve halen açığa çıkmamış bir çok çete odağından bahsedildiğini,

“30.000 kişinin katili'', ''bebek katili” gibi sıfatların adaletsiz ve gerçek dışı bir yaklaşım olup reddettiğini, eri başta gelen sorumlulardan olduğunu, ama tek sorumlu olmadığını,

Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye’nin, içte demokratikleşmeme, dışta da gücüne göre önderlik edebilecek rolünü oynamamasında Kürt sorununda gereken bilimsel demokratik yaklaşımı gösterememenin temel neden olduğunu, çıkmaz ve çatışmada ısrarın gelecek yüzyılın da kaybı olacağını, eğer klasik anlamda Kürt sorununun demokratik ve kültürel yaklaşımdan uzak ele alınması halinde bu çıkmazın, dolayısıyla çok güçlü bir alt yapı kazanmış çatışma ortamının derinleşerek devam edeceğini, bu durumda;

1. Askeri silahlı çatışmanın kurumsallaşarak devam edeceği, PKK’nın düşük ve orta
düzeyde bir savaşı rahatlıkla sürdürebileceği, ordunun da daha fazla bu işe girerek geçen 15 yılın çok ötesinde önümüzdeki yüzyıla yayılabileceğini,

2. Başta bölge Kürtleri olmak üzere Ortadoğu ve dünya Kürtlerinin çeşitli ve sıraladıkları stratejik güçlerce yönlendirilerek Türkiye karşıtlığının geliştirileceği, savaş ve çıkmazın derinleşmesinin belki de Türkiye’yi hedef haline getireceği, başta komşu ülkeler olmak üzere Türkiye ile sorunu olan herkesin hem kendi Kürtlerini hem de yoğun mültecilikle yanına çektiklerini politize edip çıkarları için kullanacaklarını,

3.Çıkmaz ve çatışmanın derinleşmesinin ekonomik faturayı daha da ağırlaştıracağını,

4.Eğitim ve kültürel gerilemenin kaçınılmaz olduğunu,

5.Çıkmaz ve çatışmanın süregitmesi, Türkiye’nin özellikle demokratik gelişmesini nasıl şimdiye kadar frenlemiş ve çarpıtılmışsa, bu haliyle artarak devam edeceğini, devlet yapısında arzulanan demokratik yönlü değişimlerin olmayacağını,

6.Mevcut çıkmazın dış politika üzerinde de etkili olduğunu, özellikle Avrupa’nın kendi çıkarlarına dayalı demokrasi gerekçelerini göstererek istediği gibi davranmakta olup AB’ye bu nedenle girilemediğini, sorunun demokratik bir tarzla aşılamamasının nasıl içeride büyük olumsuzluklara yol açıyorsa dışa doğruda istenilen atılıma da imkan vermediğini beyan ederek

Sorunlara demokratik çözümün Türkiye’nin kazanılmış geleceği olabileceğini, özce geleceğin olası çözüm sonuçlarının;

1. Kürtlerin demokratik Cumhuriyetle bütünleşmesi geliştikçe bunun askeri anlamda da karşı tehditten stratejik bir güç kaynağına dönüşeceğini, içte ve dışta PKK’nın askeri savaş olanaklarının çözümle birlikte Türkiye’nin hizmetine gireceğini, karşılığında verilenin ise artık dünyanın her tarafında verilen doğal demokratik ve kültürel haklar olacağını, kolay ve en masrafsız çözüm derken bunu kastettiğini, “en kolay ve en zor barış” deyiminin burada kendini gösterdiğini, dev boyutlu askeri masraflardan kurtulma, acı ve kayıpların durması, başka bir çok güce tavizkar olmamak kadar karşılarında güçlü pozisyonda olma, içte tıkanmanın aşılmasıyla çok güçlü ekonomik, sosyal, siyasal, -kültürel gelişme süreçlerine girme, dış politikada başta Avrupa olmak üzere bir çok mevzie girme ve gerçekten bölgede lider ülke konumuna yükselmenin bu çıkmazdan ve çatışma ortamından kurtulma ile yakından bağlantılı olduğunu, Türkiye’nin stratejik olarak tehlike arzeden birçok odaklar karşısında çözümle birlikte güç kazanmasının işin can alıcı özünü teşkil edip geleceğin kurtarılması derken bunu kastettiğini,

2. PKK’nın askeri sorun olmaktan çıkmasının Kürt sorununun siyasal çözümünün yolunu
açacağı ve beraberinde siyasi sorun olmaktan çıkması anlamına da geleceği, devletin bütünlüğünü ve birliğini zorlamaktan ona güç verme sürecine girileceğini, devletle demokratik bütünleşme yolu açıldıkça devlete karşı konumun aşılacağını, PKK’nın tüm iç ve dış merkezleri ile kurumlarının anlamsız hale gelerek tehlike olmaktan çıkacağını,

3. Çıkmazda ve çatışma sürecinde ileri çapta devlete yabancılaşmış, ters düşmüş Kürt halk yığınlarının da bu Çözüm tarzıyla rahat kazanılacağı, Kürtlere uzanacak barış ve dostluk elinin büyük birlikteliğe ve kaynaşmaya götüreceğini,

4. Sorunun çıkmaz ve çatışma sürecinden kurtulmasının ekonomik olarak gelişmenin önünü alabildiğine açabileceğini,

5. Türkiye’nin siyasi koşullarında ve Anayasal hukukunda Kürt sorununun en pratik çözümünün demokratik ve kültürel haklarını kullanmadan geçtiği, çıkmazın böyle aşılacağı ve şiddetle artık bir yere varılamayacağının dava dolayısıyla daha iyi anlaşılmış olduğunu, demokratik ve kültürel kimliğin iyi anlaşılması gerekli olup siyasi kimlikten farklı olduğunu, daha çok devletle özgür yurttaş ve özgür toplum temelinde demokratik birliği ifade ettiğini,

6. Cumhuriyetin kuruluşundan beri demokratikleşmenin bir engeli haline getirilen ve gittikçede ağırlaşan sorunun demokratik çözümünün en çok Türkiye genelinde siyasi yapının da demokratikleşmesinde kilit rol oynayacağını,

7. İç çıkmaz ve çatışma ortamının demokratik çözüm yolunun en çarpıcı etkisini dışa açılımda göstereceğini, ağır ekonomik ve siyasal sorunlarını çözmüş güçlü ekonomik ve demokratik yapısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika adımlarının daha başarılı sonuç vereceği, en başta AB'ne üyeliğin sorun olmaktan çıkıp bunun gerçekleşeceğini beyan edip,

Sonuç olarak; İmralı sürecinin tarihi bir başlangıç olabileceğini, uzun bir tarihi süreçten gelen ve gerçekten önemli toplumsal nedenleri olan bu isyanların doğru bir değerlendirmesinin yapılarak çıkarılacak dersler ışığında PKK önderlikli son “isyan hareketi”ni gerçekten “son” haline getirmek mümkün ve gerekli olup savunmalarında bunun gerekçelerini ortaya koymaya çalıştığını, sorunların çözüm yolunun artık demokratik sistemin geliştirilmesinden ve çizilecek çerçevesinden geçtiğini, bu konuda savunmasında alıntılar yaptığı Anayasa Mahkemesi Başkanının 37. kuruluş yıldönümünde yapılan konuşmasının umut verici olup, demokratik ve kültürel haklarında temelini teşkil ettiğini ve çözüm yolunu gösterdiğini, girilen doğrultunun bu olduğunu, demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve onun demokratik Anayasasının bunun somut ifadesi olacağını beyan etmiştir. (Kl. :66)

http://www.belgenet.com/dava/gerekce08.html

--------------------------------------------------------------------------------


6- Sanık Vekillerinin Savunması :

a) Sanık Vekilleri esasa ilişkin (348 sayfadan ibaret) yazılı savunmalarının giriş kısmında; (Savunma sh: 1-23) adaletin barışa ve demokratikleşmeye hizmet etmesi gerektiğini belirterek, tarihi, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel birçok önemli faktörlerden dolayı yüzyılın ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’nin en önemli yargılamalarından biri olan bu yargılamada, iddia makamının tezine karşı koyacakları antitezlerinin subjektif önyargılardan uzak olarak algılanması için tüm hukukçuların ortak faydası olması gereken temel çıkış noktalarının altını kısaca açıklayarak çizmek istediklerini, bu bağlamda;

- Toplumları geliştirecek, kalıcı barışı ve adaleti sağlayacak olan baskıcı ve ayrıcalıklı ceza anlayışı değil, özgürlükçü ve insancıl hukuk anlayışı olduğunu, uygar düşüncenin insanı tüm değerlerin kaynağı ve yaratıcısı olarak kabul ettiğini, ünlü Yunan düşünürü Protogoras’ın “Her şeyin ölçüsü insandır” dediğini, hukukun da ekseninin insan olduğunu, tüm değerleri ve giderek uygarlığı yaratan insanın dil, din, ırk, cins, milliyet, düşünce ayırımı yapılmaksızın mutlu olmak hakkı olduğunu, “İnsan devlet için değil, devlet insan içindir” felsefesinin artık toplumsal düzenlerin temel taşı olması gerektiğini, hukuk ve başta ceza anlayışının kutsal devlet anlayışından artık ayrılması gerektiğini, uygar dünyada toplumsal düzenlerin amacının insanın ve giderek toplumun mutluluğu, barışı ve eşitliği olduğunu; işte hukuka bu insancıl açıdan bakmak gerektiğini,

Üç ayrı ceza hukuku anlayışından baskıcı ceza hukuku ve ayrıcalıklı ceza hukuku anlayışının artık eskimiş olup tarihe gömülmek üzere olduğunu, oysa çağımızın ceza hukuku anlayışının insancıl ve özgürIükçü ceza anlayışı olduğunu, toplumsal barışa, demokrasinin gelişimine, toplumdaki çelişkilerin kan dökülmeden çözülmesine, geçmişteki yaraların kapanmasına hizmet edecek anlayışın da bu anlayış olduğunu, somut davada iddia makamının yargılama konusuna yaklaşımının tipik bir baskıcı ceza anlayışı ile ayrıcalıklı ceza anlayışının karışımı niteliğinde olduğunu,

- Savunmalarının doğru kavranılmasının ve oluşacak sentezin (hükmün) inandırıcı olmasının önemli halkalarından birisinin de suç ve ceza olgusuna nasıl yaklaşılması gerektiği hususu olduğunu, Suç nedir? Gerçek suç görünen konu mudur, yoksa görünenin perdeliğinin altında yatan esas konu mudur? Suçlu kimdir? Suçlu huzurdaki sanık mıdır yoksa suçlu bir probleme inatla seyirci kalan tüm siyasal-sosyal toplum mudur? Eğer bu sorulara günümüzün gelişen ceza hukuku anlayışı ışığında sağlıklı yanıtlar verilemezse yüzyılın davasının sıradan bir yargılamanın ötesine geçemeyeceğini ve tarihi bir fırsatın harcanmış olacağını,

- Mevcut yargılamanın özünde siyasi ve tarihi olan temel bir konudan kaynaklanan çelişkiyi çözmek görevini üstlenmesi gerektiğini, tez ve anti-tez yargı diyalektiğinde doğru konmaz ise adalete de hizmet edilemeyeceğini, bu davanın siyasi bir dava olduğunu, bir bebek katili, bir uyuşturucu, bir adalet cinsiyet davası olmadığını, aslında bunun böyle olmadığı devletin en yetkilisinden sokaktaki yurttaşına kadar bilindiğini, zaten bunun tevil yollu iddia makamınca da kabul edilmekte olduğunu,

- Savunmalarının perspektifinin temel halkalarından birisinin de; insanlığın yüzlerce yıllık mücadelesi sonucu bağlayıcı akitlere dönüşmüş bulunan ulusal üstü evrensel hukuk ilkelerine olan bağlılıkları olduğunu, bu yargılamaya gölge düşüren her türlü şöven milliyetçi yaklaşımlara karşı net ve objektif bir şekilde dile getirilmesinin gerekli olduğunu, insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerinin hiçbir ulusal bahane ve gerekçelerle rafa kaldırılamayacağını, başta İ.H.E.B. olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokollerinin, Türkiye henüz onaylamamış olsa da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tamamlayıcısı olan “Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi”, “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi”, “Cenevre Mülteciler Sözleşmesi”, “Cenevre Savaş Hukuku” vb. temel insan hakları belgelerinin insan hakları hukukunun kilometre taşları olarak savunmalarında hareket noktalarını yönlendireceğini,

Ceza Muhakemesi Hukukunun en önemli ilkelerinin başında “Dürüst yargılanma hakkı”nın geldiğini, gerek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10. maddesinde, gerekse AİHS’nin 6. maddesinde, ayrıca kişisel ve siyasal haklar uluslararası sözleşmesinin 14. maddesinde yer alan “Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı” veya “Dürüst yargılanma hakkı”nın demokratik bir toplumda tüm insanların iktidarın keyfiliğine karşı güvencesi olup, dürüst yargılanma hakkı ilkesinin, bir yargılamanın olmazsa olmaz koşulu olduğunu, ceza muhakemesi hukukunun bu temel ve vazgeçilmez ilkelerinin müvekkili için rafa kaldırıldığını, müvekkilinin hem uluslararası hukuktaki hakları açısından hem de iç hukuktaki hakları açısından mağdur edildiğini, bu bağlamda;

- Batılı ülkelerin uluslararası hukuk bağıtlarını ekonomik ve politik çıkarları gereği ihlal ederek sanığın sığınma taleplerini reddettiklerini, müvekkili sanığın Türk yetkililerince Kenya’da hukuki olmayan bir şekilde yakalandığını, yakalamanın uluslararası normlara uygun olmadığını, hukuka aykırı gerçekleşen işlemlerin yok hükmünde olduğunu ve yok hükmünde olan bir işleme dayanılarak yapılarak tüm işlemlerin geçersiz olduğunu, bu durumda sanığın yakalanmasından itibaren tüm işlemlerin yok hükmünde olup, hukuka aykırılıkların ancak tüm işlemlerin yapılmamış sayılması ve müvekkilin serbest bırakılması ile giderilebileceğini,

- Sanık hakkında gıyabi tevkif müzekkeresi olduğu halde, yakalandığında CMUK'na göre 24 saat içerisinde yetkili hakim önüne çıkarılarak sorguya çekilmesi gerekirken, ilgili yasa ve anayasa hükümleri ihlal edilerek Jandarma Genel Komutanlığı tarafından ilk sorgulamasının yapıldığını,

- Dosyada sanığın yakalama işlemine dair hiçbir belge ve tutanağın mevcut olmadığını sanığın yakalanması işleminin uluslararası hukuka aykırı olduğu gibi iç hukuk mevzuatına da aykırı olduğunu,

- Sanığın Türkiye’ye getiriliş biçimi ve bunun yayın organlarınca da teşhirinin yasalara,
anayasaya ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil ettiğini,
- Sanığın Türkiye’ye getirilmesinden bu yana “Suçsuzluk karinesi”nin rafa kaldırıldığı ve
değişik kesimlerce yargısız infaz mantığının sergilendiğini,

- Yasada olmadığı halde sanığın duruşma boyunca cam bir bölme içinde bulundurulduğunu,

- Usul hukuku gereğince hazırlık soruşturmasının aleni olmadığı halde, sanığın sorgusu sırasında alınan ifadelerinin basın-yayın organlarınca yayınlanmış olduğunu,

- Usul yasalarında müdafinin vekaletname aranmaksızın her zaman sanık ile görüşebileceği düzenlendiği halde, sanık-müdafii görüşmelerinde usul hukuku kurallarına uyulmadığını,

- Sanığın getirildiği İmralı Adası’nın yasak bölge ilan edilerek, sanıkla ilgili tüm işlem ve
düzenlemelerin hazırlık aşaması ve sonrasında Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’nin yetki ve sorumluluğunda yürütüldüğünü,

- Yargılamanın, AİHM'nin kararlarına aykırı olarak “Bağımsız olmayan DGM'de başladığını, dürüst yargılama hakkının ihlal edilmiş olduğunu,

- Bu davanın tarihe savunma avukatlarının en çok saldırıya uğradığı, meslek vakarının en çok rencide edildiği dava olarak geçeceği,

- Davaya önce devletin, sonra medyanın dışarıdan müdahale ederek yargının baskı altına alındığını,

- Yargılamanın nakli ile ilgili CMUK ve DGM'lerin Kuruluş ve Yargılama Usulü Hakkındaki
Kanun hükümlerine uyulmadığı,

- Mahkemece, müdahale istemleri konusunda yasalara uygun değerlendirme yapılmadan müdahale taleplerinin kabulüne karar verildiği,

- İrtibatlı dosyaların birleştirilmesinde CMUK hükümlerine uyulmadığı,

- Yer itibariyle davaya bakma yetkisinin Ankara DGM'nde olmadığı halde, davaya bakma yetkisinin Ankara DGM'ne verildiğini,

- Duruşma aleniyetinin ihlal edildiğini, beyan etmişlerdir.

b) Delillerin değerlendirilmesi, usule ve esasa ilişkin değerlendirmeler: (Savunma, sh:23-68)

aa) Genel olarak delillerin değerlendirilmesi: (Sh:23-35)

Gerek ulusal ceza mevzuatı gerekse uluslararası ceza yargılamasına ilişkin kabul edilmiş olan temel ilkeler ışığında dosyaya sunulan bir belgenin delil olarak değerlendirilmesinin belirli kriterlere tabi tutulduğunu, bu kriterlerin (delilin gerçekçi olması, akıcı olması, olayı tasdik edici nitelikte olması, ispat bakımından önemli olması, delilin kanuna aykırı olmaması, delillerin müşterek olması ve bilimsel olması vs.) mevcut yargılamanın sonunda verilecek olan hükmün salt toplumsal tatminin sağlanması amacıyla verilecek objektif olmayan kararların hüküm altına alınmasını engellemeyi amaçladığını,

Ceza yargılamasının asıl amacının belirli ilkeler ışığında (çeşitlilik, silahların eşitliği vs. gibi) maddi gerçeğin bütün kuşkuları bertaraf edecek şekilde ortaya çıkarılması olduğunu, yargılama süresince sanığın olayları kabul ediyorum demesi ile yetinilmesi, tek tek subut delillerin ortaya konulmaması, müsnet suç unsurlarının irdelenmemesi, ses kayıtlarının ve kasetlerin doğruluğunun yan delillerle kanıtlanmaması, tanık yüzleştirmelerine girilmemesi, savunma delillerinin toplanmaması nedeniyle eksik soruşturma ile hükme gidildiğini, bu bağlamda:

- Sanığın 15.02.1999 tarihinde yakalanmasına ilişkin resmi kayıtların olmaması nedeniyle yakalama işleminin yasallığı hususundaki ciddi ihlallerin varlığına karine teşkil ettiğini, çeşitlilik ve kanuni delil kriterleri gereğince dosyadaki tüm belirsiz hususların ortadan kaldırılması gerektiği,

- Dosyada çeşitli devlet birimlerince yargılanmaya ilişkin PKK ile ilgili bilgi, belge, kaset ve telsiz çözümlemeleri ve istihbarat raporlarının önemli bir yer tuttuğunu, mahkemece söz konusu belgeler hakkında delil niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda hiçbir araştırma yapmaya gerek görülmediğini, çeşitlilik ve silahların eşitliği ilkesi gereğince hiç tartışması yapılmaksızın dosyaya delil olarak kabul edildiğini,

- Dosyaya delil olarak sunulan PKK mensubu kişilerin ifadelerinin şahsi yargılama dosyalarının bütünselliğinden koparılarak ve savcının iddialarının kanıtlanmasına olanak sağlayacak şekilde salt soyut suçlamalara ilişkin bölümlerinin kullanılmasının ceza sistematiğinin mantığı ile bağdaşmadığını,

- Muhakeme makamı çelişiklik ilkesinin gereği olarak dosyada bulunan belgeleri tartışmaya açmak ve dosyada delil olarak sunulan ifadelerin savunma makamınca da sorulacak bir takım sorularla tartışmak ve karara bağlamak durumunda olup, bu gereklilik ışığında dosyada önemli bir yer tutan PKK örgütünden ayrılarak itirafçılık yasasından yararlanmak üzere ilgili devlet yetkililerine başvuran kişilerin ifadelerinin konu ile ilgili ulusal ve ulusal üstü yasalar gözardı edilerek dosya kapsamına dahil edilmesinin tümüyle hukuk dışı bir uygulama olduğunu,

- Müdahale talebinde bulunan ve bu talepleri kabul edilen şahısların CMUK'nun 365 ve devamı maddeleri gereğince suçtan zarar görmüş olmaları hususu mahkemece tespit edilmesi gerekirken, müdahale talebinde bulunan kişilerin beyanları ve suçlamaları ile yetinilmiş olduğunu,

- Sanığın yakalandığı andan itibaren yapılan görüşme veya ifade alma sonuçlarının bütünsel olarak dosyada bulunmaması nedeniyle ceza muhakemesi prensiplerinin ihlal edilmiş olduğunu,

- İddianamede sayılan tipik eylemler ile ilgili soruşturmaların akıbeti araştırılmayarak dava ve sanıkla illiyet bağının mücerret bir konumda kaldığı, hukuki illiyet bağının araştırılmadığı,

- 04.06.1999 günü savunma makamının tevsi-i tahkikat taleplerinin inandırıcı, olmayan gerekçelerle reddedildiği,

- Suriye sürecinde Türkiye Devleti’nin girişimine ilişkin belgelerin, sanığın İtalya’da bulunduğu süreçte Dışişleri ve Adalet Bakanlıklarınca hazırlanan iade dosyasının ve sanıkla ilgili Almanya Adli Makamlarınca hazırlanan dosyanın dava dosyasına intikal ettirilmediği belirtilerek,

İddianamede, sanığın 30.000 kişinin ölümünden sorumlu tutulduğunu, resmi açıklamalarda ölen güvenlik güçleri ve resmi kişilerin 5.000 civarında olduğunun belirtildiği, dava süresince rnüdahilliğine karar verilen aileler ve vekillerinin bu grup ile sınırlandırıldığını, geri kalan 25.000 kişinin çoğunluğunun Kürt yurttaşları olduğu gerçeğinin dile getirilmediği ve davaya katılımlarının engellendiğini, esas hakkında mütalaanın da iddianamenin tekrarından öteye geçemediğini, iddianamedeki ayırımcı anlayışın esas hakkında mütalaaya da yansımış olduğunu,

Ceza adaletinin elbette yerini bulması gerektiğini, ama bunun adının idam olamayacağını, idamın çağdışı bir ceza olduğunu beyan etmişlerdir.

bb) Usule ilişkin itirazları: (Sh:35-44)

Sanık vekilleri yargılama aşamasında mahkememize daha önce verdikleri dilekçelerinde ve duruşmada esasa ilişkin savunmalarında;

Ceza Muhakemesinde usulün kanuni olup, takdiri olmadığını, kanunun emrettiği usul hükümlerinin uygulanmasının adil bir yargılamanın da temeli olduğunu, usul hatalarının davanın esas yönünden yanlış oluşmasını sağladığı gibi, alınacak kararı da kamu vicdanında tartışılır bir duruma sokacağını belirterek, davadaki usule ilişkin hukuka aykırılıkların;

- Başbakanlık kriz merkezinin yargıya müdahalesinin Anayasanın 138. maddesine aykırı olduğu gibi, “Hızlı ve özel yargılama”nın kriz yönetmeliğince sürdürülmesinin yasadışı olduğunu,

- Ankara DGM.C. Başsavcılığı yetkili ve görevli olmadığı bir soruşturmayı resen başlatırken, Ceza Muhakemesi Usul Yasalarına açıkça aykırı davranmış olduğunu,

- Ankara DGM. yetkili olmadığı halde davaya bakmış olduğunu,

- Dava nakli kararı bulunmadan, İmralı’da duruşmaya başlanmasının yasadışı olduğunu,

- İmralı’da duruşma salonu yapımına yürütmenin karar verip, yargıya rnüdahale edilmiş olduğunu,

- CMUK.2, 3-4 maddeleri uyarınca sanık hakkındaki tüm soruşturmaların usule aykırı olarak birleştirilmesinin usul ve teamüle aykırı olduğunu,

- Savunma avukatları ve müdahiller ile avukatlarının Ankara DGM.C. Başsavcılığı’nca fiziki koşullar ileri sürülerek sınırlandırılması ve tespitinin yasalara aykırı olduğunu,

- Duruşma aleniyetinin ihlal edilmiş olduğunu,

- Savcılığın hazırlık tahkikatı esnasında ifade tutanaklarını basına sızdırarak, duruşmada
okunmayan belgeleri kamuoyuna açarak hukuka aykırı davranmış olduğunu,

- Yargılamanın AİHM'nin kararlarına aykırı olarak bağımsız olmayan DGM'lerde başlamış olup, dürüst yargılama hakkının ihlal edilmiş olduğunu,.

- Bu davanın savunma avukatlarının en çok saldırıya uğradığı, meslek vakarının en çok rencide edildiği bir dava olduğunu,

- Davaya önce devletin, sonra da medyanın dışarıdan müdahale ederek yargıyı baskı altına almış olduğunu,

- Son soruşturma aşamasında 5 günlük hızlı yargılamada, Ceza Muhakemesi kurallarına uyulmadığı, eksik soruşturma ile hükme gidildiğini,

- Savcılığın esas hakkındaki mütalaasının, iddianamenin tekrarından öteye geçmediği, iddianamedeki ayırımcı anlayışın esas hakkındaki mütalaaya da yansımış olduğunu beyan etmişlerdir.

cc) Esasa İlişkin Savunmaları: (Sh:44-68)

Sanık vekilleri esasa ilişkin değerlendirmelerinde;

Bir ülkede hangi halkların yaşadığı ya da herhangi bir halkın var olup olmadığı sosyolojik bir olgu olup, etnografya biliminin konusunu oluşturduğunu, Türkiye’de Kürtler var mıdır? sorusuna başbakanlığı döneminde şimdiki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Kürt realitesini tanıyoruz” diyerek en resmi ağızdan açıklamasını yaptığını, sosyolojik ve bilimsel gerçekliklerin yasalarla belirlenmesi ya da ortadan kaldırılmasının olanaklı olmadığı, yasa ile ne bir halkın yaratılabileceği ve ne de mevcut bir halkın yok edilebileceğini,

Türkiye’de ise sosyolojik ve bilimsel gerçekliğe aykırı resmi görüşün bu gün dahi sürmekte olduğunu, 1. Dünya Savaşı sonrası Anadolu’da özellikle Türkler ve Kürtler’in ortak direnişi ve Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması, 1924 Anayasası ile “Ulus Devlet” sürecine girilmesi, yalnızca Türklerin varlığına dayalı anayasal ve yasal düzenlemelere gidilmesinin, “Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür, Türkiye’de Kürt yoktur” anlayışının günümüze kadar sürecek bir dizi acı olayın da nedenini oluşturduğunu, doğal olarak olmayan bir halkın dili, kültürü ve haklarının da olmayacağını,

Resmi ideoloji dediğimiz bu görüş ve düşüncelerin topluma kabul ettirilmesinde ise aynı kolaylığın yaşandığının söylenemeyeceğini, bunun sağlanması için baskı, yasak ve şiddetin temel yöntem olduğunu, resmi ideolojinin tersi görüş ve düşünceler açıklamanın, taleplerde bulunmanın “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü” yok etmeye yönelik “bölücülük” sayıldığını ve her dönemde en ağır bir şekilde cezalandırıldığını, zaman zaman özel yasalar çıkarıldığını, özel mahkemeler kurulduğunu ve özel yönetim biçimlerinin getirildiğini,

Görülmekte olan bu davanın temeline, sosyal, siyasal, ekonomik ve tarihsel koşullar tümlüğü içinde bakılmazsa sağlıklı bir sonuca varılamayacağını,

Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin bağımsız ve tarafsız olmayan, tabii hakim ilkesine aykırı mahkemeler olduğunu,

Davanın siyasi nitelikli olduğunu, Genelkurmay Başkanlığı’nın “düşük yoğunluklu savaş” tanımı ile iddia makamının örgüt hakkındaki tanımının birbirine uymadığı gerçekliğinden hareket etmek gerekirse 30.000 kişinin yaşamını yitirdiği olayların basit terör hareketleri olarak alıp suç ve ceza muhakemesine hapsetmenin yanılgıya götüreceğini,

Yapılan yargılamada yaşanan olayların neden-sonuç ilişkisinin ”hukuksal illiyetinin” sağlıklı şekilde ortaya konmadığını, bu nedenle PKK'nın hangi toplumsal durum ve koşullarda doğup geliştiğini ele almanın gerekli ve zorunlu olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemenin kararlarının iddianamedeki iddiaları doğrulamadığı,

Sanığın yargılandığı iş bu davada; iddia makamının hem iddianamede ve hem de mütalaada “Sanığın temsil ettiği örgütün uzun yıllardır uyuşturucu ticaretinden pay aldığı, uyuşturucu işi yapan kişileri bazı işlerinde aracı olarak kullandığı” yolunda çeşitli iddialar ve suçlamaların yer aldığını, müvekkili sanığın şahsında esasen örgütü politik bir örgütten ziyade, çeşitli suç tiplerini işleyen kriminal bir örgütlenme olarak sunulmaya çalışıldığını, iddia makamının bu ithamlarının dayanaksız olduğunu beyan etmişlerdir.

c) Sanık vekilleri Türkiye’de Kürt Realitesi (Sh:69-l 89) başlığı altında yaptıkları savunmalarında;

Türkiye’yi 21. yüzyılın şafağında evrensel demokrasilere ulaşmaktan alıkoyan, kaynaklarını da tüketerek yoksulluğun, işsizliğin gelişmesine yol açan, bulunduğu bölgede temel güç haline gelmesini engelleyen ve çatışmaların, çelişkilerin, huzursuzlukların ve hoşnutsuzlukların hakim olmasını sağlayan temel olgunun yaklaşık 200 yıllık bir geçmişi olan, ancak Cumhuriyet ile birlikte çözümü daha da zorlanan Kürt sorununun bu davanın temel konusu ve tartışması olarak ortaya konulması gerektiğini,

Resmi ideoloji tarafından tüm bilimsel gerçeklerin aksine bu toprakların, Mezopotamya’nın kadim halklarından olan Kürtlerin bir halk olarak reddedilişinin eşine az rastlandığını, elbette bu bilim dışı reddedişin tarihsel, sosyolojik hatta psikolojik açıklamasının olduğunu, aslında bu Kürt-Türk ilişkilerinde bu reddedişin her zaman hakim olan bir yaklaşım olmadığını, tarihsel olarak Türklerin ve Kürtlerin kaderlerinin Anadolu topraklarında 11. yüzyılda kesişmiş olduğunu, Orta Asya’dan kalkarak yeni bir vatan arayışına giren Türk kavminin, Bizans’lılara karşı verdiği savaşta Kürtlerin onlara yardımcı olarak Anadolu’nun kapılarını kendilerine açmış olduğunu, Türklerle-Kürtlerin tarihsel birlikteliklerinin böylesi bir dostluk ve dayanışma ile başlamasının Kürtler açısından süregelen bir tavrın başlangıcı olduğunu, Türkler’in gelip yerleştikleri Anadolu topraklarının Türk ve Kürt iki temel güç olarak, iki asli kurucu unsur olarak birlikte yaşamalarının ortak zemini oluşturduğunu,

Her şeyden önce bu davanın konusu olan bütün fillerin nedenini gerçekçi bir tarzda isimlendirmek gerektiğini, sorunun Kürt sorunu olduğunu, temelinin geçmişlere dayandığını ve temelinde inkar ve baskı politikalarının yattığını, iddia makamınca uygulanan baskı ve inkar politikalarını gizlemek ve üstünü örtmek amacıyla sorunun tarihsel boyutuna girmediğini, tarihte yaşanan bütün isyanlar ve çatışmaların soruna inkar ve baskı politikaları ile yaklaşmaktan kaynaklandığını, bu açıdan öncelikle Kürtlerin tarihi ve tarihte Kürt-Türk ilişkilerinin gelişim seyrini incelemek gerektiğini belirterek bu başlık altındaki savunmalarında Kürt kimliği, Kürtlerin kökeni, Kürt sorunu ve Kürt sorununun tarihsel, toplumsal temelleri ve değişik dönemlerdeki Türk-Kürt ilişkileri hakkında geniş açıklamalarda bulunmuşlardır.

d) Davanın, insan hakları uygulamaları ve hak ihlalleri açısından değerlendirilmesi: (Sh: 189-277)

Sanık vekilleri savunmalarının bu bölümünde, davanın insan hakları uygulamaları ve hak ihlalleri açısından değerlendirmesini yaparak; sanık Abdullah ÖCALAN’ın yargılandığı davanın hem nedenleri hem de oluşacak sonuçları bakımından taşıdığı öneminin iyice açığa çıkarılabilmesi için çok yönlü hukuksal değerlendirmeler yapmanın tarihsel bir zorunluluk olduğunu,

Yalnızca ülkenin bir bölümünde yaşanıyormuş gibi görünen Kürt Sorununun aslında doğrudan veya yansımalı bir biçimde bütün ülkeyi etkilemiş olup, sonuçlarının hayatın her alanında ortaya çıktığını,

Ülkede yaşanan Kürt sorunu nedeniyle bir bölge insanının, yaklaşık 20 yıl süre ile “Olağan” bir sistemle hiç tanışamamış olduğunu, bir kuşağın yetişmesinde hep “olağanüstü” bir rejimin katı ve baskıcı düzenleme ve uygulamalarının söz konusu olduğunu,

Aynı ülke içinde iki farklı hukuk denebilecek kadar ağır sonuçlara yol açan uygulamaların, en temel hak ve özgürlüklerin hem özünü ortadan kaldırmış, hem de kişilerin yaşamlarının çeşitli alanlarında tam bir hukuksuzluk yaşanmasına yol açmış olduğunu,

Oluşan tahribatların çok ağır ihlal sonuçlarına yol açmış olup, bunun ülkenin uluslararası alanda da giderek yalnızlaşmasına ve dışlanmasına yol açtığını, AİHM'ne başvuran ülkelere göre dağılım gözönüne alındığında bu gerçeğin daha da somutlaşmış olacağını,

Günümüz dünyasında giderek artan, bir biçimde etkisini hissettiren bir insan hakları teorisi ve uygulamasının bu açıdan dikkatle incelenmesinin gerektiğini;

Özellikle düşünce ve basın özgürlüğü alanının da OHAL başta olmak üzere tüm ülkede yasadışı uygulamalardan nasibini almış olduğunu,

Yine çeşitli biçimlerde yürütülen soruşturmalarda işkencenin adeta tek ve meşru sorgulama yöntemi olarak benimsendiğini, gözaltına almanın özellikle de OHAL Bölgesinde günlük yaşamın bir parçası olduğunu,

OHAL başta olmak üzere ülkenin diğer bölgelerinde ve sıklıkla görüldüğü gibi birçok insanın görülür bir biçimde çeşitli emniyet birimleri tarafından sorgulanmak üzere alındıkları halde nedeni “hala bilinmeyen” biçimlerde “kaybolmuş oldukları”, bir kısmının ise gözaltına alındıktan sonra olağan yasal prosedürün dışında uygulamalara tabi tutularak emniyet birimlerinin bütün imkanlarına rağmen gözaltında öldürülmüş olduklarını, farklı siyasal düşünce ve aktivite içinde olan veya taşıdığı ulusal özelliklerden dolayı birçok insanın, kim tarafından işlendiği bugün de belli olmayan biçimlerde işlenen cinayetlerle katledildiğini,

Yaşanan çatışmaların, çatışmalara katılan kişiler üzerinde de ağır psikolojik tahribatlar yarattığı ve adeta bir Vietnam Sendromunun yaşanmasına yol açmış olduğunu,

Kürt sorunu ve buna geleneksel ‘yaklaşımın ortaya çıkardığı ağır sonuçlardan birinin de düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü alanında yaşanan çok ciddi hukuksuzlukların olduğu, peşpeşe kapatılan, sorumluları cezaevinde olan ve hatta binaları bombalanan günlük gazete ve dergilerin varlığının da başka bir trajik örnek olduğunu,

''Terörle etkin mücadele” adı altında onbinlerce köy korucusu kadrosu ihdas edilerek güvenlik alanında tam bir yetki karmaşasının yaşanmasına yol açıldığını, yine aynı gerekçelerle itirafçılık kurumu adı altında suç işlemeye eğilimli insanlara devletin her türlü olanağı ve koruma tedbirleri adı altında suç işlettirildiğini,

Kürt sorunu nedeniyle (DEP örneğinde olduğu gibi) birçok siyasi partilerin kapatılmış olduğunu beyan etmişler.

e) Sanık vekilleri, Demokratik Cumhuriyet ve Kürt Sorununda Demokratik Çözüm (Sh 277-334) başlığı altında yaptıkları savunmada:

Demokrasinin, esas olarak insanlığın eşitlik ve özgürlük karakterinin somut ifade biçimi, kurumsal yapısı olduğunu, demokrasinin siyasal sistemleri meşrulaştıran en etkili ideoloji olduğunu, günümüzde demokratik olmayan rejimlerin gayri meşru sayılmakta olduğunu,

Demokrasi mücadelesinin bir tarihse;i özgürlük mücadelesi olduğunu, demokratik çerçevenin temel prensip ve kurallarının bulunduğunu,

Demokrasinin; hoşgörü, uzlaşma, esneklik ve bir yaşam kültürü olduğunu,

Ulus-Devlet ya da Üniter Devlet biçiminde ifade edilen devlet örgütlenmelerinin demokrasi örgütlenmeleri içerisinde en yaygın görülen biçimlerinden biri olduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin de bir üniter devlet olarak kendisini yapılandırdığını,

Ulusal ve etnik sorunlara demokrasi içerisinde çözüm bulunabileceğini, yeryüzünde artık çok uluslu, çok etnikli, çok kültürlü, çok dilli olmayan ülke sayısının bir kaç istisna dışında kalmadığını, dünya ve insanlığın belki çok sancılar, sıkıntılar çektiğini, ancak bu gerçekliğe uyumlu bir çözüm mantığını da sonuçta demokratik cumhuriyetler, demokratik birlikler şeklinde gerçekleştirmiş olduğunu, üniter devlet yapısı için de çok kültürlülük sorununu dil ve kültür özerkliği temelinde çözüme kavuşturan demokratik ülkelerin başlıca örneklerini Fransa, İtalya, Finlandiya, Avusturya, ABD. vb. gibi ülkelerin teşkil ettiğini,

Kürt sorununa kalıcı çözümün, demokratik cumhuriyet bünyesinde kardeşçe özgür birlik çözümü olduğunu, sanığın da savunmasında bu çözümü dile getirip “Demokratik birlik çözümü” için tezlerini somut bir biçimde ortaya koyduğunu, demokratik çözümün kalıcı barış ve istikrarın teminatı olacağını, inkar ve imha siyasetinde ısrar etmenin sorunu kangrenleştirmek ve ülkenin geleceğini ipotek altına almak olacağını, savaşların, çatışmaların barışın gerekçesi olduğunu, zengin ulusal-sosyal-kültürel dokunun demokratik birlik çözümünün büyük avantajı olduğunu beyan etmişlerdir.

f) Sanık vekilleri savunmalarının sonuç kısmında (Sh:334-348):

Savunma makamı olarak, bu davada esas tartışılması gerekenin görünürdeki suçun değil, yukarıdan beri savunmalarının çeşitli bölümlerinde ayrıntılarıyla ve kanıtlarıyla açıkladıkları gerçek suçun tartışılması gerektiğini düşündüklerini, bu anlamda müvekkilleri sanığın tarih önünde suçsuz olduğuna inandıklarını, suçlamaya karşı esas karşı tezlerinin bu olduğunu beyanla;

Türk Ceza Yasasının 125’inci maddesi ile iki ayrı suç tipinin düzenlendiğini, ilkinin; devlet topraklarını, devlet idaresinden ayırmak ve müstakil bir devlet kurmak, diğerinin ise devlet
topraklarının bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak olduğunu,

Dar anlamda suç vasfı açısından, 125’inci maddenin unsurları itibari ile ve özellikle manevi unsur açısından oluşup oluşmadığı yönünde incelendiğinde; sanığın 1993‘ten başlayarak ayrı bir devlet kurmak amaç ve görüşünden vazgeçtiğini beyan ettiğini, bu nedenle atılı suç vasfının oluşmadığını, iddia makamının TCK 125’teki suç tipini tehlike suçu olarak değerlendirmesine karşın ceza hukuku öğretisi açısından maddede tanımlanan suç tipinin bir tehlike suçu olmayıp, zarar suçu niteliğinde olduğunu, soyut ve genel iştirakin söz konusu olamayacağını, müvekkilleri sanığın PKK'nın başkanı olup amirlik ve komutanlık konumunda olduğunu, ancak başlangıçtan beri hiçbir silahlı eyleme katılmadığını, eylemlerle ilgili soyut ve genel emirler ve direktifler vermesinin konumunun doğal sonucu olduğunu, bu nedenle müvekkili sanık hakkında ancak TCK'nun 168/1‘inci maddesinin uygulanabileceğini, sonuç olarak gerek manevi unsur açısından, gerekse azmettirme ve iştirak kurallarına hukuki yaklaşım açısından sanık hakkında TCK'nun 168/1‘inci maddesi dışında hukuken bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını,

İdam cezasının modem toplumlarda kabul görmeyen bir cezalandırma türü olduğunu, 21. yüzyıla girerken halen bu cezanın var olmasının hukuk devleti ve adil yargılama ilkeleri ile bağdaşmadığını belirterek,

Sonuç olarak; mahkemenin vereceği kararın, toplumsal barış için bir kapı açmasını, ilelebet sürecek bir kardeşliğin, barışın, hakkaniyetin kilometre taşı olmasını, her türlü linç ve intikam mantığını, inkar yaklaşımını elinin tersi ile iterek adaletin barışa ve demokratikleşmeye hizmet edebileceğini göstermesini istediklerini beyan etmişlerdir. (Kl.:72-87)

http://www.belgenet.com/dava/gerekce09.html

--------------------------------------------------------------------------------

C-YETKİ VE GÖREV KONUSU :

Devlet Güvenlik Mahkemeleri Anayasa ve yasalara uygun olarak 1983 yılında kurulmuş ihtisas mahkemeleridir. Suçun işlenmesinden sonra kurulmuş özel mahkemeler değildir. Görevleri ile ilgili hükümler de 1 Mayıs 1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu duruma göre sanık dava konusu suçları işlerken tabii hakimi Devlet Güvenlik Mahkemeleridir.

Anayasamızın 143. maddesi ve 2845 Sayılı Yasanın 5. maddesi başlangıçta dava görülürken yürürlükte olduğundan ve mahkemeler de yürürlükteki yasaları uygulamak zorunda olduğundan ayrıca CMUK'nun 253/2 maddesindeki yargılamanın durdurulması sebepleri bu davada mevcut olmadığından sanık avukatlarının davanın başındaki yargılamanın durdurulması ile ilgili talepleri reddedilmiştir.

Daha sonra duruşmalar devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda, gerek Anayasa'nın 143. maddesinde, gerekse 2845 Sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun’da değişiklikler yapılmış, 4390 Sayılı Kanun’la 22.06.1999 tarihinden itibaren askeri üyeler mahkemenin oluşumundan çıkarılmış ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin sivil hakimlerden oluşması sağlanmıştır. İşte bu nedenle de duruşmaları başından beri izleyen, dosyayı inceleyen, tutanakları okuyan yedek sivil hakim Mehmet MARAŞ’ın iştiraki ile davaya kaldığı yerden devam olunmuştur.

Sanığın kurucusu ve lideri konumunda bulunduğu PKK terör örgütü, Türkiye’nin her yerinde ayrıca yurtdışında yoğun şekilde gasp, cinayet, kundaklama, bombalama, orman yakma, toplu katliamlar, çocuk ve bebek öldürmeler, hamile kadınları öldürmeler ve daha birçok vasıta suçları işleyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin birlik ve bütünlüğünün bozulmasını, parçalanmasını ve ülke topraklarından bir kısmının ayrılarak bağımsız bir Kürt Devleti kurulmasını hedeflediğinden Türkiye’deki her Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkilidir.

Sanık daha yakalanmadan önce mahkememize hakkında TCK'nın 125. maddesinin uygulanması istemiyle kamu davası açılmış ve bu dava ile Adana ve Erzurum DGM'lerine açılan davalar Ankara 2 Nolu DGM'nin 1999/21 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiştir.

04.09.1997 tarihinde açılan sanıkla ilgili bu dava, o tarihten bu güne kadar görülmektedir. Bu nedenlerle mahkememiz bu davaya bakmaya kendini yetkili görmüş, sanık avukatlarının bu davanın Diyarbakır DGM'nde görülmesi gerektiği yolundaki yetki itirazları da reddedilmiştir.

Ayrıca duruşmaların, sanığın yakalanmasından sonraki bir bölümünün neden İmralı Adası’nda görülmesi gerektiği konusunun da açıklanmasında fayda görülmüştür.

2845 Sayılı Kanunun 20/6'ncı maddesi “Devlet Güvenlik Mahkemeleri davaların hızla yürütülmesi, delillerin zamanında ve eksiksiz tespiti ile güvenlik bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verebilir.” hükmünü taşımaktadır. Bu nedenle davanın nakline de gerek görülmemiştir.

Adalet Bakanlığı bilhassa sanığın güvenliği açısından Ankara’daki duruşmalara getirilmesinin uygun olmadığını bildirmiştir.

Gerçekten de sanığın yönettiği ve tek sorumlu lideri olduğu PKK terör örgütünün, ülkenin her yöresinde işlediği cinayetler, çocuk ve bebek öldürmeleri, ihtiyarların, hamile kadınların, günahsız birçok insanın öldürülmesi ve yoğun insanlık suçları işlemesi nedeniyle yüzbinlerce insan mağdur olmuştur. Bu insanların Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne geldiğinde herhangi bir nedenle, herhangi bir kimse tarafından kışkırtılması ihtimali düşünüldüğünde, bilhassa sanığın can güvenliğinin sağlanması açısından duruşmaların en sağlıklı şekilde İmralı adasında yapılmasının uygun olacağı düşünülerek, mahkemece duruşmaların İmralı Adası’nda yapılmasına karar verilmiştir.

Tüm PKK ile ilgili mahkemelerdeki derdest davaların bu davayla birleştirilmesi, davanın makul sürede bitmesini engelleyeceği gibi imkansız da görülmüştür. Aksi takdirde bu davayı yıllarca sürüncemede bırakacak bir zemin hazırlanmış olur. Bu durum da, gerek yasalara gerekse insan haklarına aykırı olur. Bu nedenlerle bu yönde bir uygulamaya gidilmemiştir.

Davada savunma avukatları, müdahillerin ve avukatlarının sınırlandırılması söz konusu değildir. Duruşma salonunun kapasitesi gözönünde tutularak hangi avukatların ve müdahillerin hangi gün duruşmaya katılacakları zorunlu olarak tespit edilmiştir. Aksine hareket kargaşa ortamı yaratırdı. Güvenlik açısından da sakıncalı olurdu.

Duruşmalarda aleniyet kurallarına azami ölçülerde riayet edilmiş, bu konuya özen gösterilmiş, vatandaşlar, yerli ve yabancı basın mensupları, sanık yakınları duruşmaları aleni bir şekilde izlemişler, gidiş gelişleri dahi görevlilerce sağlanmıştır. Sanık avukatları ve yakınlarına barınacak yer ve ulaşım imkanları da büyük bir titizlik gösterilerek sağlanmıştır.

Sanık, savunmalarını hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın, yerli ve yabancı basın mensupları ve izleyiciler huzurunda alenen yapmıştır. Mahkeme savunma hakkının kullanılmasında büyük bir titizlikle sanığa istediği kadar süre ve imkan tanıyarak konuşmalarını hiçbir kısıtlamaya tabi tutmadan özgürce savunmasını yapma olanağı sağlamıştır. Bu husus sanık ve avukatlarının tutanağa geçirilen beyanlarından da açıkça anlaşılmaktadır.

Savunma avukatlarının bu konuda yazılı esas hakkındaki savunmalarında ileri sürdükleri hususlar tamamen mesnetsizdir, ayrıca hiç kimsenin bağımsız Türk Yargısı’na müdahalesi de olmamıştır.

Mağdurların müdahilliklerine karar verilirken, direkt suçtan zarar görenlerin talepleri kabul edilmiş, bu konuda mahkeme büyük bir titizlik göstererek, ibraz edilen belgeleri inceleyerek, belgeleri yeterli ve uygun görülenlerin müdahilliklerine karar verilmiştir. Savunma avukatlarının bu konudaki itirazları da bu nedenle mesnetsiz görülmüştür.

Mahkemelerin görevi sanığın suç teşkil eden eylemlerinin tespiti ve buna uyan ceza yasası hükümlerinin uygulanmasıdır. Sorunların çözümü mahkemenin görevine girmez. Bu konuya da özen gösterilmiştir.

http://www.belgenet.com/dava/gerekce10.html


--------------------------------------------------------------------------------



Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
GEREKÇELİ KARAR-IV


GEREKÇELİ KARAR (11)




D - PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KURULUŞU, AMAÇ VE PROGRAMI, YAPISI, STRATEJİSİ, EYLEM VE FAALİYETLERİ:

1- Örgütün Kuruluşu ve İlk Eylemleri:

PKK terör örgütü, başlangıçta 3 yıl süre ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde “Kürdistan Devrimcileri, UKO’cular, APO’cular” adı altında kadrolaşmışlar, 27 Kasım 1978 tarihinde Lice İlçesi Ziyaret (Fis) köyünde Abdullah ÖCALAN’ın başkanlık ettiği toplantıda kurulmuştur. (Örgütün 1. Kongresi)

Örgütün programı 1977 yılında, tüzüğü ise 1978 yılında hazırlanmıştır. 30 Temmuz 1979 tarihinde Şanlıurfa milletvekili Mehmet Celal BUCAK’a yaptıkları silahlı saldırı ile kuruluşlarını ilan etmişlerdir. Başlangıçta bölgede aşiret düzenini yıkmaya çalışarak yörede sempati toplamayı amaçlamışlardır.

1980 ihtilali ile birlikte Türkiye’de serbest faaliyet ortamı bulamayacağını anlayan sanık Abdullah ÖCALAN örgüt elemanları ile birlikte Suriye’ye geçmeye orada örgütü teşkilatlandırmaya karar vermiş, böylece PKK terör örgütü sanık Abdullah ÖCALAN’ın sorumluluğunda, Suriye Devleti’nin himayesinde, Filistin Halk Kurtuluş Partisi Cephesi’nin tahsis ettiği Bekaa Vadisi’nde, daha sonra Mahsun Korkmaz Akademisi adını alan kamplarda eğitim sürecine başlamış, bu süre 4 yıl kadar sürmüş, 15 Ağustos 1984 yılında Şemdinli ve Eruh baskınları ile bölgede yoğun bir şekilde silahlı terör faaliyetlerini başlatmışlardır.

Sanık Abdullah ÖCALAN savunmalarında, Diyarbakır Cezaevi’nde örgüt elemanlarının, ölüm orucunda ölmesi üzerine Eruh ve Şemdinli baskın eylemleri kararlarını aldıklarını, kendisinin talimatıyla da, örgüt üyelerinin uyguladığını anlatmıştır. (Kl. 1, Dz.43-7a) Eruh İlçe Jandarrna Bölük Komutanlığı’na yaptıkları silahlı ve bombalı saldırı sonucunda Er Süleyman AYDIN şehit olmuş, sivil vatandaşlardan Jandarma Birliği bahçesinde oturan Aslı ERİŞİR, M. Recai YILMAZ, Özgür AYKIN ile erler Doğan AVŞAR, Ali ERGÜN, Hüsamettin İLKİN, Mustafa ANAR, Şenol ÖZDEMİR, Yüksel KAYNAR, Adil ALTİNTAŞ, Mehmet PEŞMEN ve Bayram ERTEKİN ağır şekilde yaralanmışlardır. PKK terör örgütünün bu eylemine bizzat katılan Mustafa ÇİMEN, Diyarbakır 1 Nolu Askeri Mahkemesi’nin 07.05.1985 tarihli oturumunda bu baskın olayını bütün açıklığıyla anlatmıştır.

Şemdinli İlçesi baskınına bizzat katılan Hüseyin TİLKİ de 07.10.1995 tarihinde Diyarbakır 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde PKK’nın bu kanlı eylemini anlatmış, roketatarlarla askeri gazinoya ateş ettiklerini, aynı gün ve saatte bir başka terörist grubunun da Jandarma Sınır Tabur Komutanlığı ve İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı’na sürekli ateş ettiklerini, roketler ve uzun menzilli silahlar kullandıklarını belirtmiştir. Bu saldırıda askerlik şube başkanı Tuncay ŞENEROL, Jandarma Çavuş Sedat KURUM ağır şekilde yaralanmışlar, Astsubay Çavuş Memiş SARIBAŞ şehit olmuştur. Ayrıca terör örgütü üyeleri, kahvehanelere girerek: “Biz geldik, artık Kürdistan’ı kurduk, gelin bizimle yaşayın, yaşasın PKK, Kürdistan” şeklinde sloganlar atmışlar ve aynı gün ve saatte Eruh baskınında dağıttıkları bildirilerden burada da dağıtmışlardır.

2- Amaç ve stratejisi

Sanığın lideri bulunduğu PKK terör örgütünün amacı Suriye, İran, Irak topraklarının bazı bölümlerini ve ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini de içine alacak şekilde Marksist--Leninist bir Kürdistan Devleti kurmaktır.

Sanık savunmalarında dünyadaki komünist rejimlerin yıkılması, demokrasi hareketlerinin ve bireylerin özgürlüğüne verilen değer ölçülerinin gelişmesi ve güçlenmesi ile birlikte örgütünün 1995 yılı 5. Kongresi’nde Parti Programında değişiklik yapılmasını benimseyerek katı Marksist-Leninist görüşlerden uzaklaşılmaya çalışıldığını belirtmiş ise de, 08-27 OCAK 1995 tarihleri arasında Kuzey Irak Haftanin Bölgesi’nde yapılan PKK 5’nci Kongresi’nde “Temel Hedefler” bölümünde açıkça “Halkın kızıl iktidarlarını yaratmak için’ stratejik saldırıya geçiş şartlarının oluştuğu belirtilerek, Türkiye çapında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ekonomik, siyasi, askeri, sosyal, kültürel vb. tüm kurum ve kuruluşları ile bunlara hizmet eden tüm kişilerin hedef alınmasını, en temel örgütsel görev olarak belirtmektedir. Bu da sanığın bu yöndeki yukarıda özetlenen savunmasının samimi olmadığını, gerçeği yansıtmadığını açıkça göstermektedir.

Örgüt ve sanık tarafından bağımsız ve birleşik Kürdistan Devleti fikri her zaman muhafaza edilmiş ve uzun süreli halk savaşı da daima mücadele biçimi olarak benimsenmiştir. Amaçları İran, Suriye ve Irak’taki Kürtler ile ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesini birleştirerek bağımsız birleşik Kürdistan Devleti’ni kurmaktır. PKK terör örgütü tarafından bu amaç gerçekleştirilmeye çalışılırken, Türklerle Kürtlerin asırlardan beri kaynaştıkları. kız alıp verdikleri, bütünleştikleri, müşterek kültür ve birlikte yaşama istek ve iradelerinin kökleştiği, hiçbir zaman birbirlerini yadırgamadıkları gibi örtüşen bir çok değerler gözardı edilmiştir. Amaçları toplumun gerçekleriyle ters düşmüştür. Ayrılığın bölge insanına mutluluk getirmeyeceği düşünülmemiştir. 2l’nci Yüzyıla girerken asıl olan insanların mutluluğu, bireysel ve ekonomik özgürlüklerin gelişmesidir.

PKK terör örgütü amacına ulaşmak için güvenlik güçlerinin duruma hakim olduğu durumlarda savunmaya çekilmiş, güvenlik güçlerini yıpratıcı münferit eylem ‘ve olaylarla yetinmiş ve daima toparlanma amacını düşünmüştür. Sanığın yakalanmasından sonraki olayların cereyan şekli de bunu göstermektedir. Dengeyi kısmen sağladıklarına kanaat getirdiklerinde de silahlı terör eylemlerini yaygınlaştırmışlar, dünyadaki değişim ve gelişmelere göre de bunun süresini azaltıp çoğaltmışlardır.

Strateji olarak denge sağlama sürecinde ise yoğun saldırılara başlanması örgütçe planlanmakta ve ülkenin bir çok yerinde halkın desteğinde ayaklanmalar düşünülmektedir. Ancak, bütün bunlar planlanırken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücü düşünülmemiş, ülke terör eylemleri ile kasılıp kavrulmuştur.

3- Örgütün yapısı

a) Genel Başkanlık : Genel Başkan, PKK terör örgütünün başı, yönetimin tek ve en yetkili sorumlusudur. Sanık savunmasında, kuruluşundan bugüne kadar PKK. terör örgütünün genel başkanı ve tek yetkili sorumlusu olduğunu, bütün eylem ve faaliyetlerinden birinci derecede sorumlu olduğunu açıkça söylemiştir. Başkanlık tarafından alınan kararların değiştirilemeyeceği, örgüt içi infazlar, affetme ve benzeri yetkilerin tamamen başkanda olduğu, yine kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. Örneğin sanık: “Kesire ÖCALAN için ölüm kararı çıktığı, ancak ben onu affettim, bu yüzden hala yaşıyor.” demiştir. Bu tür kararlar örgüt içerisinde göstermelik bir yargıya tabidir. Örnek verecek olursak (K1:21, Dz:12)’de PKK terör örgütü üyesi Rıdvan ER ifadelerinde açıkça “Deniz ŞAHİN'in (Cuma Kod) öldürülmesi emrini bizzat sanık Abdullah ÖCALAN'ın verdiğini ve bunun üzerine de infazın gerçekleştirildiğini” anlatmıştır.

Ayrıca (Kl:27, Dz:6)’da sanık Abdullah ÖCALAN’la doğrudan görüşen Aysu İNAN ve Nurettin ANYIĞI ifadelerinde sanık Abdulah ÖCALAN’ın kendilerini telefonla arayarak turistlerin yoğun olduğu yerlere, fabrika ve üretim merkezlerine yoğun eylem talimatı verdiğini belirtmişlerdir. Bu talimat üzerine PKK'lı Atilla KAYA ve Sakine DÖNMEZ’in Fethiye ve Marmaris ilçelerinde turistlerin çok ve sıkça uğradıkları parklara bomba bırakmaları sonucu bir turist ölmüştür. Bu olayları (Kl:27, Dz:32)’de gerek Atilla KAYA, gerekse Sakine DÖNMEZ açıkça dile getirmişlerdir.

Ebru Arzu ERDAL (Reni Kod) (Kl:37, Dz: 1)’deki anlatımında net bir şekilde (Dara Kod) adlı militanın örgüte ihanet ettiği bahanesiyle sanık Abdullah ÖCALAN’ın onayıyla ölümüne karar verildiğini ve infazı da kendisinin gerçekleştirdiğini söylemiştir. Ayrıca 11.03.1997 tarihinde Hatay’da yakalanan İbrahim DEMİR, 30.01.1997’de Hassa’da yakalanan Hacı NAHSAN (Şeyho Kod) ifadelerinde açıkça (Kl.:36, Dz: 1) bölgeye bizzat Abdullah ÖCALAN’ın eylem talimatıyla geldiklerini söylemişlerdir. Keza 20.03.1997’de aynı bölgede yakalanan Bedrettin KAYA (Cihad Kod) 25.07.1997’de yakalanan Çetin ELMAS (Kemal Kod), 18.01.1992’de yakalanan Ömer GELİCİ (Halit Kod) de aynı doğrultuda açıklamalar yapmışlardır. Bu beyanlardan da anlaşıldığı gibi örgüt içi muhalefet bizzat başkanlık tarafından cezalandırılmaktadır. Örgütle aynı doğrultuda hareket etmeyen Vejin Grubu’ndan bazıları, Resul ALTINOK, Suphi KARAKUŞ, Saime AŞKIN hain ilan edilerek kurşuna dizilmişlerdir. Sanık bizzat duruşmada bu şekilde örgüt içi cezalandırılmalarla onlarca örgüt üyesinin öldürüldüğünü belirterek Şahin BALİÇ, Cemal Kod, Korgir Kod, Cemil IŞIK’ ın cezalandırılarak öldürüldüğünü, Şemdin SAKIK’ın da ölümüne karar verildiğini, ancak infaz edilemediğini açıkça anlatmıştır. Ayrıca örgütten kaçan Ener ATA, Çetin GÜNGÖR gibi üst düzey örgüt üyeleri de yine sanığın onayıyla Avrupa’da örgüt üyeleri tarafından bulunarak öldürülmüşlerdir.

b) PKK Terör Örgütünün Kongre ve Konferansları : Örgütün Kongreleri dört yılda bir toplanmakta ve bu kongrelerde PKK'nın genel faaliyetleri değerlendirilmekte, öz eleştiri yapılarak, yeni dönem çalışmaları tespit edilmektedir. Ayrıca yine bu kongrelerde merkez komite ve disiplin kurulları da seçilmektedir. Örgüt bugüne kadar 6 kongre yapmıştır. Birincisi Lice Fis Köyü’nde, ikincisi Suriye Şam’da, Üçüncüsü Suriye Bekaa Vadisi’nde, Dört ve Beşinci Kongreleri Kuzey Irak’ta, Altıncı Kongre ise Ocak-Şubat 1999 tarihlerinde Kuzey Irak-İran sınırındaki Kandil Dağı’nda gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca her zaman Kongrelerin toplanmasının güçlüğü nedeniyle kongre kararlarının uygulamadaki aksaklıkları ara dönemlerde yapılan konferanslarla örgüt tarafından giderilmeye çalışılmaktadır.

PKK Birinci Kuruluş Kongresi: 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır Lice-Fis Köyü’nde gerçekleştirilmiş, sanık Abdullah ÖCALAN Genel Sekreter (Başkan) seçilmiştir. Bu kongrede PKK'nın alt birim ve örgütleri oluşturulmuş ve ayrıca PKK'nın kuruluşunun kamuoyuna ilan edilmesi kararlaştırılmıştır. Bölge hazırlık komiteleri ve bunlara görevlendirmeler yapılmış, bunların faaliyete başlamasıyla birlikte 1978 ve 1979’da örgütün silahlı eylemlerinde büyük artışlar olmuştur. Yine bu dönemde yurtdışına eğitim için örgüt üyeleri gönderilmeye başlanmıştır. Bunlar 1980 yılına kadar Lübnan’ın El Fetih Kamplarında eğitilmişlerdir. 30 Temmuz 1979’da Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Celal BUCAK’ın içinde bulunduğu Hilvan Kurtbaşı Köyü’ndeki eve bombalı ve silahlı saldırı yapılarak olay yerine PKK'nın kuruluş bildirisinin sonuç kısmı bırakılmıştır.

Bu dönemde ASALA terör örgütü ile ilişki kurulmuş, Ocak ve Nisan 1980’de basın toplantısı yapılarak iki örgüt arasında işbirliği yapıldığı açıklanmıştır. Sanık bu konuyu açık ve aleni duruşmada kabullenmiştir. Sanık Abdullah ÖCALAN bu dönemde Haziran 1979 tarihinde Suriye’ye gelerek, bundan sonra örgütün faaliyetlerini, Suriye’nin desteğinde Şam’da yürütmeye başlamış ve başlangıçta Suriye’de Ali Hammas kod adını kullanmış, daha sonra da Suriye’de kendi ifadesine göre herkes tarafından PKK örgütünün genel başkanı olarak tanındığı için Kod adı kullanmaya gerek kalmadığını duruşma sırasında açıkça belirtmiştir. 0 halde, Suriye 1979 yılından beri gerek sanığı gerekse PKK terör örgütü üyelerini ülkesinde bilerek ve isteyerek barındırarak her türlü desteği sağlamıştır. Sanık, çeşitli duruşma aşamasında bunu açıkça dile getirmiştir.

Örgüt üyeleri 1980-1981 yıllarında F.H.K.C. (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi) ve F.D.H.C. (Filistin Demokratik Halk Cephesi)’nin Lübnan’daki kamplarında eğitilmişlerdir. Sanık bu konuyu da duruşmada açıkça belirtmiştir. Sanık ise Şam’da tutulan evlerde kalmıştır.

PKK Birinci Konferansı: 15-25.07.1991 tarihleri arasında Lübnan Helvi (Mahsun Korkmaz Akademisi) Kampı’nda yapılmıştır. Bu konferansta yeniden örgütlenme, cephe ve ittifak faaliyetlerine yeniden başlanılması, askeri hazırlıklara başlama, yurtdışı askeri ve siyasi eğitim çalışmalarının başlatılması kararlaştırılmıştır. Sanık tarafından yazılan “Örgütlenme Üzerine” isimli kitap da PKK kadrolarına bu konferansta dağıtılmıştır. Ayrıca “Faşizme Mücadelede Direniş Cephesi Üzerine”, “Kürdistan Ulusal Kurtuluş Problemi ve Çözüm Yolu” isimli broşürler sanık tarafından hazırlanarak örgüt üyelerine dağıtılmıştır. Örgüt mensupları için “Kürdistan’da Zorun Rolü, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Siyaseti, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Süreci” isimli kitaplar da hazırlanmıştır. 1981 yılından itibaren yurtdışı faaliyetleri için temsilcilikler açılması, yurtiçi ve yurtdışı basın faaliyetlerinin hızlandırılması da kararlaştırılmıştır. Bu konferans sonrası Filistin Demokratik Halk Cephesi, Helvi Kampı’nı tamamen PKK'ya tahsis etmiştir. Yurtdışı faaliyetleri doğrultusunda Suriye’nin de desteğiyle PKK ile Irak İ.K.D.P arasında anlaşma sağlanarak, PKK üyelerinin Kuzey Irak’a yerleşmeleri gerçekleştirilmiş, orada kamplar kurulmuş ve Türkiye ye yönelik eylemlerinde ve sızmalarında bu bölgeyi kullanmaya başlamışlardır.

PKK İkinci Kongresi ve Alınan Kararlar: Silahlı eylem ve saldırılar için Kuzey
Irak’tan Türkiye’ye girişlerin en kısa zamanda başlatılması, bir yıllık hazırlık sürelerinde yurt içinde keşif ve istihbarat çalışması yapılması ve 1983 sonbaharından itibaren de silahlı saldırıların başlatılması, ayrıca Avrupa faaliyetlerinin güçlendirilerek, Libya’da temsilcilik açılması kararlaştırılmıştır. Kuzey Irak’taki örgüt kamplarına ağırlık verilmiş, sanığın talimatları ile keşif, istihbarat ve bu bölgede yerleşim hızlandırılarak silahlı mücadelenin başladığının, ses getirecek eylemlerle duyurulması benimsenmiştir. HRK’nin kurulması da kararlaştırılmıştır. Bu kararlar üzerine örgütün gücünü, silahlı propagandanın etkisini göstermek amacıyla 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK terör örgütü tarafından aynı gün Eruh ve Şemdinli baskınları gerçekleştirilmiştir.

PKK Üçüncü Kongresi, Alınan Kararlar ve Uygulaması: Sanık bu kongrede ''savaşmadıkları gerekçesiyle” örgütün üst düzey yöneticilerini değiştirmiştir. Yine bu kongrede bölge insanlarının örgütü desteklemediği, bu amaçla önlemler alınması, ayrıca Avrupa kamuoyunda örgütün tanıtılmasına ağırlık verilmesi kararlaştırılmıştır. HRK kaldırılarak yerine ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu)’nun kurulması benimsenmiş, silahlı propaganda yerine, sözde gerilla faaliyetlerine geçilmesi kararlaştırılmıştır.

Bu kararlar doğrultusunda 01.01.1992 günü Bitlis ili, Cevizdalı Köyü’ne tahmini 100 civarında PKK militanı baskın yaparak o köyden Hacı Salih AKPOLAT’a “Korucular silahları bıraksın, size bir şey yapmayacağız” diyerek onları kandırmaları üzerine, köy korucuları silahlarını gelen PKK'lılara teslim etmişlerdir. Önce silahını bırakmak istemeyen Abdullah KAPTAN’ı öldürmüşler, sonra da kandırarak silahları ellerinden alınan suçsuz insanlar ve çocuklar M.Salih AKPOLAT, Abdullah KAPTAN, Yakup KAPTAN, 5 yaşlarındaki Hikmet KAPTAN, Abdulhamit AKPOLAT, Eyüp KAPTAN, 16 yaşındaki Edemez KAPTAN, Zekiye KAPTAN, Meryem AKPOLAT, Perinaz KAPTAN, Aysel KAPTAN, Hatice KAPTAN, Raife KAPTAN (16 yaşında), Yaşar KAPTAN (16 yaşında), 65 yaşındaki Nafiye KAPTAN, Sıtkı KAPTAN, Raife KAPTAN, Rabia KAPTAN, Cemile AKPOLAT, Aysel KAPTAN, KamiIe AKPOLAT, Medine KAPTAN, Hasret KAPTAN, 13 yaşındaki İbrahim KAPTAN, 8 yaşındaki Aynur KAPTAN, 4 yaşlarında Gülbahar KAPTAN, 10 yaşlarında Nafıye KAPTAN, 8 yaşındaki Turan AKPOLAT, 8 yaşındaki Ejder AKPOLAT’ı toplu olarak katletmişlerdir. (Kl.:10, Dz. :9)

Yine 3‘ncü kongrede alınan kararlar doğrultusunda 12.12.1993 günü Adıyaman İli, Ağaçkonak Köyüne baskın düzenleyen bir grup PKK elemanları ARGK Mensupları, geçici köy korucuları, Çumali DENİZ ile Mehmet DENİZ’in evine giderek bunları, yakınları ve çocukları Ali BEREKET, Gülistan BEREKET, Bedriye DENİZ, Cemal DENİZ, Şehriban DENİZ, Gülhan BEREKET, Burhan DENİZ, Emine DENİZ ile daha konuşma dahi öğrenemeyen iki yaşındaki Hülya DENİZ’i topluca öldürmüşler, 11 yaşındaki Erdal DENİZ ise tesadüfen yaralı olarak kurtulmuştur. Ayrıca Mehmet DENİZ ve Cumali BEREKET’in evini de içindeki eşyaları ile birlikte yakmışlardır. (Kl.:11, Dz.:13) Bu eylemler yapılırken terör örgütü PKK, G.K.K'nın örgütün gelişmesini engellediğini düşünerek onları bu katliam yöntemleriyle sindirmeye çalışmıştır.

Ayrıca ARGK'ye eleman temini için sözde askerlik yasası çıkarılarak ilan edilmiş ve uygulamaya geçilmiştir. 30.10.1986 tarihli bu sözde yasada “Bugün özgürlük ve bağımsızlık için savaşmak, Kürdistan’da tek onurlu yaşam biçimidir. Her Kürdistanlı'nın gücünü orduyla birleştirmesi zorunludur...'’ sözcüklerinden sonra şu hükümler getirilmiştir. Her Kürdistanlı yurtsever ... gönüllü olarak ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) birliklerine katılmayı ve savaşmayı görev bilmelidir.

...Her Kürdistanlı ...ulusal kurtuluş savaşına maddi ve manevi destek vermekle
yükümlüdür.

18-25 yaşları arasında her Kürdistanlı erkek Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşmak üzere ARGK'ye katılmak ... zorundadır.

Yine “Kürdistan’da Yargılama Esasları” başlıklı, 30 Ekim 1986 tarihli “Kürdistan Kurtuluş Cephesi” imzalı belge ile Kürdistan’ da suçlar ve cezalar belirlenmiştir.
''...Kendisini kanıtlayan bu meşruiyete göre bugün Kürdistan’da suçlar ve cezalar şöyle belirlenir;

1. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı Türk sömürgeciliği ile doğrudan birlik, ona işbirlikçilik, uşaklık, ajanlık, milislik, muhbirlik vb. yapmak, bu ülke ve halk karşısında açık ihanettir ve ihanetin cezası da ölümdür.

2. “Komünist, yurtsever, devrimci, milliyetçi” vb. sıfatları kendine takıp gerçekte bunların gereklerini yerine getirmemek, yerine siyasal ikiyüzlülük, teslimiyetçilik, işbirlikçilik ... böylece Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesirıe karşı olmak, ona karşı mücadele etmek, gelişimini engellemeye çalışmak maskeli olarak Türk sömürgeciliğine hizmet etmek ... siyasal görünümlü bir ihanettir. Bu tür ihanetin cezası uyarı ile vazgeçirmeye çalışmak, örgütsel yapıları dağıtmak, bunlara rağmen devam ettiğinde ise öIümdür.

3.Türk sömürgeciliğine karşı mücadele etmek, direnmemek, ulusal kurtuluş mücadelesine katılmamak, maddeten ve manen desteklememek ... dolaylı olarak sömürgeci egemenliğe hizmet etmek ve ülke halk kurtuluş davası karşısında suçlu duruma düşmek demektir. Bu suçlara karşı bilinçlendirme ve ikna faaliyetleriyle mücadeleye hizmet eder hale getirmek için çalışarak uyarmak, bu çabalara rağmen sürerse uygun biçimlerde ve vatandaşlığın gereği olarak para, başka maddi değer, devrimci görevlerde zorla çalıştırma vb. cezalar verilir.

Ek Madde : Bu kanunu pratikte ERNK Komiteleri, örgütleri ve silahlı kuvvetleri uygular şeklinde hükümler getirilmiştir. (Kl.:14, Dz.:17)

“ERNK Vergilendirme Fişidir.” başlıklı ve ERNK temsilciliği imzalı, ERNK Marmara Temsilciliği mühürlü belgede, “Sömürgeci faşist Türk Devleti’ne karşı yürütülen Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımız ... gerilla savaşı tarzında yüksek boyutlardan gelişip devam etmektedir. Savaşımızın yaygınlaşması, beraberinde maddi masraf ve ihtiyaçları da getirmektedir. Bu nedenlerle ... gerilla savaşımızın maddi yönden de desteklenmesi, hali vakti yerinde olan her Kürdistanlı’nın vazgeçilmez temel bir insanlık borcudur. Bu görevin yerine getirilmemesi halinde bu kesimlerin can ve mal varlıklarına yönelinecektir. Bu ulusal kurtuluş cephemizin yargı sisteminin bir gereğidir. Bu nedenle sizlerde elinden gelen ... süre içerisinde yardım yapmanız uygun görülmüştür... Not: “düşmana haber verildiği takdirde gelişecek olaylardan sorumlu değiliz.” Şeklinde sözlere yer verilmiştir. (Kl.:14, Dz.:17) Bütün bunlar dosyada mevcut Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi imzalı, Askerlik Kanunu, Kürdistan’da Yargılama Esasları, ERNK Vergilendirme Fişi gibi ERNK mühürlü ve yazılı belgelerle kanıtlanmıştır. Tüm bu belgeler halkın gerek canlarının, gerekse mallarının açıkça tehdit ediIdiğini göstermektedir. Sanık da savunmalarında bu konuları doğruladığı gibi, bu şekilde insanlardan para toplandığını, ayrıca örgüte ait gümrük birimleri adı altında oluşumların olduğunu ve örgüte paraları bunların tahsil ettiğini anlatmıştır. (Kl. :1, Dz.: 43-78 Savcılık ifadesi Sayfa: 18)

Yine 3'üncü Kongrede cezaevleriyle ilişkiler, firar olaylarının planlanması, tahliye
edilenlerle ilişkiler vs. örgüt içi istihbarat (HPP) ve örgüt dışı istihbarat (TEVSAL) birimleri
oluşturulmuştur.

Ayrıca yukarıda verilen somut örnekler dışında örgüt yurtiçi eylemlerini arttırmış, gezici köy korucularını sindirmek, ayrılmalarını sağlamak amacıyla Güneydoğu’da 15 civarında toplu katliam yapmıştır. Köy ve mezralar basılarak çocuklar zorla dağa kaldırılarak, zorla örgüte kazandırılmak istenmiş, bu tür eylemler yurtdışında Almanya’da ve İsveç’te de yaşanmış; bu ülkeler basınında bu tür haberler yayınlandığı gibi, sanık da savunmasında bu olayları kısmen doğrulamış, ancak tevil yoluna kaçarak 17 yaş altında kaçırılanları örgüte kazandırılmak amacıyla kırsala getirilenleri tekrar aileleri yanına gönderdiğini savunmasına eklemiş ise de, 15-18 yaş arası PKK elemanlarının muhtelif zamanlarda yakalanmaları, bu yöndeki savunmasının doğru olmadığını göstermiştir.


http://www.belgenet.com/dava/gerekce11.html
--------------------------------------------------------------------------------

PKK II. Konferansı ve Alınan Kararlar : Mayıs 1990’da Lübnan’da yapılmıştır. Bu konferansta toplu gösterilerin tırmandırılması, “Fırat-Dicle” bölgesinin ayaklanma bölgesi haline getirilmesi planlanmış ve bu amaçla bildiri ve talimatlar hazırlanmıştır. Ayrıca her eyalette bir yayın organının bulunması, basın yayın çalışmalarının geliştirilmesi, alt birimler oluşturularak ERNK'nin örgütlenmesinin yaygınlaştırılması, dini örgütlenmelere ağırlık verilmesi, bu konuda teşkilat kurulması, silahlı eylemlerin şehirlere kaydırılması; silahlı birliklerin takviyesi yönünde kararlar alınmıştır. Bu kararlardan sonra da Güneydoğu’da ‘toplu gösteri ve yürüyüşler artmış, çok yoğun şekilde kepenk ve kontak kapatma eylemleri yaşanmıştır.

PKK. IV. Kongresi ve Alınan Kararlar: 26-31 Aralık 1990 tarihinde Kuzey Irak’ın Haftanin Bölgesi’nde yapılmıştır. Alınan kararlarla Kürdistan’daki bütün devlet kuruluşları düşman ilan edilmiş, uluslaşmanın ancak ulusal kurtuluşla ve halk ayaklanmalarıyla birlikte yürüyeceği, bunun bir siyasallaşma olduğu vurgulanmış, halk ayaklanmasının yaygın bir biçimde kurulacak halk komiteleri (KOMAGEL) tarafından yürütüleceği, halkın silahlandırılacağı ve bu amaçla eylem hücrelerinin eyalet devrim ‘konseyine bağlı olarak örgütleneceği benimsenmiştir.

Kepenk kapatma, açlık grevleri, ölüm oruçları, oturma eylemleri, protesto ve mitinglerin geliştirileceği vurgulanmıştır. Ayrıca Türk bankalarına para yatırmama, Devlet ve belediyelere vergi vermeme, önemli ekonomik kuruluşları (santraller vb.) imha etme, hükümet konaklarına el koyma, resmi evrakları imha etme gibi eylemlere başvurulması önerilmiştir.

Kürdistan Haber Ajansının kurulması, radyo yayınına derhal başlanması, metropollerde eylemlerin yoğunlaştırılması, parça parça kurtarılmış alanlar oluşturmak, sözde gerillanın yaygınlaştırılması, ulusal meclisin kurulması da benimsenmiştir.

Güneydoğu’daki bütün Devlet kuruluşlarının düşman ilan edilmesinden sonra yöreye hizmet için giden öğretmenler, doktorlar, hemşireler, yakınları ve daha birçok kamu görevlisi kurşuna dizilmiştir.

Sanık Ocak 1992 tarihli “Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler ve Görevlerimiz” adlı broşürde de, “Kürdistan devrimi, tarihi ayaklanma önderliğini bize veriyor. Halkımız gerçekten ayaklanmak istiyor. Uluslararası ortam buna müsaittir. Bunun kullanılması gerektiği” yolundaki görüşleriyle de bağımsız ve birleşik Kürdistan kurmak amacıyla şiddet hareketlerinin yaygınlaştırılmasını açıkça vurgulamıştır. Alınan bu kararlar doğrultusunda 1992 Nevroz Bayramı kullanılarak bölge halkı ayaklandırılmak istenmiş, Şırnak, Cizre, Nusaybin, Yüksekova ve de bir çok yerlerde ölümle sonuçlanan kitlesel eylemler yapılmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN, 20.03.1993 tarihinde Celal TALABANİ’nin önerisiyle tek taraflı sözde ateşkes ilan ettiğini açıklamışsa da; bunda gerçek amacının büyük darbe yiyen PKK terör örgütünü toparlamayı ve zaman kazanmayı amaçladığı daha sonraki kendi beyanları ve alınan kongre kararlarından anlaşılmıştır. Örneğin, 8-27 Ocak 1995 tarihleri arasında yapılan 5'inci Kongrede halkın kızıl iktidarını yaratmak için Türkiye çapında topyekün saldırı önermiş, tüm kamu bölümünde “Savaşan bir halk ordusu yaratılması ve en az 50 bin kişilik silahlı örgüte ulaşılması, askerlik yasası, gönüllü katılım ve askere alma şubeleri kurulması, sözde gerilla savaşının, geniş anlamda uygulanması” örgüt tarafından kararlaştırılmıştır.
Ayrıca 3'üncü konferansta alınan kararlar da sanığın samimi olmadığını göstermiştir. PKK terör örgütü, sanığın talimatıyla 24 Mayıs 1993 tarihinde, Bingöl-Elazığ karayolunda terhis olan silahsız 33 askeri şehit etmiştir.

Ayrıca sanık 12-13 Mart 1994 tarihinde Brüksel ‘de toplanan sözde Uluslararası Kuzey Kürdistan Konferansı’na gönderdiği ERNK Avrupa sözcüsü Kani YILMAZ (K) tarafından açıklanan mesajında, “Her türlü çözüm önerilerine açık olduğunu, ancak PKK'nın sorunun çözümünde taraf kabul edilmesi gerektiğini” ileri sürmüştür. Hiçbir demokratik devlet, silahlı terör örgütüyle masaya oturmaz. Bu durum da sanığın savunmasının samimi olmadığını göstermektedir.

PKK III'üncü Konferansında Alınan Kararlar : 05-15.03.1994 tarihinde sanık denetiminde Suriye’de yapılmış ve özellikle “silahlı eylemlerinin tırmandırılması ve yaygınlaştırılması” kararlaştırılmıştır. İddianamede de belirtildiği gibi sanık Haziran 1994 tarihli Serxwebun Gazetesi’nde “Ordu ve Savaş gerçekliğine doğru yaklaşmayan anlayışları yerle bir edelim” başlıklı yazıda PKK'daki silahlı eleman sayısının yetersizliği nedeniyle bir takım taktik çözümlerin dayatılması gerektiği, bunun için dış destek ve kitle desteğine ihtiyaç olduğu vurgulanmış, ayrıca gerilla tarzı hareketli çatışma yöntemlerinin uygulanması istenmiştir. 1994 yılı planlamaları yapılmış, örgüt metropollerde sabotaj, kundaklama ve bombalama eylemlerine yönlendirilmiştir. Karadeniz’e açılım planı da alınan kararlar arasındadır.

1994 yılında İstanbul, İzmir, Muğla ve Antalya yörelerinde alınan bu kararlar doğrultusunda örgüt tarafından sabotaj, bombalama, orman yakma eylemleri gerçekleştirilmiştir. Nitekim Aysu İNAN, 27.04.1995 tarihli, Nurettin ANYIĞI 08.07.199 tarihli ifadelerinde (Kl.:27, Dz.:6-7), sanık Abdullah ÖCALAN’ın kendilerini telefonla arayarak “Turistlerin yoğun olduğu yerlere, fabrika ve üretim nıerkezlerine” yoğun eylem talimatı verdiğini belirtmişlerdir.

PKK terör örgütü elemanlarından Atilla KAYA ve Sakine DÖNMEZ, bu kararlar doğrultusunda Fethiye ve Marmaris ilçelerinde turistlerin yoğun olarak gittiği parklara bombalar koymuşlar ve bu bombaların patlaması sonucunda bir turist ölmüştür. Bu olay 21.06.1994 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin örgüte 1993-1994 yıllarında ağır kayıplar verdirmesi üzerine örgüt legalleşrneye yönelmiş, ayrıca terör faaliyetlerini de “Mobil İntikam Timleri” oluşturarak sabotaj, kundaklama ve suikast için metropollere yönelmiştir.

PKK V' inci Kongresi ve Alınan Kararlar : (Yargılama Komitesi) : 8-28.01.1995
tarihleri arasında Kuzey Irak’ta yapılmıştır. Bu kongrede parti program ve tüzüğünde değişiklikler yapılmış, PKK'ya has bir sosyalizm geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu kongreye sunulan politik raporda (KL:38, Sh.: 18) sanık “İlk isyanı SBF'de başlattık. O günden bugüne önderiz. Resmen isyan ettik. Görevi başaramayan her yerde ve her zaman yargılanır.” demiştir.

Savaşan bir halk ordusu yaratılması, en az 50 bin kişilik bir güce kavuşturulması, kadın
ordulaşması,

Gönüllü katılım, askere alma şubeleri, askerlik yasası uygulamalarının başlatılması kararlaştırılmıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın parti genel başkanı ve “Halk Kurtuluş Ordusu”nun başkomutanı olduğu kabul edilmiştir.

Örgüte adam kazandırma (askere alma) da 16 yaş sınırı kabul edilmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde askerlik yapmanın suç olduğu ve askerlik yapmada ısrar edenlere değişik cezaların uygulanacağı tespit edilmiş, hareketli savaş prensipleri belirlenmiş, silahlı-silahsız halk ayaklanmasının geliştirilmesi çalışmaları öngörülmüştür. Ayrıca ortamın müsait olması halinde gerilla tarzı eylemlere geçileceği de benimsenmiştir.

Ajan ve Geçici Köy Korucuları ve ailelerine imha şeklinde yönelinmesi, mal varlıklarına el konulması, güvenlik ve ekonomik yönden abluka altına alınması kararlaştırılmıştır. Eylem hedefi olarak,

Siyasi alanda : Parti, demek ve örgütlerin tasfiyesi, Devlet politikasını benimseyen medya organları, kültür eğitim kurumlarının yasaklanması, Devletin yaşam, yönetim ve yayın organlarının işlemez hale getirilmesi, Devletin uluslararası faaliyetlerinin işlevsiz kılınması;

Ekonomik alanda : Turizm işletmeleri, maden ocakları, petrol istasyonları ve petrol boru hatları, rafineriler, enerji kaynakları, fabrikalar, her türlü sanayi tesisleri, ulaşım ve haberleşme sistemleri vb. büyük-küçük tüm ekonomik kurum ve kuruluşların tahrip edilerek, işlemez hale getirilmesi ve “Halk” adına kamulaştırılması;

Askeri alanda : Ordu, özel tim, GKK, polis, MİT, Sivil Savunma Mekanizması vb. PKK'ya karşı örgütlendirilen bütün ajan, muhbir “Yerli işbirlikçi” odaklarının tasfiyesi, Türkiye’deki aşırı sol örgütlerle ilişkilerin geliştirilmesi ve “silahlı gerilla birlikleri” dahil her türlü desteğin sunulacağı, eylemlerin tüm Türkiye’ye yaygınlaştırılacağı kararlaştırılmıştır.

Nitekim sanık, duruşmada Karadeniz’deki. sol örgütlerle ilişki kurduklarını, açıkça bildirmiştir.

Ayrıca bu kongrede, parti üyeleri hakkında verilen ölüm cezalarının parti genel başkanının onayına sunulacağı da önceden olduğu gibi tekrarlanmıştır.

Diğer ülkelerdeki Kürtler bölümünde özellikle Suriye Devleti’nin PKK'ya açık desteği belirtilerek, bu alanın “cephe gerisi” olma özelliği ve mevcut “güç kaynakları”nın örgüte hayat verdiği vurgulanarak Suriye, PKK'nın faaliyet alanının dışında tutulmuştur. Diğer Türkiye dışındaki Kürtlerle ise “Birlik cephesi” oluşturulması, daha sonra da “Ulusal Meclis” ile “Ulusal Kongre”ye ulaşılması kararlaştırılmıştır.

Dış ilişkiler açısından da uygun görülen dış ülkelerde yeni ERNK büroları açılması, var olan büro ve temsilciliklerin, güçlendirilmesi, ERNK'nın Birleşmiş Milletler’de temsili, uluslararası kuruluş ve örgütlere üyeliğinin sağlanması, “Devrimci Sosyalist bir Enternasyonal”in toplanması, sosyalizm ve bilimsel sosyalizme sahip çıkılması, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, AGİT, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Çevreciler, NGO’lar vb. örgüt ve kurumlarla zaten var olan ilişkilere boyut kazandırılması da kararlaştırılmıştır.

Siyasi çözüm (Siyasi Diyalog) başlığı altında da: Çözüm arayan güçlerin PKK ile diyalog kurma istemine açık oldukları, ancak örgütün özgürlüğünü elde edene kadar “Silahlı mücadelesini sürdürmek, diğer yol ve yöntemlere de kapalı olmamak” düşüncesinin varlığı, bu tür çağrı ve görüşmeler için genel başkanın onay ve bilgisinin gerektiği de benimsenmiştir. Bu kararlarda PKK'nın silahlı terör eylemini bırakmayacağı açıkça kararlaştırılmıştır. Sanığın amacı PKK'yı görüşme masasına oturtmak olup, hiçbir ülke ve Devlet bu şekilde yoğun şiddet eylemlerine başvuran, insanlık suçları işleyen, daha adı konmamış 20 günlük bebekleri öldüren, toplu imha ve katliam kararı alan (Kongre Kararlarında görüldüğü gibi), hayvanları, ormanları yakan, tüm insanlığı zehirleyen, uyuşturucu kaçakçılığı ile mali kaynaklarının büyük bir bölümünü sağlayan, böyle bir terör örgütüyle masaya oturmaz ve pazarlığa girişmez. Bu gerçekler gözönünde tutularak hareket edilmelidir.

Dinlenen Kürt asıllı müdahillerin anlatımlarından da anlaşıldığı gibi, Türkiye'de Kürt Türk ayırımı yoktur. Gerek yasalar önünde gerekse uygulamada, fiiliyatta herkes eşittir. Ufak tefek aksaklıkların giderilmesi ise her zaman mümkündür.

PKK 5 inci Kongreden itibaren yoğun bir şekilde Avrupa’da diplomatik faaliyetlerde bulunma çabasına girmiş, bütün Kürtlerin temsilcisi olduğu kanaatini yerleştirmek istemiştir. Bu amaçla Avrupa’da protesto eylemleri, yürüyüşler, açlık grevleri, bildiri dağıtma ve işgal eylemlerine girişmiştir. PKK, Suriye ve Yunanistan’ı devamlı cephe gerisi olarak kullanmış, bilhassa metropol eylemlerini Yunanistan'ın destek ve eğitimi ile ve onlar üzerinden, onların yardımıyla organize etmiştir.

PKK IV'üncü Konferansında Benimsenen Görüşler ve Uygulamaları: Bu Konferans, 01-15 Mayıs 1996 tarihleri arasında Şam yakınındaki bir örgüt kampında gerçekleştirilmiş, 5'inci Kongrede alınan kararların uygulanmasındaki aksaklıklar görüşülmüş ve kongre stratejisine uygun, bölgesel kararlar alınmıştır. Silahlı eylemlerin yaygınlaştırılması, kalabalık yerleşim birimlerine baskınlar düzenlenmesi, intihar eylemlerinin geliştirilmesi, kitlesel başkaldırma (Serhildan)’ların yeniden başlatılması yönünde karar alınmıştır.

Sanık intihar eylemleri ile ilgili olarak yazdığı “Kürdistan’da Zorun Rolü” adlı kitabında, “Kürt:halkı kurtuluş mücadelesini bazı alan ve eylem biçimleriyle sınırlayamaz. Her yerde silahlı mücadelelerini ve her türlü eylem biçimini kullanarak direnmek zorundadır” diyerek intihar eylemlerini başlatmıştır. PKK terör örgütü güç kaybetmesi ve eylemlerindeki azalma nedeniyle bu tür eylemleri başlatmıştır.

İlk eylem 10.06.1996’da Derya ADAY tarafından yapılmış, patlayıcı erken infilak ettiği için bu örgüt elemanı parçalanarak ölmüştür. Daha sonra 30.06.1996’da Zeynep KINACI, üzerindeki patlayıcının infilakı sonucu 6 er şehit olmuş, 31 kişi yaralanmıştır. Sanık ve örgüt üst düzey yöneticileri bu eylemleri üstlenmiştir.

25.10.l996’da Adana Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü girişinde Leyla KAPLAN’ın bu tür eylemi sonucu 3 polis memuru, 1 sivil vatandaş hayatını yitirmiş, 9 polis memuru ve 5 sivil vatandaş yaralanmıştır. 29.10.1996’da Sivas'ta Cumhuriyet Bayramı törenlerinde intihar eylemi yapılacağı ihbarı üzerine Güler ORTAÇ (Bermal Kod) karakola getirilirken üzerindeki patlayıcıyı infilak ettirmiş, 3 polis memuru ve 1 vatandaş ölmüş, 8 kişi de yaralanmıştır.

Yine 29.06.1996’da Diyarbakır Cumhuriyet Bayramı töreninde böyle bir bomba patlatmak isteyen PKK Üyesi Abdurrahman MARANGOZ bombalarla birlikte yakalanmıştır.

27 Kasım 1996’da Belçika Kürdistan Komitesi Brüksel’de yaptığı basın toplantısında, “Devlet, Kürt sorununa ait politikasını değiştirmezse, intihar saldırılarının devam edeceği” şeklinde tehditte bulunmuş, Yunan Avri Gazetesi de 28.11.1996’da aynı doğrultuda haber yapmıştır. Sanık Abdullah ÖCALAN da Aralık 1996 tarihli Serxwebun Dergisi’nde “Bir otobüse ... bir uçağa binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var” şeklinde sözler söyleyerek, bu tür eylemlere örgüt elemanlarını azmettirmiştir. Bu da onun sonradan benimsediği savunmalarının ve ateşkes çağrılarının samimi olmadığını göstermektedir.

14.11.1998’de Antalya’da metropollerde intihar saldırısı için gönderilen Esma KURT ile Medeni AK (Servet-Fırat Kod) eylemi gerçekleştiremeden yakalanmışlardır. 17.11.1998’de Rojbin -Amanas Kod Fatma ÖZEN’in yaptığı intihar eylemi sonucu bir astsubay şehit olmuş, iki astsubay ve iki vatandaş yaralanmıştır. 24.12.1998’de Van Subayevleri önünde askeri servis aracına Hamdiye KAPLAN (Bervan, Amed, Mevsa Kod) intihar eyleminde bulunmuş, bir çocuk ölmüş, 24 asker ve sivil vatandaşımız yaralanmıştır. 15.10.1998’de örgüt üyesi Adem NİKBAY (Rehber, Hasan Kod) intihar saldırısı için geldiği İstanbul’da TNT kalıplarıyla yakalanmıştır. 04.03.199’da Batman’da karakol önünde PKK üyesi Nevzat BOYACI (Şehristan Kod) intihar saldırısında bulunmuş ve kendisi ölmüştür.

Sanık Abdullah ÖCALAN, “97 Perspektifleri” başlıklı talimatında “Bağımsız birleşik Kürdıstan”ın kurulmakta olduğunu, Kuzey Irak ile PKK'nın bütünleştiğini belirtmiştir. Ayrıca “PKK.Türkiyelileşiyor” sloganıyla da kendilerini destekleyen Türkiye’deki legal ve illegal kuruluş ve terör örgütleriyle eylem birliği içine girdiğini anlatmak istemiştir. Bütün bunlar savunmalarında tutarlılık ve netlik olmadığını göstermektedir.

PKK VI'ncı Kongresi:Ocak-Şubat 1999’da İran-Irak sınırında Kandil Dağları’nda toplanmıştır. Kongrenin sonucu 05.03.1999’da Özgür Politika dergisinde yayınlanmıştır. Bu kongrede sanık oybirliğiyle genel başkanlığa seçilmiş, Türk Cumhuriyeti yöneticilerini uyararak “Sanığa yönelik uygulamaların durdurulması ve halkların temsilcisi olarak muhatap alınması, mevcut uygulamaların devamı halinde bunu yapanların da aynı uygulamaları görecekleri” yolunda dolaylı tehditlerde bulunmuş, ilaveten “gerillanın vazgeçilmez yaşam güvenceleri” olduğu, gerçek bir gerilla savaşı, yürüterek savaşı bütün Türkiye’ye yayacaklarını belirtmişlerdir. Tamamen fedaileşmeye yöneleceklerini ve ulusal kurtuluş için sanık Abdullah ÖCALAN’a layık fedailer olmaya çalışacaklarını belirtmiş, ayrıca Anadolu Halk Kurtuluş Ordusunun da kuruluşunu açıklamışlar, sanığın günümüz sosyalizminin tek temsilcisi olduğunu vurgulamışlardır. Örgüt bu sözleriyle Marksist-Leninist görüşlerden vazgeçmediğini de açıkça belirtmiştir.

HRK-ARGK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Ordusu): 15 Ağustos 1984’de silahlı eylemler yapmak üzere HRK (Hezzen Rızgariya Kürdistan-Kürdistan Kurtuluş Birliği) kurulmuş, Eruh ve Şemdinli baskınlarını gerçekleştirdikten sonra l1986 yılında yerine ARGK (Arteşe Rızgariya Gele Kürdistan-Kürdistan Ulusal Kurtuluş Ordusu) kurulmuştur. Bu örgüt PKK'nın silahlı propaganda gücü olup, karakollara saldırı, köy baskınları yol kesmeler, mayınlama, adam kaçırma, gasp, kamu kurum ve kuruluşlarına silahlı saldırı, şantiye baskınları, iş makinaları ve ormanların yakılması hayvanIarın öldürülmesi ve yakılması, okullar ve sağlık ocaklarının yakılması, buralarda görevli öğretmen, doktor ve hemşirelerin katledilmesi, çocukların ve hamile kadınların öldürülmesi gibi her türlü kanlı insanlık suçu teşkil eden eylemleri gerçekleştirmiştir.

ERNK (Eniya Rızgariya Netewa Kürdistan-Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi): 21 Mart 1935’de kurulmuş olup, amacı işçi, gençlik; öğrenci, memur gibi toplumun çeşitli kesimlerini örgütlemek, PKK adına propaganda faaliyetlerini yürütmektir. Örgütün askeri kanadı ARGK'nın her türlü lojistik ihtiyacını temin ile görevlidir. Örgütün propagandasını yaparak örgüte eleman temin etmekte, maddi gelir sağlamakta, kandırdığı gençleri kırsala göndermektedir. Örgüt yararına basın-yayın kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini yönlendirmekte, yurtiçi ve yurtdışında örgütün propagandasını yapmaktadır.

PKK'nın cezaevi ve metropol faaliyetleri de ERNK bünyesinde olup, gerçek amaçları PKK'nın siyasallaşmasıdır. 5'inci Kongre kararı uyarınca cezaevlerinde “Zindan Örgütlenmeleri” adı altında örgütlenmişler, bu yönde “Zindan Komisyonları” oluşturmuşlar, Bursa Cezaevi’nde hükümlü bulunan ve PKK Merkez Komite Üyesi Sabri OK, örgüt tarafından cezaevleri genel sorumlusu olarak görevlendirilmiştir: Cezaevlerinden dışarıdaki örgüt komitelerine eylem ve vergilendirme ve teşkilatlanma konularında talimatlar verildiği, yakalanan birçok örgüt militanının ifadelerinden anlaşılmıştır.

http://www.belgenet.com/dava/gerekce12.html

--------------------------------------------------------------------------------

PKK'nın Gelir Kaynakları:

a) Yurtiçi Gelir Kaynakları

Aidatlar, para ve mal bağışları, vergilendirme. cezalandırma, gasp ve soygun faaliyetleri, fidye almak için adam kaçırmalar, firmalar, müteahhitler ve şahıslardan, seyahat acentalarından vergilendirme adı altında alınan paralar, silah ve uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen gelirler, metropollerdeki doğu kökenli sanayici ve işadamlarından tehditle alınan paralardır.

b) Yurtdışı Gelir Kaynakları

Yardım kampanyaları ve bağışlar, üye aidatları, tehdit, şantaj, gasp yoluyla elde edilen gelirler, kara para aklama faaliyetleri (gayri meşru elde edilen paraların Türkiye’ye sokulması), örgüt adına çalıştırılan işyerleri, (Örn. Bükreş’te 200'e yakın dükkan çalıştırılması) adam kaçırma ve fidye alma faaliyetleri, insan ticareti, işçi simsarlığı ve ilticacılardan alman paralar (illegal yoldan Avrupa’ya gidenlerden mülteci statüsü kazanları için sahte pasaport ve ikamet sağlama işlemlerinden alınan paralar), yabancı kurum ve kuruluşların maddi destekleri, sınır ticareti ve mültecilerden elde edilen gelirler (Kuzey Irak Mülteci Kampı’ndan sağlanan gelirler) ve örgüt yayınlarının fahiş fiyatla satılmasından elde edilen gelirler vb. olarak özetlenebilir. Bu kaynaklardan silah ve uyuşturucu kaçakçılığı üzerinde ayrıca durmakta fayda görülmüştür.

PKK Terör Örgütünün Silah Kaynakları ve Ele Geçirilen Silahlar:1982 yılında İsrail, Lübnan’ı işgal edince, FKÖ elemanlarının bırakarak kaçtıkları silahlar başlangıçtaki örgütün silah ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamıştır. Bu konuda Suriye’den de büyük destek görmüşlerdir. Türkiye’de öldürülen PKK örgüt üyelerinden elde edilen birçok silah ve merminin üzerinde Arapça yazılar bulunduğu ve Suriye menşeli olduğu, maddi delillerle kanıtlanmıştır.

Yurtiçi eylemlerde elde edilen silah ve cephane de cüzi bir miktarda da olsa PKK örgütü tarafından kullanılmıştır.

En önemli silah kaynakları Saddam tehdidinden kaçarak Türkiye ve İran’a sığınan peşmergelerin bıraktıkları silahlara sahip oluşları ve savaş sonrası Kuzey Irak’taki otorite boşluğundan doğan ortamda orada bulunan Irak ve Peşmerge silahlarına el koymalarıdır. Bu şekilde mayın, top, havan, füze ve roketatar gibi ağır silahlara sahip olmuşlardır. Ayrıca füzelerin bir kısmı da Yunanistan’ın gerek maddi, gerekse temin yönündeki yardımıyla Yugoslavya’dan alınmış, füze kullanımı ile ilgili eğitim de Yunanistan’ın yardımıyla PKK örgüt üyelerine Yugoslavya’da verilmiştir. Bu husus, sanığın tüm aşamadaki açık ve tutarlı ikrarları ve yakalanan onlarca PKK terör örgütü üyelerinin anlatımlarından anlaşılmıştır. Ayrıca Ermenistan, İran ve Kıbrıs Rum Kesimi’nden de silah tedarik edildiği, tedarike yardım ettikleri, sanığın ifadeleri ve keza yakalanan örgüt üyelerinin beyanlarından anlaşılmıştır. Sovyet Rusya ve Doğu Bloğu ülkelerinin dağılması sonucunda doğan otorite boşluğundan da yararlanılarak silahlar temin edilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, 15.08.1984 ile 22.02.1999 tarihleri arasında PKK terör örgütünden ele geçen silah ve mühimmat miktarı şöyledir: Lav silahı 114, Havan 88, Roketatar 898, Makinalı Tüfek 470, Geri Tepmesiz Top 4, Uçaksavar33, Sam-7 Füzesi 12, uzun namlulu silah 21.039, tabanca 5.436, bomba 20.471, mermi 2.622.210 adettir.

Örgütün Legal Alandaki Faaliyetleri: PKK terör örgütü Kürt Kültür ve Araştırma Vakıfları, Kürt Enstitüsü, Mezopotamya Kültür Derneği, Amed Kültür Merkezi ve Yurtsever Kadınlar Derneği gibi kuruluşları muhtelif zamanlarda örgütün propagandası, örgüte eleman temini ve sempatizanları örgüte çekme, kitlesel eylemleri yönlendirme gibi faaliyetlerde aracı olarak kullanmıştır.

Ayrıca PKK terör örgütü dünya kamuoyunda bu imajını silmek ve yeniden toparlanmayı sağlamak amacıyla yukarıdaki açıklamalarda da belirtildiği gibi muhtelif tarihlerde sözde ateşkes ilan etmiştir. Ateşkeslerden sonra ise eylemler hiçbir zaman durmamış, azalmamış, aksine sivil halka yönelik katliamlar devam ettiği gibi, intihar eylemleri gibi yeni eylem türlerini de uygulamaya geçirmişlerdir. Ateşkeslerden sonra örgüt üyelerinden kendiliğinden teslim olanlara pek rastlanılmamıştır.

Basın Yayın Faaliyetleri

a) Legal Alanda: PKK güdümünde yayın yapan legal gazete ve dergilerin örgütle ilişkileri görevliler tarafından tespit edildiğinde, örgütün propagandası yapıldığında, mahkeme kararıyla kapatılmaları halinde yayınların adlarını değiştirerek başka isimler altında yayınları devam ettirdikleri görülmüştür. Örneğin Ülkede Gündem Gazetesi, daha önce Demokrasi, Yeni Politika, Özgür Ülke, Özgür Gündem, Yeni Ülke ve Halk Gerçeği Gazetesi adı altında yayın faaliyetini yürütmüştür.

Özgür Halk Dergisi ise Özgürleşen Yurtsever Gençlik ve Jiyan Revşen Dergisi adı altında yayınlanmıştır. Keza Toplumsal Alternatif ise daha öhce Sosyalist Alternatif, Devrimci Alternatif, Alternatif Dergisi adlarıyla yayınlanmıştır.

b) İIlegal Alanda: PKK terör örgütünün dünyanın her yöresinde, çoğunluğu Avrupa’da birçok yayınevi, dergi, gazete ve radyo kuruluşu vardır. Türkçe, Kürtçe ve diğer dillerde yayınlar yapılmaktadır. Mahalli radyolar kiralanarak örgütün propagandası yapılmaktadır. Almanya’da aylık Serxwebun ve Berxwedan Gazeteleri ile Küürdistan Report yayınlanmakta, ayrıca günlük olarak Özgür Politika Gazetesi çıkarılmaktadır. Yunanistan’da, Kürdistan’ın Sesi (Fonito Kürdistan) çıkarılmakta, ayrıca Almanya’da Zülfikar Dergisi Alevilere yönelik olarak yayınlanmakta, Siterka Civan (Gençlik Yıldızı) isimli dergi de aylık ve iki aylık aralıklarla Almanya’da yayınlanmaktadır.

MED TV-PKK İlişkisi: 30.03.1995 tarihinden itibaren yayına başlayan MED TV Kanalı’nın PKK terör örgütünün propaganda aracı olduğu, sanık Abdullah ÖCALAN tarafından açıkça vurgulanmıştır. Bu durumu herkesin ve her ülkenin de bildiği bir gerçektir. MED TV ile ilgili kasetlerin incelenmesinde açıkça PKK üyelerini ve sempatizanlarını kışkırtarak şiddet eylemlerine yönelttiği görülmüştür. Örneğin, 02.03.1996 tarihli MED TV programında örgütün merkez komite üyesi Osman ÖCALAN “... Türkiye’nin metropollerinde fedailik savaş süreci başlamıştır, fedailik olayı yeni bir olaydır. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de halkımızın her türlü eylem biçimini yapmaya hakkı vardır.” demek suretiyle örgüt mensuplarını intihar eylemlerine yönlendirmiştir.

http://www.belgenet.com/dava/gerekce13.html

--------------------------------------------------------------------------------

PKK Terör Örgütünün Diğer Ülkelerle İlişkileri:
Suriye-Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve örgütün uyuşturucu kaçakçılığı:
Suriye, PKK terör örgütüne kuruluşundan bu güne kadar gerek ülkesinde gerekse kontrolü altındaki Lübnan’da her türlü desteği vermiştir. Silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, barınma ve her türlü eğitim, para yardımı, silah, malzeme ve her türlü sahte kimlik, sahte pasaport temini, Türkiye’ye ve Irak’a illegal geçişlerde azami derecede yardım, PKK terör örgütü ve diğer örgüt üyelerinin toplantı, konferans ve kongre faaliyetlerinin ülkesinde ve Lübnan’da yapılmasına izin verilmesi ve himayesinde yapılmasını sağlaması, örgüt evleri, örgüt eğitim kampları, örgüt bürolarının ve temsilciliklerinin oluşması, örgüt dokümanları ve malzemelerinin sevki, PKK örgüt üyelerinin diğer ülkelere gidiş gelişlerinde onlara sahte ve normal pasaportlar temini vb. her türlü yardımı göstermiştir.

Bu yardımları yaparken Suriye’nin amacı bölgede Türkiye’nin güçlenmesini önlemek ve kendi içindeki Kürt unsurlarına yapılan baskı ve kısıtlamaları gizlemek, bunları Türkiye’ye yöneltmek ve bilhassa ülkesindeki dikta rejimi ve azınlık iktidarının devamını sağlamayı amaçlamıştır. Suriye demokrasi ile yönetilmediği için uluslararası siyasi mücadelelerden devamlı kaçmış, teröre desteği en kolay çözüm yolu olarak görmüştür. Türkiye düşmanlığının ana sebebi de budur. Yunanistan’la anlaşmalarının da altında bu sebepler yatmaktadır. PKK terör örgütü Suriye vatandaşlarını da örgütleyerek saflarına almakta ve bu çalışmalarında Suriye Hükümeti’nden büyük yardım görmektedir. Bu hususlar sanık Abdullah ÖCALAN tarafından da doğrulanmıştır. Yakalanan PKK terör örgütü elemanlarından (Arit Kod Ali HAYDAR, Lorens Dahir, Mehmet Ömer vb.) bir çoğunun Suriye uyruklu olduğu kesin olarak anlaşılmıştır.

Suriye, yalnız PKK'ya değil, bütün terör örgütlerine kucak açmış ve bu örgütleri kendi emelleri için Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi’nin de açık ve kesin işbirliğiyle devamlı olarak kullanmıştır. Nitekim 16 Ocak 1994 Hafız Esat-Clinton Zirvesi sonucu Suriye’de yaşayan ve bu ülke yöneticilerince himaye edilen uluslararası terörist İlyiç Ramirez Carlos'u (Çakal) Libya’ya göndermiştir. Ayrıca, sanık Abdullah ÖCALAN’ın da doğruladığı gibi Cilvegözü’nde yakalanan 6 tır dolusu ağır silahların İran yetkilileri tarafından Suriye üzerinden ve Suriye’nin de yardımıyla Lübnan’daki Hizbullah terör örgütüne ulaştırılmak istendiği net bir şekilde anlaşılmıştır.

Suriye, şantaj politikası gereği denetim ve işgalindeki Lübnan’ı uluslararası terörizmin barınağı, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının da limanı olarak kullanmıştır.

1995 yılında Yunanistan ile Suriye arasında yapılan askeri işbirliği anlaşmasıyla Yunan savaş uçaklarına Suriye’de üs açılması ve bu üslerin Türkiye’ye yönelik çevirme ve tehdit oluşturma yanında terörü destekleme, uyuşturucu ve silah kaçakçılığında da kullanılmış olabileceği akla gelmektedir. Yakalanan terör örgütü elemanlarının anlatımları, sanığın savunmaları, Suriye ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin teröre yaklaşımları, tutum ve davranışları birlikte değerlendirildiğinde bu kanı güçlenmektedir.

Die Welt, 2 Aralık 1994 tarihli sayısında Alman İstihbaratına dayanarak verdiği bir haberde, Dış Ticaret Bankası’nın 82-968-164 no.lu hesabına yatan 840.000 ABD Doları ile Yunanistan’ın silah satın alarak Volos Limanı’ndan Suriye’ye gönderdiğinin tespit edildiğini dile getirmiştir. Aralık 1990’da Adana’da yakalanan Zaide ÖZBEK ve Öznür DAĞ, “Bekaa’daki eğitimden sonra uyuşturucu kaçakçılığında görevlendirildiklerini ve bu amaçla seçilip eğitildiklerini” de anlatmışlardır.

Der Spiegel Dergisi, Aralık 95 tarihli sayısında bölücü PKK terör örgütünün “Almanya’da 8-12 yaş arasındaki çocuklara sokaklarda uyuşturucu sattırarak bu paraları yine onlar aracılığıyla örgüte aktardıklarını” ve Hamburg St. George semtindeki cami civarının terör örgütünün bu amaçlı en önemli buluşma yeri olduğunu da vurgulamıştır. PKK terör örgütünün bu tür uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı ve gelir kaynaklarının önemli bir bölümünü uyuşturucudan sağladığı herkes tarafından bilinmektedir. Sanık bu konuda, sadece örgütünün uyuşturucu kaçakçılarından hisse aldığını, bazı örgüt üyelerinin de uyuşturucu kaçakçılığına bulaşmış olabileceklerini, ancak kendilerinin desteklemediğini belirtmek suretiyle dolaylı olarak ikrarda bulunmuştur. Cumhuriyet Savcılığı ifadesi de aynı doğrultudadır. (K1.:1, Dz.:43-78, Sayfa 21-22)

Sanık, Yunanistan’ın her konuda, her terör örgütüne açıkça destek verdiğini, para yardımında bulunduğunu, eğitim kampları kurdurarak terör örgütü elemanlarına bombalama, suikast dahil her türlü eğitimi verdiğini, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin ise geçişlerde kolaylık, hüviyet ve pasaport temini, (Kendisine pasaport temininde olduğu gibi) örgüte yardım toplama ve gidiş gelişlerde destekleri olduğunu, ayrıca kiliseler kanalıyla örgüt üyelerine yardım yaptıklarını belirtmiştir.

Yunanistan, ülkesine gelen PKK militanlarına desteğini dünya kamuoyundan gizlemek için
önce Lavrion’daki mülteci kampına götürmekte, daha sonra da oradan seçilerek bu elemanlar Yunanistan’ın dağlık ve ormanlık bölgelerinde ve keza Evia adasındaki örgütün eğitim kamplarına götürülmekte ve her türlü eğitim (siyasi, askeri, bomba ve suikast eğitimi) Yunan istihbaratı tarafından verilerek terör eylemleri için Türkiye’ye gönderilmektedir. Bu konu uluslararasında gündeme geldiğinde de, bütün bunlar Yunanistan tarafından inkar edilmekte, sadece Birleşmiş Milletler Mülteci Kampı bulunduğu yolunda açıklamalar yaparak teröre desteklerini gizlemektedirler. PKK'nın Yunanistan sorumlusu Fethi DEMİR ve yakalanan bir çok PKK militanının açıklamaları, teröre Yunanistan yetkililerinin desteğini açığa çıkarmıştır.

Yunanistan ve Suriye’nin ve bu ülke hükümetleri ile istihbarat örgütlerinin tüm terör örgütlerine desteği, sürekli, yaygın ve sistematiktir. Belirli dönem ve kişilerle sınırlı değildir. Yakalanan terör örgütü elemanlarının Yunanistan ve Suriye’de devamlı terör eğitimi gördüklerini açıklamaları (Bu konuda muhtelif senelerde yakalanan yüzlerce terör örgütü mensuplarının beyanları vardır.) Sanık Abdullah ÖCALAN’ın aleni duruşmalardaki ifadeleri de bunun en büyük kanıtıdır.

Örneğin İsmet KORKAN (Yücel Kod) Erzincan DGM'nin 1989/447 Es. Sayılı dosyasında 17.11.1989 tarihli ifadesinde, Atina’da bulunan PKK örgütüne ait Şans Rival Oteli’nde eğitim gördüğünü ve sanık Abdullah ÖCALAN’ın talimatıyla daha sonra Suriye denetimindeki Bekaa’da bulunan örgüt kampına gittiğini, (KI.:1 7.ıDz. :1)

Ulaş AKBAL, Adana DGM Yedek Hakimliği’nde 28.02.1998 günlü ifadesinde: Atina’ya yakın bir yerde hem askeri hem siyasi eğitim gördüklerini, Yunan görevlilerinin de bazı konularda açıkça yardımcı olduklarını ve 22 silahlı kişinin eylem için eğitimden sonra Hassa bölgesine gönderildiğini belirtmişlerdir. (Kl.: 17, Dz. :9)

Fethi DEMIR ise Diyarbakır 1 Nolu DGM'nin 22.06.1998 tarihli oturumunda, Atina’ya yakın bir yerde örgüte ait çiftlikte örgüte eğitim verdiğinde (1995 yılı) - Yunan gizli servisinin PKK dahil tüm terör örgütlerine bomba ve suikast eğitimi dahil her türlü eğitimi verdiklerini belirtmiştir. (Kl.:16, Dz.:5)

Keza Fadıl IŞIK da ifadelerinde, (Kl.:27) “Atina yakınındaki kampımıza zaman zaman Yunan milletvekilleri de geliyordu. Orada her türlü eğitim veriliyordu. Eğitim sonunda PKK genel sekreteri Abdullah ÖCALAN’a bağlılık yemini ediyorduk.” demiştir.

Alaattin KANAT ise, 17.10.1991 tarihli Diyarbakır 1 Nolu DGM.nin 1991/357 Esas sayılı dava dosyasında Cumhuriyet Savcılığı ve duruşmadaki ifadelerinde, eğitim için Yunanistan’a gittiğini, önce Sans Rival Oteli’nde kaldığını, oradan da Atina yakınlarındaki kırsaldaki PKK kamplarına gittiğini anlatmıştır. (Kl.:16, Dz.:2)

Bu doğrultuda açıklamalarda bulunan yüzlerce PKK elemanı bulunmaktadır. Suriye, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve İran Hükümet ve istihbarat örgütlerinin açık, sürekli ve sistematik bir şekilde yıllarca süren destekleri nedeniyle ülkemizde birçok insanlık suçları terör örgütlerince işlenmiş, çocuklar öldürülmüş, ormanlar yakılmış, toplu katliamlar yapılmış, ülkemizin bütünlüğü ve bağımsızlığı işlenen bu suçlar nedeniyle yakın, ciddi ve ağır tehlike altına girmiştir.

Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) Temmuz 1995’te hazırladığı raporda “PKK'nın uluslararası uyuşturucu ticareti ve Avrupa’daki kundaklama ve şiddet eylemlerini Suriye’nin başkenti Şam’dan yönlendirdiğini tespit edince, Berlin eyaleti içişleri senatörü Heinrich Lummer, Şam’da sanık Abdullah ÖCALAN ile görüşmüş, bu konuları dile getirmiş, sanık bu görüşmeleri doğrulayarak, senatörün kendisinden Almanya’daki şiddet eylemlerine PKK’nın son vermesini istediğini, kendisinin de örgüt militanlarının tutuklanma ve yakalanmalarına son verilmesini istediğini belirtmiştir.

PKK terör örgütünün uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili bilgilerin detaylarına gelince; Yusuf ATAMAN isimli örgüt üyesi 07.02.1995 tarihli ifadesinde (Kl.: 1, Dz. :288) PKK terör örgütünün uyuşturucu ticareti yaptığını; Hakkı KITAY (Kl.:11 ve 39’daki ifadelerinde) örgüt ifadelerinde Selim ÇÜRÜKKAYA'nın kendisine örgütün Diyarbakır ve Bingöl illerinde esrar ve eroin işlerinin olduğunu, bunların naklini istediğini, ayrıca PKK'nın da geçişler ve sevkiyatta yardımcı olacağını belirtmesi üzerine uyuşturucu işine girdiğini ve uyuşturucuları Almanya’da pazarladıklarını, örgütle, anlaşması uyarınca uyuşturucudan elde edilen paraların büyük bir bölümünün PKK’ya verildiğini açıklamışlardır.

Aynı şekilde Ahmet YAŞAR da, PKK' ya ait 100 kg. kadar esrarı Hikmet BUĞDYCI ve Nafiz ÇAPAN’ın İstanbul’a getirdiğini net bir şekilde belirtmiştir.

Ali SARI ise: “Bazı uyuşturucu kaçakçıları PKK denetimi altında uyuşturucu naklediyorlar ve karşılığında da örgüte yardımlarından ötürü bedel ödüyorlardı.” demiştir. Sanık Abdullah ÖCALAN da bu tür olayları kısmen doğrulamıştır.

Yine PKK ile ilişkileri bilinen, Ali AY ve Heybet AY da 23.02.1990 tarihinde İsveç’te 25 gr. eroinle yakalanmışlardır. (K1.:39)

Diyarbakır’da Remzi İNCEGÖREN, PKK’ya maddi destek sağlamak için Tanık ailesine esrar hammaddesi olan dişi hint keneviri ektirdiğini belirtmiş, 12-16.08.1994 tarihleri arasında 1.115.000 kök dişi hint keneviri (300 kg. esrar elde edilebilecek miktarda) görevlilerce çekilerek imha edilmiştir.

Muhammet A. Hasan (Fuad kod) ve daha birçok örgüt mensubu ifadelerinde, uyuşturucu kaçakçılığının PKK içinde ERNK birimleri tarafından yönlendirildiğini, sorumlusunun ise Osman ÖCALAN olduğunu açıkça belirtmişlerdir.

Ayrıca Paris Kriminoloji Enstitüsü Raporu’nda da uyuşturucu kaçakçılığının yurtdışı bölümünün PKK doğrultusunda faaliyet yürüten dernekler ve bunlara bağlı paravan şirketler ve kuruluşlarca yürütüldüğü, yurtdışında bu nedenle mahkemelere sevk edilen 503 kişiden 315’inin de tutuklandığı belirtilmiştir.

23.06.1998 tarihinde Bingöl’de yakalanan Hasan ÇAĞLA (K1.:39) Hollanda ve Hamburg’da PKK elemanı Sadık’ın örgüt adına uyuşturucu satışını kendisine önerdiğini, kendisinin de kabul ederek bu işe başladığını açıklamıştır.

Keza Fettah DURSUN (Hacı kod) da ifadelerinde: 1994-96 arasında Ferzinde ALORF’un PKK'ya ait 320 kg. kadar uyuşturucuyu Pagent bölgesinde Mehmet Ali Mete adındaki PKK elemanından alarak satıp, satış parasını PKK’ya verdiğini anlatmıştır.

Keza Emirgan YAZGAN, Tahir BAŞKIR da aynı doğrultuda beyanlarda bulunmuşlar ve ilaveten uyuşturucu kaçakçılarından örgüte vergi adı altında para toplandığını, toplayan örgüt üyelerine de (Gözlük kod) adı verildiğini de sözlerine eklemişlerdir.

Örgütün uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı konusunda en çarpıcı örnek Cemal DURSU'N’un anlattıklarıdır. Örgütün uyuşturucusunu yurtdışına götüren Fikret BEKTAŞ, uyuşturucuyu Almanya’da yakalattığını söyleyince PKK'nın üst düzey adamları tarafından örgüt içinde yargılanmış, onu haksız bulmuşlar ve zararları olan 300.000 DM. ödemeye mahkum etmişler ve 3 gün süre vermişler. Önce arabalarını, sonra da ev ve dükkanlarını yakacaklarını, daha sonra ise ailece öldürüleceklerini (infaz) söylemişler, bunun üzerine Hacı Muhyettin adlı şahsın HEP Genel Merkezi’ne giderek konuyu hallettiğini belirtmişlerdir. Keza Kenan SEZGİN (Agit-Orhan kod) de aynı olayı doğrulamıştır. Sanık Abdullah ÖCALAN bu olaydan haberi olmadığını belirtmişse de, Cemal DURSUN ve Kenan SEZGİN’in anlatımları tutarlı olup, zaman ve yer göstererek somut olaylara dayanmaktadır.

PKK terör örgütü elemanlarından Metin Kod da açıkça, PKK'nın İran'da uyuşturucu imalathanesi olduğunu ve uyuşturucu kaçakçılığının örgüt içinde Osman ÖCALAN’a bağlı olarak yürütüldüğünü anlatmıştır. (Kl. :39) Aynı konudaki yani İran’daki imalathane ile ilgili bilgiler Abdullah Muhammet HASAN tarafından da doğrulanmıştır.

Bu doğrultuda beyanda bulunan onlarca örgüt mensubu bulunmaktadır. Bizzat sanık Abdullah ÖCALAN duruşmada örgütün yıllık gelirinin asgari 250.000.000 Dolar olduğunu belirtmiştir. Bu kadar büyük bir meblağın sadece örgüt üyeleri ve sempatizanların yardımı, dergi vs. satımı, haraç alma gibi yollardan sağlanması düşünülemez. Bu gelirin büyük bir bölümünün uyuşturucu kaçakçılığından sağlandığı kanaatine varılmıştır.


http://www.belgenet.com/dava/gerekce14.html
--------------------------------------------------------------------------------


Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
GEREKÇELİ KARAR-V


GEREKÇELİ KARAR (16)

PKK terör örgütünün İran’la ilişkileri : İran’la ilişkiler 1987 yılından itibaren gelişmeye başlamış, İran, Hizbullah, İbda/C gibi dini ağırlıklı terör örgütleri yanında PKK'ya da destek olmaya başlamış, Urumiye kentinde PKK'nın hastane kurmasına izin vermiş, pek çok barınak ve kamp yeri edinmesine yardımcı olmuştur. Ayrıca terör örgütü elemanlarına geçişlerde kolaylıklar sağlandığı gibi, silah teminlerine de yardımcı olmuştur. İran istihbaratının bu konudaki desteği sanık Abdullah ÖCALAN tarafından da açıkça dile getirilmiştir. Örneğin sanık Cilvegözü’nde yakalanan 6 tır dolusu ağır silahları İran’ın Suriye üzerinden, Lübnan’daki Hizbullah terör örgütüne gönderdiğini, bu silahların PKK'ya gelmediğini, PKK'ya gelmiş olsaydı Iran yetkililerinin İran’daki hudutta kendilerine teslim edebileceklerini belirterek, İran’ın desteğini somut olaylarla doğrulamıştır.

Yakalanan birçok PKK elemanı örgütün İran’da silah depolarının bulunduğunu, bu durumu İran İstihbarat Teşkilatı'nın açıkça bildiğini belirtmişlerdir. Örneğin Metin Kod, Abdullah Muhammet HASSAN (Fuat Kod) bu konuda somut beyanlarda bulunmuşlar (Kl.:39) ayrıca örgütün İran’da uyuşturucu imalathanesi olduğunu da sözlerine eklemişlerdir. Açıkça İran, Urumiye ‘de “Şehit Mustafa Şaman Pastar Merkezi’nde'' PKK'lıların askeri eğitim gördüklerine, “Salmas Pastar Merkezi’nde” kamplarının bulunduğunu, Urumiye-Kuşlarge -İslamabat’ta Azat Amadi’nin İran yetkilerinin izin belgeleri ile PKK'nın ağır silahlarını depoladığını, keza Urumiye Kurane köyünde de örgütün silah deposunun bulunduğunu, Urumiye-Pervazı-Mahabat Mahallesinde de örgütün lojistik deposunun bulunduğunu, bütün bunların İran İstihbaratının izin belgesi ile kurulduğunu açıkça belirtmişlerdir. Yakalanan örgüt elemanlarının beyanlarına göre PKK terör örgütünün İran’da Şeridan, Cerme, Humaro, Kelereş, Zağros, Kandil ve Afki eğitim kamplarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

PKK terör örgütünün Almanya ile ilişkileri: Örgüt Almanya’yı 10 eyalete ayırarak faaliyetlere başlamış, birçok seminer ve toplantılar düzenleyerek sempatizanları siyasi eğitime tabi tutarak, önce Ortadoğu’ya oradan da Türkiye’ye göndermiştir. Almanya bunlara evsahipliği yapmakta, örgüt elemanlarına sığınma ve barınma hakkı tanımakta, PKK'lıyım diyen herkese kucak açmakta ve iltica hakkı tanımaktadır. Öyle ki, Almanya’ya iş aramak için giden, örgütle hiçbir ilgisi bulunmayan, sempatizanı dahi bulunmayan insanların bile Almanya’nın bu tutumu karşısında PKK'lı olduklarını söylediklerinde Almanya’da kendilerine her türlü kolaylık sağlanmakta, oturma izni verilmekte, iltica kamplarında barındırılmaktadır. PKK terör örgütünün yayın organı aylık Serxwebun, Berxwedan Gazeteleri, Kürdistan Report, Özgür Politika, Sterka Civarı vb. gazeteleri PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı, devamlı şiddet önerdiği, şiddeti teşvik edici yazılar yayınladığı halde, yıllarca ve halen hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmadan Almanya’da yayın hayatlarını serbestçe sürdürmektedirler. Alman yetkili makamları bu durumları bildikleri halde Ortadoğu’da nüfuz sağlamak peşinde olduklarından ses çıkarmamaktadırlar. Ayrıca birçok Alman Parlamenter ve yetkili terör örgütünün başı olduğunu bildiği halde sanık Abdullah ÖCALAN ile ilişki kurmuşlardır.

1984 yılında Rusal Heym kentinde bir PKK'lının örgüt tarafından öldürülmesi, haraç almalar, işgaller, kundaklama olayları, zorla gazete ve dergi satılması, zorla para toplama gibi Almanya’da da PKK şiddet hareketlerinin yaygınlaşması üzerine sadece kendi ülkelerini düşünerek bu eylemlere son verilmesini sağlamak için birçok devlet görevlileri Şam’a giderek sanık Abdullah ÖCALAN ile görüşmeler yapmıştır. Bu durumu sanık da savunmalarında açıkça dile getirmiştir. 1995-1996 yıllarında Almanya Anayasayı Koruma Üyelerinden bir kişi ile, birkaç Alman milletvekili ile görüştüğünü, örgüt üyelerinin de Alman Yasalarına ve Demokrasisine saygılı olmalarını istediklerini, kendilerinin de PKK örgüt üyelerinin tutuklanma ve yakalanmalarının önlenmesini istediklerini belirtmiştir. İlaveten bu görüşmelerden sonra Alınan Başsavcısı’nın PKK örgütünün, terör örgütü olmadığı anlamında demeçlerinin çıktığını da sözlerine eklemiştir.

Aynı yıllarda Alman Senatörü Henrich LUMMER’le aynı konuda görüştüklerini, onun da Almanya ve Avrupa’daki PKK'nın şiddet eylemlerine son vermesini istediğini söylemiştir.

PKK, Almanya’da örgütün cephe faaliyetlerini yürütmek üzere ERNK'nın şubesini kurmuş, ERNK ve bu paraleldeki demek ve kuruluşlar senelerce örgütün propagandasını yaparak terör örgütüne eleman kazandırmışlardır. Almanya örgütün bu faaliyetlerine his ses çıkarmamıştır.
Hollanda ve Belçika ile ilişkileri : Sanık sorgu ve savunmalarında, Hollanda ve Belçika yetkilileri ile görüşmediğini, ancak her iki ülkede PKK terör örgütünün çok güçlü temsilciliğinin bulunduğunu, legal görünüm vermek için devreye dernekleri soktuklarını, kiralanan evlerde örgütün siyasi eğitim verdiğini, Hollanda ve Belçika yetkililerinin bu duruma ses çıkarmadıklarını, temsilciliklerinin ERNK adına her iki ülke yetkilileri ile de görüştüklerini, ERNK'nın bu ülkelerde resmi bürolarının olduğunu ve ERNK'nın PKK'nın yan kuruluşu olduğunu bu ülkelerin açıkça bildiğini anlatmıştır.

Bu ülkelerdeki örgüt evlerine kabalık gruplar halinde örgütsel eğitim verildiği için, Belçika
ve Hollanda yetkilerinin haberi olmaksızın bu faaliyetleri yürütmenin imkansız olduğuma da vurgulamıştır.

Sanık Abdullah ÖCALAN’ın talimatıyla Batı’da PKK'nın diplomatik sözcülüğünü yapan
sürgündeki Kürt parlamentosu da 12 Nisan 1995’te Hollanda’nın Lahey kentinde kurulmuştur. Bu parlamento ERNK ve ona bağlı kuruluş temsilcilerinden oluşmaktadır. SPK (Sürgünde Kürt Parlamentosu), PKK'nın terör faaliyetlerini maskelemekte, ona uluslararası destek sağlamaya çalışmakta ve en çok Belçika ve Hollanda’da faaliyet göstermektedir.

PKK terör örgütünün İtalya ile ilişkileri: Bu ülkede faaliyetlerini ERNK Roma Bürosu, Kürdistan Kültür Derneği, Kürdistan Enfomasyon Bürosu, Kürt Dostluk Derneği ve benzeri kuruluşlar adı altında yürütmektedir. İtalyan Hükümeti, Sürgünde Kürt Parlamentosu’nun 29-30.09.1998 tarihleri arasında İtalyan Meclis Binası’nda toplanmasına müsaade etmiştir.

Sanık Abdullah ÖCALAN, Suriye’den çıkarıldıktan sonra, önce Moskova’ya, buradan da 12.11.1998 tarihinde İtalya’ya sığınmıştır. Türkiye’nin haklı olan iade talepleri İtalya Hükümeti'nce kabul görmemiş, Roma İstinaf Mahkemesi de 20.1 l.1998’de sanığı evinde geçici olarak gözaltında bulundurma şartıyla serbest bırakmıştır. İtalyan Hükümeti 16.01.1999 tarihinde ise sanığın İtalya’dan ayrılmasını sağlamıştır. Sanık Abdullah ÖCALAN’ın İtalya’da kaldığı sürece İtalyan Hükümetinden gördüğü destek de bu ülkenin terör örgütlerine nasıl hoşgörülü davrandığını göstermektedir

PKK'nın Irak’taki faaliyetleri: Örgütün Kuzey Irak’ta Merkez karargahı ve Eğitim Kampları bulunmaktadır 1982 yılından itibaren Kuzey Irak'a yerleşmeye başlamışlar, lrak, İran ve Kuzey Irak'a yerleştirilen PKK militanlarının iaşeleri önce IKDP tarafından karşılanmıştır.

Körfez krizi sonrası 36. paralelin kuzeyinde tampon bölge oluşturulunca, otorite boşluğundan yararlanan PKK, bu bölgeye tamamen yerleşmiştir. Bu bölgeyi, merkez karargahı ve geri üs olarak kullanmaya başlamış, silah temininde de en çok Kuzey Irak'ı kullanmıştır.

PKK terör örgütünün bu ülkeler dışında 40'a yakın ülkede güçlü temsilciliklerinin bulunduğu; örneğin Rusya'da çiftlik evi olup, orada örgüt üyelerinin barındığı, siyasi eğitim çalışmasının yapıldığı, Ermenistan'da bir yayın organı ile güçlü bir temsilciliklerinin bulunduğu, oradaki halktan maddi destek sağladıkları, Ermenistan devletinin bunları bildiği halde ses çıkarmadığı, sanığın duruşma sırasındaki ifadelerinden anlaşılmıştır.

http://www.belgenet.com/dava/gerekce15.html

--------------------------------------------------------------------------------


PKK terör örgütünün binlerce eylemlerinden örnekler : Her biri başlı başına birer insanlık suçu teşkil eden bu eylemlerden örnekler iddianamenin sayfa: 83-96 arasında ve kararın iddia bölümünde detaylı bir şekilde belirtilmiştir.

Sanığın kurduğu, sevk ve idare ettiği PKK silahlı terör örgütü, devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırarak bağımsız bir Kürt Devleti kurmak amacıyla bu iddia bölümünde belirtilen eylemler dışında daha binlerce eylem gerçekleştirmiştir. Bu eylemleri gerçekleştirirken hiçbir ayırım yapmamıştır.

Örneğin 1991-1996 yılları arasında Adana’da 114 eylem yaparak 100 kişiyi öldürmüş, 98 kişiyi de ağır şekilde yaralamıştır. Konya’da 1992-1996 tarihleri arasında 3 kişiyi öldürmüş, Hatay Bölgesi’nde 17.01.1995 ile 18.05.1998 tarihleri arasında savunmasız 46 sivil vatandaşımızı öldürmüş, 42 kişiyi de yaralamıştır. Osmaniye’de 16.08.1992 tarihi ile 20.05.1998 tarihleri arasında 15 vatandaşımızı öldürmüş, 18 vatandaşımızı da ağır şekilde yaralamıştır. 14.10.1992 tarihinde Kilis’te Er Hurşit AKINCI’yı öldürmüşler, Aksaray’da da 1 vatandaşı ağır şekilde yaralamışlardır. Bu eylemlerin detayları da Adana DGM'ne açılan 22.12.1998 tarih, 1998/492 sayılı iddianamede açıkça belirtilmiştir.

PKK terör örgütünün bu tür şiddet eylemleri 1996-1999 yılları arasında da devam etmiş ve halen de devam etmektedir.

01.10.1996 tarihinde Diyarbakır Hantepe Köyü’ne baskın düzenleyen PKK elemanları 3 savunmasız öğretmeni, 22.04.1996 tarihinde de Kahramanmaraş İli, Ekinözü İlçesi, Altunyaprak Köyü ilkokulunda görevli 3 öğretmeni öldürmüşlerdir.

01.09.1996 tarihinde Bitlis, Hizan, Koludere Köyü yoluna PKK elemanlarınca yerleştirilen mayın sonucu 2 kişi ölmüş, 5 kişi de ağır şekilde yaralanmıştır. PKK terör örgütü herkesin gelip geçtiği yollara mayınlar döşeyerek yöre halkının ve herkesin can güvenliğini tehlikeye sokmaktadır.

19.05.1998 tarihinde Bingöl İli, Yedisu Köyü, Ali kolan mezrasına gelen PKK mensupları 1 sivil vatandaşımızı öldürmüştür.

18.07.1998 tarihinde Iğdır ili, Tuzluca ilçesi, Kozkoparan Köyü muhtarı Ahmet KAYA, 30.08.1998 tarihinde Kahramanmaraş, Elbistan ilçesi, Atmalıkoşanlı köyü muhtarı sırf muhtar oldukları ve devlete hizmet ettikleri için PKK elemanlarınca öldürülmüşlerdir.

13.07.1998 tarihinde Erzurum-Aşkale-Tokçu köyünden kaçırılan 5 sivil vatandaş daha sonra PKK elemanlarınca öldürülmüştür.

Bunlar dışında PKK terör örgütü mensuplarınca 1998 yılı içerisinde Adana, İzmir, İstanbul illerinde muhtelif semt ve yerlere konan zaman ayarlı bombalarla birçok vatandaşımız ölmüş, birçoğu da yaralanmıştır. Görüldüğü gibi, PKK terör örgütünün eylemleri 1998 yılı içerisinde şekil değiştirerek çok daha detaylı bir biçimde (bomba koyma, intihar eylemleri vb. gibi) tırmandırılmıştır.

PKK terör örgütü mensupları sanık Abdullah ÖCALAN’ın sevk ve idaresi altında bu şekilde bebekleri, çocukları, hamile kadınları ihtiyar insanları, suçsuz, silahsız ve savunmasız insanları katletmişler, evlerini, hayvanlarını, sürülerini yakmışlar, kurulduğu günden 22 Şubat 1999 tarihine kadar 6.036 saldırıda bulunmuşlar, 1046 kişiyi kaçırmışlar, 388 de gasp suçu işlemişlerdir.

15 Ağustos 1994 tarihinden, 22 Şubat 1999 tarihine kadar bebek, çocuk, genç, hamile kadınlar, ihtiyar olmak üzere 4472 sivil vatandaşı öldürmüşler, 5620 sivil vatandaşı da ağır şekilde yaralayarak sakat bırakmışlardır.

Bunun dışında 3874 asker, 1225 sivil Geçici Köy Korucusu, 247 polis memuru katledilmiştir. 1665 Geçici Köy Korucusu, 8178 asker, 909 polis memuru da ağır şekilde yaralanmıştır.

Turistik tesislerin bombalanması, işyeri ve sınai tesislere sabotaj, iş makinalarının, ormanların yakılması vb. gibi daha binlerce eylem gerçekleştirmişlerdir.

PKK terör örgütünün bu acımasız eylemleri nedeniyle hayvancılıkla geçinen yöre halkı yaylalara çıkamaz duruma gelmişler, yoksullaşmışlar, köylerini terk ederek can güvenliklerini sağlamak için batıya ve büyük kentlere göç etmek zorunda kalmışlardır. Göç ettiği yer insanları kendilerini kucaklamıştır.

Küçük ve dağınık yerleşim birimlerinin teröre karşı korunmasının zorluğu karşısında sırf bu nedenle bölge insanları terörün az olduğu ve kendilerini güvencede hissettikleri bölge ve kentlere göç ederek yerleşmişlerdir. PKK terör örgütü onları orada da rahat bırakmamış, vergilendirme ve sözde askere alma adı altında onlardan haraç alıp, çocuklarını kaçırarak kırsal alana götürmüşlerdir. Çocuklarını vermeyenleri veya direnenleri ise acımasızca öldürmüşler, evlerini yakmışlardır. Göçlerin, köy boşaltmaların ana kaynağı ve sebebi de PKK terör örgütüdür.

Sanık Abdullah ÖCALAN duruşma sırasında açıkça bu eylemleri kabullendiği gibi, örgütü kendisinin kurduğunu, bugüne kadar da genel başkanı olarak sevk ve idare ettiğini, bütün eylemlerinden birinci dereceden sorumlu olduğunu, hatta iddianame belirtilen eylemlerden çok daha fazlasının örgütü tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, herkesin bildiği hususları kabullenmiş, ancak örgütünün hiçbir koşul ileri sürmeden silahı bırakarak teslim olması için açık ve net bir şekilde herhangi bir çağrıda bulunmamıştır. PKK terör örgütünün cinayet ve bombalı intihar eylemlerinin halen de devam ettiği herkes tarafından bilinmektedir.
E--D E L İ L L E R

1. Sanık Abdullah ÖCALAN’ın DGM. C. Başsavcılığı (Kl.:1, Dz:78 ve Kl.:1 Dz.: 118)’deki açık ikrarını içeren ifade ve ek ifadeleri.
2. Sanığın Yedek Hakimlikteki (Kl.:1, Dz.:92) açık ikrarı içeren ifadesi.
3. Sanığın Jandarma Genel Komutanlığınca alınan (Kl:1, Dz 42/1-50) ifadesi
4. Sanığın (Kl.:1, Dz.:41/5)’deki parmak izi ile ilgili ekspertiz raporu.
5. Sanığın sağlık durumunun iyi olduğuna dair (Kl.:1. Dz.:25136) uzman hekim raporları.
6. Sanığın aleni duruşmadaki PKK'nın tüm eylem ve faaliyetlerinden birinci dereceden sorumlu olduğuna ve iddianamede gösterilen eylemlerden daha da fazlasının PKK terör örgütünce gerçekleştirildiğine dair ikrarı.
7. Sanığın PKK elemanlarına verdiği bazı talimatlar (K1.:3, Dz.: 15)
8. Sanığın Radyo, televizyon ve çeşitli basın organlarında çıkan demeçleri (Ki. :3, Dz.:13)
9. PKK'nın uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili, Mazlum KARTAL, Kasım DEMİRHAN, Mehmet GÜN, Abidin ÇOĞAĞAÇ ve Yasin DERE’nin ifadeleri. (Kl:3, Dz.: 12)
10. PKK. 6. Kongre kararları (Kl. :4, Dz. :25) Sanığın genel başkan seçilmesi ve “Savaşı Türkiye’ye yayacağız” yolundaki demeci. (Kl.:4, Dz.: 14)
11. Fethi DEMİR ve Alaattin KANAT’ın Diyarbakır DGM'deki ifadeleri (Ki.: 16)
12. Şemdin SAKIK’ın ifadesi (Kl.: 15)
13. Sanık Abdullah ÖCALAN’ın telsiz talimatları (Kl.:19)
14. Örgütün katliam fotoğrafları : Mehmet YAMAÇ’ın intihar timleri ile ilgili ifadesi, Cemil kod Deniz ŞAHİN’in bizzat sanığın emriyle öldürüldüğüne dair ifadesi. (Kl.:21)
15. Katledilen Türkiye Cumhuriyet vatandaşlarından binlercesinin otopsi raporları ve tutanakları. (Kl.:1, Dz.:208, Dz.:3, 6, 9, 10, 24,27 nolu klasörler.)
16. Halit ÇELİK’in Yuvalı Köyü’nde evdeki bütün canlıların tek tek kurşunlanarak öldürüldüğüne dair açık ifadesi. (KI.:5, Dz.: 11, Sayfa:138)
17. Sanığın Serxwebun’da yayınlanan konuşmaları. (Kl.:5, Dz.:5 ve Kl:.14)
18. Aysu İNAN ve Nurettin ANYIĞIN'ın sanığın bizzat turistlerin yoğun oldukları yerlere, fabrika ve üretim merkezlerine eylem talimatı verdiğine dair ifadeleri. (Ki:27, Dz.:6)
19. Fadıl IŞIK’ın Atina yakınında PKK eğitim kampında eğitim gördüğünü ve zaman zaman oraya Yunan milletvekillerinin geldiğine dair ifadesi. (Kl.:27)
20. Serbest TURAN’ın Hollanda’nın Gent kasabasında PKK üyelerine siyasi ve teorik eğitim veren eğitim kamplarının bulunduğuna dair ifadesi. (Kl.:27)
21. PKK'nın uyuşturucu ticareti yaptığına dair ifadeler. (Kl:39)
22. Köy baskınları, bombalama, yakma vb. olaylarla ilgili kaset çözümleri. (Kl.:35)
Kaset l/B yüzü: Sanığın “Düşmana vurduğun darbe oranında yaşarsın, düşmana darbe vurmadan, parti gücünü kullanarak kimseyi yaşatmayız.” dediğine dair.
Kaset 6/B yüzü : Sanık Öcalan’ın “İmhacı olmak başarımızdır.” dediğine dair.
Kaset 9 Sayfa :269 : Sanığın 1997’i anlatırken. “Partimizin kazanma azmi her zamankinden yüksektir. Yaptığı hazırlık, şartlar ne olursa olsun zafere götürecektir. Şehirlerde şaşırtıcı baskınlar halen mümkündür” dediğine dair. (Bu kaset sanığın ateşkes ve barış süreci ile ilgili ifadelerinin samimi olmadığını göstermek açısından önemlidir)
Kaset: 27. Sayfa: 704: Sanığın “1995 yılında çok yönlü sıkıştıran, hamle geliştiren biz olacağız” dediğine dair.
23. Belge 26, Sayfa 7 (Klasör: 35):1999 yılı başlarında sanığın: “Orda bir bağımsız ülke yaratacak kadar yüklenme gücünü, özgürlüğünü göstermelisirıiz, her tür dayanma ve başarma savaşını vermelisiniz” dediğine dair belge.
24. Kl:37’de: 15.06.1996 tarihli panel programında sanığın, “Türkiye’yi cehenneme çevireceğiz.” dediğine dair kaset çözümü.
25. Kl:39 : Hakkı KITAY, Ahmet YAŞAR, Ali SARI’nın PKK'nın uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı yolundaki açıklamaları.
26. Olay zabıt tutanakları ve olay yeri krokileri.
27. Olayları gerçekleştiren sanıkların yargılandıkları dava duruşmasındaki anlatımları ile ilgili iddianameler.
28. Bazı sanıklarla ilgili kesinleşmiş mahkumiyet kararları.
29. Şikayetçi ve müdahillerin dilekçeleri ve ifadeleri.
30. PKK'nın kuruluş bildirgesi (Kl.:3, Dz.:10)
31. PKK programı (Kl.:3, Dz.:9)
32. PKK program ve tüzüğü (Kl:3, Dz.:8)
33. PKK 5. Kongre kararları (Kl.: 3, Dz.:6)
34. Şubat 1996 ve Haziran 1997 tarihli Serxwebun dergileri (KI.:3, Dz.:5)
35. Sanık ifadeleriyle PKK tarihi. (Kl.:3, Dz.:11)
36. Sanık tarafından yazılan “Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler ve Görevlerimiz” isimli
kitap. (Kl.:5, Dz.:7-8)
37. “Kendi ifadeleriyle Abdullah ÖCALAN” isimli broşür. (Kl.:5, Dz.:5-6)
38. PKK'nın 1998 yurtiçi silahlı faaliyetleri ile ilgili broşür. (Kl.:5, Dz.:2)
39. 1982 Ocak Birinci Ulusal Konferans Kararlarının yer aldığı Serxwebun dergisi. (Kl.:4, Dz. 183)
40. PKK. 1. Ulusal Kongre Kararları. (Kl.:4, Dz.:180)
41. PKK 4. Kongre Kararları (Kl:4, Dz.:189)
42. 4. Ulusal Kongre Sürecine Dair Talimatlar (Kl: 4, Dz.:178)
43. Serxwebun Temmuz 1990 Dergisi. (PKK 2. Ulusal Kongre Kararlarını içeriyor. Kl.:4, Dz.:177)
44. PKK III. Kongre kararları (Kl.:4, Dz.:178-169)
45. Serxwebun Haziran 1996 (PKK. IV. Ulusal Konferansından değerlendirmeler ve kararlar. Kl.:4, Dz.:77)
46. V. Ulusal Konferans Kararları. (Serxwebun dergileri, Kl.:4, Dz.:34-73)
47. IV. Ulusal Kongre Kararları (Serxwebun dergileri .(Kl.:4, Dz.:26..33)
48. VI. Kongre Kararlarına ait örgüt açıklamaları. (Kl. :4, Dz.: 11-25)
49. 07.03.1999 tarihli telsiz görüşmeleri (Kl:4, Dz.: 1-10)
50. PKK VI. Kongre Bildirisinin yayınlandığı, 05.031999 tarihli Özgür Politika Gazetesi (Kl:4,Dz.: 11-14)
51. Kürdistan Devriminin Yolu-Manifesto (Kl. :4, Dz.:184)
52. MED-TV Dosyası (Kl. :8)

http://www.belgenet.com/dava/gerekce16.html

--------------------------------------------------------------------------------

F- SANIĞIN SAVUNMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Her ne kadar sanık Abdullah ÖCALAN sözlü ve yazılı olarak sunduğu savunmalarında; Türk ve Kürt halklarının yüzyıllardan bu yana ortak devlet çatısı altında ve ortak vatanda birlikte yaşadıklarını, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderlik ettiği Ulusal Kurtuluş savaşını birlikte verip, Türkiye Cumhuriyeti Devletini birlikte kurduklarını, her iki halkın, devletin asli kurucu öğesi olmasına karşın daha sonra devlet yönetimine Türk Milliyetçiliğinin egemen olup, .Kürt halkını inkara yöneldiğini, bu politika ve uygulamalara karşı PKK'nın 1970-1980 arası ideolojik, 1980-1990 yılları arasında da siyasi ve eylemsel olarak doğup geliştiğini, 1990’lı yallarda özellikle 1993’ten itibaren kendisini şiddetten arındırmak, barışçı bir çizgiye gelmek için dönüştürmeye çalıştığını, bu çabalar bağlamında Mart 1993 ve Aralık 1995 yıllarında tek taraflı ateşkes ilan ettiğini, ancak devletten olumlu cevap alınamaması ve örgüt içinde kontrol dışına çıkan kimi grupların gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle ateşkes girişimlerinin sonuçsuz kaldığını, netice olarak sorunun şiddetle çözülemeyeceğini, ayrı bir Kürt devleti kurmanın gerekmediğini kavradığım, çözümün, bölünme, federasyon ve otonomiye gitmeden, demokrasiyi geliştirerek demokratik Cumhuriyetin siyasal birlik ve bağımsızlık çerçevesinde sağlanabileceğini, böyle bir çözüme çok büyük katkılar sunulabilmesi için, kendisine fırsat verilmesini, bu bakımdan davanın tarihsel önemi bulunduğunu, aksine şiddet uygulamaya devam edilirse önümüzdeki uzun yılların da büyük acı ve üzüntülerle geçeceğini, ülkenin insan, ekonomik ve doğal kaynaklarının büyük oranda yok olacağını ileri sürmüş ise de; bu savunmanın bazı bölümleri kabule değer görülmemiştir. Çünkü:

1- Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nitelikleri Anayasa’nın 2. maddesinde sayılan bir hukuk devletidir. Bu niteliklere sahip bir devletin oluşumunun göstergesi olan egemenlik hakkının kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunun Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eli ile kullanılacağı, Anayasa’nın 6. maddesinde açıklandıktan sonra 7-8 ve 9. maddelerinde bu yetkiler Yasama, Yürütme ve Yargı yetkisi olarak belirlenmiş, Yargı yetkisini Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı Anayasal bir kural haline getirilmiştir.

Anayasamızın “Yargı” başlığını taşıyan 3. bölümünde yer alan 143. maddesinde de “Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulacağı” emredilmiş,

Bu buyruğa uygun olarak yürürlüğe sokulan 2845 Sayılı Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde de aynı hüküm yer almış, ve 9. maddesinde hangi suçlara bakacağı maddeler halinde sayılarak gösterilmiştir.

Öte yandan, ceza yargılamasının konusu bir kimsenin belli eylemlerinin Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması Hukuku bakımından değerlendirilmesidir. Ancak bu değerlendirme yapılırken, buna bir sınır çizilmesi de zorunludur. Bu bakımdan ceza davasının konusu iddianamede belirtilen maddi olaylardır. Bu sınırlar içerisinde Hakim araştırma yapma ve tavsif etme yetkisine sahiptir. Nitekim bu ilkeler CMUK'nun 150. maddesinde ''Tahkikat ve hüküm yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.

Bu hudut dahilinde olarak mahkemeler istiklal ve hareket etmek hak ve görevine haiz olup, Ceza Kanununun tatbikinde kendilerine arzedilen iddialar ile bağlı değildirler.”
257. maddesi de “Hükmün mevzuu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.
Fiili takdirde Mahkeme iddia ve müdafaalarla bağlı değildir.” denilerek vurgulanmıştır.

Yukarıda gösterilen Anayasa ve Usul Yasası kuralları karşısında Mahkememizin geleceğe dönük, siyasal ve sosyal sonuçlar doğuracak şekilde karar vermesi mümkün değildir. Mahkememiz iddianamede dava konusu yapılan eylemlerden ötürü sanığı yargılayarak, suçluluğunu sabit görürse mahkumiyet, görmezse beraat kararı verme hakkına sahiptir.

2- Türkler ile Kürtler yüzyıllardan bu yana birlikte yaşaya gelmektedir. Bu süreçte iki halk arasında doğal kültür erozyonu yaşanmış, kan bağları oluşmuştur. Tarihe bakıldığında Kürtlere (isyanlar hariç) hiçbir baskı yapılmadığı görülür. Kürtlerin inkarı savı da doğru değildir. Sanığın da kabul ettiği gibi Yavuz Sultan Selim döneminde Padişahın istemesine rağmen Kilit beylikleri ayrı devlet olarak değil, Padişahın göndereceği beylerbeyi sorumluluğunda ortak devlet çatısı altında yaşamayı çıkarlarına uygun bulmuşlardır.

Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde benimsenen, Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nca da kabul ve ilan edilen Misak-ı Milli’nin bir maddesinde Mondros Mütarekesinin imzalandığı 30 Ekini 1918 günü, mütareke sınırları içinde dinsel, kültürel amaçlı ve amaç bakımından birlik oluşturmuş, birbirlerine karşı saygı ve fedakarlık duyguları ile dolu ırkı ve toplumsal hakları ile coğrafi konumlarına bütünü ile saygılı Osmanlı İslam çoğunluğunun yerleşik bulunduğu bölümlerin tamamının gerçekte ve yasal olarak hiçbir nedenle ayırım yapılması mümkün olmayan bir bütün olduğu hükmü kabul edilmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda da Misak-ı Milli’nin bu hükmü aynen benimsenmiştir. Kurtuluş Savaşı iyi incelendiğinde Atatürk’ün, Misak-ı Milli’nin çizdiği sınırlar içerisinde yaşayan halkın tamamını bir bütün olarak gördüğü, bölgesel güçleri birleştirmeye çalıştığı ve düşmana topyekün milletin gücü ile karşı koyduğu görülür. Bu cümIeden olarak;

- Amasya Genelgesi’nde “Milletin bağımsızlığını yine milletin kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır” denmiştir. Bu genelgede Mondros Mütarekesinde kabul edilen sınırlar içerisinde yaşayan nüfusun tek bir millet olarak görüldüğü açıktır.

- Erzurum Kongresinde: Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ile Doğu vilayetleri Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri bir çatı altında birleştirilmiş ve “Trabzon ile Canik Sancağı ve Doğu illeri adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Elazığ, Van, Bitlis ve bağımsız Liva’ların hiçbir sebeple bahane ile birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğu” karar altına alınmıştır.

- Sivas Kongresi’nde de “Bütün yurttaki Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilerek, Erzurum Kongresi’nde kararlaştırılan her türlü işgal ve müdahaleye karşı toptan direnme kararı perçinlenmiştir.

- Yukarıda özetlendiği gibi gerek Erzurum, gerek Sivas Kongreleri’nde alınan kararlarda ve gerekse Misak-ı Milli hükümlerinde ayrıca Kürtlerden bahsedilmemektedir. Bunun nedeni, kurulacak devletin ırk esasına dayandırılmak istenmemesidir. Nitekim, bu ilke Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında aynen muhafaza edilmiştir. Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasasının başlangıç kısmında “...Her Türk vatandaşının bu Anayasa’daki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli, kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu, topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisine ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyeti erine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duyguları ile yurtta sulh arzu ve inancı içinde huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu” açıklandıktan sonra, ikinci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, İnsan Haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik ve laik bir hukuk devletidir.” 10. maddesinde “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
12/1. maddesinde “Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...”
17/1. maddesinde “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığım koruma ve geliştirme hakkına sahiptir...” şeklindeki hükümler de, bu yargımızı teyit etmektedir. Ayrıca Anayasanın 13,14,15 ve 16. maddelerinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanabileceği belirtildikten sonra bunun koşulları da gösterilmiştir.

Bu maddelerde kabul edilen ilkeler uluslararası sözleşmelerde kabul edilen ilkelere de uygundur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/2 ve 11/2 maddelerinde, Anayasa’nın 13. ve 14. maddelerine paralel hükümler bulunmaktadır.

- Nitekim ülkemizde insanların kendilerini her bakımdan serbestçe geliştirebildikleri bir ortam mevcuttur: Irk, dil, din, cinsiyet farklılığı gözetilmeksizin herkes devletin sunduğu olanaklardan eşit olarak yararlanmakta; Devletin üst düzey yönetim kademelerine kadar yükselerek, “örneğin Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Bakan, General, Vali, Hakim ve Cumhuriyet Savcısı vs.” olabilmektedirler.

Sıkıyönetim ve Askeri İdare döneminde getirilen dil yasağı, sakıncası anlaşılarak 1991 yılında kaldırılmış; Kürtçe radyo yayını yapılması, gazete ve dergilerin serbestçe basılarak satılması sağlanmıştır. Herkes günlük yaşamında anadilini hiçbir sınırlama olmadan konuşabilmektedir. Uygulamada ortaya çıkan ufak-tefek aksaklıkların da, demokratik ortam içerisinde her zaman çözülebileceği görülmüştür. Toplumumuzda etnik kökenlerine bakılarak hiç kimseye kesinlikle bir baskı ve inkar politikası uygulanmamaktadır. İnsanlarımız arasındaki iktisadi ve sosyal ilişkiler en üst düzeyde olup birbirlerini dışlama söz konusu değildir. Yüzyıllardır kız alıp vermektedirler. Batı Anadolu Bölgesi’ndeki büyük kentlere göç eden Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi kökenli insanlarımıza herhangi bir soğukluk gösterilmemekte, kısa sürede kaynaşma sağlanmaktadır. Ülkede yaşayan her insan anayasal vatandaşlık temelinde 1. sınıf vatandaş olarak kabul edilmektedir.

Özetle: Kürt kökenli vatandaşların mutluluğu, Türklerle birlikte yaşamaktan geçmektedir. Yüzyıllardan beri aynı vatanda gerçekleşen ortak yaşam olgusu, meydana gelen akrabalık ve kaynaşma, birlikte yaşama arzusu, bizi bu gerçeğe götürmektedir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, Kürtlerin inkar edildiği ve baskıya maruz kaldığı yönündeki savunma, haklı bulunmamaktadır.

3- Kararın “Terör örgütü PKK'nın kuruluşu, amaç ve programı, yapısı, stratejisi, eylem ve faaIiyetleri” bölümünde ayrıntıları ile açıklandığı üzere,

a) Mayıs 1990’da yapılan II. Konferans’ta toplu gösterilerin tırmandırılması, Fırat-Dicle Bölgesi’nin ayaklanma bölgesi haline getirilmesi yönünde karar alınması,
b) Aralık 1990’da yapılan IV. Kongre’de sözde Kürdistan’daki bütün devlet kuruluşlarının düşman ilan edilmesi, halk ayaklanmasının yaygınlaştırılması, eylem hücrelerinin oluşturulması, santraller gibi ekonomik kuruluşların imhası, Hükümet Konaklarına el konulmasının kararlaştırılması,
c) Sanık tarafından yazıları Ocak-1992 tarihli “Ayaklanma Taktiği Üzerine Tezler ve Görevlerimiz” adlı broşürde, halkın ayaklanma istediğinden bahsedilmesi,
d) Mart-1994’te yapılan III. Konferans’ta, silahlı eylemlerin tırmandırılması kararının alınması,
e) Sanığın kaleme aldığı Haziran-1994 tarihli “Serxwebun Gazetesi”nde çıkan “Ordu ve savaş gerçekliğine doğru yaklaşmayan anlayışları yerle bir edelim” başlıklı yazıda, gerilla tarzı, hareketli çatışma yöntemlerinin uygulanmasının istenmesi,
f) Ocak 1995’te yapılan V. Kongre’de;
- Savaşan bir halk ordusu yaratılması, ortama göre gerilla tarzı eylemlere geçilmesi, ajan ve geçici köy korucuları ile ailelerine imha şeklinde yönelinmesi, büyük-küçük ekonomik tüm hedeflerin tahrip edilmesi, Devletin güvenlik kuvvetlerinin tasfiyesi ve eylemlerin tüm ülkeye yaygınlaştırılması kararlarının alınmış olması,
g) Mayıs-1996’da yapılan IV. Konferans’ta; silahlı eylemlerin yaygınlaştırılması, kalabalık yerleşim yerlerine baskınlar düzenlenmesi, intihar eylemlerinin gerçekleştirilmesi kararlarının alınması,
h) Sanığın yazdığı “Kürdistan’da Zorun Rolü” isimli kitapta; “Kürt halkı kurtuluş mücadelesini bazı alan ve eylem biçimlerinde sınırlayamaz. Her yerde silahlı mücadelelerini ve her türlü eylem biçimini kullanarak direnmek zorundadır.” şeklinde görüş açıklanması,
ı) Sanık tarafından Aralık-1996 tarihli “Serxwebun Dergisi”ne verilen beyanatta; “Kentlere ineceğiz. Kent çatışmaları başlayacaktır. Neye mal olursa olsun, bir otobüse binmek zor değildir. Bir uçağa binmek zor değildir. Kendine bomba sarıp gidecek binlerce insanımız var.” denilmiş olması,
i) 8 Ekim 1998 tarihinde tüm partililer ve ARGK savaşçılarına, 16.10.1998 günü de sözde Botan Eyaleti sorumlularına yönelik telsiz talimatlarında; Devlet güçlerine karşı misilleme haklarının olduğu, tek taraflı ateşkeslerin sadece biraz daha hazırlık düzeyinin artırılması ve siyasi, diplomatik hamle imkanı kazanmaya yönelik olduğu, uluslararası alana açılmanın kesinlikle devletleşme anlamında ciddi bir adım oluşturacağının belirtilmesi gibi olgular, sanığın şiddetten ve bağımsız Kürt Devleti amacından vazgeçmediğini göstermektedir. Dosya içerisindeki belgeler incelendiğinde, sanığın yakalandıktan sonra dile getirdiği barış ve birlik yönündeki görüşlerinin PKK'nın en yetkili organı olan Kongre ve Konferanslara yansımadığı, bu yönde herhangi bir karar alınmadığı görülmektedir. Aksine yapılan yargılamalar sonucunda sanığın Türkiye ve dünya kamuoyuna yönelik beyanlarında, sempati ve siyasal destek sağlamak için barış ve birlikten yana bir söylem kullandığı, buna karşılık örgüte yönelik beyan ve talimatlarında ise şiddeti tırmandıracak içerikte ve sık sık ayrı bir Kürt Devleti kurma idealinin gerçekleşmekte olduğu yönünde mesajlar verdiği sonucuna varılmıştır.
Bu değerlendirmemizi; silahlı çete niteliğindeki PKK'nın 1993 öncesi ve 1993 sonrasında gerçekleştirdiği saldırıların istatistiki bilgileri de doğrulamaktadır. Şöyle ki,

PKK terör örgütünün, kurulduğu 1978 yılından sanığın yakalandığı 15.02.1999 tarihine kadar gerçekleştirdiği;
- Toplam 6036 saldırı olayından 4057’si,
- 8257 silahlı çatışmadan 6057’si,
- 3071 bombalama ve patlatma eyleminden 2403’ü.
- 388 gasp olayından 298’i,
- 1046 adam kaçırma olayındaa 934’ü
- 567 yasadışı gösteri olayından 529’u, 1993 yılından sonra meydana gelmiştir.

Bu tabloya paralel olarak PKK terör örgütü elemanlarınca yaşamlarına son verilen;
- 4472 T.C. vatandaşından 2871‘i
- Şehit edilen 3874 askerden (Rütbeli-rütbesiz dahil) 2778’i,
- 247 polisten 148’i,
- 1225 geçici köy korucusundan 960’ı, 1993-1999 döneminde şehit edilmiş, yaralananlardan da 5620 sivil vatandaştan 4009’u, 8178 askerden 6191’i, 909 polisten 606’sı, 1655 geçici köy korucusundan 1373’ü bu dönemde yaralanmıştır.

Keza PKK terör örgütünün güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada öldürülen veya yaralı ele geçen ya da kendiliğinden teslim olan eleman sayısı da 1993-1999 döneminde öncesine göre daha fazladır.


4) PKK bağımsızlık mücadelesi veren bir örgüt olmayıp, silahlı bir terör örgütüdür. Çünkü bağımsızlık mücadelesi yürüten halklar, kendi egemenlik haklarını ülkeleri üzerinde etkili kılmaya çalışırlar. Bu nedenlerle ancak, o toprak parçası üzerinde hukuka aykırı biçimde egemenlik iddiasında bulunan yabancı güçlerle mücadele etmek, bağımsızlık hareketi sayılabilir.

Oysa ülkemizde böyle bir durum bulunmamaktadır. Devlet birlikte kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan toprak parçası, ortak vatanımızdır. Herhangi bir halkın egemenlik hakkı elinden alınmış değildir.

PKK’nın hedef olarak gösterdiği toprak parçası, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altındadır. PKK amacına ulaşmak için kurulduğu günden itibaren, yaygın ve sürekli bir şekilde binlerce adam öldürme, silahlı çatışma, köy basıp ev yakma, yol kesme, adam kaçırma, silahlı gasp, uyuşturucu ticareti... vs. gibi hukuk dışı, insanlıkla bağdaşmayan, yasalara göre her biri ayrı ayrı ağır cezaları gerektiren eylemleri gerçekleştirmiştir. Bu eylemlerle, devletin otoritesi zayıflatılmak, hukuk düzeni sarsılmak, ülkenin kalkınması ve büyümesi engellenmek suretiyle zayıf düşürülüp, vatan ve millet bütünlüğü parçalanmak istenmiştir.

PKK’nın gerçekleştirdiği eylemlerin tümü, uluslararası ve ulusal hukuk kurallarına göre terör hareketidir. Zira;
- 1977 tarihli “Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi”nin 1‘nci maddesinde; adam kaçırma, rehin alma, hürriyeti tehdit eden suçlar, şahısların hayatına yönelik olarak bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup veya koli kullanmak suretiyle işlenen suçlar terör suçu sayılmıştır.
- İnsan Haklar: Evrensel Bildirisi’yle, İnsan Hakları ve Temel özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme Hükümlerinde de; terör suçları insanlık suçu olarak kabul edilmiş, önlenmesi için hükümler konulmuştur,
- 1989 AGİK Viyana Kapanış Belgesi’nde; Terör suçlarına ait yöntemlerin ve uygulamaların kınanacağı, hiçbir koşulda teröre hak verilmeyeceği, bu konularda kararlı davranılacağı, suçluların iadesi ve takibi için işbirliği yapılacağı,
- 1990 Paris Şartı’nda; Devletlerin bağımsızlık egemenlik ve toprak bütünlüğünü ihlal eden faaliyetlere karşı demokratik müesseseleri savunmada işbirliği yapılacağı ve terörün her ülkede suç sayılacağı,
- 1992 Helsinki Bildirisi’nde; Terör hareketlerinin kayıtsız şartsız kınanacağı ve terör
tehdidinin ortadan kaldırılması için işbirliği yapılacağı,
- 1993 Viyana İnsan Hakları Dünya Konferansı Deklarasyonu’nda; egemen ve bağımsız ülkelerin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini tamamen veya kısmen tehlikeye düşürecek her türlü hareketin makul karşılanmayacağı, teşvik edilmeyeceği, terörizmden korunma ve mücadelede işbirliğini geliştirmek için gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiştir.
- 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 1’nci maddesinde ise terör “Baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle Anayasa’da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyeti'nin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir.

Bu kanunda yazılı olan örgüt iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelmiş sayılır.

Örgüt terimi Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen teşekkül, cemiyet, silahlı cemiyet, çete veya silahlı çeteyi de kapsar” biçiminde tanımlandıktan sonra, 2’nci maddesinde de, “1‘nci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleriyle beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur....”, 3’ncü maddesinde “Türk Ceza Kanunu’nun 125, 131, 146, 147, 148, 149, 156, 168, 171 ve 172’nci maddelerinde yazılı suçlar, terör suçlarıdır’ denilerek hangi suçların terör suçu sayıldığı gösterildikten sonra, 4’ncü maddesinde de Türk Ceza Kanunu’nun 145, 150,151, 152, 153, 154, 155, 157, 169, 384, 499/2’nci maddesindeki suçlarla 2845 sayılı yasanın 9’ncu maddesinin b ve c bentlerinde yazılı suçların 1. maddede belirtilen terör amacıyla işlenmesi halinde terör suçu sayılacağı belirtilmiştir.

Bu kurallar karşısında; PKK’nın silahlı bir terör örgütü, gerçekleştirdiği eylemlerin de birer terörizm hareketi olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Nitekim bu değerlendirmemiz, PKK'nın silahlı-bölücü bir terör örgütü olduğu yönünde verilmiş bulunan binlerce Yargıtay ve Mahkeme kararlarıyla da teyit edilmiştir.

http://www.belgenet.com/dava/gerekce17.html

--------------------------------------------------------------------------------

G- SANIĞIN DURUMUNUN CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ:

İddia makamınca; sanık hakkında, devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmının devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemlerde bulunmak suçunu işlediği savıyla kamu davası açılmış, esas hakkındaki mütalaada da iddianın sabit olduğu belirtilerek, sanığın Türk Ceza Kanununun 125. maddesine göre cezalandırılması talep edilmiş olduğundan, öncelikle Türk Ceza Kanununun 125. maddesinin hukuki yapısının incelenmesi gerekmektedir.

Türk Ceza Kanununun 125. maddesi, Türk Ceza Kanununun 2’nci kitabının 1 ‘inci babında “Devletin Şahsiyetine Karşı Cürümler” başlığını taşıyan 1‘inci faslında düzenlenmiştir. Bu madde ile Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymağa veya devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya., devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiili işleyen kimsenin ölüm cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Burada özellikle “matuf fiil” kavramı üzerinde durmak gerekmektedir. Hukuki bir deyim olmayan matuf kelimesinin, sözlük anlamı itibariyle bir tarafa yönelmiş manasına geldiği dikkate alındığında, suçun maddi unsurunu “Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına sokma”; “Devletin istiklalini tenkis”; “Devletin birliğini bozma” ; “Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırma” gibi belli amaca yönelmiş ve bu sonucu oluşturmaya elverişli icra hareketleri teşkil etmektedir. Diğer taraftan yasa koyucu suçun oluşmasında belli bir sonucu aramadığına göre, bu suç tehlike suçudur. Tehlike suçlarında sonucun alınması gerekli olmayıp tehlikenin yaratılmasıyla suç tamamlanır. Esasen netice gerçekleşmişse artık o fiilin cezalandırılma olanağı da ortadan kalkar. Bu nedenle bu suçlara teşebbüs mümkün değildir. Ancak eylemin kastedilen sonucu elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli araçlarla zorlayıcı hareketlere girişilmiş bulunması gerekir. Eylemin elverişli olup olmadığının tespitinde ise failin mensup olduğu örgütün amacı, örgütsel bağlılığı, ülke genelindeki organik bütünlüğü, toplumdaki etkinliği gibi öğeler dikkate alınmalıdır. Bu itibarla amaç suç niteliğinde bulunan Türk Ceza Kanununun 125. maddesindeki suçu işlemek gayesiyle olmakla beraber, bu amaca ulaşma tehlikesi doğurmayan yetersiz ve önemsiz eylemler TCK'nun 125. maddesi kapsamına girmez. Bu durumda TCK'rıun 168. maddesindeki suç gündeme gelebilir. Bu maddede aynen “Her kim 125. 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği veya kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa... mahkum olur.

Cemiyet ve çetenin sair efradı... cezalandırılır.” şeklindedir. Kural olarak ceza yasamızda hazırlık hareketleri cezalandırılmadığı halde, görüldüğü gibi, bu madde ile Devletin şahsiyetine karşı bazı cürümler işlemek üzere girişilen hazırlık hareketleri cezalandırılmaktadır. Bu maddenin amacı devlete karşı ağır zarar tehlikesi yaratacak nitelikteki hazırlık hareketlerinin cezalandırılmasıdır. TCK'nun 168. maddesinde tek tek sayılan 125. 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerindeki suç tipleri amaç suçu oluşturmakta, 168. maddesindeki silahlı çete oluşturma suçu da vasıta suç olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bir kimse TCK'nun 168. maddesinde düzenlenen silahlı çeteyi oluşturduktan sonra, amaç suçlardan herhangi birine yönelik elverişli fiilleri işlediği takdirde 168. maddeye göre değil, o amaç suçtan dolayı cezalandırılmaktadır.

Bu açıklamalardan sonra davamıza dönersek; sanık Abdullah ÖCALAN’ın, Türkiye topraklarının bir kısmı üzerinde Marksist-Leninist ideolojiye dayalı bağımsız bir Kürt Devleti kurmak ve bu amaca ulaşmak için ülke topraklarının bir kısmında yoğun bir şekilde, ayrı bir Kürt ırkı bulunduğu ve bunların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü hususunda inandırdığı kişileri, 1970’li yılların başından itibaren örgütlediği, 1978 yılında da silahlı terör örgütü PKK'yı kurduğu, o tarihten yakalandığı 15.02.1999 gününe kadar fiilen genel başkanlığını yaptığı, bu süre içerisinde; PKK'yı ülke genelinde, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında olmak üzere siyasi ve askeri alanlarda örgütlediği, bu kıtalardaki kimi ülkelerde birçok eğitim kampı açılmasını sağladığı, kandırdığı genç insanlara, bu kamplarda, ideolojik ve silahlı eğitim verip (Kararımızın “Eylemlerden Örnekler bölümünde belirtildiği gibi) binlerce adam öldürme, sabotaj, silahlı baskın, silahlı soygun ve yol kesme gibi eylemlere sevkettiği, böylece Devletin otoritesini yıpratıp, can ve mal kaygısı yaratarak korku ve paniğe düşürdüğü halkı kendi yanına çekip veya hiç olmazsa eylemlerine engel olmamalarını sağlamak suretiyle ayaklanma hareketi başlattığı, bu hareketin vatan bütünlüğü için ciddi, büyük ve yakın bir tehlike ortamı oluşturduğu dosya içindeki bilgi ve belgelerle hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde sabit olduğundan; sanığın kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı aldığı kararlarla ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek, devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf bir suç işlediği kabul edilerek Türk Ceza Kanunun 125’inci maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Her ne kadar sanık vekilleri esas hakkındaki savunmalarında, sanığın 1993'ten başlayarak ayrı bir devlet kurmak amaç ve görüşünden vazgeçtiğini, birlik, beraberlik ve kardeşlikten bahsettiğini belirterek, hakkında TCK'nun 125’inci maddesinin uygulanamayacağını, TCK'nun 168/1‘inci maddesine göre cezalandırılmasını ve TCK'nun 59’ncu maddesinin uygulanmasını öne sürmüşlerse de; yukarıda açıkladığımız gibi TCK'nun 168/1 ‘inci maddesindeki suç, bir vasıta suçtur ve Devlete yönelik ağır zarar ve tehlike teşkil eden fillerin hazırlık hareketleri cezalandırılmaktadır. Somut davada, sanık TCK'nun 125’inci maddesine uyan “Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf” olan amaç suçu işlemek için ta 1970’li yılların başında hazırlık hareketlerini başlatmış, 1978 yılında da illegal PKK örgütünü kurduktan sonra, örgütün lideri olarak eğittiği örgüt mensuplarını emir ve talimatlar vererek, 15 Ağustos 1984 günü Eruh ve Şemdinli ilçelerine yapılan baskınlarla, silahlı eylemlere sevketmiştir. Bu tarihten itibaren örgütün silahlı eylemleri yoğunlaşarak ve yaygınlaşarak sürmüş ve halen de devam etmektedir. Silahlı saldırılarla birlikte PKK silahlı çete konumuna geçmiştir. Kaldı ki 1993 yılından itibaren sanığın amacından vazgeçtiği yönündeki savunma, kararımızın (F) bölümünde izah edildiği gibi samimi de değildir. Bir an için sanığın samimi olduğu kabul edilse dahi, 1993 yılına kadar PKK'nın gerçekleştirdiği binlerce eylem mevcuttur. Bu eylemlerin tamamı da TCK'nun 125’inci maddesindeki suçu oluşturmaya elverişli, ülke için büyük ve yakın tehlike teşkil eder niteliktedir. Bu itibarla 1993 yılında dahi sanık açısından TCK'nun 125’inci maddesindeki suç tamamlanmış durumdadır. Bu tarihten sonra sanığın amaç değiştirmesi, tamamlanmış suçunun teşebbüs durumuna veya daha hafif bir suça dönüşmesini sağlamaz. Bu açıdan sanık vekillerinin istemleri hukuk mantığıyla da bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, TCK'nun 59'ncu maddesi bir atıfet maddesi değildir. Sanığın samimi olarak ülkeyi bölme amacından vazgeçmemesi, kendiliğinden, gelip teslim olmaması, Kolluk Gücü görevlilerince yurtdışında, Kenya’da yapılan bir operasyon ile yakalanıp getirilmiş bulunması, PKK terör örgütü hakkında örgütü zayıflatıp, çökertecek nitelikte herhangi bir bilgi vermemesi, 20 yılı aşkın bir süredir PKK örgütünün fiilen genel başkanlığını yürütmesi, bu süre boyunca binlerce eylemin gerçekleştirilmiş olması, dolayısıyla eylemlerin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi, yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi, ceza adaletinin sağlanması ve hak ve nesafet kuralları gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 59’uncu maddesinin tatbik edilmesi uygun bulunmamıştır.

Yargılama süresince, suçtan zarar gören (3228) kişi davaya müdahil olarak katılmış ve bunlardan bir bölümü maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş ise de; 2845 Sayılı Yasanın 20’inci maddesinde de açıklandığı gibi; DGM'lerin görevine giren suçlar acele işlerden sayılır. Davaların hızla yürütülmesi, delillerin zamanında ve eksiksiz tespiti gerekmektedir. Müdahillerin maddi ve manevi tazminatları ile ilgili araştırma yapılması halinde ise, dava sürüncemede kalacağından bu amaca ters düşülecektir. Bu sakınca gözetilerek müdahillerin maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında hüküm kurulmamış, ilgili Hukuk Mahkemesinde dava açma haklarının saklı tutulmasına karar verilmekle yetinilmiştir.

http://www.belgenet.com/dava/gerekce18.html

--------------------------------------------------------------------------------


H - H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1 - Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesi, Ömerli köyü, Cilt No: 029/Ol, Aile Sıra No: 18, Birey Sıra No: 13’de nüfusa kayıtlı, Ömer ve Uveyş’den olma 14.04.1947 Asli, 14.04.1949 Tashih doğumlu Sanık Abdullah ÖCALAN’ın;

Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına.

2 - Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi, ceza adaletinin sağlanması, hak ve nesafet kuralları gözönünde tutularak sanık hakkında takdiren TCK'nun 59. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına.

3- TCK'nun 31. maddesine göre sanığın ömür boyu Kamu hizmetlerinden yasaklanmasına.

4- TCK'nun 33. maddesine göre sanığın ceza süresi içerisinde yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına.

5- TCK'nun 40. maddesi uyarınca sanığın nezarette kaldığı günler ile tutuklulukta geçirdiği günlerin cezasından indirilmesine ve tutukluluk halinin devamına.

6- Ankara DGM.C.Başsavcılığı Adli Emanetinin;

a) 1999/30 sırasında kayıtlı bulunan 19.500 ABD Dolarının PKK terör örgütüne ait olduğu anlaşıldığından TCK'nun 36. maddesine göre zoralımına,
1 adet Zenith marka saat, 1 adet Safilo gözlük ve kılıfı, 1 adet deri kemer, 1 adet ray-ban marka güneş gözlüğü ve 1 adet kravatın sanığa iadesine,

b) 1999/69 sırasında kayıtlı bulunan toplam 52 adet teyp kasediyle 18 adet Video kasedi, 1999/56 sırasında kayıtlı bulunan 2 adet video kasedi ve 1999/72 sırasında kayıtlı bulunan 1 adet video kasedinin suç kanıtı olmaları nedeniyle dava dosyasında saklanmasına,

7- Müdahil davacıların özel hukuka ilişkin hakları bakımından ilgili hukuk mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açma haklarının saklı tutulmasına.

Müdahale tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre takdir edilen 56.250.000.’er lira maktu avukatlık ücretinin sanıktan alınarak kendisini avukatIa temsil ettiren müdahillere verilmesine.

8- Bugünkü duruşmada bulunmayan müdahiller ile vekillerine ve gelmeyen sanık
vekillerine karar tebliğinin 2845 Sayılı Yasanın 21. maddesine göre TRT aracılığıyla ilanen yapılmasına.

9- (1.111.873.000.TL.) lira yargılama giderinin sanıktan alınmasına.


İsteme uygun oIarak, Yargıtay yolu ve resen Yargıtay yolu açık olmak üzere

DGM.C.Başsavcısı Cevdet VOLKAN ve DGM. C.Savcısı Talat ŞALK’ın huzurlarında,
Sanık Abdullah ÖCALAN ile Sanık vekilleri Av. Mahmut ŞAKAR, Av. Mükrime TEPE, Av. Hatice KORKUT, Av. Aysel TUĞLUK, Av. Aydın ORUÇ, Av. Kenan SİDAR, Av. Niyazi BULGAN, Av. Doğan ERBAŞ, Av. Kemal BİLGİÇ, Av. İrfan DÜNDAR, Av. Fehim GÜNEŞ , Av. Ahmet AVŞAR, Müdahiller Ali BUGAN, Ali ÇEPELLİ, Arzu YILDIRIM, Behiye AKYEL, Bekir DOĞAN, Bekir İSPİRLİ, Reyha ÇEPELLİ, Cafer ŞENTÜRK, Fatma KANTEMİR, Güler APALAK, H. Mehmet ALPTEKİN, Hacer Jale ATAV, Hamit KÖSE, Hülya TOPAL, Mehmet ÇEVRUK, Mehmet GENCER, Mehmet YILDIZ, Muharrem YILDIRIM, Öztürk BOZKURT, Saliha KÖSE, Salime ARSLAN, Selma TÜRKYILMAZ, Sıdıka ÇAN, Süleyman ALDAĞ, Şiray ÖZÇELİK, Tahsin İLHAN, Müdahil vekilleri Av. Cengiz ERKOYUNCU, Av. Burhan Cahit TORUN, Av. Mehdi KESKİN, Av. Necdet KÜÇÜKTAŞKINER, Av. Kadir KARTAL, Av. Zeki Hacı İBRAHİMOĞULLARI, Av. Şevket Can ÖZBAY, Av. Mehmet Emin BAĞCI, Av. İbrahim İLKYAZ, Av. Aynur ÖNER, Av. Emin AKOĞUZ, Av. Süleyman AYHAN, Av. Mükremin TÜRKMEN’in yüzlerine karşı oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 29.06.1999

BAŞKAN: 17339 ÜYE:23647 ÜYE: 27851 KATİP: 75

MASRAF BEYANI
CİNSİ MİKTARI
Posta 42.590.000.TL.
Tebligat 79.100.000.TL.
Sarf 990.183.000.TL.
TOPLAM 1.111.873.000.TL.



http://www.belgenet.com/dava/gerekce19.html
--------------------------------------------------------------------------------




Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
DURUŞMALAR - 1


DURUŞMALAR 1.GÜN 31 MAYIS 1999

(ANADOLU AJANSI)

SANIK ABDULLAH ÖCALAN YARGILANIYOR ...
SANIK ÖCALAN'IN İMRALI'DA ''İDAM'' İSTEMİYLE YARGILANMASINA BAŞLANDI
ÖCALAN İLK SAVUNMASINI YAPTI, TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANLARINA SİLAHLARI BIRAKMA ÇAĞRISINDA BULUNDU
''BUGÜNKÜ BİLİNÇ DÜZEYİNE 1973'TE SAHİP OLMAK İSTERDİM''
''GEÇMİŞTE YAPTIKLARIMDAN SORUMLUYUM, ŞİMDİ DE SORUMLU OLMAK İSTİYORUM''
''PKK İLLEGAL BİR ÖRGÜTTÜR''

--------------------------------------------------------------------------------

-SANIK ABDULLAH ÖCALAN YARGILANIYOR ...
-SANIK ÖCALAN'IN İMRALI'DA ''İDAM'' İSTEMİYLE YARGILANMASINA BAŞLANDI
-ÖCALAN, KURŞUN GEÇİRMEZ VE SES DÜZENİ OLAN CAM KAFESTE YARGILANIYOR
-SANIK AVUKATLARININ DAVANIN DURDURULMASI TALEBİ REDDEDİLDİ
-ÖCALAN ŞEHİT AİLELERİNİN ACILARINI PAYLAŞTIĞINI BELİRTEREK, ÖZÜR DİLEDİ
-SANIK AVUKATLARI KAPLAN VE KANAR ALTI SAYFALIK BİR DİLEKÇE VEREREK, DURUŞMA SALONUNDAN ÇIKTILAR

İMRALI/MUDANYA (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan'ın, ''Kurduğu ve örgütlediği PKK silahlı terör örgütünü aldığı kararlarla verdiği emirler ve talimatlarla sevk ve idare ederek, devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devletin idaresinden ayırmaya matuf eylemleri sabit görüldüğü'' gerekçesiyle, TCK'nın 125. maddesine göre idam cezasına çarptırılması istemiyle İmralı Adası'nda yargılanmasına bugün başlandı.
Sanık avukatlarının davanın ertelenmesi talebi Mahkeme Heyeti tarafından rededildi.
Sanık Abdullah Öcalan, mahkemede yaptığı açıklamalarda, barış ve kardeşlik için yaşamaya söz verdiğini iddia ederek, şehit ailelerinden özür diledi.

-DURUŞMAYI İZLEYENLER-

İmralı Adası'nda yapılacak duruşma için Mudanya ilçesi sabahın erken saatlerinden itibaren büyük bir yoğunluk yaşamaya başladı. Bugün yapılacak duruşmayı izleyecek müdahiller, şehit aileleri ve yakınları, gaziler, Avrupalı parlamenterler ile gazeteciler Jandarma İlçe Komutanlığı'na geldiler.
Jandarma İlçe Komutanlığı'ndan güvenlik kartlarını alan bu kişiler, daha sonra özel araçlarla Mudanya İrtibat Bürosu'na götürüldüler. Burada, kimlik kontrolünün ardından deniz otobüsüne alınan müdahiller, şehit aileleri ve yakınları, gaziler, Avrupalı parlamenterler ile gazeteciler İmralı Adası'na gidecek deniz otobüsüne saat 07.30'dan itibaren alındılar.
Deniz otobüsü, saat 07.40'da sirenler çalarak iskele yakınlarında bulunan şehit ailelerinin alkışlarıyla yola çıktı. Bu arada, deniz otobüsüne Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı bir sahil güvenlik botunun da eşlik ettiği görüldü.
Duruşmayı izleyecekler, Ada'ya intikallerinden sonra saat 09.00'dan itibaren duruşma salonuna alınmaya başlandılar.
Bu sırada, sanık Abdullah Öcalan Ceza ve Tutukevi'nden alınarak, yoğun güvenlik önlemleri altında 09.38'de duruşmanın yapılacağı salona getirildi.

-DURUŞMA BAŞLIYOR-

Saat 09.40'ta duruşmayı izleyeceklerin salona alınmasının tamamlanmasının ardından Mehmet Turgut Okyay başkanlığındaki sivil üye Hüseyin Eken, askeri üye Hakim Albay Abdülkadir Davarcıoğlu ile Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı Cevdet Volkan ve Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Talat Şalk'tan oluşan heyet, saat 09.45'te salondaki yerini aldı.
Bu sırada mübaşir sanık avukatları, müdahil avukatları ve müdahillerin kimlik tespitini yaptı. Salonda 11 sanık, 11 de müdahil avukatı olduğu belirlendi.
Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay, güvenlik nedeniyle mahkemenin İmralı Adası'na alındığını, katılanların hoşgörüsüne sığındığını söyledi. Okyay, duruşmada disiplinin bozulmaması için gerekli özen ve disiplinin gösterilmesini, aksi taktirde yasal tedbir almaya mecbur kalacağı uyarısında da bulundu.

-ÖCALAN SALONA ALINIYOR-

Okyay, daha sonra ''sanığı getirin'' diyerek, Öcalan'ı duruşma salonuna aldırdı.
Sanık Öcalan, salonda özel olarak kurşun geçirmez, ses ve ışık düzeni içerecek şekilde hazırlanan cam kafese konuldu.
Sanık avukatlarından Hasip Kaplan, kimlik tespitine geçilmeden önce söz almak istedi ve usule ilişkin itirazları olduğunu kaydetti.
Kaplan'ın bu sözlerine müdahil avukatları itiraz ettiler.
Mahkeme Başkanı Okyay, kimlik tespitine geçti. Öcalan, kimlik tespitinin ardından söz isteyerek, açıklamalarda bulundu.
İmralı Adası'nda saat 10.00'da başlayan duruşmada Öcalan, adada tutuklu bulunduğu sürede işkence görmediğini ve baskı altında olmadığını söyledi.

-ÖCALAN:''ŞEHİT AİLELERİNDEN ÖZÜR DİLERİM''-

Abdullah Öcalan, yakalandığı gün, barış için yaşayacağına söz verdiğini ve Türkiye'ye getirildiği günden beri baskı ve işkence görmediğini ifade etti. Barış ve kardeşlik için söz veren, devletin hizmetinde çalışmak istediğini anlatan Öcalan, açıklamalarında, Suriye'den çıkışından sonra yaşadıklarına da kısaca değindi.
Öcalan, yakalanması sürecinde Yunanistan, İtalya ve Rusya'nın uluslararası hukukun gereğini yerine getirmediğini ve bu ülkeleri protesto ettiğini söyledi.
Daha sonra, salondaki şehit ailelerinin bulunduğu yöne dönerek, onların acılarını yürekten paylaştığını ifade eden Öcalan, ''ve ayrıca şehit ailelerinden özür diliyorum'' dedi.
Mahkeme Başkanı, Öcalan'ın sözlerini tutanağa eksiksiz geçirdi.

-SANIK AVUKATLARINDAN ERTELEME TALEBİ-

Mahkeme Başkanı Okyay, sanık avukatlarından Hasip Kaplan'a söz verdi. Kaplan, mahkemeden duruşmanın ertelenmesi isteminde bulundu.
Müdahil avukatlarından Mehdi Keskin, söz alarak sanık avukatlarının isteminin hukuka aykırı olduğunu belirterek, reddini istedi.
Duruşma savcılarından Talat Şalk, Anayasa ve kanunlara değişiklik yapılması ihtimalinin yargılamanın durması için gerekçe olmayacağını söyledi ve davaya devam edilmesini istedi.
Mahkeme, verdiği ara kararda, mahkemelerin yürürlükteki yasalar ve Anayasa'ya göre hareket ettiğini, yasa tasarılarının duruşma için bekleme nedeni olamayacağını vurguladı.
Mahkeme heyeti, 30 Nisan 1999 tarihinde yapılan duruşmada bu yönde karar verildiğini hatırlatarak, yeniden karar almaya gerek bulunmadığını ve dolayısıyla istemin reddedildiğini açıkladı.

-SANIK AVUKATLARI SALONU TERK ETTİ-

Bu arada, bu karardan önce sanık avukatlarından Hasip Kaplan ve Ercan Kanar, altı sayfadan oluşan DGM'lerin yapısıyla ilgili düşüncelerini içeren bir dilekçe verdikten sonra salondan çıktılar.
Ankara DGM cumhuriyet Başsavcısı Cevdet Volkan, saat 10.35'te 139 sayfalık iddianameyi okumaya başladı. Saat 12.35'te iddianamenin 99. sayfası okunurken, duruşmaya yaklaşık 1 saat ara verdi.
Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde iddianamenin okunması tamamlandı.
Duruşma da saat 16.40'da sona erdi.

Sayfa başı
-TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞI YARGILANIYOR...
-DURUŞMANIN ÖĞLEDEN SONRAKİ BÖLÜMÜNDE SANIK ÖCALAN SAVUNMA YAPTI
-TERÖR ÖRGÜTÜ ELEMANLARINA SİLAHLARI BIRAKMA ÇAĞRISINDA BULUNAN SANIK ÖCALAN:
-''ÇOK ACI ÇEKİLDİ, BUNLAR TEKRAR YAŞANMAMALI''
-''TÜRKİYE'DE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VAR, SİYASAL ÖZGÜRLÜK VAR. OLAN BİR ŞEYİ NİYE İSTEYEYİM?''
İMRALI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, terör örgütü elemanlarına silahları bırakma çağrında bulunarak, ''Bana ve PKK'ya bir şans verin. 3 ayda bunları dağdan indiririm'' dedi.
Sanık Öcalan, öğleden sonra saat 13.40'ta başlayan duruşmada iddianamenin okunmasının ardından, saat 14.22'de savunma yapmaya başladı.
Savunmasına terör örgütünün iddianamede belirtilenden daha fazla eylemi olduğunu söyleyerek başlayan sanık Öcalan, bu eylemleri kabul ettiğini, hatta ölü sayısına kendisinin de ek yapabileceğini bildirdi.
1993-1994 yıllarında Türkiye'nin gücünün kendilerini silip süpürdüğünü kaydeden sanık Öcalan, bunun için birçok kez ateşkes çağrısında bulunduğunu söyledi. 1996 yılından sonra eylemlerin azaldığını, kendi üzerine düşeni yapmaya çalıştığını, ancak tek başına kaldığını savunan Öcalan, ''Türkiye'den demokratik çözüme doğru açılım sinyalleri aldım. Türkiye'nin bütünlüğünün çok önemli olduğunu söyledim. (PKK çok kötü kullanılıyor dediler. Bu bir ihtardır.) Sistemin çözüm çağrıları yapması bana ilaç gibi geldi'' diye konuştu.
Savunmasında, Türkiye'de çok acılar çekildiğini, bunların tekrar yaşanmaması gerektiğini belirten Öcalan, terör örgütü elemanlarına silahları bırakma çağırısı yaptı. Sanık Öcalan, ''Kürtlerin sığınacağı demokratik cumhuriyettir. Başka bir yer yoktur. Düşünce özgürlüğü vardır. Siyasal özgürlük de vardır. Olan bir şeyi niye isteyeyim. Sadece dil ve kültürel varlık problemdir'' dedi.
Suriye'inin kendilerine resmi bir yardımı olmadığını, ancak herhangi bir engelle de karşılaşmadıklarını kaydeden sanık Öcalan, Yunanistan'ın kendisine yönelik tavırlarına anlam veremediğini, şu sözlerle açıkladı:
''Bana Yunanistan'ın Kenya Büyükelçisi siyasi iltica talebimin kabul edildiğini söyledi. Ancak, bana bir saat bile kalma izni verilmedi.
Beni imha etmeye çalıştılar.''

Sayfa başı
-TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞI YARGILANIYOR...
-SANIK ÖCALAN'IN SAVUNMASINDAN:
-''BUGÜNKÜ BİLİNÇ DÜZEYİNE 1973'TE SAHİP OLMAK İSTERDİM''
-''KENDİMİ KURTARMA SORUNUM YOK''
İMRALI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, ''Bugünkü bilinç düzeyine 1973'te sahip olmak isterdim. O zaman bu yöntem izlenmezdi'' dedi. Öcalan ayrıca, ''Kendimi kurtarmak gibi bir sorunum yok'' ifadesini de kullandı.
Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde, iddia makamı toplam 139 sayfadan oluşan iddianamenin okunmasını tamamladı.
Daha sonra saat 14.22'de Ankara 2 Nolu DGM'nin Başkanı M. Turgut Okyay, savunmasını yapması için sanık Öcalan'a söz verdi.
Cam bölme içinde oturduğu yerden savunma yapmaya başlayan sanık Öcalan, Okyay'ın savunmasını ayakta yapması uyarısı üzerine, oturarak konuşmak için izin istedi.
Bu iznin verilmesiyle savunmasına başlayan Öcalan, iddianameye bir diyeceğinin olmadığını, iddianamede belirtilenden fazla eylem yapıldığını, PKK'nın program ve taktiğinin kendisi tarafından oluşturulduğunu, bu iddialara fazla yanıt vermeyeceğini söyledi.
PKK mensuplarından bir rakama göre 19-20 bin, bir rakama göre 25 bin civarında insanın öldüğünü söyleyen sanık Öcalan, daha geçtiğimiz günlerde mağaralarda 20 PKK'lının ''imha'' edildiğini ifade etti.
Anayasa ve yasalar karşısında fazla bir şey söylemesinin mümkün olmadığını anlatan Abdullah Öcalan, ''Kürt sorununu ben yaratmadım. Ankara'da önümde buldum'' dedi.
''Kürt isyanı'' diye nitelendirdiği kalkışmayı kendisinin yaratmadığını, bu sorunun kendisi ile de varolmadığını iddia eden ve sorunun 200 yıldır devam ettiğini savunan Öcalan, ''Bu derin ve acılı bir tarih. Gerçekten en büyük acıyı bu halk çekti. Savaşın temeli, dayanağı yok. Sonuç ne olursa olsun, acılar ne kadar büyük olursa olsun bunları tekrar yaşamamalıyız'' diye konuştu.
Türkiye'de 1993 yılından itibaren 1925 yılında yaşanan sürecin gündemde olduğunu iddia eden Öcalan, bunu terör örgütü elemanlarına da anlatmaya çalıştığını, ancak başarılı olamadığını savundu.
Eylem emirleri verdiğini, sürecin hazırlığına katıldığını kaydeden sanık Öcalan, 1990'dan itibaren devletin duyarlılığının geliştiğini, dil yasağının kalktığını, bunun insan olabilme açısından herşey olduğunu kaydetti.
Sivillere yönelik eylemlerin kendisini mahvettiğini iddia eden ve bu eylemlerle endişeye sürüklendiğini savunan Öcalan, ''Sürekli ateşkes istedim. Kosova'da, Bosna'da yaşanan acılar ortada. Ben çok çaba harcadım. İntihar eylemleri emri vermedim. Yasalar açısından bu bir hafifletici neden olamaz. Devletin Anayasal sistemi içinde ülkenin ulusal bütünlüğüne karşı eylemlerin ne anlama geldiğini biliyorum. Kürdistan'ı siyasi değil, coğrafi zemin olarak vurguladım'' dedi.
Mahkeme Başkanı Okyay, ''1925 ile Musul ve Kerkük'ü mü kastettiğini'' sorması üzerine sanık Öcalan, ellerini kaldırarak, ''1925'den daha tehlikeli, daha derin bir durum var şimdi. Lütfen beni anlayın. Anlamanızı rica ediyorum. Türkiye'nin bütünlüğü çok önemlidir'' diye konuştu.
Terör örgütünün gidişinin iyi olmadığını çok net görmeye başladığını, bununla bir sonuç alınamayacağını gördüğünü anlatan Öcalan, ateşkes çağrılarını kendi başına yaptığını, terör örgütünü daha realist bir çizgiye çekmek istediğini savundu.

-ÇİVİLEME HAREKATI-

Bu durumun 1993-1994 yıllarında daha iyi anlaşıldığını, Türkiye'nin kendilerini silip süpürmeye başladığını ifade eden Sanık Öcalan, ''Kendimi kurtarma sorunum yok. Bizimkiler (böyle konuşursan olmaz) diyor, diğerleri de beni linç etmek istiyor. Bugünkü bilinç düzeyine 1973'te sahip olmak isterdim. O zaman bu yöntem izlenmezdi'' dedi.
Kendisine ''PKK kötü kullanılıyor'' yolunda sözler iletildiğini anlatan Öcalan, kendisinin bu gidişi önlemek için çaba harcadığını, ancak herşeyin kontrolünde olmadığını söyledi. Sistemin çözüme yönelmesinin kendisine ilaç gibi geldiğini, iddianamede sayılan bir çok eylemin 1996'dan önceki döneme ait olduğunu kaydeden Öcalan, ''Devletin en üst makamlarından mesajlar geliyordu. Duyarlı mektuplar alıyordum. Tek kişi ne yapabilirdim? Silahlı mücadeleyle bir yere varılmayacağını anladım. Avrupa'ya çıktım. Ancak bundan sonra beni çivileme harekatı başladı'' dedi.

Sayfa başı



-TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ELEBAŞI YARGILANIYOR ...
-SANIK ÖCALAN'IN SAVUNMASINDAN:
-''GEÇMİŞTE YAPTIKLARIMDAN SORUMLUYUM, ŞİMDİ DE SORUMLU OLMAK İSTİYORUM''
-''YUNANİSTAN'DAN KENYA'YA İNGİLTERE'YE BAĞLI BİR UÇAKLA GÖTÜRÜLDÜĞÜMÜ ÖĞRENDİM''
-''HEYETİ KABUL EDİP ETMEMEK, ERTELEMEK ÖNEMLİ DEĞİL. UZATILSA NE OLUR, UZATILMASA NE OLUR''
-''TÜRKİYE İÇİN YARARLI OLACAKSA ŞU AN CANIMI FEDA EDERİM. DAĞDAN İNDİRECEĞİM, 3 AYDA İNDİRECEĞİM BANA MÜSAADE EDİN''

İMRALI (A.A)- Terör örgütünün elebaşı sanık Abdullah Öcalan, ''geçmişte yaptıklarımdan sorumluyum. Şimdi de sorumlu olmak istiyorum'' dedi. Öcalan, ''Türkiye için yararlı olacaksa şu an canımı feda ederim. Dağdan indireceğim. 3 ayda indireceğim. Bana müsaade edin'' diye konuştu.
Sanık Öcalan savunmasında, Suriye'den sonra İtalya, Rusya, Yunanistan arasındaki gelişmeleri, kaç kez gidip geldiğini anlattı. Yunanistan'ın örgüte verdiği desteğin PKK elemanlarından Fethi Demir'in ağzından iddianamede anlatıldığını ifade eden Öcalan, terör örgütünü başlangıçta herkesin kabul ettiğini savundu.
Yunanistan'a son gelişinde bir saat dahi kalmasına izin verilmediğini kaydeden Öcalan, karşılaştığı bu olayı ''vahim'' olarak nitelendirdi. Öcalan, şunları söyledi:
''Simitis, Karadziç'e dahi sahip çıkmıştı. Çok kişiyi sakladılar. Kenya'dan bir uçak getirildi. Yunanistan'dan Kenya'ya, İsviçre'den getirilen uçakla götürüldüğümü söylediler. Yunan uçağı değildi. Ancak bu uçağın daha sonra İngiltere'ye bağlı bir uçak olduğunu öğrendim. Kenya Büyükelçisi siyasi iltica talebimi kabul etti. Bu arada, 100 telefon konuşması yaptım. Ancak beni bir an önce atmak istiyorlardı.''
Kenya'dan Türk güvenlik kuvvetleri tarafından getirilmesini kısaca anlatan sanık Öcalan, uçaktaki açıklamasında ''barış ve kardeşlik için yaşamak istediğini'' söylediğini yineledi. Bu anlamda hizmete hazır olduğunu kaydeden sanık Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Nedamete ihtiyacım yoktur. Türk kamuoyu ayağa kalkmış imha etmek istiyor. Herkesin bir can borcu vardır. Ben artık tek bir eylemin olmasını istemiyordum. Beni korkaklıkla itham ettiler. (Böyle yaparsan, böyle konuşursan ağır olur) dediler. Geçmişte yaptıklarımdan sorumluyum, şimdi de sorumlu olmak istiyorum.''

-YAKALANMA SÜRECİ-

Öcalan, Suriye'den çıkışından sonraki süreci değerlendirirken de, ''İngiltere geçmişte Musul ve Kerkük'ü böyle oyunla aldı'' görüşünü dile getirdi.
Sanık Öcalan, 17 Eylül 1998'de Washington'da yapılan Kuzey Irak'a yönelik anlaşmanın ne anlama geldiğinin iyi bilinmesi gerektiğini savunarak, 1993'ten itibaren Irak olayına İngiltere'nin ''yeşil ışık'' yaktığını ileri sürdü.
Yunanistan Başbakanı Simitis'in terör örgütü PKK'lılara sahip çıkarken, İngiltere'nin de Kani Yılmaz'a ''git'' demediğini iddia eden Öcalan, ''17 Eylül Anlaşması yeni bir biçimidir. Yüzbinlerce iltica talebini kabul ederken, benim talebimi kabul etmediler'' şeklinde konuştu.
HADEP'in 1.5 milyon insandan oy aldığını, kendisi yakalandıktan sonra Yunanistan'ın, ''öldürüldüğü'' yolunda haberler yaydığını, bunun sonucunda ise İstanbul'da eylemler olduğunu söyleyen sanık Abdullah Öcalan, bunun böyle olmadığını anlatmaya çalıştığını kaydetti.
Bu sözler üzerine, müdahillerden ''şerefsiz'' şeklinde sözler duyuldu.
Öcalan, eylemleri kontrol etmekte zorlandığını, ancak sınırlı da olsa durdurduğunu söyledi. 1973'te 5-6 kişi ile başlayan işin bugün bu noktaya geldiğini, terör örgütünün 40 ülkede bürosunun bulunduğunu ifade eden sanık Öcalan, akan kandan acı duyduğunu, bunu önlemeye çalıştığını, Kürt-Türk, herkesin bir arada yaşaması gerektiğini savundu.
Savunmasını demokratik çözüm kapsamında yapacağını, avukatlarının bu savunmasına karşı çıktığını üstü kapalı olarak anlatan sanık Öcalan, ''Heyeti kabul edip etmemek, ertelemek önemli değil. Uzatılsa ne olur, uzatılmasa ne olur? Bu işin özü önemlidir'' dedi.
Mahkeme Başkanı Mehmet Turgut Okyay, ''barış için kendisinin ne yapabileceğini'' sorması üzerine sanık Öcalan, ''Ben hizmet etmek istedim. Buna aşığım. Demokratik cumhuriyette barış içinde yaşanabilir. Türkiye için yararlı olacaksa şu an canımı feda ederim. Dağdan indireceğim, 3 ayda indireceğim bana müsaade edin'' görüşünü dile getirdi.

-TEPKİ-

Bu arada müdahillerden bir kadın Öcalan'a dönerek, ''Aldığın canı geri verebilecek misin şerefsiz?'' diye tepkisini gösterdi ve salon dışına çıktı.
Bunun üzerine Başkan Okyay, izleyicilerden sakin olmalarını istedi.
Avrupa'ya dönük dışarıdan, basından hiçbir şey istemeyeceğini söyleyen sanık Öcalan, her şeyi açıklayacağını, yaptıklarının hesabını vereceğini kaydetti. Türkiye'de değişik dilleri konuşan grupların bulunduğunu, ancak ayrı bir ulusun olmadığını kaydeden sanık Öcalan, bu düşüncelere geçmişte sahip olabilmeyi çok istediğini söyledi.
Sanık Öcalan, ''Geçmiş yargılanmasın demiyorum, Ama ileriye bakmak gerekir. Bir fırsat vermek gerekir. Demokratik cumhuriyet içinde insanca yaşamak, özgür bir şekilde yaşamak, Türkiye'yi daha güçlü hale getirecektir. (Geç oldu) diyeceksiniz. Geç olsun ne yapalım, bir canım var, ülke için bu canım ne yapar'' dedi.

Sayfa başı




-TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞI YARGILANIYOR...
-SANIK TERÖRİST ÖCALAN'IN SAVUNMASINDAN:
-''PKK İLLEGAL BİR ÖRGÜTTÜR''
-''YUNANİSTAN EĞİTİM KAMPLARI KURARAK PKK'YA YARDIMCI OLDU''
- ''MED TV İLE PKK'NIN İLİŞKİSİ VAR''
-MÜDAHİL AVUKATI NACAR: ''9 BİN 818 ŞEHİT İÇİN AYRI AYRI DAVA AÇILMASI GEREKİR''

İMRALI (A.A)- Terör örgütünün elebaşı sanık Abdulalah Öcalan, PKK'nın illegal bir örgüt olduğunu ve MED Tv ile ilişkisinin bulunduğunu söyledi.
Sanık Öcalan, savunmasında PKK terör örgütüne bir şans verilmesini istedi. Bu şans verilirse, PKK'nın silahları bırakacağını, kendisinin de buna yardımcı olacağını savunan sanık Öcalan, acıların büyümemesini istedi.
Yargının mutlaka duruma el koyması gerektiğini, ölmesi gerekiyorsa ölebileceğini ifade eden Öcalan, ''Ben 50 yaşındayım, yalnızlık içindeyim. Hiç çocuk sahibi olamadım'' dedi.
Bu sözler üzerine müdahillerden bir kadın, ''Kafası bitliler senin karın değil mi?'' diye tepkisini göstererek, salon dışına çıktı.
Bu arada, müdahil avukatlarından Cahit Torun, Başkan Okyay'a dönerek, ''Devlet suçlanmasın'' dedi.
Sanık Öcalan, yeni kurulan hükümetin, teröristlerin dağdan indirilmesi ve demokratik açılım programının bulunduğunu söyledi. Öcalan, ''Devlet, hükümet bir yol, imkan temin etmeli, yasal bir yol bulmalı'' şeklinde konuştu. Bu sözler üzerine Başkan Okyay, ''Yasal yoldan kastın nedir?'' diye sorunca sanık Öcalan, ''Bir af, izin gibi'' karşılığını verdi.

-DİLEKÇE-

Başkan Okyay, daha sonra Öcalan'ın mahkemeye verdiği 2 sayfalık dilekçesini okudu.
Öcalan, bu dilekçede, savunmasındaki gibi 1925'teki Musul ve Kerkük'ün durumuna işaret ederek, Misak-ı Milli sınırları içinde birlikte yaşamak gerektiğini kaydetti.
Tekrar söz alan sanık Öcalan, terör örgütünün silahlı çatışmaya son vermesi gerektiğini, baskınla, zıtlıkla bir yere varılmayacağını dile getirerek, ''İyi bir jest, özel bir ilgi, yöntem bekliyorum. DGM'lerin yapısı, Avrupa'nın istekleri önemli değil'' dedi.
Bu arada, sanık avukatlarının mırıldanmaları üzerine Başkan Okyay, ''Sanığı serbest bırakın, nasıl konuşmak istiyorsa öyle konuşsun. Buna ihtiyaç var'' diye tepki gösterdi.
Sanık avukatlarından Kemal Bilgiç, kendilerinin karşı tarafa hasım olmadıklarını, avukatın, davanın tarafı olamayacağını söyledi.
Müdahil avukatlarından Cahit Torun, Öcalan tarafından mahkemeye verilen ''Barış ve kardeşlik çağrısı'' başlıklı 2 sayfalık dilekçenin tutanaklara geçmesini istedi.
Daha sonra Başkan Okyay, dilekçeyi geniş bir şekilde tutanaklara geçirdi. Dilekçede, ayrılık, baskı, yakma, yıkma ve isyanla sorunların çözülemeyeceği, barış içinde birlikte yaşanması gerektiği, demokratik cumhuriyetin, ortak vatanda birlikte yaşamak için bir fırsat olduğu ifade ediliyor.
Duruşmada, bütün bu süreçten sonra saat 15.35'te Öcalan savunmasını tamamladı.

-MÜDAHİL AVUKATININ SORUSU-

Başkan Okyay, sanık Öcalan'a, her zaman savunmasını verebileceğini, bunun için bir sınır olmadığını hatırlattı.
Müdahil avukatlarından Mehdi Keskin, Mahkeme Başkanı'ndan, sanık Öcalan'dan terör örgütüne yurt içi ve yurt dışında kimlerin yardım ettiğini, hangi siyasilerin, hangi ticaret adamlarının, hangi sanatçıların yardımda bulunduğunu sormasını istedi.
Okyay, tüm bu soruları kendisinin soracağını belirtmesinden sonra soruyu yanıtlayan Öcalan, bunu soruşturma aşamasında ayrıntılı olarak anlattığını ifade ederek, ''(Şu veya bu yaptı) diye söylemek durumunda değilim'' dedi.
HADEP'in, PKK tabanında politika yaptığını, PKK'nın illegal bir örgüt olduğunun doğru olduğunu anlatan Öcalan, MED Tv ile terör örgütünün ilişkisi bulunduğunu anlattı.
Mahkeme Başkanı Okyay, Öcalan'ın cam kafesin üst kısmında bulunan mikrofona uzakta kalması nedeniyle sesinin duyulmaması üzerine ayağa kalkmasını istedi.
Okyay, Suriye ve Yunanistan'ın terör örgütüne nasıl yardım ettiğini, bunu açmasını istemesi üzerine Öcalan, şöyle konuştu:
''Suriye her zaman PKK'yı kabul etmedi. İç ve dış siyasal açıdan gayrı yasal örgüt olarak kabul etti. Suriye'deki cezaevlerinde yatanlar var. Ama engellemedi de... Özel, siyasi bir yardımı olmadı.''
Avrupa'nın, istediği şeyleri yapması halinde kendisini diledikleri gibi kullanacaklarını savunan Öcalan, buna izin vermediğini öne sürdü.
Başkan Okyay, HADEP'in, PKK'ya eleman gönderip göndermediğini sorması üzerine sanık Öcalan, eleman temininde çalışmalar yapılmış olabileceğini, ancak HADEP'e, PKK'nın resmi bir kuruluşu denemeyeceğini söyledi.
Başkan Okyay'ın, Suriye'ye ilişkin bir başka sorusu üzerine sanık Öcalan, Suriye'nin yardımları olduğunu, örgüt elemanlarına hüviyet verdiğini, ancak para yardımı yapmadığını savundu. Suriye'nin eylem talimatının olmadığını kaydeden Öcalan, Yunanistan'ın eğitim kampları kurarak yardımda bulunduğunu anlattı.
Müdahil avukatlardan Mehdi Keskin, Yunanlı generallerin Bekaa'yı ziyaret edip etmediğini sordu. Öcalan, ziyaretin gerçekleşmiş olabileceğini söyledi.
Müdahil avukatlardan Necdet Küçüktaşkıran'ın ''Demokratik cumhuriyetten ne anlıyor? Beyefendi ile anlaştık bu nasıl olacak?'' sorusunun yöneltilmesini istemesi üzerine, diğer müdahil avukatlarından Mehmet Nacar, ''Anlaşmaya yetkisi yok, bunu kabul etmiyoruz'' diye tepki gösterdi.
Başkan Okyay, avukatları sakin olmaya çağırarak, bir yanlış anlaşılma olduğunu kaydetti.

-''HER ŞEHİT İÇİN DAVA AÇILMASI GEREKİR''-

Okyay'ın, ''Örgütün silahları bırakması için açık bir çağrın var mı?'' sorusuna sanık Öcalan, örgüt üzerinde otoritesinin devam ettiğini, demokratik çözümü onların da kabul edeceğini iddia etti.
Yarın duruşmaya girmeyeceğini söyleyen müdahil avukatlardan Mehmet Celal Nacar, bugün konuşması gerektiğini söylemesi üzerine, Mahkeme Başkanı Okyay, ''Yargılamayı yaparız merak etmeyin, sabaha kadar biz buradayız'' yanıtını verdi.
Avukat Nacar, Öcalan'ın hamasi nutuklarda bulunduğunu, Türkiye'nin 1925'in Türkiyesi olmadığını, bugün o düşüncede olanların hüsrana uğrayacaklarını anlattı.
TCK'nın 125. maddesi dışında, 9 bin 818 şehit için ayrı ayrı TCK'nın 450. maddesine göre dava açılması gerektiğini savunan Nacar, ayrıca İnsan Hakları Derneği ile HADEP hakkında mahkeme heyetinin Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunması gerektiğini kaydetti.
Sanık avukatlarından Kemal Bilgiç, duruşmaya ara verilmesini isteyerek, İstanbul'dan geldiklerini, bundan sonraki duruşmaların birer gün arayla yapılması için mahkemenin karar vermesini talep etti.
Bu talebe ilişkin görüşünü bildiren Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı Cevdet Volkan, daha önce duruşmaların sürekli yapılacağına ilişkin karar verildiğini hatırlatarak, bu istemin reddini talep etti.
Ankara 2 No'lu DGM Başkanı Mehmet Turgut Okyay, istemin readdine karar verildiğini belirterek, duruşmayı yarın saat 10.00'a erteledi.

(Bu sayfalar Anadolu Ajansı'nın internet sitesinden alınmıştır.)
Anadolu Ajansı'nın web adresi http://www.anadoluajansi.gov.tr

http://www.belgenet.com/dava/durusma01.html

--------------------------------------------------------------------------------


Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
DURUŞMALAR - 2


DURUŞMALAR 2. GÜN 1 HAZİRAN 1999

(ANADOLU AJANSI)
SANIK ABDULLAH ÖCALAN YARGILANIYOR ...
''ÖRGÜTÜN BİRİNCİ DERECEDE SORUMLUSU BENİM''
''YUNANİSTAN ÖNCELİKLE BENİM İÇİN GÜNEY AFRİKA'DAN PASAPORT TEMİN EDECEKTİ, SONRA BİR BAKTIM GÜNEY AFRİKA İŞİ DE YOK. BANA YALAN SÖYLEDİLER''
''KÜRT PARLAMENTOSU BENİM TALİMATIMLA KURULDU''
''SURİYE'DE İKEN YER DEĞİŞTİRMEM KONUSUNDA YALÇIN KÜÇÜK'TEN UYARI GELDİ''

--------------------------------------------------------------------------------

-TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞI YARGILANIYOR...
-SANIK ÖCALAN'A, İDDİANAMEDEKİ İDDİALARA İLİŞKİN SORULAR YÖNELTİLDİ, TANIK İFADELERİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ SORULDU
-ÖCALAN:
-''ÖRGÜTÜN BİRİNCİ DERECEDE SORUMLUSU BENİM''
-''ÖRGÜT İÇİNDE BAZI KİŞİLER HAKKINDA ÖLDÜRME KARARI VERİLDİ''
-''YUNANİSTAN'DAKİ EĞİTİMLER, 1990'DAN SONRA AĞIRLIKLI OLARAK HER KONUDA YAPILDI''
-''ÖRGÜT EĞİTİMİ YUGOSLAVYA'DA YAPILIYORDU''
-''ÖRGÜTÜN İRAN'DA HASTANESİ VAR. BURADA TEORİK BİLGİLER DE VERİLİYOR''
-''GÜNEY KIBRIS RUM KESİMİ, ÖRGÜT ÜYELERİNİN GEÇİŞLERİ VE PASAPORT KONUSUNDA YARDIM EDİYOR. BURADAN ÖRGÜTE AKTARILAN PARALAR, KİLİSELER ARACILIĞI İLE VERİLİYOR''
İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, örgütün birinci derecede sorumlusunun kendisi olduğunu bildirdi. Yunanistan'daki eğitimlerin 1990 yılından sonra ağırılıklı olarak her konuda yapıldığını, İran'da ise örgütün hastanesinin bulunduğunu söyledi. Öcalan, Güney Kıbrıs Rum kesiminin ise örgüt üyelerine geçişler ve pasaport konusunda yardımcı olduğunu anlattı.
Sanık Abdullah Öcalan'a, duruşmanın ikinci gününde, iddianamedeki iddialara ilişkin sorular yöneltildi, tanık ifadeleri hakkında görüşleri soruldu.
Duruşmaya katılmak üzere Ada'ya giden şehit aileleri, yakınları, gaziler, yabancı temsilciler, basın mensupları, sanık avukatları, Öcalan'ın yakınları saat 09.45'te duruşma salonuna alındılar.
Duruşma heyetinin saat 10.00'da salondaki yerini almasının ardından, sanık Abdullah Öcalan da salona getirilerek, cam kafesteki yerini aldı.
Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay, Abdullah Öcalan'ın, jandarma, savcılık, ek ifadesi ve yedek hakimlikte alınan ifadelerini okudu.
Öcalan, ifadeleri ''serbest iradesi'' ile verdiğini belirterek, ağır psikolojik durumu nedeniyle, hafıza değişikliğinin olduğunu ve bu nedenle ifadelerinde bazı kopukluklar bulanabileceğini söyledi.

-''ÖRGÜTÜN BİRİNCİ DERECE SORUMLUSU BENİM''-

Mahkeme Başkanı Okyay'ın, ''Terör örgütünün kuruluşundan bu yana, örgütün başkanı mısın?'' sorusu üzerine Öcalan, ''PKK'nın kurucusu olduğunu, kuruluşundan bu yana başkanlğını yaptığı'' belirterek, şöyle konuştu:
''Örgütün birinci derecede sorumlusu benim. Ancak yakalandığım ana kadar örgütün birinci derecede sorumlusu bendim. Bazı örgüt üyelerinin bağılılıkları halen devam etmektedir. Örgütün eylem ve faaliyetlerinden birinci derecede sorumlu benim. Örgütün eylem ve program yapısı alanında 1990 yılından bu yana örgüt içinde bir iç mücadele vardır.''
Sanık Öcalan, ''Örgüt içi mücadele nedeniyle bazı kişilerin öldürülmesi talimatını verdiği yönünde bilgiler'' olduğunu hatırlatan Başkan Okyay'a, ''Bizde bir tüzük var. Tüzüğe göre aykırı hareket edenler, örgütce alınan kararlar gereğince, merkezde onaylandıktan sonra uygulandığı için, benim çok özel bir emrim olmaz'' dedi.

-ÖLDÜRME KARARI-

Okyay'ın, ''kimler hakkında öldürme kararı verildi?'' sorusunu yanıtlayan sanık, örgüt iç yapı mücadelesinde (Betin) kod adlı Şahin Beliç, (Cemal) kod adlı Cemil Işık ile Şemdin Sakık gibi kişiler hakkında öldürme kararı verildiğini anlattı. Öcalan, örgüt dışında bir çizgi izledikleri için öldürtme talimatı alındığını söyledi.
Sanık Öcalan, bu şekilde kaç kişinin öldürüldüğünü kesin söyleyemeyeceğini, ancak tahmini olarak örgütün bu yolla cezalandırdığı ''onlarca kişi'' olduğunu kaydetti. Öcalan, bunun bir iç çatışma olduğunu dile getirdi.
Abdullan Öcalan, bizzat emir verip vermediğinin sorulması üzerine, ''Kesinlikle örgüt üyelerine ben kişi adı vererek, öldürülme talimatı vermedim. Benim evli olduğum Kesire Yıldırım, merkez üyesidir. Kongerede ölüm kararı çıktı, ancak ben bunu uygulatmadım. Halen kendisi galiba İsveç'te yaşıyor'' diye konuştu.

-OLOF PALME'NİN ÖLDÜRÜLMESİ-

Sanık Öcalan, 7 Ağustos 1984'te Almanya'da bir örgüt mensubunun öldürülmesi talimatını verdiği gerekçesiyle hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldığını hatırlatan Mahkeme Başkanı'na şu karşılığı verdi:
''Olof Palme cinayeti dahil, Avrupa'daki bir çok cinayet bana yüklenmek istendi. Bu eylemlerin talimatının benim tarafından verildiğini söyleyen örgütün üst düzey kişileri, bana karşı muhalif olanlardır.''
Okyay, ''Bak bunu iyi dinle... İsveç'in PKK'dan ayrılanlara sığınma hakkı vermemesi üzerine konuşma yapmışsınız ve Olof Palme'nin öldürülmesi emrini vermişsiniz'' sözleri üzerine sanık Öcalan şunları söyledi:
''Bu bana yüklenen bir komplodur. Avrupa'da PKK, provokatif biçimde şiddet eylemlerine karıştırıldı. Palme olayında bunun rolü vardı. O dönemde Avrupa sorumlusu Ali Çetiner'dir. İsveç'te yakalandı. İsveç ve Alman polisiyle çalıştığı kanısındayım.''
Başkan'ın, ''PKK'nın yayın organlarında Palme'nin öldürülmesiyle ilgili yazınızın etkisi olmadı mı?'' sorusunu ise Öcalan şöyle yanıtladı:
''Hayır. Bu yazıları bana göstersinler. Bu yazıları yazan Hüseyin Yıldırım'dır. Kendisi örgütün dış ilişkiler sorumlusudur. Yazısında, Olof Palme'yi tehdit ediyor ve (başına gelecekleri görür) şeklinde sözler kullanıyor. Böyle bir emri ben vermişsem, bunun yayınlanmasını Hürriyet Gazetesi'nden istedim, ama yayınlamadılar. Palme'yi PKK Rejin Örgütü'nün öldürdüğü yolunda bilgiler aldım. Bu örgütü Kesire Yıldırım ve Hüseyin Yıldırım kurdu, geliştirmek istedi. Genellikle Avrupa'da faaliyet gösteriyor.''

-PKK'NIN YUNANİSTAN İLE TİCARİ İLİŞKİSİ-

Öcalan, bir başka soru üzerine, küçük çocukların kaçırılarak dağlara çıkarılmasını kendisinin engellediğini, ancak buna rağmen kaçırılanlar olsa bile ailelerine geri gönderildiğini iddia etti. Öcalan, ''Genelde, 17-18 yaşındakilerin altındakileri örgüte almıyorduk. Ancak bunun bazı istisnaları olabilir' şeklinde konuştu.
Okyay'ın, ''Örgüt ağır silahları nereden alıyor?'' sorusunu da Öcalan, şöyle cevapladı:
''Bu konuda ticari yöntem devrededir. Teknik konularda temsilcim vardır. Birisi Fethi Demir'dir. Yunanistan'ın ağır silahların alımındaki yardımı daha çok ticari anlamdadır. Örgüt mensuplarının eğitimi Yugoslavya'da yapılıyordu. Ben Yunanistan'a, Suriye'den çıkmadan önce hiç gitmedim. Yunanistan'da gaz eğitimi yapıldığı konusunda bilgim yok.
Gaz eğitiminin Yunanistan'da PKK üyelerine verildiği söylendi. Ayrıca bazı teknik malzemelerin sağlandığını duydum. Ama tekrar ediyorum, Yunanistan'a kesinlikle gitmedim. Yunanistan'daki eğitimler 1990'dan sonra ağırlıklı olarak her konuda yapılmaya başlandı.
Buralarda eğitim görenler kırsala uçaklarla geliyorlardı. Uçaklar bazen Şam, bazen Lübnan, bazen de İran üzerinden geliyordu.''

-İRAN'DA ÖRGÜT HASTANESİ-

''İran'da terör örgütünün eğitim kampı olmadığını'' bir soru üzerine söyleyen Öcalan, ancak burada örgütün hastanesinin bulunduğunu kaydetti. Burada teorik bilgiler verildiğini ve bu durumun İran yetkilileri tarafından bilindiğini anlatan Öcalan, İran üzerinden örgüte sevk edilen silahların bir çoğuna bu ülkenin el koyduğunu ifade etti.

-KİLİSELERDEN PARA YARDIMI-

El konulan silahlar arasında füzelerin de bulunduğunu bildiren Öcalan, başka bir soru üzerine, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde çok zayıf bir temsilciliklerinin olduğunu, burada askeri eğitim ve kampın bulunmadığını kaydetti.
Öcalan, ''Sadece örgüt üyelerinin geçişleri ve pasaport konusunda yardım ettiklerini, buradan örgüte aktarılan paraların ise, kiliseler aracılığıyla verildiğini'' söyledi.
Sanık Abdullah Öcalan, '' Ben yakalandığımda üzerimde bulunan sahte pasaport, Atina'daki temsilcimiz tarafından Güney Kıbrıs Rum kesiminden temin edildi'' dedi.

Sayfa başı
-MAHKEME BAŞKANI OKYAY:
-''BAŞKA KİMSELERİN DESTEĞİNE İHTİYACIN OLMASIN. ÖZGÜRCE DAVRAN, ÖZGÜRCE HAREKET ET''
-SANIK ÖCALAN:''KARADENİZ'DE TÜRKİYE DEVRİM PARTİSİ, TİKKO, DHKP-C ve DEVRİMCİ HALK PARTİSİ İLE LOJİSTİK DESTEK SEVİYESİNDE İLİŞKİMİZ VAR''
-''İNGİLTERE ÜZERİNDE DURMAK İSTİYORUM. İNGİLTERE KENDİNE GÖRE KÜRT ÜZERİNE DERİN BİR POLİTİKANIN SAHİBİDİR. BU ÜLKE BAZILARINI YANINA ÇEKER, BAZILARINI İSE HARCAR''
-''YUNANİSTAN ÖNCELİKLE BENİM İÇİN GÜNEY AFRİKA'DAN PASAPORT TEMİN EDECEKTİ, SONRA BİR BAKTIM GÜNEY AFRİKA İŞİ DE YOK. BANA YALAN SÖYLEDİLER''
-''ÖRGÜTÜN 200 MİLYON DOLAR CİVARINDA PARASI VAR''
-''ASALA İLE 1980'LERDE İLİŞKİLERİM OLDU''
-''ERMENİSTAN'DA ÖRGÜT TEMSİLCİLİĞİMİZ VAR''
İMRALI (A.A)- Terör örgütünün elebaşı sanık Abdullah Öcalan, Karadeniz bölgesinde Türkiye Devrim Partisi, TİKKO, DHKP-C ve Devrimci Halk Partisi ile lojistik destek seviyesinde ilişkileri bulunduğunu söyledi. Öcalan, ASALA örgütü ile 1980'li yıllarda ilişkilerinin olduğunu da bildirdi.
Sanık Öcalan, Mahkeme Başkanı Okyay'ın örgüte silah temini ile ilgili sorusu üzerine, ''Körfez Savaşı'ndan sonra Irak'ta çok sayıda silah satılıyordu. Füze dahil herşeyi almak mümkündü. Kanas suikast silahlarını da buradan aldı'' diye konuştu.
Bir başka soru üzerine Öcalan, yakalandıktan sonra kendisini ziyarete gelen kardeşinin ve yakınlarının kendisinden,''cesur olmasını istediklerini'' söyledi. Bu sözler üzerine Okyay tepki göstererek, ''Başka kimselerin desteğine ihtiyacın olmasın. Özgürce davran. Özgürce hareket et'' dedi.
Abdullah Öcalan da dünkü savunmasında barış ve kardeşlik çağrısında bulunurken içinden geleni söylediğini iddia ederek, ''Bu korkudan değildir'' diye konuştu.

-TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PARASI-

Mahkeme Başkanı Okyay'ın sorusu üzerine, terör örgütünün elebaşı, örgütün parasının 200 milyon dolar civarında olduğunu söyledi. Örgütün uyuşturucu ticareti yapıp yapmadığı şeklindeki soruyu yanıtlarken de Öcalan şöyle konuştu:
''Uyuşturucu bir insanlık suçudur. Ancak bazı örgüt temsilcilerimiz uyuşturucu kaçakçılarından bağış adı altında para almış olabilirler. Bu Avrupa'da da böyledir. Örgüt içinde uyuşturucu işiyle bilerek uğraşmayı en ağır suç olarak kabul ederiz. Hatta ben sigarayı bile yasakladım. Örgüt üyelerinden yurt dışında uyuşturucu işine yaygın olarak katılanlar olabilir.''

-UYUŞTURUCU-

Okyay'ın Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'ın kardeşi Rıfat Esad'la görüşüp görüşmediğini sorması üzerine Öcalan, görüşmediğini söyledi.
Yunanistan Kamu Düzeni Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda, Rıfat Esad'ın uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı şeklindeki iddianın Yunanistan'ın bir yalanı olduğunu öne süren Öcalan, başka bir soru üzerine, İran'da PKK'nın uyuşturucu imalathanesi bulunmadığını, bu yöndeki ifadelerin doğru olmadığını savundu.
Müdahil avukatlarından Cahit Torun, İstanbul DGM'de yargılanan Hurşit Han'ın uyuşturucu kaçakcılığına yardımcı oldukları için PKK'ya yılda 1.5 trilyon lira verdiğini söylediğini hatırlatması üzerine, sanık Öcalan böyle bir şeyin söz konusu olmadığını iddia etti. Öcalan, ''Yalnız büyük kentlerde PKK'nın adını kullanarak uyuşturucu şebekeleri kurulduğunu biliyorum'' dedi.
Öcalan, Hüseyin Baybaşin ile PKK'nın ilişkisi olup olmadığı sorusuna ise Baybaşin ile televizyon kanalında bir görüşmesi olduğunu, bu görüşmede Baybaşin'in 1990 yılından sonra uyuşturucuyla ilişkisi kalmadığını söylediğini kaydetti.
Baybaşin'in Türkiye'de bulunduğu sırada PKK'nın Lice'deki örgüt yapısına bağışları olabileceğini kaydeden Sanık Öcalan, başka bir soru üzerine de, Baybaşin'in MED Tv'nin yüzde 40'ına ortak olduğunu zannetmediğini ve böyle bir bilgisinin bulunmadığını savundu.
Başkan Okyay'ın, ''Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın geçeceği yerlerde istikrarsızlık yaratmaya yönelik faaliyetlerle ilgili herhangi bir devletten talimat aldınız mı?'' sorusuna Öcalan, böyle bir talimat almadığı, bu yönde bir eylem de olmadığı yanıtını verdi.

-KARADENİZ-

Okyay'ın, terör örgütün Karadeniz'e açılma amacını sorması üzerine Öcalan, şöyle konuştu:
''Bu bölgede PKK ile dostluk içinde olan bazı gruplar vardır. Bizim onlarla ilişkimiz lojistik destek seviyesindedir. Bu gruplar Türkiye Devrim Partisi, TİKKO, DHKP-C ve Devrimci Halk Partisi'dir. Bu örgütler bizden destek talebinde bulundular ve bizim örgütümüz bu örgütlere eğitim desteği verdi. Ancak, bu örgütlerle ilişkilerimiz fazla gelişmiş değildir.''

-ASALA VE ERMENİSTAN-

Müdahil avukatlarından Cahit Torun'un ASALA ile PKK'nın bir bağlantısı olup olmadığı yolundaki sorusunu Öcalan şöyle yanıtladı:
''Asala ile 1980'lerde ilişkilerimiz oldu. Bu örgütle bizzat benim de görüşmem oldu. Daha sonra örgütün kendi içindeki anlaşmazlıkları ve bizim örgütümüzle eylem farklılığı nedeniyle ilişkimiz kesildi.'' Sanık Öcalan, başka bir soruyu yanıtlarken, Ermenistan'da örgüt temsilcilikleri bulunduğunu ve bu ülkede örgüte maddi desteğin halktan sağlandığını bildirdi. Öcalan, ''Devlet resmi ilişkiye girmiyor, ama bizim faaliyetlerimize de sesini çıkarmıyor. Birçok ülke bu yöntemi uyguluyor'' diye konuştu.

-İNGİLTERE-

PKK ile İngiltere ilişkilerinin sorulması üzerine Öcalan, şöyle devam etti:
''Konuşmalarımda İngiltere üzerinde durmak istedim. İngiltere Faysal Dunlayıcı'yı (PKK'nın Avrupa sözcülerinden) parlamentoya davet etti. Daha sonra ise Dunlayıcı İngiltere'de 4 yıl tutuldu. İngiltere kendine göre Kürt üzerine derin bir politikanın sahibidir. Bu 150 yıldan beri yaşanıyor. Bu ülke bazılarını yanına çeker, bazılarını ise harcar. Bize de böyle bir yaklaşım göstermesinden hep endişe duydum.''

-YUNANİSTAN-

Başkan Okyay'ın, Yunanistan'ın, Seyşel Adaları'na gitmesi konusunda para verip vermediği sorusu üzerine, Yunanistan'ın para verdiğini duyduğunu söyledi. Öcalan, ''Yunanistan öncelikle benim için Güney Afrika'dan pasaport temin edecekti. Sonra bir baktım Güney Afrika işi de yok. Bana yalan söylediler'' diye konuştu.
Pasok Milletvekili Mihalis Haralanbidis'in PKK'dan ne istediği sorulması üzerine sanık Öcalan, ''1987-1988'de bu kişiyle Bekaa'da bir kez görüştüm. Bana dostluktan bahsetti, ancak bizden bir talebi olmadı. Bu kişi, Bekaa'ya bir gazeteci grubuyla gelmişti'' dedi.
Örgütün kuruluşunda hangi ülkelerin yardımda bulunduğu sorusu üzerine Öcalan, başlangıçta Filistin Kurtuluş Örgütü'nden destek aldıklarını söyledi. Öcalan, ''Bizi kamplarında eğittiler. Suriye ise bizimle resmi bir ilişki kurmadı, ancak herhangi bir engellemede de bulunmadı'' diye konuştu.
Öcalan, terör örgütünü Suriye ve Yunanistan'ın kullanıp kullanmadığını soran Mahkeme Başkanı'na şu karşılığı verdi:
''Şüphesiz kendi genel politikası içinde PKK'yı kullanmak istedi. Ayrıca biz de değerlendirdik. Karşılıklı olarak birbirimizi kullandık. Bu politik bir durumdur.''
Başka bir soruyu yanıtlayan Öcalan, Yunanistan'ın örgüt mensuplarını bomba eğitimi dahil her türlü konuda eğittiğini, eylem için her türlü malzeme ile Türkiye'ye gönderdiklerini söyledi.
Orman yangınları konusunda herhangi bir emiri kesinlikle vermediğini, turistik bölgelerde eylemler konusunda özel bir emri olmadığını iddia eden sanık Öcalan, ancak örgüt mensuplarının kendi inisiyatifleri dahilinde turistik bölgelerde bazı eylemlerde bulunduklarını söyledi.
Kırıkkale Silah Fabrikası'nın sabote edilmesi konusunda net bir bilgisi olmadığını anlatan Öcalan, bazen Elazığ, bazen de Diyarbakır sorumlularının yaptığının söylendiğini anlattı.

Sayfa başı
-SANIK ÖCALAN:
-''PKK, İNSAN TİCARETİ YAPMIŞ OLABİLİR''
-''ÖRGÜTÜN, HOLLANDA'DA SİYASİ EĞİTİM MERKEZİ VAR''
-''İHD'YE BAĞIŞ YAPMADIK, ONLAR DA BİZE YARDIMDA BULUNMADI''
-''PKK'DAN BOŞALAN YERİ İBDA-C VE HİZBULLAH DOLDURMAYA ÇALIŞTI''
-''KÜRT PARLAMENTOSU BENİM TALİMATIMLA KURULDU''
-''BİNGÖL'DE 33 ERİN ŞEHİT EDİLMESİ, 1993 ATEŞKES SÜRECİNİN BOZULMASINDA ÖNEMLİ BİR ROL OYNADI''
İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, yurt dışındaki ülkelerde insanlara sığınma hakkı verilmesi, iş temin edilmesi konusunda bazı derneklerin yardımcı olduğunu belirterek, ''PKK, insan ticareti yapmış olabilir'' dedi.
Duruşmada bir soru üzerine Öcalan, yurt dışında onlarca dernek bulunduğunu ifade ederek, yurt dışındaki insanlara sığınma hakkı verilmesi, iş temin edilmesi konusunda yardımcı olduğunu, PKK'nın da bu boyutta insan ticareti yapmış olabileceğini bildirdi.
Hollanda'da evler tutarak, eğitim yaptırdıklarını anlatan Öcalan, ''Örgütün siyasi eğitim merkezi olan Hollanda'da, bu faaliyetlerden yetkililerinin de haberi olabilir'' diye konuştu.
Öcalan bir soru üzerine, örgütün İsviçre'de MED Tv'ye finans kaynağı sağlamak için bazı kuruluşları olduğunu anlatarak, bu tip kuruluşlar yoluyla İsviçre bankalarına para yatırılmış olabileceğini, kimin adına ve kim tarafından yatırıldığını bilmediğini söyledi.
İHD ve Mazlum-Der ile ilişkileri sorulan Öcalan, bu derneklerin sorumlularıyla herhangi bir ilişkisinin olmadığını ifade etti. Öcalan, ''Sadece askerleri alma konusunda heyet oluşturdular. O zaman, (bu tip faaliyetlerin geliştirilmesinin iyi bir jest olabileceğini) söyledim. Biz, İHD'ye bağış yapmadık, onlar da bize yardımda bulunmadı'' diye konuştu.

-YURT DIŞI ÖRGÜTLER-

İRA, Japon Kızılordusu, ETA, Hizbullah, İBDA-C, Kızıl Tugaylar gibi yurtdışı örgütlerle ilişkilerinin bulunmadığını savunan Öcalan, ''İBDA-C ve Hizbullah'ın, PKK'dan boşalan yerleri doldurmaya çalıştığını'' ileri sürdü.
Öcalan, diğer bir soru üzerine, Libya'da, 1980'lerde Türk işçilerinin çok yoğun olduğu dönemde, güçlü bir örgütleri bulunduğunu, ancak şimdi sempatizan düzeyinde bir ilişkinin olduğunu anlattı. Öcalan, başka bir soru üzerine de şöyle konuştu:
''Sendikalarla herhangi bir ilişkimiz yok. Parti genel başkanlarından 1993 yılında ateşkes denemesi sırasında, Hatip Dicle ile görüştüm. Görüşme barış sürecine ilişkin. Doğu Perinçek ile sanıyorum 1987'de görüştük. Niyeti, bizim temelimizle ilişki kurup güç toplamaktı. İdeoloji farklılığından ilişki gelişmedi.''
Sanık Öcalan, sözde sürgündeki Kürt Parlamentosu'nun kendisinin talimatıyla kurulduğunu ifade ederek, ''Desteğimiz oldu. Toplantı kararları talimatını biz vermedik'' dedi.

-33 ERİN ŞEHİT EDİLMESİ-

Öcalan, diğer bir soruya da, Bingöl'de 33 erin şehit edilmesinin sözde 1993 ateşkes sürecinin bozulmasında önemli bir rol oynadığını iddia ederek, ''Bu askerlerin öldürülmesini tasvip etmemiz mümkün değildir'' diye konuştu.
Duruşmada, Diyarbakır DGM tarafından idam cezasına çarptırılan Şemdin Sakık'ın 33 askerin şehit edilmesi ve Olof Palme cinayeti konularında kendisinin talimatı olduğunu söylediğini hatırlatan Öcalan, bunun kesinlikle doğru olmadığını savundu.
Sanık Öcalan, bir başka soru üzerine, Celal Telabani aracılığı ile dönemin Başbakanı Turgut Özal ile görüştüğünü ileri sürdü. Öcalan, ''Özal'ın istemi üzerine tek taraflı ateşkes ilan ettik. Özal, ateşkes haberini aldıktan sonra Talabani'ye, (10 yıldan bu yana ilk defa rahat uyudum) demiş'' iddiasında bulundu.

Sayfa başı
-SANIK ÖCALAN:
-''SURİYE'DE İKEN YER DEĞİŞTİRMEM KONUSUNDA YALÇIN KÜÇÜK'TEN UYARI GELDİ''
-''ANAP GENEL BAŞKANI YILMAZ'IN BANA BU DOĞRULTUDA HABER GÖNDERDİĞİ İDDİALARI KESİNLİKLE DOĞRU DEĞİLDİR''
İMRALI (A.A)- Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, Refahyol Hükümeti döneminde, kapatılan RP'nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan tarafından Suriye'deki temsilcilerine iki mektup geldiğini ileri sürdü. Öcalan, kendisinin Suriye'de bulunduğu sırada yakalanması olasılığına karşı, Prof. Yalçın Küçük tarafından uyarıldığını, ancak bu konuda ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın kendisine haber gönderdiği iddialarının kesinlikle doğru olmadığını söyledi.
Sanık Öcalan, Mahkeme Başkanı'nın bir başka sorusunu yanıtlarken, 1996 Nisan ayında Mesut Yılmaz iktidara geldiğinde önce HADEP'ten Recep Doğaner aracığıyla Filistin ile İsrail arasındaki sürece benzer bir ilişki kurulmasını istediğini iddia etti. Öcalan, Yılmaz'ın, ayrıca bilgisi dahilinde yazar Alev Alatlı'nın kendileriyle görüşeceği bilgisinin geldiğini ileri sürdü. O zaman Şam'da bir bombanın patladığını ve ilişkinin gerçekleşmediğini ifade eden Öcalan, Alev Alatlı'nın daha sonra Avrupa'da ''Şahin'' diye bir örgüt görevlisiyle görüştüğü yolunda bilgi aldığını kaydetti.

-MEKTUPLAŞMA-

Refahyol Hükümeti döneminde de bir mektuplaşma olduğunu ve Suriye'deki temsilcilerine iki mektup geldiğini ifade eden Öcalan, mektupların kapatılan RP'nin eski genel başkanı Necmettin Erbakan tarafından gönderildiğini bildirdi. Mahkeme Başkanı'nın sorusu üzerine Sanık Öcalan, bu mektubun yanında olmadığını, ancak arşivde bulunduğunu söyledi. Öcalan, ''Aracı olarak gazeteci İlnur Çevik gönderilecekti, ancak bunun yerine mektuplar geldi'' dedi.
Daha sonra sanık avukatlarına söz verildi.
Sanık avukatlarından Kemal Bilgiç, Mahkeme Heyetinden Cenevre Sözleşmesi'ne müvekkili Öcalan'ın imza atıp atmadığı sorusunun yöneltilmesini istedi. Mahkeme Heyeti bu isteği yerinde görmeyerek, soruyu yöneltmedi.
Kemal Bilgiç, müvekkili ile hafta içinde duruşmaya ara verildiği sırada görüşme olanağı sağlanmasını istedi. Mahkeme Başkanı, bu talebi ilgililere ileteceğini söyledi.
Avukat Kemal Bilgiç, terör örgütünün sivillere yönelik eylem yapılmaması konusunda karar verip vermediği sorusunun yöneltilmesini istedi. Okyay'ın bu yöndeki sorusu üzerine Öcalan, şunları kaydetti:
''Bizim sivillere yönelik eylem yapılması konusunda karar almamız sözkonusu değil. Biz sivillere yönelik eylemlere karşıyız. Örgüt içinde dörtlü çete vardı. Ben bu çetyi daha önce açıklamıştım. Biz bunlarla çok mücadele ettik. Sivillere yönelik eylemlerin gerçekleşmemesi konusunda çaba harcadık.''

-''YILMAZ'IN HABER VERDİĞİ DOĞRU DEĞİL''-

Müdahil avukatlarından Cahit Torun'un ''Yalçın Küçük, operasyonlar olacağı konusunda size bilgi verdi mi?'' sorusunu Okyay sanığa yöneltti. Öcalan da, Prof. Yalçın Küçük ile telefonda görüştüğünü, yakalanmaması için Küçük'ün kendisine yerini değiştirmesi konusunda uyarıda bulunduğunu bildirdi. Sanık Abdullah Öcalan, ''Bu konuda ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın bana haber gönderdiği kesinlikle doğru değildir'' diye konuştu.
Sanık Öcalan, bir başka soruyu yanıtlarken, Erbakan'ın gönderdiği mektupta ekonomik ve sosyal paket açılmak istenildiği, şiddet ortamının bunu engellediği ve kendilerine ''bunu durdurursanız iyi olur'' denildiğini anlattı ve kendisinin de bunu kabul ettiğini söyledi.
Terör örgütü elebaşı Öcalan, Başbağlar köyü katliamı ile ilgili bir soru üzerine, Başbağlar köyü'ndeki katliamdan kendisinin haberinin olmadığını ve bunu tasvip etmediğini savndu. Öcalan, katliamın sorumlusunun doktor Baran olduğunu iddia etti.
Okyay'ın, ''Örgüt mensuplarıyla irtibatınızı nasıl sağlıyorsunuz?'' sorusu üzerine Öcalan, telsiz ve telefon görüşmeleriyle sağladıklarını, arasıra da kuryeler kullandıklarını anlattı.
Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, sanığın nüfus ve sabıka kaydının, periyodik olarak yapılan sağlık kontrollerine ilişkin raporların ve maktüllerin otopsi tutanaklarının geldiğini söyledi.
Sanık Öcalan da, periyodik olarak doktor kontrolünden geçirildiğini ifade ederek, gelen belgelere bir diyeceğinini olmadığını belirtti.


(Bu sayfalar Anadolu Ajansı'nın internet sitesinden alınmıştır.)
Anadolu Ajansı'nın web adresi http://www.anadoluajansi.gov.tr


http://www.belgenet.com/dava/durusma02.html

--------------------------------------------------------------------------------

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
DURUŞMALAR - 3

DURUŞMALAR 3. GÜN 2 HAZİRAN 1999

(ANADOLU AJANSI)
SANIK ABDULLAH ÖCALAN YARGILANIYOR ...
''ALMAN SENATÖR LUMMER İLE ŞAM'DA GÖRÜŞTÜM. AVRUPA'DAKİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN ÖNLENMESİ KONUSUNDA YARDIM İSTEDİLER''
''YUNANİSTAN VE GÜNEY KIBRIS'TAN PARA YARDIMI GELMİŞTİR''
MAHKEME BAŞKANI OKYAY: ''KİMSENİN GÜCÜ BİZİ AYIRMAYA YETMEZ''
DAVACI MÜDAHİLLERDEN YILDIZ NAMDAR: ''HAYALLERİMİ KAYBETTİM''
ŞEHİT YAKINI TÜRKYILMAZ, SANIK ÖCALAN'A DÖNEREK, ''SESİNİ BOŞA YORMA SENİN SONUN İDAMDIR'' DEDİ
ANKARA 2 NO'LU DGM'NİN YEDEK ÜYESİ MEHMET MARAŞ DURUŞMALARI İZLİYOR

--------------------------------------------------------------------------------


-TERÖR ÖRGÜTÜ ELEBAŞI YARGILANIYOR ...
-ÜÇÜNCÜ GÜN DURUŞMASI BAŞLADI
-MAHKEME BAŞKANI OKYAY, BASIN ORGANLARINDA YER ALAN BAZI İDDİALAR KONUSUNDA SANIK ÖCALAN'A SORULAR YÖNELTTİ
-ÖCALAN:
-''ALMAN SENATÖR LUMMER İLE ŞAM'DA GÖRÜŞTÜM. AVRUPA'DAKİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN ÖNLENMESİ KONUSUNDA YARDIM İSTEDİLER''
-''DEMİREL'İN AĞAR'IN OĞLUNUN DÜĞÜNÜNE GİTMEYECEĞİ BİLGİLERİNİ AVUKAT SELİM OKÇUOĞLU BİZE GETİRDİ''
-''ŞANLIURFA, GAZİANTEP VE CİLVEGÖZÜ'NDE YAKALANAN SİLAHLAR HİZBULLAH'A GİDİYORDU. BİZE GELSEYDİ İRAN HUDUTTA TESLİM EDERDİ''
-''İNTİHAR EYLEMİ EMRİ VERMEDİM''

İMRALI ADASI (A.A)- Terör örgütünün elebaşı sanık Abdullah Öcalan'ın İmralı Adası'nda yargılanmasında üçüncü gün duruşmaları başladı. Öcalan, Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi eski parlamenteri Heinrich Lummer ile Şam'da görüştüğünü, Lummer'in Avrupa'daki şiddet eylemlerinin önlenmesi konusunda yardım istediğni söyledi.
Öcalan Gaziantep, Şanlıurfa ve Cilvegözü'nde yakalanan 6 TIR dolusu silahın Hizbullah Örgütü'ne gittiğini bildirerek, ''Bize gelseydi, İran hudutta kendisi teslim ederdi'' dedi.
Mahkeme Başkanı Okyay, saat 09.55'te başlayan üçüncü gün duruşmalarının ilk oturumunda, dün mahkemeye verilen dilekçedeki konuların incelendiğini belirttikten sonra sanık Öcalan'a bazı basın yayın organlarında yer alan iddialar konusunda sorular yöneltti.
M. Turgut Okyay'ın Öcalan'a yönelttiği sorular ve aldığı yanıtlar şöyle:
Okyay: Dünkü duruşmada, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Mehmet Ağar'ın oğlunun düğününe gitmesinin engellendiğini söyledin. Demirel'in, Ağar'ın düğününe gitmesini engelleme olayına açıklık getirir misin?
Öcalan: Bizim engellememiz diye bir şey söz konusu değil. Bize verilen bilgiler Demirel'in gitmeyeceği yönündeydi. Bizim etkimiz yok.
Okyay: Kim ulaştırdı bilgileri?
Öcalan: Bize gelen bilgi notlarında vardı.
Okyay: Kim getirdi bunları?
Öcalan: Bir avukat... Selim Okçuoğlu, bilgi kabilinde getirdi.
Okyay: 1984'te Lazkiye'de Papendreau ve Esad görüşmesine katılmışsın...
Öcalan: Benim böyle bir görüşmem olmadı. Kesinlikle ben davet edilmedim.
Okyay: Ebu Nidal örgütünün PKK ve Ermeni terör örgütünün birlikte çalıştıkları yönündeki bilgiler var, ne diyorsun?
Öcalan: Kesinlikle doğru değil. Ebu Nidal'ı tanımıyorum. Güney Kıbrıs'ta eğitim konusunda herhangi bir çalışma yapılmadı. Bu doğru değil.
Okyay: Lisaridis ile bir görüşmeniz oldu mu? (Vassos Lisaridis-Kıbrıs Rum Kesimi Sosyalist Parti Lideri)
Öcalan: Sadece adını duydum. Görüşme olmadı.
Okyay: Kara para aklayan bir Libyalı şirket ile ilişkiniz oldu mu?
Öcalan: Bilgim yok.
Okyay: Suriye'nin örgütün 2000 yılına ilişkin bir stratejik eylem programı hazırladığından bilginiz var mı?
Öcalan: Böyle bir bilgi ve belgeden haberim yok. Öyle niyeti olsa da bize yansıtmadı.
Okyay: Almanya istihbarat örgütünün Temmuz 1995 raporunda gazetelerde çıkan kundaklama ve şiddet eylemlerini sizin yönlendirdiğiniz yer alıyor. Bunun durdurulması için Alman senatör Henry Lummer ile Şam'da bir görüşmeniz oldu mu?
Öcalan: Lummer ile görüşmem doğrudur. 1995-96'da Almanya'daki hukuk ve demokrasiye dikkat etme temelinde olmuştur. Avrupa'da şiddet eylemlerinin durdurulması konusunda yardım istediler. Almanya'da çok sayıda örgüt mensubu var. Özel olarak bir çaba harcamamı istediler. Yasalara uyulmasını istediler.
Okyay: Suriye kürtlerinin Suriye yönetimini desteklemleri için bir girişiminiz oldu mu?
Öcalan: Kendi demokratik kültürel hakları almaları ve rejimle dostluk içinde olmalarını istedim. Konuşmalarım bu yönde.
Okyay: Suriye Hükümeti, Kürtler'in PKK'ya katılması için askere alma bürosu kurmuş, bu doğru mu?
Öcalan: Suriyeli Kürtler'in genellikle Türkiye'den gelmiş ve aynı özelliklere sahip akrabaları vardı. Bu temelde katılıyorlar. Bundan Suriye Devleti'nin bilgisi vardır. Ancak askere alma gibi özel büro konusuna rastlamadım.
Okyay: Şanlıurfa, Cilvegözü, Gaziantep'te 6 TIR silah yakalandı. Örgüte mi gidiyordu?
Öcalan: Bize gelmiyordu. Lübnan'da Hizbullah'a gidiyordu. Bize gelseydi, İran kendisi hudutta teslim ederdi.
Okyay: Hatay operasyonunda yakalanan örgüt üyelerinin beyanlarında, ''Roli'' kod adlı Ebru Arzu Erdal'ın Öcalan tarafından öldürüldüğü söyleniyor?
Öcalan: Özel olarak bir kişiyi vurma talimatım olmadı. Aksine öldürülmemesi yönünde uyarılarım oldu.
Okyay: 15 Ekim 1996'da bir panelde intihar eylemlerinin Türkiye'de yapılması konusunde emir verdiğiniz, söyleniyor ne diyorsunuz ?
Öcalan: Hiçbir intihar eylemi emri vermedim. Tasvip etmedim. Tekrarlanmaması için çabalarım vardır.

Sayfa başı
-SANIK ÖCALAN: ''YUNANİSTAN VE GÜNEY KIBRIS'TAN PARA YARDIMI GELMİŞTİR''
-''İŞYERLERİ VE ÇİFTLİKLERİ, 1986'YA KADAR KÖYLÜ İKTİDAR ANLAYIŞINA SAHİP İNSANLAR YAKMIŞ OLABİLİRLER''
-''TURİSTİK TESİSLERE, FABRİKALARA VE DİĞER ÜRETİM MERKEZLERİNE SALDIRI TALİMATI VERMEDİM''
-AVRUPA'DAN BAĞIŞ ADI ALTINDA DESTEK VARDI, SURİYE HALKINDAN DESTEK GÖRDÜK''
İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nden para yardımı geldiğini bildirdi. Öcalan, işyerleri ve çiftlikleri 1986'ya kadar ''köylü iktidar'' anlayışına sahip insanların yapmış olabileceğini ileri sürdü. Sanık Öcalan, ''Turistik tesislere, fabrikalara ve diğer üretim merkezlerine saldırı talimatı vermediğini'' iddia etti.
Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay ve müdahil avukatları, üçüncü gün duruşmalarının ilk oturumunda, sanık Öcalan'a bazı basın yayın organlarında yer alan iddialar konusunda sorular yönelttiler.
M. Turgut Okyay ve müdahil avukatların sanığa yönelttiği sorular ve aldığı yanıtlar şöyle:
Okyay: Cezaevlerindeki açlık grevleri yönünde talimat verdin mi?
Öcalan: Açlık grevleri hakkında talimat vermedim, bunları uygun bulmadım.
Okyay: Terör örgütü elamanlarından Kani Yılmaz, Ali Haydar Kaytan ile Sakine Cansız'ın ölüm emrini verdin mi?
Öcalan: Yaşıyorlar. Araştırılabilir.

-YUNANİSTAN VE KIBRIS RUM KESİMİNİN YARDIM-

Okyay: Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki iki kuruluştan yardım aldınız mı?
Öcalan: Para yardımı gelmiştir. Bunları bölge sorumluları biliyor. Böyle yardımlar oluyordu.
Okyay: Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki işyerlerini ve çiftlikleri neden tahrip ettiniz?
Öcalan: Örgüt içinde 1987 yılında çizgi savaşımı yaşanıyordu. 1986'ya kadar sürdü. Köylü iktidar anlayışına sahip insanların yanlışları. Yakıp yıkmış olabilirler. Buralarda avare, asi çete gruplarının olduğunu duyuyordum. Bunlar bizi çok uğraştırdılar. Sınırlandırdık, eylemler tek tek olmaya başladı.
Okyay: Bir örgüt elemanına bizzat turistik tesislere ve fabrikalara yönelik eylem emri verdin mi?
Öcalan: Ben kendilerini arayarak turist tesislere, fabrikalara ve diğer üretim merkezlerine saldırı talimatı vermedim. Özel yöntem olarak PKK'nın yapısı buna çok uygundu, ancak ben bunu en çok engelleyenlerden biriyim. Çok anarşik yapılı ve karışık bir örgütte bu tür eylemler daha çok olabilirdi.

-AVRUPA'DAN VE SURİYE'DEN DESTEK-

Bir müdahil avukat: PKK'nın 3. Kongresi'nde, (en kısa zamanda asker sayımızı 10 binden 50 bine çıkartacağız) dediniz. Sizi besleyen gelir kaynakları nelerdir?
Öcalan: Bu konuda Avrupa'da bağış adı altında destek vardı. Zorlama olmaması konusunda uyarıda bulundum. Zorla alındığı yerler vardır. Suriye halkından destek gördük.
Okyay: Yunanistan'dan da gördünüz mü?
Öcalan: Yunanistan'dan maddi yardım sınırlıydı. Bu konularda fazla sıkıntı çekmiyorduk. Ben, 1993'ten sonra siyasal bir çizgi geliştirmeye yönelttim örgütü.
Müdahil avukat Nejdet Küçüktaşkıner: (Geçtiğimiz yıllarda öldürülen Savaş Buldan ve Behçet Cantürk'ün terör örgütüyle ilişkisi konusunda) Uyuşturucu işiyle uğraşan Savaş Buldan ve Behçet Cantürk'ün terör örgütüne yardımı nedir? Ayrıca Cantürk'ün, Özgür Gündem Gazetesi'nin patronu, Buldan'ın da terör örgütü PKK'nın Moskova temsilcisi olduğu söyleniyor. Bu konuda bilginiz var mı?
Öcalan: Buldan Moskava temsilcisi değil. Bürüksel'de kurulan Kürt Parlamentosu'nun üyesidir. Sonradan duyduğuma göre Cantürk, Özgür Gündem Gazetesi'nin yüzde 10 payına sahiptir.
Başkan: Bunlardan yardım aldınız mı?
Öcalan: Bu konuda bilgim yok. Cezaevlerinde para toplanıyordu. Kendileri de para toplamış olabilir.
Müdahil avukatlardan Füsun Dikmen: ''Kapatılan DEP'in Remzi Kartal'ın eşinin kaçılırıp alıkoyulduğu'' yönündeki sorusuna müdeahale eden Mahkeme Başkanı Okyay, heyet üyeleriyle birlikte bu sorunun yöneltilmemesine karar verdi.

Sayfa başı
-MÜDAHİL AVUKAT AYAYDIN:
- ''BABAM SADECE KÜRTÇE, BEN TÜRKÇE VE KÜRTÇE KONUŞURUM. OĞLUM İSE YALNIZCA TÜRKÇE KONUŞUYOR''
-''4 BİN YILLIK TARİH İÇİNDE BİRLİKTE YAŞADIK. BUNDAN SONRA DA BERABER YAŞAYACAĞIZ''
-MAHKEME BAŞKANI OKYAY: ''KİMSENİN GÜCÜ BİZİ AYIRMAYA YETMEZ''
-ÖCALAN: ''İNGİLTERE'NİN BU YÖNDEKİ GELENEKSEL ÇİZGİSİ BELLİDİR''
İMRALI (A.A)- Terör örgütünün elebaşı sanık Abdullah Öcalan'ın yargılandığı davanın bugünkü duruşmasında, müdahil avukutlardan Kazım Ayaydın, ''4 bin yıllık tarih içinde birlikte beraber yaşadık. Bundan sonra da beraber yaşayacağız'' dedi.
Müdahil avukatlardan Kazım Ayaydın, Kürtler'in ve Türkler'in 4 bin yıldır birlikte yaşadıklarını, annesinin ve babasının sadece Kürtçe konuştuğunu, kendisinin Kürtçe ve Türkçe, oğlunun ise sadece Türkçe konuştuğunu belirtti. Ayaydın, ''4 bin yıllık tarih içinde birlikte beraber yaşadık. Bundan sonra da beraber yaşayacağız. Bizi kim ayırabilir'' diye konuştu.
Ayaydın'ın bu sözleri üzerine Başkan, ''Öyle olacak birlikte yaşayacağız. Kimsenin gücü bizi ayırmaya yetmez'' şeklindeki görüşlerini dile getirdi.
Sanık Öcalan, Ayaydın'ın bu sözleri karşısında söz alarak, avukatın konuşmalarının önemli bir bölümüne katıldığını, doğru yönleri olduğunu söyledi. Öcalan, şöyle devam etti:
''Birlik hususu Türk-Kürt ilişkilerinde egemendir. Daha önce 200 yıllık geçmişte çatışmalar oldu. Dış ve iç güçler etken olmuştur. Buna rağmen birlikte yaşayacağız. Bilinçli olarak yabancı güçlerin beni kullandığını söylemedim. 90'dan itibaren bizi yabancı güçlerin kullanmak istemelerine karşı mücadele ettim. İngiltere'nin bu yönde geleneksel çizgisi bellidir.

-İNGİLTERE'NİN TAVRI-

İngiltere benim için kıyamet koparıyor, aleyhimde yayın yapıyor. Yönlendirme istekleri, bu yöndeki Kürt politikaları olduğuna inanıyorum. Kürtler'i kendi işlerinde çalıştırarak, Türkiye'ye karşı problem olarak kalmasını istiyor. Ben buna karşı tavrımı geliştirdim.''
Bunun üzerine, savunma avukatlarından Kemal Bilgiç, 3 gündür saygın bir yargılama yapıldığını, kişisel görüşlerin toplumun bir kesimi adına söylenmesinin yanlış olduğunu söyledi.
Başkan Okyay, bu sözler üzerine avukatlara teşekkür etti.
Savunma avukatı Bilgiç, Kürt sorununun üniversitelerde ve bilim adamları tarafından araştırılması gerektiğini, Türkiye'de ciddi sorunlar yaşandığını, 2839 sayılı yasayla Kürtçe'nin yasaklandığını ve daha sonra kaldırıldığını hatırlattı.
Okyay ise, söz konusu yasanın hatalı olduğunu, incelendikten sonra kaldırıldığını belirtti.

-BASKI VAR MI?-

Duruşmanın bundan sonraki aşamasında sorular ve sanık Abdullah Öcalan'ın cevapları şöyle gelişti:
Okyay: 1987'den sonraki örgütün amaçları arasında yer alan sivil hedeflere yönelik saldırıdan bahseder misin?
Öcalan: Gerçekten bazı bilgisizler vardı. Bu konuda içimizdeki çatışma ciddidir. Sivil hedeflere yönelik saldırılarda çatışma yaşandı. Bu, içimizdeki çatışmanın doğurduğu saldırılardır. Bir çizgi savaşımı verdim, çok mücadele ettim.
Müdahil avukatlarından Şevket Can Özbay: Kürtler'e yönelik bir baskı var mı?
Öcalan: Bir halkın dilini kullanması çok önemlidir. Türkiye'de Kürt dilinin konuşulmasının yasaklanması doğru değil. Bu ciddi bir baskıdır. Ancak sizin bu konuda verdiğiniz bir karar var. Bu, çözüm öneriyor.
Okyay: Bu konuda bir karar verdik. Baskı, zulüm, işkence bugün sürüyor mu?
Öcalan: 1990'lardan sonra birlik içinde Türkiye'de insan haklarında gelişmeler var. Bundan sonra isyan yanlıştır. Mesele çözüm yoluna girmiştir. Barış ve kardeşlik için duyarlı olmak gerekir.
Okyay: Terör örgütü elebaşı tarafından yazıldığı bildirilen bazı kitap ve kitapçıklar var. Bunlar senin tarafından mı yazıldı?
Öcalan: Ben, Duran Kalkan ile birlikte hazırladım. Örgütlenme broşürü ve diğer şeylerle ilgili olarak ve Duran Kalkan ve diğerleriyle birlikte hazırladım.

-KÖY KORUCULARINA YÖNELİK EYLEMLER-

Okyay: 3. Kongre'de geçiçi köy korucularının evlerinin, işyerlerinin ve yakınlarının öldürülmesi yönünde bir emir verdin mi?
Öcalan: Bilmiyorum, kabul etmiyorum... 3. Kongre'de böyle bir karar alınıp alınmadığını hatırlamıyorum. Sivil hedeflere yönelik eylem yaptırmadım.
Okyay: 4. Kongrede Cahit Şener'i, eleştirilerde bulunduğu için Kamışlı'da öldürttünüz mü?
Öcalan: Bu Kesire Öcalan'ın Vejin fraksiyonu ile bağlantılıdır. Kendisinin bize yönelik faaliyetleri var. Öldürme Kamışlı'da oluyor. Bir grupla aynı evde bulunurken öldürülüyor.
Okyay: Emir verdin mi?
Öcalan: Beni eleştirdiği için böyle bir emir vermedim. Bu nedenle öldürülmedi. Örgütten kopmuş, Vejin örgütüne girmek istediği için arkadaşları tarafından ve bize komplo kurmak isterken öldürüldü. Karşılıklı iç çatışma gereği bu.
Sanık Öcalan'ı, sorulara yanıt verirken zaman zaman samimi olması konusunda uyaran Mahkeme Başkanı Okyay, daha sonra davaya müdahil olarak katılacakların tutanağa geçirileceğini bildirdi. Okyay, bu süreçte isteyen izleyicilerin salon dışına çıkabileceklerini bildirdi.
İzleyiciler, saat 11.45'te yeniden içeriye alındılar.

Sayfa başı


-MAHKEME BAŞKANI OKYAY, DAVACI MÜDAHİLLERE SÖZ VERDİ
-ASTSUBAY OLAN EŞİ TERÖRİSTLER TARAFINDAN ARAÇTAN İNDİRİLDİKTEN SONRA ÖLDÜRÜLEN YILDIZ NAMDAR:
''HAYALLERİMİ KAYBETTİM''
-''SADECE ADALET İSTİYORUZ. BİZLER İNSAN DEĞİL MİYİZ?''
-''ARABADAN İNDİRİP GÖTÜRDÜLER. YALVARIYORDUM, BİZİ DİNLEMEDİLER''
-NAMDAR'IN SÖZLERİ MAHKEME BAŞKANI OKYAY İLE SALONDA BULUNAN BİRÇOK KİŞİYİ AĞLATTI
-SANIK ÖCALAN: ''ACILARINI PAYLAŞIYORUM''

İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan'ın yargılandığı davada söz alan davacı müdahil Yıldız Namdar, astsubay olan eşinin, birlikteyken araçtan indirilerek götürüldüğünü ve daha sonra öldürüldüğünü belirterek, ''Hayallerimi kaybettim. Sadece adalet istiyoruz. Bizler insan değil miyiz?'' dedi.
Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, müdahil isimlerinin tutanağa geçirilmesinden sonra saat 11.45'ten itibaren, müdahil olmak isteyenlerin isimlerinin tutanağa yazıldığını belirtti ve bu konuda müdahil olma istemlerine ilişkin savcıdan mütalaa stedi.
Başsavcı Cevdet Volkan, suçtan zarar gördükleri gerekçesiyle müdahilliklerine karar verilmesini talep etti.
Mahkeme Heyeti, aynı gerekçeyle istemi kabul etti.
Daha sonra savunma avukatlarından Kemal Bilgiç söz alarak, sabah kullandığı bir sözün yanlış anlaşıldığını bildirdi. Bilgiç, kendisinin, yargılamanın 3 gündür 'saygın yapıldığını' belirttiğini, ancak tutanağa 'yasalara uygun yapıldığının' geçtiğini öne sürdü. Ancak Başkan Okyay, öyle yazılmadığını, bunu daha sonra görebileceğini kaydetti.
Okyay, davacı müdahillere konuşmaları için sırayla izin verdi.

-METNİ AĞLAYARAK OKUDU-

Müdahillerden Yıldız Namdar, 3 sayfadan oluşan ve oldukça duygulu cümlelerin yer aldığı bir metni, sürekli ağlayarak okumaya çalıştı. Astsubay olan eşi Murat Namdar'ın, izin dönüşü Erzincan yolunda terör örgütü PKK elemanlarınca öldürüldüğünü ve olayı bizzat yaşadığını anlattı. Yıldız Namdar, şöyle konuştu:
''Hayallerimi kaybettim. İnsanlıktan çıkmış, öldürmekten başka bir şey bilmeyen bu canavarlar... Bu kin ve nefret niye? Ekmek veren bu devleti yıkmak istemeleri, askeri, polise öldürmeleri neden? Hani insanlık, insan hakları... Sadece adalet diyoruz. Bizler insan değil miyiz?
Murat kocamdı, canımdı, herşeyimdi. Kürt-Türk diye hiçbir ayrım yapmadı. Askerlerine yol parası verdi. Yemin ediyorum hiç kimseye ayrım yapmadı. İnsanlık bu mu?
O da anasını özlemişti. İzne gidiyordu. Erzincan'ı geçtiğimizde yolumu kestiler kimlik sordular. Adını söyleyerek, (Murat) dediler. Tuhaf birşeyler vardı çevirenlerde... Şerefli Türk askerlerinin elbiseleri vardı üzerlerinde. Ben şüphelenmiştim. Babam ve halam da aynı arabadaydı. Ancak Murat çok sakindi. Bana, ellerimi tutarak, (Sakin ol hayatım, bir şey yok) diye bizi, beni teskin ediyordu.
(Murat bunlar terörist) diyordum. İnsanlıktan çıkmışlardı. Biraz gittiğimizde yolun her tarafını çevirmişler ve bütün araçları durdurmuşlardı. Çocuklar, babam ağlıyordu. Arabadan indirip götürdüler, orada yalvarıyordum. Bizi dinlemediler.''

-''ÇOK ACI ÇEKİYORUM''-

Namdar'ın bu sözleri, salonda bulunanları, özellikle müdahiller ve avukatlarını gözyaşları arasında bıraktı. Mahkeme heyetinin çok duygulandığı bu anda Başkan Okyay'ın kürsü altından mendili ile gözlerini sildiği görüldü.
Yıldız Namdar, elinde Türk bayrağı ve eşinin resmiyle sanık terörist Abdullah Öcalan'a dönerek, ''Biz size ne yaptık. Çok acı çekiyorum. Biz hiç kimseye bir şey yapmadık'' dedi.
Sanık Öcalan, bunun üzerine oturduğu yerden öne eğilerek, ''Acılarını paylaşıyorum'' dedi.
Daha sonra Namdar'ın ağlayarak tamamladığı bu konuşmasından sonra müdahil yakınları ve üç müdahil avukatı, ağlayarak dışarıya çıktı.
Gerginleşen ortamı, Okyay'ın ikazları yatıştırdı.

Sayfa başı


-ŞEHİT YAKINI TÜRKYILMAZ: ''VAMPİR APO ASILIRSA ÖYLE AFFEDEBİLİRİM''
-TÜRKYILMAZ, SANIK ÖCALAN'A DÖNEREK, ''SESİNİ BOŞA YORMA SENİN SONUN İDAMDIR'' DEDİ
-ŞEHİT YAKINI TEKELİOĞLU: ''DÜNYA BİR VİRÜSTEN KURTULACAK''
-ŞEHİT YAKINI GENCER: ''30 BİN KİŞİNİN KANI VARKEN, BARIŞ NASIL TESİS EDİLECEK''
-ŞEHİT YAKINI GENCER, ''O ÖRGÜT LİDERİ DEĞİL, KAPICISI VEYA ÇAYCISIDIR''
-ŞEHİT YAKINI KEPENLİ DE, ŞEHİT ANALARI ADINA ÖCALAN'IN İDAM EDİLMESİNİ İSTEDİ
-ŞEHİT BABASI ÇİÇEK, MAHKEME HEYETİNDEN, OĞLU TANER ÇİÇEK'İN KALAN 2,5 AYLIK ASKERLİĞİNİ YAPMA TALEBİNDE BULUNDU

İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan'ın yargılandığı davada söz alan davacı müdahil Züleyha Türkyılmaz, sanık Öcalan'ın özrünün sahte olduğunu belirterek, ''Vampir Apo asılırsa öyle affedebilirim'' dedi.
Şehit yakını müdahil Züleyha Türkyılmaz, şehit düşen Sabri Türkyılmaz'ın kardeşi olduğunu hatırlattı. Öcalan'ın özrünün sahte olduğunu söyleyen Türkyılmaz, ''Vampir Apo'nun canı alınırsa öyle affedebilirim'' diye konuştu.
Türk-Kürt ayrımının olmadığını yineleyen Türkyılmaz, Avrupa Konseyi'nin, ''sanık Öcalan'ın insan haklarından söz ettiğini, kendi ağabeyi ve kardeşinin insan haklarının ne olacağını'' sordu ve Öcalan'a dönerek, ''Sesini boşa yorma, senin sonun idamdır'' dedi.
Müdahillerden Kadir Tekelioğlu da, Jandarma Kıdemli Üstçavuş Lütfü Tekelioğlu'nun Şırnak Gülyazı'da şehit olduğunu vurguladı. Terör örgütü başının kanlı eylemlere imza attığını anlatan Tekelioğlu, Öcalan'a dönerek, ''Biz, Apo'nun özrünü kabul etmiyoruz. Küçük çocukların canını nasıl verecek. İdam edilsin, ondan sonra özür dilesin'' diye konuştu.

-''DÜNYA VE TÜRKİYE VİRÜSTEN KURTULACAK''-

Tekelioğlu, sanık Öcalan'ın dış güçler tarafından kullanıldığını söylediğini, ancak bir örgütün lideri olduğunu iddia eden insanın, bunları söylemesinin normal olmadığını belirterek, insanı hayvandan ayıran en büyük özelliğin akıl olduğunu hatırlattı.
''Dünya ve Türkiye bir virüsten kurtulacak'' diyen Tekelioğlu, terör örgütü elebaşı Öcalan'a gerekli ceza verilmezse, şehit analarının haklarının haram olacağına dikkati çekti.
Müdahillerden Bayram Elyürek de, oğlu Alaaddin Elyürek'in şehit olduğunu belirterek, sanık Öcalan'a ve ailesine ''kendilerinin başına böyle bir şey gelirse ne yapacakları'' sorusunu yöneltti.
''Asker ve polisten ne kötülük gördüklerini'' de soran Elyürek, mahkeme heyetine, ''jüri üyeleri'' diyerek, sonsuz güven duyduklarını ve gereken cezayı vereceklerine olan inancını dile getirdi.

-SAYIN ÖCALAN-

Müdahillerden Mehmet Gencer de, Deniz Piyade Astsubay olan oğlu Serhat Gencer'i kaybettiğini söyledi. Türkiye'de bugüne kadar birçok isyanın olduğunu, bunların tarihte yer aldığını kaydeden Gencer, şöyle konuştu:
''Şimdi İngiltere'yi suçluyor. Tarih bilmiyor mu? Örgüt lideri olduğunu söyleyen, bunları ve tarihi nasıl bilmez? Yüce Türk Devleti seni affetsin mi? Pişmanlık Yasası çıkmaz ama, çıksa sen yararlanmak istiyor musun? Asker ve polise neden saldırdın. Bu kabul edilemez. Çocukları PKK örgütü öldürdü sayın Abdullah Öcalan.''
Gencer'in, ''Sayın'' ifadesine müdahiller, ''Sayını bırak'' diye tepkilerini dile getirdiler. ''Ben insanlığımdan bunları söyledim'' diyen Gencer, şöyle devam etti:
''Ben insanlığımdan bunları söyledim. Türk ve Kürt ayrımı yoktur. 30 bin insanı kanı varken, barış nasıl tesis edilecek. 3 ayda dağdan indirmek gücüne sahip olduğuna inanmıyorum. O örgüt lideri değil, kapıcısı veya çaycısıdır. Benim yengem Kürt asıllı. Ağabeyim eşi Kürt asıllı. İç içe girmişiz nasıl ayırt edeceğiz. Kız alıp vermişiz. Gerekli cezanın verilmesini istiyorum.''

-ŞEHİT ANALAR ADINA İDAM TALEBİ-

Müdahillerden Beyhan Kepenli de, ''Anneler ağlamasın, eşler dul, evlatlar babasız kalmasın, acılar dinsin'' diye başladığı konuşmasında, ''Türkiye hepimizin kardeşlik ve birlik içinde yaşayalım şehit anaları adına idamını istiyorum'' dedi.
Müdahillerden İlhami Çiçek ise, mahkemeden üç talebi olduğunu belirterek, bunlardan ilkinin şehit olan oğlu Taner Çiçek'in kalan 2,5 aylık askerliğini kendisinin yapmak istediğini söyledi.
Çiçek, ikinci isteğinin ''Türk ve müslüman olmayan sanığın idam edilmeden önce isminin değiştirilerek, gerçek isminin verilmesini'' talep etti. Çiçek, üçüncü isteğinin de, babası ve oğlunun şehit olduğu topraklarda, sanığın cesedinin bırakılmamasını talep etti.
Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, müdahil Çiçek'in son iki talebini tutanağa aynen geçirmedi ve ''sanığın cezalandırmasını istiyorum'' diye tutanağa aktardı.


Sayfa başı
-ANKARA 2 NO'LU DGM'NİN YEDEK ÜYESİ MEHMET MARAŞ DURUŞMALARI İZLİYOR
-MARAŞ'IN, HEYETTE OLASI BİR BOŞALMA VEYA ANAYASA'DA DGM'LERİN YAPISIYLA İLGİLİ BİR DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İHTİMALİNE KARŞI DURUŞMALARI İZLEDİĞİ ÖĞRENİLDİ
-MEHMET MARAŞ'IN DURUŞMALARI İZLEMESİ İÇİN MAHKEME HEYETİ TARAFINDAN HAZIRLANAN TUTANAĞIN, DAVA DOSYASINA KONULDUĞU BİLDİRİLDİ

İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan'ı yargılayan Ankara 2 No'lu DGM'nin sivil yedek üyesi Mehmet Maraş da duruşmaları izliyor.
Ankara 2 No'lu DGM Heyeti'nin, Maraş'ın duruşmaları izlemesi için heyet tarafından imza altına aldığı bir tutanağı dava dosyasına koyduğu öğrenildi.
Ankara 2 No'lu DGM'nin bu tedbiri, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 381. maddesinin 2. fıkrasına göre aldığı belirtildi.
Söz konusu fıkra şöyle:
''Bir celsede bitmeyecek duruşmalarda maazereti dolayısıyla bulunmaması ihtimali olan azanın yerine geçmek ve reye iştirak etmek üzere ihtiyat aza bulundurulabilir.''
Sağlık nedeniyle heyette bir boşalma olması durumunda veya Anayasa'da DGM'lerin yapısının değiştirilmesi yönünde bir değişiklik gerçekleştirilmesi halinde, Mehmet Maraş, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca Ankara 2 No'lu DGM'ye asil üye olarak atanabilecek.
Böyle bir durum karşısında Ankara 2 No'lu DGM'ye atanması muhtemel Maraş'ın, davanın seyri ve ''dosya mündeceratı'' konusunda bilgi sahip olması amaçlanıyor.
Bu arada, Mehmet Maraş, davanın bugünkü duruşmaları izleyici sıralarında, basın mensuplarının bulunduğu bölümde izledi.

Sayfa başı



(Bu sayfalar Anadolu Ajansı'nın internet sitesinden alınmıştır.)
Anadolu Ajansı'nın web adresi http://www.anadoluajansi.gov.tr


http://www.belgenet.com/dava/durusma03.html

--------------------------------------------------------------------------------

Re: ÖCALAN'IN SORUŞTURMA KOMİSYONUNA VERDİĞİ SORGU İFADESİ

dersim -
DURUŞMALAR - 4


DURUŞMALAR 4. GÜN 3 HAZİRAN 1999

(ANADOLU AJANSI)
SANIK ABDULLAH ÖCALAN YARGILANIYOR...
SANIK ÖCALAN: ''ÖNEMLİ BİR ÇAĞRI YAPMAK İSTİYORUM. PKK'YA BARIŞ KONGRESİ ÖNERMEK İSTİYORUM''
''YUNANİSTAN'IN BANA KARŞI TAVRININ TEMELİNDE YARDIM YAPMAK DEĞİL, POLİTİK EĞİLİM YATIYOR''
''BANA VE AVUKATLARIMA BASKI YAPILMADI. TÜRKİYE'DE İNSANLAR BANA SAYGIYLA YAKLAŞTI. ÖZELLİKLE DE SORGULANMAM SIRASINDA... BU, DEVLET YAKLAŞIMIDIR. BEN DE SAYGILI OLACAĞIM''
''ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE İNANIYORUM''
MÜDAHİL AVUKATLAR, ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİ BİLDİRDİLER

--------------------------------------------------------------------------------


-MAHKEME BAŞKANI OKYAY, SANIK ÖCALAN'A SORULAR YÖNELTTİ
-SANIK ÖCALAN: ''ÖNEMLİ BİR ÇAĞRI YAPMAK İSTİYORUM. PKK'YA BARIŞ KONGRESİ ÖNERMEK İSTİYORUM''
-''DEVLETİMİZ BARIŞ KONUSUNDA ÇAĞRIDA BULUNSUN''

İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan'ın İmralı Adası'nda yargılandığı davanın dördüncü gün duruşmalarına başlandı. Sanık Öcalan, önemli bir çağrıda bulunmak istediğini bildirerek, ''PKK'ya barış Kongresi önermek istiyorum'' dedi.
Öcalan davasının dördüncü gün duruşmalarının ilk oturumu, saat 09.50'de mahkeme heyetinin yerini alması ve sanığın duruşma salonuna getirilmesiyle başladı.
Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay, elindeki dilekçeleri göstererek, hergün yüzlerce müdahillik dilekçesi geldiğini kaydetti ve buna son verilmesini istedi. Okyay, müdahil avukatlarına, ''Sizlerden istirham ediyorum. Böyle giderse davayı makul sürede bitirmemiz mümkün değil'' diye konuştu.
Bugünkü duruşmaya 11 müdahil avukatı katılırken, sanık avukatları ve yakınları gelmedi.
Mahkeme Başkanı Okyay, sanık avukatlarının mazeret telgrafı gönderdiğini ve bunların incelendiğini belirterek, avukatların mazeretleri nedeniyle duruşmaya gelemeyeceklerini, duruşma gününün kendilerine bildirilmesini istediklerini söyledi.
Okyay, bu konuda sanık Öcalan'a söz verdi, bir talebi olup olmadığını sordu.
Sanık Öcalan, ''Neden gelememişler, onu öğrenmek istiyorum'' diye sordu.
Duruşma daha sonra şöyle gelişti:
Okyay: Barınma sorunu nedeniyle gelememişler. Talebiniz var mı?
Öcalan: Bu sorularınıza bağlı.

-BARIŞ ÇAĞRISI-

Okyay: Mahkemeye net ve samimi bilgi verin, böylece mahkemeye yardımcı olursunuz. Kaçamak cevap vermeyin. Size şunu soruyorum: İddianamedeki suçlardan daha fazlasının işlendiğini söylediniz ve çözümün üniter devlet ile mümkün olduğunu kaydettiniz. Bu konuda parti konferasında alınan bir karar var mı?
Öcalan: Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ediyorum. Geçmiş, acılarla insanları çok zor durumda bırakmıştır. Geçmiş ne kadar ağır olursa olsun geleceği aydınlatmak için savunmamda bunları belirttim. Bu konuyu herkesin çok iyi dinlemesini istiyorum. Bu Türkiye için çok önemlidir. Sovyetler Birliği dağıldı. Birçok ülkede rejim değişiklikleri oldu. PKK da 1970'lerde ortaya çıktı. Kusur işlemeyen örgüt var mı? Birbirini suçlamayan parti var mı? (Dağdaki insanları indiririm) dedim. Bana bu imkanı sağlarsanız yaparım. Barışa çağrıda bulunulursa, PKK barış ve kardeşliğe gelir. (Neden demokratik çözüme geç geldiniz) diye sorabilirsiniz. Size bazı belgeler verdim. Orada ne kadar samimi olduğumu görürsünüz. Ben örgüt içinde bir savaş yürüttüm. Ben burada yaşananlardan daha çok acılar çektim. PKK'nın kontrol altına alınması için çok çaba harcadım. (5 bin fedai hazırlamışlar) denildi. Ben bunun doğru olmadığını söyledim. Bilhassa 1993 ve 1996'dan sonra sorunun üniter devlet yapısı içinde, demokrasinin gelişmesi altında çözüleceğini anlattım. Kolay olmadı. 20 yılda bu aşamaya geldim. Örgütün 6-7 kişilik konseyi benim görüşmü destekliyor. Bu konuda Özgür Politika dergisinde 3 çözüm önerisi yayınlandı. Hükümet barışa çağrı yaparsa, mutlaka yanıt bulacaktır. 20 yılda bu çizgiye varmamız yadırganmasın. Eylemlerin, çözümü zora sokacağı sonucuna ancak 20 yılda ulaşabildik. Önemli bir çağrı yapmak istiyorum: PKK'ya bir barış kongresi önermek istiyorum. Bunun barışı getireceğini umuyorum. Zaten bu konuda bir barış kararımız vardır. Yeter ki olumlu yanıt bulsun. Devletimiz barış konusunda çağrıda bulunsun.''

-''DEVLETİN EN ÖNEMLİ DESTEK GÜCÜ OLACAKTIR''-

Okyay: Uluslararası ilişkilerde sizleri yanıltan kimlerdir?
Öcalan: PKK sadece karşıt olmaktan çıkmakla kalmayacak, devletin en önemli destek gücü olacaktır. Yeter ki herkes birlik olsun. Hatamız günahımız ne olursa olsun, fırsat verilsin. Birlik olalım. PKK dağdan inecektir ve vatandaş olarak destek olacaktır. Kimse bunu yanlış anlamasın.''


-MAHKEME BAŞKANI OKYAY İLE MÜDAHİL AVUKATLARI, SANIK ÖCALAN'A SORULAR YÖNELTTİ
-SANIK ÖCALAN:
-''YUNANİSTAN'IN BANA KARŞI TAVRININ TEMELİNDE YARDIM YAPMAK DEĞİL, POLİTİK EĞİLİM YATIYOR''
-''YUNANİSTAN, 1993'TEN İTİBAREN BARIŞ EĞİLİMİNE GİRDİĞİMİZ İÇİN BİZİ BALTALAMAK İSTEDİ''
-''1996 YILINDA BAŞBAKAN KOSTAS SİMİTİS BENİ KASTEDEREK, (BU ADAM HARCANACAKTIR. KİMSE ONA SAHİP ÇIKMASIN) DEDİ''
-''ATİNA, BENİ ÇARMIHA GERİP NEFESİMİ TÜRKİYE'DE VERMEMİ İSTEDİ''
-''(BEN ÖLDÜRÜLÜRSEM TÜRKİYE'DEKİ TÜRK-KÜRT KAVGASI KÖRÜKLENECEK) DİYE ATİNAYI UYARDIM''
-''YA HEP YA DA HADEP DÖNEMİNDE YER BULMALARI KONUSUNDA 200 BİN MARK YARDIMDA BULUNDUK''
-''ÖRGÜTÜN PARASI DAHA ÇOK AVRUPA'DADIR''

İMRALI ADASI (A.A) - Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, Yunanistan'ın kendisine karşı tavrının temelinde yardım yapmak değil, politik eğilimin yattığını söyledi. Yunanistan'ın 1993'ten itibaren barış eğilimine girinmesi nedeniyle kendilerini baltalamak istediğini bildiren Öcalan, ''1996 yılında Başbakan Kostas Simitsi'in kendisini kastederek, (Bu adam harcanacaktır. Kimse ona sahip çıkmasın) dediğini iddia etti.
Sanık Öcalan, davanın bugünkü duruşmasında, Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay'ın çeşitli konulardaki sorularını yanıtlarken, ''Atina, beni çarmıha gerip nefesimi Türkiye'de vermemi istedi. (Ben öldürülürsem, Türkiye'deki Türk-Kürt kavgası körüklenecek) diye Atina'yı uyardım'' dedi.
Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay'ın, sanığa yönelttiği sorular ve sanık Abdullah Öcalan'ın yanıtları şöyle:
Okyay: Yunanistan, Suriye'den silah alınması konusunda 40 bin dolar yardım etmiş. Bu doğru mu?
Öcalan: Yunanistan yardım yapıyor. Yunanistan'ın bana karşı tavrının temelinde yardım yapmak değil, politik eğilim var. 1993'ten itibaren barış eğilimine girdiğimiz için bizi baltalamak istedi. 1996'da Simitis beni kastederek, (bu adam harcanacaktır, kimse ona sahip çıkmasın) dedi. Bunun yanında, PKK'nın Avrupa temsilcisini ve sol örgüt mensuplarını Atina'da kabul etmesine rağmen, barış sürecine girdiğim için beni kabul etmedi. Atina beni çarmıha gerip, nefesimi Türkiye'de vermemi istedi. Ben uyardım... (Yanlış yapıyorsunuz. Ben öldürülürsem Türkiye'deki Türk-Kürt kavgası körüklenecek ve bunun sorumluluğu size ait olacak) dedim. Bu bir oyundur.

-HADEP'E YARDIM-

Okyay: HADEP'e kuruluşunda ne kadar para yardımında bulundunuz?
Öcalan: Ya HEP, ya da HADEP döneminde yer bulmaları için biraz yardım istemişlerdi, sanırım. 200 bin mark yardımda bulunduk, ancak bu konuda kimlerin aracılık ettiğini bilemiyorum.
Okyay: Mayınları İtalya'dan mı aldınız? Çünkü İtalyan menşeeli mayınlar.
Öcalan: Gerçekten bilmiyorum. İtalyan menşeeli mayınlar çoktur. Irak'ta pazara gidildiğinde, bu dahil hemen hemen herşey bulunuyor.
Okyay: Bazı Avrupalı gazeteciler PKK'ya yardım etmek, desteklemek ve propagandasını yapmak için, PKK'dan para almışlar. Bu konuda ne biliyorsunuz?
Öcalan: Bu konuda bilgim yok. Ancak, örgütün Avrupa sorumluları bir çalışma yapmışlarsa bilemiyorum.
Okyay: Bazı Avrupalı parlamenterlerin seçim giderlerini PKK'nın karşıladığı söyleniyor.
Öcalan: Bu konuda da aynı şeyleri söyleyeceğim.

-ÖRGÜTÜN PARALARI-

Müdahil avukatlarının da, Mahkeme Başkan M. Turgut Okyay'dan söz alarak sanık Abdullah Öcalan'a sorular yönelttiler. Sanık terörist, bu soruları da şöyle yanıtladı:
Soru: PKK'nın yıllık bütçesinin 250 milyon dolar olduğu söyleniyor. Örgütün parası nerede tutuluyor?
Öcalan: Daha çok Avrupa'dadır. Suriye'de çok azdır. Parayı dost kişiler veriyorlar ve çok çeşitli bankalara yatırılıyor. İsviçre'ye ağırlık verdiklerini duydum. Ayrıca, bir banka kurma niyetleri vardı. Paralar, İsviçre'deki birçok bankaya yatırılıyor. Dostlar dediğim kişiler, Avrupa'da çalışan kişilerdir. Dostlar nereye isterlerse parayı oraya yatırırlar.
Soru: Örgütün arşivleri nerede ve kimlerin kontrolündedir?
Öcalan: Dağınık şekildedir. Avrupa'da daha çoktur. Lübnan'da, Suriye'de ve Irak'ta da vardır. Bunlar, oralardaki örgüt sorumlularının kontrolündedir. Avrupa'dayken arşivlerin sorumlusu (Şahin) kod adlı biri ile Kani Yılmaz vardı. Ortadoğu'dayken (Delil) kodun sorumluluğundaydı. Kafkasya'da ise sorumluluk (Mahir) kod da. Irak'ta karargahlar vardır. Burada birçok sorumlu vardır.
Soru: İfadelerde (Şahin) kod isimli kişi çok geçiyor. Gerçek adı nedir?
Öcalan: İsmini biliyorum. Suriyeli kürtlerden birisidir.

-MAHKEME BAŞKANI OKYAY İLE MÜDAHİL AVUKATLARI SANIK ÖCALAN'A SORULAR YÖNELTTİ
-ÖCALAN:
-''İTALYA'DA, MOSKOVA'DA BANA İNSANCA YAKLAŞILMADI. BEN TERCİHİMİ TÜRKİYE LEHİNDE KULLANDIM. BEN ÖLSEM DE KALSAM DA TÜRKİYE'DE OLACAĞIM''
-''BANA VE AVUKATLARIMA BASKI YAPILMADI. TÜRKİYE'DE İNSANLAR BANA SAYGIYLA YAKLAŞTI. ÖZELLİKLE DE SORGULANMAM SIRASINDA... BU, DEVLET YAKLAŞIMIDIR. BEN DE SAYGILI OLACAĞIM''
-''ŞAHSIMA AİT HİÇ PARAM YOK. BUNA GEREK DUYMUYORUM. İSTEDİĞİM HER BİRİMDEN PARA SAĞLARIM''
-''SÜRGÜNDE KÜRT PARLAMENTOSU, TÜRKİYE İLE DÜŞMANLIK TEMELİNDE BİR YAKLAŞIM GÖSTERMESİN''

İMRALI ADASI (A.A)- Terör örgütü elebaşı sanık Abdullah Öcalan, sözde ''sürgünde Kürt Parlamentosu''ndan, Türkiye ile düşmanlık temelinde bir yaklaşım göstermemesini istedi. Sanık Öcalan, İtalya ve Moskova'da kendisine insanca yaklaşılmadığını ifade ederek, Türkiye'de ise insanların kendisine saygılı olduğunu, avukatlarına ve kendisine bir baskı yapılmadığını söyledi.
Duruşmanın öğleden önceki oturumunda, müdahil avukatları, Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay aracılığıyla Sanık Abdullah Öcalan'a sorular yönelttiler.
Müdahil avukatların Sanık Öcalan'a yönelttiği sorular ve yanıtları şöyle:
Soru: Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan'da temsilcilikleriniz var mı?
Öcalan: Özbekistan'da pek güçlü değil. Ancak Kazakistan ve Azerbaycan'daki temsilciliklerimiz güçlüdür. Oradaki halkla kaynaşmışlar. Moskova'daki temsilciliğimiz, buralara para desteğinde bulunuyor.
Soru: Refah Partisi Mazlum-Der aracılığıyla PKK'yla ilişki kurdu mu?
Öcalan: Bizimle girişimde bulunmak istedi. Ancak, kimse bana ulaşamadı. Bazı alt düzeyde ilişkiler olabilir.

-''BEN ÖLSEM DE KALSAM DA TÜRKİYE'DE OLACAĞIM''-

Soru: Barışa katkıda bulunmak istiyorsan, mesajını kalıcı kılmak istiyorsan, sözde sürgünde Kürt Parlamentosu'na bir mesajın olacak mı?
Öcalan: Bu konu çok önemlidir. Sorduğunuz için teşekkür ediyorum. Bu parlamento, ulusal kongre adı altında bütün Kürtleri bağrında toplamak isteyen bir kuruluşa dönüşmüş. Beni de onursal başkanları seçmişler. Türkiye ile demokratik cumhuriyet ile kalıcı bir barış ve kardeşlik ortamı istiyoruz. Türkiye ile düşmanlık temelinde bir yaklaşım göstermesinler. Dostlukla yaklaşsınlar. Kürtlerin geleceğinin Türkiye'de olduğunu bilsinler. Benim annem de Türkmendir, Türkçe konuşur. Bu konuda yoğun bir çaba içindeyim.
Soru: Sanık, sorgusunda kendisine işkence yapılmadığını, herhangi kötü bir söz söylenmediğini ifade etti. Bazı Alman parlamenterler bunun tersini söylüyorlar. Bu doğru mu?
Öcalan: Bu yaygın bir yaklaşımdır. Ben Avrupa'ya gittim. İtalya'da, Moskova'da bana insanca yaklaşılmadı. Ben tercihimi Türkiye lehinde kullandım. Ben ölsem de kalsam da Türkiye'de olacağım. Ben desteği Türkiye'de gördüm. Ne bana, ne de avukatlarıma baskı yapılmadı. Türkiye'de insanlar bana saygıyla yaklaştı. Özellikle de sorgulanmam sırasında, bu devlet yaklaşımıdır. Ben de saygılı olacağım.

-ALMANYA-

Soru: Alman Şark Enstitüsü Başkanı Udo Steinbach ile görüştünüz mü?
Öcalan: Almanya sanıyorum, PKK konusunda ayrı, benim hakkımda ayrı düşünüyor. Benimle ilgili düşünceleri dışlama temelindedir. Bu kişiyle 3 yıl önce görüştüm. Genelde görüşmede Ortadoğu konusu gündeme geldi. Sonuç benim açımdan dışlanma biçiminde olmuştur. Almanya'nın kendine göre bir konsepti vardır. Ben tercihimi Türkiye lehinde yaptıysam, bunun çok yoğun bir temeli vardır. Benim 1996'dan beri yazışmalarım oldu. Bütünleşmeye ilişkin işaretlerim vardır. Bu görüşe varmakta geç kaldık. İyi niyetle olduğumuz konusunda kimsenin kuşkusu olmasın.
Soru: Brigitte Böhler kendisinin ve örgütün avukatı mıdır?
Öcalan: Böyle bir isim duydum. Roma'da iken yanıma gelmişti. Ona şunu söyledim: Ben gökten Hazreti İsa olarak insem, siz Avrupalılar merhaba bile diyemezsiniz. Bu kişi benim avkatım ve temsilcim değildir.
Soru: Yalçın Küçük operasyonlar yapılacağı konus